Sure Ayet

Mü'’minûn Suresi



Mü'’minûn Suresi 118 ayettir. Nüzulü Mekke'de olup 74. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 341 sayfa numarasında yer almaktadır.
Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
 

 
 
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 
 
1 - Mü'minler felah (kurtuluş) bulmuşlardır. (23-Mü'’minûn 1)

 
 
2 - Onlar namazlarında huşu (saygı dolu korku) içinde olanlardır. (23-Mü'’minûn 2)

 
 
3 - Onlar boş ve faydasız şeylerden yüz çevirenlerdir. (23-Mü'’minûn 3)

 
 
4 - Onlar zekatlarını verenlerdir. (23-Mü'’minûn 4)

 
 
5 - Onlar ırzlarını-iffetlerini koruyanlardır. (23-Mü'’minûn 5)

 
 
6 - Ancak eşleri ve (sağ) ellerinin sahib olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. (23-Mü'’minûn 6)

 
 
7 - Kim de bundan ötesini ararsa, bunlar haddi aşanlardır. (23-Mü'’minûn 7)

 
 
8 - Onlar (o müminler) emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir. (23-Mü'’minûn 8)

 
 
9 - Onlar namazlarını (titizlikle) koruyanlardır. (23-Mü'’minûn 9)

 
 
10 - İşte onlar varis olanlardır. (23-Mü'’minûn 10)

 
 
11 - Ki onlar Firdevs'e varis olacaklar ve orada ebedi kalacaklardır. (23-Mü'’minûn 11)

 
 
12 - Andolsun ki Biz insanı süzme çamurdan (çıkarılmış özden) yarattık. (23-Mü'’minûn 12)

 
 
13 - Sonra onu sağlam bir karargahta nutfe haline getirdik. (23-Mü'’minûn 13)

 
 
14 - Sonra o nutfeyi bir alaka (rahime tutunup-bağlanan kan pıhtısı) olarak yarattık, ardından o alakayı bir çiğnem et parçası yaptık, sonra o bir parçacık eti kemik olarak yarattık, derken o kemiklere et giydirdik, sonra onu bir başka yaratışla inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir. (23-Mü'’minûn 14)

 
 
15 - Sonra siz bunun ardından mutlaka öleceksiniz. (23-Mü'’minûn 15)

 
 
16 - Sonra siz kıyamet günü yeniden diriltileceksiniz. (23-Mü'’minûn 16)

 
 
17 - Andolsun ki Biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz yaratmadan gafil değiliz. (23-Mü'’minûn 17)

 
 
18 - Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde tuttuk-durdurduk. Biz onu gidermeye de kadiriz. (23-Mü'’minûn 18)

 
 
19 - Bununla (bu suyla) size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar meydana getirdik. İçlerinde birçok yemişler vardır, onlardan yersiniz. (23-Mü'’minûn 19)

 
 
20 - Ve (ilk olarak) Tur-i Sina'da çıkan-yetişen bir ağaç (yarattık ki), o yağ ve yiyenlere katık (olarak zeytin) verir. (23-Mü'’minûn 20)

 
 
21 - Hayvanlarda da sizin için elbette bir ibret vardır. (Onların) karınlarındakinden size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz. (23-Mü'’minûn 21)

 
 
22 - Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız. (23-Mü'’minûn 22)

 
 
23 - Andolsun ki Biz Nuh'u kavmine (peygamber olarak) gönderdik. (Kavmine) dedi ki "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. O'nun dışında başka ilahınız yoktur, korkup-sakınmayacak mısınız?" (23-Mü'’minûn 23)

 
 
24 - Bunun üzerine kavminden küfre sapmış önde gelenler dediler ki "Bu (adam), sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (elçiye inanmamızı ve yolumuzu değiştirmemizi) dilemiş olsaydı, (bize elbette ki) melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da böyle bir şey işitmedik." (23-Mü'’minûn 24)

 
 
25 - O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir. Bir süreye kadar onu gözetleyin. (23-Mü'’minûn 25)

 
 
26 - (Nuh en sonunda) "Rabbim" dedi. "Beni yalanlamalarına karşı, bana yardım et." (23-Mü'’minûn 26)

 
 
27 - Biz de ona "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her cinsten ikişer zevc-eş ile içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (hüküm verilmiş) olanlar dışında aileni de alıp koy. Zulmedenler konusunda Bana bir hitapta (bir istekte) bulunma çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik. (23-Mü'’minûn 27)

