Sure Ayet

İsrâ Suresi



İsrâ Suresi 111 ayettir. Nüzulü Mekke'de olup 50. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 281 sayfa numarasında yer almaktadır.
Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
 

 
 
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 
 
1 - Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah sübhandır (münezzehtir-yücedir). O Semi'dir (herşeyi işitendir), Basir'dir (hakkıyle görendir). (17-İsrâ 1)

 
 
2 - Biz Musa'ya Kitab verdik ve "Ben'den başkasını Vekil edinmeyin" diyerek onu İsrailoğulları için (hidayete) rehber-kılavuz kıldık. (17-İsrâ 2)

 
 
3 - (Ey) Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın nesli-kuşağı. O (sabırlı elçimiz), çok şükreden bir kuldu. (17-İsrâ 3)

 
 
4 - Biz Kitap'ta İsrailoğullarına "Sizler yeryüzünde iki defa fesat (bozgunculuk) çıkaracaksınız ve (azgın bir) kibirle kabarıp-yükseleceksiniz" diye bildirdik. (17-İsrâ 4)

 
 
5 - O ikiden ilkinin vadesi geldiği zaman oldukça zorlu-güçlü kullarımızı üzerinize salıp-gönderdik de (sizi memleketin her köşesinde) evlerin aralarına kadar arayıp-araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir vaad idi. (17-İsrâ 5)

 
 
6 - Sonra onlara karşı size tekrar 'üstünlük ve devlet' verdik, size mallar ve çocuklarla yardım ederek cemiyetinizi (topluluğunuzu, sayıca) çoğalttık. (17-İsrâ 6)

 
 
7 - Eğer ihsan (iyilik) ederseniz kendi nefsinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da kendinizedir. Sonunda diğerinin vadesi geldiği zaman (üzerinize gönderdiklerimiz) yüzlerinizi karartıp-kötüleştirsinler, birincisinde ona girdikleri gibi mescide girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler. (17-İsrâ 7)

 
 
8 - (Tevbe ederseniz) umulur ki Rabbiniz size merhamet eder fakat (fesada) dönerseniz, Biz de (sizi cezalandırmaya) döneriz. Biz cehennemi kafirler için bir zindan kıldık. (17-İsrâ 8)

 
 
9 - Şüphe yok ki bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere onlar için gerçekten büyük bir ecir-mükafat olduğunu müjdeler. (17-İsrâ 9)

 
 
10 - Ahirete inanmayanlara da elim-acıklı bir azab hazırlamışızdır. (17-İsrâ 10)

 
 
11 - İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de (kötülüğe de) dua etmektedir. İnsan pek acelecidir. (17-İsrâ 11)

 
 
12 - Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin ayetini silip, gündüzün ayetini aydınlık kıldık. Biz (size gerekli) her şeyi ayrıntılı biçimde açıkladık. (17-İsrâ 12)

 
 
13 - Biz, her insanın kuşunu (amelini ve nasibini) kendi boynuna doladık. Kıyamet gününde onun için açılmış bulacağı bir kitabı önüne çıkarırız. (17-İsrâ 13)

 
 
14 - Kendi kitabını oku. Bugün hesap görücü olarak nefsin sana yeter. (17-İsrâ 14)

 
 
15 - Kim hidayete (doğru yola) ererse, kendi nefsi için hidayete erer. Kim de (doğruluktan) saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz bir resul (uyarıp-korkutucu elçi) gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azab edecek değiliz. (17-İsrâ 15)

 
 
16 - Biz bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' (hak ve adaleti) emrederiz fakat onlar onda (emirlerimizde ve o ülkede) fasıklık yaparlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz. (17-İsrâ 16)

 
 
17 - Biz Nuh'tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarına, Habir (haber alıcı) ve Basir (görücü) olarak Rabbin yeter. (17-İsrâ 17)

 
 
18 - Kim çarçabuk gelip-geçeni (dünyayı) isterse, (müstehak görüp) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada çarçabuk veririz. Sonra da ona cehennemi (yurt) kılarız, kınanmış ve (rahmetten) kovulmuş olarak oraya girer. (17-İsrâ 18)

 
 
19 - Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak kendine yaraşır çaba göstererek ona (ahirete) çalışırsa, işte böylelerinin çabası (Allah katında) makbul ve meşkurdur (şükre-teşekküre değerdir). (17-İsrâ 19)

 
 
