Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Birlikte Değerlendirelim -4 /Dönen Dünya Mı Yoksa Gök Mü?



Birlikte Değerlendirelim -4 /Dönen Dünya Mı Yoksa Gök Mü?

Hocam merhaba. 

Allah Kuranı kendi açıkladığına göre kendi varlığının delillerini ve Kuranın kendi katından olduğunun deilillerinide yine kendisi açıklamış olmalıdır. İnsanların seviyeleri kültürel ve tarihsel durumunu düşününce, bilimin verilerinin de mutlak olmadığını düşününce vardığım sonuç budur. 

Peki Rabbimizin kendı varlığının ve Kuranın hak olduğunun delilleriyle ilgili Kurandan her dönem ve şartlardaki insanlar için açık olan ayetleriyle ilgili yardımcı olabilir misiniz?
                                                                 <<< Suat TUNÇTEKİN >>>

Selamunaleyküm..
Merhaba Suat kardeşim. Müslümanların gündemine Kur'an-ı Kerim'le ilgili bir soru getirmen güzel. Çünkü ümmet ve insanlar olarak yaşadığımız olaylar her ne kadar siyasi ve ekonomik gözükse de, bütün bunlar asıl itibariyle bir din meselesi olup, yaşadığımız çağda bu meselenin çözümü için en fazla muhtaç olduğumuz kaynak Kur'an-ı Kerim'dir. Yarınlara umudla bakabilmemiz ümmetin ve insanların aydınlanmasına bağlıysa, bu aydınlanmanın yegane kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'i gündemden düşürmemeli ve herbiri ayrı bir aydınlık saçan ayet-i kerimelere gereken önemi vermeliyiz.

Defalarca söylediğimiz gibi günümüz dünyasında Kur'an-ı Kerim hiç kimsenin hakkıyle ihata edemeyeceği, hakkıyle kuşatıp-anlayamayacağı yüce bir Kitab'dır. Herkes kendi anlayış kapasitesi çerçevesinde Kur'an'ı anlamakta, kendi ufku kadar meselelere vakıf olmaktadır. Dolayısıyle Kur'an-ı Kerim, insanlar ve insanlık hangi çağda hangi seviyeye ulaşırsa ulaşsın, bu seviyenin çok çok üstünde kalmaya devam edecektir. İçinde yaşadığımız kainatla ilgili yüzlerce ayet-i kerime yeterince incelendiği zaman bu sözlerimiz daha iyi anlaşılacak, Kur'an-ı Kerim'in günümüz bilimselliğinden binlerce fersah ötede olduğu çok rahat görülecektir.

Her şeyin Yaratıcısı olan Allah'ı dikkate almayan ve "Görmediğime inanmam" diyerek kendisini isbat ve tasdik mercii zanneden günümüz bilimselliği, bu kör ve kötürüm yaklaşımıyla elbetteki bizlerin bu sözlerini anlayamayacaktır. Müslüman olmalarına rağmen bir tasdik Kitab'ı olan Kur'an-ı Kerim'i böyle bir bilimselliğin tastiğine sunan kimseler de benzer bir anlayışsızlık içinde olacaklardır. Bütün bunları dikkate alarak Kur'an araştırması yaparken sakın ola ki günümüzdeki birçok bilimsel veriyi doğru kabul ederek, bu doğrunun(!) Kur'an-ı Kerim'deki delillerini aramaya kalkışmayın. Yapacağınız iş o konudaki gerçeği Kur'an-ı Kerim'de aramak ve hiç kimseden çekinmeden ortaya koymak olmalıdır.

Mesela günümüz bilimselliğinin hep bir ağızdan söylediği "Dünya dönüyor" sözüne dahi tedbirli yaklaşmamız gerekir. Yaklaşık dörtyüz yıldır söylenen bu sözlerin, onlara göre elbetteki görsel verileri var. Çünkü gökyüzüne ve yıldızlara bakıldığında, 24 saatte gerçekleşen tam bir dönmenin olduğunu bütün insanlar gibi bizler de müşahade ediyoruz. Nitekim İtalyan astronom Galileo dörtyüz yıl önce bu gözlemden hareketle "Dünya dönüyor" olasılığını ortaya atmıştır. Bu görüşe 'olasılık' dememize birçok çevre itiraz edecek ve "Bu ispatlandığı için olasılık değil gerçektir" diyeceklerdir.

İşte bu noktada durmak lazım. Neden derseniz bizlerin de müşahade ettiği bu 24 saatlik dönmenin gerçekleşmesi, sadece ve sadece "Dünya dönüyor" olasılığı ile ifade edilecek bir olay değildir. Çünkü içinde bulunduğumuz kainatta gözlemlediğimiz bu dönme olayının gerçekleşmesi için bir değil iki olasılık söz konusudur. Ya gök ve içindeki yıldızlar durağan bir karar yeri olduğu için dünya dönüyordur, ya da dünya sabit ve durağan bir karar yeri olduğu için birinci kat gök (içindeki yıldızlarla beraber) dönüyordur.

Meselenin kolayını düşünen insan aklına göre kainatta gözlemlediğimiz bu olayın gerçekleşmesi için muhteşem büyüklükteki bir göğün değil, bu göğde zerre misalı olan dünyanın dönüyor olması elbetteki çok daha makul, çok daha kolay bir iştir. İyi ama Zatı için kolay ve zor arasında bir fark görmeyen yüce Rabbimiz, bu iki olasılıktan hangisini tercih etmiştir. Açıkça gözlemlediğimiz bu olayın gerçekleşmesi için dünyayı mı döndürüyordur yoksa göğü mü? Bize her gerekli şeyi gerektiği kadar açıklayan, güneşin, ayın ve bazı gezegenlerin hareketini bildiren Kur'an-ı Kerim, dünyanın içinde yaşayan bizler için çok daha önemli olan "Dünya mı dönüyor yoksa gök mü?" sorusunu acaba cevapsız mı bırakmıştır?

Ciddi Kur'an araştırması yapan ve birlikte değerlendirmeye neden ara verdik diyen kardeşlerime bu soruyu soruyor ve onları yine seviyeli bir birlikte değerlendirmeye davet ediyorum.

Kur'an-ı Kerim'e göre dönen dünya mı yoksa gök mü?
                                                                <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [101]

2 » 
İnşirah Melal
02.08.2017 14:20
Ve aleykumselam Mustafa abimiz/kardeşimiz
Özür dileyerek, doğru anladığımdan emin olmak için soruyor, yanılıyorsam düzeltmenizi istirham ediyorum, şunu mu diyorsunuz;?

"Vahiy dünyanın değil göğün döndüğünü söylüyor, lakin dünyadan etkilenmemiş bir iman motoru olmadan bunun anlaşılıp kabul edilmesi zordur. Somuttan soyuta ulaşmak için düşünce emeğini verenler, eldeki "gerçek" metaryallerin de ulaşılan bilgiye uygun olacağını göreceklerdir. Zira sahip oldukları iman motoruyla somut gövdeden soyut dallara yol alanlar, ulaştıkları bilgi ile "bilimin sunduğu" metaryaller arasında bir çelişki gördüklerinde, vahye dayanan bilgiden değil, sözde bilimselliğe dayanan metaryallerden şüphe duyarlar."

Eğer dediğiniz buysa eyvallah diyor ben de selam ediyorum..
Yok bunun tam tersi ise yine selam ediyor ve söylediklerinize cevaben ben de acizane fikrimi paylaşmış oluyorum. :)

Dua ile..
Mustafa Demirişler
02.08.2017 07:04
Dünyamı dönüyor kainatmı
Selamın Aleyküm.
Açılan konuya bakmaya çalıştım ve şunu hissettim. Sanırım bu sorunun cevabı zamanında yaşamıyoruz. Çünkü Bakara 177 ayeti bir motordur ve bu motora da ben İman motoru ismini verdim. Bunları anlayabilmek için motorun bulunması lazım. Somuttan soyuta bu yolculuğu yapmak için düşünce emeğini vermek ama zaman içindeki metaryalin de bu bilgiye uygun düşmesi gereklidir diye düşünüyorum. Acizane fikrim budur.

Ve Bakara 177 yapısı itibari ile kalbe takılması gereken gerçek bir iman motorudur. Yalnız dünyadan etkilenmiş haliyle kalbe girmiyor. :) Tüm kardeşlerime selam olsun.

Rabbim. Beni ana babamı ve evime giren herkesi dahası tüm mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla. Zalimlerinse ancak tükenişini artır.

Selam ve dua ile
Mehmed Alagaş
28.03.2017 12:25
Ve aleykümselam Ebru kardeşim
Meallerden elbetteki faydalanabilir, birçok ayetin genel manasını anlayabilirsiniz. Ancak meal okumaya başlamadan önce okuduğunuz Kitabın ne olduğunu, bu yüce Kitabın ne için indirildiğini ve bu Kitaba nasıl yaklaşılması konusunda “Kur’an’a yönelirken” kitabımızı dikkatle okumanızı tavsiye ederiz.
Dua ile..
Ebru
26.03.2017 07:30
Selamun aleyküm hocam.
Bu yorumu yapmak bile benim için gerçekten önemli konuyla ilgili henüz bir şey soyleyememekle birlikte şunu soylemek istiyorum sizi okumaya yeni baslayan biriyim ve insallah Kuran uzerinde cokca dusunup arastirmak isteyen biriyim. Her bir kitabinizin bitiminde şaşkınlık içinde buluyorum kendimi yıllarca birçok batıl görüşlere inanmak zorunda birakilmis biri olarak hakki Hak ile aciklamaniz beni cok mutlu ediyor ve Allah sizden ve sizin gibi Kurani her daim taze tutan hocalarimizdan razi olsun. Sunu sormak istiyorum ozur dileyerek (ozur dilememin sebebi boyle guzel ve anlamli bir konunun altinda boyle bir yorum yapmak) Kuran arastirmalarima nasil devam etmeliyim? Insallah butun kitaplarınızı okuma niyetindeyim ve sadece meal okuyarak ayetleri anlamam mumkun mu? Dogru yol gosterilmeye hasret kardesiniz... selam ve dua ile...
Harun Can
08.02.2017 11:37
Selamunaleykum
Mehmet amca konunun başından beri okumaya ve anlamaya çalışmaya devam ettim. Katılım gösteremesem de istifade ettim hamd olsun. Kesinlikle bu yöntemle Kuran'ı baştan okumamız gerek. ALLAH senden razı olsun. Ben inanıyorum ki; bu konu ve bu görüş şuan her ne kadar toplumda makes bulmasa da, bulmaması için senin de dediğin gibi Hakkın içine batıl karıştırmak suretiyle bu ve buna benzer konular zihinlerde önceden eskitilse de, RABBİMİZİN vaadi haktır ve elbette gün yüzüne çıkacaktır. Selam ve dua ile saygılarımı sunarım.
İnşirah Melal
07.02.2017 14:59
Eyvallah..
Rabbim sizden razı olsun hocam.
Bu değerlendirme başlıklarının ilgili konu hakkında bilgi sahibi etmenin ötesinde usül ve metod öğrettiğini görüyor ve çokça istifade ediyorum. Ve tabi, ne kadar büyük bir emek harcayıp ne kadar yoğun süreçler yaşadığınızı da daha iyi anlıyorum. Rabbim sizin ve iştirakleriyle katkıda bulunan herkesin ecrini versin inşaallah.
Ne kadar elzem olduğu anlaşılan güzel dualarınıza ise gönülden amin diyor, saygıyla muhabbetlerimi sunuyorum.
Fatih Sağlam
07.02.2017 09:57

ilginç tespitler yaptınız yine. . ayetlerininin apaçık olduğunu ve yine başka ayetlerle açıklandığını söyleyen rabbimize hamd olsun. bize düşen roman okur gibi değil de, düşünerek,her bir kelimesini, harfini sorgulayarak, tefekkür ederek ayetlere yaklaşmak. allah razı olsun mehmet abi
Bekir Ziya
06.02.2017 20:52
Selamun aleykum
Allah sizden razi olsun hocam. Ufkumuzu actiniz. Kitabimiza olan imanimizi arttirmamiza vesile oldunuz. Sagolun, varolun, Allah'a emanet olun.
Mehmed Alagaş
06.02.2017 16:39
Ve aleykümselam
Artık meseleyi kapatma zamanı geldi.
Bu meseleye kafa yoran kardeşlerime zor gelen şey daha önceki yorumlarda da belirttiğim gibi somut dallardan soyut gövdeye ulaşma çalışmasının büyük bir dikkat ve konuya hakimiyet gerektirmesidir. Kur’an-ı Kerim’de birbiriyle ilgili meseleleri araştırıp Kur’ani cevaplar ararken, bu Yüce Kitabımızın çelişkisiz olduğunu düşünecek ve birbiriyle ilgili meselelerdeki cevapların da birbiriyle çelişmemesi gerektiğini idrak edeceğiz.

Birlikte değerlendirdiğimiz bu mesele de, Kur’an-ı Kerim’deki birçok meseleyle yakından ilgili olduğu için müstakil bir mesele olarak ele almayacak ve diğer meselelerle ortak bir düzlemde değerlendirip, birbiriyle çelişmeyecek ortak bir cevaba ulaşmaya çalışacağız. Bu konuyla ilgili olup kitab çalışmalarımızda açıklık getirdiğimiz diğer konuların ne kadar anlaşılıp-anlaşılmadığını bilmediğimiz için birkaç konuyu kısaca hatırlayalım.,

Kur’an-ı Kerim’de zikredilen iki doğu ve iki batı, insanlara ve cinlere ait olan iki ayrı doğu ve batıdır. Öldükten yani perdeler kalktıktan sonra birçok insanın söyleyeceği “Sonunda Bize geldiği zaman (şeytanına) der ki "Keşke benimle senin aranda iki doğu (arası) uzaklığı olsaydı. (Meğer sen) ne kötü bir yakın-dost (muşsun)." (43-Zuhruf 38)” buyruğu, bizlere birinci kat gökteki en uzak aralığın İki Doğu arası uzaklığı olduğunu yani cinlerin ufuğunun birinci kat göğün sınırlarında bulunduğunu göstermektedir. Bu da bizlere birinci kat göğün içinde bulunan ve birinci kat gökle birlikte dönen cinler için doğup-batan ışık kaynağının birinci kat göğün sınırları dışından yani ikinci veya diğer katlardaki göklerden geldiğini gösterir.

Milyarlarca ışık yılı yarıçapındaki gökle ilgili olarak cinlerin “Doğrusu biz göğü yokladık fakat onu şiddetli-güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı-dolu bulduk. (72-Cin 8)” demeleri, ateşten yaratılan bu varlıkların ışıktan çok daha hızlı olduklarını göstermektedir. Kur’an-ı Kerim’e göre cinler kaçan, melekler ise yakalayan konumunda oldukları için meleklerin de cinlerden çok daha hızlı olduklarını anlayabiliriz. Işıktan hızlı olan cinlerin birinci kat gökten çıkamamaları ve cinlerden de hızlı olan meleklerin birinci kat gökten çıkıp Rab katına ulaşabilmeleri için göğün yükselten yollarına muhtaç olmaları (70-Mearic 3) ise bizlere birinci kat göğün tavanındaki dönme hızının ne kadar yüksek olduğuna işaret ettiği gibi aradaki mesafenin de muhteşem genişliğini göstermektedir.