 
 
28 - Sen beraberinde olanlarla gemiye binip-yerleştiğinde "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de. (23-Mü'’minûn 28)

 
 
29 - Ve (tufandan sonra) de ki "Rabbim beni mübarek (kutlu ve bereketli) bir yere indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın." (23-Mü'’minûn 29)

 
 
30 - Hiç şüphesiz bunda ayetler vardır. Biz (hepinizi) denemeden geçirenleriz. (23-Mü'’minûn 30)

 
 
31 - Sonra onların ardından bir başka (özellikte) nesil yaratıp-inşa ettik. (23-Mü'’minûn 31)

 
 
32 - Onlara (Ad kavmine) kendi içlerinden "Allah'a ibadet edin. O'ndan başka ilahınız yoktur yine de sakınmayacak mısınız?" diyen bir Resul (olarak Hud'u) gönderdik. (23-Mü'’minûn 32)

 
 
33 - (Hud'un) kavminden küfredip de ahirete kavuşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki "Bu (adam), sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir." (23-Mü'’minûn 33)

 
 
34 - Sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun ki hüsrana-ziyana uğrayanlar olursunuz. (23-Mü'’minûn 34)

 
 
35 - O size ölüp toprak ve kemik olduktan sonra (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı vadediyor? (23-Mü'’minûn 35)

 
 
36 - Heyhat (gerçeklerden ne kadar uzak), size vadedilen şeye heyhat!. (23-Mü'’minûn 36)

 
 
37 - O (dirilme ve hayat), bizim (öldükten sonra yaşadığımız bu) dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız, biz (ikinci kez ölüp) diriltilecekler değiliz. (23-Mü'’minûn 37)

 
 
38 - Bu adam sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir, bizler ona inanacak değiliz. (23-Mü'’minûn 38)

 
 
39 - (Hud en sonunda) dedi ki "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et." (23-Mü'’minûn 39)

 
 
40 - (Allah da) buyurdu ki "Az bir süre (kaldı-bekle), onlar gerçekten pişman olacaklardır." (23-Mü'’minûn 40)

 
 
41 - Derken (onlar için kaçınılmaz ve) hak olmak üzere o dayanılmaz sayha-ses kendilerini yakalayıverdi. Onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için (yeryüzünden) uzaklık olsun. (23-Mü'’minûn 41)

 
 
42 - Sonra da onların ardından başka (özellikte) nesiller yaratıp-inşa ettik. (23-Mü'’minûn 42)

 
 
43 - Hiçbir ümmet ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir. (23-Mü'’minûn 43)

 
 
44 - Sonra peyderpey (birbiri ardı sıra) resullerimizi gönderdik. Her ümmete (kendi) resulü geldiğinde onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardına (takıp helak ettik ve yeraltına) yuvarladık ve onları (anlatılıp aktarılan) bir efsane kıldık. İman etmeyen kavim için (yeryüzünden) uzaklık olsun. (23-Mü'’minûn 44)

 
 
45 - Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve sultan-ı mübin ile (apaçık hüccet ve kudretle) gönderdik. (23-Mü'’minûn 45)

 
 
46 - Firavun'a ve önde gelen çevresine. Onlar kibirlenip-büyüklendiler. Onlar (zaten) 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu. (23-Mü'’minûn 46)

 
 
47 - Bu yüzden (büyüklenmeleri sebebiyle) dediler ki "Bizim benzerimiz olan şu iki beşere mi inanacağız? Ki onların kavimleri bize kulluk ediyorlar." (23-Mü'’minûn 47)

 
 
48 - Böylece onları yalanladılar ve bu nedenle helak edilenlerden oldular. (23-Mü'’minûn 48)

 
 
49 - Andolsun ki Biz, onlar (İsrailoğulları) hidayete gelsinler diye Musa'ya Kitab'ı verdik. (23-Mü'’minûn 49)

 
 
50 - Biz Meryem'in oğlunu ve annesini de (insanlar için) bir ayet kıldık ve ikisini (oturmaya elverişli) düz ve akar suyu olan bir tepeye yerleştirdik. (23-Mü'’minûn 50)

 
 
51 - Ey Resuller. Helal ve temiz olan şeylerden yeyin ve salih amellerde bulunun. Ben yaptıklarınızı bilenim. (23-Mü'’minûn 51)