20 - (Dünyayı veya ahireti isteyenlerin) hepsine, onlara da bunlara da Rabbinin (dünyadaki) ihsanından veririz. Rabbinin (dünyevi) ihsanı, (sadece ahireti de istese) hiç kimseye kısıtlanmış-engellenmiş değildir. (17-İsrâ 20)

 
 
21 - Onlardan bir kısmını, bir kısmına (ahireti isteyenlere dünyayı da vererek) nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Elbetteki ahiret dereceler bakımından daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür. (17-İsrâ 21)

 
 
22 - Allah ile beraber başka ilah edinme yoksa kınanmış ve kendi başına (yalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun. (17-İsrâ 22)

 
 
23 - Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmanızı emretti. (Ey mü'min) şayet onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara (hiçbir durumda) "Öf" bile deme ve onları azarlama, onlara güzel söz söyle. (17-İsrâ 23)

 
 
24 - Onları esirgeyip-merhamet ederek (üzerlerine alçakgönüllülük) tevazu kanadını ger ve de ki "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl (esirgeyip-merhamet ederek) bakıp-terbiye ettilerse, Sen de onları esirgeyip-merhamet et." (17-İsrâ 24)

 
 
25 - Rabbiniz, sizin içinizdekileri çok iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da (Kendisine) yönelip-dönenler için Gafur'dur (çok bağışlayandır). (17-İsrâ 25)

 
 
26 - Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. (Fakat) israf ederek saçıp-savurma. (17-İsrâ 26)

 
 
27 - Çünkü (Rabbinin nimetini hükme göre kullanmayıp) saçıp-savuranlar, (bu konuda) şeytanın kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. (17-İsrâ 27)

 
 
28 - Eğer Rabbinden umup-beklediğin bir rahmet için (israftan kaçınıyor), onlara (aşırı istekleriyle seni israfa sürükleyenlere) yüzçevirmek zorunda kalıyorsan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle. (17-İsrâ 28)

 
 
29 - Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Yoksa kınanır ve (israf ettiklerinin) hasreti-pişmanlığı içinde kalırsın. (17-İsrâ 29)

 
 
30 - Rabbin dilediğine rızkı bol verip-genişletir, (dilediğine de) kısar. Gerçekten O Habir'dir (her şeyden haberdar olandır), Basir'dir (hakkıyle görendir). (17-İsrâ 30)

 
 
31 - Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da, sizlere de Biz rızık veririz. Onları öldürmek büyük bir suçtur-günahtır. (17-İsrâ 31)

 
 
32 - Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o 'çirkin bir hayasızlık', (kendisi ve akibeti) kötü bir yoldur. (17-İsrâ 32)

 
 
33 - Haklı bir neden olmaksızın Allah'ın haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim mazlum olarak (zulmen) öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir. Artık o da öldürmede aşırı gitmesin. Zaten ona (kısas yetkisiyle) yardım edilmiştir. (17-İsrâ 33)

 
 
34 - Rüşdüne (erginlik çağına) erişinceye kadar -en güzel bir tarzda olmadıkça- yetimin malına yaklaşmayın. Ahdi (verdiğiniz sözü) yerine getirin. Çünkü ahid bir sorumluluktur. (17-İsrâ 34)

 
 
35 - Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın. Bu daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir. (17-İsrâ 35)

 
 
36 - Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (17-İsrâ 36)

 
 
37 - Yeryüzünde kibirli bir azametle (böbürlenerek) yürüme. Çünkü sen (derinlik olarak) ne yeri yarabilirsin, ne de boyca (yükseklik olarak) dağlara erişebilirsin. (17-İsrâ 37)

 
 
38 - Kötü olan bütün bunlar, Rabbın katında sevilmeyen şeylerdir. (17-İsrâ 38)

 
 
39 - İşte bunlar Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Rabbin ile beraber başka ilah edinme yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın. (17-İsrâ 39)

 
 
40 - (Ey müşrikler) Rabbiniz size erkekleri seçti de, (Kendine) meleklerden dişiler mi edindi? Gerçekten siz büyük bir söz söylemektesiniz. (17-İsrâ 40)

 
 
41 - Andolsun ki Biz bu Kur'an'da hatırlayıp-öğüt alsınlar diye çeşitli açıklamalar yaptık. Fakat bu onların 'nefretle uzaklaşmalarından' başka bir şeyi arttırmıyor. (17-İsrâ 41)

 
 
42 - De ki "Eğer söyledikleri gibi O'nunla beraber (başka) ilahlar olsaydı, onlar arşın Sahibine mutlaka bir yol ararlardı." (17-İsrâ 42)

 
 
