Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Birlikte Değerlendirelim -4/Dönen Dünya Mı Yoksa Gök Mü?



Birlikte Değerlendirelim -4/Dönen Dünya Mı Yoksa Gök Mü?

Hocam merhaba. 

Allah Kuranı kendi açıkladığına göre kendi varlığının delillerini ve Kuranın kendi katından olduğunun deilillerinide yine kendisi açıklamış olmalıdır. İnsanların seviyeleri kültürel ve tarihsel durumunu düşününce, bilimin verilerinin de mutlak olmadığını düşününce vardığım sonuç budur. 

Peki Rabbimizin kendı varlığının ve Kuranın hak olduğunun delilleriyle ilgili Kurandan her dönem ve şartlardaki insanlar için açık olan ayetleriyle ilgili yardımcı olabilir misiniz?                        <<< Suat TUNÇTEKİN >>>

Selamunaleyküm..
Merhaba Suat kardeşim. Müslümanların gündemine Kur'an-ı Kerim'le ilgili bir soru getirmen güzel. Çünkü ümmet ve insanlar olarak yaşadığımız olaylar her ne kadar siyasi ve ekonomik gözükse de, bütün bunlar asıl itibariyle bir din meselesi olup, yaşadığımız çağda bu meselenin çözümü için en fazla muhtaç olduğumuz kaynak Kur'an-ı Kerim'dir. Yarınlara umudla bakabilmemiz ümmetin ve insanların aydınlanmasına bağlıysa, bu aydınlanmanın yegane kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'i gündemden düşürmemeli ve herbiri ayrı bir aydınlık saçan ayet-i kerimelere gereken önemi vermeliyiz.

Defalarca söylediğimiz gibi günümüz dünyasında Kur'an-ı Kerim hiç kimsenin hakkıyle ihata edemeyeceği, hakkıyle kuşatıp-anlayamayacağı yüce bir Kitab'dır. Herkes kendi anlayış kapasitesi çerçevesinde Kur'an'ı anlamakta, kendi ufku kadar meselelere vakıf olmaktadır. Dolayısıyle Kur'an-ı Kerim, insanlar ve insanlık hangi çağda hangi seviyeye ulaşırsa ulaşsın, bu seviyenin çok çok üstünde kalmaya devam edecektir. İçinde yaşadığımız kainatla ilgili yüzlerce ayet-i kerime yeterince incelendiği zaman bu sözlerimiz daha iyi anlaşılacak, Kur'an-ı Kerim'in günümüz bilimselliğinden binlerce fersah ötede olduğu çok rahat görülecektir.

Her şeyin Yaratıcısı olan Allah'ı dikkate almayan ve "Görmediğime inanmam" diyerek kendisini isbat ve tasdik mercii zanneden günümüz bilimselliği, bu kör ve kötürüm yaklaşımıyla elbetteki bizlerin bu sözlerini anlayamayacaktır. Müslüman olmalarına rağmen bir tasdik Kitab'ı olan Kur'an-ı Kerim'i böyle bir bilimselliğin tastiğine sunan kimseler de benzer bir anlayışsızlık içinde olacaklardır. Bütün bunları dikkate alarak Kur'an araştırması yaparken sakın ola ki günümüzdeki birçok bilimsel veriyi doğru kabul ederek, bu doğrunun(!) Kur'an-ı Kerim'deki delillerini aramaya kalkışmayın. Yapacağınız iş o konudaki gerçeği Kur'an-ı Kerim'de aramak ve hiç kimseden çekinmeden ortaya koymak olmalıdır.

Mesela günümüz bilimselliğinin hep bir ağızdan söylediği "Dünya dönüyor" sözüne dahi tedbirli yaklaşmamız gerekir. Yaklaşık dörtyüz yıldır söylenen bu sözlerin, onlara göre elbetteki görsel verileri var. Çünkü gökyüzüne ve yıldızlara bakıldığında, 24 saatte gerçekleşen tam bir dönmenin olduğunu bütün insanlar gibi bizler de müşahade ediyoruz. Nitekim İtalyan astronom Galileo dörtyüz yıl önce bu gözlemden hareketle "Dünya dönüyor" olasılığını ortaya atmıştır. Bu görüşe 'olasılık' dememize birçok çevre itiraz edecek ve "Bu ispatlandığı için olasılık değil gerçektir" diyeceklerdir.

İşte bu noktada durmak lazım. Neden derseniz bizlerin de müşahade ettiği bu 24 saatlik dönmenin gerçekleşmesi, sadece ve sadece "Dünya dönüyor" olasılığı ile ifade edilecek bir olay değildir. Çünkü içinde bulunduğumuz kainatta gözlemlediğimiz bu dönme olayının gerçekleşmesi için bir değil iki olasılık söz konusudur. Ya gök ve içindeki yıldızlar durağan bir karar yeri olduğu için dünya dönüyordur, ya da dünya sabit ve durağan bir karar yeri olduğu için birinci kat gök (içindeki yıldızlarla beraber) dönüyordur.

Meselenin kolayını düşünen insan aklına göre kainatta gözlemlediğimiz bu olayın gerçekleşmesi için muhteşem büyüklükteki bir göğün değil, bu göğde zerre misalı olan dünyanın dönüyor olması elbetteki çok daha makul, çok daha kolay bir iştir. İyi ama Zatı için kolay ve zor arasında bir fark görmeyen yüce Rabbimiz, bu iki olasılıktan hangisini tercih etmiştir. Açıkça gözlemlediğimiz bu olayın gerçekleşmesi için dünyayı mı döndürüyordur yoksa göğü mü? Bize her gerekli şeyi gerektiği kadar açıklayan, güneşin, ayın ve bazı gezegenlerin hareketini bildiren Kur'an-ı Kerim, dünyanın içinde yaşayan bizler için çok daha önemli olan "Dünya mı dönüyor yoksa gök mü?" sorusunu acaba cevapsız mı bırakmıştır?

Ciddi Kur'an araştırması yapan ve birlikte değerlendirmeye neden ara verdik diyen kardeşlerime bu soruyu soruyor ve onları yine seviyeli bir birlikte değerlendirmeye davet ediyorum.

Kur'an-ı Kerim'e göre dönen dünya mı yoksa gök mü?
                                                                <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [47]

Gülsüm Alagaş
21.01.2017 13:33
Kirletilmiş Akıllarımız
Selamun aleykum,
Kur’an-ı Kerim’in indiriliş gayelerinden bir tanesi de İslamın ilgi alanındaki her sahada kesin kanıt olması içindir. Sayın Alagaş’ın Kur’an’a Yönelirken adlı kitabında belirttiği gibi "Dinle ilgili birçok tartışmalarda , tartışan taraflar kendilerine göre değişik deliller , kanıtlar ileri sürmektedirler. Bu tartışmalarda ileri sürülen açıkça ispatlanmamış beşer kaynaklı bütün görüşler veya bütün yorumlar , doğru veya isabetli olsalar bile dünya müslümanlarını bağlayıcı kesin deliller değildir. Çünkü İslam’ın ilgili sahasındaki bütün meselelerde dünya müslümanlarını bağlayıcı olan kesin kanıtlar, Kur’an-ı Kerim’in beyan ettiği kanıtlardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in önemli bir indiriliş gayesi İslam’ın ilgili sahasıdaki her meselede kesin kanıt olması içindir. “Ey insanlar, Rabbinizden size kesin bir kanıt geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik. (4 Nisa 174)

Günümüz müslümanları olarak hepimizin Kur’an’a yönelişimizi tekrar gözden geçirmesi gerektiğine inanıyorum. Son asırlarda batı biliminin yükseltilmesi ve bu yönde yapılan batıl propagandalarla Kur’an-ı Kerim’in bizden istediği temiz akıllarımız kirletildi. Öyle ki kirletilmiş akıllarımızla Kur’an’a yönelişimizde yedi kat göğü yaratan, arşı istiva eden, geceden gündüzü gündüzden geceyi çıkaran Rabb’imizin bu olayı neden bu kadar önemsediğini göremediğimiz gibi gözlerimize kaçan cahili kaynaklı tozları, batı mamülü ve batıl yüklü mendillerle temizlemeye kalkıştık. Ve bu kirlenmiş , kirletilmiş akıl ve gözlerimizle vahyi anladığımızı sandık. “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize (işinize-hizmetinize) verdi. Yıldızlar da O’nun buyruğu ile müsahhar (emre hazır-yararınıza uygun) kılınmıştır. Bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.(16-Nahl/12)

Bu çok önemli meseleyi, bu çok önemli problemimizi (akıllarımızın kirlenmesini) gündeme getirmesinden dolayı Sayın Alagaş’a en derin şükranlarımı iletiyor, o ve onun şahsında meseleye katkıda bulunan tüm kardeşlerimizden Rabbim razı olsun diliyorum.
İnşirah Melal
21.01.2017 13:13
Şahin abi;
Ben anlatmak istediğinizi mi anlayamadım yoksa siz iki ayette de "o gün"den yani "bir gün"den bahsedildiğini gözden mi kaçırdınız? Zira gördüğüm kadarıyla verdiğiniz iki ayetin siyakı ve sibakı dikkate alındığında sur'u işaret ediyor. Kehf-47'de geçen "ve tere" yani "sen görürsün" ifadesinin peygambere nasıl hamledileceği sorulursa şu ayetler ışığında tekrar tefekkür etmenizi tavsiye ederim;

Ve Sur'a üflenmiştir. Böylece Allah'ın diledikleri dışında göklerde ve yerde olanlar bayılıp-yıkılmıştır. Sonra ona bir daha üflenmiştir. Artık onlar hemen ayağa kalkmış (korkuyla) bakınıp duruyorlar. Yeryüzü Rabbi'nin nuruyla parlayıp-aydınlanır. Kitab konulur, peygamberler ve şahidler getirilir ve aralarında hak ile hüküm verilir. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar. (39-Zümer 68-69)

Selam ve dua ile..
Mehmed Alagaş
21.01.2017 11:59
Ve aleykümselam
İnşirah kardeşimin önce ana konunun açıklık kazanması gerektiğini ifade eden sözlerine katılıyorum. Gerçi konu itiraza mahal kalmayacak şekilde açıklık kazanmaya başlamış olsa da, daha fazla açıklanması istenilen hususlara da açıklık getirilebilir.

