Sure Ayet

Nisâ Suresi



Nisâ Suresi 176 ayettir. Nüzulü Medine'de olup 92. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 76 sayfa numarasında yer almaktadır.
Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
 

 
 
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 
 
1 - Ey insanlar. Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'dan korkun ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir. (4-Nisâ 1)

 
 
2 - Yetimlere mallarını verin ve murdar olana karşı temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır. (4-Nisâ 2)

 
 
3 - Eğer yetim kızlar konusunda adaleti yerine getiremiyeceğinizden korkarsanız, bu durumda size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adalet yapamıyacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu (adaletten) sapmamanıza daha uygundur. (4-Nisâ 3)

 
 
4 - Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer onlar gönül rızasıyla size bir şey bağışlarlarsa, onu da afiyetle (iç huzuruyla) yeyin. (4-Nisâ 4)

 
 
5 - Allah'ın sizi başına diktiği mallarınızı (yetim veya bir yakınınız da olsa) aklı ermezlere vermeyin. Fakat onları bu mallardan besleyin, giydirin ve kendilerine güzel söz söyleyin. (4-Nisâ 5)

 
 
6 - Yetimleri nikahlanabilecekleri çağa kadar deneyin. Şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, onlara mallarını verin. Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya (onların malından yememeye) çalışsın, yoksul olan da artık ma'ruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter. (4-Nisâ 6)

 
 
7 - Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarında erkeklere bir pay vardır. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarında kadınlara da bir pay vardır. Bu (bırakılan malın) azından da çoğundan da farz kılınmış birer hissedir. (4-Nisâ 7)

 
 
8 - (Mirası) bölüşme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları da ondan rızıklandırın ve onlara ma'ruf (güzel) söz söyleyin. (4-Nisâ 8)

 
 
9 - Arkalarında zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde onlar için endişe duyanlar (bu yetimlere de haksızlık etmekten) korkup titresinler. Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler. (4-Nisâ 9)

 
 
10 - Yetimlerin mallarını zulmederek (haksızlıkla) yiyenler, karınlarına sadece ateş doldurmuş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir. (4-Nisâ 10)

 
 
11 - Allah size çocuklarınız konusunda erkeğe kadının iki hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadınlar iseler (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman da -onunla yapacağı vasiyetten ya da (varsa) borçtan sonra- annesi için altıda birdir. Babalarınız ve oğullarınızdan hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah Alim (herşeyi hakkıyle bilen) ve Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) olandır. (4-Nisâ 11)

 
 
12 - Eşlerinizin eğer çocukları yoksa geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa -onunla yapacağı vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onlarındır (kadınlarınızındır). Eğer sizin çocuğunuz varsa -yapacağınız vasiyetten ya da borçtan sonra- geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onlarındır. Eğer miras bırakan erkek veya kadın çocuğu ve ana-babası olmayan bir kimse olur da bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, bunlardan herbirine altıda bir düşer. Eğer onlar bundan çoksalar, zarara uğratılmaksızın üçte birine ortak olurlar. Bunlar, yaptıkları vasiyyet ve borç ödendikten sonradır. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir. Allah Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir), Halim'dir (rahmetiyle yumuşak davranandır). (4-Nisâ 12)

 
 
13 - İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere koyar. İşte en büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (4-Nisâ 13)

 
 
14 - Kim Allah'a ve Resulüne isyan eder, O'nun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır. (4-Nisâ 14)

 
 
15 - Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara aleyhlerinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. (4-Nisâ 15)

 
 
16 - Sizlerden fuhuş yapanların her ikisine de eziyet edin (ceza verin). Eğer tevbe ederler de ıslah olurlarsa artık onlardan vazgeçin. Allah şüphesiz ki Tevvab'dır (tevbeleri kabul edendir), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (4-Nisâ 16)

 
 
17 - Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe ancak cehalet nedeniyle kötülük yapıp da sonra hemencecik tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah Alim (herşeyi hakkıyle bilen) ve Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) olandır. (4-Nisâ 17)

 
 
18 - Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca "Ben şimdi tevbe ettim" diyenler ile kafir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Böyleleri için acıklı bir azab hazırlamışızdır. (4-Nisâ 18)

 
 
19 - Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız size helal değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa belki bir şey hoşunuza gitmez ama Allah onu (sizin için) çok hayırlı kılar. (4-Nisâ 19)

 
 
20 - Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mehir, mal ve para) vermişseniz bile ondan hiç bir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız? (4-Nisâ 20)

 
 
21 - Onu nasıl alırsınız ki, (Allah adına yaptığınız akidle) birbirinize karışıp-katılmıştınız. Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) almışlardı. (4-Nisâ 21)

 
 
22 - Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu 'çirkin bir hayasızlık' ve 'tiksinti duyulan bir iğrençliktir'. O ne kötü bir yoldu. (4-Nisâ 22)

 
 
23 - Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir vebal yoktur. Öz oğullarınızın karıları ile evlenmeniz ve iki kızkardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak (cahiliyyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (4-Nisâ 23)

 
 
24 - (Harb esiri olarak) sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) dışında kadınlardan evli olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunlardan başkasını ise iffeti koruyup, fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) istemeniz size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangisiyle yararlandıysanız, onlara alacaklarını (mehirlerini) tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden sonra karşılıklı hoşnut olduğunuz bir şey (arttırma ya da eksiltme) konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah Alim (herşeyi hakkıyle bilen) ve Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) olandır. (4-Nisâ 24)

 
 
25 - İçinizden özgür olan mü'min kadınları nikahlayacak genişliğe güç yetiremiyenler, sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın). Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) ma'ruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra fuhuş yapacak olurlarsa, muhsan (evli kadınlar) üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın). Bu (cariye ile evlenme izni), sizden günaha sapmaktan endişe edip-korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (4-Nisâ 25)

 
 
26 - Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi sizden öncekilerin sünnetlerine (doğru yollarına) iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak ister. Allah Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (4-Nisâ 26)

 
 
27 - Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek ister. Şehvetleri ardınca gidenler ise sizin büyük bir (sapma ile) sapıklığa düşmenizi isterler. (4-Nisâ 27)

 
 
28 - Allah sizden (ağır teklifleri ve yükünüzü) hafifletmek ister. (Çünkü) insan zayıf yaratılmıştır. (4-Nisâ 28)

 
 
29 - Ey iman edenler. Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali dışında mallarınızı aranızda batıl (haksız ve haram yollar) ile yemeyin. Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah size karşı Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (4-Nisâ 29)

 
 
30 - Kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, Biz onu ateşe atacağız. Bu Allah için pek kolaydır. (4-Nisâ 30)

 
 
31 - Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (diğer küçük) günahlarınızı örter ve sizi kerim (şerefli-üstün) bir makama koyarız. (4-Nisâ 31)

 
 
32 - Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (hasetle veya hasretle) temenni etmeyin. Erkekler için kendi kazandıklarından bir pay, kadınlar için de kendi kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan O'nun fazlını (lutuf ve ihsanını) isteyin. Gerçekten Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (4-Nisâ 32)

 
 
33 - Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından her birine mirasçılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. Şüphesiz ki Allah, her şeye şahid olandır. (4-Nisâ 33)

 
 