43 - O, onların dediklerinden (tamamiyle) münezzehtir, büyük ve 'çok ulu bir yükseklikle yücedir'. (17-İsrâ 43)

 
 
44 - Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih etmektedir. O'nu hamd ile (şükür dolu övgüyle) tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O Halim'dir (rahmetiyle yumuşak davranandır), Gafur'dur (çok bağışlayandır). (17-İsrâ 44)

 
 
45 - Kur'an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasına gizli-görünmez bir perde çekeriz. (17-İsrâ 45)

 
 
46 - Ve (küfrettikleri için) onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen örtüler (kabuklar), kulaklarına da ağırlık koyarız. Sen Kur'an'da Rabbini Bir ve tek (ilah olarak zikrettiğin) andığın zaman (onlar nefretle ve ortaklarının gazabından) ürkerek arkalarına dönüp kaçarlar. (17-İsrâ 46)

 
 
47 - Biz onların seni dinlediklerinde ne maksatla-neyi dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o zalimlerin "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz. (17-İsrâ 47)

 
 
48 - Senin için (suizanla) nasıl misaller verdiklerine bir bak. Bu yüzden dalalete (sapıklığa) düştüler. Artık hak yolu bulmaya güçleri yetmez. (17-İsrâ 48)

 
 
49 - Dediler ki "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" (17-İsrâ 49)

 
 
50 - De ki "İster taş olun, ister demir" (17-İsrâ 50)

 
 
51 - Ya da göğüslerinizde (zanni hayallerinizde) büyüttüğünüz bir yaratık (olun, elbet diriltileceksiniz). Diyecekler ki "Bizi kim yeniden diriltecek?" De ki "Sizi ilk defa yaratan (diriltecek)." Onlar yine alaycı bir şekilde sana başlarını sallayacaklar ve "Ne zamanmış o?" diyeceklerdir. De ki "Yakın olsa gerek." (17-İsrâ 51)

 
 
52 - (Çünkü) sizi çağıracağı gün, O'na hamdederek icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız. (17-İsrâ 52)

 
 
53 - Kullarıma söyle, (birbirlerine) sözün en güzel olanını-en güzel tarzda söylesinler. Çünkü şeytan (sözden veya üsluptan hareketle) aralarını açıp-bozar. Şeytan, insanın apaçık bir düşmanıdır. (17-İsrâ 53)

 
 
54 - Rabbiniz sizi çok daha iyi bilir. (Günah işlediğinizde) dilerse size merhamet eder, dilerse sizi azablandırır. Biz seni onların üzerine (onlardan sorumlu) bir vekil olarak göndermedik. (17-İsrâ 54)

 
 
55 - Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Andolsun ki Biz peygamberlerin bir kısmını, bir kısmına (derecelerle) üstün kıldık ve Davud'a da Zebur'u verdik. (17-İsrâ 55)

 
 
56 - De ki "O'nun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi çağırın. Onlar sizden ne zararı-sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de değiştirebilirler. (17-İsrâ 56)

 
 
57 - Onların yalvardıkları (Allah'a eş koştukları salih kullarımız da) Rablerine daha yakın olmak için (hak) vesile ararlar. O'nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı korkunçtur. (17-İsrâ 57)

 
 
58 - Hiçbir ülke yoktur ki kıyamet gününden önce Biz onu helak etmeyelim yahut şiddetli bir azab ile azablandırmayalım. Bu o Kitap'ta (Levh-i Mahfuzda) yazılıdır. (17-İsrâ 58)

 
 
59 - Bizi ayetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud'a dişi deveyi görünür-apaçık (bir mucize) olarak gönderdik fakat onlar bununla (boğazladıkları bu dişi deveyle) zulmetmiş oldular. Oysa Biz ayetleri (mucizeleri) ancak korkutmak için göndeririz. (17-İsrâ 59)

 
 
60 - Hani Biz sana "Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre-kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı (görüntüleri) insanlar için bir fitne (imtihan) kıldık, Kur'an'da lanetlenmiş ağacı da. Biz onları korkutmaktayız. Fakat (bu) onlarda büyük bir azgınlığı arttırmaktan başka bir işe yaramıyor. (17-İsrâ 60)

 
 
61 - Hani meleklere "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki "Çamurdan yarattığın kimseye ben secde eder miyim?" (17-İsrâ 61)

 
 
62 - Demişti ki "Şu benden üstün kıldığına bir bak. Andolsun ki eğer bana kıyamet gününe kadar mühlet (zamanda genişlik) verirsen, pek azı dışında onun soyunu kendime bağlı kılacağım." (17-İsrâ 62)