Meseleye ailece yönelen Fatih kardeşime de ufuk açıcı açıklaması için teşekkür ediyorum. Zaten Kur’an-ı Kerim’de konuyla ilgili her ayet-i kerime, aynı gerçekliğe işaret etmektedir.

Şahin Yetik kardeşime ise her hangi bir ayete yorum getirirken, o meseleyle ilgili bütün ayet-i kerimeleri dikkate almasını ve o ayete yorum getirirken, diğer ayetlere çelişkili bir duruma düşmemesini tavsiye ederim.

Doğrular Allah’a ve Allah’ın indirdiği Kitab’a, yanlışlar ise elbetteki bize aittir.
Dua ile..
Şahin Yetik
21.01.2017 00:26
Neml suresi 88
Es selamu aleykum güzel insanlar. Biraz da diğer taraftan olaya yaklaşalım.
"Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır." (Neml Suresi, 88)

Bu ayetin hemen belirteyim ki kıyametle ilişkili olduğunu ve sur'a üfürülme hadisesinde olacaklar ile ilgili olduğunu düşünenler için şu ayete bi kulak verelim.

"Bir gün dağları yürütürüz de; sen, yeri dümdüz görürsün. Hiç birini bırakmaksızın toplarız onları." (Kehf suresi 47)

iki ayette de dağların yürütülmesi ve görme fiilleri mevcut ancak birinde dağların hareketi için algıda sanma söz konusu iken diğerinde dağların hareketi sonucu oluşan düzlem için kesinlik söz konusudur ki bu dağların hareketinin farkına açık ve net bir keskinlikle şahit olunmadan olacak bir iş değildir.

Peki neml 88. Ayette geçen bulutlarla ilişki incelendiğinde bulutlarında dünyanında hareket yönünün batıdan doğuya doğru olduğu dikkate değerdir. Bu noktada bulutlar gibi hareket etmesi düşünülmelidir diye düşünüyorum.

Arkadaşlarıma ayrıca kuranda güneşi müşahede eden zülkarneyn aleyhisselâm ın gözünden bir anlatım olduğunu da yani kuranın belagatlı üstün bir edebi sanatlı bir anlatımı olduğunu da hatırlatmak isterim. Mehmet Alagaş ağabeyimizi sevgi ve hürmetle kucaklarken, doğrularımızın Allah'ın lutfu yanlışlarımızın ise kendi eserimiz olduğunu belirtmek isterim. Selam ve dua ile...
İlyas Metin
21.01.2017 00:11
selamun aleykum
Şunu hep düşünmüşümdür;
Dünya dönüyorsa havaalanına uçak inerken pist altından neden kaçmıyor veya bir kurtarma operasyonunda havadaki helikopter sabit dururken alttaki merkez niye kaçmıyor. Saçma bir düşünce ise kimse ciddiye almasın ama benim aklıma takılan bu..

insandergisi.com:


Sayın İlyas METİN!
Değerli kardeşimiz, ciddiyetle sorduğunuz sorular elbette ciddiye alınacaktır, lakin aklınıza takılan konu atmosfer ile ilgilidir ve aşağıdaki yorumlardan birinde bu hususa ALAGAŞ hocamız kısaca yer vermiştir. Tekrar gözden geçirmenizi tavsiye ediyor saygı ve selamlarımızı sunuyoruz.
Fatih Sağlam
20.01.2017 23:33
Sabit temel üzerine yükseltilmiş bir tavan!
Selamunaleykum
Konu inceledikçe Gelişiyor. Mehmet abimizin yol açmasıyla, ailece Ayetleri incelerken ince ve önemli bir ayrıntı yakaladık. Şöyle ki:

Onu yükseltti ve bir tavan gibi yaptı (Naziat 28)
Yükseltilmiş tavana and olsun (Tur 5)
Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık.(Enbiya 32)
Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü.(Nahl 26)
Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye (Hac 65)
Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu ( Rahman 7 )
Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Rad 2)
Ve göğü nasılda yükseltmişiz (Gaşia 18)
Gökleri yarattı direkler olmaksızın...(Lokman 10)

Ayetlerinden şu sonuç çıkar:
Allah göğü yükseltilmiş bir tavana benzetmektedir. Bu tavanı da dünyanın üzerine yükselttiği, ayetlerden anlaşılmaktadır. Dünya küre şeklindedir. Bu kürenin üzerindeki her bir noktayı kaplayacak bir tavan yapılacak olursa, dünyanın merkezde olduğu evren gibi bir yapı oluşur. Sur’a üflenince bu göğün yeryüzüne düşmesi yani tavanın çökmesi demek, ancak temelin sabit olduğu durumda gerçekleşecek bir şeydir. Yukarıda yazdığım ayetler Dikkatlice incelenince dünyanın evrenin merkezinde, hareketsiz sağlam bir karar yeri olduğu gayet açık bir şekilde görülmektedir.

Ayrıca Dünya kelimesi, Arapçada “edna” kelimesinden türemiş olup “edna” kelimesinin anlamı arapçada “en aşağı” dır. Yani dünya “en aşağıda” anlamındadır. Başka bir deyişle Kuran “göğün” yukarıda dünyanın da en aşağıda olduğunu söylemiştir ve dünyanın evrenin en alt zemini, temeli olduğunu vurgulamıştır.

Dünya evrenin en aşağısı (temeli) olduğu için; var olan her şey de gök ve yer arasında konumlanmış olacaktır.

Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık. (enbiya 16)

Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, korunanlar için hazırlanmış cennete koşun! (ali İmran 133)

selam ile......
İnşirah Melal
20.01.2017 14:53
Selamaleykum
Kur'an'i ufkumuzu açtığınız için asıl biz size teşekkür ederiz hocam. Yorumlarınızı tekrar tekrar okuyunca ayetlere dayalı ne kadar çok ipucu verdiğinizi, ne kadar çok şey anlattığınızı daha iyi anladım. Ana konuya bağlı olarak konuşulacak çok mesele olmasına rağmen öncelikle ana konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğine inanıyorum. Gece ve gündüzün ayrıca mevsimlerin meydana gelmesi için dünya hem kendi etrafında, hem de güneşin etrafında dönüyor mu sorusu, bütün müslümanların Kur’an-ı Kerim’e göre cevaplamaları gereken bir sorudur. Bu önemli meseleye ciddi bir katılım olmamasına ben de şaşıyor, öncelikle bu açık sorunun araştırmacı kardeşlerimiz tarafından Kur’an’a göre değerlendirilip cevaplanmasını bekliyorum.

"Belki fazlaca kişiye ulaşmamıştır ve haberleri yoktur" demek isterdim ama istisnaları olmakla birlikte böyle olmadığını tahmin edebiliyorum. Zira sizin son kitaplarınız hakkında da şahit olduğum en yumuşak tepki 'acıyıp-üzülerek'(!) "Mehmed abiye ne oldu böyle!" idi.
Ben daha çok, önemsiz ve gereksiz görüldüğü için sessiz kalındığını düşünüyorum ki; bu ve buna bağlı olan meselelerin TEVHİD'in dışında kalan değil tam aksine diğer tüm hususlarda olduğu gibi TEVHİD gerçeğinin içini dolduran meselelerden olduğunun altını bir kez daha çizme gereği duyuyorum.