Bu iki kısa açıklamadan sonra meselemize dönerek “Bildiğimiz bir ışık, saniyede bir ışık hızıyla dönen bir nesnenin içine bile delip-giremiyorsa, saniyede binlerce ışık yılı hızıyla dönen birinci kat göğün tavanını delerek bize ulaşabilecek sıra dışı bir ışık veya birinci kat göğe ait olmayan özel bir yıldız olabilir mi?” sorusuna vereceğimiz cevap “Kur’an’a göre elbetteki vardır” olacaktır. Nitekim bu soru ile Kur’an-ı Kerim’e yöneldiğimizde birinci kat göğü delebilme özelliğiyle ilgili olarak Tarık yıldızıyla karşılaştığımız gibi doğup-batma özelliğiyle ilgili olarak da Şi’ra yıldızıyla karşılaşıyoruz.

Önce Şi’ra yıldızını ele alalım. Bizler “Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et. (52-Tur 49)” buyruğundan da biliyoruz ki gökle birlikte dönen bütün yıldızlar, dünyada yaşayan insanların açık gözlemlerine göre doğup-batan yıldızlardır. Ancak Necm suresinin girişinde “Battığı-kaydığı zaman yıldıza andolsun. (53-Necm 1)” buyurularak tek ve özel bir yıldızdan bahsedilmekte ve aynı sure içinde “Şi'ra yıldızının Rabbi de elbette O'dur. (53-Necm 49)” buyurularak bu özel yıldızın Şi’ra olabileceğine işaret edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’deki bir sureye ismini veren Tarık yıldızına geldiğimiz zaman ise şanı yüce Rabbimiz bu özel yıldızla ilgili olarak “Göğe ve Tarık'a andolsun, Tarık'ın ne olduğunu sana bildiren nedir? (O) delen yıldızdır. (86-Tarık 1..3)” buyurmaktadır. Geçmiş müfessirlerde olduğu gibi bütün meallerde de bu delme, karanlığı delme olarak anlaşılmıştır. Tabi ki bu anlayışı kabul edebilmemiz mümkün değildir. Çünkü ışığıyla karanlığı delme özelliği, bütün yıldızlarda bulunan genel bir özelliktir. Oysa şanı yüce Rabbimiz üzerine andettiği bu yıldızı bizlere tanımlarken, bizlere bu yıldızın diğer yıldızlarda bulunmayan baskın bir özelliğinden bahsetmektedir.

“(O) delen yıldızdır.”
Bir yıldız herhangi bir şeyi neyle deler ve bize nasıl ulaşır sorusuna vereceğimiz cevap elbetteki ışığıyla olacaktır. Tarık dışında diğer yıldızların normal ışık hızlarıyla delemeyecek oldukları şey nedir sorusuna vereceğimiz Kurani cevap da, bu değerlendirmede açıkladığımız gibi normal ışık hızının çok ötesinde bir hızla dönen göğün tavanı olmaktadır. Rabbimizin Tarık ismini verdiği bu muhteşem yıldızın göğün tavanını delerek ışığını bize ulaştırmasının yegane açıklaması ise bu özel yıldızın, göğü delebilecek özel bir ışığa sahip olmasıdır.

Tarık ile Şi’ra yıldızının aynı yıldız olup-olmadığını şimdilik bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir gerçek varsa gecenin karanlığında yol gösterme özelliğinden hareketle sabit bir nirengi noktası olduğunu düşündüğümüz bu yıldızın, yakın tarihte tesbit edilerek inceleneceği ve “Dönen gök mü yoksa dünya mı?” sorusunun bir başka boyuttan da cevaplanacağıdır. Bekir kardeşimin “Bu yıldızın birinci kat göğe ait olmadığı nasıl anlaşılacak” sorusu da, bu yıldıza ait özel ışığın hızı ve keyfiyeti itibariyle çok farklı bir ışık olduğu tesbitinden sonra cevap bulacaktır.

Evet,
bütün yorumları okuyan kardeşlerimizin göreceği gibi bizler bu önemli meseleyi Kur’an-ı Kerim’e göre değerlendirdik. Bu konuda yanlış bir temele oturan ve bu yanlış temel üzerine yanlış bir duvar yükselten batı bilimselliğinin Kurani gerçekleri esas alarak yeni bir sayfa açıp-açmaması kendilerinin bileceği bir iştir. Bizlerin temennisi müslüman bilim adamlarının Kur’an’ı ve Kurani gerçekleri dikkate almaları ve yaratılmış aleme Yaratıcının ışığı altında bakarak doğru bir istikamette ilerlemeleridir.

Bu duayı yapıyor ve müsaadenizi isterken “Allah lutfuyla hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin” diyorum.
Talha
06.02.2017 16:05
SELAMUN ALEYKUM
Güzel amcam ve güzel kardeşlerim Allah her birinizden razı olsun.
Bunca sene okuduğumu zannettiğim kitaba yeni bir bakışla bakmama vesile olduğunuz için. Konu ilk açıldığında anlayamayacağımı zannederek yoğunlaşmadım. Daha sonra yorumların çoğalması ve meselenin detaylanmasıyla birlikte hayret ve gayretle bugüne kadar sabırla takip ettim. Birçok kez yorum yapmak için yeltendim fakat benim için henüz erken olduğunu farkettim. Ki soracağım soruların sorulduğunuda görünce tarifsiz bir heyecanla sınıfta ki pek zeki olmayan ancak öğrenmeye iştahlı bir öğrenci edasıyla takibe devam ettim. Özellikle de aklıma gelen şu soru bu konuyla ilgilenmemizin zaman israfı olacağını söyleyen ve ne gereği var diyen dar ufuklu, ön yargılarından kurtulamayan kardeşlerimizin cevap veremediği bir soru oldu... " Nasıl olurda Allah Rasulüne iftira niteliğindeki rivayetlerinde barındığı hadis ve tefsir külliyatlarına ve birçok insanın çalışmalarına bakarak Kur'an'ı yorumlamanın ve anlamanın yanlış olacağını düşünen ve farkeden kardeşlerimiz, bilim denen değişken ve kendini sürekli yalanların duran ve de yine insanların ürettiği ve deneylerle yürüttüğü dala ait bir gözle bu ayetlere bakmaktan mutmain olabiliyor? "
Düşünmekten, sürekli sorgulamaktan ve yanlışta ısrar etmeyen bir bakış açısı verdiği için Rabbimize hamdediyorum. Dua ediyorum herkese böyle bir bakış vermesi için. Ve buna vesile olan özellikle Mehmed amcam başta olmak üzere tüm kardeşlerimizden Rabbimin tekrar razı olmasını diliyorum...
Bekir Ziya
05.02.2017 23:01
Selamun aleykum
Son yaptiginiz yorumdan sonra bu delen yildizin Tarik yildizi oldugu belirginlesti. Hatta hep okuyup gectigimiz o "Delen" yildizin neyi delip gectigini dogrusu hic kafaya takmadigimizi da farkettim. Fakat modern bilimin kiyisindan bile gecmedigi hatta varligindan bile haberinin olmadigi ikinci gokte konumlanmis bir yildizin varligini nasil ispatlayacaksiniz, dogrusu merak ediyorum. Aslinda delip gecmesi, Ashabi Kehf orneginizdeki isigin ozelligiyle birlikte dusunuldugunde tek basina ikinci gokte oldugununun delili olabilecek bir ozellik. Konu beni fazlasiyla asmaya basladi. Zannedersem diger kardeslerin de yetersiz kalacagi bir asamadayiz ve sizin bir an once bu muskulu gidermenizi bekliyoruz hocam.
Fatih Sağlam
05.02.2017 22:44
sirius
Selamunaleykum
2. gökten dünyamıza ulaşan sabit bir ışık ararsak, ve kuranda da bu sabit yıldızın bahsi geçecekse, bu noktada ilk aklıma gelen şira (Sirius) yıldızı olur. Necm yani yıldız isimli surenin 49. ayetinde Şira yıldızından bahsediliyor.
Şira yıldızı, dünyadan gözüken güneş dışındaki en büyük yıldız. Ve sadece kuzey yarım küreden değil, her iki yarım küreden de görülebiliyormuş. Ben şimdiye kadar gözlemlemediğim için baktığımızda, ışığı yer değiştiriyor mu yoksa değiştirmiyor mu bilmiyorum. İnternette de bulamadım. Bu kadar önemli bir yıldız hakkında tahminimden çok çok az bilgi var ne yazıkki. Belki de insanların bu yıldıza yoğunlaşmasını istemiyorlar. Ama pasifikteki denizcilerin bu yıldız vasıtasıyla yollarını buldukları internette yazılı olduğuna göre bize göre sabitliğinden bahsetmek de yanlış olmaz. Bu da dünyamızın dönmediğini gösteren bir delil olabilir diye düşünüyorum.
Ayrıca Harun yahyanın bir belgeselinde bu yıldızın dünya ufkundaki doğuş periyodunun 365 gün 6 saat olduğu şeklinde bir anlatım var. bu çok ilgincime gitti ama ayrıntılı bilgiye ulaşamadım.

Tarık suresindeki karanlığı delen yıldızın da bu yıldız olduğunu söyleyebilirim.

selam ile...
Gülsüm Alagaş
05.02.2017 22:32
Selamunaleyküm
Saygıdeğer hocam. Öncelikle bizler için çok önemli olan bir konuyu hazır bir şekilde ortaya koyuşunuz ve sorulması gereken soruları da hazır bir şekilde sunuşunuzla bizlere doğru bir istikamet verdiğiniz için size minnettarız. Aynı yolun yolcusu olduğumuz şu dünyada yol açamasak da, açılmış doğru yolda kalıp bu kutlu yolun tozuna bulanma azim ve kararlılığını göstermemiz gerektiğini hatırladım.

Sorduğunuz son soru üzerine Kur’an’ı düşündüğümde, her Müslümanın aklına geleceği gibi benim de aklıma yüce kitabımızda bir yıldızı kendine isim edinmiş bir sure ve bu sureye isim olmuş bir yıldız geldi. Ne hikmetlidir ki göğün döndüğünü beyan eden ayet ile dünyanın değil göğün döndüğüne delil olabilecek yıldız da aynı surede bulunmaktadır.

Verdiğiniz doğru istikamette düşünmeye devam ediyor ve her zaman yaptığım gibi size dua ediyorum.
Orhan Akdeniz
05.02.2017 20:08
Selamunaleykum
Ara sıra devamsızlık yapmış olsam da, sınıfta sessizce yorumları okuyorum ve anlamaya çalışıyorum. Dünya mı dönüyor gök mü dönüyor başlığı altında hatırlatılan "dönüşlü göğe andolsun" ayeti ile dünyanın değil de göğün döndüğünü açıkça buyuruyor Rabb'imiz. Yapılan detaylı yorumlar ise bu meseleyi anlamamızı daha da kolaylaştırıyor.

Günümüz bilim dünyasının Allah'ı dikkate almadan yaptıkları araştırmalarını "gökte bir çatlak var mı? Tekrar tekrar bakıp bulamayan gözlerin kendilerine yorgun bir şekilde döndüğü" gerçeğiyle müfredatlarını yerle yeksan ediyor Rabbimiz.

Mehmed abi tüm katkılarından dolayı Allah senden razı olsun. Özel bir yıldız, özel bir işaret var mı konusunu anlamaya çalışarak aklıma gelen ayetleri paylaşmak istiyorum;

Göğe ve Tarık'a andolsun, Tarık'ın ne olduğunu sana bildiren nedir? (O) delen yıldızdır. (86-Târık 1..3)
İnşirah Melal
05.02.2017 16:58
Selamaleykum hocam
Gündeme taşıdığınız bu konu benim nezdimde bir noktaya ulaşmış olsa da son yorumumda da bahsettiğim Zeyd kardeşimizin dile getirdiği "yıldız izi" meselesini araştırırken karşılaştığım şeyler, bu meselenin bir nihayete varması için sorulması gereken belkide en önemli soruyu, yani sizin ikinci aşama diyerek gündem ettiğiniz “Bu meseledeki ikilemi ortadan kaldıracak Kurani bir delil var mıdır?” sorusunu doğrular nitelikteydi..

Zira daha sonrasında çok güzel bir örnekle apaçık bir şekilde genişleterek sorduğunuz bu sorunun Kur'an-ı Kerim'de bir cevabı olması lazım ki;

"Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde ulul elbab (zikir, hikmet ve hayır sahibleri) için gerçekten açık ayetler vardır." (3-Âl-i İmrân 190)"...korkup-sakınabilen bir topluluk için nice ayetler vardır." (10-Yunus 6)

gibi ayetlerdeki mesajlar yerini bulsun. Çünkü daha önceki yorumlarda zikredildiği üzere öncelikle ".. İman eden bir kavim için bunda elbette ayetler vardır." (27-Neml 86) buyurularak iman şartına bağlanmış bu meseleyi ayetlere dayanarak anlayıp iman eden müminlerin akıllarının üstünlüğüne inanıp akıllarıyla hareket edenlere işaret edecekleri bir yer olmalı ki, "...aklını kullanabilen bir topluluk için de ayetler.."(16-Nahl 12) olsun, söyleyecek sözleri gösterecek şeyleri olmalı ki; "..işitebilen bir topluluk için..." (10-Yunus 67)"..basiret sahibleri (gerçeği görebilenler) için birer ibret..." (24-Nûr 44) olsun.

Elbetteki "olması lazım ki" diyerek kurduğum bu cümleler bu konu özelindedir. Şayet daha fazla geç kalmamak için yeterince düşünmeden yazdığım bu cümleler haddi ve kastı aşmış ifadeler ise Rabbimden af diler uyarı ve ikazlara açık olduğumu bilmenizi isterim.

Velhasılı Bekir abi gibi dikkatle okuduğum son yorumunuzdaki büyük harflerle yazılmış "DELEREK" ifadesinin altının çizili olması ve genel anlatım görebildiğim kadarıyla konunun başından beri gündemimizde olan bir sureyi ve ayetlerini işaret ediyor..

SübhanAllah..! diyerek yeniden araştırmaya koyuluyorum inşaallah..

Selam ve dua ile..
Mehmed Alagaş
05.02.2017 13:26
Ve aleykümselam diyerek devam ediyoruz..
Bildiğiniz gibi Kur’an merkezli bu birlikte değerlendirmeyi açmamızın gayesi “Dönen dünya mı yoksa gök mü?” meselesinin Kur’an’a göre araştırılmasını ve ayetler ışığında değerlendirilmesini amaçlıyordu. Şimdiye kadar gelen yorumlarda gördüğümüz kadarıyla Kur’an’a göre göğün döndürüldüğü ve dünyanın bir karar yeri olduğu görüşü ağırlık kazanmış, açık ayetlere dayalı bir itirazla karşılaşılmamıştır.

