Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Birlikte Değerlendirelim-11 / Dünya Nereye Gidiyor?



Birlikte Değerlendirelim-11 / Dünya Nereye Gidiyor?

Euzübillahimineşşeytaniracim

Bismillahirrahmanirrahim

Asırlardır Mehdi ufuklarına bakan müslümanlar "Mehdi henüz gelmedi" diyerek beklemeye devam ederlerken, bizatihi gelerek sırtlarına binen ve hayatlarını değiştiren Deccal'den, Deccal zihniyetinden bihaberdirler. 1980 li yıllarda bu konuyla ilgili olarak "Mehdi gelmeyecek, dünya müslümanlarının sırat-ı müstakimde vahdetini sağlayan müslümana 'Mehdi' denilecek" diyerek dünya müslümanlarını Mehdi beklemeye değil hayırlarda yarışarak Mehdi olmaya davet etmiştik. Davetimiz ise öncelikle kendilerine hoca, alim denilen kimselere yönelik olup, Muhammed ümmetini fırkalar ve mezhepler üstü bir dünya müslümanı kimliğine, tevhidi bir muvahhid kişiliğine çağırma noktasındaydı.

Ama olmadı!. Yaşadığımız coğrafyada devamlı konuşan veya yazan bu alim ve hocalar dünya müslümanlarını tevhidi bir kimliğe çağırmak bir yana son yüzyılın en büyük putu olan ve insanları bilimsel (!) teorilerle küfre davet eden modern bilim anlayışına dahi karşı çıkamadılar. Bu bilimselliğin dünya dönüyor ve küredir gibi büyük yalanlarını ayetlerden hareket ederek bu putu ifşa etmek ve kırmak yerine, konuyla ilgili açık ayetleri bilimselliğe göre tevil etme saçmalığını gösterdiler. Ne gariptir ki onca davetimize rağmen hiçbirisi de karşımıza çıkıp "Siz Kur'an'a göre dünyanın düz olduğunu ve dönmediğini söylüyorsunuz" diyerek ne bizimle tartışmaya, ne de bir ayetle dahi bizi tenkid etmeye yönelmedi, yönelemedi!.

Yazıklar olsun..
Hoca ve alimim demelerine rağmen bilimsellik putuna karşı çıkmaktan korkan, korkup-çekinen bu zavallılara gerçekten yazıklar olsun. Buhari'de rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) "Allah ilmi verdikten sonra insanların kalbinden zorla söküp almaz. Fakat ilmi, ulemayı kabzetmek suretiyle alır. Ulema kabzedilir, öyle ki, tek bir alim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın (kendi reyleriyle) fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını dalalete atarlar." buyurmaktadır. Ne yazık ki içinde yaşadığımız durum budur. Gerçek alim tanımından hareket edersek bizler alim olmadığımız gibi yaşadığımız coğrafyada din adına yazan ve konuşanlara baktığımız zaman da bir alimin varlığına şahsen şahid olamadık. Yazılı ve görsel medyada alim (!) bolluğunun yaşandığı ülkemizde bu ifadeleri kullanmamız bazı kardeşlerimize tuhaf gelse de bu bizim görüşümüz değil açıkça gördüğümüzdür. Geçmiş otuz kırk yılda bizimle birlikte bazı tevhidi gerçekleri gündeme getiren kardeşlerimiz olsa da, bir çoğu nakil olan bu gerçeklerin gündeme getirilmiş olması veya arapça bilip ayetlerin metninden okunması bizlere alim sıfatını vermez.

Burada konu tabi ki biz değiliz. Bize yöneltilen "Ayetleri metninden okuyup tercüme edebiliyor musun?" sorusuna arapça bilmeyen birçok kardeşimiz gibi "Hayır" cevabını verdiğimizde, bizim alim olmadığımız zaten icma ile kabul ediliyor. Bu icmaya itiraz etmediğimiz gibi "Biz alimiz" gibi bir iddiamız da yoktur. Bizim itirazımız alim olup-olmamanın arapça bilme çerçevesinde ele alınmasıdır. Oysa biliyoruz ki ortalama bir arapça öğretmeni dahi ayetleri metninden okuyup, kelime kelime mealini verip, ayetin dilbilgisi yönünden yapısını açıklayıp, tefsirlerde yer alan açıklamaları güzel bir anlatım ile gündeme getirebilir. Yapılan bu iş alimlik değil tercümanlık ve nakilciliktir. Fakat ne yazık ki yaşadığımız coğrafyada birçok kimseyi alim makamına yükselten sadece bu özellikler olduğu için ayetleri ezberden okuyup mealini veren kimselere Kur'an alimi denilmektedir. Böyle bir coğrafyada bu gibi kimselere arapça bilen alimler deniliyorsa, Rabbimizin bizlere lutfettiği Kur'an anlayışımızı dikkate aldığımızda tevazu yapmamız riya olacağı için kendimize arapça bilmeyen "Allameler" diyebiliriz.

Bilinmelidir ki ilim ve hikmet günümüz üniversitelerinde öğrenilebilecek ezber veya dilbilgisiyle sınırlı bir şey değildir. Arapça bilmeyen bir müslüman da binlerce ayet-i kerimeyi türkçe mealinden rahatça anlayabilir ve dilbilgisi yönünden müşkil ayet-i kerimeleri de konuyla ilgili tefsirlerden yarım saatlik bir araştırmayla okuyup-anlayabilir. Burada mesele ayetin türkçe karşılığını anlamanın ötesinde Rabça karşılığının anlaşılması ve İlahi hikmetin kavranılmasıdır. Nitekim müşkil bir ayetin türkçe karşılığını anlamak birkaç saat sürerken, bu gibi ayetlerin Kur'an bütünlüğündeki derin anlamına ulaşmak onlarca yıl sürmektedir.

Dolayısıyla İslam'a göre alim demek, evrensel olan ayet-i kerimeleri Kur'an bütünlüğünde araştırıp, ayetlerin ayetlerle tefsirini yapıp, yaşanılan çağa verdiği önemli mesajları anlayarak anlatan kişi demektir. Kendilerini asırlar önce yazılanları ezberlemeye değil ilmi araştırmalara adamış bu kişiler, uzun yıllara yayılan çalışmalar ile o güne kadar anlaşılmayan veya yanlış anlaşılan ayetlerin Kur'an bütünlüğündeki derin ve açık anlamına ulaşıp buna göre yaşayan ve müslüman kardeşleriyle paylaşan gerçek alimlerdir. Bunu yapmak bir yana okudukları aynı ayetten birbiriyle uyumsuz üç farklı manayı anlayan ve aralarında tartışarak tek bir hakkı ortaya koyamayan kimselere alim demek, ilme ve gerçek alimlere karşı açık bir saygısızlıktır.

Lütfen kendinize gelin.
Ayetlere dayalı olarak gündeme getirdiğinizi söylediğiniz bir görüş, başka bir ayetle çelişki arzediyor ve bu ayeti tevil etmek zorunda kalıyorsanız, bu durumdan utanmanız ve haddinizi bilerek susmanız gerekir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de hiçbir ayet birbiriyle çelişmez ve aynı hakka işaret eder. Ayetlerin ayetlerle tefsirine dayalı araştırmalarınızda hiçbir ayetle çelişmeyen bir hakka ulaştığınız zaman elbetteki bu hakkı gündeme getirebilir ve insanları Allah adına bu hakka davet edebilirsiniz. Ancak araştırmanızın belli bir aşamasında size cazip gelen farklı bir düşünce bazı ayetlerin açık anlamıyla paralellik arzetmiyorsa, ulaştığınız düşüncenin cazibesine kapılarak bu düşünceyi İslam adına gündeme getirmemeniz ve Allah'ın bazı ayetlerini eğip-bükme zorunluluğuna düşmemeniz gerekir. Bakın sizlere illa ki hakkı bulun ve bizlere hakkı getirin demiyoruz. Araştırmalarınızda çelişkisiz hakka henüz ulaşamadıysanız, sizlerden tek bir isteğimiz vardır.,

Susun, ne olur susun!.

Varsın sizlere alim demesinler. Zaten alim olmadığınızı hem Allah, hem de küçücük aklımızla bizler bile biliyoruz. Neyin kavgasını yapıyorsunuz? "Ben biliyorum" diyerek alim olacağınızı, "Ben büyüğüm" diyerek büyüyeceğinizi sanıyorsanız bilin ki küçülüyor, çok çok küçülüyorsunuz. Bilimselliğe karşı çıkmamak için ayetleri eğip-bükerek ilk insanın yaratılışını evrimle açıklamaya çalışanlar, tek bir insanın bile "Ol" hükmüyle evrim olmadan yaratılmasını akıllarına sığdıramayanlar, kıyametten sonra ki haşr olayında milyarlarca insanın hiçbir süreç ve evrim olmaksızın tekrar yaratılmasını hangi bilimsellikle açıklayacaklardır? Bu soruyu kutsadıkları bilimsellik putuna sorduklarında ise "Haşr da ne demek? Öyle bir şey yok!" cevabıyla karşılaşacaklardır.

Evet,
böylesi alimlere ve hocalara "Artık susun" dedikten ve böylelerini takip eden geniş cemaatleri üzülerek bir kenara bıraktıktan sonra biz bize konuşmaya devam edebiliriz. Bu girişi yapmamızın nedeni yaşadığımız coğrafyanın görünüründe gerçek alimler olmadığı için yalnız olduğunuzu, yalnız olduğumuzu bilmeniz içindir. Nitekim Rabbimizin "Doğrusu hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Gerçekten insan için çalıştığından (kendi çabasından) başkası yoktur. Şüphesiz kendi çalışması-çabası da yakında görülecektir. Sonra ona eksiksiz karşılık verilecektir. Muhakkak ki son varış Rabbinedir."(53-Necm 38..42) buyruğunu dikkate aldığımız zaman ne kadar meşhur olursa olsun hiçbir hocanın günahımızı yüklenmeyeceğini ve bizim için kendi çalışmamızdan, kendi çabamızdan başka bir şey olmadığını anlayabileceğiz. Üç-beş kişi de olsak Hakkı anlamaya, Hakkı yaşamaya ve Hakkı anlatmaya devam edecek, bu samimi gayretlerimizin hayra ve hidayete vesile olmasını dileyeceğiz. Çünkü yaşadığımız dünyada zalimler her köşe başını tutmuş olsalar bile sadece zulmedenleri kuşatmayacak olan bir azaptan kurtulabilmemizin yegane yolu budur.,

"Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. Bilin ki Allah, azabı (cezalandırması) pek şiddetli olandır."(8-Enfal 25)

Dünyanın karşı karşıya olduğu bu Deccal zihniyeti ve Deccal fitnesi sadece onların zalim taraftarlarını değil herkesi kuşatmakta ve bu zalimlerin müstahak oldukları İlahi azapla hepimiz karşı karşıya gelmekteyiz. Böylesine vahim bir durumda çırpınmamıza rağmen ümmet olarak genel bir kurtuluşu hak edemiyor ve gerçekleştiremiyorsak, azgınlaşan dünya zalimlerine gelecek genel azaptan sakınmamız gerekir. Bunun biricik yolu ise Rabbimizin bildirdiği gibidir.,

"Kendilerine hatırlatılanı (ve verilen öğütleri) unuttuklarında ise Biz kötülükten sakındıranları kurtardık. Zulmedenleri (ve zulümden sakındırmayanları) ise yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azab ile yakalayıverdik."(7-A'raf 165)

Bu ayetlere iman eden sıradan müslümanlar olarak üç-beş kişi de olsak hoca ve alim müsveddelerini dikkate almadan Hakkı anlamaya, Hakkı yaşamaya ve insanları bu Hak ile uyarıp-sakındırmaya devam edeceğiz. Biraz önce de belirttiğimiz gibi toplu kurtuluş yoksa toplu azaptan sakınmaya çalışacağız. Tabi ki bunu yapabilmemiz Deccal zihniyetini yeterince anlamamıza ve bu zihniyete karşı Sünnetullah'ın nasıl gerçekleşebileceğini araştırmamıza bağlıdır. Zaten "Dünya nereye gidiyor?" sorusuyla başlattığımız bu değerlendirmenin amacı da budur. Bizlerin fırsat buldukça yapmaya çalıştığı bu birlikte değerlendirmelere yeni katılacak olan kardeşlerimizin, bu önemli konularla ilgili daha önce yazdıklarımızı açıklayıcı yorumlarıyla birlikte dikkatle okumaları gerekmektedir. Birkaç sayfalık yazıları ve yorumları okumaya vakit ayıramayan, okuyabildikleri bir paragraflık yorumla dünyayı anladıklarını zanneden kardeşlerimiz lütfen işlenilen konuları gerilere götürecek katılımlarda bulunmasınlar. Çünkü bu meseleler ciddidir ve zaman alacak ciddi araştırmaları gerektirmektedir.

"Dünya nereye gidiyor?" sorusuna verilecek cevabın, sebebler düzleminde üç belirleyici unsuru vardır. Bunlardan birincisi şeytani üst akıl ne yapmak istiyor, ikincisi müslümanlar ümmet olarak ne yapıyor ve ne yapamıyor, üçüncü ve en önemlisi ise ilk iki unsuru hakkıyle bilen ve mutlak belirleyici olan Rabbimizin İlahi takdiri ne olacaktır?

"Son sözlerimiz ne olurdu?" başlıklı yazımızda ve ilgili yorumlarımızda (ki çok özet olmasına rağmen vakti olmayanlara uzun geleceği için hiç açmasınlar) bu şeytani üst akıla açıklık getirmiş, Albert Pike'ın mektubundan hareketle ne yapmak istediklerini belirtmiş, Allah'ın yardımını yanımıza alamayacağımız sürece beşeri imkanlarla bu şeytani yapıya hiçbir üstünlük sağlayamayacağızı tekrar tekrar yazmış ve İlahi yardıma da laik ve demokratik yollarda değil sadece ve sadece sırat-ı müstakimde kavuşabileceğimizin altını çizerek bunun davetini yapmıştık.

Çok vahim bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu bildiğimiz için meselenin vehametini gücümüz yettiğince anlatmaya çalışırken, neden her paygamberin kendi kavmini Deccal ile uyarıp-korkuttuğunu da çok daha iyi anladık. Çünkü tarihin hiçbir döneminde şeytani zihniyet günümüzde olduğu kadar güç ve imkanı eline geçirerek böylesine organize olmamıştır. Artık bu Deccal zihniyetinin insanları mahkum ettiği bu sanal ve dijital alemde cenneti nasıl cehennem, cehennemi nasıl cennet gösterebildiğine şahit olabiliyoruz. Zaten bu nedenledir ki "Ümmet olarak Allah'ın yardımını yanımıza alamadığımız sürece, geniş imkanlara sahip Deccal zihniyetine karşı bir zafer kazanabilmemiz mümkün değildir" diyoruz.

Bizler bireysel olarak bu duruşu göstermeye çalışmamıza ve müslümanları bu duruşa davet etmemize rağmen toplum ve ümmet olarak bu tevhidi duruştan çok uzak olduğumuzu kabul etmeliyiz. Yüreğimize acı veren bu kabulden sonra anlamamız gereken husus, Sünnetullah istikametinde gelişmelerin nereye doğru gittiğini ve gidebileceğini görebilmemizdir. Bizler ümmet olarak İlahi yardıma layık bir konumda değilsek, alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) ne yapacak ve İlahi takdir ne olacaktır?

Bu çok önemli soruyu değerlendirmemizin ikinci bölümünde ele alacağız. Değerlendirmenin ilk bölümünde Deccal ve Deccal zihniyetinin ne yapmak istediklerini, dünya insanlarını nasıl tanımladıklarını ve nasıl değiştirmek istediklerini anlamaya çalışacağız. "Son sözlerimiz ne olurdu?" başlıklı yazımızda şeytani üst aklın genel hedeflerine dikkat çekerken, bu değerlendirmede söz konusu hedeflere nasıl gitmek istediklerini ve dijital imkanlardan nasıl faydalanacaklarını araştıracağız.

Google, face ve instagram gibi yapılarla çok geniş verileri kendilerinde toplayan şeytani üst akıl, paradan daha çok önem verdikleri bu dijital verilerle ne yapmak istemektedirler? Bizler için önemli olan bu sorunun cevabını eşcinsel bir yahudi tarihçi olan Harari 2018 Davos konuşmasında (https://youtu.be/bg27nJb7Rck) vermektedir. Şeytandan Allah'a sığınarak ve ayarlardan türkçe altyazıyı seçerek dikkatle izlemeniz gereken bu konuşma, şeytani aklın dijital verilerle ilgili manifestosu gibidir. Şeytan aleyhillaneyi Kur'an-ı Kerim'den tanıyan bir müslüman olarak, bu konuşmayı adeta şeytandan dinlediğimi hissettim. Nitekim Harari de Davos'taki elit kesimi hedef aldığı için çok özet yaptığı bu konuşmayı, hiçbir insani gaf ve tereddüt yaşamadan şeytani bir soğukkanlılıkla dile getirmektedir.

Deccal zihniyetinin insanı nasıl tanımlayıp, nasıl şekillendirmek istediğinin ip uçlarını, şeytanın sözcülüğünü yapan aynı Harari'nin (https://youtu.be/FA0YTLsqfSA) konuşmasında da görebilirsiniz. Bu konuşmaları dikkatlice dinledikten ve konuyla ilgili daha önce yazdıklarımızı gözden geçirdikten sonra Deccal zihniyetinin neyi-nasıl yapmak istediğini birlikte araştırabilir ve bütün bu yapılanlar karşısında Rabbimizin Kur'an'da beyan edilen İlahi sünnete göre ne yapacağını ve ilgili ayetlere göre muhtemel gelişmelerin ne olabileceğini konuşabiliriz.
Rahman olan Rabbimiz cehennemlik olanların dışında kalan insanları ve cinleri Deccal ve Deccal zihniyetinin şerrinden, fitnesinden korusun. Hadi olan ve bizlere lutfuyla hidayet eden Rabbimiz Hakkı anlamamızı, hakkı yaşamamızı, hakkı anlatmamızı, hayırlara ve hidayetlere vesile olmasını nasib etsin..