34 - Allah'ın bazısını bazısına üstün kılması ve kendi mallarından harcaması nedeniyle, erkekler kadınlar üzerine sorumlu-yöneticidirler. Saliha (iyi) kadınlar, itaatkar olanlar ve -Allah (onları) nasıl koruduysa- görünmeyeni koruyanlardır. Başkaldırıp diretmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse) döğün. Size itaat ederlerse, onların aleyhine bir yol aramayın. Doğrusu Allah Aliyy'dir (çok yücedir), Kebir'dir (büyüklüğü sınırsızdır). (4-Nisâ 34)

 
 
35 - (Kadın ile kocanın) aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da (onları muvaffak kılar) onların arasını bulur. Şüphesiz Allah Alim'dir (her şeyi hakkıyle bilendir), Habir'dir (her şeyden haberdar olandır). (4-Nisâ 35)

 
 
36 - Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Allah elbetteki kibirlenip-böbürleneni sevmez. (4-Nisâ 36)

 
 
37 - Onlar cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emrederler ve Allah'ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz kafirlere rüsvay edici (aşağılatıcı) bir azab hazırladık. (4-Nisâ 37)

 
 
38 - Ve onlar Allah'a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. Şeytan kime arkadaş olursa, o ne kötü bir arkadaştır. (4-Nisâ 38)

 
 
39 - Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, ne olurdu? Allah onları hakkıyle bilendir. (4-Nisâ 39)

 
 
40 - Gerçek şu ki Allah zerre kadar haksızlık yapmaz. (Zerre ağırlıkta) bir iyilik olursa, onu kat kat artırır ve Kendi katından büyük bir ecir-mükafat verir. (4-Nisâ 40)

 
 
41 - Her ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve onların da üzerine seni şahid yaptığımız zaman (halleri) nasıl olacak? (4-Nisâ 41)

 
 
42 - O gün küfre sapıp da Resule isyan edenler, yerle bir olmayı isteyecekler. (Onlar) Allah'tan hiçbir sözü gizleyemezler. (4-Nisâ 42)

 
 
43 - Ey iman edenler, sarhoş iken ne dediğinizi bilinceye ve cünüb iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara yaklaşıp da su bulamamışsanız, bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah Afüvv'dür (çok affedendir), Gafur'dur (çok bağışlayandır). (4-Nisâ 43)

 
 
44 - Kendilerine Kitab'tan bir pay verilmiş olanlara bakmaz mısın? Kendileri sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar. (4-Nisâ 44)

 
 
45 - Allah sizin düşmanlarınızı en iyi bilendir. Bir veli (gerçek ve güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (4-Nisâ 45)

 
 
46 - Kimi yahudiler, kelimeleri 'konuldukları yerlerden' saptırırlar ve dillerini de eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek "İşittik ve karşı geldik. İşit-işitmez olası ve 'Raina' (bizi güt)" derler. Eğer onlar "İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve 'Unzurna' (bizi gözet) deselerdi elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Artık onların pek azı iman eder. (4-Nisâ 46)

 
 
47 - Ey kendilerine Kitab verilenler. Birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi adamlarını (cumartesi yasağını çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi lanetlemeden önce (gelin de) yanınızdakini (Tevrat ve İncil'i) doğrulayıcı olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Allah'ın emri daima yapılagelmiştir. (4-Nisâ 47)

 
 
48 - Allah Kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediğine bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, büyük bir günahla iftira etmiş olur. (4-Nisâ 48)

 
 
49 - Kendi nefislerini arındıranları (kendilerini övgüyle-yalanla temize çıkaranları) görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini arındırır-temize çıkarır. Onlar 'bir hurma çekirdeğindeki ince iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. (4-Nisâ 49)

 
 
50 - Bir bak, Allah'a karşı nasıl da yalan düzüp-uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu (onlara) yeter. (4-Nisâ 50)

 
 
51 - Kendilerine Kitab'tan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar tağuta ve cibte (putlaştırılan şeylere) inanıyorlar ve küfredenler için "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar. (4-Nisâ 51)

 
 
52 - İşte bunlar, Allah'ın kendilerini lanetlediğidir. Allah kime lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın. (4-Nisâ 52)

 
 
53 - Yoksa onların mülkten bir payları mı var? Eğer böyle olsaydı, insanlara 'çekirdeğin sırtındaki küçücük bir filizi' bile vermezlerdi. (4-Nisâ 53)

 
 
54 - Yoksa onlar, Allah'ın kendi fazlından (lutuf ve ihsanından) insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Şüphesiz biz İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve hükümranlık ihsan ettik. (4-Nisâ 54)

 
 
55 - Böylece onlardan bir kısmı ona inandı bir kısmı da ondan yüz çevirdi. (Onlara) alevli ateş olarak cehennem yeter. (4-Nisâ 55)

 
 
56 - Şüphesiz ki ayetlerimizi inkar edenleri yakında ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı (tekrar) duysunlar diye derilerini değiştirip yenileyeceğiz. Gerçekten Allah Aziz'dir (üstün ve güçlü olandır), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (4-Nisâ 56)

 
 
57 - İman edip salih amellerde bulunanları da altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları koyu gölgeler altında bulunduracağız. (4-Nisâ 57)

 
 
58 - Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah Semi'dir (herşeyi işitendir), Basir'dir (hakkıyle görendir). (4-Nisâ 58)

 
 
59 - Ey iman edenler. Allah'a itaat edin, Resule ve sizden olan emir sahiblerine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız onu Allah ve Resulüne arz edin (onların emirlerine göre halledin). Bu (sizler için) hem hayırlı ve hem de sonuç bakımından daha güzeldir. (4-Nisâ 59)

 
 
60 - Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar onu (tağutu) reddetmekle emrolundukları halde tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler. Şeytan da onları (bir daha dönemeyecekleri kadar) uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor. (4-Nisâ 60)

 
 
61 - Onlara "Allah'ın indirdiğine ve Resule gelin" denildiği zaman münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün. (4-Nisâ 61)

 
 
62 - (Böyle iken) elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet isabet edince nasıl (olur da) sana gelerek "Kuşkusuz ki biz iyilikten ve ara bulmaktan başka bir şey istemedik" diye (Allah adına) yemin ederler? (4-Nisâ 62)

 
 
63 - Onlar öyle kimselerdir ki, kalplerinde sakladıklarını Allah bilmektedir. O halde sen onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin tesirli (etkileyici) söz söyle. (4-Nisâ 63)

 
 
64 - Biz her resulü ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip de Allah'tan mağfiret (bağışlanma) dileselerdi ve resul de onlar için mağfiret dileseydi elbette Allah'ı Tevvab (tevbeleri kabul eden), Rahim (rahmetiyle çok esirgeyen) olarak bulurlardı. (4-Nisâ 64)

 
 
65 - Hayır (öyle değil), Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı olmaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (4-Nisâ 65)

 
 
66 - Eğer biz onlara "Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış (emretmiş) olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında bunu yapmazlardı. Oysa kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi şüphesiz ki bu onlar için hem daha hayırlı, hem de daha sağlam olurdu. (4-Nisâ 66)

 
 
67 - Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük bir ecir-mükafat verirdik. (4-Nisâ 67)

 
 
68 - Ve onları dosdoğru bir yola yöneltip-iletirdik. (4-Nisâ 68)

 
 
