Kitaptan Alıntılar
Kitaplar A+ | Normal | A-

23 Mesele




23 Mesele
Sayfa Sayısı : 160 | İlk Basım Tarihi : 2017

Fatiha suresinde Allah'ı Rahman ve Rahim olarak bilen, Din gününe iman eden, yalnız O'na kulluk eden ve yalnız O'ndan yardım dileyen bu müslümanlar zaten dosdoğru bir yoldadır. Rabbimiz dosdoğru bir yolda olan bu müslümanlara "Bizi dosdoğru yola ilet" duasını tavsiye etmesinin gereği ve hikmeti ise bizlere doğru yolun ve müslümanlığın bir süreç olduğunu beyan etmesi içindir. Doğru yol ve müslümanlık, bizler için son nefesimize kadar devam edecek ve devam etmesi gereken bir süreçtir. Bu sürecin Allah'a ve ahiret gününe imanla başlayan ilk aşamasından, tağutu inkar etmekle devam eden ve alemlerin Rabbi olan Allah'ı hayatın en küçük detayında dahi birleyen noktalarına kadar uzanan ve "Ya Rabbi bilerek şirk koşmaktan Sana sığınırım, bilmediklerimi bağışla" buyuran Resulullah (s.a.v.)'in bile güç yetiremeyeceği üst aşamaları vardır.

Bizler bu sürecin içinde yaşıyor ve son nefesimize kadar tekrar edeceğimiz "Bizi dosdoğru yola ilet" duasıyla her gün yeni bir üst aşamaya gelme gayretinde bulunuyoruz. İşte bizler bu aşamaları yaşarken dikkat etmemiz gereken husus, doğru yolun ilk aşamaları yaşayan kardeşlerimizin müslümanlığını, bulunduğumuz aşamaya göre tanımlamamak ve bulunduğumuz aşamaya göre yargılamamaktır. Soruyoruz sizlere Resulullah (s.a.v.) kendi müslümanlığına göre bizim müslümanlığımızı tanımlayıp-yargılasaydı, aramızda kaç kişi ayakta kalabilirdi?

Bildikleri tevhidi gerçekliklerden hareketle herkesi yargılayabilen kardeşlerimiz, henüz bu gerçeklikleri bilmeyen ancak gelebildikleri noktadan görebildikleri İslam'ı anlayabildikleri kadar yaşayan insanların Rabbimiz nezdinde müslümanlardan olabileceği gerçekliğini gözardı etmeyeceklerdir. Çünkü İslami mükellefiyetlerimiz tebliğe muhtaç ve tebliğe muhtaç olmayan mükellefiyetler olmak üzere ikiye ayrılır. Tebliğe muhtaç mükellefiyetler konusunda henüz tebliğle karşılaşmamış veya bu tebliği henüz anlamamış kimseleri Rabbimiz o konularda mükellef tutmayacağı gibi, bizlerin de o insanları yerine getiremedikleri o mükellefiyetlere göre yargılamamamız gerekir.



[ Kitap Temini ]


Yorum yap yorum

Yorumlar [18]

Mehmed Can
24.12.2017 00:20
Selamunaleyküm
Mehmet bey meseleye ısrarla hangi küçük pencereden baktığınızı anlıyor ve sizi zorlamak istemiyorum. Allah hepimizi hakta birleştirsin
Mehmed Güneş
23.12.2017 14:45
Mehmed Can bey'e
KIYAS HAKKINDA
Kıyasa üçüncü bir ihtimali bulunmayan iki vecihden başvurulur. Bunlar, kıyasa arz edilecek mesele ya nass da vardır ya da yoktur. Eğer nass da olan bir mesele hakkında kıyas yapmak gerekir, derseniz. Bu bâtıl bir uğraş olur. Mukaddem olan nassdır, ayrıca aynı hükmü kıyas yoluyla bulmak nassa bir değer kazandırmaz.
Eğer nass da olmayan bir mesele hakkında kıyas yapmak gerekir derseniz. Bu da aynı şekilde üçüncü bir ihtimali bulunmayan iki vecih ile tezahür eder. Bunlar, kıyas yapmak istediğiniz konu ya dine ait bir hükümdür ya da değildir. Bu takdir de dinde olmayan aynı zamanda dine ait olan bir hükmü kıyas yoluyla tespit etmek isterseniz bu iddianız şu ayetlerle sakıt olmuştur. Allâh subhanehu ve teala "bugun dininizi tamamladım" buyurmuş ve "kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadım" demiştir. Dine ait olan bir hükmün dinde olmadığını iddia etmek bu ayetleri tekzip etmektir. Bunun Allah'a sığınırız. Son olarak geriye tek bir seçeneğiniz kalıyor "dine ait olmayan dolayısıyla dinde olmayan" bir hükmü kıyas yoluyla tespit etmek. Deriz ki, bu gereksiz bir eylemdir. Çünkü Allah subhanehu ve teala şöyle buyurdu: "yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattım." dolayısıyla zaten her şey asıl da mubahdır. Allah'ın haram kıldıkları dışında her şey mubah olup bizim içindir.