 
 
63 - (Allah) buyurdu ki "(Mühlet verilmiştir haydi amacına) git, onlardan kim sana uyarsa hepinizin cezası cehennemdir. Eksiksiz bir ceza." (17-İsrâ 63)

 
 
64 - Onlardan güç yetirdiklerini sesinle yerinden oynat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara vaadlerde bulun. Şeytan (ki sen artık (o) şeytansın) aldatmadan başka ne vaadde bulunabilir ki? (17-İsrâ 64)

 
 
65 - Benim kullarım üzerinde senin hiçbir sultanın-nüfuzun (yaptırım gücün) yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter. (17-İsrâ 65)

 
 
66 - Sizin Rabbiniz, fazlından (lutuf ve ihsanından) aramanız için denizde gemileri sizin için yürütendir. Doğrusu O sizin için Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (17-İsrâ 66)

 
 
67 - Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman O'nun dışında çağırıp-yalvardıklarınız kaybolur-gider. Fakat sizi karaya (çıkarıp) kurtarınca (yine) yüz çevirirsiniz. İnsan pek nankördür. (17-İsrâ 67)

 
 
68 - Kara tarafında sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden (suya değil toprağa batırmayacağından) veya üzerinize taş yağdıranı (kuşları) göndermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil de bulamazsınız. (17-İsrâ 68)

 
 
69 - Veya sizi bir kere daha ona (denize) gönderip, üzerinize kırıp geçiren bir fırtına-kasırga yollayarak nankörlük etmeniz nedeniyle sizi batırmayacağından emin misiniz? Sonra Bize karşı onun intikamını alacak (arayıp-hesap soracak kimseyi de) bulamazsınız. (17-İsrâ 69)

 
 
70 - Andolsun ki Biz ademoğlunu mükerrem (şan ve şeref sahibi) kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık, temiz-güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir çoğundan (önemli bir şekilde) üstün kıldık. (17-İsrâ 70)

 
 
71 - Her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün artık kimin kitabı (amel defteri) sağından verilirse, onlar kitablarını okuyacaklar ve en küçük (hurma çekirdeğindeki ince iplik kadar bile) haksızlığa uğratılmayacaklar. (17-İsrâ 71)

 
 
72 - Kim bunda (dünyada) kör ise o kimse ahirette de kördür ve yol bakımından daha şaşkın-daha sapıktır. (17-İsrâ 72)

 
 
73 - Onlar neredeyse sana vahyettiğimizden başkasını Bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşürecekler ve o zaman da seni dost edineceklerdi. (17-İsrâ 73)

 
 
74 - Eğer Biz seni (sebat verip) sağlamlaştırmasaydık, andolsun sen onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin. (17-İsrâ 74)

 
 
75 - Bu durumda Biz sana hayatın da kat kat, ölümün de kat kat (acısını) taddırırdık. Sonra Bize karşı bir yardımcı bulamazdın. (17-İsrâ 75)

 
 
76 - Yakında seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için neredeyse zorlayıp-tedirgin edecekler. Bu durumda kendileri de senden sonra pek az kalacaklardır. (17-İsrâ 76)

 
 
77 - (Bu) senden önce gönderdiğimiz resuller hakkındaki sünnetimizdir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın. (17-İsrâ 77)

 
 
78 - Güneşin (öğlen üzeri batıya) kaymasından gecenin kararmasına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Fecir vakti (sabah namazı) Kur'an'ını da (biraz uzun tut) çünkü fecir vakti Kur'an'ı (çok) şahidlidir. (17-İsrâ 78)

 
 
79 - Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Olur ki (sen de umabilirsin ki) Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a (övülmüş makama) ulaştırır. (17-İsrâ 79)

 
 
80 - Ve de ki "Rabbim, beni (gidip-gireceğim yere) sıdk-doğruluk girdirilişiyle girdir ve (çıkarılacağım yerden) sıdk-doğruluk çıkarılışıyla çıkar ve katından bana yardım edici bir sultan (güç ve imkan) ver." (17-İsrâ 80)

 
 
81 - De ki "Hak geldi, batıl yok oldu. Zaten batıl (sonuçta) yok olmaya mahkumdur" (17-İsrâ 81)

 
 
82 - Kur'an'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indirmekteyiz. Zalimlerin ise yalnızca hüsranını (kaybını ve ziyanını) artırır. (17-İsrâ 82)

 
 