Hak ve hakikatte birleşme duanıza gönülden amin derken, bu duanın bize düşen fiili kısmının ise tüm meseleleri hak ve hakikat süzgeci olan Kur'an-ı Kerim'den geçirmek olduğuna inanıyor, bazı meselelerde bu süzgece ihtiyaç duymayıp adeta "..biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (yola) uyarız.."(2-Bakara 170) yaklaşımını göstermekten de "..Ben onların görmediklerini gördüm.."(20-Tâ-Hâ 96) dedikten sonra sapan ve saptıran samiriye benzemekten de Allah'a sığınıyor, sabır ve ümid ile bekliyorum.
Ömer Muhtar
20.01.2017 14:35
AMİN
Duanıza yürekten büyük bir AMİN derken aynı zamanda rabbim siz ve sizin gibi kuran-ı anlayıp-anlatmada öncü olan kardeşlerimizin de, ben ve benim gibi kuran-ı araştırmaktan ziyade araştırılanları anlamaya çalışanların da yardımcısı olsun inşaallah.
Mehmed Alagaş
20.01.2017 13:29
Ve aleykümselam
Anlatmak istediğimizi anlamış ve çok doğru bir sonuca varmışsın Ömer kardeşim. Elbetteki sözünü ettiğin ayet-i kerimelere de aynı ufuktan yaklaşıyoruz. Bu tuhaf suskunluk ortamında meseleye çekince duymadan katıldığınız için sen ve üç-dört kardeşime tekrar teşekkür ediyorum. “Kur’an, Kur’an” diyerek Kur’an-ı önemsediklerini ve öncelediklerini söyleyen diğer kardeşlerimin ise bunca yazıp-söylediklerimiz karşısında ayetlerden hareketle yanlışsa “Yanlış” diyerek yanılması mümkün olan Mehmed abilerini düzeltmemelerine, doğruysa “Doğru” diyerek doğruya ortak olmamalarına ve hiç olmazsa değişik ortamlarda kardeşleriyle paylaşmamalarına şaşırdığımı ifade ediyor ve onların bu suskunluğuna bir anlam vermeden, vermek de istemeden onlar için dua ediyorum.

Allah hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin..
Ömer Muhtar
20.01.2017 08:22
selam aleykum
Beklenen müslümanlara yaratılış ve insanlık tarihi kitabınızda, Rahman suresi 17. ayetle alakalı iki doğu iki batı konusunu tekrar okuyunca göğün dönmesi ile hem insanların gece-gündüzünün hem de cinlerin gece-gündüzünün oluşabileceği gibi bir sonuca vardım. Naziat suresi 27-29 ayetlerini hatırlarsak rabbimiz gece ve gündüzü yaratmak bakımından zor olanın bizim mi yoksa gök mü olduğunu sorduğu göğe nispet ediyor. Allahualem.
Fatma Ceren
19.01.2017 14:05
Selam
Allah'ın âyetlerine, Kur'ân bütünlüğünde yaklaşım ve düşünce mahsulu neticesindeki değerli yorumlar alay konusu olacaksa; aynı âyetlerin farklı yorumlarını burada okumayı bekleriz ancak. Tabi varsa..

Sınıftayım ve takipteyim. Konuya dair ilk yorumuma dair fikirlerim var, ancak geliştirmek için Mehmed abinin inşirah kardeşe vereceği cevabı bekliyorum.
Mehmed Alagaş
19.01.2017 14:01
Ve aleykümselam
‘Sona son kala’ ve ‘İki deniz arası’ kitablarını yayınladıktan sonra bu söylediklerinizle bizzat karşılaştım Mehmed kardeşim. Şaşırmadım çünkü hem o kitab çalışmalarında hem de bu son yorumda bazı cümleleri yazarken, muhtelif çevrelerin meseleyi anlayamadan gülmeye başlayacaklarını ben de biliyordum. Ancak ben bu meseleleri gündeme getirirken batıyı ve meseleye batı penceresinden bakan doğuluları değil, Kurani gerçekleri anlayabileceklerini umduğum müslümanları muhatab alıyor ve onlarla paylaşmak istiyordum. Çünkü sorumluluğumuz alemlerin Rabbi olan Allah’a karşı olduğu için gerisi fazlaca umurumuzda değil.

Defalarca söylediğim gibi Kur’an-ı Kerim dünya gündeminin baş köşesine gelecek ve Kur’an’ın beyan ettiği bu ayetler bir bir tecelli edecektir. Burada önemli olan batılılar bu gerçeklerden bihaber olsa da müslümanların aydınlanması ve çok yakın gelecekte tecelli edecek olan bu ayetlere hazırlıklı olmalarıdır. Kitablarda açıkça izah ettiğim gibi Ye’cuc ve Me’cuc kıyamet alameti olarak mutlaka çıkacak, çaresiz kalacak dünya insanlarına İlahi bir yardım olarak o zaman dilimine gelecek olan Zülkarneyn (a.s.) bu seddi yapacaktır. Daha açık bir ifadeyle Kur’an-ı Kerim Kehf suresinde bizlere Zülkarneyn (a.s.)’ın yapacağı fakat yaşadığımız zaman diliminde henüz yapılmamış bir sedden bahsetmektedir. Zülkarneyn (a.s.) Ye’cuc ve Me’cuc seddini geçmişte yapmıştır diyenlerin 18-Kehf 97..99 ayet-i kerimelerini dikkatlice tefekkür etmeleri gerekmektedir.,

”Artık (Ye'cuc ve Me'cuc) onu ne aşmaya, ne de onu delmeye muktedir olabildiler. (Zülkarneyn) dedi ki "Bu (engel, size) Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiği zaman O bunu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır." (Seddin dümdüz olacağı) o gün, Biz onları birbiri içinde dalgalanır halde bırakmışızdır. Sur'a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya getirip-toplamışızdır. (18-Kehf 97..99)”

Şimdi araştırmacı kardeşlerime sormak istiyorum, Ye'cuc ve Me'cuc kıyamet alameti olarak kıyametten önce çıkacaklarsa, Zülkarneyn (a.s.)’ın yaptığı bu seddi mi delip çıkacaklar? Oysa bu ayet-i kerimelerde Sura üfleninceye kadar Ye’cuc ve Me’cuc’un bu seddi delmeye ve aşmaya güçleri yetmeyeceği açıkça bildirilmektedir. Rabbimizin vaadi gelip-bu sed dümdüz olacağı zaman ise zaten Sura üfürülmüş ve kıyamet kopmuş olacaktır. Böyle bir durumda ise dünya insanlarının gözü uyarıcı bir ayet, bir alamet olarak ne Ye’cuc ve Me’cuc’u görür, ne Kehf 94’de bildirildiği gibi bunlardan bir şikayetleri olur, ne de hadislerde bildirildiği gibi bu olaydan sonra müslümanlar hac ve umre yapabilirler. Bunların düşünülmesi ve her taşın yerli yerine konulması gerekmez mi?

Herneyse..
Dönen gök mü yoksa dünya mı meselemizin zaman mekan boyutuyla ilgili olduğu için kısaca değindiğimiz bu konuyu şimdilik bir kenara bırakarak değerlendirmemize devam edelim. “Dünya göğünün yarıçapı en az beş milyar ışık yılıdır” diyen Zeyd kardeşimizin bu ifadesinin abartılı olup-olmadığını merak eden kardeşlerim var. Bu cümle mevcut verilerin en azı dikkate alınarak kurulan bir cümledir. Konuyla ilgili daha uzun veriler dikkate alındığı zaman verdiği rakamlar tabi ki eksilmeyecek sadece artacaktır.
Devam ediyoruz..
Mehmed Can
19.01.2017 12:26
Selamunaleyküm
Mehmed abi uzun meseseleri çok kısa cümlelerle anlatmanıza hayranım. Fakat bu kısa anlattıklarınız bazı kimselerce anlaşılmayınca, anlattığınız konuların hafife alınmasına hatta alay konusu olmasına neden oluyor. Korkarım bu son yorumunuz da Zülkarneyni gündeme getirmeniz de bazı çevrelerce böyle algılanacak. Bu duruma üzülüyorum, ne yapmak lazım?
Mehmed Alagaş
18.01.2017 23:41
Ve aleykümselam
Anlaşıldı Ömer kardeşim.
Senin soruna gelince İnşirah kardeş, şimdiye kadar zamanda seyahat meselesini düşünüp-araştıranlar, bu meseleyi mekandan bağımsız olarak düşünmemişlerdir. Çünkü dünyanın hem kendi ve hem de güneşin etrafında döndüğü ön kabulünden hareket edildiği zaman, dünyanın her zaman diliminde uzay mekandaki konumu değişeceğinden zamanla birlikte mekanda da seyahat edilebilir olması kaçınılmazdır.

Oysa Kur’an-ı Kerim’deki dünya değil gök dönüyor gerçeği dikkate alındığı zaman bu gerçeklikle birlikte şunu da anlayacağız ki bizler dünyada durduğumuz yer hasebiyle geçmişi, geleceği ve şimdiki zamanı aynı yerde, aynı noktada, aynı mekanda yaşıyoruz. Nitekim bir diğer ismi veya lakabı Zülkarneyn (iki asr, iki zaman sahibi) olan Süleyman (a.s.), tarihin bazı dönemlerinde muhtelif yerlerde gözüken ve birçok çevre tarafından Ufo denilen çanaklarla ve bu çanakların içinde döndüğü yerinden sökülmez kazanlarla zamanda ve mekanda değil sadece zamanda seyahat ediyor ve bir peygamber olmasına rağmen geçmiş yani yaşanmış tarihe kendisi bile müdahale edemiyordu.

Cevabı kısa istemiştin, kısa oldu değil mi?
İnşirah Melal
18.01.2017 23:14
Selamaleyküm
Eyvallah hocam çok iyi anladım. Anladıklarım bana bu hususta daha çok yol almam gerektiğini düşündürdü. Özellikle zaman ve mekan konusunda. Önceki yorumlarda zikredilen bazı meselelerin bu başlıkta açılıp açılmayacağını merak ediyorum. Gerçi kitap çalışmalarınızda açıkladığınız göğün yolları, iki doğu iki batı, ashab-ı kehf ve Zülkarneyn gibi meseleleri daha iyi anladığımı düşünsem de daha geniş değerlendirilmesinin hayır olacağını umuyorum.