Şimdi bir kısım insanlar günümüz bilimselliğini esas alarak dünyanın döndüğüne, bir kısım insanlar Kur’an-ı Kerim’i esas alarak dünyanın değil göğün döndüğüne inanacaksa; şanı yüce Rabbimiz “İsteyen öyle inansın, isteyen böyle inansın” buyurarak bu meseleyi ortada mı bırakmıştır yoksa Kur’an-ı Kerim’de dünyanın değil göğün döndüğüne dair bir ayet, bir delil indirmiş midir?

Önce yaşadığımız bu görsellikte ikilemi ortadan kaldıracak nasıl bir delil olabilir sorusunu düşünelim. Lunaparkta çok büyük bir atlı karıncanın ortasındaki geniş cam kavanozda olsak ve görsel olarak etrafımızdaki atlı karıncanın döndüğüne şahit olsak, atlı karıncanın ötesini göremeyen kavanozdaki insanlar, bu görsellikten hareketle ya kendilerinin de içinde bulunduğu kavanozun döndüğünü, ya da kendi dışlarındaki atlı karıncanın döndüğünü düşüneceklerdir!. Her iki taraf da müşahade ettikleri görselliği delil göstererek iddialarını sürdürecek ve bu tartışma devam edecektir.

Cam kavanozun içinde insanların bu tartışmasını, bu ikilemi ortadan kaldıracak olan yegane gözlem, atlı karıncanın dışına bakabilmek ve burada görülebilecek sabit bir şeyi esas alarak atlı karıncanın mı yoksa insanların içinde bulunduğu kavanozun mu döndüğüne karar vermektir. Atlı karıncanın dışındaki sabit noktaya göre atlı karınca dönüyorsa biz dönmüyoruz, atlı karınca dönmüyorsa biz dönüyoruz demektir.

Peki cam kavanoz misali dünyada olan ve göğün döndüğünü gözlemleyen biz insanlar, bu gözlemden hareketle “Dünya veya gök dönüyor” tartışmasına girmişsek, bu tartışmayı ortadan kaldırabilmek için birinci kat göğün dışından görebileceğimiz ve sabit nokta olarak kabul edebileceğimiz bir işaret var mıdır? Daha açık bir ifadeyle ikinci kat veya diğer göklerden birinci kat göğe giren ve dünyadan gözlemlenebilen sabit bir ışık, sabit bir işaret olabilir mi?

Zeyd kardeşimiz göğün dönüşüyle ilgili hesaplamalar yaparken, gözlemlere dayalı bilimsel verilerin en düşüğünü yani 5 milyar ışık yılını esas alarak göğün tavanındaki dönüş hızıyla ilgili bir hesap yapmıştı. En düşük veriyi esas alan Zeyd kardeşimiz, bu veriden hareketle ve doğru bir hesaplamayla birinci kat göğün tavanındaki dönme hızının (ikinci kat gök dönmüyorsa) saniyede 360.000 ışık yılı olabileceğini belirtmişti. Kesin olmayan bu rakamlar aşağı veya yukarı ne kadar değişebilir olursa olsun, değişmeyecek olan gerçek birinci kat göğün tavanındaki dönme hızının, ışık hızının çok çok ötesinde olacağıdır.

Oysa bizler Ashab-ı Kehf kıssasındaki “(Onlara baktığında) görürdün ki, güneş doğduğunda mağaralarının sağına sapıp-meyleder, batarken de onları sol yandan (teğet) geçer-giderdi ve onlar onun geniş boşluğundalardı… (18-Kehf 17)” buyruğundan da biliyoruz ki, güneş ışığı da dahil hiçbir ışık, ışık hızında dönen bir şeyin içine giremez ve o şeyin dışından teğet geçmek zorunda kalır.

Bildiğimiz bir ışık, saniyede bir ışık hızıyla dönen bir nesnenin içine bile delip-giremiyorsa, saniyede binlerce ışık yılı hızıyla dönen birinci kat göğün tavanını delerek bize ulaşabilecek sıra dışı bir ışık veya birinci kat göğe ait olmayan özel bir yıldız olabilir mi? Daha açık bir ifadeyle normal ışık hızından çok daha büyük bir hızla dönen birinci kat göğü DELEREK bize gözükebilecek ve asıl itibariyle bu göğe ait olmayan özel bir yıldız, özel bir işaret var mıdır ki, bu sabit işarete bakılarak göğün mü yoksa dünyanın mı döndüğü kesinlik kazanabilsin.

Şimdi bu sorunun cevabını hep birlikte Kur’an-ı Kerim’de araştırabiliriz..
Mehmed Alagaş
04.02.2017 14:25
Selamunaleyküm
Bir sükut ve sakinlik ortamındayız.
Tefekkürden kaynaklandığını umduğum bu sakinlik ortamında yorumları tekrar okudum. Kur’an-ı Kerim’i esas alarak çok anlamlı katkılarda bulunan bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum. Ancak geneldeki bu suskunluk, konuyla ilgilenen kardeşlerimizin şaşkınlıktan kurtulamadığını göstermektedir. İyi ama bu konuda iddialı konuşmalar yapan kimseler neden susuyor? Çok iyi biliyoruz ki günümüz bilimselliğine göre şayet dünya sabit, gök dönüyor kabul edilseydi ve bizler çıkıp da “Kur’an’a göre gök değil dünya dönüyor” deseydik, kendilerine ilim adamları denilen bu kimseler hiç susmayacak ve göğün dönüşüyle veya dünyanın da cennet ve cehennem gibi sabit bir karar yeri olduğuyla ilgili hiçbir ayeti tevil etmeye gerek duymadan ve bu konudaki bütün ayetlerin zahiri manasına sadık kalarak bizlere “Gök değil dünya dönüyor” iddiamızın Kur’an’a göre apaçık bir yanlış olduklarını söyleyeceklerdi.

Peki şimdi niye, şimdi niye susuyorlar?
“Dünya değil gök dönüyor” iddiamız karşısında da ayetlere göre göğün değil dünyanın döndüğünü neden savunmuyorlar? Yoksa karşı gelmekten korkarak kutsadıkları bilimselliğin, kutsadıkları Kur’an’la çelişmesinden mi sakınıyorlar? Hiç kusura bakmasınlar bizler sadece Kur’an’ı kutsadığımız için bilimselliğe karşı böyle bir korku ve sakınca duymuyor, birbiriyle çelişen iki iddia varsa hiçbir çelişkiye düşmeden Kur’an-ı Kerim’in iddiasını kabul ediyoruz. Tabi ki iman ettiğimiz bu Kurani gerçekliği aklen anlamaktan ve savunmaktan da geri durmuyoruz.

Yaklaşık bir ay beklememize rağmen ayetlere dayalı ciddi bir Kurani itirazla karşılaşmadığımız için artık beklemekten vazgeçerek “Bu meseledeki ikilemi ortadan kaldıracak Kurani bir delil var mıdır?” sorusuyla konumuzun ikinci aşamasına geçecek ve bazı çevrelere rahatsızlık veren bu meseleyi bitireceğiz.
Dua ile..
Mehmed Alagaş
03.02.2017 13:46
Ve aleykümselam
Güzel dualarınıza amin diyorum. Sınıfın tembel öğrencisi değilsin Selami kardeşim. Kaldı ki yanlış istikametteki çalışmalarda çalışkan öğrenci olmaktansa, doğru istikametteki çalışmalarda tembel öğrenci olmak daha iyidir. Gördüğünüz gibi yanlış istikamette çok çalışarak yol alanların, bu yanlıştan dönmeleri çok daha zor oluyor.

Allah kelamı olan Kur’an-ı Kerim’e iman ile yaklaşmak elbetteki çok önemli Bekir kardeşim. Birçok ayet-i kerimenin sonunda yer alan “Bunda iman edenler için ayet vardır” buyruğu, bizleri söz konusu ayetleri görmenin ve anlamanın yegane şartı olan imana davet etmektedir. Temiz kaynaktan temiz su doldurabilmemiz için nasıl ki testimizdeki eski birikimleri dökmemiz, testimizi boşaltmamız gerekiyorsa; Kur’an-ı Kerim gibi tertemiz bir kaynağa da bu bilinçle yaklaşmalı, gereği gibi iman ettiğimiz ayetleri geleneksel veya güncel ön kabullerimizden arınarak tefekkür etmeliyiz. Bunu yapmadığımız zaman ayetlerdeki temiz ve berrak manayı anlamak yerine, farkında olmadan ön kabullerimizin etkisinde kalarak bu ayetleri teville manalandırma çıkmazına saparız. Zaten dini konularda önemli yanlışlara düşen kardeşlerimizin de hatası bu değil midir?

Sizler bunlardan sakınır ve ön kabullerinizi arkanıza bırakarak iman ettiğiniz Kur’an ayetlerini Kur’an bütünlüğünde tefekkür ederseniz, Rahman olan Rabbimiz elbetteki sizlere bu ayetlerini gösterecektir. Ayetlerde karşılaştığınız bazı açık gerçeklikler bütün insanların ön kabullerine ters olsa da, Allah’a ve Allah’ın ayetlerine yönelik imanınızdan kaynaklanan bir mutmainlikle “Hak budur” diyeceksiniz ve kınamacıların kınamasından, alaycıların alayından hiç çekinmeden bu hakkı savunacaksınız. Bileceksiniz ki hüküm hak, akibet hayırdır.
Dua ile..
Selami Özcan
03.02.2017 11:23
Teşekkür Ederim
Dönen Dünya Mı? Yoksa Gök Mü?sorusunda;Dünyanın dönmediğini çok iyi anlamış oldum.
Dönen Gök,ama;Güzel sorular soran diğer kardeşlerimin sorularına vermiş olduğunuz,Kısa cevaplardaki uzun, hatta, benim için kısa dönemde bitmeyecek olan mesajlarınızı aldım,daha doğrusu almaya çalışıyorum. Hatta şunuda itiraf etmeliyim kendimi sınıfın en tembel öğrencisi olduğumu hissetmeye başladım.Daha çok okumalı ve tefekküre devam etmeliyim.

Tekrar teşekkür ederim Mehmed hocam,Allah razı olsun senden.iyiki varsın..
Bekir Ziya
02.02.2017 22:42
Esselamu Aleykum
Hocam, zaten kuslarla ilgili yazdiklariniz aklima geldigi icin sormustum. Duman kelimesi aninda bana kuslarin bir duman gibi gokyuzunu kaplamiscasina insanlarin ustune tas yagdirmasini dusundurttu. O duman, bu duman mi diye dusundugum icin sordum. Sizi okudukca ve takip ettikce ne kadar cok az sey bildigimi tekrar tekrar hatirlattiginiz ve Yuce Kitabimiza nasil bir imanla yaklasmam gerektigini ogrettiginiz icin Rabb'imden sizin icin magfiret diliyorum hocam.
Mehmed Alagaş
02.02.2017 21:36
Ve aleykümselam
Duman gibi Kur’an’la ilgili olan her sorunun cevabını yine Kur’an-ı Kerim’de ara Bekir. Kitablarımızda Rahman’ın kuşları tutmasıyla ilgili yazdıklarımızı hatırlamıyorsan, aşağıdaki ayetleri parantez içi açıklamalarımızla beraber tefekkür ederken, madem ki dikkatlisin “Siz yakında Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz” buyruğunu da Mehmed abinin çok büyük harflerle yazdığını kabul et.

“Yoksa gökte olanın üzerinize taş yağdıran (kuşlar) göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz yakında Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz. (17) Andolsun ki kendilerinden öncekiler de (Lut kavmi, Eyke halkı ve Fil ashabı da bunlar gibi) yalanladı. (Bir bak, inkarcıları) inkarım nasıl oldu? (18) Onlar, üstlerinde kanat açıp kapayarak dizi dizi uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman'dan başkası (engelleyip) tutmuyor. Muhakkak ki O, her şeyi hakkıyla görendir. (19 (Kuşları tutup-engelleyen) Rahman'dan başka ona (taş yağdırana) karşı size yardım edecek ordunuz-askerleriniz kimdir? Kafirler ancak (kendilerini aldatan) bir gurur içindedirler. (67-Mülk 17..20)”
Bekir Ziya
02.02.2017 21:04
Selamun aleykum
Hocam "Duman" kelimesini vurgulu yazdiginiza gore sanki sormadigim bir konuya cevap vermek istemissiniz gibi. Bu duman, Kur'an'daki duman mi yoksa?! Yanlis mi anlamisim?
E. Şentürk
02.02.2017 13:56
Suphanallah
Mehmet hocam benim için çok önemli ve yeterli olan açıklamınız için müteşekkirim. Allah razı olsun.
Mehmed Alagaş
01.02.2017 22:59
(1)
Ve aleykümselam
Bekir kardeşim günümüz teknolojik imkanlarını ve silahlarını gözünde fazla büyütme. Değil Ye’cuc Me’cuc, kuşlar ortak bilinç ve emirle organize olup bir DUMAN gibi insanlığın üzerine gelseler ve ayaklarıyla tuttukları taşları insanların üzerine bıraksalar, günümüz insanlığı bu felaketi dahi engelleyemezler. Ayrıca yarının bilimi demirin ne olduğunu ve demirdeki kuvvetin sırrını Zülkarneyn (a.s.) kadar bilseydi, Ye’cuc ve Me’cuc çıktığında ondan yardım istemeye hiç gerek duymazlardı. 5 yıl diyerek Nuh (a.s.)’ın duasıyla yaklaşık beşbin yıl önce kendilerine yer üstünden uzaklık verilen Ye’cuc ve Me’cucun kulluk sorumluluğunu kastediyorsan, mahiyetini bilmemekle beraber verdiğin ayet istikametinde bir sorumluluk içinde olduklarını söyleyebiliriz.

E. Şentürk kardeşim sorduğun soruyla ilgili olarak aklıma yüzlerce ayetten kaynaklanabilecek üç ciltlik bir anlatım geliyor. Kur’an araştırmalarıma başladığım yıllarda anlatmakta değil anlamakta zorlanırken, meseleler derinleştikçe anlamaktan ziyade anlatmakta zorlanır oldum. Tabi ki Kur’an kıssalarını Kur’an bütünlüğünde ele almak ve bu bütünlük içinde anlamaya çalışmak lazım. Zülkarneyn (a.s.) kıssasını da böyle bir bütünlük içinde ele aldığımız zaman, her ayetin ortak bir anlam kazandığını görüyoruz. Anlatması oldukça uzun olan bu meseleyi Kur’an araştırması yapan ve Kur’an’a vakıf olan kardeşlerimizin anlayabileceği bir şekilde kısaca özetleyecek olursak, Zülkarneyn (a.s.)’ın zamanda seyahatiyle ilgili olarak herbiri ayrı kitab konusu olabilecek şu maddeleri söyleyebiliriz.,

1. Zülkarneyn (a.s.) Kıssasında “Gerçekten Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona (yapmak istediği) her şey için bir sebeb (yol ve imkan) verdik. O da (sebebe tabi olup) bir yol tuttu. Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca, onu 'kara-sıcak bir gözede' batmakta buldu.. (18-Kehf 84..86)” buyurulmaktadır. “İki deniz arası” kitabımızda daha geniş açıkladığımız gibi Zülkarneyn (a.s.)’ın bu yolculukları uzun asırlardır doğuya ve batıya doğru yaptığı yolculuklar olarak anlaşılmıştır. Ancak ayet-i kerimelerde Zülkarneyn (a.s.)’'ın doğu veya batı gibi bir yöne değil, güneşin doğduğu ve battığı bir yere gittiği zikredilmektedir.