NÜBÜVVET HAKKINDA
Mehmed Can bey, bir kimse bir iddia bulunursa iddiasını delillendirmesi gerekir, bu sözünüz sahîhtir. Fakat kaçırmamanız gereken bir nüans var ki oda şudur, bir kimse herhangi bir meselede bir tekzip de bulunursa bu da bir iddiadır. Aynı şekilde bu iddiasını ispat etmesi gerekir. Eğer kadınlardan peygamber olabilir ya da olmayabilir denilirse ya da tevakkuf edilirse o zaman bir delil/ispatlandırma istenmez. Allah subhanehu ve teala şöyle buyurdu: "bi lisânin arabiyyin mubiin"/apaçık bir Arap lisânıyla.... (şuara 195) Dolayısıyla aramızda aksine bir karine olmadığı müddetçe arap dili hüccettir.

Bundan sonra deriz ki, Nübüvvet kelimesi "inba" (bir şeyi bildirmek) kökünden gelmektedir. Dolayısıyla, Allah’ın vuku bulacak bir şeyi meydana gelmesinden önce kendisine bildirdiği ya da herhangi bir şeyi haber vermek üzere kendisine vahiyde bulunduğu herkes nebî'dir.

Dolayısıyla sizin kadınları Nebî olmaktan istisna eden bir delil getirmeniz gerekir.
Zikrettiğim kadınlara gelen vahiy bir ilham değildir. Eğer ilham olsaydı, bir kimsenin ilhamla çocuğunu ölüme terk etmesi ancak mecnun kimselerin yapacağı ya da kabul edeceği bir şey olurdu. Kaldı ki Allah subhanehu ve teala bunlardan bazı kadınlara elçi Cebrail'i göndermiştir. Cebrail'in Peygamber olmayan bir kimseye Allah subhanehu ve teala'dan haber getirebileceğini iddia etmek, sakıt bir iddiadır. Ayrıca mucize olarak görülen (ben Kuranı Kerim'de geçmeyen mucize kelimesini kullanmıyorum) bu kadınlar hakkında gerçekleşmiştir.
Başarı Allâh'tandır.
Mehmed Can
22.12.2017 22:58
Ve aleykümselam
Mehmet bey ikazınıza binaen sözümü genişleterek “Bu gibi önemli meseleler mezhebi ve menheci görüşlerin ötesinde ayetlere göre değerlendirilmelidir” diyorum. Ayetlerden kıyası reddeden menheciliğin yeni sorunlar karşısında nasıl bir usulle, neye dayanarak karar verdiğini bilmesem de bunu şimdi tartışmak istemiyorum.

Ayetlere aykırı bir şey söylemişsem, bunu delillerle isbat etmeniz gerekir diyorsun. Oysa bizim Mehmed abiden öğrendiğimiz kendisinin yaptığı gibi öncelikle görüş sahibinin görüşlerini ayetlerle isbat etmesinin gerekli olduğudur. Musa, İsa ve İshak aleyhisselamın annelerinin Kur’an’a göre nebi olduğunu iddia ediyorsunuz. Ben yıllardır okuduğum Kur’an’da İshak aleyhisselamın annesinin nebi olduğunu değil vahiy aldığını bile görmedim. İnsan suretindeki meleklerle zahirde konuşmasını herhalde vahiy aldığına ve nebi olduğuna delildir demeyeceksiniz. Bu üç annemizin nebi olduğu iddianızı Kur’an ayetlerinin zahir anlamlarına dayandırdığınıza göre bize bu açık ayetleri hatırlatır mısınız?
Mehmed Güneş
22.12.2017 18:11
Mehmed Can bey'e
Mehmed Can bey, Zahirilik bir mezheb değil, menhecdir. Muhtasar olarak: Dinin açık olduğuna inanmak, kelimelerin konumlarıyla oynamamak, kıyasa ya da herhangi bir imamın reyine başvurmamak, dinin tamamlandığına inanmak ve zan üzerine din inşa etmemektir... Ala kulli hal, mülahazalarımızda Kuranı Kerim'e aykırı bir kelam sarf etmiş isem delil ile ispat ederseniz o takdirde iddianız müsellem olur. Aksi halde hakkı herhangi bir fırkanın teorisi gibi lanse etmenin ilmî platformda yeri yoktur.
Mehmed Can
22.12.2017 17:25
Selam
Mehmed Güneş bey