Mesela aşağıdaki bir yorumunuzda “Mekanda değil zamanda seyahat” ifadesini kullandınız. Bu ifadeyi bizler için kısaca açar mısınız?
Ömer Muhtar
18.01.2017 20:20
selamaleykum
Sanırım yanlış ifade ettim. Vurgu yapmak istediğim husus, gece-gündüz'ün dünyanın dönüşü ile değilde, göğün dönüşü ile alakalı olup- olamayabileceği sorusu.
Kusura bakmayın.
Mehmed Alagaş
18.01.2017 19:51
Ve aleykümselam Ömer kardeşim
Belli bir seviyede devam eden bu değerlendirmeye bir ayet ile katılman güzel. Elbetteki düşünülmesi gereken bir ayet-i kerime. Ben insanlara ait gece ve gündüzün dünyada olduğunu düşünüyorum. Ancak gündeme getirdiğin bu ayet-i kerimeden hareketle şanı yüce Rabbimizin bu muhteşem göğü nasıl döndüreceğini merak edenlere şunu söylemek isterim;

Bu göğü döndürmek mi zor yoksa yoktan yaratmak mı?
Ömer Muhtar
18.01.2017 16:50
Selamaleykum
Yaratma bakımından siz mi daha zorsunuz yoksa gök mü? (Ki Allah) Onu bina etti. Onun tavanını yükseltti, ona bir nizam-düzen verdi Gecesini kararttı, kuşluk vaktini (açığa-aydınlığa) çıkardı. (79-Nâziât 27-29)
ayette dikkatimi çeken husus; gece ve gündüzün dünyada değil gökte olduğu.
bu durumda gece ve gündüz de bir yansıma değilde bir gök cisim olabilir mi?
bende böyle bir soru ile takipte olduğumu belirtmek isterim.
hakkınızı helal edin.
Mehmed Alagaş
18.01.2017 15:27
Ve aleykümselam
Anladığına sevindim Selami kardeşim. Ben müslümanların suskunluğunun veya çekingenliğinin ayetlere iman konusunda bir zaaftan değil, konuyla ilgili ayetleri henüz yeterince anlayamamalarından kaynaklandığını düşünüyor ve bu durumu şimdilik makul karşılıyorum. Şimdilik makul karşılıyorum çünkü son asırlarda batı bilimi öyle yüceltilmiş, belgesellerdeki hak görüntülere yapılan batıl yorumlarla öyle bir tabu haline getirilmiş ki, ilmi meselelere Yaratıcı’yı dikkate almayan bilimsel(!) önkabullerden bağımsız olarak yaklaşabilmek ve asırlardır sürdürülen batıl propagandaların kalın kabuğunu kırabilmek, herkes için kolay değil. Ancak ben yine de hakka açık olan kardeşlerimi bu konuyla ilgili açık ayetler üzerinde düşünüp-araştırmaya ve insanlardan değil sadece Allah’dan çekinerek karşılaştıkları hakkı ortaya koymaya davet ediyorum. Hakkı önceleyen bütün kardeşlerim çok iyi bilmelidir ki “Hüküm hak, akibet hayırdır.”

İnşirah kardeşim senin zaman hakkında yazdığının yanlış olduğunu söylemedim. Ancak zamanın tanımı konusunda yeterli mesafe katedemeyen ve yıllardır bu meselenin eteğinde dolaşan Mehmed abin için biraz tepeden söylenmiş bir cümle gibi oldu. Diğer söylediklerine gelince son yorumunda dile getirdiğin “Dünya göğün merkezinde ve yedi kat göğün çekirdeğidir” ifadesi, birçok ayette “Yer ve gökler” diyerek bizlere tek bir merkezi yer olduğunu beyan eden Kur’an-ı Kerim’in altını çizdiği bir ifadedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de sık sık tekrar edilen “Yer ve gökler” ifadesi, yerin tek ve merkezi bir karar yeri olduğunu beyan etmektedir. Nitekim birçok çalışmamızda dünyadan başka hayat olan bir yer olmadığını söylememiz de, bu açık gerçeklikten kaynaklanmaktadır.

Bu meseleye ayetlerle veya imani değil, laboratuvarlarda görsel yaklaşmak isteyen ve bir yaratıcı güç olduğunu itiraf eden kimselere de şunu söylemek isterim. Yaratılışı ve kainatı araştırırken makroyu ve mikroyu aynı Yaratıcı güç yarattığına göre; dışarıdan gözlemleyemediğiniz makroyu anlayabilmek için dışarıdan gözlemleyebildiğiniz mikroya bakabilirsiniz. Çünkü atoma göre çekirdeğin konumu neyse göğe göre dünyanın konumu da odur.

Dua ile..
İnşirah Melal
18.01.2017 13:07
DÜZELTME..
Hocam uyarınız için teşekkür ediyor, güzel duanıza amin diyorum.
"bu dönüşle de gece ve gündüzün ve de mevsimlerin yani aslında ZAMAN'ın oluştuğunu söyleyebilirim." demiştim. Buradaki kastım gece, gündüz ve mevsimler gibi bizim zaman algımızı oluşturan olgular olsa da ZAMAN'ın sadece birinci kat gök içerisinde olduğu anlamını doğuran iddialı bir cümle olmuş. Dolayısıyla ZAMAN ile ilgili detaylı bir bilgiye sahip olmadan kullandığım bu ifadeyi sizin vesilenizle düzeltmiş olayım.
Selami Özcan
18.01.2017 12:46
Selam
Teşekkür ederim Mehmed hocam. Atmosferle ilgili cevabınızı çok iyi anladım. Zaten verdiğiniz uçak örneğini arabistanlı bir kardeşimiz gündeme getirerek dünyanın dönmediğini söylemişti. Sizin ifadenizle yanılgıya düşen bu kardeşimizin sözlerini haber bültenlerine taşıyanlar, bu konuşmayı youtube koyup hayvanları güldürerek onun şahsında müslümanlarla alay edenler, bakalım sizlerin bu değerlendirmelerini de gündeme getirecekler mi? Hiç sanmıyorum. Onlar batılı gündeme taşırlarken hakkın üzerini örtmeye çalışırlar. Benim merak ettiğim müslümanların suskunluğu, ürkekliği, ayetler hakkında konuşmaktan çekinmeleri, meseleyi gündeme getirmekten korkmaları. Bunu anlayamıyorum.

Sizlere dua ederek takibe devam ediyorum.
Mehmed Alagaş
17.01.2017 21:13
Ve aleykümselam
İnşirah kardeşim, İnşirah ismiyle müsemma olmaya başlıyorsun. Zamanla ilgili bir cümlen tartışmaya ve açıklanmaya muhtaç olsa da (ki ben o yeterlilikte değilim), Kurani bir istikamette yaptığın yorumunun genelini çok beğendiğimi ifade etmeliyim.
Allah hepimizin anlayışını, ferasetini arttırsın İnşaallah..

Selami kardeşim birinci sorunun cevabını bilmiyorum.
Uzun yıllar önce karşılaşıp kardeşlerimizle şifahi olarak paylaştığımız, Yaratılış ve İnsanlık tarihi çalışmamızda ise kısmen değindiğimiz bu değerlendirmelerden söz konusu çevrelerin haberi olmayabilir.

İkinci sorunuza gelince dünya atmosferi göğe değil dünyaya bağlı olduğu için gökle beraber tabi ki dönmüyor. Zaten bu meseleyi yeterince düşünmeyen bazı kardeşlerimizin “Dünya dönüyorsa havadaki bir uçağın hiç ilerlemeden Çin’e ulaşması gerekir” demelerindeki yanılgı da, yedi kat atmosferin dünyaya bağlı olduğunu dikkate almamalarından kaynaklanmaktadır.
Selami Özcan
17.01.2017 20:36
SELAM VE DUA İLE...
Mehmed hocam ve değerli kardeşler,
Ben çokça ilmi ve de fazlaca araştırma imkanı olmayan bir kardeşinizim. Başından beri takip ettiğim kadarıyla "dünyanın değil göğün döndüğünü" ayetlerle izah eden siz değerli kardeşlerime Kur'an-i bir itiraz ve eleştiri gelmemiş olması beni çok şaşırtıyor.

Bu şaşkınlığımı mazur görün ama dünyanın döndüğü düşüncesi Kur'an-i bir zemine oturmamış olsa bu kadar teveccüh görür müydü? Şayet böyle bir Kur’an-i zemine oturuyorsa “Dünya dönüyor” görüşüne bu teveccühü gösteren araştırmacı ve ilim sahibi kardeşlerimizin bu yazılanlardan hiç mi haberi yok yoksa ayetlere dayalı söyleyecek sözleri mi yok?