Güneşin doğduğu veya battığı yer, insanın bulunduğu noktayla ilgili görece bir yer olduğuna ve insanın bulunduğu konuma göre, güneş dünyanın her yerinde doğup, her yerinde batacağına göre ayette çoğul değil tekil olarak zikredilen bu yer neresidir? Güneş dünyanın her noktasından doğup, her noktasından battığına ve şanı yüce Rabbimiz bu ayette çok olasılıklı muğlak bir yerden bahsetmediğine göre, ayet-i kerimedeki "Güneşin battığı yer" ifadesiyle, nereye işaret edilmektedir? İşte bu önemli sorumuza ayetleriyle cevap veren Kur'an-ı Kerim, bizlerin ufkunu genişletmekte ve bizlerin dikkatini güneşin gerçekten batacağı bir yere, görece olarak da hiç değişmeyecek olan tek bir yere çekmektedir.,

"Güneş, köreltildiği (dürülüp, sönmeye başladığı) zaman, (81-Tekvir 1)"

Kıyametten önce güneşin körelmeye, dürülüp-sönmeye başlaması, görece olarak değişmeyen tek bir yerde gerçekleşecek olan son güneş batımıdır. Binlerce yıldır dünyanın bir tarafındaki insanlar güneş battı derken, diğer bir tarafındaki insanlar güneş doğdu diyorlarken; bu son güneş batımı, dünyada kalan son insanlar için bir daha doğumu olmayacak gerçek ve tek bir batımdır. Çünkü bu güneş batımı dünyevi bir ufukta değil, "Onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu" ifadesinde işaret edildiği gibi kara bir gözede yani günümüz tabiriyle bir karadelikte gerçekleşecektir. Ayetlerin işaret ettiği bu gerçeklikler Zülkarneyn (a.s.)’ın geleceğe yani güneşin en son batacağı zaman dilimine gittiğini göstermektedir.

2. Ayetin devamında “Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca, onu 'kara-sıcak bir gözede' batmakta buldu, yanında da bir kavim gördü. Dedik ki "Ey Zülkarneyn (istiyorsan) onlara azab da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin. (18-Kehf 86)” buyurulmaktadır. Bizler çok iyi biliyoruz ki Rahman olan Rabbimiz normal şartlarda hiçbir kavmin kaderini veya akibetini, peygamber bile olsa bir insanın keyfi kararına veya kişisel tercihine bırakmaz.

Rabbimizin Zülkarneyn (a.s.)’a "Onlara istersen azap et, istersen güzellikle davran" demesinin Kur'an-ı Kerim'e göre yegane hak açıklaması, toplumlarla ilgili Sünnetullah'ın dördüncü aşamasını yaşayan bu kavim hakkında hükmün verilmiş, kalemin kırılmış olmasıdır. Daha açık bir ifadeyle Allah'a davet edilmelerine, Sünnetullah ile korkutulmalarına, kendilerine tanınan mühlet döneminde önemli ayet ve mucizelerle karşılaşmalarına rağmen iman etmeyen bu insanlar; Sünnetullah'ın dördüncü aşamasına geçmekte ve kendileriyle ilgili helak hükmü kesinleşmektedir.

Nitekim Zülkarneyn (a.s.)’ın güneşin en son battığı yer ve zamanda karşılaştığı bu kavim, küfürleri nedeniyle mü'minlerden ayrılan ve kıyametin üzerlerine kopacağı son insanlardır. Kıyamet öncesi tecelli eden birçok ayet ve alamete iman etmeyen, teslimiyet göstermeyen bu insanlar; tecelli eden son duman ayetinden sonra çaresiz kalan, bütün insanları sarıp-kuşatan bu acıklı azap üzerine "Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz. (44-Duhan 12)" demelerine rağmen Rabbimizin "Biz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; ama siz (yine küfre) dönecek olanlarsınız. (44-Duhan 15)" buyurduğu gibi verdikleri sözden dönen ve haklarında helak hükmü kesinleşen insanlardır.

3. Bizlerin bildiği bu Sünnetullah gerçeğini Zülkarneyn (a.s.) bilmiyor muydu ki, haklarında helak hükmü kesinleşmiş olan bu kavimle ilgili olarak "Kim zulme saparsa biz onu azablandıracağız, sonra da Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azabla azablandırıverir. Kim de iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan da kolay olanını söyleyeceğiz. (18-Kehf 87.88)" demektedir. İşte bu önemli sorunun cevabı, Zülkarneyn (a.s.)'ın sahip olduğu imkan ve özelliklerle ilgilidir. Mesela değer verdiğiniz bir insan bir kişiyi öldürse, onun hakkında kısas hükmü kesin olacağı için şimdiki zamanda onu kurtarabilecek herhangi bir davette, bir nasihatte bulunamazsınız. Ancak Zülkarneyn (a.s.) gibi bir imkana sahipseniz cinayet öncesi zamana dönebilir ve değer verdiğiniz o insana gerekli nasihatte ve davette bulunabilirsiniz.

Dolayısıyle Zülkarneyn (a.s.)’ın o kavime yönelik daveti, aynı zaman diliminde yapılmış bir davet değildir. Zülkarneyn (a.s.) sahip olduğu imkan ve özelliklerle bu son dönemin bir öncesine dönmüş ve helak hükmünün kesinleşmediği bu dönemde söz konusu daveti yapacağını bildirmiştir. Bu yolculukları tek kişi olarak yapmasına rağmen insanlara götüreceği davette ve tehditde "Biz" ifadesini kullanması ise bu haberi Kur'an-ı Kerim'den öğrenen bütün müslümanların bu olaya hazırlıklı olduklarını ve o dönemde onun yanında yer alacaklarını göstermektedir.

4. Kıssanın devamında “Sonra (yine sebebe tabi olup) bir yol tuttu. Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu (güneşi) kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. İşte böyle idi. Biz onun yanında olan herşeyi (bildiklerini ve yaptıklarını) hubren (evvel ve ahir ilmiyle) büsbütün kuşatmıştık. (18-Kehf 89..91)” buyurulmaktadır. Geleceğe yaptığı yolculukta henüz yaşanmamış tarihe müdahil olduğunu gördüğümüz Zülkarneyn (a.s.)’ın, geçmişe yaptığı bu yolculukta Rabbimizin ilmen kuşatması altında olduğu için yaşanmış tarihe hiçbir müdahalede bulunamadığını, o insanlarla konuşarak bile olsa bir iletişime geçemediğini görüyoruz. Kendilerine güneşten bir siper olmayan bu kavimin yaşadığı yer ise bir çöl değil Piri Reis haritasında gördüğümüz ve altı bin yıl önce erimiş olan kutuplardaki buzul bölgesidir.

(Devamı alt yorumda)
Mehmed Alagaş
01.02.2017 22:32
(2)
5. Yine kıssanın devamında farklı bir zaman diliminde Ye'cuc ve Me'cuc seddinin yapılması bildirilmekte ve bu sedle ilgili olarak “Artık (Ye'cuc ve Me'cuc) onu ne aşmaya, ne de onu delmeye muktedir olabildiler. (Zülkarneyn) dedi ki "Bu (engel, size) Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiği zaman O bunu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır." (Seddin dümdüz olacağı) o gün, Biz onları birbiri içinde dalgalanır halde bırakmışızdır. Sur'a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya getirip-toplamışızdır. (18-Kehf 97..99)” buyurulmaktadır.

Yaşanmış tarihe müdahil olamayan Zülkarneyn (a.s.) acaba tarihin hangi dönemlere gitmiş ve hangi dönemlerinde gözükerek olaylara müdahil olmuştur sorusuna Kur'an-ı Kerim "Kıyamet öncesi Ye'cüc ve Me'cücün çıktığı dönemdir" cevabını vermektedir. Bildiğiniz gibi dünya insanları için başlı başına bir fitne ve musibet olan bu hadise, kıyametten önce tecelli edecek olan bir ayet, kıyamet öncesi dönemde meydana gelecek bir hadisedir. Efendimiz (s.a.v.)'in Buhari'de zikredilen "Bu Beyt'e Ye'cüc ve Me'cüc'den sonra da hacc yapılacak, umre icra edilecek." haberi de, bu olayın kıyamet öncesi dönemde gerçekleşeceğini ve kıyametin daha sonra kopacağını bildirmektedir.

Peki bütün dünyayı sarsacak ve kuşatacak olan böyle bir hadise yaşanmış mıdır yoksa yaşanacak mıdır? Bu muhteşem olay geçmişte yaşanmışsa, Zülkarneyn (a.s.)’ın yaptığı bu sed ayetlerdeki açık ifadeye göre ancak Sur’a üfürüldüğünde yani kıyametle beraber yıkılacak olduğuna göre kıyametle karşılaşan ve kıyamet dehşetini yaşayan insanlar için bu olay ne bir ayet, ne bir musibet olacak, ne de bu olaydan sonra da hac ve umre yapılabilecektir.

Yaklaşık olarak ikibinbeşyüz yıl önce yaşayan Zülkarneyn (a.s.) bu seddi kendi zamanında yapmışsa, dünyayı sarsacak bu muazzam olaydan niye en ufak bir iz, tarihi bir haber veya yapılan bu sedden en küçük bir kalıntı yoktur? Yoktur çünkü “Sona Son Kala” kitabımızda daha geniş açıkladığımız gibi “Ye’cüc ve Me’cüc Rahman suresinde zikredilen (55/31..35) sakaleyndir ve Zülkarneyn (a.s.) seddi yapmasına rağmen bu sed, yaşadığımız zaman diliminde henüz yapılmamıştır. Nitekim Zülkarneyn kıssasında olup-bitmiş olarak bildirilen bu olay, Rahman suresinde olacak bir olay olarak bildirilmekte ve bu konuda ciddi araştırmalarda bulunan müslümanların birçok sorusuna açık cevaplar vermektedir.

6. Geçmiş tefsirlerde Zülkarneyn (a.s.)’ın Büyük İskender olduğunun söylenmesi, Süleyman (a.s.)’ın mülkle ilgili duasındaki “Benden sonra kimseye nasip olmayacak …..” ayrıntısındaki önemli hikmetin anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır. Bu ayrıntı ve bu ayrıntının bizlere bildirilmesindeki hikmet anlaşıldığı zaman Süleyman (a.s.)’dan sonra kendisine böylesine bir mülk ve kudret verilen kişinin, Süleyman (a.s.)’dan başkası olmadığı anlaşılacaktır. Nitekim ”Zülkarneyn" ifadesi bir isim değil bir sıfat, bir lakaptır. Şanı yüce Rabbimiz Yunus Aleyhisselam'a "Zünnun" veya İsa Aleyhisselam'a "Mesih" sıfatını verdiği gibi, farklı zamanlara gitme imkanı verdiği Süleyman Aleyhisselam'a da (iki asr, iki zaman sahibi anlamına gelen) "Zülkarneyn" sıfatını vermiştir. Ki kitab çalışmalarımızda bunu detaylı olarak açıkladık.

7. Kur’an-ı Kerim’de bizlere bildirilen mucizevi olayları emre ve ilme bağlı olaylar olmak üzere iki ayrı grupta tefekkür edebiliriz. Mesela emre bağlı mucizevi olaylar olduğu için bizlere şaşırtıcı gelen ateşin yakmamasının, denizin yarılmasının veya çamurdan yapılan bir kuşun üflenerek canlanmasının ilmi sebebleri yokken; “Yoksa sen Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın? (18-Kehf 9)” buyruğunda işaret edildiği gibi ilmi bir ayet-ilmi bir mucize olan Ashab-ı Kehf'in üçyüz yıl zamanın kıyısına çekilmesinin, kıssada devam ayetlerde beyan edildiği gibi ilmi nedenleri ve açıklamaları vardır. Dolayısıyle İlahi emre bağlı mucizelere imanla, ilme ve sebeblere bağlı mucizelere ise iman ve tefekkürle yaklaşılması gerekmektedir.

Ne yazıktır ki Rabbimizin emre dayalı mucizelerini sebeblere dayamak için araştırmalarda bulunan ve İbrahim Aleyhisselam'ın yanmamasını amyantlı gömlekle, Kızıldeniz'in yarılmasını ise med-cezir olayı ile açıklamaya kalkışan düşünürler(!) asıl araştırılması gereken ilme dayalı mucizeler konusunda tuhaf bir tembelliğe girmekte ve Rabbimizin ilme dayalı mucizelerinin sebeblerini yani ilmi dayanaklarını hiç araştırmamaktadırlar!.

Herneyse diyerek konumuza dönecek olursak İlahi emre değil ilmi sebeblere bağlı bir olay olan Ashab-ı Kehf kıssasında, düşünenler ve hidayete tabi olanlar için bu ilmi sebebler açıklanmakta, üçyüz yıl zamanın kıyısına çekilme olayının, nasıl ve ne şekilde gerçekleştiği beyan edilmektedir. İşte bu ilme ve bu ilmin ötesine vakıf olan Süleyman (a.s.)'ın zamandaki ve mekandaki bütün seyahatleri, emre değil ilme dayalı seyahatlerdir. Çünkü ayet-i kerimelerde beyan edildiği gibi Rahman olan Rabbimiz Zülkarneyn yani Süleyman (a.s.)'a her şey için bir emir veya bir kelime değil, her şeye bir sebeb ve bu sebeblere bağlı ilmi bir yol vermiştir. Nitekim zamanda seyahatin yüksek hızla, yüksek hızın ise iç içe mekansal dönmelerle elde edileceğini bilen Süleyman (a.s.)’ın yaptırdığı büyük havuz genişliğindeki çanaklar ve yerinden sökülemeyen kazanlar da yemek-içmekle değil zamanda veya bulunduğu zamanın mekanında-gökyüzünde seyahat etmesiyle ilgilidir.

8. Zülkarneyn yani Süleyman (a.s.)’ın bulunduğu zamanın mekanında-gökyüzünde seyahat ettiğinin beşeri alemdeki delillerinden birisi de Piri Reis haritasıdır. Asırlardır gaflet uykusunda olan dünya müslümanları ne tuhaftır ki bu haritayı ve bu haritada yer almasına rağmen altı bin yıl önce eriyen buzul coğrafyasının nasıl çizildiğini hiç düşünmezler. Bu sıradışı harita günümüz insanları için bir şaşkınlık vesilesi olsa da, Süleyman (a.s.)’ın Zülkarneyn lakabıyla güneşin doğduğu yere yani önceki zamanlara seyahat ettiğini bilen müslümanlar için tabi ki şaşırtıcı değildir. Nitekim Piri Reis yaptığı bu haritayla ilgili olarak haritasının kenarına "İskender-i Zülkarneyn zamanında telif olmuş hartidir ki" notunu düşerken (öyle görülüyor ki kendisi de tefsirlerdeki genel kanaate göre Zülkarneyn'in Büyük İskender olduğunu zannediyordu), Bahreyn kitabında ise Hz. Süleyman'ın haritalarından faydalandığını belirtmektedir.