Görüyorum ki Zahiriye mezhebi bagajınız bir hayli dolu ve ağır basıyor. Halbuki bu gibi önemli meseleler mezhebi görüşlerin ötesinde ayetlere göre değerlendirilmeli görüşündeyim. Her konuda önemle ayetleri esas alan Mehmed abinin kitaplarında vahiyle ilgili yazdıklarını okumadığınızı veya anlayamadığınızı düşünüyorum. Mesela 23 Mesele kitabındaki "Vahiy Gerçeği ve Vahyi Gayri Metlüv” başlığında, Mehmed abinin yeterince açık ve anlaşılır uzun cevaplar verdiğini size hatırlatmak isterim.
Rabbimizin her insana vahyedebileceği gerçeğini dikkate aldığımız zaman anlamalıyız ki her nebiye vahiy gelir ancak kendisine vahiy gelen herkes nebi değildir."

Bizleri bu konuda aydınlatan Mehmed abiye teşekkür ediyor, kendisine dua ediyorum.
Fatma Ceren
21.12.2017 22:59
Selamun Aleyküm
Elbette "Resul ve Nebi aynı şeylerdir" diyemeyiz. Haşa Allah-û Teâla niye farklı iki kavram kullansın.

Allah(c.c.), Fatır 1 ve Hac 65'te "meleklerden ve insanlardan", "resul" seçeriz buyuruyor.

Allah(c.c.) hem insan hem melekten elçiler seçtiği için; her ikisini de kasteden bir kelime olarak "resul"ü; sadece ins elçilerini kastettiği yerde "nebi" yi kullanmıştır. Bu da Rabbimizin, risalet görevinde melekleri de ihmal etmeyen muazzam inceliğindendir.("Biz" hitabındaki incelik gibi) Ama bu uzun zamanlardır "kitap verilen ve verilmeyen" çerçevesinde ele alınmış. Bu bir kayıptır..

Özelikle Meryem 30; "Resul, kendisine kitap verilendir" tezini çürüten bir ayettir. Zira İsa(a.s.) "Bana kitap verdi ve beni nebi" kıldı demektedir.

Kur'an genelinde insani(insana özgü tavir, davranış, kontrol, gündelik hayat) bazda bir emir, nehy ya da tavsiye geldiğinde hep "nebi" kullanıldığını görüyoruz.(Ahzab 6 gibi). Peygamberlerden isim isim bahsedilirken de, insan özelliği ön plana çıkarılldığında da "nebi" kavramının kullanıldığını görüyoruz.(En'am 83'ten 89'a kadar)

Allah'a itaat hususunda genel olarak (bu vahyin nüzulünde melekler de görev aldığı için) tıpkı "Biz" ifadesindeki incelik gibi, onları da ihmal etmeyen "resul" kavramının da kullanıldığını görüyoruz.

Sözün özü, konu kitapla değil hitapla ilgilidir diye düşünüyorum.