                                             <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap

Yorumlar [155]

« 2 
Harun Can
03.05.2020 00:14
SELAMUNALEYKUM
'' Evet,dünyayı saran Deccal zihniyetine ümmet olarak tepki veremediğimize göre her şeyden hakkıyle haberdar olan Rabbimiz ne yapacaktır? Ve Rabbimizin yanındaki mü’minler olarak biz ne yapmalı, insanları nasıl uyarmalıyız? ''

Amca bu paragrafında ben bir kayıp yaşadığımızı (zaman kaybı) görüyorum ne yazık ki. İmtihan için gönderildiğimiz bu dünya hayatında, Rabbimiz ile aramızdaki bağ, sebepler ve sonuçlar veya yaptıklarımızın neticesi olarak güçlenip zayıflayan bir bağdır ve akibetimizi belirleyecek olan da budur.
Demek istediğim bu paragrafı şöyle yazmak isterdim, ki sen bu haliyle 40 yıldır yazıyor-söylüyorsun;

"Rabbimizin yanında olan müminler olarak bizler böyle yapmalı, uyarmalı ve bunun neticesinde ümmet olarak tepkimizi ortaya koymalı ve dünyayı saran bu deccal zihniyetine karşı Rabbimizin ne yapacağına hep birlikte şahit olmalıyız."

Dünya genelindeki müslümanlar olarak biz bu sıralamada bir yanılsamaya düştük ve hata yaptık sanırım. Kitabımızda bize aktarılıp anlatılan tüm peygamber kıssaları ve tarihlerinde (istisnalar hariç) genelde tek bir kişi(zayıf ve yalnız)olarak başlayan ve akabinde belli bir metod ve sıralama ile genişleyip bereketlenen bir durum söz konusu. ALLAH ın lütuf ve nimet olarak verdiği bereket ve çokluk(güç) bireysel olarak yapılan amellerin ve çabanın neticesi olduğunu unutup, ancak ALLAH'ın ihsan edebileceği toplumsal ıslah ve ümmetsel bir güce odaklandık. Başta kendimiz ve ailemizden (yakın çevremizden) başlayarak yaşamamız gerekirken, kendimizde ve içimizde olanı bırakıp (önemsemeyip) toplumun ıslahı için çabaladık ve bu sürecin neticesinde elimizin altında olanlarında uçup gittiğini geç de olsa görmüş olduk(inşallah görülebilir)

Evet bunlar kitaplarında çokça bahsettiğin ve altını güzelce çizdiğin hususlar, ALLAH sende razı olsun. Belki bu sebeple tekrara düşmemek için üzerinde duracağımız bir konu değildir ama bu duygularımı paylaşmak ve sormak istedim;

Hal böyle iken ve durumlar buralara gelmiş iken,es geçtiğimiz kendimiz, ailemiz ve yakın çevremize tekrar başa dönüp olması gerektiği gibi başlamak için artık çok mu geç? Rabbimiz toplumun ıslahı ve hidayetini gecikmiş olsak da Bismillah deyip başlayabilen kullarının eliyle bugün zayıf olsalar da yarın nasip eder mi ?

Hatırlayın, hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf-aciz görülüyordunuz. İnsanların sizi kapıp-yakalayıvermelerinden korkuyordunuz da O sizi (yerleşik kılıp) barındırdı. Sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. Böylece şükredersiniz.(8-26)
Bu (sünnetin nedeni) bir kavim kendilerinde olan nimeti (kendileri zulümle) değiştirinceye kadar, Allah onlara verip-bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz Semi'dir,Alim'dir.(8-53)
Küfredenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad (bozgunculuk) olur.(8-73)
Köksal Şahin
02.05.2020 03:38
Ne yapılmamalı?
Selamünaleyküm,

Deccal zihniyetine verilecek en büyük tepki tam da istemedikleri şeyi ısrarla yapmak olmalı; yerin ve göklerin Hükümranı'na, alemlerin Rabbi olan Allah'a boyun eğmek ve O'nun emirlerine sımsıkı sarılıp yasaklarından kaçınmak. Eğer kitleler halinde bunu yapmazsak, azgınlığa ve sapkınlığa meyledersek, hem Allah'ın rahmetinden mahrum kalacağız hem de Sünnetullah gereği geçmiş insanların bir bölümünün karşılaştığı sonla bizim de karşılaşmamız kaçınılmaz olacak. Eğer şimdi ses verirsek, zulme ve sapkınlığa tepki gösterir, insanları hayırlı olana, Allah'ın yoluna davet edersek, o zaman umulur ki zalimlerle birlikte helâk edilmeyiz.

Önceden düşünürdüm; şu adam mesela, müslüman değil ama kimseye kötülük de yapmıyor, gayet düzgün biri, insanlara yardım ediyor, kimsenin hakkını yemiyor, ... vb. Rabbimiz neden bu tür insanlar için "zalim" sıfatını kullanır ki? Sonra Kuran'ı daha detaylı incelediğimde gördüm ki bu insanların zulümleri başkalarına değil, kendi öz nefislerineymiş. Kendilerini yaratan ve rızıklandıran Rab'lerini tanımayan bu insanlar, kendi elleriyle kendilerini Cehennem'e taşıdıkları için bizzat kendilerine zulmeden zalimlerden oluyorlar, yoksa Allah onlara zulmetmiyor.

Geçtiğimiz aylarda sevdiğim bir abimin kardeşi bir trafik kazasına karıştı ve kullandığı araçla bir insanın ölümüne neden oldu. Hadisenin kaza olduğu ve kasıt olmadığı görgü şahitleri ve olay yeri inceleme ekipleri tarafından teyit edilmişti. Bahsi geçen abim ne yapmak gerektiği konusunda görüşümü sordu. Ben de merhumun ailesine gerekli taziye ziyaretinin yapılmasını ve eğer anlayışlı/müslüman kimseler ise onları Allah'ın hükmüne davet etmek gerektiğini tavsiye edip şu ayeti hatırlattım :

"Ey iman edenler. Allah'a itaat edin, Resule ve sizden olan emir sahiblerine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız onu Allah ve Resulüne arz edin (onların emirlerine göre halledin). Bu (sizler için) hem hayırlı ve hem de sonuç bakımından daha güzeldir." (4-Nisâ 59)

Sonra konuyu Kuran'da araştırdık ve Nisâ Suresi 92. ayeti bulduk, dersimize iyice çalıştık. Merhum, çevresinde müslüman olarak bilinen iyi bir insanmış, doktormuş aynı zamanda. Eşi de dış görünüm itibariyle mütedeyyin bir insanmış, bunu sonradan öğrendik. Ancak daha herhangi bir adım atmaya fırsat kalmadan karşı tarafın seri şekilde ceza davası ve maddi/manevi tazminat davaları açtığını öğrenince abim artık yapacak bir şey kalmadığını söyledi ve sonra dava süreci ilerledi, halen devam ediyor.

Bunu şunun için anlattım; maalesef kendini müslüman olarak tanımlayan insanlar diğer müslüman kardeşleriyle yaşadıkları küçük/büyük her problemde, inandıkları ve teslim olduklarını iddia ettikleri Allah'ın hükmüne başvurmak yerine derhal mahkemelere koşuyorlar ve kazandıkları helâl! tazminatları çoluk çocuklarına yedirebiliyorlar.

"Ne yapılmalı" değil de "ne yapılmamalı" örneği oldu bu ama işte müslümanlar olarak hâlimiz budur.
Fatma Ceren
02.05.2020 00:59
Selamun Aleyküm
Biz de bu kardeşliğe hamd ediyoruz Mehmed abi. Allah(c.c.) razı olsun.
Gönüllerin algoritmasını yapılandıramayacak olan bu zihniyet, çeşitliliğe karşı savaş açmış ve Allah(c.c.)'ın kişiye özel tasarladığı gönülleri TEK TİPLEŞTİRME yönünde ilerliyor. Çeşitlilik insanı yorar ve takibi, kontrolü zordur. İlk adımda zihinleri köleleştiren Deccal zihniyeti ilerki aşamada gönülleri köleleştirmenin derdinde. Aynı şeyi sevmeleri, aynı şeyden nefret etmeleri, aynı şeylere değer verip, bir olay durum karşısında aynı şeyleri hissetmeleri gibi. Bu otomatik ve basit düşünce sisteminde insanlara korku, endişe ve kaygı yükleyerek kendine bağımlı kılıyor.
Bu kısa girişle, uyarmak istediğimiz dünya insanlarının genel profiline dikkat çekmek istedim.
Şimdiki sorumuz, sizin de belirttiğiniz gibi Deccal zihniyetine ümmet olarak tepki veremediğimize göre her şeyden hakkıyle haberdar olan Rabbimiz ne yapacaktır?
Bunu bilen ve ona göre davranan mü'minlerden olmak duasıyla..
Mehmed Alagaş
01.05.2020 23:58
Ve aleykümselam
Bizi sizlerle kardeş yapan Allah’a hamdolsun ve siz güzel mü’minleri cehennem azabından korusun.

Yorumların hepsi yerli yerinde. Fatma kardeşin yapay zekalı robotlarla ilgili tesbiti ve mü’minler boyutundan getirdiği çözümleme çok güzel. Metin kardeşimizin uyarısı da yersiz değil ama kalp-gönül meselesini ruhtan ayrı ele almak da pek mümkün değil. Bizler Deccal ve Deccal zihniyetinin algoritma hesaplarının farklı gönüller sahibi insanlar ve özellikle mü’minler üzerinde etkili olamayacağını konuşurken, İnşirah kardeşimiz “Ruh” diyerek henüz kalp ve iman sorununu çözemeyen Deccal zihniyetinin önündeki çıtayı yükseltmektedir.
Bu “Ruh” çıtasını Deccal zihniyeti değil, bu zihniyetin gerçek fikir babası olan Şeytan aleyhillane bile aşamayacaktır. Çünkü “Ruh” denilen İlahi cevher, Şeytan aleyhillanenin bile bilip-kavrayabileceği bir cevher değildir. Şeytan aleyhillane ruhun ne olduğunu bilip-dikkate alsaydı, insanlarla cinleri mukayese ederken iki ayrı varlığın sadece hamurunu dikkate alarak “Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın (7-A'raf 12)” diyebilme şaşkınlığında ve sapıklığında bulunmazdı. Oysa Rabbimiz secde emrini vermezden önce “Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üflediğimde hemen onun için secdeye kapanın." (15-Hicr 29) buyurarak, bu insani yapıda hamurun ötesinde ne olduğunu beyan etmişti.

İnşirah kardeşimiz “Ruh” diyerek ve ruh ile gönül ilişkisine dikkat çekerek, çıtayı Deccal zihniyetinin değil bizzat şeytan aleyhillanenin yetişemeyeceği yüksekliğe kaldırdıktan sonra Rabbe inanan ve ruhuyla barışık olan mü’minler olarak şeytanın bütün çömezlerine acıyarak bakıyor ve “Elinizden geleni yapın, bizler de yapmakta olanlarız” diyoruz. İnsanların gözünde muazzam rakamlar olarak gözükse de üç-beş kuruşluk paraya sahip olduktan sonra kendilerini Malik-ül mülk, bilmem kaç terebaytlık veriye sahip olarak kendilerini Habir ve Alim zannedenler, bu gülünç zan ile Kahhar olan Allah’ın onlar için hazırladığı cehennemdeki yerlerine yaklaşmaktadırlar. Dileriz ki dönerler, Kahhar ve Cebbar olan Allah ile çelik-çomak oynamaya kalkmazlar!.

Kemal kardeşimiz amaçlarının ne olduğunu soruyor. Amaç noktasında şeytan aleyhillane ile ona çömezlik yapan yaşayan insanları tek bir amaç etrafında toplayamayız. Şeytan aleyhillanenin bütün amaçları ahirete yönelik iken ona çömezlik yapan insanların amacı görünürde dünyaya ve dünya iktidarına yöneliktir. Dolayısıyle bazı konularda ikileme düşmeleri de söz konusudur. Mesela dünya iktidarını ellerine geçirmek isteyen şeytanın çömezleri gereksiz gördükleri insanları öldürmek isteseler de, şeytan aleyhillane inanan insanların öldürülerek cennete gitmelerini değil, yaşayıp saptırılmalarını ve küfrettikten sonra cehenneme gitmelerini amaçlar. Böylesi ikilemlerde yine de son söz, bu çömezleri elinde oynatan şeytan aleyhillaneye aittir.

Birlikte değerlendirmemizin bu ilk bölümünde, meseleyi Allah’a ve Allah’a inanan salih müslümanlara göre değerlendirdiğimizde, Deccal ve Deccal zihniyetinin bu mü’minler üzerinde hiçbir etkilerinin ve zorlayıcı güçlerinin olmadığını, olamayacağını anlıyoruz. Deccal zihniyetinin ne yapmak istediği ile birlikte kalbe ve ruha ait bu çok kısa açıklamaları şimdilik yeterli görsek de, isteyen arkadaşlarımız Metin kardeşimizin de belirttiği gibi gönle ait soruları ayetler ışığında kişisel olarak anlamaya devam edebilirler.
Fazla vaktimiz olmadığı için bu meseleleri özet geçtikten sonra üzerinde durmak istediğimiz ve asıl dertli olduğumuz konu, bu şeytani zihniyete aldanan geniş kitlelerdir. Nitekim değerlendirmemizin ilk bölümünde, bu Deccal zihniyetinin dünyayı ve dünyalığı önemseyen insanlar üzerinde çok etkili olacağını söylemiştik. Nitekim bu değerlendirmemizin önemli bir nedeni de, bu aldanan kitleleri gücümüz yettiğince uyarmaya ve ikaz etmeye çalışmaktır. Bu uyarıya devam etmemizin nedeni de, aşağıdaki ayet-i kerimede beyan edildiği gibidir.,

“Onlardan bir topluluk "Allah'ın kendilerini helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediğinde, (öğüt verenler) "Rabbinize karşı mazaret olması (mazur görülmemiz) için, bir de belki sakınırlar (umuduyla)" dediler. (7-A'raf 164)”

Evet,
dünyayı saran Deccal zihniyetine ümmet olarak tepki veremediğimize göre her şeyden hakkıyle haberdar olan Rabbimiz ne yapacaktır?
Ve Rabbimizin yanındaki mü’minler olarak biz ne yapmalı, insanları nasıl uyarmalıyız?

Kemal Sallabaş
01.05.2020 23:00
SELAMÜNALEYKÜM
Gelinen bu noktada şeytan ve dostlarının kullandıkları tüm enstrümanların yanına çok kıymet verdikleri verileri de ekleyip insanları algoritma hesaplarıyla hackleme çabalarının mutlak manada başarıya ulaşamayacağını anlıyoruz. İyi ama şeytan aleyhillane Allah’a sığınan Müslümanlar'ı etkileyemeyeceğini, diğer insanlarda ise zorlayıcı bir yaptırım gücü olmayacağını zaten bildiğine göre yapmaya çalıştıkları asıl şey ne? “Muktedir ve Kaviy olanın Allah değil (haşa), verileri ve bilimi elinde tutan biziz” algısını kabul ettirmeye çalışmak mıdır? Bu şekilde kendini güçlü göstermek ve korkulacak merciyi kendileri olarak göstermeye mi çalışıyorlar?

Gerek teknoloji gerek ortaya attıkları virüsler ve hastalıklarla “sizi biz hasta ederiz, biz iyileştiririz, biz yaşatırız ve biz öldürürüz “diyerek, yaptıkları yayınlar ile de bu güce ulaştıklarını anlatıp korku mu empoze ediyorlar? Bu noktaya geldiğimde aklıma İbrahim As. İle Nemrut ‘un diyaloğu geldi;

"Allah kendisine mülk verdi diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" deyince, o "Ben de diriltir ve öldürürüm " demişti. İbrahim "Allah güneşi doğudan getirir, (haydi) sen de onu batıdan getir" deyince, o küfre sapan afallayıp kalmıştı. Allah, zalim kimseleri hidayete (doğru yola) erdirmez."
(2-Bakara 258)

Zihniyetlerinin bugün de aynı olduğu görülüyor.. Ortaya çıkardıkları bilimsellik putunu güce dayandırarak müstekbirliklerini ortaya koyuyorlar. İstedikleri kadar teknolojiyi ,bilimi kullanıp bizler hakkında veri toplasalar da bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah’tan daha yakın olamazlar. Bu durumun farkında olan şeytan, farkında olmayanları etkileyeceğini de gayet iyi biliyordur. Mehmed amcam; deccal ve deccal zihniyetinin yapmak istediği şeyin; insanlığın bilimsellik putunu tamamen Rab edinmesi için verilere dayalı algoritmalarla korkuyu hedefleyip-pompalamak olduğunu söyleyebilir miyiz?
Talha
01.05.2020 17:08
SELAMÜN ALEYKÜM
Napalım amca alıştırılmışız! (alışmışız) çeşit çeşit yemeğe... Nasıl olsa hepsi aynı yerde toplanıyor diye. Ama bu aralar tek çeşit yemeğe alışmaya başladığım gibi şunu da öğrendim ki ne kadar çok çeşit o kadar zor sindirim ve o kadar az fayda. Bu arada Mehmed Can amcamızın hatırlattığı turşu tadı da iştahımızı arttırdı.
İnşaallah bu bereketli sofrada da her çeşitten ayrı ayrı lezzet almak, sindirmek ve faydalanmak nasibolur...

Daha önceki değerlendirmelerimizde bahsettiğim bir düşüncem vardı... Belki eksiklikleri var ama daha da güzel oturmaya başladı kafamda... İnsanın oluşumunda ki üç faktörden bahsederek insanın ruh, nefis ve bedenden oluştuğunu düşündüğümü söylemiştim.
Ruh ve nefs...
Eğer duyu organlarımızın bağlantısını Ruh ile ne kadar kuvvetlendirirsek, -bu da Ruhun parçası, besleyicisi Kuran ile oluyor- nefsin etkisi o kadar azalmaya başlıyor... Dolayısıyla yine Rabbimizin Kuranda bahsettiği nefs mertebeleri oluşmaya başlıyor...
Tam tersi durum da ise nefse esir olmuş bir bedende ruhun etkisi azalıyor, izzetini, şerefini, nurunu kaybediyor ve artık mühürleniyor... Yani ruhunu kaybetmiş cesetlere dönüşüyor... Rabbim muhafaza etsin...

Subhanallah... HafazanAllah... Elhamdülillah...
Metin Karakaş
01.05.2020 14:07
Gönlüme söz geçiremiyorum
"Gönlüme söz geçiremiyorum" ifadesi geldi aklıma. Acaba burada dünyevi bir amaçla da olsa gönlün algoritmasının aklın ve duyu organlarının algoritmasından farklı olduğu mu söyleniyor bilinçsizce.
Başta iman olmak üzere vicdanın, sevginin, merhametin ve hüznün başkenti kalp/gönül olduğu için Allah’ın izniyle aynen peygamberler gibi ahiretten dünyaya bakıp hakkıyle ahiret gününe iman edenlerin imani algoritmasına nefse dayalı algoritma hesaplarının etki edemeyeceğini anlıyor ve Rabbimize layık olduğu şekilde hamd ediyoruz.