9. Rabbimiz Cin suresinde “O, gaybı bilendir. (Kıyamet saatiyle ilgili) gaybını kimseye zahir etmez-açmaz. Ancak beğenip-seçtiği (açmayı dilediği) bir Resul bunun dışındadır. (Ona açıp-zahir ettiği için) onun önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar. (72-Cin 26.27)” buyurarak sadece bir resulün kıyamet saatiyle ilgili bu bilgiye vakıf olduğunu fakat bu bilgiyi hiç kimseye açmaması, bildirmemesi için önüne ve arkasına gözetleyiciler koyduğunu bildirmektedir. Buradaki soru bu insan resulün (ki bunu açıkladık), söz konusu bilgiyi nasıl elde ettiğidir. Sadece Rabbimize ait olan bu bilgiyi o kişiye Rabbimiz vermişse, Resulullah (s.a.v.) dahil hiçbir peygambere verilmeyen bu bilgi söz konusu Resule neden verilmiş ve verildikten sonra neden sıkı gözetim altına alınmıştır? İşte bütün bu soruların Kurani cevabında karşımıza Süleyman (a.s.)’ın Zülkarneyn lakabıyla güneşin kara bir gözede battığı yere yaptığı yolculuk geliyor ve açıklanmasına kesinlikle izin verilmeyen bu bilgiye, kendisine verilen imkan sayesinde görsel olarak ulaştığını anlıyoruz.

10, 11, 12 diyerek gitmek isterken, “Yaratılış ve İnsanlık Tarihi” kitabımızın ilgili bölümlerinden uzun alıntılar yapma gereği duyuyorum. Fakat yazı çok uzayacağı için meseleyi şimdilik burada kesiyor ve ilgilenen araştırmacı kardeşlerime isterlerse kitabımızın ilgili bölümlerini dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum. Bu konuları ciddi bir şekilde araştıran ve düşünen kardeşlerimiz, bu önemli bağlantıları dikkate aldıkları zaman bütün taşların yerli yerine oturduğunu ve olayların birbirini nasıl tamamladığını görebileceklerdir.

Bundan kısa özetleyemediğim için özür diliyor, sabrınız için teşekkür ediyorum.
E. Şentürk
01.02.2017 16:50
Selam
Mehmet hocam bir hafta önce öğrendiğim sitenizi dikkatle takip ediyorum. Bu önemli konuyu gelişi güzel ortaya atmadığınızı, Kurana ve akla uygun açıklamalarınızda görüyorum. Defalarca okuduğum bir önceki yorumunuzda “Belli bir hıza ulaşarak zamanda yolculuğu mümkün görmeme rağmen zamandan çok farklı ve çok yavaş bir hızla yer değiştiren mekan konusuna takılmış, bunun mümkün olamayacağını düşünmüştüm” demeniz yani bu kısa ve veciz ifadeniz, konuya derinlemesine hakim olduğunuzu gösteriyor. Ben de biliyorum ki zamanda yolculuğun aşılması en imkansız görünen handikapı bu. Yorumunuzda söylediğiniz gibi Hz. Zülkarneyn zamanda yolculuk yapmışsa, bu olay geçmişi ve geleceği aynı mekanda yaşadığımızı yani dünyanın sabit bir karar yeri olduğunu gösteren ayrı bir delil olur.

Fakat ben ashabı kehf olayındaki zamanın dışına çıkmayı kabul ediyor olsam da Zülkarneynin zamanda yolculuk yapıp-yapmadığı konusunda emin değilim. Siz ise daha emin bir yaklaşımla kıssayla ilgili ayetlerin başka açıklamasının olmadığını yazıyorsunuz. Bu konuya biraz açıklık getirirseniz müteşekkir olurum.
Saygılarımla.
Bekir Ziya
01.02.2017 15:40
Selamun aleykum
Hocam konu ilerlemisken ve neredeyse bir karara da baglanmisken, sizin de yorumlarinizi yaparken ara ara degindiginiz Ye'cuc ve Me'cuc ile ilgili bir kac soru sormak isterim. Yecuc, Mecuc ciktiginda insanlar aciz kalacaksa bu nasil olur? Onlarin elinde teknolojik hicbir sey yokken, insanlarin elinde her turden gelismis silah mevcutken nasil aciz kalinir? Yoksa onlar her tepeden akin ettiklerinde insanoglunun elindeki teknoloji kullanilamaz hale mi gelmis olacak? İkinci olarak, Allah(cc), "Biz elci gondermedigimiz bir toplulugu sorumlu tutmayiz" dedigine gore, yaklasik olarak 5 yildir yerustunden uzaklastirilmis olan bu toplulugun sonraki nesillerinin durumu ne olacak? Yoksa, onlar yerustunden cekildikten sonra tipki Ashabi Kehf gibi bir uygulamaya mi tabi tutuldular ve 5 yili kisa bir sure gibi mi algilayacaklar?
İnşirah Melal
01.02.2017 03:01
Selamaleykum
Konuyu ana başlığından koparmaktan çekindiğim için birbiriyle çok ilgili olduğunu düşünsem de bir çok meseleyi gündeme getirememiştim. Lakin kardeşlerimiz vesilesiyle bazılarına kısmen de olsa değinilmiş olmasından dolayı hoşnut olduğumu ve daha geniş ele alındığı başlıkları merakla beklediğimi bilmenizi isterim.

Ayrıca bu konunun bana kattıklarıyla son zamanlarda çıkan kitaplarınızı bilhassa da "yaratılış ve insanlık tarihi" kitabını tekrar okumam gerektiğini düşünerek başladığımı da paylaşmış olayım. Yine Zeyd kardeşimizin son yorumunda bahsettiği "yıldız izi” meselesinin de, konuyla ilgili kardeşlerimiz tarafından dikkate alınması ve üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.
Mehmed Alagaş
31.01.2017 22:21
Ve aleykümselam
İki doğu ve iki batının dünyanın sabitliğinden ziyade göğün dönüşü ile alakası var Selçuk kardeşim. “Yaratılış ve İnsanlık Tarihi” kitabımızda açıkladığımız gibi Kur’an’da sadece insanlar muhatap alındığında doğu ve batı denilirken, insanlarla cinler birlikte muhatab alındığında iki doğu ve iki batı ifadesi kullanılmaktadır. Tabi ki bu farklı ifadeler bizler gibi dünyaya bağımlı olmayan cinlerin ayrı doğuları ve ayrı batıları olduğunu gösterir.

Güneş ve ay elbetteki gökle birlikte dönüyor. Ancak şanı yüce Rabbimiz aya ve güneşe göğün hareketinden ayrı olarak birer yörünge tesbit etmiş ve bu yörüngelerde akıp-gitmelerini buyurmuştur. Dolayısıyle kameri aylar, ayın belli bir yörüngede akıp gitmesinden kaynaklanırken, yaklaşık 365 gün olan güneş yılı ve mevsimler de güneşin dünya etrafında dönmesinden kaynaklanmaktadır. Cinlerin doğu ve batısı ise göğün dönüşünden kaynaklanan bir doğu ve batıdır. Bu doğu ve batıda neyin doğup battığı konusunda Kur’an-ı Kerim’de önemli bir ipucu olsa da, mahiyetini tam anlayamadığımız bu durum bizlerde henüz kesinlik kazanmamıştır.

Dua ile.
Selçuk Ege
31.01.2017 21:17
iki doğu ve iki batı
selamunaleykum.
sanırım uzun yorumlar arasında kacırdığım bazı noktalar var hocam.
iki doğu ve iki batı, insanların ve cinlerin doğuları ve batıları mı?
bunun dünyanın sabitliği ile alakasını anlayamadım.
ayrıca dünya dönmüyor ise (ki dönmediğini düşünüyorum artık) bu durumda gece ve gündüz nasıl oluşuyor? güneş, içinde bulunduğu gök ile birlikte 24 saatte dünyanın etrafında mı dönüyor acaba?
selamlar
Ömer Muhtar
31.01.2017 17:42
Selamaleykum
"O küfre sapanlar görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) gökler ile yer birbiriyle bitişik iken (mekanları yokken), Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de (düşünüp) inanmayacaklar mı?
(21-Enbiyâ 30) "
Zeyd kardeşin ve Alagaş hocamın konuyu daha da anlaşılır kıldığı yorumları için rabbim razı olsun.
Yukarıda ki ayet bize yerle göğün ayrıldığını açıkça beyan ediyor. Bu durumda gökle beraber dünyanın da dönmesi için ayrı mekanlarda değil, birleşik olması gerekir diye düşünüyorum. En doğrusunu Allah bilir. Selam üzerinize olsun inşaallah.
Mehmed Alagaş
31.01.2017 16:46
Ve aleykümselam
Zeyd kardeşimiz seni anlamakta zorlansa da ben seni anlıyorum Bekir kardeşim. Konuyla ilgili ayetlere 40 yıllık bir ön kabulle baktığınız zaman elbetteki ayetlerde gözükeni değil, görmek istediğinizi görmeye çalışacaksınız. Bu ön kabullerinizi bir kenara bırakarak konuyla ilgili bütün ayetlerle birlikte “Dünyayı bir karar yeri kıldık” buyruğunu tefekkür ettiğiniz zaman, “Karar yeri” ifadesinin Kur’an-ı Kerim’deki kullanımı itibariyle konuyla ilgili bütün ayetlerin aynı gerçeği gösterdiğini göreceksiniz.

Dikkatli bir insan olduğunuzu, yapılan yorumları dikkatle takip ettiğinizi biliyorum. Bu meselenin zamanda yolculukla ilgisi konusunda yaptığımız kısa açıklamayı atlamış veya anlamamış olacaksınız. Bildiğiniz gibi dünyanın döndüğünü kabul eden günümüz bilimselliğine göre zamanda yolculuğun en büyük handikapı, zamanla birlikte mekanda da yolculuğun yapılması gerektiğini zorunlu görmeleridir. Çünkü dünya hem kendi ekseni ve hem de güneşin etrafında dönüyorsa, dünyanın uzay mekandaki konumu her zaman diliminde değişeceği için zamanla birlikte mekanda da yer değiştirilmesi kaçınılmaz gözükmektedir.

Kur’an-ı Kerim’deki Ashab-ı Kehf’in zamanın kıyısına çekilmesi ve Zülkarneyn (a.s.)’ın geçmiş ve geleceğe yolculuğunu araştırırken ben de aynı handikapla karşılaşmış, belli bir hıza ulaşarak zamanda yolculuğu mümkün görmeme rağmen zamandan çok farklı ve çok yavaş bir hızla yer değiştiren mekan konusuna takılmış, bunun mümkün olamayacağını düşünmüştüm. Ancak Ashab-ı Kehf ve kendisine zaman da dahil her yola bir sebeb verilen Zülkarneyn (a.s.)’ın kıssalarının Kur’an-ı Kerim’e göre zamanda yolculuktan başka bir izahı olmadığını gördüğümde, bu sefer mekanla ilgilenmeye başlamış ve konuyla ilgili ayetleri araştırdığım zaman bütün ayetlerde mekanın değişmediğini yani dünyanın bir karar yeri olduğunu görmüştüm.

İşte o zaman anladım ki bizler geçmişi, geleceği ve şimdiki zamanı aynı mekanda yaşıyoruz. Bunu anladıktan sonra zamanda seyahatin mekana bağımlı olmadığını görmüş ve Zülkarneyn (a.s.)’ın zamanda ve mekanda değil sadece zamanda seyahat ettiğini anlamıştım. Tabi ki karşılaştığım bu gerçek Allah’a hamdolsun ki bana iki doğu ve iki batı veya göğün yolları gibi bu konuyla ilgili ayetlerdeki açık anlamları çok daha iyi görmemi ve bütün ayetleri birbiriyle çelişkisiz bir şekilde anlamamı nasip etti.

Bilmem anlatabildim mi?
Zeyd Der Ki
31.01.2017 14:11
Selamunaleyküm
Bekir Ziya kardeşimin ayetlerden hareketle yapmak istediği tevili anlamakta zorlanıyorum. Oysa Mehmed abi “Müteşabih Müslümanlar” kitabında aynı konudaki benzer yani müteşabih ayetler yorumlanırken, benzer bir ayete getirilen yorumun aynı konudaki diğer benzer ayetlerle hiç çelişmemesi gerektiğini belirtmişti. Kur’an-ı Kerim’de geceyle gündüzün meydana gelmesindeki muhteşemlik ve dünyanın uzay mekandaki konumu bildirilmeseydi, günümüz bilimselliğinden kaynaklanan bu zorlama tevili bir derece anlayabilir ve dünyanın da güneş ve ay gibi bir yörüngede akıp-gittiğini düşünebilirdik.

Ancak Kur’an-ı Kerim dünyanın bir karar yeri olduğunu bildirerek bizlere mikrodaki yaratılış sünnetinin makroda da olduğunu, çekirdeğin atoma göre konumu neyse bir karar yeri olan dünyanın da uzay mekana göre konumunun o olduğuna işaret etmektedir. Mevsimlerin meydana gelmesi için dünyanın güneşin etrafındaki bir yörüngede akıp-gittiğini düşünmek, Kur’an-ı Kerim’deki karar yeri ifadesiyle kesinlikle bağdaştırılamayacak bir düşüncedir.
Bu noktada sadece bir husus tartışılabilir.

Kur’an-ı Kerim’deki bu karar yeri ifadesi sadece dünyanın uzay mekanda yer değiştirmeyen sabit konumunu mu beyan ediyor yoksa bu gerçeklikle beraber aynı zamanda gökle beraber dönüp-dönmediğini mi? Çünkü dünya da göğün içinde ve göğün bir parçası olduğuna göre, aynı merkezi yerde olmasına rağmen gökle beraber dönüyor olabilir mi? İşte bu sorunun cevabını çıplak gözle izlediğimiz gökte görebiliriz. Gök ve içindeki yıldızlarla birlikte dünya da dönüyor olsaydı, bizler yıldızların hepsini hareketsiz ve aynı yerde durduklarını görürdük.

Oysa internete ‘Yıldız izi’ yazıp uzay gözlemcilerinin değil amatör fotoğrafçıların sabit bir noktadan belli aralıklarla çektikleri fotoğraf karelerinin birleşimine baktığınız zaman kutup yıldızı etrafında bütün yıldızların muhteşem bir dönüş yaptığını izleyebilirsiniz. Nitekim konu başlığında yer alan fotoğraf, bizlere yıldızların dönüş hareketini gösteren bu fotoğraflardan birisidir. Şimdi bu fotoğrafa bakarak konu başlığındaki soruyu cevaplamamız gerekir. Müşahade ettiğimiz bu görüntüde gök ve yıldızlar sabit dünya mı dönüyor, yoksa dünya sabit gök ve yıldızlar mı dönüyor? “Hem gök hem de dünya dönüyor olabilir” diyemeyiz çünkü böyle bir durumda gökyüzü yıldız atlasının devamlı bir değişim içinde olması gerekirdi.