Size birde şunu sormak istiyorum. Gök döndüğüne göre bu gökle beraber dünya atmosferide dönüyormu?
İnşirah Melal
17.01.2017 20:11
Tekrar Selamaleykum
Bu kısacık zamanda yoğun bir şekilde konuyla ilgili gördüğüm ayetleri anlamaya çalıştım. Sadece "göğün dönüşlü" olduğunu ve "dünyanın karar yeri" olduğunu söyleyen ayetler bile belkide bana yetebilirdi. Fakat Alagaş hocamın güzel ifadesiyle istifhamları süpüre süpüre belli bir noktaya ulaştım. Ayetleri tek tek ele alıp burada paylaşmak isterdim lakin bu kolay olmayacak gibi. Bu yüzden kısaca şunu ifade edebilirim;

El-Vahid olan Rabbimizin yoklukta açtığı tahayyüllerimizin çok üzerinde olan bir MEKAN'ın merkezinde, ÇEKİRDEK'de olduğumuzu, bu çekirdeğin yedi kat gök tarafından kuşatıldığını, birinci kat göğün içindekilerle birlikte yine idraklarımızı zorlayacak bir nizamda çekirdeğin etrafında döndürüldüğünü, bu dönüşle de gece ve gündüzün ve de mevsimlerin yani aslında ZAMAN'ın oluştuğunu söyleyebilirim. Ve bizler bu muhteşem-muazzam-dehşet gibi ifadelerin dışında bir ifade bulamadığım DÖNÜŞÜN merkezinde öylece DURABİLİYORUZ!!!

Ne kadar da kolay söyledim!
Oysa ben bu noktaya ulaştığımda kafamı göğe kaldırıp "Rabbim!!" diyebilmiştim sadece. "Sübhansın Rabbim!" ve "Ne kadar sabırlı ne kadar merhametlisin!" "sana layıkınca hamdedebilmek ne mümkün, sen bizim hamdımızı makbul eyleyesin!"

Sadece bu da değil;
Rabbim sizlerden Razı olsun inşaallah. Bu konu vesilesiyle daha önce defalarca okuyup iman ettiğim lakin idrak edemediğim bir çok ayeti de anlamaya başladığımı düşünüyorum.

Önyargı ve önkabulleri bir kenara bırakıp ayetlerin zahiri ve öncelikli manalarını dikkate alarak Kur'an bütünlüğünde değerlendirmeye çalıştığım bu meselede temel bilimsel yaklaşımları da araştırma fırsatım oldu. (Zira bizler bilime ve bilimselliğe değil Kur'an hakikatlerinin bilime tasdik ettirilmesine karşıyız. Ve bilimin ulaştığı her noktayı ALAGAŞ hocamın da belirttiği gibi Kur'an'a tasdik ettirmek zorundayız.) Fakat özellikle ZAMAN-MEKAN-MADDE gibi meselelerde yanlış kalkış noktasından mı yoksa şeytani bir planın parçası olduklarından mı bilmiyorum ciddi bir yanılgıdalar. Yorumlarına ulaşıp-görebildiğim İlim adamlarının(!) bir çoğu ise bunların rüzgarlarına kapılmışlar. En azından ben kendi adıma hiçbirini tatmin edici bulamadım.

Belli ki şeytan ve dostları sadece siyasal ve hukuksal alanda değil diğer tüm ilim ve bilim alanlarında da yüzyıllardır boş durmamış ve yoğun bir yozlaştırma harekatı sürdürmüş.

Şimdilik düşüncelerim bunlar..
Zeyd Der Ki
17.01.2017 15:24
Abdullah kardeşim
Müfessirlerin ve Kur’an’a bilimsel yaklaştıklarını söyleyen ilim adamlarının(!) o meali verdiklerini ve ayeti öyle anladıklarını ben de biliyorum. Ben o yorumdaki ayet mealini, Mehmed abinin ve İnsan dergisinin 25-30 yıldır tashih ederek yayınladıkları Türkçe Mealden aldım. Ki Mehmed abinin Yaratılış ve İnsanlık Tarihi kitabını dikkatle okursanız, ilgili bölümlerde bu gerçeğin böyle olduğunu da görürsünüz. Ayrıca çoğunluğun genel kanaati, her zaman doğruluk ölçüsü değildir güzel kardeşim. Meseleyi öyle anlayanların yanıldıklarını ifade edebilirim.

Biraz düşünen herkesin de bu yanılgıyı görebileceğine inanıyorum. Şayet ayetteki ellibin yıllık mesafe, insanlara göre yani insanların ellibin yılda katedebilecekleri bir mesafe olsaydı, biz insanlar (uçak ve roketlerin ötesinde) ışık hızında giden bir araç yapsak dahi alacağımız mesafe ellibin ışık yılı mesafesi olur ve meleklerin Allah’ın katına çıktıkları bu mesafe, ellibin ışık yılına tekabül ederdi.

Meselenin böyle olmadığını bilmemiz ve yüce Rabbimize ait bu İlahi katın en az beş milyar ışık yılı yarıçapındaki birinci kat göğün (dünyaya 100.000’de bir kadar) çok yakın bir mesafede bulunmadığını anlamamız için ilim adamı veya alim olmaya gerek yok öyle değil mi?

Abdullah
17.01.2017 14:04
Selam
Zeyd kardeş aşağıdaki bir yorumunda “Melekler ve ruh (bu yollar ile kendi hızlarına göre) süresi ellibin yıl olan bir günde O'na yükselip-çıkar. (70-Mearic 4)” diyerek ciddi bir hata yapmış. Oysa müfessirler ve günümüzdeki alimlerin hepsi “Melekler ve ruh süresi ellibin yıl olan bir günde O'na yükselip-çıkar. (70-Mearic 4)” ayetindeki ellibin yılı, biz insanlara göre ellibin yıl olduğunu söylüyorlar. Burada icma olan bir görüşe karşı çıkmış olmuyor mu?
Mehmed Alagaş
17.01.2017 11:58
Ve aleykümselam
Mehmed kardeşime güzel duası, Gülsüm hanım ve Fatih kardeşime katkısı için teşekkür ediyorum.

Tabi ki daha bir çok ayet-i kerime bu meseleye ışık tutmaktadır. Ben Kur’an-ı Kerim’de zikredilen bu semavi gerçeklerin kısmen de olsa geçmiş kitablarda da zikredildiğini düşünüyorum.

Nitekim onyedinci asırda kilisenin İtalyan astronom Galileo’nun “Dünya dönüyor” görüşüne karşı çıkması, bu kısmi ve semavi bilgiden kaynaklanmış olabilir.

Ancak Galileo’nun bu görüşüne ilmen karşılık vermekten aciz kalıp onun öldürülmesine fetva vermeleri, kendilerini haksız duruma düşürmüş ve bu acizlik içinde onları tarihi bir yenilgiye terketmiştir.

Düşünmeye ve araştırmaya devam edelim.
Fatih Sağlam
17.01.2017 09:33
Güneşin dünyaya doğru getirilmesi
Selamunaleykum.
Ben de konuya bir ekleme yapayım.

"Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." (bakara 258)

ayette hz ibrahim'in ağzıyla "güneşin doğudan getirilmesi" konusu geçmektedir. buradaki "yeti/feti" kelimesi "getirmek" manasında olup "güneşin doğması" manasında değildir.

yani ayettteki kelimelerin ilk ve zahiri anlamı göz önünde alındığında "güneşin dünyaya doğru getirilmesinden bahsedildiği gözükmekte

selam ile....
Mehmed Can
16.01.2017 21:35
Selamunaleyküm
Mehmed abim, emeğin ve gayretin için Allah razı olsun...
Bizlere dua et ve aynı zamanda hakkını da helal et...

İnan kendi adıma anlamak, kavramak için dönüp dönüp tüm yazılanları okudum, fakat dünyanın dönmediğini anlasam da benim başım dönmeye başladı. Çünkü anladığımı anlatabilmek benim için oldukça zor :( çok üzgünüm..

İçi eskisinden daha dolu "SÜBHANALLAH" dememe vesile olan böyle kardeşlerim olduğu için herşeyi yoktan var eden Rahman ve Rahim olan Rabbime hamdediyorum.

Elhamdülillah...
Herkese selam ve dua....sınıftayım..
Zeyd Der Ki
16.01.2017 21:16
Ve aleykümselam
İkazın için teşekkür ederim Mehmed abi. Gülsüm abla ise gündeme getirdiği bu soru ile bizlerin işini kolaylaştırırken, günümüz bilimselliğinin her görüşü ile Kur’an’ın ayetlerini örtüştürmek isteyenlerin işini güçleştirmektedir. Çünkü artık Kur’an’a göre dünyanın sadece dönüp-dönmediğini değil, elipse benzer bir yörüngede akıp-akmadığını, gidip-gitmediğini de ortaya koymak durumundalardır. Oysa Kur’an-ı Kerim dünyanın değil, ay ve güneşin belli bir yörüngede akıp-gittiğini beyan etmektedir.

Teşekkür ederim Gülsüm abla..
Gülsüm Alagaş
16.01.2017 19:35
Selamun aleykum,
Yorumları dikkatle izliyorum. Müsade ederseniz arkadaşlara ben de bir soru sormak istiyorum. Neden gece ve gündüzün nasıl meydana geldiğini dikkate alıp araştırdığınız kadar mevsimlerin nasıl meydana geldiğini de dikkate alıp araştırmıyorsunuz?

Hepimizin duyup - bildiği gibi günümüzdeki bilimsellik, mevsimlerin meydana gelmesini dünyanın elipsel bir yörüngede güneşin etrafında dönmesi ile izah ediyor. Biliyoruz ki mevsimlerin meydana gelebilmesi için de, ya dünyanın güneş etrafında bir yörüngede dönmesi ya da güneşin böyle bir yörüngede dünyanın etrafında dönmesi gerekir.