 
 
52 - Sizin ümmetiniz tek bir ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim. Ben'den korkup-sakının. (23-Mü'’minûn 52)

 
 
53 - Ancak onlar (tek bir ümmet olmalarına rağmen) işlerini kendi aralarında (farklı) kitablar-kısımlar halinde parçalayıp-bölündüler. Her grup, kendi ellerindekiyle (kendi din, mezhep ve meşrebiyle) yetinip-sevinmektedir. (23-Mü'’minûn 53)

 
 
54 - Sen onları belli bir süreye kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak. (23-Mü'’minûn 54)

 
 
55 - Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine vermekte olduğumuz mal ve çocuklarla (23-Mü'’minûn 55)

 
 
56 - Biz onların hayırlarına koşuyoruz? Hayır onlar (akibetin) farkında değiller. (23-Mü'’minûn 56)

 
 
57 - Rablerine olan haşyetlerinden (korku ve saygılarından) dolayı titreyerek sakınanlar (23-Mü'’minûn 57)

 
 
58 - Rablerinin ayetlerine iman edenler (23-Mü'’minûn 58)

 
 
59 - Rablerine ortak koşmayanlar (23-Mü'’minûn 59)

 
 
60 - Ve Rablerine dönecekleri için vermekte (ve işlemekte) olduklarını kalpleri ürpererek verenler (ve işleyenler) (23-Mü'’minûn 60)

 
 
61 - İşte onlar hayırlarda yarışanlar ve hayır için öne geçenlerdir. (23-Mü'’minûn 61)

 
 
62 - Biz hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını-fazlasını yüklemeyiz. Nezdimizde (yanımızda) hakkı söylemekte olan bir Kitab vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar. (23-Mü'’minûn 62)

 
 
63 - Hayır, onların ("Hükümlere gücümüz-zamanımız yetmiyor" diyenlerin) kalpleri bu hususta gaflet-cehalet içindedir. Oysa onların bundan öte (hükümleri yaşamaktan daha güç, dünyevi refah için) yapmakta oldukları birtakım işleri vardır ki onlar bu (uzun ve zorlu) işleri yapar dururlar. (23-Mü'’minûn 63)

 
 
64 - Nihayet onların refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğratıp-azabla yakaladığımız zaman onlar hemen feryadı basarlar. (23-Mü'’minûn 64)

 
 
65 - (Onlara denilir ki) "Bugün (boşuna) feryat etmeyin. Bizden yardım göremezsiniz." (23-Mü'’minûn 65)

 
 
66 - Ayetlerim size okunuyordu da siz (ciddiye almayıp) ona arkanızı dönüyordunuz. (23-Mü'’minûn 66)

 
 
67 - (Ayetlerimi hafife alıp, Bana teslim olmayı) kibrinize yediremiyor, gece vakti de (konuşmalarınızda, ileri geri) hezeyanlar savuruyordunuz. (23-Mü'’minûn 67)

 
 
68 - Onlar bu sözü (Kur'an'ı ciddiye alıp) hiç düşünmediler mi? Yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen (yeni) bir şey mi geldi? (23-Mü'’minûn 68)

 
 
69 - Yoksa Resullerini (hiç) tanımadılar da onun için mi inkar ediyorlar? (23-Mü'’minûn 69)

 
 
70 - Ya da onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, o kendilerine hak ile gelmiş-hakkı getirmiştir. (Ama) onların çoğu haktan (gerçeklerden) hoşlanmıyorlar. (23-Mü'’minûn 70)

 
 
71 - Eğer hak onların hevalarına (nefsi isteklerine) uyacak olsaydı, gökler ve yer ile onlarda bulunanlar mutlaka bozulur giderdi. Hayır, Biz onlara kendi zikirlerini (geçmiş ve geleceklerini) getirmiş bulunmaktayız. Onlar ise kendi zikirlerinden yüz çevirmektedirler. (23-Mü'’minûn 71)

 
 
72 - Yoksa sen onlardan bir haraç mı (vergi mi) istiyorsun? Rabbinin vergisi (ücreti) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. (23-Mü'’minûn 72)

 
 
73 - Gerçek şu ki sen onları dosdoğru bir yola çağırmaktasın. (23-Mü'’minûn 73)

 
 
74 - Ahirete inanmayanlar ise (ısrarla bu) yoldan sapmaktadırlar. (23-Mü'’minûn 74)