Doğrusunu Allah(c.c.) bilir.
Mehmed Güneş
21.12.2017 18:45
Esselamu aleykum
Mehmed abi, benim söylediklerimi diğer grubun söyledikleri ile cem etme. Getirmiş olduğun itiraz benim ifade ettiğim inancın dışındadır. Mezkur ayet, kitaplı-kitapsız ayrımı yapanların iddiasını iptal eder. Benim söylediğimi iptal etmediği gibi tekid eder. Nitekim Lut aleyhisselam kavmini inzar görevi ile yükümlü olduğu için resuldür. Söylediğim gibi Allah subhanehu ve teala'dan gayb ile ilgili vahiy alan-ister kadın olsun ister erkek- herkes nebidir. Kuranı Kerim’i inceleyip arap diline vâkıf olan herkese konu açıktır.
Dikkate almamı istediğin ısıtılah tarifi, kelamcılar tarafından ihdas edilmiş olup hem ayet açısından sakıttır, hem de dil açısından galattır.
Kişiye özel vahiy ve Nübüvvet açısından vahiy şeklinde yapılan taksimatın bir delili yoktur. Bu ancak delilsiz bir iddiadır. Meryem aleyhesselam'a Cebrail haber getirmiştir, Allah katından rızıklandırılmıştır. Dahası Allah subhanehu ve teala aynı surede Nebilerin içerisinde onu zikretmiştir. Hangi delil ile bu Nebîlerin içerisinden istisna edilebilir!
Resul ile Nebî kelimeleri arasındaki fark bundan ibarettir. Allah subhanehu ve teala inzar etmekle mükellef olan grubu sadece erkeklerden kılmıştır.
Başarı Allâh'tandır.
Mehmed Alagaş
20.12.2017 13:45
Ve aleykümselam
Mehmed kardeşim “Her resul nebidir ama her nebi resul değildir” cümlesini anlayamıyorum. Ki aynı ifadeyi kullanan arkadaşlar da, bu meseleye Kitab verilmeyi de dahil ederek “Sadece kendilerine Kitab verilenler Resuldür” diyorlar. Bu söylenenler ile İbrahim (a.s.)’a tabi olan ve kendisine Kitab verilmeyen Lut (a.s.)’a Kur’an’da Resul denilmesini nasıl cem edebiliriz ki?

İslam’daki Nebi kelimesinin ıstılahi manasını dikkate almadan Musa ve İsa (a.s.)’ın anneleri de nebidir demene ise katılmamız mümkün değildir. Bizim anlayışımıza göre Nebi kelimesi (kişiye özel vahiy almanın ötesinde) nübüvvetle ilgili vahiy (haber) alan kimse iken risaletle ilgili olan resul kelimesi de bu vahyi haberi topluma ileten, bildiren kimsedir.
Dua ile..
Mehmed Güneş
19.12.2017 13:18
Nebi ve Resul kelimeleri arasındaki nüans
Selamun aleykum