Parmak izleri farklı olmasaydı, insanın yaratılışında ne eksik olurdu ki derken, parmak izi farklılıklarının kimliğimize işaret etse de kişiliğimize ve tavırlarımıza bir etkisi olmayacağını belirtmek istemiştim. Ancak gönüllerin farklı farklı oluşu, Mehmed abinin söylediği gibi her insani yapının farklı gönüller üzerine inşa edildiğini ve tüm eylemlerimizde kişiye özel tezahürleri olduğunu gösteriyor.
Gönlün ruh ile bağlantısını “Sonra onu düzeltip-tamamladı ve ona ruhundan üfledi. Sizin için (genelde aynı) işitme, görme (duyusu) ve (özelde ayrı) gönüller var etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz?” (32-Secde 9) ayetinden mi anlıyoruz bilmiyorum ama değerlendirme sürecinde ruha geçmemiz büyük bir adım olmadı mı?
Ben şahsen bu süreçte daha yıllardır kullandığımız gönülden bağlanmak ,gönül rızası, gönülden vermek, alçak gönüllü olmak gibi ifadeleri bile farklı yaratılan gönüllerle tam olarak ilişkilendirmekte zorlanırken, siz nasıl ruha geçtiniz kardeşler?
Devam inşaAllah.
Harun Can
01.05.2020 03:36
SELAMUNALEYKUM
Yorumları takip ediyor , anlamaya çalışıyor ve Hakikatin idrakını RABBİM den niyaz ediyorum.
Aslında elim biraz yemek yapmaya yatkındır ama, burda kollarımı sıvayamıyorum. Eksik bir malzeme var ise gidip almayı, elinin lezzetine güvendiğim aşçıyı seyretmeyi ve tenceredekini kısık ateşte karıştırırken bu lezzetli yemeğe dair bana anlattığı püf noktaları dinlemeyi kendime daha yakın buluyorum.

Örneğin hakkında az şey bildirildiği söylendiği için çok düşünmeye gerek duymadığım Ruh ile ilgili belki de en bilmemiz gereken şeyi öğrendim. Ve bu bilgi meseleyi daha iyi anlamama da vesile oldu.
Allah senden Razı olsun Mehmed amca..

Ayrıca hem Ruh ile ilgili açıklamanı hem de daha önce okuyup unuttuğum "DİVANE" den alınan güzel ve değerli satırları tekraren hatırlatan inşirah melal kardeşime de dua ediyorum.
Fatma Ceren
01.05.2020 03:30
Ve Aleyküm Selam
İnsan Allah'a sadece aklıyla değil gönlüyle yönelirse, kendini korur ve kurtarır. Kendisine özel tasarlanan gönlünün temel fonksiyonu budur. Uzun bir zamandır Kur'an'ı değiştiremeyeceğini anlayan Deccal zihniyeti, onu okuyacak olan insanı aşama aşama değiştirerek emellerine ulaşmaya çalışıyor.

(Halkı) zulmediyorken helak ettiğimiz nice ülkeler vardır. Onların (yurtları) altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları ve (yıkılıp-terkedilmiş) yüksek sarayları. Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki (orada olanları) akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki gözler (fiziki anlamda) kör olmaz ancak sinelerdeki kalpler kör olur. (22-Hac 45-46)

Ayetler uyarınca, insan yeryüzünde gelmiş geçmiş kavimlere Sünnetullah nazarıyla bakmazsa, gönlü fonksiyonunu yapamayacak hale gelir ve en sonunda körleşir. Yaptığı robota bir Ruh üflemek bir yana gerçek anlamda bir kendinlenik-bir şahsiyet veremeyeceğini iyi bilen bu zihniyet, Samiri misali insanlara ürettiği putlara üfletecek, duydukları geçici böğürtülerle insanı kendinden geçirerek fıtri şahsiyetinden uzaklaştıracaktır. Bu böğürtülerden vicdanının, vahyin sesini duyamaz hale gelince; zihinlerden başlayıp, yaşantılarda devam eden bu savaş gönüllerin istilasıyla tamamlanacak ve bir çoğunda bu işleyiş başarılı olacaktır...Oluyor da.

Peki bundan kimler etkilenmeyecek? Kur'an'ı, günümüzde olup bitenlerin ışığında değil de, bugün olup bitenleri Kur'an ışığında anlamaya çalışıp tedbir alanlar diyebilirim kısaca. Bu bakış, tüm algoritma hesaplarını yerle yeksan eden bir bakıştır ve Sünnetullah gerçeğini, işleyişini kavramayı şart koşar. Ancak bunu yapabilenler sonrasında Allah'ın kendileriyle beraber olmasını umabilir.
İnşirah Melal
01.05.2020 01:52
Selamaleykum..
Hocam birkaç kere daha okumam gerekir dediğim yorumu tekraren okuduktan ve diğer kardeşlerimizin de katkılarından sonra algoritmalar ile ilgili daha da netleştiğimi düşünüyorum elhamdulillah..

Yorumlar ile Parmak izleri ve DNA gibi her gönülün farklı olduğu gördüğüm kadarıyla açıklık kazandı. Fakat bütün beşeri algoritmaları alt üst edecek bir hakikat daha var ki ondan yeterince bahsedilmedi.;"RUH"(!) Evet Ruh hakkında fazla bir şey bilmiyoruz ama sitenin bir kaç farklı bölümünde ayetlerden hareketle ruhun yaratılmış bir şey olmadığını söylemiş ve aklımda kaldığı kadarıyla şunları ifade etmiştiniz;

“Uzun yıllar önce Said Havva ‘Ruh terbiyemiz’ isimli kitabı yayınladığında buna karşı çıkmış ve kitab isminin “Nefs terbiyemiz” olması gerektiğini söylemiştik. Çünkü İlahi menşeli olan ruh, terbiye edilmesi gereken bir cevher değildir. Kalbimizi ve gönlümüzü hakka davet eden, hakka çevirmeye çalışarak hakkı ve imanı sevdiren bu İlahi cevher, sadece rahmet olan bu özelliklerinden dolayı ölümden sonra kabzedilecek ve kişi cehenneme gitse dahi azaptan uzak kalacaktır”

Dikkat çekmek istediğim husus ise mü’min kalplerle sıkı bir ilişkisi bulunan, mü’minlerin eylem ve tavırlarına etki eden ve kalp veya nefs gibi yaratılmış olmanın dışında İlahi menşeli olan bu Ruh, Sünnetullah dışında hangi algoritma ile açıklanabilecektir ki? Kaldı ki “Ol” deyince olduruveren Rabbimizin, beşeri aklın anlayabileceği bir algoritması var mıdır?

Ben de diğer kardeşlerim gibi insanı algoritmalarla tanımaya ve tanımlamaya çalışan bu şeytani aklın ancak "Ruh” larına sırt çevirip-nefislerine dönenleri etkileyebileceklerini, fakat menşei ilahi olan ve sadece hakkı dikkate alan ruhları ile barışık yaşayan insanlığın bu şeytani telkinlerden etkilenmeyeceğini düşünüyorum. Ruhlarına ihanet etmeyen bu mü’minlerin ise menşei yine ilahi olan "Kitab"a göre yaşamalarının çok elzem olduğunun altını da kalınca çiziyorum. Zira Kitab'a muğayir atılan her adım bu tek gözlü deccal zihniyetine aralanmış bir kapı olacaktır ki, Allah muhafaza durum şu olur;

Kim Rahman'ın zikrini (yüz çevirip) görmezlikten gelirse, Biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık bu (şeytan) onun yakın bir dostu olur.Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları (doğru) yoldan alıkoyarlar. Onlar ise kendilerinin hidayette (doğru yolda) olduklarını sanırlar. (43-Zuhruf 36-37)

ilgiyle takipteyim inşaallah..
Metin Karakaş
01.05.2020 01:46
Selam aleykum
Mehmed abi, her ne kadar hak yolda yaptığın çalışmaları benimsiyor, takip ediyor ve insanlara ulaştırmaya çalışıyor olsak da sanıyorum ben de dahil sınıftaki bazı arkadaşlar bu değerlendirme derslerine yeni yeni katıldığımız için usulde bazı hatalarımız, acemiliklerimiz oluyor. Ve birazda heyacanla birşeyler söyleyelim, senin yanında duralım diyerek acele davranıyor ve dediğin gibi ortaya karışık türlü koyabiliyoruz.

Ve sevgili abim, dediğin gibi vaziyet etmeye çalışan şöför sensin ve bizler de yoldan sapmadığın sürece o araçtan inmeye niyeti olmayan kardeşleriniz. Araçtan inmememizin önemli bir nedeni de, her durumda ayetleri dikkate alan bu aracın, bizleri mü'min olarak gitmek istediğimiz hak menzillere yaklaştırması.

Bize karşı sabrından dolayı teşekkür ederken birlikte düşünmeye devam ediyor ve tüm kardeşlerime de hayırlar diliyorum.
Köksal Şahin
01.05.2020 01:14

Mesaj alındı Mehmed Abi.
Yorum yazarken bazen gereksiz detaylara girip bütünlüğü kaybettiğim, biraz da aceleci davrandığım konusunda tereddütlerim vardı.
Son yorumumun yayınlanmayan kısmını görselerdi arkadaşlarım sizi daha iyi anlarlardı muhtemelen.
Öğretmen sizsiniz.
Uyarılarınızı dikkate alacağım İnşallah.
Fatma Ceren
01.05.2020 01:03
Selamun Aleyküm
O çekiç darbelerinden epey nasiplenmiş biri olarak iki Mehmed Abinin yazışmasını gülümseyerek okudum. Allah razı olsun. Bu durum, çekiç darbelerinden önce olsaydı muhakkak öfke ile okurdum eminim...

Buraya yorum yazarken kendi hatam şu oluyor; olayın bütününü, hepsini kavrayamadıklarımla birlikte her şeyi her sözü hemen söyleme ve konuyu bitirme çabası... Halbuki kavramak sadece zihinle olsaydı, bana özel tasarlanıp bahşedilen gönlüme ne gerek vardı öyle değil mi? Harariydi, Deccaldi derken bu Konu 11 in, bana benle ilgili çok şey öğreteceğine inanıyor ve dikkatle takibe devam ediyorum.

Selamlar.
Mehmed Can
01.05.2020 00:08

Demirciye hürmetlerimle, bu güzel çekiçten canımın hiç acımadığını belirterek.
Mehmed Alagaş
30.04.2020 23:53
Ve aleykümselam
Türlüden kaçınırken turşu durumuna düştük!. Haklısın Mehmed kardeşim, senin bu haklı kaygını biz de hissettik. Ancak birlikte yaptığımız bu değerlendirme de bir taraftan konuyu işlerken, diğer taraftan da kardeşlerimize anladığımız bir konuyu nasıl anlatmamız gerekir usulü üzerine yardımcı olmamız gerekiyordu. Mehmed abilerini senin gibi tanıyan ve seven kardeşlerimizin bizi anlayacağını ve şevklerinin kırılması bir yana daha da artacağını umud ediyoruz. Bu duruma bir söz uyarlamamız gerekirse “Kılıç olmak isteyen demir, demircinin çekiçlerinden şikayet etmez”. Durumumuza uydu mu? Ki bu sözdeki vasat demirci biz oluyoruz.
Mehmed Can
30.04.2020 23:43
Selamunaleykum,
Mehmed abi buraya, sofraya yemek koyan kardeşlerim vitamini bol doğal lezzette yemekler ortaya çıkarıyor ve biz de farkındalığımız ölçüsünde faydalanıyorduk diye düşünüyordum ki, bu düşüncelerin üstüne senin bu turşu tadında eleştirel yorumunu okuyunca, biraz şaşkınlıkla acaba kardeşlerimin şevkini kırar mı diye düşünmeden geçemedim. Aslında biz asıl gurme olarak seni biliyoruz bırak arkadaşlar ortaya bu konuda anlayışlarını rahatlıkla sunsunlar ve sen de kardeşlerime bu lezzetleri öncelik sırasına göre gurmelik ustalığını ortaya koyarak açıklasan daha iyi olur diye düşündüm. Sana olan sevgim ve duâm ile..
Mehmed Alagaş
30.04.2020 22:38
Ve aleykümselam
Bütün kardeşlerimize teşekkür ediyoruz. Yorumları dikkatle okuyor ve satır aralarında çok güzel fikirler ve konuyu anlayışı ifade eden kelimeler olduğunu görüyoruz. Ancak anlatımlarda zorlanmalar ve bazı eksiklikler var. Bunu söylerken hiç birinizin yazar olmasını beklemiyoruz. Zaten biz de yazar değiliz, anladıklarımızı konuşur gibi mektup yazma rahatlığı içinde yazıp-geçiyoruz. Burada söylemek istediğimiz husus, bazı arkadaşlarımızın yorumları ortaya konulan türlü gibi. Türlü yemek olarak güzel olsa da ve uzman gurmeler türlünün içindeki değişik tatları ayrı ayrı farketseler de, herkes gurme olmadığı için bu tatların ayrı ayrı bilincine varamıyor. Anlatımlarımızda türlüden vazgeçmemiz, hangi tatları öne çıkarmak istiyorsak domadı domat, eti et, salçayı salça olarak tarif ederek bu tatların anlaşılmasına yardımcı olmamız gerekir. Ayrı ayrı analiz edilmesi gereken meseleleri, tek bir tencerede türlü olarak sofraya koymamalıyız. Söz konusu yorumlarınızın içinde çok güzel fikirler olsa da -ki var- bu fikirlerden önemsediğiniz birkaç tanesini ön plana çıkararak altını çizmeniz ve bunları açmaya çalışmanız kardeşlerinizin meseleyi anlaması için daha faydalı olacaktır.
Bu açıklamamız türlü olmadı değil mi?
Salih Can
30.04.2020 21:21
dipnot
Kuran bize insanın kodlarını veriyor tabi ki bu bilgilere vakıf olmak ya da bu bilgileri hakkı ile çözmek mümkünse bile kolay değildir. ilk yaratılan adem a.s cennette yaşam olarak eksiksiz bir yaşam sürerken şeytan konusunda uyarılmış olmasına rağmen ve daha şeytanın hiçbir askeri ya da dostu yokken bir hata yaptı.
Hatanın oluşumuna bakarsak şeytanın şu taktiğini görürüz Şeytan hz. ademin yaşamına bakıyor gözlüyor ve yeterli veriye ulaşınca hz.ademin aklında bir boşluk açıyor ve diyor ki bu ağaca yaklaşmama sebebin burada ebedi kalmaman içindir. Dikkat cekmek istediğim nokta şeytanın taktiği, insana görsel duyusal ve akılsal yaklaşıp insanın aklını ruhundan ayırması. Hz. yunus gemiye binerken şeytan ona elle tutulur bir ilerleme olmadığını aklına soktu ve oda hayr umarak yola çıktı. hz.ademd e hz. yunus da hatanın farkına varıp tevbe ettiler,çünkü ruhları akıllarına baskı yaptı, imanları onlara hata yaptığını söyledi.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün cemel vakası sıffin savaşı vs,ama bunların örnek olabilmesi için bizlerin hayatına yansıması lazım.Şeytan ve dostlarının bize nerden yaklaşacağını bilirsek ne yapmamız gerektiğinide biliriz.Bu yüzyıl da üst akıl dediğimiz şeytani aklın insanlara yaklaşımı belli bizi bilime inandırıp aklımızı onlara göre özgür kılmak istiyorlar,asıl amaç beyni ruhdan fıtrattan ayırmak.
Yazı yayınlandığı günden beri kendimi ben kimim sorusunu düşünmekden alıkoyamıyorum.Araştırmalarımda hep bu yönde.Düşmandan önce kendimi tanımalıyım diye düşünüyorum,bazı nimetler imtihan sebebidir.biz insanları üstün kılan nimet beyinse eğer bu nimetin kibirlendirdiği her birey şeytani üst aklın açık hedefidir.Çünkü bizleri kalbimizden değil beynimizden vuracaklar.
Mustafa Kayhan
30.04.2020 20:30
Sınıfta
Esselamu Aleyküm Mehmed Abi ve sınıftaki diğer kardeşlerimiz!. Ben de sınıfta olduğumu bildirmek istiyorum.
Köksal Şahin
30.04.2020 17:33
Selamünaleyküm
Mehmed Abi’nin toparlayıcı ve -her zamanki gibi- öğretici yazısının düşündürdüklerini, konuyu mecrasından uzaklaştırmadan paylaşmaya çalışacağım;

Bildiğim kadarıyla “gönül” kelimesinin diğer dillerde bir karşılığı yok. Göğsümüzün içerisinde hareket halinde olan bir et parçası, hakkında çok az bilgimizin olduğu “ruh” ve kısmen bilgi sahibi olduğumuz “duygu, akıl, bilinç” gibi kavramlar. Gönül kelimesi ile ifade edilen tek somut varlık bulunur; kalp. Bilim dinine göre kalbin temel görevi vücuda kan pompalamaktan ibaret. Ancak Kuran’a baktığımız zaman kalbin kan pompalamanın ötesinde idrakin, akletmenin, duyguların, hatta Rabbimiz dilediğinde vahyin “somut” merkezi olduğunu görüyoruz. Bütün bunları düşündüğümüzde vücudumuza kan pompalayan bu organın Kur’an itibariyle kalp değil, kalbin yeri olduğunu anlıyoruz. Mehmed abi gibi kafayı yercesine düşünmeye devam ettiğimizde ise metafizik ve çok geniş olan kalbin veya gönülün, küçücük olan fiziki bedenle irtibat kurduğu küçük bir panel olduğunu farketmeye başlıyoruz. Bu kadar fark ediş bize yeter dedikten sonra Mehmed Abi’nin satırlarını hatırlıyoruz; "Daha açık bir ifadeyle Rahman olan Rabbimiz bizlere genel ve özel nimetler bahşetmiştir. İnsanlar olarak göz kulak, dil dudak, el ayak gibi genelde aynı nimetlere mazhar iken gönül gibi kişiye özel muhteşem bir nimete de mazharız. İşte bunu anladığımız noktada “O’na, O’nun layık olduğu gibi hamdolsun, şükürler olsun” diyoruz.” Devam eden satırlarında Mehmed Abi kısa ve öz olarak açıkladı ama “gönlün kişiye özel olması” konusunu biraz daha açmak istiyorum. Beynin, gözün, kulağın, organların, kalbin mekanik işleyişi bilinebilir, bunlara mekanik olarak müdahale de edilebilir (tıp), bu organlar manipüle de edilebilirler (artırılmış gerçeklik!). Ancak içerisinde kalbin de bulunduğu gönül sisteminin işleyişini yalnızca El Musavvir olan Allah bilir. İçindekileri ise kişinin kendisi dışında yalnızca Allah bilir, hem de hakkıyla bilir yani kişinin kendisinden bile daha iyi bilir. İşte bu yüzden her gönül kişiye özeldir, Allah’tan başkası onu hakkıyla bilemez;

“Haberiniz olsun ki onlar, O'ndan gizlemek için göğüslerini (başka düşüncelere) çevirirler. Oysa onlar (gizlilik) örtülerine bürünürlerken Allah gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilmektedir. Çünkü O, göğüslerin özünde saklı olanı bilendir.” (11-Hûd 5) "Göklerde ve yerde olanları bilir. Sizin gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah 'sinelerin özünde' olanı hakkıyle bilendir.” (64-Teğabün 4)

Cahid Eker kardeşimiz de bu gerçeği şu şekilde dile getirmişti; "Bu şeytani planları ortaya koyanlar görece olarak gözlerimiz ya da kulaklarımızı yanıltabilirler lakin içindeki imanı muhafaza ettiğimiz sürece gönüllerimize hükmedemezler. Çünkü "..Allah, kişi ile kalbi arasına girer..." (8-Enfâl 24)”

Rabbimizin sözüne kulak verdiğimizde görürüz ki şeytanın kalbe (gönüllere) yapabileceği tek müdahale vesvese vermektir, oradan bir şey alma şansı yoktur. Artık şeytanın ve yardımcılarının bütün amacı artırılmış gerçeklik vaadedip artırılmış vesvese vermek. Bütün o algoritma, yapay zekâ, insan 2-0, nesnelerin interneti, … vb söylemlerinin arkasında yatan şey bu : İnsan vücuduna, beyin hücrelerine, kalbe ve diğer organlara kalıcı bir şekilde kapağı atıp; vesvesenin, nefsi gıdıklamanın ve duyuları manipüle etmenin organik yollarını keşfetmek ve insan bedenini internete açmak. Bunu yapabilmelerinin en temiz! yolu insanları ikna etmek tabi ki. İblis’in yancısı Harari aşağıdaki sözleriyle ne yapılacağını zaten açıkça ilan etmişti ;

"Bugün mahremiyet dediğimiz şey üzerine yapılan büyük savaş, mahremiyet ve sağlık arasında olacak. Çok daha iyi bir sağlık hizmeti alma karşılığında bedeninizde ve beyninizde neler olduğuyla ilgili erişim izni verir misiniz? Tahminim; sağlık kolayca kazanacak."