 
 
75 - Eğer onlara acıyıp da için de bulundukları sıkıntıyı giderseydik iyice körleşerek (yardımımızı Bizden görmeyerek) azgınlıklarında direnip-kalırlardı. (23-Mü'’minûn 75)

 
 
76 - Andolsun ki Biz onları azaba-sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler ve yalvarıp-yakarmadılar. (23-Mü'’minûn 76)

 
 
77 - Sonunda üzerlerine azabı şiddetli bir kapı açtığımızda, onlar (ancak) orada şaşkına dönüp (batıl) umudlarını kaybettiler. (23-Mü'’minûn 77)

 
 
78 - Sizin için (genelde aynı) işitme, görme (duyusu) ve (özelde ayrı) gönülleri yaratıp-inşa eden O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz. (23-Mü'’minûn 78)

 
 
79 - Sizi yeryüzünde üretip-türeten O'dur ve yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız. (23-Mü'’minûn 79)

 
 
80 - O, yaşatan ve öldürendir. Gece ve gündüzün (birbiri arkasına gelip) değişmesi de O'na aittir. Hiç düşünüp-akletmeyecek misiniz? (23-Mü'’minûn 80)

 
 
81 - Hayır, onlar yine de öncekilerin dedikleri gibi demektedirler. (23-Mü'’minûn 81)

 
 
82 - Dediler ki "Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi yeniden diriltileceğiz? (23-Mü'’minûn 82)

 
 
83 - Andolsun ki bu (vaad) bize de, bizden önceki atalarımıza da vadolunmuştu. Bu geçmiştekilerin (uydurma) masallarından başka bir şey değildir. (23-Mü'’minûn 83)

 
 
84 - De ki "Eğer biliyorsanız (söyleyin). Arz (dünya) ve onda bulunanlar kimindir?" (23-Mü'’minûn 84)

 
 
85 - Allah'ındır diyecekler. De ki "(Öyle ise) öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" (23-Mü'’minûn 85)

 
 
86 - De ki "Yedi göğün Rabbi ve yüce-azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" (23-Mü'’minûn 86)

 
 
87 - Allah'ındır diyecekler. De ki "(O halde) korkup-sakınmayacak mısınız?" (23-Mü'’minûn 87)

 
 
88 - De ki "Eğer biliyorsanız (söyleyin). Her şeyin melekutu (mülk ve hükümranlığı) elinde olan, (bunları) koruyup-kolluyorken Kendisi korunmayan kimdir?" (23-Mü'’minûn 88)

 
 
89 - Allah'ındır diyecekler. De ki "Öyleyse nasıl (batıla aldanıp) büyüleniyorsunuz?" (23-Mü'’minûn 89)

 
 
90 - Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, onlar ise gerçekten yalancıdırlar. (23-Mü'’minûn 90)

 
 
91 - Allah, hiç çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir ilah yoktur. Eğer olsaydı, her bir ilah kendi yarattığını alıp sevk ve idare eder, (neticede onlardan biri) diğerine karşı mutlaka üstünlük sağlardı. Allah (sübhandır) onların yakıştırmalarından münezzehtir-yücedir. (23-Mü'’minûn 91)

 
 
92 - Gaybı da (görünmeyeni de), görüneni de bilendir. (Allah) onların ortak koştuklarından yücedir. (23-Mü'’minûn 92)

 
 
93 - De ki "Rabbim, eğer onlara vaad edileni (dünyevi helakı) mutlaka bana göstereceksen" (23-Mü'’minûn 93)

 
 
94 - Rabbim, beni zalim kavmin içinde bulundurma. (23-Mü'’minûn 94)

 
 
95 - Biz onlara vaad ettiğimizi sana göstermeye elbette kadiriz. (23-Mü'’minûn 95)

 
 
96 - (Sen) kötülüğü en güzel olanla sav-uzaklaştır. Biz, onların (asılsız) yakıştırmalarını çok iyi bilmekteyiz. (23-Mü'’minûn 96)

 
 
97 - Ve de ki "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım." (23-Mü'’minûn 97)

 
 
98 - Onların yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim. (23-Mü'’minûn 98)

 
 
99 - Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman der ki "Rabbim, beni (dünya hayatına) geri çevir." (23-Mü'’minûn 99)

 
 