Nübüvvet kelimesi "inba" (bir şeyi bildirmek) kökünden gelmektedir. Dolayısıyla, Allah’ın vuku bulacak bir şeyi meydana gelmesinden önce kendisine bildirdiği ya da herhangi bir şeyi haber vermek üzere kendisine vahiyde bulunduğu herkes nebî'dir. Resul ise irsal ile kökü ile ilintili olup almış olduğu vahiy ile toplumu/kavmini inzar etmekle yükümlü olan kişidir. Bu bağlamda her resul nebidir, ama her nebi resul değildir. Mesela vahiy alan Musa aleyhisselamın annesi, İshakın annesi yine İsa aleyhisselamın annesi Meryem aleyhesselamda aynı şekilde nebi'dir. Fakat bunlar resul değildir. Bu Arap dili açısından çok açık bir konudur.
Kitaplı kitapsız şeklinde yapılan tefrikin bir delili yoktur. Kuran'ı inceleyen herkes bunu rahatlıkla görebilir. Bu şekilde yapılan taksimatın sebebini, kadınların peygamber oluşunu engellemek için maturidilerin ihdas ettiğini düşünüyorum. Allah en doğrusunu bilir.
Mehmed Alagaş
19.12.2017 12:19
Ve aleykümselam Murad
Nebi Resul ayırımını yapan arkadaşlar Resulullah (s.a.v.)’in hem Nebi hem Resul olduklarını kendileri de söylüyorlardı. Onların yanılgıya düştükleri husus sadece kendilerine Kitab verilen peygamberlere Resul denilebileceği, diğer hepsinin Nebi olduğu noktasında idi. Oysa biliyoruz ki Kur’an-ı Kerim’de kendilerine Kitab verilmeyen bir çok peygambere de Resul denilmektedir.
Ehl-i Kitab bir insanın içinde bulunduğu durumu sorgulama meselesini “Sona Son Kala” kitabımızın Yahudi ve Hıristiyanların Durumu başlığında ele almıştık. Meseleye genel hatlarıyla yaklaşım konusunda bu açıklamanın şimdilik yeterli olduğunu düşünüyoruz.
Murat Uzuner
17.12.2017 21:46
Nebi Rasul ayrımı ve bir talep
Mehmed hocam selam üzerinize olsun.
İlk yorumunuzu okuyup yaygın nebi rasul tariflerinin Kuran'a göre doğru olmadığını yazacakken son yorumunuzda bunu düzelttiğinizi görerek rahatladım. Zira Rabbimiz Hz.Muhammed (sav)'e çeşitli ayetlerde hem nebi, hem rasul olarak hitap etmektedir.
Bu vesileyle yıllar önce size yazmış olduğum lakin elinize geçip geçmediğinden emin olamadığım bir mektuptaki talebimi burada tekrar dile getirmiş olayım. Şimdiye kadar birçok insanın bilinçlenmesine sebep olan hidayet hikayeleri kaleme aldınız, Taş, Alnımdaki Işık, Yaşama Sevinci gibi. Sizden istirhamım, Türkiye'de yaşayan hıristiyan veya yahudi bir ehli kitabın sorgulayarak müslüman olma hikayesini yazabilirseniz bu alandaki bir ihtiyacı da karşılamış olacaksınız.
İnsanların Hakka değil Güce tapındığı şu zor zamanlarda özellikle Müteşabih müslümanlık kitabında vermiş olduğunuz teselliler, Hakkı ve sabrı tavsiye etmenizden dolayı Allah sizden razı olsun. Allah ömür ve imkan verirse dünya gözüyle de sizi görüp tanışmak için ziyaretinize gelmek arzusundayım. Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.
Mehmed Alagaş
20.11.2017 21:14
Ve aleykümselam Mehmed kardeşim
İlimlerine ve kendilerine güvendiğim değişik çevrelerden bazı kardeşlerim “Nebi kendisine vahyedilen, Resul ise kendisine Kitab verilen kimsedir” tarifini öylesine bir mutmainlikle ifade ettiler ki, araştırmaya ve düşünmeye gerek duymadan söz konusu paragrafı tashih etme aceleciliğine kapıldım. Ancak söz konusu paragraf için fazlaca önemli olmayan o tashih yayınlandıktan sonra çok genel bir şekilde Kur’an’a baktığımda meselenin hiç de öyle olmadığını farkettim. Kur’an-ı Kerim’e göre Nebi kendisine nübüvvetle ilgili vahyedilen yani haber alan kişi iken, Resul de bu haberi götüren ve tebliğ eden kişi anlamındadır. Daha açık bir ifadeyle Resul olması için kendisine Kitab verilme şartı yoktur. Bunu savunan kardeşlerim neye dayanarak bu görüşteler henüz öğrenebilmiş değilim.
Mehmed Can
20.11.2017 12:20
Selamunaleyküm
Mehmed abi ilk yorumunuzda yazdığınız ve yeni öğrendiğinizi söylediğiniz nebi Resul ayırımı neydi?
Fatma Ceren
19.11.2017 01:34
Selamun aleyküm
Benzer bir tekzip önerisini M.Alagaş'a yine benzer gerekçelerle daha önce ben de yaptım. Fakat sonra bunun -Sn.Alagaş'ın da dediği gibi- yaklaşımının Kur'ani üst yapısının anlamadığımdan kaynaklandığını gördüm. Çünkü eski kitaplarındaki tevhid söylemiyle son kitaplarındaki tevhid söylemi aynı iken; benim kitaplara yaklaşımımın ürünü olan farklı algılara kapıldığımı fark ettim. Zira İslâm'ın birinci şartını tekfir kabul edip kitaplara yaklaşınca; elbette "tevhid/şirk" mesaji yoğun olanlar cazibeli(ve doğru), "kendinize yani kurtuluşunuza bakın, ayetleri tefekkür edin" mesajı yoğun olanlar eleştirilebilir(yanlış) geliyor. Bu da bir tekzip yanılsamasına sürüklüyor. Aslında Sn.Alagaş'ın tevhidle ilgili ilk söylemleri ile son söylemleri arasında hiç fark olmadığını, benim gibi epey yorulduktan sonra fark edecek diğer yorumcular. Olsun, iyi bir tekrar oluyor.
Hüsamettin Kerimoğlu
18.11.2017 22:41
23 Mesele
Selamün aleyküm Abi yeni farkettim yorum hakkımız 1500 karakterle sınırlı iken siz cevap yazarken böyle bir sınıra takılmıyorsunuz. Ben daha uzun ve açıklayıcı bir yorum yapmak isterken ancak özetin özetini size gönderebiliyorum. Bu konuda geniş bir yazı kaleme alıp size göndereceğim inşallah. Bunu da yayınlarsanız memnun olurum. Çünkü sorularıma cevap alamadığımı düşünüyorum. Allah a emanet olunuz.
Mehmed Alagaş
18.11.2017 20:28
Ve aleykümselam Hüsameddin kardeşim
Beni seven fakat bazı yaklaşımlarımın Kurani üst yapısını yeterince anlayamayan birçok kardeşimin duygularına tercüman olmuşsun. Yazdıklarından ve uslubundan Mehmed abin için yüreğinin acıdığını hissediyorum. Üzülme Hüsameddin kardeşim, Mehmed abinin Kur’an’dan anladığı ve aktardığı tevhidi gerçekler konusunda en ufak bir değişiklik yok. İnşaallah hep birlikte bu tevhidi kimliği yaşayacak, insanları bu tevhidi kimliğe davet edecek ve Rabbimizin lutfuyla bu tevhidi kimlik üzere öleceğiz.