Bunlar sağlık kazanacak derken ve sağlığı seçenleri peşine takarken, “Her nefis ölümü tadacaktır” buyuran Rabbimize iman eden müminlere ise Allah yetmektedir. İman dolu gönülleri ise ne yaparsa yapsın yolundan çeviremiyorlar. Bunca küfre ve fitneye rağmen halâ Allah’tan başka ilah tanımayan, namaz kılan, zekât veren, iyiliği emredip kötülükten sakındıran ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden insanlar var hayranlık duyulacak şekilde. Hepsine selam olsun.
Kemal Sallabaş
30.04.2020 01:32
SELAMÜNALEYKÜM
Sınıftaki herkesten Allah razı olsun her bir yorum ufkumuzu açmakta meseleyi kavrayıp düşünmemizde çok etkili oluyor.
Gönüllerin ayrı yaratılması meselesi bizlerdeki cüzi iradenin önemli bir kaynağı ve anlamı oluyor diye düşünüyorum. Ve gönülleri değiştiremeyeceğini çok iyi bilen şeytan, dostlarını beyne yönlendirip beyni hedef almaya çalışıyor gibi..
Peki, imtihan için geldiğimiz bu dünya hayatında bizlerin kendi özgür irademiz ile Allah'a isyan etmemizi isteyen bunun için de gönüllerimize yani cüzi irademize türlü oyunlar sunarak ele geçirebileceğini düşünmemizi isteyebilir mi? Neticede bu şekilde düşünmeye meyletmek bile İmtihan dünyasınında Rabbi olan Allah'a karşı bir başkaldırı olmaz mı? Müslümanlar sadece bu şekilde düşünerek bile şeytanın istediği ilk adımı atmış olmazlar mı?

Tabi bu soruları gönüllerin farklılığını, cüzi irade ile bağlantılı olduğunu düşünerek çıkartıyorum. Hızlı mı gittim bilmiyorum ama mesele gönüllerin ayrı yaratılması noktasına gelince beyni gönülden tamamen bağımsız olarak düşünemiyorum..? Mehmed amcamın bir yazısında belirttiği gibi mü’min insanlarda beyin gönlün bir aracı, bir yardımcısı iken, bu şeytani zihniyet bütün hesaplarını beyin üzerine yaparak, gönülü beynin gölgesinde bırakmak istiyor. Kur’an’daki kalplerin kararması da bu olsa gerek.
Metin Karakaş
29.04.2020 23:46
Selam aleykum hocam,
Allah razı olsun, yerinde ve haklı uyarınız için yine teşekkür ediyorum.
Bu önemli ve haklı uyarıyı dikkate alarak kendi vitesimi boşa alıyor ve ayağımı gazdan çekiyorum. Mehmed abinin son yorumundan hareketle "Acaba her gönül farklı mıdır? Benzer gönüller de var mıdır?" meselesini düşündüm. "Hayır, Biz onun parmak uçlarını dahi yeniden derleyip-düzenlemeye kadiriz (gücümüz yeter). (75-Kıyamet 4)" ayet-i kerimesinde Rabbimiz her parmak ucunun, her parmak izinin farklı olduğuna işaret ediyor. Parmak izleri farklı olmasaydı, insanın yaratılışında ne eksik olurdu ki? Bence hiçbir şey. Fakat yüce Yaratıcımız bizim için fazla önemli olmayan parmak uçlarımızı ve DNA larımızı dahi farklı yaratmışsa, bizler için çok daha önemli ve ayırıcı özelliği olan gönülleri aynı yaratmış olabilir mi?
Mümkün değil diyorum.
Mehmed abinin dediği gibi "Her insani yapı birbirinden farklı gönüller üzerine bina edilmiştir".
Düşünmeye devam ediyoruz.
Mehmed Alagaş
29.04.2020 23:14
Ve aleykümselam
Bu siteyi kurduğumuz ilk günlerde, site kardeşliğine dahil olmak isteyen arkadaşlarımızı sitenin Kur’an bölümünden her gün en az yirmi ayet dinleyip, mealinden takip etmelerini istemiştik. Sonra duydum ki bazı arkadaşlarım arapça metnini dinlemeden sadece mealini okumaya başlamışlar. Nedenini sorduğumda ise ayet mealini okuduktan sonra ayetin arapça tilavetinin bitmesini beklemek uzun zaman alıyormuş!. Mehmed abiniz 40 yıldır Kur’an okumasına rağmen ayet mealini okuyup-düşünürken tilavet bitip öteki ayete geçtiği için tilaveti durdurmak zorunda kalırken, hızlı okuyan bu kardeşlerimiz tilavetin bitmesini beklemekten sıkılıyorlarmış!. Hızlı okuma gibi hızlı anlama kursları da var, onlar bu kurslara mı gidiyor bilmiyorum.

Bu sözlerimden hareketle sakın ola ki hızlı anlama kursu aramayınız. Çünkü böyle bir şey olamaz. Bize “Bir ayeti hızlı anlamanın bir yolu var mı?” diye sorsaydınız, çömez olduğumuz yıllarda “Kur'an’a vakıf olursanız, ayetleri anlamanız da hızlanır” derdik. Ama yaşayarak gördük ki bu cevap da yanlışmış. Çünkü Kur’an’a vakıf oldukça, ayetlerin anlam yelpazesinin daha da genişlediğini görüyor ve daha önceleri 20 dakikada okuyup-düşündüğünüz kısa bir sureyi 2 saate sığdıramıyorsunuz.

Daha önceleri kitab çalışmalarımızda da önemle değindiğimiz hızlı okuyup-hızlı anladığını zannetme sorunu, günümüz müslümanlarının önemli sorunlarından birisidir. Bu kardeşlerimiz bir paragraflık bir cümleyi okudukları zaman içinde bilmedikleri bir kelime bulunmayan sade bir cümle olduğu için anlayıverdiklerini zannediyorlar!. Oysa anladıkları şeyler sadece türkçe cümlelerdir, bu cümlelerin anlam derinliği değil. Sizler zamanın kıymetini bilerek bir kitapta açıklayacağınız bir konuyu kardeşlerinize bir cümle ile verdiğinizde “Bunu anlamadık” itirazıyla karşılaşmadığınız gibi “Bunu anladık, haydi öteki konuya geçelim” dediklerini duyuyorsunuz. Fakat ne dediğinizi anladığını söyleyenlere konuyla ilgili bir soru sorduğunuzda bir kitablık değil yarım sayfalık dahi bir şey anlamadığını görüyorsunuz. Ki ben bu duruma yakın çevremde hatta kendi ailemde bile şahit oluyorum.

İşte bu birlikte değerlendirmenin kalitesini düşürmemek ve faydalı olmasını sağlamak için böylesi hatalara düşmememiz gerekir. Bu nedenle İnşirah kardeşimin “Okudum, birkaç kez daha okumam gerektiğini farkettim” cümlesini önemsiyor ve kendisine teşekkür ediyoruz. Bu birlikte değerlendirmeye gücü nisbetince vaziyet etmeye çalışan bir abiniz varsa, konunun akış hızını ve ne zaman vites değiştirilmesi gerektiğini bu abinize bırakın. Gelen yorumlardaki yazılan ve yazılmayanlardan, konunun ne kadar anlaşılıp-anlaşılmadığını zaten bu abiniz takip ediyor.
Yapmamız gereken konuyu değerlendirirken attığımız her adımı bireysel olarak değil diğer kardeşlerimizin de anlayacağı şekilde muhkemleştirmeye yardımcı yorumlarda bulunmak ve böylesine sağlam adımlarla ilerleyebilmektir.
İnşirah Melal
29.04.2020 22:29
Selam aleyküm
Mehmed hocamın yorumunu şimdi okudum, birkaç kez daha okumam gerektiğini farketmiş olsam da gecikmeden yazmak istedim. Özellikle son bölümü hariç hemen seslendirip paylaşmak istediğim Müminlerin inancını ve direncini arttıracak, ayrıca da meselenin mahiyetini idrak ettirecek harika bir açıklama daha olmuş. Allah razı olsun..
Metin Karakaş
29.04.2020 18:22
Hocam Allah razı olsun
Konuyu özetlemiş-toparlamışsınız ve değerlendirmenin bu kısmının yavaş yavaş sonuna geldiğimizi anlıyoruz.

Her insanda hemen hemen aynı duyu organları olsada özelde ayrı ayrı gönüller ve ayrı algoritmalar mevcut.Yani insanlıkta nefsin,gözlerin,kulakların algoritması hemen hemen aynı olsada gönüllerde neredeyse insan sayısı kadar farklı farklı algoritmalar var.

Nasıl ki sırat-ı müstakim bir tane olmasına rağmen ona giden yollar,hidayete giden süreçler farklı farklı olabiliyorsa işte bunun gibi gönüller de başta yaratılışa olmak üzere,çevresel şartlara,eğitime,psikolojiye,zevklere,özlemlere göre farklı biçimlerde oluşabiliyor.

İnsanlara tahakküm etmek isteyen şeytani üst akıl sevgi,merhamet,hüzün gibi duygulardan oluşan gönülleri dikkate almadan geliştirdikleri tek yüzlü algoritmalarla ancak kendileri gibi hayata tek yüzden bakıp ahirete iman etmeyen kitleler üzerinde tesirli olabileceklerdir.

Eyvallah,sınıftakiler olarak çok özel olmasada gele anlamda bunu anladık. Ve yorumda bulunan tanıdık kardeşlerimizle birlikte Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerden olmayı da umuyoruz.

Şeytan ve dostlarının sinsi planlarının Allah’a ve ahiret gününe iman edip şeytandan Allah’a sığınanlara etkisinin olmayacağını,Şeytan’ın insanlara karşı bir yaptırım gücünün olmamakla beraber etkisine aldıklarının kendisini veli edinenler olduğunu biliyoruz.(14-İbrahim 22)

Peki bunları anladıktan sonra ne yapacağız?

Bu tehlikelerden insanları korumak için üst aklın algoritma hesaplarından ve bunların şeytani sonuçlarından mı bahsedeceğiz yoksa önceliği Allah’a ve ahiret gününe dikkat çekmeye verip bu imanla insanların şeytani tehlikeleri değerlendirmelerini ve uzak durup korunmalarını mı isteyeceğiz?

Yani Müslümanlar olarak ne yapıyoruz ve yapamıyoruz diye sorarken kasdettiğimiz şeytani algoritmalara karşı mı ne yapıp yapmadığımız yoksa genel anlamda Müslümanlar olarak neleri yapıyor ve neleri yapamıyoruz?

Bu değerlendirmeye göre sanıyorum Mehmed abimizin kasdettiği ikincisi yani bu şeytani hesaplardan haberdar olmakla birlikte bizlerin genel olarak nasıl bir kimlikle var olduğumuz ve bu kimlikle neler yapıp yapamadığımızdır.

Evet,bizler durduğumuz yer olarak ve genel algoritmalarımızla ne yazık ki Allah’ın elçilerinin,onların özel algortimalarının fersah fersah uzağındayız.

Deccal zihniyeti insanlığı kendine köle etmek amacıyla yalancı cennetleri için sabırla ve azimle bunca çalışma yaparken bizler insanlık için sonsuz cennet karşılığında neler yapıyoruz ve yapamıyoruz?
Selami Özcan
29.04.2020 12:12
Selamunaleykum
Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı. (Bilgi toplamanız için genelde aynı) işitme, görme (duyusu) ve (fehmedip-anlamanız için özelde ayrı) gönüller verdi ki şükredesiniz. (16-Nahl 78)
Ayetlerdeki parentez içi açıklamaların Kur-an bütünlüğü içinde, metne sadık kalarak değerlendirmeler olduğunu şimdi daha iyi anladım ve gördüm.
Kıymetli açıklamaların için Aĺlah razı olsun hocam. Dikkatle takipteyim duâ ile...
Talha
29.04.2020 04:55
SELAMÜN ALEYKÜM
Eyyyvallah amca Amin... Allah razı olsun...
O halde bizler gönlümüzü Allahın istediği şekilde yönlendirip Kuran ile terbiye edersek ve duyu organlarımızın geri kalanınıda gönülle bağlantılı hareket ettirirsek kurdukları bu düzenden yana zarar görmeyeceğimizden emin olabilir miyiz? Bunun yanında yapmamız gereken ne gibi fiiller ya da almamız gereken ne gibi önlemler olabilir?
Mehmed Alagaş
29.04.2020 03:02
Ve aleykümselam
Bütün kardeşlerime anlamlı ve konuya katkısı olan güzel yorumları için teşekkür ediyorum. Köksal kardeşim algoritma tarifinin ötesinde mantığına da açıklık getirmiş. İnşirah kardeşimin “Divane” kitabından yaptığı alıntı, konumuzun anlaşılması için gerçekten çok önemli. Bu kısa alıntı yapay zekaya insanı yüklemeye çalışanların, yüklemeye çalıştıkları şeyleri daha kendilerinin bile anlamadığını gösteriyor. Bu şaşkınlar yaşayarak farkında oldukları korku, umud, sevgi, heyecan gibi duyguları yapay zekaya yüklemek bir yana ne olduğunu tarif etmekten bile acizdirler. Ki çok düşünmeme rağmen yaşadığım bu duyguları tarif etmekten ben de acizim ve aciz olduğumu biliyorum. İçinde olduğumuz zamanın ne ve nasıl olduğunu tarif edemediğim gibi.
Yorumlarda algoritmaya ait yeterli tarif ve açıklamalar yapıldığına göre bu konumuzun ilk bölümünü toparlamaya çalışalım.

Seksenli yılların sonlarında insan psikolojisini, insan davranışlarının temellerini ve birbiriyle ilişkilerini Kur’an’dan anlayabilmek için Kur’an’daki insana ait bütün fiilleri tek tek çıkardıktan sonra ayetlerdeki ip uçlarını dikkate alarak bu fiillerin sebebleriyle birlikte birbiriyle münasebetleri ve hangi fiilin hangi fiili tetiklediği üzerinde çalışmalara başlamıştım. Kur’an’da lafız değil anlam taraması yaparak ve ayetlerin öncesini ve sonrasını dikkate alarak yaptığım bu çalışmada, nefs kaynaklı dünya ve dünyalık sebebli fiillerin anlaşılması ve birbirleriyle olan zincirleme münasebetlerinin kavranması gayet kolaydı. Burada anlaşılır bir algoritma varsa -ki vardı- bu zincirleme ve genel algoritmayı görebilmek hiç zor değildi.
Fakat özellikle peygamberi olan ve müminlere de yansıyan birçok fiilleri tahlil ettiğiniz zaman bu genel algoritmanın hiçbir işe yaramadığını görüyordunuz. Aynı etkiler veya aynı sebeblerin aynı sonuçları doğurmasını beklemek bir yana umulan sonuçların tam tersiyle karşılaşıyordunuz. Daha açık bir ifadeyle bu fiiller, dünyaya dünyalık bir gözle bakan çoğunluğun algoritmasına çok aykırı fiillerdi. Nitekim bu fiilleri genel geçer algoritma ile açıklamak mümkün olmadığı için, dünyaya bu algoritma ile bakanlar önce peygamberlere daha sonra ise peygamberleri örnek alan mü’minlere bu genel algoritmaya hiç uymadıkları için “Deli veya mecnun” demektedirler.