69 - Kim Allah'a ve Resule itaat ederse işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar (doğrular ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Bunlar ne iyi-ne güzel arkadaştır. (4-Nisâ 69)

 
 
70 - Bu fazl (lutuf ve ihsan) Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter. (4-Nisâ 70)

 
 
71 - Ey iman edenler, (savunma ve korunma) tedbirinizi alın da bölük bölük ya da topluca çıkın (seferber olun). (4-Nisâ 71)

 
 
72 - Şüphesiz sizden ağır davrananlar vardır. Şayet size bir musibet isabet edecek olsa (bunlar) "Doğrusu Allah bana lutfetti çünkü onlarla birlikte olmadım" der. (4-Nisâ 72)

 
 
73 - Eğer size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da sanki onunla sizin aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi "Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük başarıya-murada erseydim" der. (4-Nisâ 73)

 
 
74 - O halde dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşırken öldürülür ya da galip gelirse (her iki durumda da) ona büyük bir ecir-mükafat vereceğiz. (4-Nisâ 74)

 
 
75 - Size ne oluyor ki Allah yolunda ve "Rabbimiz, halkı zalim olan bu ülkeden bizi çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardımcı yolla" diyen zayıf düşmüş erkekler, kadınlar ve çocuklar adına savaşmıyorsunuz? (4-Nisâ 75)

 
 
76 - İman edenler Allah yolunda savaşırlar, küfredenler de tağutun yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz ki şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır. (4-Nisâ 76)

 
 
77 - Kendilerine ''Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekatı verin'' denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca içlerinden bir grup hemen Allah'tan korkar gibi hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar da "Rabbimiz. Savaşı üzerimize niye yazdın, bizi yakın bir zamana ertelesen olmaz mıydı?" dediler. De ki "Dünyanın metaı (geçici menfaati) azdır, ahiret ise muttakiler (korkup-sakınanlar) için daha hayırlıdır ve siz 'ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız. (4-Nisâ 77)

 
 
78 - Her nerede olursanız olun ölüm sizi bulur, sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile (ölüm size gelir). Onlara bir iyilik dokunsa "Bu Allah'tandır" (derler), bir kötülük gelince de "Bu sendendir" derler. De ki "Hepsi Allah'tandır." Bunlara ne oluyor ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? (4-Nisâ 78)

 
 
79 - Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul (bir elçi) olarak gönderdik, şahid olarak Allah yeter. (4-Nisâ 79)

 
 
80 - Kim Resule itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine bekçi-koruyucu göndermedik. (4-Nisâ 80)

 
 
81 - (Sana) "Tamam-kabul" derler ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı geceleyin (gündüz) senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah (onların) geceleyin kurduklarını yazıyor. Sen onlara aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (4-Nisâ 81)

 
 
82 - Onlar hala Kur'an'ı gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok çelişkiler (uyumsuz-tutarsız şeyler) bulurlardı. (4-Nisâ 82)

 
 
83 - Kendilerine güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar. Oysa bunu Resule ve kendilerinden olan emir sahiblerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler' onu (işin içyüzünü) bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki lutuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyup giderdiniz. (4-Nisâ 83)

 
 
84 - Artık sen Allah yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü-sorumlu tutulmayacaksın. Mü'minleri de hazırlayıp-teşvik et. Ola ki Allah (dilerse) küfredenlerin şiddet ve baskısını önler. Hiç şüphesiz ki Allah 'kahredici baskısıyla' daha zorlu, cezasıyla pek şiddetlidir. (4-Nisâ 84)

 
 
85 - Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun o işten kendisine bir hisse vardır. Kim de kötü bir işe aracılıkla aracılıkta bulunursa, onun da ondan kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde Mukit'tir (ihtiyaçları bilen, gözetip karşılığını verendir). (4-Nisâ 85)

 
 
86 - Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını yapandır. (4-Nisâ 86)

 
 
87 - Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir? (4-Nisâ 87)

 
 
88 - Size ne oluyor ki münafıklar konusunda ikiye ayrıldınız? Oysa Allah, kazandıkları dolayısıyla onları tepe taklak etmiştir. Allah'ın (saptırıcılara izin verip) saptırdığını hidayete (doğru yola) eriştirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı (sapıklıkta bıraktığı) kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın. (4-Nisâ 88)

 
 
89 - Onlar kendilerinin küfre sapmaları gibi, sizin de küfre sapmanızı isterler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar siz onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Şayet yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde onları öldürün. Onlardan ne bir veli (dost), ne de bir yardımcı edinin. (4-Nisâ 89)

 
 
90 - Ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar ya da ne sizinle, ne de kendi kavimleriyle savaşmaktan (kaçınarak)göğüslerini sıkıntı basıp (tarafsız olarak) size gelenler müstesnadır. Eğer Allah dileseydi onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse, Allah sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiştir. (4-Nisâ 90)

 
 
91 - Diğerlerinin de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istediklerini göreceksiniz. (Ama) fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı dalarlar. Eğer sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler ve (sizden) ellerini çekmezlerse, onları tutun ve bulduğunuz yerde öldürün. İşte onların aleyhlerine size apaçık sultan (yol ve yetki) verdik. (4-Nisâ 91)

 
 
92 - Bir mü'minin -hata sonucu olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi olmaz. Kim bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bu diyeti) bağışlamaları müstesna. Eğer (öldürülen kişi) mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise bu durumda (sadece) mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise bu durumda ailesine verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azad etmek gerekir. Bunları (diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) bulamayan kimse, Allah tarafından tevbesinin kabulü için kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Allah Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (4-Nisâ 92)

 
 
93 - Kim de bir mü'mini kasıtlı olarak öldürürse onun da cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazablanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab hazırlamıştır. (4-Nisâ 93)

 
 
94 - Ey iman edenler, Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman (karşınızdakini) iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler vardır. Önceden siz de böyle iken Allah size lutfetti, o halde iyi anlayıp dinleyin. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır. (4-Nisâ 94)

 
 
95 - Mü'minlerden, özrü olmaksızın oturanlar ile Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler elbetteki bir değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine güzelliği (cenneti) vadetmiştir ancak mücahitleri (cihad edenleri) oturanlara göre büyük bir ecirle-mükafatla üstün kılmıştır. (4-Nisâ 95)

 
 
96 - (Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir). Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (4-Nisâ 96)

 
 
97 - Melekler, kendi nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken "Ne iş üzere idiniz?" derler. Onlar "Biz, yeryüzünde mustaz'aflar (zayıf bırakılmışlar) idik" deyince (melekler de) "Onda hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların barınma yerleri cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir. (4-Nisâ 97)

 
 
98 - Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan mustaz'aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler, (hicret için) hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır. (4-Nisâ 98)

 
 
99 - Umulur ki Allah bunları affeder. Allah Afüvv'dür (çok affedendir), Gafur'dur (çok bağışlayandır). (4-Nisâ 99)

 
 
100 - Her kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde (bir çok) bereketli yer ve genişlik bulur. Allah'a ve Resulüne hicret ederek evinden çıkan kimseye ölüm gelirse, onun ecrini-mükafatını vermek Allah'a aittir. Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (4-Nisâ 100)

 
 
101 - Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kafirlerin size kötülük etmelerinden endişe ederseniz namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler sizin apaçık düşmanlarınızdır. (4-Nisâ 101)

 
 