Kur’an-ı Kerim’e göre “Gök mü dönüyor dünya mı?” sorusunun cevabı çok mu zor?
Bekir Ziya
31.01.2017 14:03
Selamun aleykum
Sayin Alagas, bastan beri yaptiginiz tum aciklamalari dikkatle.takip etmeye calistigimi belirteyim. 40 yildir dunyanin dondugune inanan (ya da inandirilmis diyelim) bir insan olarak kafamda bir takim tereddutler olusmaya basladigini soyleyebilirim. Fakat takdir edersiniz ki, Kur'an, ACİK bir sekilde Dunyanin dondugunu veya donmedigini belirtmiyor. Yaptiginiz aciklamalar da henuz bir sonuca baglanmadigina gore kafamdaki kuskular devam ediyor. Konuyla ilgili tartismaya mahal birakmayacak bir tespitte bulunmalisiniz ki kuskularimiz son bulsun. Ayrica Dunyanin donup donmemesiyle, zamanda yolculuk arasindaki iliskiyi de biraz acmaniz gerekiyor sanki.
Mehmed Alagaş
30.01.2017 22:16
Ve aleykümselam
Bekir kardeşim bilime ve bilimsel verilere toptan karşı olduğumuzu düşünmüyorsundur herhalde. Altını çizdiğimiz husus Yaratıcıyı dikkate almayan bilimi ve bilimsel verileri, Yaratıcıyı dikkate alarak değerlendirmek ve doğruları alıp, yanlışları bırakmaktır. Konumuzla ilgili olarak verdiğin ayetlerdeki gece ve gündüzün arka planda dünyaya ve dünyanın hareketine de işaret etmiş olabileceğini söylüyorsun. Tabi ki makul bir düşüncedir bu ve seni gayet iyi anlıyorum.

Ancak konuyla ilgili bütün ayetler mukayeseli olarak değerlendirildiği zaman gece ve gündüzün hem varlığı hem de oluşumu itibariyle İlahi uslupta çok önemsendiği ve birbirinden farklı iki ayet olduğu beyan edilmektedir.,

”Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin ayetini silip, gündüzün ayetini aydınlık kıldık. Biz (size gerekli) her şeyi ayrıntılı biçimde açıkladık. (17-İsra 12)”

“Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp-çekeriz de onlar hemen karanlıkta kalıverirler. (36-Yasin 37)”

Dolayısıyle verdiğin ayetlerdeki “Hepsi” ifadesi, İnşirah kardeşimizin aşağıdaki bir yorumunda da belirttiği gibi ayrı ayrı iki ayet olan gece ve gündüzü kapsamaktadır. Hiçbir ayette dünya zikredilmemesine rağmen “Hepsi” ifadesinden hareketle bu ayetlere gece gündüz yerine bir karar yeri olan dünyayı dahil etmek, bu ayetlerin anlam yelpazesini küçültmek ve gece ve gündüz gibi iki ayrı ayeti aynı kalıba sıkıştırmak olacaktır.

Konuyla ilgili ayetleri ve bu başlıktaki yorumları tekrar tefekkür etmeni istiyor, Kurani yaklaşımın için sana teşekkür ediyorum.
Dua ile..
Bekir Ziya
30.01.2017 15:29
Selamun aleykum
Kur'an'in en buyuk ozelliklerinden birisi de her asrin idrakine rahatca sunulabilmesidir. Mutesabih ayetlerin varliginin hikmetlerinden biri de bu olsa gerek. Sayin Alagas'in yaptigi tespitlerin onemli bir kismini 100 yil once yaptigini dusunun, kesin deli diye timarhaneye koyarlardi.(ozur dileyerek) Zamanin gelisen ilim ve teknolojisi ve insan ufkunun sinirlarinin genislemesi Alagas'in cok onemli Kur'ani tespitlerinin anlasilmasini nispeten kolay hale getiriyor. Dolayisiyla bilim deyip gecmemek gerekir diye dusunuyorum. Neticede dogru ilim de Allah'in ayetlerindendir. "Geceyi, gunduzu, Gunesi ve Ayi yaratan da O'dur. Bunlarin herbiri bir yorungede yuzmektedir(Enbiya-33) ve "Ne Gunes Aya yetisir, ne gece gunduzu gecer. Hepsi bir yorungede yuzer, gider.(Yasin-40) Bu ayetlere baktigimiz zaman Gunes ve Ayin bir yorungede yuzdukleri vurgulanirken gece ve gunduz de "hepsi" ifadesiyle buna dahil edilmistir. Gece-gunduz olayi sadece Dunya icin kullanildigina gore dolayli bir sekilde Dunyanin da Gunes ve Ayla birlikte bir yorungede yuzdugu ifade edilmis olabilir. Allahu Alem. Baska bir sohbette makul sayilacak bu ifadeler burda nasil degerlendirilir bilmem ama simdilik bu gorusteyim. Dunyanin, gece ve gunduzle ifade edilmesini(eger edilmisse) iki denizin biri tuzlu, digeri tatli ifadesindeki ince tule benzettim.Yine Allahu Alem diyerek, yanlissam yanlisimi duzeltin dileklerimle.
R. Engin
29.01.2017 15:54

Anlamanında anlatım gibi ustalıkları olduğunu sizlerden ve diğer bazı kardeşlerden öğreniyorum..
Bir çoğunuz istediğiniz sınıflarda istediğiniz müfredatları, öğrenci yada öğreten olarak bulunuyor olsanızda ben, istemediğim sınıfta istemediğim derslere müdahilim...
Bu nedenle, dünyanın dönüp dönmediği sizler için anlamlı olabilir .. Döndüğünü dönmüyormuş gibide ifade edebilirsiniz!.. Önemsiz gören ben gibi okurlarınız için neden önemli olsun?


'Unutmayacaksın, unutamayacaksın!' diyen bir muallimin 'Allah' tasavvuru ve gelecek tayini ile ilgili kendine fazla büyük rol biçtiğini, öğrencilere açıklanabilecek bir yöntem olmalı diye düşünüyorum.. Bunu diyen muallimin, muallimi statüsünde olduğunuz için size; insan ve haddi ile ilgili sınırlarının ne olduğunu, olması gerektiğini öğrenmek için sormak istiyorum?

Otuz yılından fazlasını Kur'an araştırmasına vermiş bir Sn.Alagaş hoca ya astronomik bilgiye dayalı konularda yada Kur'anın her hangi bir kesitinden tartışacak değilim.. Neler alabileceğime bakar, ilgilendirmeyen müteşabih konuları es geçmeyi bilirim...

Bu noktada siz her müslümanın bu ve diğer pozitif bilimlerde yüksek seviyeye çıkmaları gerektiğini savunuyor musunuz? Öyle ise nasıl bir yöntem tavsiye edersiniz?

insandergisi.com:


Sayın R.ENGİN!
Değerli kardeşimiz elbetteki her müslümanın her pozitif bilimde yüksek seviyeye çıkmaları gerektiğini düşünmediğimiz gibi hiçbir kardeşimize de bunu dayatmıyoruz. Bu nedenle sizi istemediğiniz sınıfta istemediğiniz derslere müdahil olmaya kimler ya da neler zorladı bilmiyoruz. Kur'an-ı Kerim'de zikre değer bulunmuş her hususun müfradatımıza dahil olduğunu ve sınıflarda bunların konuşulacağını birçok vesileyle dile getirmiş olmamıza rağmen bu vesileyle tekrar hatırlatıyor, sizin gibi kardeşlerimizin bu gibi meseleleri önemsiz ya da önceliksiz görmesini de anlamaya çalışıyoruz.
Siz kardeşlerimizden de aynı anlayışı bekliyor ve sitenin ana sayfasında paylaştığımız hassasiyetlerimizi tekrar hatırlatırken, sizleri saygıyla selamlıyoruz;

"Burası öncelikle halka değil hakka açık özel ve küçük bir sitedir. Ayet-i kerimelere muhalif yollarda karşılaşılan sorunları tartışma ve çözme gayesi olmadığı gibi vahiyden kaynaklanmayan popüler gündemlere de dahil olma niyeti yoktur. Bu sitedeki yegane hedefimiz hakkı anlayan ve yaşamaya çalışan az sayıdaki kardeşlerimizle rivayetlere değil ayetlere dayalı hakkı konuşmak ve paylaşmaktır. Bundan başka bir gayesi olanlar bu özelimize saygı göstererek lütfen bizden ve bu siteden uzak dursunlar."
Mehmed Alagaş
28.01.2017 21:31
Ve aleykümselam
R. Engin kardeşim. Yorumları dikkatlice okuyamadığını anlıyorum. “Dönen her şeyin içinde sabit durulmaz, durulamaz” diyorsun. Oysa aşağıdaki yorumlarda herkesin bildiği gibi atmosferin dünyaya bağlı olduğunu belirtmiştik. Bunun anlamı dünya dönüyorsa atmosfer de dünyayla beraber döneceği gibi, dünya dönmüyorsa atmosfer de dünyayla beraber dönmüyor demektir. Artık böyle bir konuda bunları da izah etmemize gerek yok öyle değil mi?

Salih kardeşim bunları hiç duymadım ve hiçbirinden haberim yok. Sözünü ettiğiniz bu akımların “Dünya dönmüyor” ifadelerini Kur’an’a göre gayet iyi anlasam da diğer söylediklerini ve “Dünya düzdür” demelerini ise Kur’an’a ve akla göre anlayabilmem mümkün değil. Yorumunda söz ettiğin bu akımlar gerçekten varsa, bu duruma şaşırmasam da üzüldüğümü ifade etmeliyim. Şaşırmamamın nedeni Kur’an’ın gündeme getirdiği her hakkı batılla örtmeye çalışan şeytan aleyhillaneyi dikkate aldığım içindir.
Nitekim karşılaştığımız bu gibi haberler de doğruyu sulandırmak için bu doğruyu batılla karıştıran şeytanın bir müdahalesinden kaynaklanmaktadır.

Allah hepimizi muhafaza etsin ve hakta birleştirsin..
Salih Akın
28.01.2017 20:44
Selamunaleyküm
Mehmet hocam Amerika’da ve dünyanın birçok yerinde benzer akımlar var ki bu akımlar dünyanın dönmediğini söylüyorlar. Ama hepsinin ortak noktası dünyanın dönmediğiyle birlikte düz olduğunu atmosferin olmadığını uzaya falan çıkılmadığını vb.. bir çok şeyleri bununla birlikte vermeleri.. Ve bunlar genelde "DÜNYA DÜZ" diyenler olarak anılıyor. Bunları tanıyormusunuz veya bunlardan haberiniz var mıydı?
R. Engin
28.01.2017 14:29
S. Aleykum.
Dünyanın dönüp dönmediğinden ziyade, seviyeli ve anlayışlı fikir beyanları ilgimi çekti ve misafir olarak bi satır yazmayı istedim. M. Alagaş hocadan çok istifade ettiğim biri olarak bu fikrine katılmadığımı görmeyi istemezdim.

Ayette geçen, Fatma kardeşin altını çizdiği 'her' ifadesine dikkatlerin verilmesi sanırım, çok zor ve karmaşık gibi görünen bu konunun aslında açık ve bilindiği gibi olduğunu gösteriyor..

Dönen her şeyin içerisinde sabit durulmaz, durulamaz. Basit bir örnek; iğne atılsa yere düşmeyecek yer olan kabenin tafafında, tek başınıza durduğunuzu düşünün!.
Durabilir misiniz?

insandergisi.com:


Sayın R.ENGİN!
Hoşgelmişsiniz değerli kardeşimiz,
Dikkat çektiğiniz cümlenin şu olduğunu anlıyor ve diğer kardeşlerimizin de kolaylıkla bulabilmesi için Fatma kardeşimizin son yorumundaki o cümlesini paylaşıyoruz;

"...HER şeyi, HER detayi muazzam bir yaratmayla yaratan Rabbimizi pek de tanımadığımızı gösterir."
Devrim Tito
27.01.2017 22:32
Dünya sabit mi
Kuran dünya sabit gök dönüyor mu diyor. Okurken arada kacirdiysam Özür dilerim. Yoksa bilim adamlarının dediği gibi hem dünya hem de gök dönüyor olamaz mi.

Hem adamlar yüzlerce şey icat etmiş ve insanların kullanımına sunmuş, kullandığınız web sistemi bile bilim adamlarının ürünü. Niçin şaşkın diyorsunuz ki adamlara. İnsan Bakkaldan ekmek alınca bile teşekkür ediyor.

insandergisi.com:


Sayın Devrim TİTO!
Değerli kardeşimiz, Aşağıdaki yorumlarda açıkça ifade edilen şey birinci kat göğün döndüğü dünyanın ise bir karar yeri olduğudur. Ve evet Kur'an'da dünyanın hareket ettiğine dair bir işaret olmadığı gibi durağan olduğuna dair birçok işaret mevcuttur. Bilimsellik ile ilgili ise altı çizilen nokta adeta putlaştırılarak "onlar dediyse doğrudur" yaklaşımının ağır bir problem olduğudur.

Öyle zannediyoruz ki;
Bakkaldan ekmeği siz değil de bakkal seçip verdiğinde ve eve dönüp ekmeğin bayat ve küflü olduğunu farkettiğinizde aldığınız diğer şeylerin tazeliğinin ve doğruluğunun hatırına o ekmeği yemez ve kendisine iade edip değiştirmesini talep edersiniz. Yapmış olduğu bu hatayı ise alışverişin başında kendisine teşekkür etmiş olmanıza rağmen ya şaşkınlığına ya da düzenbazlığına verirsiniz.

Bizler şimdilik şaşkınlıklarına vermeyi tercih ediyor ve bu ekmeği değiştirmelerini talep ediyoruz. Zira evimiz olan kitabımızda gördüklerimiz ekmeğin bayatlayıp küflendiğini gösteriyor. Kaldı ki bakkalın hatırının ötesinde Allah'ın hatırını dikkate almamız gerektiğini bizler gibi siz de biliyor ve kabul ediyorsunuzdur.

Saygı ve selamlarımızla..
Murat Türkmen
27.01.2017 21:32
Selamunaleyküm
Mehmed Hocamın Divane kitabından alıntı yapmak istiyordum fakat konunun dağılmaması için uzunca bir alıntı yerine, elimdeki baskıya göre; 126'ıncı sayfadaki "Kızı 19 yaşına geldiğinde “yılın bilim adamı” ifadeleriyle başlayan paragraftan 128'inci sayfadaki "O'nu tanımaya, O'nu anlamaya ve O'nunla birlikte yaşamaya adamıştı." şeklinde biten paragrafın sonuna kadar okunmasını tavsiye ediyorum.

Not: Yazılanları takip ediyorum selametle...
İnşirah Melal
27.01.2017 21:13
Gürkan ENGİN kardeşimiz;
Selamaleykum.
Yöntem hususundaki yanlışlık Alagaş hocamın cevabında açıklık kazanmış görünüyor. Bu yüzden yorumunuzun o bölümünü geçiyorum.

Tavsiyenize uyarak, "son derece basit" dediğiniz konu google'a "Faucault Sarkacı" yazılıp aratıldıktan sonra, çıkan sonuçların biri değil birçoğu incelenirse bu düşüncenin de yalanlandığı, ve bu düşünceyi savunanların bir çok soruyu cevapsız bıraktığı görülecektir. Ben özet ve örnek olması bakımından bir video linkini ve içeriğini bu başlığı takip eden kardeşlerimize sunuyor ve takibe devam ediyorum.