Açıkça söylemek gerekirse bu şaşkınlığı ben de yaşamış, “Yaratılış ve insanlık tarihi” çalışmasını yaparken küçücük kalbimle empati kurmaya çalıştığım peygamberlerin bazı davranışlarıyla karşılaştığım zaman ben de hayretlere düşmüş “Bu olay karşısında bu tavrı gösteren bir peygamber riya yapmadığına göre, bir insanın böyle bir olay karşısında samimi olarak bu davranışı gösterebilmesi için nasıl bir kimliğe, nasıl bir kişiliğe sahip olması gerekir?” sorusu altında ezilmiş, Rabbimin lutfuyla bu sorunun cevabıyla karşılaştığım zaman ise küçüldükçe küçülmüştüm. Çünkü bu sorunun tek bir cevabı vardı. Bizler dünyadan ahirete bakarken, onlar ahiretten dünyaya bakıyorlardı. Onlar yakinen iman ettikleri ahirette, Allah’ın huzuruna çıkacakları hesap gününde duruyorlar ve karşılaştıkları dünyevi olaylara bu hesap gününden bakarak, hesabı en kolay olacak davranışlara karar veriyorlardı.
Şimdi düşünebiliyor musunuz? Ben bir mü’min iken ve yaratılmış insana yönelik araştırmamı ne yarattığını hakkıyle bilen Rabbimizin Kitab’ından yaparken anlayamadığım bu imani algoritmayı, meseleye tek gözle bakan tek gözlü Deccal’in teknolojisi veya bilimselliği nasıl anlayacaktır? Bunlar bedensel salgılar ve yüz mimikleri gibi sonuçları gözlemleyip, Rabbimizin 15 asır önce indirdiği “Eğer Biz dileseydik onları sana gösterirdik de sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki sen onları, sözlerinin üslubundan da (anlatım biçiminden de) tanırsın. Allah bütün amellerinizi bilir. (47-Muhammed 30)” ayetinden habersiz yüz mimikleri konusunda bilmem kaç sezonluk dizi yaparlar. Daha sonra ise bu bedensel tepkilerin el yordamıyla sebeblerini ararlar ve bir sebeb buldukları zaman meseleyi tamamen çözdüklerini zannederler.
Bu kısa akıllılara “Haddinizi bilin ve ağır olun” demek isteriz. Bu araştırmayı Kur’an’dan yapmış bir müslüman olarak görünür sonucun sebebini bulmanın hiç yeterli olmadığını araştırmanın ilk dönemlerinde anlamıştım. Bazı sonuçların sebebini gördükten sonra tek bir sebeble meselenin bitmediğini anlayıp sebebin sebebini, sebebin sebebinin sebebini bulunca bu sebebler silsilesinin bitmediğine, zincirleme olarak devam ettiğine şahit olarak aciz bir şekilde yerime oturmuştum. Nitekim insanlara yönelik aynı etkinin binlerce ayrı sonuç vermesinin nedeni de buydu.

Herneyse, “Mehmed abi insan davranışları üzerine yaptığın bu çalışma tamamlandı mı?” diyecek olursanız, elbetteki tamamlanmadı, haddimi ve acizliğimi bilerek bu çalışmayı yüksek bir rafa kaldırdım. Çünkü çalışmalarımın bir aşamasında insani fiillerdeki ruh ile irtibatlı olan gönlün etkisini gördüğüm ve gönül üzerine kısa bir araştırma yaptığım zaman anladım ki her insani yapı farklı gönüller üzerine bina edilmiştir. İşte Rabbimin lutfuyla bana ışık tutan açık ayet-i kerimelerden birisi.,

“Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı. (Bilgi toplamanız için genelde aynı) işitme, görme (duyusu) ve (özelde ayrı) gönüller verdi ki şükredesiniz. (16-Nahl 78)”

Bu ayet-i kerimeleri tefekkür ederken önceleri ben de birçok müfessir gibi çelişkiye düştüm. Çünkü birden fazla olan göz, kulak tekil olarak zikredilirken, bir tane olan gönül çoğul olarak zikredilmekteydi!. Ama daha sonra Rabbimizin lutfuyla anladım ki bu ayet bir insanı değil bütün insanları muhatab aldığı için her insanda AYNI olan göz kulak tekil olarak zikrederken, her insanda AYRI olan gönül çoğul olarak zikredilmektedir. Daha açık bir ifadeyle Rahman olan Rabbimiz bizlere genel ve özel nimetler bahşetmiştir. İnsanlar olarak göz kulak, dil dudak, el ayak gibi genelde aynı nimetlere mazhar iken gönül gibi kişiye özel muhteşem bir nimete de mazharız. İşte bunu anladığımız noktada “O’na, O’nun layık olduğu gibi hamdolsun, şükürler olsun” diyoruz.

Gönüllerle ilgili bu gerçekle karşılaştığım zaman anladım ki her gönlün algoritması farklı. Hepimiz aynı gözlerle aynı şeyi görmemize, aynı kulaklarla aynı şeyi duymamıza rağmen aynı gönüllere sahip olmadığımız için aynı söz ve aynı görüntüler karşısında farklı algılarla ve kişiye özel farklı tercihlerle farklı tepkilerde bulunabiliyoruz. İşte bu nedenledir ki farklı gönüllerin genel algoritmasını anlamak, anlayabilmek mümkün değildir.
Diyeceksiniz ki “Deccal zihniyetinin algoritma hesapları ve senaryoları başarılı olacak mı?” Dünyaya tek gözle bakan Deccal’in bu senaryoları, ahireti dikkate almadan dünyaya sadece dünya gözüyle bakan tek gözlü kitleler üzerinde ne yazık ki etkili olacaktır. Bu Deccal zihniyeti yapay zekaya kaç trilyon terabaytlık veri yüklerse yüklesin muhteşem bir yaratılışta olan insan üstü bir robot yapamayacakları için, vaziyet etmek istedikleri insanları sadece nefsi istekler çerçevesinde küçülterek basitleştirmek ve dijital alemde yönlendirebilecekleri biyonik robotlar durumuna getirmek istemektedirler.

Rabbimiz Muhammed ümmetini ve bu ümmete daha sonra dahil olacak olan dünya insanlarını korusun..
İnşirah Melal
28.04.2020 22:07
Selam aleyküm
Anlamlı yorumları dikkatle takip ediyorum. Köksal kardeşimin “Neyin ve kimin algoritması?” başlıklı güzel yorumu, bana aynı şeytani üst aklın anunnakiler hikayesini hatırlattı. Mehmed hocamın “Yazıtlar neyi gösteriyor?” başlığında ele aldığı bu meseleyi hatırlarsanız, bu şeytani hikayeyi uyduranlar insanı yüksek teknolojiye sahip olan anunakilerin yarattığı akıllı bir tasarım olarak kabul ediyorlar. Dolayısıyle “İnsan bir algoritmadır ve biz onu hekleyeceğiz” derken, bir yandan o akıllı tasarıma atıf yaparlarken diğer yandan bu tasarımın yeni mühendisliğine soyunmuş olabilirler mi?
Ne diyorsun Köksal kardeşim..
Cahid Eker
28.04.2020 19:45
Selamun Aleyküm
Herkesin kendilerine farklı meşgaleler aradığı, yoğun(!) gündemlerde boğulduğu şu günlerde bizlere böylesine mühim bir konu ile tekrardan hakikatin kapılarını aralamaya, olayları ve gelişmeleri Sünnetullah eksenli değerlendirmemize vesile kılan Mehmed amcadan Allah razı olsun.

"Dünya nereye gidiyor?"... Şeytan ve dostları asırlardır güttükleri hedeflerine varmak için ellerinden gelenin fazlasıyla çalışıyorlar. İzlediğimiz bu videolarda da bu planlarının bir kısmının nasıl işlendiğine, nasıl işleneceğine şahit olduk.
Harari'nin "bilişim gücü ve veriler"in insanın çözümlenmesi konusundaki ifadeleri aslında yapılmak istenilenler hakkında bir ipucu veriyor gibi yani diyordu ki;

"Bilim, evrimin yerini doğal ayıklanma ile akıllı tasarım ile değiştiriyor, bulutların üstündeki Tanrı'nın akıllı tasarımı değil, bizim akıllı tasarımımız ve bulutlarımızın akıllı tasarımı IBM bulut, Microsoft bulut bunlar evrimin yeni itici güçleri... Bilim, inorganik bölgeye girmek için hayatı kolaylaştırabilir, doğal ayıklanma ile şekillenen dört milyar yıllık organik yaşamdan sonra akıllı tasarımın şekillendirdiği inorganik yaşam dönemine giriyoruz. Verilerin mülkiyetinin bu kadar önemli olmasının nedeni budur..."

Aslında bir nevi deniliyor ki bizim akıllı tasarımımız oldukça yaşamla iç içe, tüm bu çalışmalar göğe baktığınızda gördüğünüz bulut'ların üstündeki Tanrı ile değil bizim bulut'umuzun (bulut/cloud) Tanrısı tarafından yani bilim tarafından ortaya konulacak üstelik bu Tanrı sizin inandığınız geleneksel dini değerlerin size sunduğu imkanları da sunuyor yani size mutluluk getireceğiz, bilim ve teknoloji ile size sonsuza kadar yaşayacağınız cenneti sunacağız hem de inandığınız dinlerin vaat ettiği gibi öldükten sonra değil burada, Dünya'da olacak tüm bunlar...

Allah'ın dinini günümüze ve kendilerine uyum sağlayamadığı bahanesiyle geçersiz kılma çabasında olanlar, bilimsellik putuna sarılanlar batıla sürüklenip gitmektedirler. Bu şeytani planları ortaya koyanlar görece olarak gözlerimiz ya da kulaklarımızı yanıltabilirler lakin içindeki imanı muhafaza ettiğimiz sürece gönüllerimize hükmedemezler. Çünkü "..Allah, kişi ile kalbi arasına girer..." (8-Enfâl 24) Rabbimiz bizleri şeytan ve dostlarının her türlü fitnesinden, onların tuzaklarından muhafaza eylesin...

Ben de tüm yorumlardan istifade ediyor ve konuyu takip ediyorum inşaallah.
Köksal Şahin
28.04.2020 17:28
Neyin ve kimin algoritması?
Selamünaleyküm,

Algoritmayı kısaca “bir sistemin işleyişiyle ilgili kurallar bütünü” olarak tarif edebiliriz.
Bu kurallar hangi durumlarda hangi adımların atılacağını tanımlar.
Yani algoritma önceden tanımlanmış/öngörülmüş durumlar ve komutlardan oluşur.
Algoritmanın en önemli özelliği, aynı girdilerin her zaman aynı çıktıları vermesidir.
Algoritma ile çalışan bir sistem, önceden tanımlanmamış bir durumla karşı karşıya kaldığında üç farklı davranış ortaya koyabilir; yersiz/anlamsız/-en iyi ihtimalle- rutin tepki, kısır döngü veya error/exit.
Bu durum algoritmanın kendisinden çok onu kurgulayana odaklanmak gerektiğine işaret eder çünkü hata yapacak ya da yapmayacak olan tasarımcıdır.
Estirilen rüzgârdan anladığımız kadarıyla yapay zekâ bu gibi problemleri aşabilecekmiş yani öğrenebilecekmiş ve her durumda anlamlı tepkiler verebilecekmiş.
Teorik olarak sonsuz sayıda ihtimallerin bulunduğu bir sistemde (gerçek hayatta) yapay zekânın bu şekilde stabil çalışabilmesi elbette mümkün değil.
O yüzden yapay zekâ kendisini tasarlayan ve kullanan gücün bir aparatı olmaktan öteye geçemeyecektir.

Peki organizmalar algoritma ile mi çalışıyor?
Diğer canlıları ve fiziksel özelliklerimizi konu dışında tutarsak insanın yapısını aşağıdaki gibi özetleyebiliriz :
- Bedensel ihtiyaçlar
- İçgüdüler
- Duygular
- Akıl
- Hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz; ruh
Akıl/akletmek; duyu organları ile elde edilen algının mevcut bilgilerle ilişkilendirilmesi olarak tarif edilebilir.
Peki bu ilişkilendirme nasıl gerçekleşiyor?
Salih Can kardeşimizin “insan organizmasının algoritmasındaki kilit nokta beyin değil ruhtur ve devamında ruhla beynin ortak çalışması olan bilinçtir.” cümlesi bu soruyu gayet güzel cevaplamış.
Mehmed Abi’nin kitaplarını/yazılarını yeni okumaya başladığım için daha önce tartışıldı mı bilmiyorum ama “akleden beyin midir kalp midir?” sorusunun cevabı da bu konuda kilit bir öneme sahip bence.
Beynimizi duyu organları ile algılanan bilgilerin depolandığı bir sabit diske (hard disk) benzetebiliriz.
Beynin diğer bir yönü de bütün sinir sisteminin toplandığı merkez olması, yani vücudumuzdaki sensörlerin (göz, kulak, burun, dil, deri) ve tüm sinirlerin bir ucu beyne bağlı.
İnsan vücudunda aynı girdilerin aynı çıktıları verdiği “fizyolojik” mekanizmaların belirli bir algoritmayla çalıştığını söyleyebiliriz (parmağımıza toplu iğne batırırsak canımız yanar).
Ancak aynı girdilerin farklı çıktılar verdiği mekanizmalar algoritmadan bağımsızdır ki Zeyd kardeşimizin altını çizdiği ayetler de bu konuya ışık tutuyor :
Her kulak aynı işi yapar, her göz de öyle.
Ama her “gönül” farklıdır.
Bu da “organizmalar algoritmadan ibarettir” tezini öncelikle insanlar için çöp kutusuna atar. İnsan gibi ruh sahibi bir varlığı “algoritma” ile tanımlamaya kalkmak büyük bir kandırmacadır.

“O zaman bu algoritma aşkı nedir?” sorusu geliyor akla.
Kemal kardeşimiz de sormuş aynı soruyu :
“ ‘Sizi sizden daha iyi tanıyan mekanizmaları sizlere yerleştirelim’ diye güzellemeler yapan bu iki ayaklı şeytanın cümlesi düşündürücü!! Bu sözleri bizlerin göremediğimiz yerlerden bizlerin zaaflarını gören şeytan aleyhillanenin özelliği ile beraber düşünebilir miyiz? Ve bu mekanizma ile bizleri daha iyi tanımak ve algoritmaları sunma niyetimiz var dediklerinde ise zaten insanlık tarihi boyunca insanları tanımış olan şeytan ve dostlarının böyle birşeye ihtiyaç duyduklarını sanmıyorum buradaki asıl amaç nedir, nasıl bir oyuna, vesveseye çekmek istemektedirler?"
Bir önceki yorumumda “Gelinen noktada artık aklı ve imanı "by pass" edip doğrudan nefse hitap etmek ve onu davranışlarımızdaki tek belirleyici yapmak istiyorlar.” yazmıştım. Bunu yapmak için yeni tasarımcı olarak yapay zekayı hazırlarlarken, El Musavvir olan eski ve ezeli Tasarımcının ne yapacağını acaba düşünüyorlar mı?

Şimdilik çok uzatmadan diğer yorumları ve bilhassa Mehmed Abi’nin görüşlerini takip edeceğim İnşallah.
Okuyan ve değerli yorumlarıyla katkı sağlayan tüm kardeşlerimden Allah razı olsun.
Metin Karakaş
28.04.2020 17:04
Farklı farklı gönüller
Öncelikle benim de katıldığım, Zeyd kardeşimizin “….şeytani algoritmaların ne derece etkili olup olamayacağı..” ifadesinden anlaşılabileceği gibi bu algoritmaların eyleme geçmesi ve etkili olabilmesi ancak ve ancak belli şartlar çerçevesinde mümkün olabilecektir.
Hocamızın hazırladığı mealde Nahl 78 gibi insanların ortak duyu organlarına ve duyu organlarından daha üstün olan akletme yeteneğine sahip farklı farklı gönüllerden bahsedilen ayetlerden anlamıştım ki görmekle bakmak, duymakla işitmek arasında çok fark vardır ve bu organlar fiziki olarak herkeste aynı çalışsada gönüllerin çalışma prensipleri farklı farklıdır.
Öyle ya gözler görür ama bakan kalptir,duyan kulaktır ama yine işiten kalptir;
“Andolsun ki Biz cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir hatta daha da aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (7-A'raf 179)
Şüphesiz ki ne kulaklarına ağırlık konulanların duyma yeteneği ne de gözlerine perde çekilenlerin görme kaybı olacaktır. Casiye 23,Kehf 57 ayetlerinde bahsedilen bu kısıtlamaların fiziki değil kalbi olarak görme ve duyma ile ilgili ve bunun küfredenlerin kendi yapıp ettikleri sonucu gerçekleştiğini anlıyoruz.
Nefse yönelik algoritmaları geliştirip insanları kendine köle yapmak isteyen şeytani üst aklın gözlere,kulaklara daha doğrusu bunların gördüklerine ve duyduklarına fiziki anlamda müdahele edebilsede bazı kalplere öyle kolay müdahele edemeyeceklerini söylüyor ve ayetlerde neden tekil olarak değilde çoğul olarak gönüllerden bahsedildiğinin, duyu organlarının herkeste aynı prensiplerle çalıştığı aksine gönüllerin ise insanların tercihlerine,akletmelerine bağlı olarak farklı farklı şekillerde gelişip çalıştığını düşünüyor ve konu üzerinde tefekkür etmeye devam ederek sözü sınıftaki diğer kardeşlere bırakıyorum.
Kemal Sallabaş
28.04.2020 02:36
Aleykümselam
Tefekkür ettikçe daha derinlere aslında basit denilen yahut ilk adımları es geçen bizlerin sorular ve sorunlarının burada olduğunu görüyoruz. Aynı mantıkla cevabın da burada olduğunu düşünüyorum. Bizler fıtratımıza Kur'an yönlendirmesi ile baktığımızda bu duyu ve duyguların temizliğini görebildiğimiz kadarı ile ayırdedebiliriz. Ancak şeytan bu mekanizmalara fıtrata uygun bir mantık yüklemeyecektir. Güncellenen misyonlarla insanların sevdiği veya korktuğu şeylerin yansıması olarak vücutta salgılanan hormonların tespit edilip yönlendirilmesi olabilir.
Asıl hedeflerinin zihinlerimizi kendi isteğimiz ,cüzi irademizle değiştirmek olacaktır diye düşünüyorum. Ki cehennemlik olalım, çünkü zapturapt altında irademizin dışında şeytan aleyhillanenin bilinci olmayan makinalarına dönüşmemiz onun işine gelmeyecektir. Bedenlerimizi köle yapmak değil ahiretimizi yakmak isteyen şeytanın hedefinin bu doğrultuda olduğunu düşünüyorum...