102 - İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup seninle birlikte dursun ve silahlarını da (yanlarına) alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (diğer bir kısmı) arkanızda olsunlar. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelip seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kafirler arzu ederler ki silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı (tedbiri) elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kafirlere alçaltıcı bir azab hazırlamıştır. (4-Nisâ 102)

 
 
103 - Namazı bitirdiğinizde ayaktayken, otururken ve yan yatarken Allah'ı zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı gerektiği gibi kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır. (4-Nisâ 103)

 
 
104 - (Düşmanınız olan) topluluğu aramakta gevşeklik göstermeyin. Siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Ancak siz onların umud etmediklerini, Allah'tan umuyorsunuz. Allah Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (4-Nisâ 104)

 
 
105 - Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitab'ı hak olarak indirdik. (Sakın) hainlerin savunucusu olma. (4-Nisâ 105)

 
 
106 - Ve Allah'tan mağfiret (bağışlanma) dile, gerçekten Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (4-Nisâ 106)

 
 
107 - Kendi nefislerine ihanet edenleri savunma. Hiç şüphesiz Allah, ihanette ilerlemiş (hainliği adet edinmiş) günahkarı sevmez. (4-Nisâ 107)

 
 
108 - İnsanlardan gizlerler de, Allah'tan gizlemezler (gizlemeye gerek görmezler). Halbuki geceleyin O'nun razı olmayacağı sözü düzüp-kurarlarken, O onlarla beraberdir. Allah (onların) yapmakta olduklarını kuşatandır. (4-Nisâ 108)

 
 
109 - İşte siz öyle kimselersiniz ki dünya hayatında onları savunuyorsunuz. Ama kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? (4-Nisâ 109)

 
 
110 - Kim bir kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan mağfiret (bağışlanma) dilerse, Allah'ı Gafur (çok bağışlayan) ve Rahim (rahmetiyle çok esirgeyen) olarak bulur. (4-Nisâ 110)

 
 
111 - Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi nefsi aleyhinde kazanmıştır. Allah Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (4-Nisâ 111)

 
 
112 - Kim bir hata ya da günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o büyük bir bühtanı (iftirayı) ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur. (4-Nisâ 112)

 
 
113 - Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya kalkışırdı. Onlar ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın senin üzerindeki fazlı (lutfu ve ihsanı) çok büyüktür. (4-Nisâ 113)

 
 
114 - Onların fısıldaşmalarının (gizlice söyleşmelerinin) çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki müstesna. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, Biz ona büyük bir ecir-mükafat vereceğiz. (4-Nisâ 114)

 
 
115 - Kim de kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra Resule karşı çıkar ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir. (4-Nisâ 115)

 
 
116 - Hiç şüphesiz Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanları ise dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, elbette o çok uzak bir dalalete (derin bir sapıklığa) düşmüş olur. (4-Nisâ 116)

 
 
117 - Onlar, O'nu bırakıp da (bir takım) dişilere yalvarırlar. Aslında onlar inatçı şeytandan başkasına yalvarmıyorlar. (4-Nisâ 117)

 
 
118 - Allah onu (şeytanı) lanetlemiştir. O da (şöyle) dedi "Andolsun ki kullarından belli bir pay edineceğim". (4-Nisâ 118)

 
 
119 - Onları mutlaka şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık (saçma) kuruntulara düşüreceğim. Onlara kesin olarak davarların kulaklarını yarmalarını emredeceğim ve Allah'ın yaratışını (yaratılanların, yaratılış biçimini) değiştirmelerini de emredeceğim. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı veli-dost edinirse, kuşkusuz o apaçık bir hüsrana uğramıştır. (4-Nisâ 119)

 
 
120 - (Şeytan) onlara vaad ediyor ve onları (olmadık) kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara aldanıştan başka bir şey vadetmez. (4-Nisâ 120)

 
 
121 - Onların barınma yerleri cehennemdir, ondan kaçacak bir yer de bulamayacaklardır. (4-Nisâ 121)

 
 
122 - İman edip de salih amellerde bulunanlar, Biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere koyacağız. İşte bu, Allah'ın hak olan vaadidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır? (4-Nisâ 122)

 
 
123 - (Akibetiniz) ne sizin kuruntularınıza, ne de ehl-i kitabın kuruntularına (göredir). Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve kendisi için Allah'tan başka bir veli (dost) ve bir yardımcı bulamaz. (4-Nisâ 123)

 
 
124 - Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar zerre kadar bile haksızlığa uğramayacaklardır. (4-Nisâ 124)

 
 
125 - İhsan ederek (iyilik yaparak) kendini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in hanif (tevhidi) dinine uyandan, (yaşadığı) din bakımından daha güzel kim olabilir? Allah İbrahim'i (Kendisine dost) halil edinmiştir. (4-Nisâ 125)

 
 
126 - Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah her şeyi (ilim ve kudretiyle) kuşatandır. (4-Nisâ 126)

 
 
127 - Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki "Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) kendilerine yazılanı (haklarını veya mirasını) vermeyip, kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar ile yetimlere karşı adaletli davranmanız konusunda size Kitab'ta okunmakta olan ayetlerdir. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir. (4-Nisâ 127)

 
 
128 - Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından endişe ederse, anlaşma yoluyla aralarını bulmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Barış daha hayırlıdır. Ancak nefisler 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. (Nefsinize rağmen) eğer iyi davranır ve (haksızlıktan) sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (4-Nisâ 128)

 
 
129 - Kadınlar arasında adaleti sağlamaya ne kadar uğraşsanız da buna güç yetiremezsiniz. Öyleyse (birine) büsbütün eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de, öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve (gücünüz nisbetince haksızlıktan) sakınırsanız, şüphesiz ki Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (4-Nisâ 129)

 
 
130 - Eğer birbirlerinden ayrılacak olurlarsa, Allah onların her birini geniş lutfuyla muhtaç bırakmaz. Allah Vasi'dir (lutfu ve rahmeti geniştir), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (4-Nisâ 130)

 
 
131 - Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun ki Biz sizden önce kendilerine Kitab verilenlere ve sizlere "Allah'tan korkun" diye tavsiye ettik. Eğer küfre saparsanız, şüphesiz ki göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah Gani'dir (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan zengindir), Hamid'dir (en çok övülen ve övülmeye en layık olandır). (4-Nisâ 131)

 
 
132 - Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter. (4-Nisâ 132)

 
 
133 - Ey insanlar, (Allah) dilerse sizi giderir ve (yerinize) başkalarını getirir. Allah buna kadirdir (güç yetirendir). (4-Nisâ 133)

 
 
134 - Kim dünya sevabını (mükafatını ve yararını) isterse (bilsin ki) dünyanın da, ahiretin de sevabı Allah katındadır. Allah Semi'dir (herşeyi işitendir), Basir'dir (hakkıyle görendir). (4-Nisâ 134)

 
 
135 - Ey iman edenler. Kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhinde de olsa Allah için şahidler olarak (hakka şahitlik ederek) adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsunlar Allah onlara (onları korumaya sizden) daha yakındır. Öyleyse hevalarınıza (nefsi isteklerinize) uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlikte sözü) eğip-büker ya da (hakka şahitlikten) yüz çevirirseniz, (biliniz ki) Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır. (4-Nisâ 135)

 
 