Şimdi Sayın Alagaş’ın bu başlıktaki üslubuyla soruyorum;
Kur-an’ı Kerim’e göre mevsimlerin meydana gelmesi için dünya mı belli bir yörüngeyle güneşin etrafında dönüyordur, yoksa güneş mi böyle bir yörünge ile dünyanın etrafında dönüyordur?

Düşünmeye ve araştırmaya değer, öyle değil mi?
Mehmed Alagaş
16.01.2017 15:38
Selamunaleyküm
Düşünce mahsulü yorumlar güzel. İnşirah Melal yoldaki istifhamları süpüre süpüre giderken, daha açık konuşan Zeyd kardeş yaptığım yorumun ve yaklaşık olarak verdiğim rakamların arkasındayım diyor. Yorumu için bir itirazım olmasa da verdiği yaklaşık rakamlar konusunda biraz esnek olmasını isterim. Çünkü dünya değil gök dönüyor olsa da, verdiği yaklaşık rakamların geçerliliği, ikinci kat göğün dönüp-dönmemesine bağlı. İkinci kat gök de dönüyorsa, bu göğün dönme istikametine göre verdiği rakamlar artar veya eksilebilir. Gerçi Kur’an-ı Kerim’de göklerin değil bir göğün döndüğü belirtildiği için bu olasılık zayıf olsa da, meselenin bu boyutunu yine aklımızın bir köşesinde tutmamız ve yaklaşık rakamlarla ilgili görüşümüzü bu istisna ile ortaya koymamız gerekir.
İnşirah Melal
15.01.2017 22:14
vealeykumselam Zeyd kardeş
Neml-88'in delil olmayacağı konusunda hemfikiriz. Bunun dışında dünyanın döndüğünü söylemek şöyle dursun, döndüğüne işaret eden bir tek delil ben de bulabilmiş değilim. Zaten bu yüzden artık "DÜNYA DÖNÜYOR" demem-diyemem.

Dünyanın insanlar için karar yeri olduğu da kesindir..Fakat "KARAREN" sabit durmak mı demektir? Alagaş hocamın bu kelimeyi anlamam için örnek olarak verdiği ayette aşağıda da belirttiğim gibi SABİT kelimesinin zıttı olarak "sabit olmayan" yerine "KARARI OLMAYAN" ifadesinin kullanılmış olması "kararen" kelimesini durağan ve hareketsiz olarak kabul etmek için yeterli midir?

Zira "kararen" kelimesinin Kur'anda farklı şekillerde kullanıldığı yerler var ki; İkamet yeri, kararlaştırılmış zaman gibi anlamları da içeriyor (77/21, 23/50, 6/67, 40/39, 25/66 ve 76 gibi ayetler)

Fakat yorumunuzda "insanlar ve uzay mekan için bir karar yeri" demişsiniz. Bu ifade dikkatimi çekti. Alagaş hocamın yoklukta açılan mekanı anlattığı bölümler aklıma geldi. Açıkçası tefekkür ederken MEKAN gerçeğini pek aklıma getirmemiştim.. Sadece "kararen" kelimesiyle ilgili ayetleri değil ZAMAN ve MEKAN ile ilgili ve de bu meseleyle ilintili ayetlerin tümüyle birlikte biraz daha düşünmeliyim..

Ki aslında ALAGAŞ hocam aşağıdaki yorumların muhtelif yerlerinde buna işaret etmişti. Fatma abla da benzer bir işarette bulunmuştu.

Şimdilik bana müsade..
Zeyd Der Ki
15.01.2017 21:36
Selam
İnşirah kardeş, Kur’an-ı Kerim’de dünyanın döndüğüne dair bir ayet, bir delil varsa elbetteki hem dünya, hem de gök döndüğü için verdiğim rakamlar değişebilir. Ben bu konuyu Kur’an’da araştırdığım zaman dünyanın insanlar ve uzay mekan için bir karar yeri olmasının dışında farklı olarak dönmesine delil olabileceğini zannettiğim;

“(O gün) dağları görürsün de, onları (hareketsiz) yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu) herşeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır (yaptığıdır). Hiç şüphesiz ki O, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır." (27-Neml 88)

ayetiyle karşılaştım. Ancak ayetin siyakına yani Neml 87’ye baktığımda bunun Sur’a üflendikten sonra gözlemlenecek bir olay olduğunu farkettim. Bunun dışında bir delil göremediğim için dünyanın değil göğün döndüğünü bildiren Kur’an’ın beyanına sadık kalarak yaptığım açıklamanın ve yaklaşık olarak verdiğim rakamların şimdilik arkasındayım.
İnşirah Melal
15.01.2017 21:02
Ve aleykümselam Zeyd kardeşimiz..
Yorumunuz ve verdiğiniz rakamlar "dehşet" verici.. Küçük aklımla çok muazzam bir meseleyi idrak etmek için anlayarak ilerlemeye çalışıyorum. Anladığım kadarıyla gök bilimi hakkında da bilgi sahibisiniz.. Göğün dönüşlü olması ile ilgili ayet zaten yeterince açık ve göğün döndürülmesi hakkında bir şüphem de kalmadı. Lakin şu sorunun cevabını arıyordum; Gece ve gündüzün oluşması için illaki ya gök ya da dünya mı dönmeli? Hem gök dönüyor hem de dünya kendi ekseni etrafında KARAR KILINMIŞ noktada dönüyor olamaz mı?

Bu sorunun cevabı sizin söylediğiniz muazzam hakikati elbette değiştirmeyecek. Kaldı ki şimdiye kadar üzerinde hiç durmadığım fakat ALAGAŞ hocamın son kitaplarıyla başlayıp bu site aracılığıyla heyecan ve merakla takip ettiğim meselelerden bir çoğunu birbirine bağlayabilecek olan bu konuda dikkat kesilmem gereken yerin GÖĞÜN DÖNÜŞLÜ oluşudur, bunun da farkındayım.

Lakin eğer mümkün ise geride soru işareti bırakmadan ilerlemek istiyorum. GÖK DÖNÜYOR dediğim kadar emin bir şekilde "DÜNYA DÖNMÜYOR" diyemiyorum. Artık "DÖNÜYOR" da diyemediğim gibi...! Gerçi Kur'an'daki "Karar" kelimesi hakkındaki araştırmalarım henüz bitmiş değil ama sizin vesilenizle yeri gelmişken sormak istedim.

Ayrıca bu sorunun cevabı verdiğiniz rakamları da değiştirebilir.. şayet söylediğim şey mümkün ise...
Zeyd Der Ki
15.01.2017 16:36
Selamunaleyküm
İnşirah kardeşim Mehmed abinin sorusuna cevap bulabilmek için meseleyi iki yönlü olarak düşünüyorum.

Gece ve gündüz iddia edildiği gibi birinci kat göğde zerre misali olan dünyanın dönmesinden kaynaklanıyorsa, bu durumda bende anlamlı bir cevap olmuyor. Fakat gece ve gündüz birinci kat göğün dönmesinden kaynaklanıyorsa, ufkumu zorlayan muhteşem bir işle karşılaşıyorum.

Çünkü yıldızların uzaklığına dair verilerden hareketle birinci kat göğün en az beş milyar ışık yılı yarıçapına sahip olduğunu düşünürsek, göğün 24 saatte bir dönüş yapabilmesi için bu göğün sınır noktasında saniyede yaklaşık 360.000 ışık yılı hızına erişmesi lazım.

Muhteşem bir hız ve muhteşem bir olay değil mi? Hangi yaratılmış bu hızda dönen bir göğe girebilir veya çıkabilir ki?

Mesela meleklerin geneliyle ilgili olarak bildirilen “Melekler ve ruh (bu yollar ile kendi hızlarına göre) süresi ellibin yıl olan bir günde O'na yükselip-çıkar. (70-Mearic 4)” ayet-i kerimesi dikkate alınırsa, bu meleklerin yaşam ve hareket hızı saniyede 360.000 ışık yılının çok altında kaldığını anlayabiliriz.

Çünkü saniyede 360.000 ışık hızına sahip olsalar birinci kat göğden yaklaşık dörtbuçuk saatte çıkmış olurlar ve bu yol kendileri için ellibin yıllık bir mesafe olmazdı.

Dolayısıyle meleklerin yaşam ve hareket hızlarının saniyede 360.000 ışık yılının çok altında kaldığını anlayabiliyor ve bu anlayışla neden bu muhteşem işe genel olarak dahil olamayacaklarını ve yine Mehmed abinin söylediği gibi göğün yolları olmasa bu hızla dönen göğden dışarı çıkamayacaklarını farketmeye başlıyoruz.