Selam ve dua ile..
Fatma Ceren
28.04.2020 01:34
Aleyküm Selam
Önce şuna dikkat etmeli, "gönüller" ifadesi ilk yaratmada da, ikinci yaratmada da geçiyor..(cennetliklerde)
Ayetlerdeki parantez içinde verilenlere bakınca, insana doğal yaratılışta verilen duyu organları ve fonksiyonlarının, insan müdehalesiyle sunileştirilerek çeşitlenebileceğine vurgu yapılıyor olabilir diye düşünüyorum. "Gönüller" ise, "Allah gönüllerinizde saklı olanı dahi bilir" ayetinden yola çıkarak, insana dair veri tabanına ve bunun merkezine dikkat çekilmiş olabilir. Zira bu çoğul ifade tekrar edilemez ve kopyalanamaz bir çoğulluğa delalet ediyor da olabilir... Şifreyi iki defa girmek gibi. Veri içinde çözülemeyen bambaşka kodlar gibi.. Allahualem!
İnşirah Melal
28.04.2020 01:18
Ve aleykümselam
Sınıftaki kardeşlerime katkılarından dolayı dua ediyorum.
Algoritmanın ne olduğu genel olarak anlaşılmış gibi. Benim dikkat çekmek istediğim konu, bu algoritmayı hazırlayanlar insanı gerçekten tanıyorlar mı? Bu konuyu düşününce Mehmed hocamın Divane kitabında yer alan şu konuşmaları hatırladım. Konuya katkısı olacağını düşünüyorum;

“….Omuzlarını kaldıran Kadir “Neyi, ne kadar düşünebildiğimi bilemiyorum” dedikten sonra meraklı bir ses tonuyla sordu.,
- İnsanı yeterince tanımanın bir yolu var mı?
Başını hafifçe sallayan Yakup hoca gülümseyerek “Olabilir” dedi. Biraz duraksadıktan sonra aynı gülümseme ile ilave etti.,
- Kendini tanıman.
Bu sıradan cevabın arkasında sıra dışı anlamlar olduğunu hisseden Kadir “Bunu nasıl yapacağım?” diye sordu.
- Bak Kadir!. Ben sana bunun kısa bir yolunu söyleyeyim. Bu zamana kadar hiçbir insan görmemiş ve insanın ne olduğunu hiç bilmeyen akıl sahibi bir canlıya, kendini anlatmaya ve tanıtmaya çalış.
Kaşlarını hayret anlamında kaldıran Kadir “Anlayamadım” deyince, Yakup hoca az önceki gülümsemesiyle “Denemeye başladığın an, anlamaya da başlayacaksın” dedikten sonra ilave etti.,
- Haydi ilk denemeyi birlikte yapalım. Hiç insan görmemiş ve insanın ne olduğunu hiç bilmeyen akıl sahibi canlı ben olayım. Şimdi bana kendini anlat.
- Ne anlatayım?
- En basit özelliklerinden başlayabilirsin.
Bu konuşmaların nereye varacağını pek anlayamayan Kadir, rahat bir şekilde anlatmaya başladı.,
- Ben yürüyen, yorulan, acıkan, yemek yiyen, konuşan, işiten, gören, düşünen bir canlıyım.
Yakup hoca elini kaldırarak “Dur bakalım sayın İnsan” dedikten sonra sormaya başladı.,
- Yürüyen dedin, yürümek ne demek, neyle ve nasıl yürüyorsun. Yorulan, acıkan ne demek? Konuşmak, işitmek nasıl bir şey? Gören dedin, görmek ne demek? Düşünen derken ne demek istedin? Düşünmek ne, nasıl bir şey?
Bu sorular üzerine meseleyi anlamaya başlayan Kadir, hafifçe gülümsedi. Bu bir insanın, diğer bir insana kendisini anlatması değildi. İnsanlar kendilerini birbirlerine anlatırlarken, ezbere yaşadıkları vasıfları, ezbere bildikleri kelimelerle anlatıveriyorlardı. Ancak karşıda farklı bir canlı olduğu zaman bunun açılması, bunun izah edilmesi gerekiyordu. İyi ama bu nasıl olacaktı? Gözün ne olduğunu bilmeyen ve o zamana kadar hiçbir şey görmemiş olan bir canlıya, görmenin ne olduğu nasıl anlatılacaktı? Düşünmeyi nasıl tarif edecek, nasıl tanımlayacaktı?
Yakup hoca kendilerini sessiz bir şekilde dinleyen Divane’ye “Haydi, sen de bana kendini anlat” diyerek, onu da konuşmaya dahil etmek istedi. Kısa bir süre düşünen Divane, önemsediği tek vasfını, tek cümleyle söyleyiverdi.,
- Ben seven bir canlıyım.
- Sevmek ne demek? Nasıl bir şey?
Divane bu soruyu tuhaf bulduğunu belli etmemeye çalışarak düşünmeye başladı. Aynı soruyu Divane’yle birlikte Kadir de düşünüyordu. Sevmek, her ikisinin de o yaşlarına kadar yaşadıkları, soludukları bir gerçekti. Ancak bunu nasıl anlatacaklar, nasıl tanımlayacaklardı ki? Sevgiyi ve sevdayı nasıl anlatabileceğini düşünen Kadir, o zamana kadar ezbere yaşadığı bu güzel duyguya ilk kez hayretle bakmaya, ilk kez keşfetmeye, ilk kez tanımaya ve anlamaya başladığını hissetti. İşte o an Yakup hocanın ne demek istediğini, kendisine neden böyle bir yol önerdiğini çok iyi anlamıştı. Çünkü insanı tanımayan bir canlıya, insan anlatılmaya çalışıldığı zaman, alışkanlık gafletiyle görülemeyen gerçekler görülebiliyor ve kendini karşı tarafa anlatmak isteyen insan, kendisini daha iyi tanıyor, daha iyi anlayabiliyordu.
Yakup hocaya sıkıntılı gözlerle bakan Divane “Düşündükçe bazı şeyleri daha iyi anlıyorum, daha iyi hissediyorum ama nasıl anlatacağımı bilemiyorum” dedi.
- Anlıyorum Ahmed. Çünkü sevmenin veya korkmanın ne olduğunu bilmeyen bir canlıya, sevmeyi ve korkmayı anlatmak elbetteki hiç kolay değil!.
- O zaman niye anlatmamızı istedin?
- İnsanı tanımayan bir canlıya insanı ne kadar çok anlatmaya çalışırsanız, insanı o kadar çok anlarsınız. Zaten Kadir de öncelikle insanı anlatmayı değil, insanı anlamayı istemişti.
Yakup hoca biraz duraksadıktan sonra “Öyle değil mi Kadir?” diye sordu. Kendisine yönelen bu soru üzerine başını tebessümle öne doğru sallıyarak “Aynen öyle” cevabını veren Kadir, saygı dolu bir sesle ilave etti.,
- Teşekkür ederim..”

Bu alıntıda hocamın "akıl sahibi canlı" dediği şeyin yerine yapay zekayı koyduğumuzda, bu yapay zekaya sevginin, korkunun, umudun, öfkenin algoritmasını yükleyecek olan şaşkınların öncelikle bu duyguların ne ve nasıl olduğunu anlamaları, tarif edebilmeleri gerekmez mi? Kendileri bu tariften ve bu anlayıştan uzak iseler neyi, ne kadar yapabilecekler ki? Örneğin izlediğim 'ex machina' filmindeki yapay zeka üzüldüğünü söylüyordu... Yapay zekaya bu üzüntü kavramını yükleyenler, üzüntünün ne olduğunu, neyin üzüldüğünü, nasıl üzüldüğünü kendileri tarif edebilirler mi ki?(!) Hiç sanmıyorum. Bu duyguyu sadece yaşadıkları için bildiklerini zannediyorlar..

Neyse.. Şimdi ben de Zeyd kardeşimizin sorusuna yoğunlaşarak tefekküre devam ediyorum inşaallah..
____________
28.04.2020 00:17

BİLGİLENDİRME..!
Değerli kardeşlerimiz;
Sitemizde yorum formunu doldurup gönder butonuna tıklayan bazı kardeşlerimizin; "Lütfen Sayfa Yenilemesi Yapmayınız..!" ikazı ile karşılaştığını ve yorumlarının bizlere ulaştığını zannettiklerini, bazı kardeşlerimizin ise ulaşmadığını anlamalarına rağmen yazdıklarının buharlaşıp kaybolmasından dolayı tekrar gönderemediklerini öğrenmiş bulunmaktayız. Yaşanan bu teknik sorundan dolayı kardeşlerimizin anlayışına sığınıyor bu sorunu çözmek için sitemizin yorum formu sistemini değiştirerek-yenilediğimizi bildiriyor, tüm kardeşlerimize saygı ve selamalarımızı sunuyoruz.

<<< insandergisi.com >>>
Zeyd Der Ki
27.04.2020 23:01
Birlikte düşünelim
Selamunaleyküm
Güzel yorumları dikkatle takip ediyorum. Algoritmanın ne olduğu anlaşılmış gibi. İnsan üzerine yapılan algoritma hesaplarının ne derece tutarlı olabileceğini anlayabilmemiz ise öncelikle aşağıdaki ayetleri tefekkür etmemize bağlıdır.,
“Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı. (Bilgi toplamanız için genelde aynı) işitme, görme (duyusu) ve gönüller verdi ki şükredesiniz. (16-Nahl 78)”
“Andolsun ki Biz onlara size vermediğimiz imkan (güç ve tasarruf yetkisi) vermiştik. Onlara işitme, görme (duyuları) ve gönüller verdik. Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne de gönülleri kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı. (Sonunda) alay konusu edindikleri şey onları sarıp-kuşattı. (46-Ahkaf 26)”
“De ki "Sizi inşa edip yaratan, size işitme, görme (duyusu) ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?" (67-Mülk 23)”
Bu ayetlerde insanda birden fazla olan kulak ve göz tekil olarak zikredilirken “Allah, bir kişinin içinde (sinesinde) iki kalp kılmadığı gibi.. (33-Ahzab 4)” buyruğunda da belirttiği gibi bir kalp, bir gönül yaratılmışken çoğul yani 'gönüller' olarak ifade edilmesi, Fahreddin Razi’nin de belirttiği gibi müfessirleri çelişkiye düşürmüş ve zorlama yorumlarda bulunmalarına neden olmuştur. Şimdi bu soruyu kendimize sormamız ve sakince cevaplamamız gerekir. Bu cevabı ararken elbetteki bu konu üzerinde daha önce araştırma yapan Mehmed abinizin, site mealindeki parantez içi açıklamalarının ne anlama geldiğini de düşünebilirsiniz.
Salih Can
27.04.2020 22:25

Türkistanlı el-harezmi cebir adlı kitabında bir problemin çözümünde kullanılan en hızlı ve sade yol olarak kullanıyor algoritma kelimesini. Bilinene göre bu kelimeyi ilk kullanan kişi el-harezmidir.
İnsanları organizma olarak değerlendirirsek bizlerin patronu ruhumuzdur çünkü ruh aklı ve düşünceyi bilince çevirir ve tabi ki bu ruhun doğasında olan islam gerçeği bilince dönüşürse yıkılmaz bir kale olur. Ü st akıl bunu çözmüş olacak ki insanlara "Sizin patronunuz beyninizdir, sizlere ruhunuza bağlandığınız prangaları beyninizle kırma imkanı veriyoruz" dedi. Ve hayatımıza dair her soruyu bilimle açıkladı, açıklayamadığı soruları da bilimin cevabına göre değiştirdi. Daha önce konuştuğumuz konular bunlara örnektir. Üst akıl olan bu şer güçlerin algoritmasında yani onların kalesinde onların surlarında bir açık var. O da şu ki insan organizmasının argoritmasındaki kilit nokda beyin değil ruhtur ve devamında ruhla beynin ortak çalışması olan bilinçtir. Biz müslümanların okuyup anlayıp amenna dediğimiz, okuyup anlamayıp ama yine de eyvallah dediğimiz Kuran gerçeğini farketmişlerki bizleri kurandan uzaklaştırmak için bizlere hocacıklar verdiler her kesime kendi hocalarını verdiler. Bu medyatik hocalar da bilimsellikten deizme, deizmden ateizme giden yollara bilerek veya bilmeyerek taş döşediler. Bu 6000 yıllık plan yine işe yaradı. Algoritma matematiksel bir terimdir o yüzden diyorum ki bu planın çökmesi için bu planı sıfırla çarpmalıyız bu da insanların ruha ve fıtrata dönmesiyle mümkündür.
Dua ile
Metin Karakaş
27.04.2020 18:19
Selam Aleyküm kardeşlerim
Basit tanımla Algoritma, bir sorunu çözmek ya da bir işi yapmak veya bir amaca ulaşmak için tasarlanan çözüm yolu anlamına geliyor. Algoritma, problemleri adım adım çözme yöntemidir ve bu şekilde ifade etmesek de günlük hayatımızda birçok alanda bunu kullanıyoruz. Müslüman olmayan ama evrensel ortak ahlaki değerlere sahip olan bir insan da dahil doğumdan ölüme kadar geçen sürede belki de binlerce algoritma kullanırız. Algoritma yemek yapmaktan tutun da tüketim alışkanlıkları, okumak, evlenmek, çocuk yetiştirmek gibi kısa, orta ve uzun vadeli eylemlerde kendini gösterir. Tabi eğer Müslümansanız bu algoritmaların en tepesinde Allah’a ve ahiret gününe iman olduğu için tüm algoritmalar buna göre şekilleniyor ve nefsin baskın çıkması engelleniyor. Peki Harari vb zihniyetteki adamlar ne yapmak istiyor;

Köksal kardeşimizin belirttiği gibi nefsi yani insanı kontrol altına almak ve bununla toplum mühendisliğine soyunmak. Harari’nin birkaç videosunu izledim. Gerçekten dehşet projeler, Rabbim insanlığı korusun bu şeytani akıldan. Ben de sizlere konuyla alakalı olarak Barış Özcan’ın “Facebook’u silelim mi?” adlı şu videosunu izlemenizi tavsiye ediyorum; https://youtu.be/AwL5uSm4hL8

Evet, insan yaşamından verdiğim örnek algoritmalarda insanın gerek ruhsal gerek biyolojik ve gerekse ahlaki sisteminin ortak/bütünleşik çalışmasının katkıları ve izleri var. Ben bu bilgilerden hareketle insanlardaki algoritmalara benzer ve hatta çok üzerinde algortimalar geliştirerek insanı heklemek isteyen şeytani aklın bu hedefini birkaç aşamada gerçekleştirebileceğini düşünüyorum. Öncelikle veri toplanması ki sosyal medya vb platformlarda toplanan verileri yöneten çok çok gelişmiş bilgisayarlar insanların geçmişlerinden ve geçmiş davranışlarından, kişisel verilerinden hareketle onlara olması muhtemel profillerini çizip yüksek olasılıklı eylem tahminleriyle yönlendirme yapabilecek kadar tanıyor onları. Mesela facebook’da halen çalışan ve karşımıza çıkan arkadaşlık önerileri de bir algoritmaya dayanıyor. Beğendiğiniz sayfalar, paylaştığınız ve likeladığınız gönderiler, mevcut arkadaşlarınız gibi veriler bu algoritmayı çalıştırıp size ona göre önerilerde bulunuyor. Ses kaydıyla veri toplayarak mesela yanınızda telefon varken bahsettiğiniz teflon tavanın reklamını 1 saat sonra haber kaynağınızda görmeniz çok tehlikeli gelmeyebilir ama yakın bir gelecekte fb gibi ortamlarda kişisel verilerinize göre size en uygun eş tavsiyeleri çıkarsa pek şaşırmamak gerekecek ki sanırım sonraki aşamalarda bunlar da yapılacak.

İkinci aşamada ise bu verilere dayanarak insanı heklemek ve isteği şekilde tanrı gibi yönetmek isteyen şeytani zihniyet gelişmiş teknolojiye dayanan çip gibi aletleri de kullanacaktır. Verileri ve teknolojik aletleri kullanarak insanların evrensel algortimalarının dışında kendi amaçlarına hizmet edecek algoritmaları geliştirecekler. Tabi bunda yine nefse hoş gelen porno, bahis, çekilişle dünya cennetleri vb araçları fazlasıyla kullanacaklardır. Zaten şimdi bile porno ve bahis gibi şeytani oyuncakları kitleleri uyutmak için fazlasıyla kullanılan şeytani akıl teknolojisiyle kendini tanrı ilan ettiğinde izlemenin çok ötesinde sanki yaşıyormuş gibi hissettireceği sanal ötesi arttırılmış gerçekliğe dayanan sapık cinsellik oyuncaklarıyla iyicene esir alacaktır insanlığı.

Benim bu aralar izlediğim Westworld adlı bir bilimkurgu dizisi var. Dizinin ana konusu sıradan harcamalara doymuş zenginlerin her türlü vahşi, sapık fantazilerini gerçekleştirebildikleri çok gelişmiş insan benzeri robotlardan oluşan parklarda geçiyor. Bu parklardaki hikayeye dahil olan zengin oyuncular her türlü sapıkça fantezi, adam öldürme, isyan vb kurgulamalarla kendilerince eğlenceli vakit geçiriyorlar. Kurgu platformlarda kendileri silahla yaralanamıyorlar ama görevli denilen robotları öldürebiliyorlar. Ayrıca dizideki bazı karakterler önceden insanken parka gelip sonra kendi isteğiyle ya da zorla öldürülüp zihni bu androidlere kopyalanan insanlar. (Ayrıca bknz.Keanu Reeves-Replikalar adlı film) Dizide görevli denilen bu insanımsı gelişmiş robotlara park yöneticileri ellerindeki gelişmiş tabletlerle istedikleri duyguyu yükleyebiliyorlar, bunların seviyesiyle oynayabiliyorlar ve aynı şeyi yakın bir gelecekte insanlar üzerinde de deneyebilecek/yapabilecek olmalarının bilinçaltımıza yerleştirmeye çalışıyorlar.

Dizinin son bölümünde ise şöyle bir sahne vardı; Veri sisteminin yaratıcısı adam bir üçüncü dünya ülkesi liderinin karşısında seni biz başa getirdik gibi ukala bir şekilde konuştuğunda lider, askerlerimin yanında benimle nasıl böyle konuşursun diyor. Sistem yöneticisi şu anda ülkesinde bir karışıklık çıkmak üzere olduğunu ve isterse bunu önleyebileceklerini söylediğinde devlet başkanı kendisine böyle bir istihbarat ulaşmadığını söylüyor. Veri sistemi yöneticisi ise Biz sana bildirmek istemedik de ondan deyip ekliyor: Eğer dediklerimizi yapmazsan seni indiririz ve şu generalin senin yerinde geçer. İşte bu şekilde insan kontrolüne dayalı toplum mühendisliği ile istedikleri akımı, hareketi, tüketimi vb her türlü yönlendirmeyi yapmayı hedefliyorlar.

Şimdilik katkım bu olsun. Hayra karşı.
Çağkan Ersan
27.04.2020 02:19
Selamünaleyküm
Bu konunun farklı bir Ramazana denk gelmesi fiziken uzak kalmış bizler için hayır diye düşünüyorum. Aslında alışığız biz yalnızlığa, alıştık da. Ütopik fikirler peşinde koşup hayatın içinde değiliz kimilerine göre. Kimilerine göre de Alagaş ne derse kabul ediyoruz hemen..