136 - Ey iman edenler. Allah'a, Resulüne, Resulüne indirdiği Kitab'a ve bundan önce indirdiği Kitab'a iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, Kitab'larını, resullerini ve ahiret gününü inkar ederse, kuşkusuz sapıklığın en koyusuna (en derinine) düşmüş olur. (4-Nisâ 136)

 
 
137 - İman edip sonra inkar edenleri sonra yine iman edip tekrar inkar edenleri sonra da inkarlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir. (4-Nisâ 137)

 
 
138 - Münafıklara kendileri için elim-acıklı bir azab olduğunu müjdele. (4-Nisâ 138)

 
 
139 - Onlar mü'minleri bırakıp kafirleri veliler-dostlar edinirler. İzzeti (kuvvet ve şerefi) onların yanında mı arıyorlar? Oysa izzet bütünüyle Allah'a aittir. (4-Nisâ 139)

 
 
140 - O, size Kitab'ta "Allah'ın ayetlerine küfredildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde onlar bir başka söze dalıp-geçinceye kadar onlarla oturmayın yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye (bildirerek) indirdi. Allah elbette ki münafıkların ve kafirlerin hepsini cehennemde bir araya toplayacaktır. (4-Nisâ 140)

 
 
141 - Onlar sizi gözetleyip-dururlar. Eğer size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse "Sizinle birlikte değil miydik?" derler. Kafirlere (zaferden) bir pay düştüğü zaman da onlara "(Mü'minlere destek vermeyip) size üstünlük sağlayarak, sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah kıyamet günü aranızda hükmedecektir ve kafirler için mü'minler aleyhine asla yol vermeyecektir (4-Nisâ 141)

 
 
142 - Gerçek şu ki münafıklar (kendilerince) Allah'ı aldatmaya kalkışırlar. Halbuki Allah (düzenlerini kendi) başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman isteksizce (üşene üşene) kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar. (4-Nisâ 142)

 
 
143 - (İki) arada bocalayıp dururlar. Ne onlardan, ne de bunlardan (olurlar). Allah kimi saptırırsa (sapıklıkta bırakırsa) artık sen ona asla yol bulamazsın. (4-Nisâ 143)

 
 
144 - Ey iman edenler, mü'minleri bırakıp kafirleri veliler-dostlar edinmeyin. Allah'a kendi aleyhinizde apaçık bir delil vermek ister misiniz? (4-Nisâ 144)

 
 
145 - Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı da bulamazsın. (4-Nisâ 145)

 
 
146 - Ancak tevbe edenler, kendilerini ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar müstesnadır. İşte onlar mü'minlerle beraberdirler ve Allah mü'minlere büyük bir ecir-mükafat verecektir. (4-Nisâ 146)

 
 
147 - Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin? Allah Şakir (şükrün karşılığını veren) ve Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir). (4-Nisâ 147)

 
 
148 - Allah zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah Semi'dir (herşeyi işitendir), Alim'dir (hakkıyle bilendir). (4-Nisâ 148)

 
 
149 - Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah (da sizi affedicidir) Afüvv'dür, Kadir'dir (her şeye güç yetirendir). (4-Nisâ 149)

 
 
150 - Allah'ı ve resullerini inkar eden, Allah ile resullerinin arasını ayırmak isteyip "Bazısına inanırız, bazısını tanımayız" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler (4-Nisâ 150)

 
 
151 - İşte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır. (4-Nisâ 151)

 
 
152 - Allah ve resullerine iman edip onların hiç birini diğerinden ayırmayanlara, işte onlara ecirleri-mükafatları verilecektir. Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (4-Nisâ 152)

 
 
153 - Kitab ehli, senden kendilerine gökten bir kitab indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişler ve "Bize Allah'ı açıkça göster" demişlerdi. Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Onları bundan dolayı da affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet (ispatlayıcı bir delil) verdik. (4-Nisâ 153)

 
 
154 - Kesin söz vermeleri için Tur'u (dağı) üstlerine yükselttik de onlara "Bu kapıdan secde ederek girin" dedik ve onlara "Cumartesi gününde haddi aşmayın" da dedik. Kendilerinden kesin bir söz aldık. (4-Nisâ 154)

 
 
155 - Ancak sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı küfre sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) Doğrusu Allah, küfürleri sebebiyle ona (kalplerine) mühür vurmuştur. Pek azı dışında onlar inanmazlar. (4-Nisâ 155)

 
 
156 - (Bir de) küfre sapmaları ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar (iftiralar) söylemeleri (4-Nisâ 156)

 
 
157 - Ve "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara öyle gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, (ondan yana) kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (4-Nisâ 157)

 
 
158 - Bilakis Allah onu Kendine yükseltti. Allah Aziz'dir (üstün ve güçlü olandır), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (4-Nisâ 158)

 
 
159 - Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölmeden önce ona inanacak olmasın. Kıyamet gününde o da onlara şahitlik edecektir. (4-Nisâ 159)

 
 
160 - Yahudilerin zalimlikleri ve birçok kişiyi Allah'ın yolundan alıkoymaları nedeniyle kendilerine (önceleri) helal kılınmış temiz şeyleri onlara haram kıldık. (4-Nisâ 160)

 
 
161 - Ondan nehyedildikleri (menedildikleri) halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri nedeniyle (öyle yaptık.) Onlardan kafir olanlara pek acıklı bir azab hazırladık. (4-Nisâ 161)

 
 
162 - Ancak onlardan ilimde derinleşenler ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. (Onlardan) namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar (var ya,) işte onlara büyük bir ecir-mükafat vereceğiz. (4-Nisâ 162)

 
 
163 - Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a, ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik. (4-Nisâ 163)

 
 
164 - Ve sana daha önceden haberlerini anlattığımız resullerle, anlatmadığımız başka resullere de (vahyettik). Ve Allah, Musa ile de konuştu. (4-Nisâ 164)

 
 
165 - Resuller müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olarak (gönderildi). Öyle ki resullerden sonra insanların Allah'a karşı (bahaneleri ve savunacak) delilleri olmasın. Allah Aziz'dir (üstün ve güçlü olandır), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (4-Nisâ 165)

 
 
166 - Lakin Allah sana indirdiğine şahitlik eder ki, onu Kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de (buna) şahiddirler. Şahid olarak Allah yeter. (4-Nisâ 166)

 
 
167 - Şüphesiz ki küfredenler ve Allah yolundan alıkoyanlar, gerçekten (haktan çok) uzak bir sapıklığa düşmüşlerdir. (4-Nisâ 167)

 
 
168 - İnkar edip zulmedenleri Allah bağışlayacak değildir, onları (doğru) bir yola da iletecek değildir. (4-Nisâ 168)

 
 
169 - Onları ancak cehennemin yoluna (iletecek ve) onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. Bu Allah'a pek kolaydır. (4-Nisâ 169)

 
 
170 - Ey insanlar, (bu) Resul size Rabbinizden hakla (gerçekle) geldi. Öyleyse (ona ve getirdiğine) iman edin, (bu) sizin için hayırlıdır. Eğer küfre saparsanız, şüphesiz ki göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (4-Nisâ 170)

 
 
171 - Ey ehl-i kitab, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih ancak Allah'ın resulü, O'nun Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve Kendinden bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve resullerine inanın, "Üçtür" demeyin ve kendi hayrınıza (yararınıza) olarak bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek ilahtır. Çocuğu olmaktan münezzehtir (beridir ve çok yücedir). Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. (4-Nisâ 171)