İnşaallah doğru bir istikamette düşünmeye devam ediyoruzdur.
İnşirah Melal
15.01.2017 15:26
Ve aleykümselam
Örnek olarak verdiğiniz "sekiz melek" meselesiyle zihnimde daha iyi oturduğunu söyleyebilirim hocam. Yoksa açıklamayı ilk paragraf ile sınırlı tutsaydınız anlamam için yeterli olmayabilirdi. Ve tabi bu sorular ve araştırmalarla Fatma ablaya verdiğiniz örneğin ne kadar güzel ve yerinde olduğunu bir kez daha farketmiş oldum;

"Kur’an-ı Kerim’de bazı meselelerin gövdesi somut olarak verilmekte ve bizlerden somut gövdeden ve onun aydınlık istikametinden hareketle soyut dallara ulaşmamız istenmektedir. Bu bizler için anlaması ve anlatması fazla zor olmayan bir çalışmadır. Kur’an-ı Kerim’de bazı meselelerin ise muhtelif ayetlerde dalları somut olarak verilmekte ve bizlerden somut dalların ortak kaynağını araştırarak soyut gövdeye ulaşmamız istenmektedir. İşte bu ikinci çalışma müthiş bir dikkat ve meseleye hakimiyeti gerekli gören bir çalışmadır."

Bu açıklamalar ışığında gece ve gündüzün oluşumunu muazzam kılan sebebi ve bu muazzam olaydaki ayetleri tefekküre biraz daha devam edeceğim inşaallah..

Dua ile..
Mehmed Alagaş
15.01.2017 14:29
Selamunaleyküm
Benden de Eyvallah İnşirah kardeşim. Dikkat edersen geceden gündüzü, gündüzden geceyi çıkarma eylemini bütün ayetlerde değil birçok ayette “Biz” ifadesiyle verip meleklerin geneline değil, “Ben” ifadesiyle Kendisine nisbet ettiğini belirttim. Dolayısıyle Yasin suresinde “Biz” ifadesine dahil olan meleklerden, meleklerin genelini değil bazı özel yaratılıştaki meleklerin olduğunu anlayabiliriz.

Mesela şanı yüce Rabbimiz “Allah gökleri ve yeri (yokluğa kapanıp) zeval bulmasınlar diye (mekandan münezzeh kudretiyle) tutmaktadır. Andolsun ki eğer (tutmayı bırakıp) onlar zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra onları kimse tutamaz. O Halim'dir (rahmetiyle yumuşak davranandır), Gafur'dur (çok bağışlayandır). (35-Fatır 41)” ayet-i kerimesiyle bu tutma işini sadece ve sadece Kendisine nisbet etmesine ve mekandan münezzeh kudretiyle Arşı kuşattığını bildirmesine rağmen “O melek, onun (göğün) çevresi üzerindedir. O gün Rabbinin arşını, onların üstünde sekiz (melek) taşır. (69-Hakka 17)” buyruğu ile de bizlere bu muazzam işi yapabilecek ve meleklerin genelinden farklı özelliklere, farklı güçlere sahip özel meleklerin olduğunu da beyan etmektedir.

Burada üzerinde durmamız gereken husus, şanı yüce Rabbimizin birçok ayette bu işi, bu eylemi genellikle neden Kendisine, Kendi Zatına nisbet ettiğinden hareketle bu eylemin mahiyetini anlamaya çalışmaktır.
İnşirah Melal
15.01.2017 13:33
Eyvallah..
Hocam paylaştığınız ayetteki misal üzerinde dün biraz durmuş ve Rabbimizin güzel sözü benzettiği ağaç için "SABİT" kelimesini kullanırken, kötü sözü benzettiği ağaçtan bahsederken sabitin zıttı için yerden ayrılmış "KARARI OLMAYAN" gibi bir ifade kullandığını görmüştüm..

Rabbimizin bir misal getirirken bile kullandığı ifadelerin bir hikmeti olduğundan hareketle tefekküre devam ediyor, ve acele etmeden adım adım gitmek adına sizin sorduğunuz soru üzerinde durmak istiyorum..

Demişsiniz ki;
"Allah (c.c.) onlarca ayet-i kerimede geceden gündüzü, gündüzden geceyi ‘Ben’ diyerek bizzat Kendisinin çıkardığını beyan etmekte ve bu olayda bizler için açık ayetler olduğunu bildirmektedir."

Evet bir çok ayette "O" diye Allah'ın kendisine nisbet ettiği bu eylem, görebildiğim kadarıyla şu iki ayette farklılık gösteriyor bunu nasıl değerlendirmeliyiz? Zira sanırım altını çizdiğiniz bu hususu düşünürken bu farklılığı da bilmemiz gerekiyor;

"İçinde dinlenmeleri için (karanlık) geceyi, aydınlık olarak da gündüzü yarattığımızı görmediler mi? İman eden bir kavim için bunda elbette ayetler vardır." (27-Neml 86)

"Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp-çekeriz de onlar hemen karanlıkta kalıverirler." (36-Yâsin 37)
Mehmed Alagaş
15.01.2017 12:39
Ve aleykümselam İnşirah kardeşim
Sınıfta olmana sevindim. Acele etmeden araştırmaya devam etmeni isterim. Bu araştırmada doğru cevaplara doğru sorularla erişebileceğini de dikkate almalısın.

Mesela gece ve gündüzle ilgili olarak Allah (c.c.) onlarca ayet-i kerimede geceden gündüzü, gündüzden geceyi ‘Ben’ diyerek bizzat Kendisinin çıkardığını beyan etmekte ve bu olayda bizler için açık ayetler olduğunu bildirmektedir.

İyi ama yedi kat göğü yaratan, arşı istiva eden şanı yüce Rabbimiz bu olayı neden bu kadar önemsiyor. Gece ve gündüzün meydana gelmesi iddia edildiği gibi muhteşem büyüklükteki bir göğde zerre misali olan bir dünyanın dönmesiyle meydana geliyorsa, Rabbimiz bu eylemi, bu işi neden büyük bir önemle Kendi Zatına nisbet ederek ve defalarca tekrarlayarak zikrediyor?

Yorumunda bir tanesini gündeme getirdiğin “Ya da arzı-dünyayı bir karar yeri (merkezi karargah) kılan, aralarında ırmaklar var eden (akıtan), arza (sarsılmaması için köklü) sabit dağlar diken-yükselten ve iki deniz arasına engel koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. (27-Neml 61)” ayet-i kerimesindeki “Kararen-karar yeri” ifadesinin ne anlama geldiğini anlamak için aşağıdaki Kurani örnekten de faydalanabilirsin.,

”Görmedin mi, Allah nasıl bir misal verdi? Güzel bir sözü kökü (yerde) sabit, dalları ise gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). (24) Rabbinin izniyle her zaman yemişini (meyvesini-güzel sonucunu) verir. Öğüt alıp-düşünsünler diye Allah insanlara (böyle) misaller verir. (25) Kötü (murdar) bir söz ise kötü bir ağaç gibidir ki onun kökü yerden koparılmış, kararı (yerinde durma imkanı) kalmamıştır. (14-İbrahim 24..26)”

Bunları tefekkür ederek değerlendirmeye devam edebiliriz..
İnşirah Melal
14.01.2017 02:25
Selamaleykum
Sınıfta olduğumu bildirmek için ses vermek istedim hocam..
Zira dün konuyu gördüğümden beri ayetleri taramak, aramak ve anlamaya çalışmakla meşgulüm..

Bilimsel verilere dayanarak olmasa da konuyu ilk okuduğumda Bekir abinin yorumuna benzer bir şekilde düşünerek, "Neden hem dünya hem de gök dönüyor olmasın" diye sordum kendime ve araştırmaya koyuldum.

Sonra Fatma ablanın paylaştığı ayette (86/11) geçen (الرَّجْعِۙ) kelimenin Kur'an'da; başladığı yere dönmek, geri dönmek, aslına dönmek, birbirlerine dönmek, soru ya da söze cevap olarak dönmek gibi anlamlarda kullanıldığını gördüm.(12/63, 96/8, 20/40, 27/28, 20/89, 2/230 bunlardan sadece bazıları) Bu yüzden bazı meallerdeki, "su-buhar-bulut-yağmur" döngüsünden olsa gerek "Yağmurlu göğe andolsun" çevirisi bana hiç makul gelmedi. Kaldı ki; Kur'anda açıkça yağmur anlamında kullanılan kelimeler var.

Daha sonra bu dünüşün geceden gündüze-gündüzden geceye bir dönüş olduğunu yani dünyanın döndüğünü lakin ayette kastedilenin yerdeki insanın gökte gördüğü bir DÖNÜŞÜM olduğu yorumuna ulaştım. Kısmen makul gibi gözükse de Tarık suresinin bütünlüğünü ve de "GÖRMÜYOR MUSUN?" diye başlayıp gece ile gündüzün dönüşümünün açıkça zikredildiği Lokman-29 vb. ayetlerinin güneş ve ayın hareketinden bahsetmesine rağmen DÜNYA'dan bahsetmemesini dikkate aldığımda bu yaklaşımın da kesinlik arzetmediği kanaatine vardım. Ama sonrasında bu gibi ayetlerdeki "VE" bağlacı ile arapçada ikiden fazla çoğulu ifade eden "HEPSİ" anlamındaki kelimenin kullanılmasından hareketle, "ay ve güneş dışında akıp giden bir şey daha olması lazım ki "HEPSİ" denebilsin, bu da DÜNYA'dır. Gece ve gündüz dünyayı temsil eder, dünya yerine bu şekilde ifade edilip diğerlerinden ayrılması ise diğerlerinden farklı olarak kendi ekseni etrafında dönmesidir." gibi açıklamaları okuyunca tatmin oldum.. Fakat dünyanın döndüğüne değil, bilimin dönüştürdüğüne!!! Zira gece, gündüz, güneş ve ay zaten ikiden fazla ediyor ve ben gece ile gündüzün değil DÜNYA'nın dönüp dönmediğini araştırıyorum. Yani gece ile gündüzü oluşturan hareketi..!