83 - İnsana bir nimet verdiğimizde (nimeti kendinden bilip, Bize) sırt çevirir ve yan çizer. Ona bir şer-kötülük dokunduğu zaman da (Bizden bilip, rahmetimizden) umudsuzluğa kapılır. (17-İsrâ 83)

 
 
84 - De ki "Herkes kendi şakilesine (yoluna ve mizacına) göre davranır. Şu halde kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin daha iyi bilir." (17-İsrâ 84)

 
 
85 - Sana ruhtan sorarlar. De ki "Ruh Rabbimin emrindendir (işindendir), size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (17-İsrâ 85)

 
 
86 - Andolsun ki dilersek sana vahyettiklerimizi gideriveririz. Sonra Bize karşı bir vekil de bulamazsın. (17-İsrâ 86)

 
 
87 - Ancak Rabbından bir rahmet (ile onu sana okuyup-açıklıyoruz). O'nun senin üzerindeki fazlı (lutfu) çok büyüktür. (17-İsrâ 87)

 
 
88 - De ki "Andolsun bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya getirmek üzere insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar onun bir benzerini ortaya getiremezler." (17-İsrâ 88)

 
 
89 - Andolsun ki Biz bu Kur'an'da insanlar için (verdiğimiz) her misalle çeşitli açıklamalarda bulunduk. Yine de insanların çoğu inkarda ayak direttiler. (17-İsrâ 89)

 
 
90 - Dediler ki "Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayacağız." (17-İsrâ 90)

 
 
91 - Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olsun da aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın. (17-İsrâ 91)

 
 
92 - Veya iddia ettiğin gibi göğü üstümüze parça parça düşürmeli, ya da (kendine şahid olarak) Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin. (17-İsrâ 92)

 
 
93 - Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. (Gökten) bizim okuyabileceğimiz bir Kitab indirinceye kadar senin (göğe) yükselişine de inanmayız. De ki "Sübhanallah (Rabbimi tenzih edip-yüceltirim). Ben resul (elçi) olan bir beşerden başkası mıyım?" (17-İsrâ 93)

 
 
94 - Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan alıkoyan şey (onların) "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demeleridir. (17-İsrâ 94)

 
 
95 - De ki "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş (yere bağlı kılınmış) yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik." (17-İsrâ 95)

 
 
96 - De ki "Benimle (sizin) aranızda şahid olarak Allah yeter. O Habir'dir (her şeyden haberdar olandır), Basir'dir (hakkıyle görendir)." (17-İsrâ 96)

 
 
97 - Allah kimi hidayete (doğru yola) ulaştırırsa işte o hidayet bulmuştur, kimi de saptırırsa onlar için O'nun dışında veliler bulamazsın. Kıyamet günü Biz onları körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir ki ateş (alevi azalıp) sükun buldukça, çılgın alevini arttırırız. (17-İsrâ 97)

 
 
98 - Bu onların cezasıdır. Çünkü onlar ayetlerimizi inkar etmişler ve "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demişlerdir. (17-İsrâ 98)

 
 
99 - Görmezler mi ki gökleri ve yeri yaratmış olan Allah, onların benzerlerini de yaratmaya kadirdir (güç yetirendir). Onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler yine de inkarda ayak direttiler. (17-İsrâ 99)

 
 
100 - De ki "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine malik (sahip) olsaydınız, harcanır-biter korkusuyla (yine elinizde) tutardınız." İnsan pek cimridir. (17-İsrâ 100)

 
 
101 - Andolsun ki Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik. İsrailoğullarına sor, (Musa) onlara geldiği zaman Firavun ona "Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti. (17-İsrâ 101)

 
 
102 - O da "Andolsun ki bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini (artık) sen de bilmişsin. (Bunu bilerek küfredince) ben de seni yıkılmış-mahvolmuş sanıyorum" demişti. (17-İsrâ 102)

 
 
103 - (Firavun) onları (Musa ve Harun'u) o yerden sürüp-çıkarmak istedi, Biz de onu ve beraberindekileri hep-birlikte boğuverdik. (17-İsrâ 103)

 
 
104 - Onun ardından İsrailoğullarına "O toprakta oturun, ahiret vaadi geldiğinde hepinizi bir araya getireceğiz" dedik. (17-İsrâ 104)

 
 
105 - Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak olarak indi. Seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. (17-İsrâ 105)

 
 
106 - Onu (bölünmez, bütün bir) Kur'an olarak insanlara dura dura okuman için (surelere, ayetlere) ayırdık ve onu tedricen (peyderpey) indirdik. (17-İsrâ 106)

 
 