 
 
172 - Mesih de, yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler de Allah'a kul olmaktan asla çekimser kalmazlar. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa (bilmeli ki Allah) onların hepsini huzurunda toplayacaktır. (4-Nisâ 172)

 
 
173 - İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise (Allah) onlara ecirlerini-mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve onlara Kendi fazlından da (lutuf ve ihsanından da) verecektir. (Kullukta) çekimser davrananları ve büyüklenenleri ise acıklı bir azabla azablandıracaktır. Onlar kendileri için Allah'tan başka bir veli (koruyucu bir dost) ve yardımcı da bulamayacaklardır. (4-Nisâ 173)

 
 
174 - Ey insanlar, Rabbinizden size burhan (kesin bir kanıt) geldi ve size apaçık bir nur (olan Kur'an'ı) indirdik. (4-Nisâ 174)

 
 
175 - Allah'a iman edenler ve O'na sımsıkı sarılanlar, (Allah onları) Kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecek ve onları Kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir. (4-Nisâ 175)

 
 
176 - Senden fetva isterler. De ki "Allah kelalenin (çocuksuz ve babasız olanın) mirasına ilişkin hükmü (şöyle) açıklar. Eğer çocuğu olmayan bir kimse (erkek kelale) ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa bıraktığının yarısı onundur (kız kardeşinindir). Çocuğu olmayan kız kardeş (kadın kelale) ölürse, erkek kardeş ona (tamamen) varis olur. Eğer (erkek kelalenin) kız kardeşi iki ise geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (erkek veya kadın kelalenin mirasçıları) erkekler ve kız kardeşler ise bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. Şaşırıp-sapmayasınız diye Allah size (böylece) açıklar. Şüphesiz ki Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (4-Nisâ 176)


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
 
 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً - 1
 
 

وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوباً كَب۪يراً - 2
 
 

وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُـقْسِطُوا فِي الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۚ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَلَّا تَعُولُواۜ - 3
 
 

وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ فَاِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْساً فَكُلُوهُ هَن۪ٓيـٔاً مَر۪ٓيـٔاً - 4
 
 

وَلَا تُؤْتُوا السُّفَـهَٓاءَ اَمْوَالَكُمُ الَّت۪ي جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ قِيَاماً وَارْزُقُوهُمْ ف۪يهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً - 5
 
 

وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْداً فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَأْكُلُوهَٓا اِسْرَافاً وَبِدَاراً اَنْ يَكْـبَرُواۜ وَمَنْ كَانَ غَنِياًّ فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَق۪يراً فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِۜ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَس۪يباً - 6
 
 

لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۖ وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ اَوْ كَثُرَۜ نَص۪يباً مَفْرُوضاً - 7
 
 

وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُو۬لُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً - 8
 
 

وَلْيَخْشَ الَّذ۪ينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافاً خَافُوا عَلَيْهِمْۖ فَلْيَتَّقُوا اللّٰهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداً - 9
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْماً اِنَّمَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَاراًۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَع۪يراً۟ - 10
 
 

يُوص۪يكُمُ اللّٰهُ ف۪ٓي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاًۚ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً - 11
 
 

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَل۪يمٌۜ - 12
 
 

تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ - 13
 
 

وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَاراً خَالِداً ف۪يهَاۖ وَلَهُ عَذَابٌ مُه۪ينٌ۟ - 14
 
 

وَالّٰت۪ي يَأْت۪ينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَٓائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ اَرْبَعَةً مِنْكُمْۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَاَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتّٰى يَتَوَفّٰيهُنَّ الْمَوْتُ اَوْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لَهُنَّ سَب۪يلاً - 15
 
 

وَالَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَاۚ فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَـوَّاباً رَح۪يماً - 16
 
 

اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَر۪يبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً - 17
 
 

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّ۪ي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً - 18
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهاًۜ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْراً كَث۪يراً - 19
 
 

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً - 20
 
 

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً - 21
 
 

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟ - 22
 
 

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ - 23
 
 

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَۜ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً - 24
 
 

وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ مِنْكُمْ طَوْلاً اَنْ يَنْكِـحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِكُمْۜ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ اَخْدَانٍۚ فَاِذَٓا اُحْصِنَّ فَاِنْ اَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْۜ وَاَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ - 25
 
 

يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ - 26
 
 

وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلاً عَظ۪يماً - 27
 
 

يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفاً - 28
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً - 29
 
 

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَاناً وَظُلْماً فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَاراًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً - 30
 
 

اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً - 31
 
 

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِه۪ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً - 32
 
 

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟ - 33
 
 

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ وَالّٰت۪ي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّۚ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَب۪يلاًۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِياًّ كَب۪يراً - 34
 
 

وَاِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَماً مِنْ اَهْلِه۪ وَحَكَماً مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ يُر۪يدَٓا اِصْلَاحاً يُوَفِّقِ اللّٰهُ بَيْنَهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً خَب۪يراً - 35
 
 

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراًۙ - 36
 
 

اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً مُه۪يناًۚ - 37
 
 

وَالَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَر۪يناً فَسَٓاءَ قَر۪يناً - 38
 
 

وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّٰهُۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِهِمْ عَل۪يماً - 39
 
 

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۚ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْراً عَظ۪يماً - 40
 
 

فَكَيْفَ اِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَه۪يدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شَه۪يداًۜ - 41
 
 

يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّٰى بِهِمُ الْاَرْضُۜ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّٰهَ حَد۪يثاً۟ - 42
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُباً اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ غَفُوراً - 43
 
 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يباً مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُر۪يدُونَ اَنْ تَضِلُّوا السَّب۪يلَۜ - 44
 
 

وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِياًّۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يراً - 45
 
 

مِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَياًّ بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْناً فِي الدّ۪ينِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْراً لَهُمْ وَاَقْوَمَۙ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلاً - 46
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اٰمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقاً لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهاً فَنَرُدَّهَا عَلٰٓى اَدْبَارِهَٓا اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّٓا اَصْحَابَ السَّبْتِۜ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولاً - 47
 
 

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْماً عَظ۪يماً - 48
 
 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُزَكُّونَ اَنْفُسَهُمْۜ بَلِ اللّٰهُ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلاً - 49
 
 

اُنْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَكَفٰى بِه۪ٓ اِثْماً مُب۪يناً۟ - 50
 
 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يباً مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا سَب۪يلاً - 51
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُۜ وَمَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَص۪يراًۜ - 52
 
 

اَمْ لَهُمْ نَص۪يبٌ مِنَ الْمُلْكِ فَاِذاً لَا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَق۪يراًۙ - 53
 
 

اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۚ فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰه۪يمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكاً عَظ۪يماً - 54
 
 

فَمِنْهُمْ مَنْ اٰمَنَ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُۜ وَكَفٰى بِجَهَنَّمَ سَع۪يراً - 55
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا سَوْفَ نُصْل۪يهِمْ نَاراًۜ كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُوداً غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَز۪يزاً حَك۪يماً - 56
 