Bu konuda bazı şeylerin söylenmesi gerektiğini hissediyorum. Nadiren denk geldiğimiz kadarıyla sana samimiyetle sorulan, anlaşılmadığında “ama bu konuda şu ayetler de var “ şeklinde itirazlara da muhatap olan sen Mehmed abimin, karşındakilerin yaşına ve ilmine bakmadan, vakit saat bilmeden, tekrar tekrar, samimiyetle gözlerinin içine bakarak nasıl bildiklerini paylaşma derdinde olduğuna şahit oldum, Rabbim de şahittir elbette. Kabul ettiklerimiz Kur’an’da gördüklerimizdi, anlayamadıklarımız ya da yeterince araştırma yapamadıklarımıza da Kur’ani bir itiraz bulamadık ve altını kalınca çizerek daha iyi anlayabilme adına not aldık inşallah.

Tabi ki insanın dikkate alınma ölçülerinden birisi de çizgisidir. Kimilerine göre ilk kitaplarında bahsettiğin tevhidi düşünceyi sürekli sakız etmediğin için, kimilerine göre de çağa/bilime yeterince ilgi göstermediğin?! için eleştirildin. Gel gör ki duruşundaki istikrarın yanında çalışmalarında bilimsel konularla ilgili gayretine de şahit olduk çoğumuz. Yani bilinsin ki senin kara kaşını kara gözünü değil Hakka olan aşkını sevdik amcam(hocam)..

Tüm bu yaklaşımları bir kenara bırakarak sınıftaki dostları selamlıyor ve yerimi İnşaallah daha dikkatli bir şekilde alıyorum. İlk ödevimi de yapıp Harariyi ibretle izledim. ”Şeytandan Allah’a sığınarak “ izleme tavsiyenin ne kadar önemli olduğunu hissettiren bir tip. Sorulan sorulara hazırlanmış paket cevaplar ve profesyonelce zihinlere verilen mesajlar, gerçekten şeytanca.. Rabbim şerlerinden korusun.

Algoritmalarla ilgili konuşacak olursak boş bir kağıdı kendi isteğimizle doldurmaya benziyor, verileri biz belirliyoruz. Belirlenmiş işlem basamaklarının sonuçları da belirli sayıda alternatiften oluşuyor. Mühendislik alanında bir oyun tasarlandığında atılan adımlara göre oluşacak basamaklar ve sonuçlar bellidir ve sınırlı sayıdadır. Günlük hayatta birçok alanda kullanılan algoritmanın temeli de matematiğe dayanıyor.” Evet -hayır” ya da “Doğru-yanlış” kelimelerini kullanacak olursak “1-0” rakamları ile sembolize ediliyor ve sürekli çatallanma ile bir yol çiziliyor diyebiliriz. Basit bir elektrik devresinde elektrik akımının ilerleyişi de buna benzerdir, anahtar kapalı iken “1” açık iken”0” ile temsil edilir. Bir matematik öğretmeni olarak algoritmanın küçük yaşlarda da artık gündeme geldiğini söylemek isterim. Çocukların girdikleri sınavlardaki soru tarzlarına bile yansımış durumda. Ayrıca robotik-kodlama dersleri de aynı mantığa dayanan ve erken yaşlarda verilebilen ön plandaki derslerden.

İnsanın biyolojik-nörolojik yapısında benzer sistemin olmasının yanında veri sayısının ve işlem basamakları ile sonuçlarının “sınırlılığı” ne kadar benzerdir sorusuna gelip duruyorum şimdilik?
Kemal Sallabaş
27.04.2020 02:14
Selamunaleyküm
Rabbim bu kısık ama gür ve içi dolu seslere ecir versin..
Şeytan ve dostlarının bu çabalarına karşı sürekli kendimi çek etmeye çalışıyorum. Görebildiğim oyunlarından Rahman ve Kaviyy olana sığınmaya ve fiili olarak da gard almaya ve çevreme anlatmaya çalışıyorum. Ama ya göremediklerim ? Bu noktada yaptığım hatalardan dolayı Rabbim beni ve tüm inananları affetsin ve bizleri hakkı anlatanlardan eylesin. Bizlere basiret ve feraset versin...

Harari denilen sapığı dinlerken aklıma samiri kıssası geldi;
kızıldenizi geçtikten sonra Allah'ın gözle görünür ayetini gördükten sonra firavundan kurtulmuş ama şeytana daha çok yaklaştığı ve israiloğullarına gözle görülebilen bir ilah yapmak istediğine şahit olmuştum Kuran da. Hala aynı yerdeler ve aynı telkinlerle insanları kendi saflarına çekmeye çalışıyorlar, somutluk ve gözle görülmekten bahseden bu şeytanlar hakkı görünmez olarak anlatmaya çalışıyorlar, önce korku verip sonra derdinizin devası bizde diyecek ve kendi saflarına katmaya çalışacaklar.

"Sizi sizden daha iyi tanıyan mekanizmaları sizlere yerleştirelim" diye güzellemeler yapan bu iki ayaklı şeytanın cümlesi düşündürücü!! Bu sözleri bizlerin göremediğimiz yerlerden bizlerin zaaflarını gören şeytan aleyhillanenin özelliği ile beraber düşünebilir miyiz? Ve bu mekanizma ile bizleri daha iyi tanımak ve algoritmaları sunma niyetimiz var dediklerinde ise zaten insanlık tarihi boyunca insanları tanımış olan şeytan ve dostlarının böyle birşeye ihtiyaç duyduklarını sanmıyorum buradaki asıl amaçnedir, nasıl bir oyuna, vesveseye çekmek istemektedirler ?

Güzel yürekli dertli amcam yazdığın yazı üzerinde tefekkür etmeye devam ediyorum, yorumlara ait sorularım olunca sınıfta parmak kaldıracağım İnşallah. Selam ve dua ile...
Fatma Ceren
27.04.2020 01:48
Selamun Aleyküm
Bismillah,

Harari zeki ancak akledemeyen biri olarak karşımıza çıktığında, Hak'tan uzak ama Hakkı savunduğunu zanneden bir çok Alim!den daha iyi bir yerlerde.. Zira bu Alimler'de bugün bir yapay zeka veya makro/mikro kosmoz hakkında bilgileri bile yok...

Neyse,

Organizmaların algoritmasından ilk bahseden Darwindir. Sonraları Evrim teorisyenleri genetik algoritma üzerine çalışmalar yapmışlardır.Big Bangle başlayan kimyasal olaylar, fiztolojik şekilde devam etmiş ve her canlı türünü zamansal döngüyle oluşturmuştur. Algoritma, kısaca bir hedefi, bir başlangıcı, metodolojisi, aşamaları ve sonuca götüren bir eylem planıdır.Mesela bir aşamada sorun yaşadıysanız döner onu tekrar yapılandırırsınız..Çok uzatmak istemiyorum, sonsuzluğu hedefine koyan Siyonizm bu çalışmalarıyla çok meşhur.Yapay doku, yapay organ konusunda epey ilerleme kat eden şeytani üst aklın hedefi Yaratıcı olmak. Yaratana açtığı savaşı ancak böyle yenebilir, kendi ilkelerine göre.Hedef belli, yapılan işler ortada(bir kısmı) ama unuttukları bir şey var; Yaratan Rabbin adıyla başlanmayan her iş, ki bu iş bunun zirve noktasıdır, yok olmaya mahkumdur.Bu yok oluşun, kimin eliyle olacağı ise günümüz müslümanlarına baktığımızda, bir meçhul...

Dünya nereye gidiyor? sorusu çok manidar. Her insan bir dünya, biz nereye gidiyorsak o da oraya gidiyor.Hepimize iyi yollar, yolculuklar...

Kısa bir girişle herkese Merhabalar, bu güzel günlerde bol tefekkürler. Mehmed Hocamıza da selamlar.
Mehmed Alagaş
27.04.2020 00:23
Ve aleykümselam
Anlamlı yorumlar için teşekkür ederiz. Kalbi bir anlatımla meseleye açıklık getiren Gülsüm bacınızın yorumuna Face sayfasında cevap veren bir kardeşimiz “İmanımızı kurtarmak için bu pazardan hemen çıkalım” yanıtını vermiş. Tebessümle okuduğumuz bu cevabı veren ve aynı düşüncede olan bütün kardeşlerimize hak veriyor ve tertemiz imanlarınızı iğrenç söylemlerle kirletmemek için internete hiç girmeden bu pazardan çıkma imkanınız varsa hemen çıkınız diyoruz. Çünkü öncelikle kendi imanınızdan, kendi kulluğunuzdan sorumlusunuz. Zaten Mehmed abiniz de bu sorumluluğu herkese yüklememiş ve insanlarla fikri tartışmalarda bulunmak yani onlarla diyaloğa geçmek konusunda rıhtım örneğini vererek “Kendinizi yüzen bir platform değil müstakim bir rıhtım olarak görüyorsanız, her gemiye halat atabilirsiniz” demişti. Çünkü müstakim bir rıhtım olarak bu bağlantıyı yaptığınız zaman rıhtımın gemiye değil, geminin rıhtıma yaklaşması umulabilir. Bizler de ayağımızı sırat-ı müstakimden ayırmamaya çalışarak, Deccal ve Deccal zihniyetinin şerrinden Allah’a sığınarak bu fikir pazarında bulunmaya ve Rabbimizin yardımıyla insanları uyarmaya devam edeceğiz.

Köksal kardeşim güzel yorumunda “Bugüne kadar medya, kültür, sanat, bilim ve eğitim gibi araçlarla hedef aldıkları şey insanın nefsiydi, onu akla ve imana üstün kılmak istiyorlardı. Gelinen noktada artık aklı ve imanı “By pass" edip doğrudan nefse hitap etmek ve onu davranışlarımızdaki tek belirleyici yapmak istiyorlar.” diyerek, meselenin özünü ifade etmiş. Zaten Kur’an’dan tanıdığımız şeytan aleyhillanenin binlerce yıldır yaptığı da bu değil mi? Aradaki yegane fark günümüzdeki şeytani telkinlerin dijital imkanlarla görüntülü olarak verilmesi.

Bizler yine de bu meseleye algoritmadan başlayalım diyoruz. Harari konuşmasında “Organizmalar algoritmadan ibarettir. Bu modern yaşam bilimlerinin en büyük kavrayışıdır. Gerçekten sadece biyokimyasal algoritmadan oluşan insanoğluna ait virüslerin olduğu organizmalar ve biz bu algoritmaların şifrelerini nasıl çözeceğimizi öğreniyoruz. Şimdi iki devrim birleştiğinde, bilgi teknolojisi devrimi, biyoteknoloji devrimiyle birleştiğinde elde ettiğimiz şey insanlığı hekleme yeteneği olacak” dedikten sonra heklediğimiz insanın mühendisliğini de yapabileceğiz demektedir.
Harari’nin “(insan da dahil olmak üzere) organizmalar algoritmadan ibarettir” sözü doğru ise şeytani üst aklın insan üzerine yaptığı bütün planlar da doğrudur. Çünkü mesele algoritma ise algoritma yönünden milyarlarca veriye sahip olan yapay zeka elbetteki insandan üstün olacak ve insanlara vaziyet edebilecektir.
Algoritmanın ne olduğunu ve “(insan da dahil olmak üzere) organizmalar algoritmadan ibarettir” sözünü değerlendirelim diyoruz.
Burhan Akdeniz
26.04.2020 23:25
Selamünaleyküm
Mehmet abi Kur’an'ın doğru anlaşılması adına 30-40 yıldır hiç üşenmeden bu konuları tekrar tekrar gündeme aldığın için Allah senden razı olsun. Ramazan ayına girdiğimiz bu günlerde başlatmış olduğun değerlendirmenin merkezinde hamd olsun ki yine Kitab-ı Kerim'imiz var;

"O Ramazan öyle bir aydır ki insanlar için hidayet olan (doğru yolu gösteren) ve furkan (hak ile batılı ayıran) KUR’AN o ayda indirilmiştir. ..." (2-Bakara 185)

Ayrıca kemiyetin değil de keyfiyetin önemli olduğunu her fırsatta hatırlattığın için kişi sayısına da takılmıyor, sadece ekseriyete üzülüp dua ederek sınıftaki yerimde olduğumu bilmeni istiyorum... Dua ile..
Salih Can
26.04.2020 21:37

"Dünya nereye gidiyor?" sorusuna verilecek cevabın, sebebler düzleminde üç belirleyici unsuru vardır. Bunlardan birincisi şeytani üst akıl ne yapmak istiyor, ikincisi müslümanlar ümmet olarak ne yapıyor ve ne yapamıyor, üçüncü ve en önemlisi ise ilk iki unsuru hakkıyle bilen ve mutlak belirleyici olan Rabbimizin İlahi takdiri ne olacaktır?
Dünya olanca gücü ve hızıyla kıyamete doğru gidiyor. Şeytani üst akıl dinsiz, vatansız, ahlaksız insan görünümlü robotlar sürüsü istiyor. Linkini attığınız Harari şempanzelerden bahsederken ve kendisinin eşcinsel bir ibne olduğunu belirtirken, şempanzelerin dahi fıtri yaratılışlarına aykırı olarak böyle bir sapıklığı, böylesine iğrenç bir rezilliği yapmadıklarından hiç söz etmiyor. İnsanın maymundan geldiğini söylemesine rağmen deneyler için bir sürü maymunu yani atasını laboratuvara attıklarını belirtiyor. Atasına bu zulmü reva görenlerin insanlara acıyacağını sanmıyorum ve insanlar maymundan gelmediyse bile bu üst aklın ALLAH'ın aşağılık maymunlar olun dediği kişilerin zihniyetinden geldiğine eminim (yani insanlar maymundan değil bu aşağılık maymunlar insandan gelmiştir deselerdi bi düşünürdüm).
Ve müslümanlar ne yapıyor sorusunun cevabı da ne yapmamaları gerekiyorsa onu yapıyorlar. Şundan eminim bu üst akıl Allah'a rağmen birşey yapamayacak, yapamazda. Sorun şu ki biz müslümanlar şeytana rağmen ne yapıyoruz. Bu savaşın sonucu dünya için takdiri değiştirmeyecek belki ama bizim cehdimiz Gülsüm ablamın dediği gibi mikrofonsuz da olsa haykırmamız ya da haykıranın yanında durmamız bizim ebedi alemde yerimizi belirleyecektir diye düşünüyorum. Selam ve dua ile Allah razı olsun amcam
Köksal Şahin
26.04.2020 02:55
Kısık ateşte pişen insanlık
Selamünaleyküm,
Mehmed Abi'yi geç tanıdım. Alim! ve İslami hareket! "piyasasının" dışında durması ve meselelere "Kuran ne diyorsa O" temelli yaklaşması beni etkiledi, aradığım samimiyeti ve dürüstlüğü buldum yazılarında. Bunun için Rabbime sonsuz hamdolsun. Önceki konular için geç kalmış olsam da şimdi bu başlık altındaki konuyu takip etmek üzere sınıftaki yerimi aldım. Değerli yorumlarıyla konuya katkıda bulunan tüm sınıf arkadaşlarıma da selamlar.

Kaynar ateşe atılan kurbağanın sıçrayarak kurtulduğunu ancak soğuk suya konulup kısık ateşte yavaş yavaş kaynatılan kurbağanın haşlanarak öldüğünü bilen arkadaşlarım, yorum başlığımın ne anlama geldiğini rahatça anlayacaklardır. Çünkü kısık ateşte pişirilen ve vahiyden habersiz olan insanlık ne yazık ki bu durumdadır. Kısık ateşte pişirilen bu insanlığa şeytani telkinlerde bulunan Harari'nin ilk videodaki son sözleri ise şöyleydi :

"Bugün mahremiyet dediğimiz şey üzerine yapılan büyük savaş, mahremiyet ve sağlık arasında olacak. Çok daha iyi bir sağlık hizmeti alma karşılığında bedeninizde ve beyninizde neler olduğuyla ilgili erişim izni verir misiniz? Tahminim; sağlık kolayca kazanacak."

Bugüne kadar; medya, kültür, sanat, bilim, eğitim gibi araçlarla hedef aldıkları şey insanın nefsiydi, onu akla ve imana üstün kılmak istiyorlardı. Gelinen noktada artık aklı ve imanı "by pass" edip doğrudan nefse hitap etmek ve onu davranışlarımızdaki tek belirleyici yapmak istiyorlar. Bunun için bedensel/zihinsel verilerimize ihtiyaçları var. Bu bilgileri insanların güle oynaya vereceğinden de eminler. Son virüs hadisesinde gördüğümüz üzere; insanlar virüsün gazabından emin olmak! için istenilenleri yapacak kıvama geldi sayılır.

Ancak unutulmasın :
"Hiçbir ülke yoktur ki kıyamet gününden önce Biz onu helak etmeyelim yahut şiddetli bir azab ile azablandırmayalım. Bu o Kitap'ta (Levh-i Mahfuzda) yazılıdır." (17-İsrâ 58)
Gülsüm Alagaş
25.04.2020 23:23
Selamunaleyküm
Fikir alış verişlerinin yapıldığı bir pazar yerindesiniz. Elindeki mikrofonla büyük bir kalabalığa konuşan Harari isimli bir adam görüyorsunuz. Kendisini kararmış kalplerle dinleyen binlerce insan, gözlerini kapatıp ağızlarını açarak söylenenleri yutmaya çalışmakla meşgul. Acaba ne diyor merakıyla dinlemeye başlıyorsunuz.,

“Bizlerin ataları şempanzeler olsa da, tarih boyunca milyarlarca insan şempanzelerden geri ve aşağılık durumlara düşmüştür. Hiçbir şempanze “Bulutların üstünde bir tanrı var, O’nun cennetine girmek için elindekini başkalarına ver” denildiği zaman elindeki muzu başkalarına vermez. Şempanze olmasına rağmen bu aptallığı yapmaz…”

Binlerce insanın alkış seslerinden konuşmanın devamını anlayamıyorsunuz. Anladığınız şey ise insan kılıklı bu şeytanın, insanları önce hayvan seviyesine çekmek ve sonra da hayvanlardan aşağı bir duruma getirmek istemesi. Şeytanı Kur’an’dan tanıdığınız için bu konuşmalara değil bu sapıkça konuşmalara değer vererek alkışlayan insanlara şaşırıyorsunuz!.