100 - Ki terkedip-bıraktığımda (boşa geçerdiğim dünya hayatında) salih amellerde bulunurum. Asla (geri dönüş yoktur). Bu onun söylediği de (boş ve batıl) bir sözdür. Onların gerisinde ise diriltilip-kaldırılacakları güne kadar (sürecek ve dönüşlerine mani olacak) bir berzah (aşamayacakları bir engel) vardır. (23-Mü'’minûn 100)

 
 
101 - Sur'a üflendiği zaman artık o gün aralarında soy-sop (yakınlığı, akrabalık bağları) yoktur ve onlar (birbirlerinin halini de umursayıp) sormazlar. (23-Mü'’minûn 101)

 
 
102 - Kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar felaha (kurtuluşa) erenlerin ta kendileridir. (23-Mü'’minûn 102)

 
 
103 - Kimin tartısı da hafif gelirse, onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlardır. (Bunlar) cehennemde ebedi kalacaklardır. (23-Mü'’minûn 103)

 
 
104 - Ateş onların yüzlerini yalayarak-yakacak ve dişleri sırıtıp kalacaktır. (23-Mü'’minûn 104)

 
 
105 - (Onlara denilir ki) "Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?" (23-Mü'’minûn 105)

 
 
106 - Dediler ki "Rabbimiz bizi (bedbahtlığa sürükleyen) isyanımız-azgınlığımız yendi, biz de sapan bir topluluk olmuştuk." (23-Mü'’minûn 106)

 
 
107 - Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Eğer yine (o yaptıklarımıza) dönersek artık belli ki biz zalim insanlarız. (23-Mü'’minûn 107)

 
 
108 - (Allah) buyurdu ki "Orada (alçaldıkça alçalıp) sinin ve Benimle konuşmayın." (23-Mü'’minûn 108)

 
 
109 - "Çünkü Benim kullarımdan bir grup "Rabbimiz. Biz iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" derlerdi de" (23-Mü'’minûn 109)

 
 
110 - Siz onları alaya alırdınız. (Şeytan da) size Benim zikrimi unutturdu, (çünkü) siz onlara (mü'minlere) gülüp duruyordunuz. (23-Mü'’minûn 110)

 
 
111 - Bugün Ben onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Bugün onlar muradlarına (umdukları mükafata) erenlerdir. (23-Mü'’minûn 111)

 
 
112 - (Allah) buyurdu ki "Yıllar sayısınca arz'da (dünyada) ne kadar kaldınız?" (23-Mü'’minûn 112)

 
 
113 - Dediler ki "Bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldık, (bilip) sayanlara sor." (23-Mü'’minûn 113)

 
 
114 - Dedi ki "Yalnızca az (bir süre) kaldınız, (bunu hakkıyle ve vaktiyle) bir bilseydiniz." (23-Mü'’minûn 114)

 
 
115 - Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve Bize geri döndürülüp-getirilmeyeceğinizi mi sandınız? (23-Mü'’minûn 115)

 
 
116 - Melik (mutlak hakim) ve Hak olan Allah çok yücedir, O'ndan başka ilah yoktur. Kerim (yüce) Arş'ın Rabbidir. (23-Mü'’minûn 116)

 
 
117 - Kim bir burhan (kanıtlayıcı bir delil) olmadığı halde (bilmeyerek) Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarırsa, onun hesabı Rabbinin katındadır. Şurası muhakkak ki (hakkı bilerek örten) kafirler kesinlikle felaha (kurtuluşa) eremezler. (23-Mü'’minûn 117)

 
 
118 - De ki "Rabbim (bilmediklerimi) mağfiret et (bağışla) ve merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın." (23-Mü'’minûn 118)


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
 
 

قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ - 1
 
 

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ - 2
 
 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ - 3
 
 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ - 4
 
 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ - 5
 
 

اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ - 6
 
 

فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ - 7
 
 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ - 8
 
 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ - 9
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ - 10
 
 

اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ - 11
 
 

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ - 12
 
 

ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ - 13
 
 

ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَاماً فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْماًۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقاً اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ - 14
 
 

ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ - 15
 
 

ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ - 16
 
 

وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ - 17
 
 

وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ - 18
 
 

فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ - 19
 
 

وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ - 20
 
 

وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ - 21
 
 

وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ - 22
 
 

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ - 23
 
 

فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ - 24
 
 

اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ - 25
 
 

قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ - 26
 
 

فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ - 27
 
 

فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ - 28
 
 

وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ - 29
 
 

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ - 30
 
 

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَۚ - 31
 
 

فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ۟ - 32
 
 

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ - 33
 
 

وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَراً مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ - 34
 
 

اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَاباً وَعِظَاماً اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ - 35
 
 

هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ - 36
 
 

اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ - 37
 
 

اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ - 38
 
 

قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ - 39
 
 

قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ - 40
 
 

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءًۚ فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ - 41
 
 

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُوناً اٰخَر۪ينَۜ - 42
 
 

مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَۜ - 43
 
 

ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاۜ كُلَّمَا جَٓاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضاً وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَۚ فَبُعْداً لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ - 44
 
 

ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ - 45
 
 

اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاسْتَكْـبَرُوا وَكَانُوا قَوْماً عَال۪ينَۚ - 46
 
 

فَقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَۚ - 47
 
 

فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَك۪ينَ - 48
 
 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ - 49
 
 

وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَع۪ينٍ۟ - 50
 
 

يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحاًۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ - 51
 
 

وَاِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ - 52
 
 

فَـتَقَطَّـعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُراًۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ - 53
 
 

فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ - 54
 
 

اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِه۪ مِنْ مَالٍ وَبَن۪ينَۙ - 55
 
 

نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ - 56
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ - 57
 
 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَۙ - 58
 
 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَۙ - 59
 
 

وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ - 60
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ - 61
 
 

وَلَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ - 62
 
 

بَلْ قُلُوبُهُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ مِنْ هٰذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ - 63
 
 

حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذْنَا مُتْرَف۪يهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَۜ - 64
 
 

لَا تَجْـَٔرُوا الْيَوْمَ اِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ - 65
 
 

قَدْ كَانَتْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَۙ - 66
 
 

مُسْتَكْبِر۪ينَ بِه۪ۗ سَامِراً تَهْجُرُونَ - 67
 
 

اَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَٓاءَهُمْ مَا لَمْ يَأْتِ اٰبَٓاءَهُمُ الْاَوَّل۪ينَۘ - 68
 
 

اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَۘ - 69
 
 

اَمْ يَقُولُونَ بِه۪ جِنَّةٌۜ بَلْ جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَاَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ - 70
 
 

وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَۜ - 71
 
 

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجاً فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌۗ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ - 72
 
 

وَاِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ - 73
 
 

وَاِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ - 74
 
 

وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ - 75
 
 

وَلَقَدْ اَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ - 76
 
 

حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟ - 77
 
 

وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ - 78
 
 

وَهُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ - 79
 
 

وَهُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ - 80
 
 

بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُونَ - 81
 
 

قَالُٓوا ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ - 82
 
 

لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ - 83
 
 

قُلْ لِمَنِ الْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهَٓا اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ - 84
 
 

سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ - 85
 
 

قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ - 86
 
 

سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ - 87
 
 

قُلْ مَنْ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُج۪يرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ - 88
 
 

سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ فَاَنّٰى تُسْحَرُونَ - 89
 
 

بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ - 90
 
 

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذاً لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ - 91
 
 

عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟ - 92
 
 

قُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِيَنّ۪ي مَا يُوعَدُونَۙ - 93
 
 

رَبِّ فَلَا تَجْعَلْن۪ي فِي الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ - 94
 
 

وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ - 95
 
 

اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَۜ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ - 96
 
 

وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ - 97
 
 

وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ - 98
 
 

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ - 99
 
 

لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحاً ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ - 100
 
 

فَاِذَا نُفِـخَ فِي الصُّورِ فَلَٓا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَٓاءَلُونَ - 101
 
 

فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ - 102
 
 

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ - 103
 
 

تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ ف۪يهَا كَالِحُونَ - 104
 
 

اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ - 105
 
 

قَالُوا رَبَّـنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ - 106
 
 

رَبَّـنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ - 107
 
 

قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ - 108
 
 

اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ - 109
 
 

فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِياًّ حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ - 110
 
 

اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ - 111
 
 

قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ - 112
 
 

قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ - 113
 
 

قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلاً لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ - 114
 
 

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ - 115
 
 

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ - 116
 
 

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ - 117
 
 

وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ - 118
 
 

Etiketler:

İnsan Dergisi

,