 

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ لَهُمْ ف۪يهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌۘ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلاًّ ظَل۪يلاً - 57
 
 

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُـكُمْ بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعاً بَص۪يراً - 58
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلاً۟ - 59
 
 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَع۪يداً - 60
 
 

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُوداًۚ - 61
 
 

فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَاناً وَتَوْف۪يقاً - 62
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَوْلاً بَل۪يغاً - 63
 
 

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً - 64
 
 

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يماً - 65
 
 

وَلَوْ اَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ اَنِ اقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْ اَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ اِلَّا قَل۪يلٌ مِنْهُمْۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِه۪ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْ وَاَشَدَّ تَثْب۪يتاًۙ - 66
 
 

وَاِذاً لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّٓا اَجْراً عَظ۪يـماًۙ - 67
 
 

وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماً - 68
 
 

وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقاًۜ - 69
 
 

ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يماً۟ - 70
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَم۪يعاً - 71
 
 

وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يداً - 72
 
 

وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزاً عَظ۪يماً - 73
 
 

فَلْيُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يَشْرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۜ وَمَنْ يُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً - 74
 
 

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَص۪يراًۜ - 75
 
 

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُٓوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِۚ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَع۪يفاً۟ - 76
 
 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ ق۪يلَ لَهُمْ كُفُّٓوا اَيْدِيَكُمْ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَۚ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّٰهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةًۚ وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَۚ لَوْلَٓا اَخَّرْتَنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۜ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَل۪يلٌۚ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى وَلَا تُظْلَمُونَ فَت۪يلاً - 77
 
 

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ ف۪ي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۚ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِكَۜ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ فَمَالِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَد۪يثاً - 78
 
 

مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِۘ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَۜ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاًۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداً - 79
 
 

مَنْ يُطِـعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظاًۜ - 80
 
 

وَيَقُولُونَ طَاعَةٌۘ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذ۪ي تَقُولُۜ وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۚ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً - 81
 
 

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافاً كَث۪يراً - 82
 
 

وَاِذَا جَٓاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِه۪ۜ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذ۪ينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَل۪يلاً - 83
 
 

فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَأْساً وَاَشَدُّ تَنْك۪يلاً - 84
 
 

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُق۪يتاً - 85
 
 

وَاِذَا حُيّ۪يتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَٓا اَوْ رُدُّوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَس۪يباً - 86
 
 

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ حَد۪يثاً۟ - 87
 
 

فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِق۪ينَ فِئَتَيْنِ وَاللّٰهُ اَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُواۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَهْدُوا مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَب۪يلاً - 88
 
 

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَٓاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَٓاءَ حَتّٰى يُهَاجِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْۖ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراًۙ - 89
 
 

اِلَّا الَّذ۪ينَ يَصِلُونَ اِلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ اَوْ جَٓاؤُ۫كُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْۚ فَاِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَۙ فَمَا جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَب۪يلاً - 90
 
 

سَتَجِدُونَ اٰخَر۪ينَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُوا قَوْمَهُمْۜ كُلَّمَا رُدُّٓوا اِلَى الْفِتْنَةِ اُرْكِسُوا ف۪يهَاۚ فَاِنْ لَمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُٓوا اِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّٓوا اَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَاناً مُب۪يناً۟ - 91
 
 

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِناً اِلَّا خَطَـٔاًۚ وَمَنْ قَتَلَ مُـؤْمِناً خَطَــٔاً فَـتَـحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَصَّدَّقُواۜ فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۜ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ وَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِۘ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً - 92
 
 

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِناً مُتَعَمِّداً فَجَزَٓاؤُ۬هُ جَهَنَّمُ خَالِداً ف۪يهَا وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظ۪يماً - 93
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ضَرَبْتُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِناًۚ تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۘ فَعِنْدَ اللّٰهِ مَغَانِمُ كَث۪يرَةٌۜ كَذٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً - 94
 
 

لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِد۪ينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِد۪ينَ دَرَجَةًۜ وَكُلاًّ وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِد۪ينَ عَلَى الْقَاعِد۪ينَ اَجْراً عَظ۪يـماًۙ - 95
 
 

دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةًۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً۟ - 96
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَالُوا ف۪يمَ كُنْتُمْۜ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَف۪ينَ فِي الْاَرْضِۜ قَالُٓوا اَلَمْ تَكُنْ اَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا ف۪يهَاۜ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يراًۙ - 97
 
 

اِلَّا الْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ح۪يلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلاً - 98
 
 

فَاُو۬لٰٓئِكَ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَفُواًّ غَفُوراً - 99
 
 

وَمَنْ يُهَاجِرْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِي الْاَرْضِ مُرَاغَماً كَث۪يراً وَسَعَةًۜ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه۪ مُهَاجِراً اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً۟ - 100
 
 

وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِۗ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ اِنَّ الْكَافِر۪ينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُواًّ مُب۪يناً - 101
 
 

وَاِذَا كُنْتَ ف۪يهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُٓوا اَسْلِحَتَهُمْ۠ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَٓائِكُمْۖ وَلْتَأْتِ طَٓائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْۚ وَدَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَم۪يلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَنْ تَضَعُٓوا اَسْلِحَتَكُمْۚ وَخُذُوا حِذْرَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً مُه۪يناً - 102
 
 

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۚ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً - 103
 
 

وَلَا تَهِنُوا فِي ابْتِغَٓاءِ الْقَوْمِۜ اِنْ تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَاِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَۚ وَتَرْجُونَ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا يَرْجُونَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً۟ - 104
 
 

اِنَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُۜ وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِن۪ينَ خَص۪يماًۙ - 105
 
 

وَاسْتَغْفِرِ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۚ - 106
 
 

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذ۪ينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّاناً اَث۪يماًۚ - 107
 
 

يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللّٰهِ وَهُوَ مَعَهُمْ اِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضٰى مِنَ الْقَوْلِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يـطاً - 108
 
 

هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللّٰهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَك۪يلاً - 109
 
 

وَمَنْ يَعْمَلْ سُٓوءاً اَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّٰهَ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُوراً رَح۪يماً - 110
 
 

وَمَنْ يَكْسِبْ اِثْماً فَاِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلٰى نَفْسِه۪ۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً - 111
 
 

وَمَنْ يَكْسِبْ خَط۪ٓيـَٔةً اَوْ اِثْماً ثُمَّ يَرْمِ بِه۪ بَر۪ٓيـٔاً فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَـاناً وَاِثْماً مُب۪يناً۟ - 112
 
 

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍۜ وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُۜ وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظ۪يماً - 113
 
 

لَا خَيْرَ ف۪ي كَث۪يرٍ مِنْ نَجْوٰيهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِۜ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ فَسَوْفَ نُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً - 114
 
 

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِـعْ غَيْرَ سَب۪يلِ الْمُؤْمِن۪ينَ نُوَلِّه۪ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يراً۟ - 115
 
 

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً - 116
 
 

اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اِنَاثاًۚ وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَاناً مَر۪يداًۙ - 117
 
 