107 - De ki "Ona (ister) inanın, (ister) inanmayın. Bundan önce kendilerine ilim verilenlere (bu) okunduğu zaman çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler." (17-İsrâ 107)

 
 
108 - Ve derler ki "Rabbimiz sübhandır (münezzehdir-yücedir). Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşir." (17-İsrâ 108)

 
 
109 - Çeneleri üstüne kapanıp ağlarlar ve (Kur'an) onların huşularını (saygı dolu korkularını) arttırır. (17-İsrâ 109)

 
 
110 - De ki "(O'nu ister) Allah diye çağırın, (ister) Rahman diye çağırın, ne ile çağırırsanız (çağırın) en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, onda (sesini) çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse. (17-İsrâ 110)

 
 
111 - Ve de ki "Hamd (şükür dolu övgü) çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve acizlik-düşkünlük nedeniyle yardımcısı olmayan Allah'a aittir." O'nu (gücün nisbetince yücelt) tekbir edebildikçe tekbir et. (17-İsrâ 111)


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
 
 

سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ - 1
 
 

وَاٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَلَّا تَتَّخِذُوا مِنْ دُون۪ي وَك۪يلاًۜ - 2
 
 

ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۜ اِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً - 3
 
 

وَقَضَيْنَٓا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْـلُنَّ عُـلُواًّ كَب۪يراً - 4
 
 

فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَاداً لَنَٓا اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِۜ وَكَانَ وَعْداً مَفْعُولاً - 5
 
 

ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَف۪يراً - 6
 
 

اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يراً - 7
 
 

عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْۚ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَاۢ وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً - 8
 
 

اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً كَب۪يراًۙ - 9
 
 

وَاَنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً۟ - 10
 
 

وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً - 11
 
 

وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ فَمَحَوْنَٓا اٰيَةَ الَّيْلِ وَجَعَلْـنَٓا اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْص۪يلاً - 12
 
 

وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَاباً يَلْقٰيهُ مَنْشُوراً - 13
 
 

اِقْرَأْ كِتَابَكَۜ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَس۪يباًۜ - 14
 
 

مَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَمَا كُنَّا مُعَذِّب۪ينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً - 15
 
 

وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَف۪يهَا فَفَسَقُوا ف۪يهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْم۪يراً - 16
 
 

وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً - 17
 
 

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ ف۪يهَا مَا نَشَٓاءُ لِمَنْ نُر۪يدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَۚ يَصْلٰيهَا مَذْمُوماً مَدْحُوراً - 18
 
 

وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً - 19
 
 

كُلاًّ نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَٓاءِ رَبِّكَۜ وَمَا كَانَ عَطَٓاءُ رَبِّكَ مَحْظُوراً - 20
 
 

اُنْظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلاً - 21
 
 

لَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُوماً مَخْذُولاً۟ - 22
 
 

وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يماً - 23
 
 

وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يراًۜ - 24
 
 

رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ي نُفُوسِكُمْۜ اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً - 25
 
 

وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذ۪يراً - 26
 
 

اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً - 27
 
 

وَاِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَٓاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُلْ لَهُمْ قَوْلاً مَيْسُوراً - 28
 
 

وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً - 29
 
 

اِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً۟ - 30
 
 

وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَاِيَّاكُمْۜ اِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـٔاً كَب۪يراً - 31
 
 

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً - 32
 
 

وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُوماً فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّه۪ سُلْطَاناً فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِۜ اِنَّهُ كَانَ مَنْصُوراً - 33
 
 

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَت۪يمِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لاً - 34
 
 

وَاَوْفُوا الْكَيْلَ اِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلاً - 35
 
 

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤٰادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُ۫لاً - 36
 
 

وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحاًۚ اِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْاَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولاً - 37
 
 

كُلُّ ذٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُ عِنْدَ رَبِّكَ مَكْرُوهاً - 38
 
 

ذٰلِكَ مِمَّٓا اَوْحٰٓى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِۜ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتُلْقٰى ف۪ي جَهَنَّمَ مَلُوماً مَدْحُوراً - 39
 
 

اَفَاَصْفٰيكُمْ رَبُّكُمْ بِالْبَن۪ينَ وَاتَّخَذَ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ اِنَاثاًۜ اِنَّكُمْ لَتَقُولُونَ قَوْلاً عَظ۪يماً۟ - 40
 
 

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ لِيَذَّكَّرُواۜ وَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا نُفُوراً - 41
 
 

قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُٓ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ اِذاً لَابْتَغَوْا اِلٰى ذِي الْعَرْشِ سَب۪يلاً - 42
 
 

سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُواًّ كَب۪يراً - 43
 
 

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْب۪يحَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً - 44
 
 

وَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ حِجَاباً مَسْتُوراًۙ - 45
 
 

وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ وَاِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِي الْقُرْاٰنِ وَحْدَهُ وَلَّوْا عَلٰٓى اَدْبَارِهِمْ نُفُوراً - 46
 
 

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِه۪ٓ اِذْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ وَاِذْ هُمْ نَجْوٰٓى اِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلاً مَسْحُوراً - 47
 
 

اُنْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْاَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ سَب۪يلاً - 48
 
 

وَقَالُٓوا ءَاِذَا كُنَّا عِظَاماً وَرُفَاتاً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقاً جَد۪يداً - 49
 
 

قُلْ كُونُوا حِجَارَةً اَوْ حَد۪يداًۙ - 50
 
 

اَوْ خَلْقاً مِمَّا يَكْبُرُ ف۪ي صُدُورِكُمْۚ فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُع۪يدُنَاۜ قُلِ الَّذ۪ي فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۚ فَسَيُنْغِضُونَ اِلَيْكَ رُؤُ۫سَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتٰى هُوَۜ قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَر۪يباً - 51
 
 

يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَج۪يبُونَ بِحَمْدِه۪ وَتَظُنُّونَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلاً۟ - 52
 
 

وَقُلْ لِعِبَاد۪ي يَقُولُوا الَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُواًّ مُب۪يناً - 53
 
 

رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِكُمْۜ اِنْ يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ اَوْ اِنْ يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْۜ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَك۪يلاً - 54
 
 

وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِمَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيّ۪نَ عَلٰى بَعْضٍ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُوراً - 55
 
 

قُلِ ادْعُوا الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِه۪ فَلَا يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنْكُمْ وَلَا تَحْو۪يلاً - 56
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلٰى رَبِّهِمُ الْوَس۪يلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۜ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُوراً - 57
 
 

وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَاباً شَد۪يداًۜ كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً - 58
 
 

وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْو۪يفاً - 59
 
 

وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ وَنُخَوِّفُهُمْۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟ - 60
 
 

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ قَالَ ءَاَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ ط۪يناًۚ - 61
 
 

قَالَ اَرَاَيْتَكَ هٰذَا الَّذ۪ي كَرَّمْتَ عَلَيَّۘ لَئِنْ اَخَّرْتَنِ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَاَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُٓ اِلَّا قَل۪يلاً - 62
 
 

قَالَ اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَاِنَّ جَهَنَّمَ جَزَٓاؤُ۬كُمْ جَزَٓاءً مَوْفُوراً - 63
 
 

وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ وَعِدْهُمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً - 64
 
 

اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ وَك۪يلاً - 65
 
 

رَبُّكُمُ الَّذ۪ي يُزْج۪ي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً - 66
 
 

وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلَّٓا اِيَّاهُۚ فَلَمَّا نَجّٰيكُمْ اِلَى الْبَرِّ اَعْرَضْتُمْۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ كَفُوراً - 67
 
 

اَفَاَمِنْتُمْ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ الْبَرِّ اَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباً ثُمَّ لَا تَجِدُوا لَكُمْ وَك۪يلاًۙ - 68
 
 

اَمْ اَمِنْتُمْ اَنْ يُع۪يدَكُمْ ف۪يهِ تَارَةً اُخْرٰى فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفاً مِنَ الرّ۪يحِ فَيُغْرِقَكُمْ بِمَا كَفَرْتُمْۙ ثُمَّ لَا تَجِدُوا لَكُمْ عَلَيْنَا بِه۪ تَب۪يعاً - 69
 
 

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَن۪ٓي اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَث۪يرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْض۪يلاً۟ - 70
 
 

يَوْمَ نَدْعُوا كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْۚ فَمَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلاً - 71
 
 

وَمَنْ كَانَ ف۪ي هٰذِه۪ٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَب۪يلاً - 72
 
 

وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُۗ وَاِذاً لَاتَّخَذُوكَ خَل۪يلاً - 73
 
 

وَلَوْلَٓا اَنْ ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدْتَ تَرْكَنُ اِلَيْهِمْ شَيْـٔاً قَل۪يلاًۗ - 74
 
 