Göğün dönüşlü olduğunu açıkça ifade eden ayet olmasına rağmen dünyanın döndüğünü açıkça ifade eden bir ayet bulamadığım gibi hareketsiz durduğu şeklinde anlayabileceğim bir çok ayet ile karşılaştım. Şimdilik birini paylaşıp araştırmaya ve takip etmeye devam ettiğimi bilmenizi isterim;

"Ya da arzı-dünyayı bir karar yeri (merkezi karargah) kılan, aralarında ırmaklar var eden (akıtan), arza (sarsılmaması için köklü) sabit dağlar diken-yükselten ve iki deniz arasına engel koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar."
(27-Neml 61)

Not: Tevhid ile ilgili yaptığınız açıklamadan dolayı ayrıca dua ediyorum hocam. Kur'an hakikatlerinin hangisi diğerinden daha önemli ve öncelikli sorusunun kendisi tevhidi sarsar gibime geliyor bazen.. Birlemek gerek.. Birlemek bu olsa gerek..!

Selam ve dua ile..
Mehmed Alagaş
13.01.2017 21:24
Ve aleykümselam
Tevhid elbetteki en önemli gerçeğimizdir Abdullah kardeşim.Nitekim iman ve amel kitabımız olan Kur’an-ı Kerim, “La ilahe İllallah” öncelemesiyle tam bir tevhid Kitabıdır.

Ölümü ve yaşamı Allah için olan müslümanların yüzlerini Allah’a dönmeleri, Rabbimizi tenzih ve takdis etmeleri “İllallah yani ancak Allah vardır” gerçeğinden kaynaklandığı gibi sahte ilahlara ve zalimlere karşı red ve direnişleri de “La ilahe yani Allah’tan başka İlah yoktur” gerçeğinden kaynaklanır.

Bir müslümanda “La ilahe” gerçeğinden kaynaklanan red ne kadar kuvvetliyse, bu müslümanın zalim ve müstekbirlere karşı direnişi de o kadar kuvvetli olur.

İşte bu önemli noktada bilmemiz gereken gerçek bizler “La ilahe İllallah” derken bizlerdeki “İllallah” gerçeği ne kadar anlamlı ve güçlü ise “La ilahe” ifademiz de ancak o kadar anlamlı ve güçlü olacaktır.

Çünkü bizler bir olan Allah’a imanımızdan dolayı ve bu imanımız kadar sahte ilahları reddediyoruz.

Dolayısıyle bizlerdeki “İllallah” gerçeğini kuvvetlendirecek olan her ayet, her İlahi hakikat, bizlerdeki hakka imanla birlikte batıla yönelik direncimizi ve reddimizi de arttıracaktır. Bu nedenle gündeme getirdiğimiz ayetler ile tevhid arasında herhangi bir fark veya aykırılık görme güzel kardeşim. Zaten bizlerin de ilk ve son sözümüz tevhiddir.
Abdullah
13.01.2017 20:47
S.A.
Mehmet hocam bu konuları bende önemli görüyorum. Ama tevhid daha önemli değilmi.
Mehmed Alagaş
13.01.2017 12:53
Ve aleykümselam
Konuya Kur’an-ı Kerim çerçevesinde yaklaşman güzel Fatma kardeşim. Umarım meseleye farklı yaklaşan kardeşlerimiz de göğün dönüşünde olduğu gibi dünyanın da döndüğüne ve güneş ve ay gibi belli bir yörüngede hareket ettiğine dair Kurani deliller getirirler. Fatma kardeşim Kur’an-ı Kerim’de bazı meselelerin gövdesi somut olarak verilmekte ve bizlerden somut gövdeden ve onun aydınlık istikametinden hareketle soyut dallara ulaşmamız istenmektedir. Bu bizler için anlaması ve anlatması fazla zor olmayan bir çalışmadır. Kur’an-ı Kerim’de bazı meselelerin ise muhtelif ayetlerde dalları somut olarak verilmekte ve bizlerden somut dalların ortak kaynağını araştırarak soyut gövdeye ulaşmamız istenmektedir. İşte bu ikinci çalışma müthiş bir dikkat ve meseleye hakimiyeti gerekli gören bir çalışmadır. Zaten iki deniz arası ve Zülkarneyn meselelerini anlatmakta karşılaştığım zorluk da bu meselelerin somut gövdeden soyut dallara değil, somut dallardan soyut gövdeye uzanan meseleler olduğu içindir. Çünkü yüzlerce daldan tek bir gövdeye ulaştığınızda, bu gövdeyi anlatabilmeniz yüzlerce dala tek tek açıklık getirmenizle mümkündür.

Dolayısıyle her bilimsel veriyi doğru kabul ederek Allah’ın ayetlerini bu verilere göre açıklamaya ve tevil etmeye çalışanlar, bir çok Kurani gerçek ile aralarına perde koyan kimselerdir. Kur’an-ı Kerim’e bilimsel yaklaştıklarını söylemelerine rağmen iki doğu ve iki batı konusunda Kur’an’daki açık gerçekliği farkedemeden saçma sapan yorum yapanlar, gündeme getirdiğimiz bu meselenin çok uzağındadırlar. İki doğu ve iki batı hakkında yazdıklarımızı hatırlayan kardeşlerimiz, o meselenin anlaşılabilmesinin ancak ve ancak gündeme getirdiğimiz bu meseleyle mümkün olabileceğini de farkeden kardeşlerimizdir.

Dua ile..
Fatma Ceren
12.01.2017 23:47
Selamun Aleyküm
Önce konuya şaşırdığımı ifade etmeliyim. Birilerinin ayetler ışığında bu konuyu ele alacağı ihtimali, benim için dünyanın dönme ihtimalinden de küçüktü...Bir çok müslümanın, "Ha dünya dönüyor ha gök! Bunun bizim müslümanlığımıza ne katkısı var?" dediğini ise duyabiliyorum. Onlar tevhid diyedursun, muhteşem tevhidin muhteşem ayetlerinden göğün ve yerin konumlandırılması, gece ve gündüzün oluşumları üzerinde tefekkür etmeye çabalıyorum.

Bismillahirrahmanirrahim
Dönen-dönüşlü olan göğe andolsun (86-Târık 11)

Ayetten anladığım kadarıyla gök dönüyor.


Ashabı Kehf'in, döndürülmesi ve dolayısıyla güneşin sabit bulundukları yeri teğet geçmesi(gece ve gündüzün akışının değişmesi); onların zamanda yolculuklarını gerçekleştirmiştir.

Zülkarneyn(a.s.)'ın seyahatlerinin de değişmez benzer yöntemle gerçekleştiğini düşünüyorum.

Konuyu Einstein ..vs.. fizik formülleri ya da bilimsel verilerle açıklama niyetinde olamam ancak ışık hızına ulaşan fotonların benzer bir dönüşle görünmez kılınma çalışlmalarıyla ilgili deneyleri yakından takip ediyorum. Onların görünmez dedikler şeyin ise zaman ötesi bir aşım olduğunu yine Kur'an ayetleriyle düşünebilirim.

Şimdilik bunlar.
Selamlar
Mehmed Alagaş
12.01.2017 13:05
Ve aleykümselam
Soruyu okumamış ya da anlamamış gibi bir cevap yazmışsın Bekir. Biz bu meseleyi sözünü ettiğin bilim adamlarının ne söylediğine göre değil Kur’an’a göre değerlendirmek istediğimizi belirttik. Kaldı ki o bilim adamları bing bang dedikleri şuursuz patlamanın da Kur’an’a uygun olduğunu söylüyorlar. Bu bakımdan “Onlar şöyle diyola, bunlar böyle diyola” laflarını bir kenara bırakarak bu meselede Kur’an’ın ne dediğini biliyorsan bizlere ayetlerle onu anlat.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki bu meseleyi gündeme getirmemiz, yeni bir bakış açısıyla gereksiz bir tartışma oluşturmak için değildir. Çünkü bu mesele gece ve gündüzle ilgili ayetlerdeki muhteşemliği anlamamız, göğün yollarının melekler için dahi çok önemli ve gerekli olduğunu bilmemiz, zamanda ve mekanda değil sadece zamanda seyahatin mümkün olduğunu görmemiz ve bu konularla ilgili birçok ayet-i kerimeye daha çok vakıf olabilmemiz için değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

Tabi ki muhatabı varsa..
Bekir Ziya
11.01.2017 20:23
Selamun aleykum
Hareketsiz durdugunu dusundugumuz taslarin bile atomdan meydana gelmesi ve atomlarin da devamli hareket halinde olmasi bize kainatta hicbir seyin hareketsiz olmadigini gosterir. Bilim adamlari hem kainatin ve hem de dunyanin dondugunu soyluyorlar ki, bu Kur'an'a uygun bir tespittir. Statikte tesaduf dusunulebilir ama hareket tesaduf olamaz.
Yorum yap yorum