لَعَنَهُ اللّٰهُۢ وَقَالَ لَاَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَص۪يباً مَفْرُوضاًۙ - 118
 
 

وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اٰذَانَ الْاَنْعَامِ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِياًّ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَاناً مُب۪يناًۜ - 119
 
 

يَعِدُهُمْ وَيُمَنّ۪يهِمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً - 120
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَح۪يصاً - 121
 
 

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقاًّۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ ق۪يلاً - 122
 
 

لَيْسَ بِاَمَانِيِّكُمْ وَلَٓا اَمَانِيِّ اَهْلِ الْكِتَابِۜ مَنْ يَعْمَلْ سُٓوءاً يُجْزَ بِه۪ۙ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً - 123
 
 

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَق۪يراً - 124
 
 

وَمَنْ اَحْسَنُ د۪يناً مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفاًۜ وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰه۪يمَ خَل۪يلاً - 125
 
 

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطاً۟ - 126
 
 

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَٓاءِۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ ف۪يهِنَّۙ وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ ف۪ي يَتَامَى النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الْوِلْدَانِۙ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِه۪ عَل۪يماً - 127
 
 

وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزاً اَوْ اِعْرَاضاً فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحاًۜ وَالصُّلْحُ خَيْرٌۜ وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّۜ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً - 128
 
 

وَلَنْ تَسْتَط۪يعُٓوا اَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَٓاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَم۪يلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِۜ وَاِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماً - 129
 
 

وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلاًّ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعاً حَك۪يماً - 130
 
 

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّٰهَۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَنِياًّ حَم۪يداً - 131
 
 

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً - 132
 
 

اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ اَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِاٰخَر۪ينَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى ذٰلِكَ قَد۪يراً - 133
 
 

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَكَانَ اللّٰهُ سَم۪يعاً بَص۪يراً۟ - 134
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَۚ اِنْ يَكُنْ غَنِياًّ اَوْ فَق۪يراً فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ وَاِنْ تَلْـوُٓ۫ا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً - 135
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً - 136
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْراً لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَب۪يلاًۜ - 137
 
 

بَشِّرِ الْمُنَافِق۪ينَ بِاَنَّ لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماًۙ - 138
 
 

اَلَّذ۪ينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ اَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَاِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعاًۜ - 139
 
 

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ اِنَّكُمْ اِذاً مِثْلُهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ جَامِـعُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ ف۪ي جَهَنَّمَ جَم۪يعاًۙ - 140
 
 

اَلَّذ۪ينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌۙ قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلاً۟ - 141
 
 

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْۚ وَاِذَا قَامُٓوا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَٓاؤُ۫نَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَل۪يلاًۘ - 142
 
 

مُذَبْذَب۪ينَ بَيْنَ ذٰلِكَۗ لَٓا اِلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَلَٓا اِلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَب۪يلاً - 143
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّٰهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَاناً مُب۪يناً - 144
 
 

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ فِي الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِۚ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَص۪يراًۙ - 145
 
 

اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا د۪ينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ اَجْراً عَظ۪يماً - 146
 
 

مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ شَاكِراً عَل۪يماً - 147
 
 

لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّٓوءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَۜ وَكَانَ اللّٰهُ سَم۪يعاً عَل۪يماً - 148
 
 

اِنْ تُبْدُوا خَيْراً اَوْ تُخْفُوهُ اَوْ تَعْفُوا عَنْ سُٓوءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ قَد۪يراً - 149
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلاًۙ - 150
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقاًّۚ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً مُه۪يناً - 151
 
 

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْت۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً۟ - 152
 
 

يَسْـَٔلُكَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَاباً مِنَ السَّمَٓاءِ فَقَدْ سَاَلُوا مُوسٰٓى اَكْبَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَقَالُٓوا اَرِنَا اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْۚ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ فَعَفَوْنَا عَنْ ذٰلِكَۚ وَاٰتَيْنَا مُوسٰى سُلْطَاناً مُب۪يناً - 153
 
 

وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ الطُّورَ بِم۪يثَاقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّداً وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً - 154
 
 

فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَقَتْلِهِمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ بَلْ طَبَعَ اللّٰهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلاًۖ - 155
 
 

وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلٰى مَرْيَمَ بُهْتَاناً عَظ۪يماًۙ - 156
 
 

وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُۜ مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَق۪يناًۙ - 157
 
 

بَلْ رَفَعَهُ اللّٰهُ اِلَيْهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً - 158
 
 

وَاِنْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِه۪ قَبْلَ مَوْتِه۪ۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَه۪يداًۚ - 159
 
 

فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ اُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ كَث۪يراًۙ - 160
 
 

وَاَخْذِهِمُ الرِّبٰوا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَاَكْلِهِمْ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ مِنْهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً - 161
 
 

لٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُق۪يم۪ينَ الصَّلٰوةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَنُؤْت۪يهِمْ اَجْراً عَظ۪يماً۟ - 162
 
 

اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّ۪نَ مِنْ بَعْدِه۪ۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَع۪يسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَۚ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُوراًۚ - 163
 
 

وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلاً لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَۜ وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْل۪يماًۚ - 164
 
 

رُسُلاً مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّٰهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً - 165
 
 

لٰكِنِ اللّٰهُ يَشْهَدُ بِمَٓا اَنْزَلَ اِلَيْكَ اَنْزَلَهُ بِعِلْمِه۪ۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداً - 166
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ قَدْ ضَلُّوا ضَلَالاً بَع۪يداً - 167
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَر۪يقاًۙ - 168
 
 

اِلَّا طَر۪يقَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً - 169
 
 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَاٰمِنُوا خَيْراً لَكُمْۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً - 170
 
 

يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ اِنَّمَا الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّٰهِ وَكَلِمَتُهُۚ اَلْقٰيهَٓا اِلٰى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُۘ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۚ وَلَا تَقُولُوا ثَلٰثَةٌۜ اِنْتَهُوا خَيْراً لَكُمْۜ اِنَّمَا اللّٰهُ اِلٰهٌ وَاحِدٌۜ سُبْحَانَهُٓ اَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌۢ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً۟ - 171
 
 

لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَس۪يحُ اَنْ يَكُونَ عَبْداً لِلّٰهِ وَلَا الْمَلٰٓئِكَةُ الْمُقَرَّبُونَۜ وَمَنْ يَسْتَنْكِفْ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ اِلَيْهِ جَم۪يعاً - 172
 
 

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَاباً اَل۪يماًۙ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً - 173
 
 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ نُوراً مُب۪يناً - 174
 
 

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَاعْتَصَمُوا بِه۪ فَسَيُدْخِلُهُمْ ف۪ي رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍۙ وَيَهْد۪يهِمْ اِلَيْهِ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۜ - 175
 
 

يَسْتَفْتُونَكَۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ فِي الْكَلَالَةِۜ اِنِ امْرُؤٌا هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُٓ اُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُـهَٓا اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌۜ فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۜ وَاِنْ كَانُٓوا اِخْوَةً رِجَالاً وَنِسَٓاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۜ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اَنْ تَضِلُّواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ - 176
 
 

Etiketler:

İnsan Dergisi

,