Selam ve dua ile...
---------------------------------------------------------------------------------
youtube.com/watch?v=mXMhVNlfk5Q&app=desktop

""19. yüzyılın ortalarında Fransız Leon Foucault sallanan sarkaçlar konusunda ünlü oldu ve bunun hareketlerinin dünyanın dönmesinin kanıtı olduğunu iddia etti. O zamandan beri "Foucault Sarkaçları" güneş merkezli dönen yuvarlak top teorisinin ebedi kanıtını sağladığı iddiasıyla dünyanın her yerinde müzeler ve sergi salonlarında sallanıyor.

Ancak gerçek şu ki;
Aldatılmış halkın birçoğunun haberi olmaksızın Foucault Sarkacı hiçbirşeyi ispatlamayan, başarısız olmuş ama sadece sözde bilimle biçimlendirilebilir kitleleri kandırmanın ne kadar kolay olduğunu kanıtlayan bir deneydir.

Lady Blount şöyle dedi;
"Modern bilim adamları sarkaçların bizlere dönen bir dünya üzerinde yaşadığımızın kanıtını verdiğini söylüyor. Aynı bilim diyor ki, dünya ekvatorda kendi ekseni etrafında 1000 mil hızla dönüyor. Ve ilave olarak diğer hareketlerle güneşin etrafında sonsuz bir şekilde, dakikada 1000 mil hızla tur atıyor. Güneşin çapının 813 bin mil olduğu söyleniyor ve dünyadan 354,936 kez daha ağır ve 93 milyon mil uzaklıkta olduğu söyleniyor. Bunu dakikada 1000 mil hızla yapıyor! Şimdi gerçekten dünyanın bu hareketleri yaptığını ıspatlamak için gösterilerde sarkaçlar askıya alınıyor, şovmen hareketleri ayarlıyor ve düşüncesizlikten şaşkına dönmüş dünyanın kadın ve erkeklerine 'İşte size dönerekUzayda aceleyle sürüklenen bir kürede yaşadığımızın kanıtı!' diye bağırıyor."

William Carpenter şöyle der;
"Gökbilimciler yüksek yapıların içinde askıya alınmış sarkaçlarla deneyler yaptılar. Ve dünyanın ekseni etrafında döndüğünü hazırladıkları bir düzeneğin üzerinde sarkaç tarafından alınan yön ile ispatlama fikrine heyecanlandılar. Sarkacın düzlem üzerinde farklı yönlerde sallanması yerine düzeneğin sarkacın altında hareket ettiğini iddia ettiler. Ama zamanla ortaya çıktı ki; Sarkaç rotasyon teorisinin tersi yönde gidiyordu. Heyecanın yerini şüphe aldı. Ve bize gökbilimcilerin kendi teorilerini destekleme çabalarının başarısızlığa uğradığını gösterdi."

İlk olarak Foucault Sarkaçları herhangi bir yönde eşit olarak salınmıyor. Bazen saat yönünde dönüyorlar ve bazen de saat yönünün tersine. Bazen dönmüyorlar ve bazen de çok fazla dönüyorlar. Deneyin değişik varyasyonlarını tekrarlayan bilim adamları defalarca kabul ettiler ve dediler ki; 'Başlangıçta sarkaca hafif bir yanal meyil vermekten kaçınmak çok zordu.'

Sarkacın hareketi aslında şuna bağlıdır;
1-Sallanmaya başladığındaki başlangıç kuvveti.
2-Dairesel hareketi kolayca kolaylaştıran top ve soket bağlantısı.

Dünyanın varsayılan dönüşü sarkaçların salınımlarına tamamen alakasız ve gereksizdir. Eğer dünyanın sözde sabit dönüşü sarkaçları herhangi bir şekilde etkiliyorsa, o halde sarkaç hareketlerini manuel olarak başlatmanıza ihtiyaç olmamalıydı. Eğer dünyanın günlük dönüşü sarkaçlarda 360 derecelik tekdüze günlük dönüşe neden oluyorsa, o halde dünyada hiçbir yerde sabit bir sarkaç olmamalıdır.

Lady Blount şöyle der;
"Sarkaca ve sahibine, mucidin şeytanlığından başka hiçbirşeyi kanıtlamadığından dolayı saygı duyuyoruz. Gösteriyi ve şovmeni ancak aldatmaca olarak tanımlayabiliriz. Bu çocukça birşey, "sarkaç kanıtı" ancak halkı daha önce hiç tasarlanmamış bir şekilde en basit ve en saçma şekilde aldatma girişimlerinden biri olarak tanımlanabilir."

Sarkaç deneyinin dünyanın döndüğünü kanıtladığı söylendi. Ama bu tamamen imkansız. Bir sarkaç bir yönde dönerken bazen bir diğer sarkaç tersi yönde dönebiliyor. Şimdi soruyoruz, dünya farklı yerlerde aynı zamanda farklı yönlerde mi dönüyor? Bunu bilmek isteriz. Belki de deneyciler bizi bu konuda aydınlatırlar. Eğer dünya ona atfedilen korkunç hareketlere sahip olsaydı, bu şekilde hareketlerin bazı mantıklı etkileri olurdu. Ama hareketi ne hissedebiliyoruz, ne görebiliyoruz ne de duyabiliyoruz. Ve nasıl olur da insanlar sarkacın karşısına geçip onun salınımını izlerken idraktan yoksun bir şekilde dünyanın hareketinin kanıtını izlediklerini düşünebilirler? Ancak onlar buna inanmak üzere yetiştirildi ve onlara gökbilimcilerin öğrettiklerinin "bilimsel" olduğuna inanmaları öğretildi.""
Abdullah
27.01.2017 17:30
Teşekkür
Linkini verdiğiniz yazıyı okudum. Benim için çok faydalı oldu. Neden itiraz edemediklerini anladım. Yazı çok açık, "Dönen dünya mı yoksa gök mü?" konusuyla ilgilenen herkesin mutlaka okumasını öneririm.
Selam ve dua ile..
Abdullah
27.01.2017 02:09
Selamunaleyküm
Mehmed hocam Bing Bang teorisinin saçma olduğundan hangi kitabta bahsediyorsunuz. Okumak ve değer verdiğim bazı kişilere sormak istiyorum.

insandergisi.com:


Ve aleykümselam Abdullah kardeşimiz.
Hocamız birçok kitabında değindiği bu meseleye “Yaratılış ve İnsanlık Tarihi” kitabının ‘Yoktan ve yokluktan başlamak’ bölümünde geniş yer vermiştir. Bu meselenin kısa bir özeti de sitemizin Ayetleri Anlamak bölümünde “Bilimsellik putunun Büyük Patlama saçmalığı” adıyla yayınlanmıştır. Buraya tıklayarak yazıya ulaşabilirsiniz.
Saygı ve selamlarımızla..
Mehmed Alagaş
26.01.2017 15:50
Ve aleykümselam
Kurani bir istikametteki yorumun için teşekkür ederim Fatma kardeşim. Konuşmanın sadece ilime değil, ilimle birlikte imani bir cesarete de muhtaç olduğu bir ortamda güzel konulara değinmişsin. Çünkü hem Kur’an’la hem de günümüz bilimselliği ile çelişmek istemeyen ve bu bilimselliğin büyük harflerle yazıp ellerine tutuşturdukları fişleri okuyarak kendilerini ilim adamı sanan kimseler, hitap ettikleri kitlelere bilimselliği ikinci bir kutsal olarak sunmaktadırlar. Bu kimseler veya bu çevreler ne gariptir ki bingbang teorisinin saçmalığı ve üçyüzelli yıldır fizik laboratuvarlarında ders aracı olarak kullanılan Magdeburg deneyinin anlamsız izahı konusunda yazdıklarımıza sessiz kalırken “Dönen dünya mı yoksa gök mü?” meselesinde kendilerine ve bilimselliğe çok güvenmiş olacaklar ki Kurani gerçeklerden uzak itirazlarda bulunmaya başlamışlardır.

Oysa senin de belirttiğin gibi bu mesele sadece dünyanın dönüp-dönmemesiyle ilgili bir mesele değildir. Günümüz bilimselliğinin çok ötesinde olan Kur’an-ı Kerim bizlere ilk mekanın açılmasından, yükseltilen göğün genişlemesinden değil (ki bu mümkün değildir) genişletilmesinden, bırakıldığı zaman dünya merkezli kapanacağından, göğün yollarından, geceden gündüzün, gündüzden gecenin çıkarılmasındaki önemden, güneş-ay ve bazı gezegenlerin bir yörüngede akıp-gittiğinden, iki doğu ve iki batıdan, Ashab- Kehf’in üçyüz yıl zamanın kıyısına çekilişenden ve değişik asırlara giden Zülkarneyn (a.s.)’ın zamanda seyahatinden bahsederken, bütün bu meselelerin odak noktasındaki dünyanın konumu özel bir önem kazanmaktadır.

İşte bu önemli nedenle Kur’an-ı Kerim’e göre dünyanın dönüp dönmediği meselesini değerlendirirken, bu meseleyle ilgili olan yukarıdaki konuların hepsini dikkate almanız ve bütün konuların birbiriyle çelişmeyecek olan ortak cevabına ulaşmanız gerekir. Zaten en zor Kur’an araştırması olarak nitelendirdiğim yüzlerce somut daldan tek bir soyut gövdeye ulaşma çalışması da budur.

Dolayısıyle kendilerine ilim adamı denilen bu şaşkın kardeşlerimizin dörtyüz yıllık bir ezberi artık tekrarlamadan arkalarına bırakmalarını ve temiz bir akılla Kur’an’a yönelmelerini tavsiye ediyorum. Meselelere ciddiyetle yaklaşıp bu Kurani araştırmaları yaptıkları zaman elbetteki onları saygıyla dinleyecek, bütün söylediklerini dikkate alacak ve yanlışımız varsa kendilerine minnettar kalarak söz konusu yanlışımızı düzelteceğiz.

Dua ile..
Fatma Ceren
26.01.2017 00:09
Selam,
Aceleci olduğum doğru. Uyarınız için teşekkür ederim.

Çok açık dedigim meseleye , işin taa başından yaklaşmak istiyorum. "Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım."

Dünya hayatı sadece insanların değil cinler, melekler ve hatta geceleri rüya vesilesiyle insan ruhlarının hareket ettiği bir hayattır. Dolayısıyla sadece somutu yani insanın(insan bedeninin) hareketini esas alan bilim, dünyanın kıyamete kadar var olması için gerekli tüm yaratılmışları da ancak somut bakışla dar bir sahada incelemiştir.

Mesela yer çekimi. Yerkürenin döndüğünü esas alınca yer çekimi farklı bir mana kazanır, birinci kat göğün döndüğünü esas alırsanız farklı. Hatta yer çekimi dahi tek başına göğün döndüğüne bir delildir diyebilir miyiz? Sadece düşünüyorum.

Meleklerin işlerini görebilmesi için yeryüzüne inisleri, cinlerin birinci göğü yoklayabilmeleri, Zulkarneyn(a.s.)'ın seyahatlerini gerçekleştirmesi ve kıyamete yakın dönemde insanoğlunun şimdilik ruhlariyla gerçekleştirdiği hareketi bedenleriyle de gerçekleştirmesine olanak sağlanması, kendi kendine dönen yerkürenin degil; yerkureyi merkeze alarak dönen birinci kat göğün döndürülmesi ve o göğe yollar yerleştirilmesi ile mümkündür. Yıldızların mevkileri bu hususta belirleyici büyük ayetlerdendir. Kısıtlı hız ve imkanlarla insanın göğün yatayinda ve dikeyinde yaptığı seyahatleri biliyoruz. Cinlerin hareketinin ise göğün yalnız birinci katında sınırladığını da.. Ancak meleklerin ve ruhun Allah'ın katına belli oranda yükselmesi; ancak mekandan ve zamandan münezzeh olması hasebiyle kendi Zatının içinde yoktan açtığı, düşmesin diye tuttuğu, arza gelerek genişlettigi ve istiva ettiği arşıyla (aslinda zatıyla) çepeçevre kuşattığı göklerin birinci katının muazzam bir döndürülmesi ile oluyor. Zira tabiri caiz ise mekandan/zamandan münezzeh Rabbizin katı ile zamana/mekana bağımlı dünya arasında bir geçiş, bir koridor vazifesi gibi düşünebilirim. Ruhun ve meleklerin(mesela ölüm meleği) tahayyül edemeyeceğimiz çocuklukta ve sıklıktaki yukselis ve hareketlerini bir kuş gibi uçarak yaptiklarini düşünmek, HER şeyi, HER detayi muazzam bir yaratmayla yaratan Rabbimizi pek de tanımadığımızı gösterir.

Yaşam hızları birbirinden farklı olan yaratılmışların, ortak bir mekanı farklı zamanda yasayabilmeleri, sadece insanın bağımlı olduğu yeryüzünün döndürülmesi ile değil, hepsine hitap edecek muazzam bir döndürme ile göğün döndürülmesi neticesinde gerçekleşecektir.

Şayet dunya dönse idi, her yaratılmışı dikkate alan iki doğu ve iki batı ifadesi Kur'an'da yer alamazdı.

İmkanlarım ve vaktim kısıtlı olduğundan,ayetleri buraya aktaramamanın ve kitabinizdan bazı cümleleri nakledememenin sıkıntısını yaşadığım doğru. Fakat dünyanın döndüğü yanlış. "Dünya dönüyor sen ne dersen de!" diyenler ise makul yorumlarla gelmeliler.

Rabbimizin gece ve gündüzün yaratılmasını kendine nisbet etmesinin ise, mekandan ve zamandan münezzeh olması (magdeburg deneyi bölümünü hatirlayalim) ve arşa istiva etmesiyle ilgili. Ancak sadece belli bir yörüngede akıp giden güneşe bağımlı düşünmemeli. Zira Rabbimiz, güneşi bir andasizi bir anda karartmaya kadir.