Söz konusu yazıda üzerinde durduğumuz mesele ise bizlerin tevhidi kimliği değil tevhid lutfuyla karşılaşan biz müslümanların, kendilerini İslam dinine nisbet eden insanlara yaklaşımımızla ilgilidir. Mehmed abin bu konuyla ilgili olarak İslami mükellefiyetlerimiz, tebliğe muhtaç ve tebliğe muhtaç olmayan mükellefiyetlerdir ayırımını yapmakta ve bu ayırımı yaptıktan sonra “Tebliğe muhtaç mükellefiyetler konusunda henüz bu tebliğle karşılaşmamış kimseleri yargılamamamız ve onları tekfirle değil tebliğle karşı karşıya getirmemiz gerekir” demektedir. Meseleyi anlaşılır kılmak için de İslami tekamülde A,B,C,D aşamalarından örnek vermiş ve “D aşamasında bulunan bir kardeşimiz, henüz A aşamasında olan bir kişinin müslümanlığını kendi aşamasına göre değerlendirip, kendi aşamasına göre yargılamaması gerekir” demiştim. İlk aşamalarla ilgili olarak da “Gelebildikleri noktadan görebildikleri İslam’a teslim olan kimselerin RABBİMİZ KATINDA müslümanlardan olabileceği gerçeğini de unutmayalım” dedim.

Peki yüzlerce ayetle delillendirebileceğim bu yazdıklarımdan hangisine, hangi ayete dayanarak itiraz edilebilecek ki? Geçmiş kitablarımdan ve yazdıklarımdan bahsediyorsun. Geçmiş kitablarımda insanlara, geleneksel dindarlara ve ehl-i kitaba yaklaşım konusunda şimdikinden farklı tekzip etmem gereken bir husus varsa -ki ben bilmiyorum-, bu hususu Mehmed abine hemen bildiriver. Bu abinin tekfir meselesine 1980 de yaklaşımı neyse şimdi de aynıdır. Bizler için tevhid ve tevhidi kimliğin değeri, bu kimliğe ulaşmamış kimseleri tekfir etmekle gelişen veya onları tekfir etmekle önem kazanan ve temiz kalabilen bir değer değildir. Bizler bu sarsılmaz gerçekleri Kur’an’dan alıp-gücümüz nisbetince yaşamaya çalışırken, diğer insanlara da Kurani bir rahmet ve incelikle yaklaşmaya çalışıyoruz.

Bunu yaptığımız zaman müslümanı müslümanla karşı karşıya getirmeye çalışan dünya emperyalizminin oyununu bozacak ve politik yalanlarla bizlerden ayrı bir safta buluşturmak istediği insanlara tekfir değil tevhidi tebliğle yaklaşarak onları kazanabileceğiz. Kitabın başında yer alan o önemli yazıyı lütfen dikkatlice okumaya ve anlamaya çalışalım..