İnsanı hayvan karşısında küçülten bu şeytani konuşmalardan Allah’a sığınarak uzaklaşsanız da, ellerindeki gelişmiş mikrofonlarla insanı para karşısında, insanı teknoloji karşısında, insanı bilimsellik(!) ve internet karşısında küçülten büyük konuşmacıların, büyük kalabalıklarıyla karşılaşıyorsunuz!. “Bu ne biçim fikir pazarı ve bu pazardan ne alınır ki?” sorusuyla ve bu pazara İlahi azabın her an gelebileceği korkusuyla pazardan çıkmaya niyetlenirken, mikrofonlardan uzak bırakılmış bir konuşmacının bağırmaktan kısılmış bir sesle etrafındaki üç-beş kişiye şunları anlattığını duyuyorsunuz.,

“İnsan yaratılış itibariyle yeryüzünün en değerli varlığıdır. Hiçbir para, hiçbir bilim, hiçbir teknoloji onun bir tırnağını dahi yaratamaz. Hiçbir şeyin kendiliğinden var olamayacağını bilen bu insan, sanal olmayan bu kainatın mutlaka ve mutlaka Hak bir Yaratıcısı olduğunu aklen bildiği için ona iman etmekte ve O’na kulluk yapma mertebesine yükselmektedir. Bu bizleri hayvanlardan ayıran akli ve imani bir özelliğimizdir. Bizler karnımız aç olsa dahi elimizdeki bir muzu insan sevgisiyle, merhamet duygusuyla, cennet umuduyla aç bir insana verirken, herhangi bir şempanze karnı tok olsa dahi bunu yapmaz. Çünkü insan olan biziz..”

Mikrofon ve medya gücü olmadan kısık sesle yapılan bu konuşmayı dinledikten sonra insanların doluştuğu bu pazardan çıkıp-çıkmama konusunda tereddüte düşüyorsunuz. Ne diyorsunuz çıkalım mı yoksa Mehmed abinizin dediği gibi sesi kısılmış konuşmacının yanına oturarak son vakte kadar hakkı söylemeye, hak ile uyarıp-korkutmaya devam edelim mi?

Ben de sınıftayım..
Metin Karakaş
25.04.2020 02:05
Sünnetullah gerçeği
Hocam sizinle aynı duyguyu paylaşıyor ve bilimsellik putuna karşı çıkmak bir yana ayetleri bilimperestliğe göre tevil etme ezikliğinde bulunan alim sıfatlı hocalara ben de yazıklar olsun diyorum. Kitaplarınızda belirttiğiniz gibi yıllardır bir deli sayıklaması ile tekrar ettiğiniz Sünnetullah gerçeği, son helak olarak gerçekleşecek kıyamet, maalesef kendilerini tevhide nisbet eden kimliklerin bile gündemine girmiyor, ümmeti muhammede helak yoktur, kişinin ölümü zaten kendi kıyametidir gibi bir savunuyla geçiştiriliyor.

Ne yazık ki Kur’an’da defalarca vurgulanan ve kıyamete kadar baki olacak Sünnetullah gerçeği yaşadığımız toplumda yok denecek kadar az bir şekilde dikkate alınıp dillendiriliyor. Gerçi ortada alim denilecek özelliklerde yalnız Allah’ı ve kitabını dikkate alan ve yalnız Allah’tan korkan ilim ehli yok ki Sünnetullah'ı da dikkate alıp gündem yapabilsinler. Allah adına konuşanların çoğu İslam’da olanlardan çok olmayanları anlatmakla, sanal gündemlerle meşgul. Oysa biliyoruz ki İslam’da olmayanları, batıl yaklaşımları anlatmaya ne ömür yeter ne de zaman. Çünkü işi bu olan batıl hep üretim halinde. Kur’an’ın bize bildirdiğine göre Sünnetullah ve yasaları kıyamete kadar geçerlidir ve onda değişiklik olmayacaktır;

“Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek (düşmanlık da yaptılar). Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını dönüp-kuşatmaz. Onlar öncekilerin sünnetinden (onlara uygulanandan) başkasını mı gözleyip-beklemektedirler? Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir tebdil (değişme-değiştirme) bulamazsın. Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir tahvil de (azabı başka şeye çevirme, döndürme de) bulamazsın.” (35-Fatır 43)

Sünnetullah gibi önemli Kur’ani gerçekleri kitabi değer ölçülerine göre değilde gözlerini açtıkları cemaat ya da grubun değer ölçülerine göre değerlendirenler Sünnetullah'ı dikkate almak bir yana sanki ömürlerinde ilk defa duymuş gibi boş gözlerle tepkiler veriyorlar. Kıssalardaki peygamber isimlerini sadece çocuklarına güzel isim rehberi olarak kullanmaktan başka bir şey yapmayanlar umarız defalarca tekrarlanan peygamber kıssalarını dikkate alır ve Sünnetullah yasalarını hakkıyle öğrenebilirler. Rabbani yol ve Sünnetullah adlı çalışmanda da belirttiğin gibi ;

“Grup seçimi, çoğu zaman kişinin istek ve kontrolü dışında vuku bulmaktadır. Çünkü bu kişi herhangi bir gruba talip olmadan önce, o grubun davetçileri bu kişiye talip olmakta ve Rabbani bir ölçüye sahip olmayan bu insanı, fazla zorlamadan kendi gruplarına dahil edebilmektedir. Yeni girdiği grupta bir takım değer ölçüleriyle karşılaşan bu insan, karşılaştığı değer ölçülerini tetkik ve tahkik etme durumunda olmadığı için bu ölçülere sahip çıkmaktadır. İçinde bulundukları grubu, bu grubun değer ölçülerine göre değerlendiren insanlar, elbetteki bu grubu hak bir grup olarak göreceklerdir.”

Evet güzel abim yine yıllardır tekrarladığın gibi iş yine gelip toplumsal değişimin başlangıcı ve temeli olan bireysel dönüşüme dayanıyor. Her ne kadar insanlar gözlerini yanlış gruplarda açsalar da rahman olan rabbimiz bireysel dönüşüm yasaları gereği aklını kullanıp vahyi merkeze alanlara yollarını gösterip dosdoğru yoluna eriştiriyor. Yeter ki hakka talip olsunlar..
Mehmed Alagaş
24.04.2020 23:41
Ve aleykümselam
Güzel dualara amin diyoruz. Talha ve İnşirah kardeşimizin de anladığı gibi amacımız kendimize değil hakka dikkat çekmek olduğu için yazımızın ilk bölümünde Hak adına batıl konuşmalarda bulunanlara önemle değinmiş ve hakkı arayış içinde olan samimi kardeşlerimizin bunlara itibar etmemeleri gerektiğini belirtmiştik. Çünkü Hak adına hakkı konuşmak ne kadar önemliyse, Hak adına konuşulan batılları reddetmek de o kadar önemlidir. Batılları diyoruz çünkü her batıl görüşte kısmi hak da olduğu için birçok kardeşimiz bir anlatımdaki hakkı dikkate aldığı için bu anlatımdaki batılları fark edebilme durumunda değildir.

Bu konuşanlar hakkı anlayamıyor mu diye soruyorsunuz. Belli ünvanlarla din adına konuşanlar arasında hakkı kısmen anlamalarına rağmen ayetleri BİLEREK eğip-bükenler olduğu gibi -ki bunlara karşı öfkemiz büyüktür- elbetteki bilmezlik içinde hayır konuşmaya çalışırken ciddi yanlışlar yapanlar da vardır. Ciddi dinleyici kitlesi olan bu kimseler sürekli olarak “Onların bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardır” diyerek işi Allah'a bırakıp kenarda beklemeyi tercih ederlerken, müslümanları da musibetlere karşı sabra davet etmekte ve bu musibetlerin büyük hayırlara gebe olduğunu söylemektedirler.

Diyeceksiniz ki onların bu söyledikleri Hak değil mi? Elbetteki hak fakat bütünsel hakkın sadece bir parçası!. Müslümanlar bireysel ve toplumsal olarak yaptıklarının veya yapmaları gerekirken yapmadıklarının neticesi olarak ciddi musibetlerle karşılaşmışlarsa, bu müslümanların sabırdan önce öz eleştiriye ve tevbeye davet edilmeleri gerekir? Zalimlerin zulmünden ve kınayıcıların kınamasından hiç çekinmeden “Sizler sırat-ı müstakimi terkederek ve bazı liderlerin peşinden giderek demokratik, seküler veya sofistik yollara savruldunuz. Bilmeyerek ve iyi niyetle de olsa liderlerinizin davetini Allah’ın davetinin önüne geçirdiniz. Ve sizler şunları şunları yaptığınız ve bunları bunları yapmadığınız için Allah’ın yardımından uzak kalarak bu musibetlerle karşılaştınız” demeleri gerekirdi. Bunları diyecekler ve onlara ciddi hatalarından dönerek tevbe etmelerini söyleyecekler ki, bu musibetlerin arkası kesilsin ve Allah’ın yardımına mazhar olabilsinler. Bu öz eleştiriler yapılmadan müslümanları sabra davet etmek ve kısmi ayetler ile yarınlar için umudlandırmak, ne yazık ki hakkın küçük bir parçası ile hakkın büyük bir kısmını örtmek demektir.

Allah hepimize hidayet etsin..
İnşirah Melal
24.04.2020 23:03
Selamaleykum
Mübarek Ramazan tüm kardeşlerimize hayrlar ve bereketler getirsin inşaallah diyerek herkesi selamlıyorum...

"Son sözleriniz ne olurdu?" diye soralı bir sene olmuş hocam. Bu geçen bir senede cevabınızla birlikte dünyayı ve yürütülen sistemi tekraren okuyup araştırdıkça yazınızın gerçekten çok çok özet olduğunu bir kez daha gördüm. Ve her taşın altından çıkan bilimsellik putunu gördükçe de, doğru yere odaklanmamızı sağladığınız için size teşekkür ve dua, Rabbimize hamd ettim.

Hocam öncelikle girizgah bölümünde malum kişilere bu kadar yer ayırmanıza gerek var mıydı diye düşündüğümü itiraf edeyim. Hatta belki de hamlığımın verdiği bir duyguyla "bırakalım şu kişilerden şikayet etmeyi de ne halleri varsa görsünler, biz işimize bakalım, meselenin önemini kavrayanlarla yolumuza devam edelim" diye geçirdim içimden. Fakat Nuh (as)ın gayretini ve sabrını dikkate alınca bu kadar kolay vazgeçmememiz gerektiğini ve aslında yaptığınız şeyin bir şikayet ya da yakınmanın berisinde "bir ümit" yapılan merhamet sersenişleri olduğu kanaatine vardım. Çabanıza ve çağrılarınıza bizler de Rahman olan Rabbimiz de şahiddir.

Madem girişi böyle yaptınız, uygun görürseniz buradan başlayıp bir soru yöneltmek istiyorum;
Söz konusu "hoca ve alimlerin" bir çoğunun Kur'an'ı merkeze koyduklarını söyleyen kişiler olduğunu da görüyoruz. Hatta konu bilimsellik olduğunda "modern bilimin mutlak doğru olmadığını, bugün söylediklerini yarın yalanlayabileceklerini" ifade ederek savunularını bilime değil Kur'an ayetlerine dayandırdıklarını iddia ediyorlar. Hatta ayetlerin ayetleri tefsir ettiğini dile getirip parçacı yaklaşımın hastalıklı olduğunu bile savunuyorlar. Fakat buna rağmen dünyanın sabit bir karar yeri olduğunu açıkça beyan eden ayetleri, dikkate almadıklarını söyledikleri bilimselliğe göre tevil etmeye devam ediyorlar? O zaman sorun nerede hocam? Daha mı derinlerde? Gerçekten tükürdüklerini yalamaktan, sahip oldukları itibarı kaybetmekten mi korkuyor bu adamlar? Yoksa gerçekten ANLAMIYOR-ANLAYAMIYORLAR MI?

Bunları takip eden kardeşlerimiz de sizin söylediklerinizi onlara test ettirdikleri ve hocaları onaylamadıkları için anlattıklarınızdan uzak duruyorlar. Meseleyi ayetlerle anlatıp niye onaylamadıklarını sorduğumuzda ise bize ayetlerle cevap vermek bir yana cevabı kendileri bile bilmiyorlar. Sizin gibi bizler de bu kardeşlerimiz için dua ediyoruz.
Talha
24.04.2020 19:06
SELAMÜN ALEYKÜM
Eyvallah dertli amcam.
Allah razı olsun.

Sünnetullahın adım adım işleyişine şahit olduğumuz bu dönemin sonunda inşaallah helak edilenlerle birlikte helak edilmez, birlikte kurtuluşa ereceğimiz amellerimiz ve kardeşlerimizle başkalarının da kurtuluşuna vesile oluruz...

'' Bilimselliğe karşı çıkmamak için ayetleri eğip-bükerek ilk insanın yaratılışını evrimle açıklamaya çalışanlar, tek bir insanın bile "Ol" hükmüyle evrim olmadan yaratılmasını akıllarına sığdıramayanlar, kıyametten sonra ki haşr olayında milyarlarca insanın hiçbir süreç ve evrim olmaksızın tekrar yaratılmasını hangi bilimsellikle açıklayacaklardır? Bu soruyu kutsadıkları bilimsellik putuna sorduklarında ise "Haşr da ne demek? Öyle bir şey yok!" cevabıyla karşılaşacaklardır. ''

İşte bu zihniyete sahip olanlar maalesef toplumun bilime bakışını dahada putlaştıran bir hizmet sundular. Eğer bundan tevbe edip dönmezlerse diğerlerinden çok daha vahim sonuçlarla karşılaşacaklarını düşünüyorum. Zira çağın en büyük putunun prim yapmasında müslüman toplumda en büyük etkisi bu zihniyet sayesinde oldu.

Bize gelince, farkına vardırıldığımız hakikatleri en gür seda ile savunmadıkça, anlatmadıkça, kısık sesle dile getirip pustukça, yani en sert ifadeyle hakikati gizledikçe sonumuz helak edilmekten farklı olmayacak diye düşünüyorum. Çok mu sert oldu bu düşünce bilmiyorum fakat iki üç kişiye anlatılınca alınan tepkiler neticesinde gardımız düşüyor ve şevkimiz kırılıyor diye görüyorum.

Hatta bir kardeşimiz bu mevzuyu açtığında suratların düştüğünü nerden açtın şimdi yine bu mevzuyu der gibi bakışlarına şahit olmak ve umursamamazlıktan gelmek gerçekten çok zor be amcam...

Neyse şimdilik çok uzattım hakkınızı helal edin... Konuyu takipteyiz inşaallah...

Rabbim Ramazanı hakkıyla yerine getirmeye gayret edenlerden, hanelerini mescit, nesillerini müminlerden kılsın...
Mehmed Can
24.04.2020 14:40
Selamunaleykum,
Öncelikle sınıfta bulunan herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum. Allah tuttuğumuz oruçları kabul buyursun, hayırlısıyla nice Bayramlara sağlık, sıhhat içinde ulaştırsın inşaallah..
"DÜNYA NEREYE GİDİYOR"adı altında başladığımız bu yeni dersimizde sınıftaki yerimi aldığımı bildirerek, Allah hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin inşaallah duası ile,...Selamlıyorum....
Harun Can
24.04.2020 04:31
SELAMUNALEYKUM
Rabbimiz ramazan ayını bereket ile geçirip hayırla bayrama ulaşanlardan, ömrünü bereket ile geçirip hayırla ahirine ulaşanlardan eylesin... Yazının giriş bölümünde bahsettiğin acı gerçekler , malesef bulunduğumuz coğrafyada ziyadesiyle karşılık bulmuş bir durum amca ve özellikle dikkatimi çeken şu ifaden üzerinden aklıma gelen örneği paylaşmak isterim;
''türkçe karşılığını anlamak yerine RAB ça karşılığını anlamak ''
evet Kuran ın bir dili ve bir ruhu var. Dilini dediğin gibi bir şekilde tercüme kaynaklardan istifade edip öğrenip anlamak mümkün, fakat maharet ve kurtuluş bu değil. Arapça okuyup anlayabilmek kurtuluşun anahtarı değil, eğer öyle olsa idi, arapça bilen kimse delalete düşmez, ayetleri gayet güzel idrak eder ve anlar idi.
Velhasıl o dili gayet iyi bilen ve hatta ayetler üzerine üzerine inmesine rağmen küfür ve inkarlarına devam eden mekke müşriklerinin meclisinden bir yiğit çıktı, hidayete mashar olup, daha önce zaten bildiği bir dilde inen Kitabı aslında bilmediğini görüp Rab ça anlamını öğrendi ve ruhunu kavradı, ALLAH ona Rahmet etsin Hz Ömer r.a öyle ki bütünlüğü ve manayı kavrayıp henüz inmediği halde isabet ettiği ayetler ve hükümler oldu...
Rabbim bizlere de Rab ça karşılığını görüp anlayabilme feraseti, yaşayıp tebliğ etme azmi ve gayreti versin...
Yazının diğer bölümü ile ilgili tavsiye ettiğin videoları tavsiye ettiğin şekilde dinleyip anlamaya ve yorumlamaya çalışacağım inşallah.
Rabbim ecrini versin , dua ile amcam.
Salih Can
24.04.2020 03:27
Selamün Aleyküm.
Allah razı olsun Mehmed amca, birlikte degerlendirelim dediğin yazıları okuyup seninle birlikte değerlendiremedim ve Allah affetsin ki daha önemli bir işim yoktu. İçinde bulunduğumuz musibet görünümlü nasihat imtihanında birlikte değerlendirelim çağrına en baştan başlayıp iştirak edicem inşallah. Dua ile.. Tüm alemlerin Rabbine emanet olun.
Metin Karakaş
24.04.2020 00:41
Selam aleykum
Mehmet abim,öncelikle şanı yüce rabbimiz sizin de mü'min kardeşlerimizin de ramazan ayını hayırlı kılmasını diliyorum.
Bu başlattığınız müslümanlar ve insanlık için çok önemli değerlendirme konusunun da hayırlı olmasını diliyorum.
İnşaAllah bu salgın günlerinde insanlığın muhtemel akıbetlerini değilde piyasanın gidişatını ve turizmin geleceğini merakla,cahiliye günlerini ise özlemle gözleyenlerin bir an da olsa sorgulamalarına vesile olur.
« 2 
Adınız ve Soyadınız (*)

Emailiniz (varsa)

Başlık

Yorum (*)


LÜTFEN DİKKAT:
IP numaranız kaydedilmektedir. Yorumlarınız sebebiyle ilgili kişi ve kurumların yasal işlemler başlatabileceğini unutmayınız. Aşağıdaki sebeplerle yorumlarınız onaylanmayacaktır.
  • Küfür, hakaret, tehdit, rencine edici ifadeler
  • İnançlara saldırı
  • Büyük harflerle yazılmış cümleler