اِذاً لَاَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيٰوةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَص۪يراً - 75
 
 

وَاِنْ كَادُوا لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الْاَرْضِ لِيُخْرِجُوكَ مِنْهَا وَاِذاً لَا يَلْبَثُونَ خِلَافَكَ اِلَّا قَل۪يلاً - 76
 
 

سُنَّةَ مَنْ قَدْ اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنْ رُسُلِنَا وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْو۪يلاً۟ - 77
 
 

اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِۜ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُوداً - 78
 
 

وَمِنَ الَّيْلِ فَـتَهَجَّدْ بِه۪ نَافِلَةً لَكَۗ عَسٰٓى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَاماً مَحْمُوداً - 79
 
 

وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَاناً نَص۪يراً - 80
 
 

وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً - 81
 
 

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَاراً - 82
 
 

وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ كَانَ يَؤُ۫ساً - 83
 
 

قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪ۜ فَرَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ اَهْدٰى سَب۪يلاً۟ - 84
 
 

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۜ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلاً - 85
 
 

وَلَئِنْ شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِه۪ عَلَيْنَا وَك۪يلاًۙ - 86
 
 

اِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّ فَضْلَهُ كَانَ عَلَيْكَ كَب۪يراً - 87
 
 

قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰٓى اَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِه۪ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَه۪يراً - 88
 
 

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍۘ فَاَبٰٓى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُوراً - 89
 
 

وَقَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الْاَرْضِ يَنْبُوعاًۙ - 90
 
 

اَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِنْ نَخ۪يلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الْاَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْج۪يراًۙ - 91
 
 

اَوْ تُسْقِطَ السَّمَٓاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفاً اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَب۪يلاًۙ - 92
 
 

اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِۜ وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَاباً نَقْرَؤُ۬هُۜ قُلْ سُبْحَانَ رَبّ۪ي هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَراً رَسُولاً۟ - 93
 
 

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَبَعَثَ اللّٰهُ بَشَراً رَسُولاً - 94
 
 

قُلْ لَوْ كَانَ فِي الْاَرْضِ مَلٰٓئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنّ۪ينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَلَكاً رَسُولاً - 95
 
 

قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداً بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً - 96
 
 

وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِه۪ۜ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ عُمْياً وَبُكْماً وَصُماًّۜ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَع۪يراً - 97
 
 

ذٰلِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ بِاَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا وَقَالُٓوا ءَاِذَا كُنَّا عِظَاماً وَرُفَاتاً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقاً جَد۪يداً - 98
 
 

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ قَادِرٌ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ اَجَلاً لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ فَاَبَى الظَّالِمُونَ اِلَّا كُفُوراً - 99
 
 

قُلْ لَوْ اَنْتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَٓائِنَ رَحْمَةِ رَبّ۪ٓي اِذاً لَاَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ الْاِنْفَاقِۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ قَتُوراً۟ - 100
 
 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسٰى تِسْعَ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَسْـَٔلْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اِذْ جَٓاءَهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ اِنّ۪ي لَاَظُنُّكَ يَا مُوسٰى مَسْحُوراً - 101
 
 

قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَٓا اَنْزَلَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ بَصَٓائِرَۚ وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّكَ يَا فِرْعَوْنُ مَثْبُوراً - 102
 
 

فَاَرَادَ اَنْ يَسْتَفِزَّهُمْ مِنَ الْاَرْضِ فَاَغْرَقْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ جَم۪يعاًۙ - 103
 
 

وَقُلْنَا مِنْ بَعْدِه۪ لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اسْكُنُوا الْاَرْضَ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَف۪يفاًۜ - 104
 
 

وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۢ - 105
 
 

وَقُرْاٰناً فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَاَهُ۫ عَلَى النَّاسِ عَلٰى مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنْز۪يلاً - 106
 
 

قُلْ اٰمِنُوا بِه۪ٓ اَوْ لَا تُؤْمِنُواۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِه۪ٓ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّداًۙ - 107
 
 

وَيَقُولُونَ سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنْ كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولاً - 108
 
 

وَيَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَز۪يدُهُمْ خُشُوعاً - 109
 
 

قُلِ ادْعُوا اللّٰهَ اَوِ ادْعُوا الرَّحْمٰنَۜ اَياًّ مَا تَدْعُوا فَلَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰىۚ وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلاً - 110
 
 

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْب۪يراً - 111
 
 

Etiketler:

İnsan Dergisi

,