Dua ile..
Hüsamettin Kerimoğlu
18.11.2017 13:53
Selamün Aleykum Mehmed Abi
1988 lerden beri tanıdığım kitaplarını ve çıkardığı İnsan dergilerini sabırsızlıkla beklediğim Mehmed Alagaş değilsiniz sanki artık. O dönemlerde cahiliye diye isimlendirdiğiniz toplum zamanla ehli kitaba dönüştü. bunu anlayışla karşıladım zira toplum gerçektende kendisine kitap gönderilen ama o kitab (Kur an ı Kerim) a göre hayatını ikame etmeyen bir toplum du. toplumu ehli kitap görmek onları müslüman yapmıyordu. Zira tevhid den bihaber yaşayan, hayatlarında onlarca şirk olan yahudiler ve hıristiyanlar gibi bir hayat süren insanlar topluluğuyla karşı karşıyaydık. Ama şimdi benim hiçte sizin gibi anlamadığım Fatiha suresinin "Bizi doğru yola ilet nimet verdiklerinin yoluna " ayetini de delil göstererek müslümanlığı da A, B, C gibi katagorilere ayırarak islam üzere bir toluluk gibi gördüğünüzü söylüyorsunuz. Daha önceleri de hayatlarındaki onca şirki de bize öğreten sizdiniz. yine örnek olarak verdiğiniz Allahtan başka Allah yoktur sözünü herhalde dünyada söylemeyen insan sayısı çok azdır Mekke müşrikleri de aynı sözü söylüyorlardı. Fakat bunu söylemeleri kitabımızın onlarca ayetine göre onları müşriklikten çıkarmıyordu. Tevbe Suresi 31. ayet ve yine Yusuf suresi 40. ayetler sanki sadece o dönemdeki insanları kapsıyordu. onların suçu neydi o zaman Zira onlarda Allah tan başka Allah yoktur diyorlardı. Abi bunun cevabını lütfen daha önceki eleştirilerime cevap yazan okuyucularınız değil lütfen siz yazın. Ayrıca Tevhid ve Şirk adlı kitabınızda yazdıklarınızı bir kez daha okuyunuz Lütfen. Özellikle de bu sitenizdeki Tevhid ve Şirk kitabının tanıtım bölümünü Allah a emanet olunuz. Selam ve Dua ile
Mehmed Alagaş
14.11.2017 16:48
Selamunaleyküm
Bu yeni kitabla ilgili güzel dualarınıza amin derken İlahi vahyi ele aldığım ve İlahi vahyi kastettiğim 103-104. sayfalardaki parafrafı, yanlış anlaşılmaması için aşağıdaki gibi genişletiyorum.,

“İlahi vahiy kaynaklı iletişimde anlaşılan anlatılan kadardır. Şanı yüce Rabbimiz bir kulunun veya bir yaratılmışın neyi-ne kadar anlamasını diliyorsa, vahiy yoluyla onu-o kadar anlatır. Ayrıca şunu da bilmemiz gerekir ki İlahi vahiy ile ilhamı birbirine karıştırarak vahye ilham demek, İlahi vahyin geniş anlamını ve kalplerde makes bulma veya diğer duygu ve düşüncelere galebe çalma özelliğini hafifletmek anlamına gelir. Dolayısıyle vahiy ile ilhamı birbirine karıştırmadan İlahi vahye vahy demek, bizler için doğru bir yaklaşım olacaktır. Çünkü kalbe gelen ve genellikle ilham denilen duygu ve düşünceler Allah'a nisbet edilse de bu gibi duygu ve düşüncelerin muhtelif kaynakları olabilir. İlahi vahiy ise bazı durumlarda arada bir elçi olsa da sadece ve sadece Rab kaynaklı olup-baskın özelliklidir. Şeytan aleyhillanenin genellikle ilham denilen bazı beşer kaynaklı duygu ve düşüncelere müdahale fırsatı mümkün olsa da, böyle bir muhtemel müdahale fırsatı Rab kaynaklı vahiy için kesinlikle söz konusu değildir.”

Yeni öğrendiğim Nebi Resul ayırımını dikkate alamadığım 104-105. sayfadaki paragrafı da aşağıdaki gibi tashih ediyorum.,

“Peygamberleri muhatab alan İlahi vahyin beşeri bir lisan ile ifadelendirilmesi ise bu ifadelendirmeyi Rabbimiz yaptığında hem mana ve hem de lafız olarak İlahi, peygamber de olsa bir insan tarafından yapıldığında ise mana olarak İlahi, lafız olarak beşeridir. Mesela şanı yüce Rabbimiz bütün peygamberlerine vahyetmesine rağmen bütün peygamberlerine Kitab vermemiştir. Kendilerine Kitab verilmeyen peygamberler, kendilerine vahyedilen gerçekleri kullandıkları lisan ile kavimlerine ileten nebilerdir. Kendilerine Kitap verilen nebiler ise İlahi vahyin kendi lisanlarıyla müşahhas ifadesine sahip olan resullerdir…”

Dua ile..
Yorum yap yorum