Diyerek kısa bir açıklamayla katıldığım bu forumdan ve siteden müsadenizle kabuğuma çekilirken, herkese her konuda iyi tefekkürler diliyorum.
Mehmed Alagaş
25.01.2017 16:57
Ve aleykümselam İbrahim kardeşim
Ne güzel bir noktaya temas etmişsin. İnsanın Allah katındaki önemini ve değerini bilmeyen günümüz bilimselliği, senin de ifade ettiğin gibi dünyayı gökte bir zerre, insanı da bu zerrede bir zerre gördüğü için meselenin gerçek boyutunu anlayamamakta ve “Kendinden (bir rahmet olarak) göklerde ve yerde olanların hepsini sizin için müsahhar (emre hazır-yararınıza uygun) kıldı. Elbette ki bunda, düşünebilen bir kavim-topluluk için ayetler vardır. (45-Casiye 13)” buyruğundan bihaber istikameti meçhul araştırmalarda bulunmaktadırlar. Oysa göğe mısır tanesi gibi saçılmayan, “Hayır, yıldızların mevkilerine (yerlerine) yemin ederim. (56-Vakıa 75)” buyruğu gereğince yer ve mevkilerinin büyük önemi olan yıldızlar bile insanların emrine, faydasına verilmiştir.,

“Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize (işinize-hizmetinize) verdi. Yıldızlar da O'nun buyruğu ile müsahhar (emre hazır-yararınıza uygun) kılınmıştır. Bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. (16-Nahl 12)”

Ayetler bu kadar açık olmasına rağmen yaklaşık dört asırdır dünyanın döndüğünü okuyan insan zihniyetinin, dört-beş dakikalık bir tefekkürle meseleyi anlayabilmesi elbetteki kolay olmayacaktır. Ancak biz yine kendilerini aydınlatıcı bir Kitab olan Kur’an-ı Kerim’e davet ediyor ve aşağıdaki ayet-i kerimeyi uzun uzun tefekkür etmelerini istiyoruz.,

“Görmüyor musunuz ki, Allah göklerde ve yerde olanları size müsahhar (emre hazır-yararınıza uygun) kılmış, açık ve gizli olarak nimetlerini üzerinize genişletip-tamamlamıştır. İnsanlardan öyleleri vardır ki hiçbir ilme dayanmadan, (doğru) bir yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı da olmadan Allah hakkında mücadele edip durmaktadır. (31-Lokman 20)”
İbrahim
24.01.2017 18:34
Ahseni Takvim..
İnzal olan yani insanın idrakinin anlayabileceği seviyeye indirilen Kitab-ı Kerim, Rabbimiz tarafından indiği dönem insanının idrakine uygun olarak afak ve enfüsteki ayetleri açıklanmıştır. "Güneşin doğması (görünmesi) ile güneşin batması (gizlenmesi) ifadelerinin geçtiği ayetler de güneşin o muazzam döngüsü insan idrakine uygun dile getirilmiştir.

Günümüz bilim adamlarının gözlemleri sonucu ulaştıkları yer, uzay boşluğunda o muazzam devasa galaksiler arasında toz kadar bile ehemmiyeti olmayan dünya üzerinde yine toz kadar ehemmiyeti olmayan insanın önemsizliği...

Yaratanın varlığına iman etmiş olsa bile O'nun katında dikkate alınmayan önemsiz gereksiz bir varlık İnsan... İnsanı değerli kıymetli kılan ise Rabbimizin beyanı.. Ahseni Takvim.. Yaratılmışların en güzeli, en dikkate değer, en mükemmel olanı İnsan.

Öyle olunca hem kendisi hem durduğu yer merkez çekirdek konumunda olur mu olur.. Rabbim isterse tüm galaksiler insan denen o en değerli yaratılmış varlığın etrafında döner mi döner. Bu kabul bizim değerimizi arttırdığı gibi, bize değer veren Rabbimizin ne kadar yüceler yücesi bir varlık olduğunu da ortaya koyar.

Asıl değerin ve büyüklüğün irilik olmadğını beyan eden bir yaklaşım.

Selam ve dua ile
Mehmed Alagaş
24.01.2017 14:53
Selamunaleyküm
Gürkan kardeşim "Kuran, insanları hidayete ulaştırmak için bir kitaptır" demişsin. Bu konuda hemfikir olmamıza rağmen hidayet kelimesini açmamız lazım. Kur'ani hidayet bizleri her konuda doğruya ulaştıran bir hidayettir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de "..Sana bu Kitab'ı (gerekli) her şeyi açıklayan, hidayet, rahmet ve müslümanlara da bir müjde olarak indirdik." (16-Nahl 89) buyurulurken bizleri ilgi sahamızdaki her önemli ve gerekli konuda irşad edeceği bildirilmektedir.

Sahaya inmek meselesi ise Kurani beyanların ve ipuçlarının istikametinde yapılması gereken bir iştir. Her hangi bir konuda Kur'an'ın beyanını esas almadan bilimsel verilere güvenen ve bu verilere göre ayetleri tevil eden kimseler kalkış noktası olarak Kur'an'ı esas almayan ve bu ciddi yanlışla yanılgıya düşen kimselerdir. Dolayısıyle herhangi bir konuyu değerlendirirken o konuda Kur'an-ı Kerim'in tüm ayetlerini araştırmak ve sahadaki bilimsel verileri de bu gerçeklere göre tasdik veya tekzip etme yükümlülüğündeyiz.

Bu konuyla ilgili saha çalışmalarını ve bilimsel verileri elbetteki uzun yıllardır bizler de takip ediyoruz. Sözünü ettiğiniz "Foucault Sarkacı" deneyi her iki olasılığa da açık olduğu gibi dünyanın manyetik merkezleriyle de açıklanabilir.

Düşünmek ve araştırmak elbetteki çok önemli bir iştir. Ancak düşünce faaliyetinin değeri bu düşüncenin doğru bir istikametten kaynaklanmasına bağlıdır. Yaratılmış alemi araştırırken kolay olan tanımlama değil zor olan tanıma yöntemini seçmeliyiz. Bizlere tanımanın doğru ipuçlarını da ancak ve ancak tanımaya çalıştığımız bu alemi Yaratan verir. Bu konuda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.

Yaratan (yarattığını) bilmez mi? O Latif'tir (kullarına karşı çok ince-hassas ve lutfedicidir), Habir'dir (her şeyden haberdar olandır). (67-Mülk 14)
Gürkan Engin
24.01.2017 10:43
Yanlış Yöntem
Kuran, insanları hidayete ulaştırmak için bir kitaptır. Ondan bilimsel sonuçlar çıkaramazsınız. Kuran bizden, akletmemizi, araştırmamızı ister. O halde, "dünya dönüyor mu?" sorusunu SAHAYA ÇIKARAK anlayabiliriz, Kuran'a bakarak değil!!!

Bu, son derece BASİT bir konudur. Google'a "Foucault Sarkacı" yazıp aratın ve çıkan sonuçları okuyun. Bu kadar basit.
Mehmed Alagaş
23.01.2017 16:20
Ve aleykümselam
Senin de belirttiğin gibi ana konumuzla yakından ilgisi olmasa da, bu konuda geniş araştırma yapmak isteyen kardeşlerimiz için önemli bir ayrıntıya işaret etmişsin Fatih kardeşim. Elbetteki bu iki kelime birbirinden farklı ve farklı yerlerde kullanılmasının önemli bir hikmeti var.

Bu konuya sonra değinmek üzere biz yine ana konumuza odaklanalım ve ana konumuzda farklı yaklaşımlar varsa bunları beklemeye devam edelim.

Fatma kardeşim çok açık dediğin asıl konumumuz hakkında açık ve açıklayıcı konuşmadan diğer meselelere geçmek istemeni acelecilik olarak görüyor, sakin olmanı ve asıl konumuza odaklanmanı istiyorum.

Dua ile..
Fatma Ceren
23.01.2017 01:07
Selamun aleyküm
Yoğunluğum ve şartlarım nedeniyle konuya istediğim şekilde dahil olamasamda, yorumları okuyunca aslında çok açık ve net olan meselenin somut dallarının neden budaklandığını anlamadım.

Neyse, bu çok önemli değil ama konumuz pek çok ayeti anlama ve kavrama bakımından oldukça mühim.

İlk yorumumda özet geçtiğim konular bu konuyla yakından ilgili.İnşirah kardeşin zamanla ilgili yorumuna benzer bir yaklaşımım var. Sadece konuyu yaratan ve yaratılan açısında iki boyutlu ele almamız gerekiyor. Birincisi mekan ve zamandan münezzeh olan Rabbimizin büyük bir kudretle yeri, gökleri ve zamanı yaratması; ikincisi mekana ve zamana muhtaç olan insanın zaman ve mekânla olan ilişkisi.

Mehmed abi,
İnşirah kardeşin sorusuna verdiğiniz kısa cevabın biraz uzun versiyonunu verebilir misiniz? Zira tefekkür ettikce karşılaştığım muazzam manzaradaki en ufak dalları gücüm yettiğince betimlemek alacağım cevaba bağlı. Tabloya uzaktan bakabilen, zamanın nasıl yaratıldığını da görecektir, gece ve gündüzün oluşumunu da, mevsimleri hatta Yaratılış ve Insanlık Tarihi kitabınızda "dondurmayın, döndürün" den neyi kastettiğinizi de...

Sağolun..
Fatih Sağlam
23.01.2017 00:09
kuranda gezegen kelimeleri..
Selamünaleyküm.
Konumuzla yakın ilgisi olduğunu düşünmüyorum ama Mehmet abime ve diğer kardeşlerimize ışık tutacak, başka hiçbir platformda dile getirilmemiş olduğunu düşündüğüm bir açıklamada bulunmak istiyorum.

“Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya'kub'a) demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm.” (Yusuf 4)

Bütün kuran meallerinde, Yusuf 4 Ayetinde “yıldız” diye bize meal (tercüme) edilen “kevkeben” kelimesi Arapçada “GEZEGEN” demektir. Bu adamlar yıllarca kurandaki gezegen kavramını bize “yıldız” diye yutturmuşlar. Kuranda toplam 5 ayette “gezegen” kelimesi kullanılmıştır. Ne acıdır ki bu 5 ayetin tüm meallerinde bu kelime bize “yıldız” diye sunulmuş. Diğer ayetlerdeki çeviri hatalarını varın siz düşünün.

Oysa “yıldız” kelimesi kuranda “en nucûmu” kelimesiyle ifade edilmiştir.
“Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman” (mürselat 8)

Kelimenin gerçek anlamıyla Yusuf 4 ayeti şu şekilde olur:
“Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya'kub'a) demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir gezegenle, güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm.” (Yusuf 4)

Bu ayet muhtemelen güneş sistemimizde 11 gezegen olduğunu bize salık vermektedir.
İleriki yıllarda güneş sisteminde 3 tane yeni gezegen daha keşfedilirse bu ayet aklımıza gelsin.

“kevkeben” kelimesinin yanlış birşekilde “yıldız” olarak tercüme edildiği başka bir ayet de, Saffat 6 ayetidir. Ayetin doğru tercümesi aşağıdaki gibi olmalıdır:

“Biz en yakın göğü bir zinetle, gezegenlerle süsledik.”

Bu ayete göre ise yakın gök dediğimiz kısmın gezegenlerin bulunduğu alan olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca, yıldız diye tercüme edilen fakat gezegenlerden bahseden infitar 2 ayetinde rabbimiz aslında şöyle demektedir:

“Gökyüzü yarıldığı, gezegenler döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar.” (infitar 2)

Bu ayete göre ise kıyamet anında güneş sisteminde yer alan gezegenlerin dünyaya döküleceği belirtilmektedir. Önceki yorumların ışığında, kıyamet koptuğunda tavan merkeze doğru çökmüş olacaktır! demek doğru olmayacak mıdır?

selam ile ...
Gülsüm Alagaş
21.01.2017 14:33
Kirletilmiş Akıllarımız
Selamun aleykum,
Kur’an-ı Kerim’in indiriliş gayelerinden bir tanesi de İslamın ilgi alanındaki her sahada kesin kanıt olması içindir. Sayın Alagaş’ın Kur’an’a Yönelirken adlı kitabında belirttiği gibi "Dinle ilgili birçok tartışmalarda , tartışan taraflar kendilerine göre değişik deliller , kanıtlar ileri sürmektedirler. Bu tartışmalarda ileri sürülen açıkça ispatlanmamış beşer kaynaklı bütün görüşler veya bütün yorumlar , doğru veya isabetli olsalar bile dünya müslümanlarını bağlayıcı kesin deliller değildir. Çünkü İslam’ın ilgili sahasındaki bütün meselelerde dünya müslümanlarını bağlayıcı olan kesin kanıtlar, Kur’an-ı Kerim’in beyan ettiği kanıtlardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in önemli bir indiriliş gayesi İslam’ın ilgili sahasıdaki her meselede kesin kanıt olması içindir. “Ey insanlar, Rabbinizden size kesin bir kanıt geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik. (4 Nisa 174)

Günümüz müslümanları olarak hepimizin Kur’an’a yönelişimizi tekrar gözden geçirmesi gerektiğine inanıyorum. Son asırlarda batı biliminin yükseltilmesi ve bu yönde yapılan batıl propagandalarla Kur’an-ı Kerim’in bizden istediği temiz akıllarımız kirletildi. Öyle ki kirletilmiş akıllarımızla Kur’an’a yönelişimizde yedi kat göğü yaratan, arşı istiva eden, geceden gündüzü gündüzden geceyi çıkaran Rabb’imizin bu olayı neden bu kadar önemsediğini göremediğimiz gibi gözlerimize kaçan cahili kaynaklı tozları, batı mamülü ve batıl yüklü mendillerle temizlemeye kalkıştık. Ve bu kirlenmiş , kirletilmiş akıl ve gözlerimizle vahyi anladığımızı sandık. “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize (işinize-hizmetinize) verdi. Yıldızlar da O’nun buyruğu ile müsahhar (emre hazır-yararınıza uygun) kılınmıştır. Bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.(16-Nahl/12)

Bu çok önemli meseleyi, bu çok önemli problemimizi (akıllarımızın kirlenmesini) gündeme getirmesinden dolayı Sayın Alagaş’a en derin şükranlarımı iletiyor, o ve onun şahsında meseleye katkıda bulunan tüm kardeşlerimizden Rabbim razı olsun diliyorum.
İnşirah Melal
21.01.2017 14:13
Şahin abi;
Ben anlatmak istediğinizi mi anlayamadım yoksa siz iki ayette de "o gün"den yani "bir gün"den bahsedildiğini gözden mi kaçırdınız? Zira gördüğüm kadarıyla verdiğiniz iki ayetin siyakı ve sibakı dikkate alındığında sur'u işaret ediyor. Kehf-47'de geçen "ve tere" yani "sen görürsün" ifadesinin peygambere nasıl hamledileceği sorulursa şu ayetler ışığında tekrar tefekkür etmenizi tavsiye ederim;

Ve Sur'a üflenmiştir. Böylece Allah'ın diledikleri dışında göklerde ve yerde olanlar bayılıp-yıkılmıştır. Sonra ona bir daha üflenmiştir. Artık onlar hemen ayağa kalkmış (korkuyla) bakınıp duruyorlar. Yeryüzü Rabbi'nin nuruyla parlayıp-aydınlanır. Kitab konulur, peygamberler ve şahidler getirilir ve aralarında hak ile hüküm verilir. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar. (39-Zümer 68-69)

Selam ve dua ile..
Mehmed Alagaş
21.01.2017 12:59
Ve aleykümselam
İnşirah kardeşimin önce ana konunun açıklık kazanması gerektiğini ifade eden sözlerine katılıyorum. Gerçi konu itiraza mahal kalmayacak şekilde açıklık kazanmaya başlamış olsa da, daha fazla açıklanması istenilen hususlara da açıklık getirilebilir.

Meseleye ailece yönelen Fatih kardeşime de ufuk açıcı açıklaması için teşekkür ediyorum. Zaten Kur’an-ı Kerim’de konuyla ilgili her ayet-i kerime, aynı gerçekliğe işaret etmektedir.

Şahin Yetik kardeşime ise her hangi bir ayete yorum getirirken, o meseleyle ilgili bütün ayet-i kerimeleri dikkate almasını ve o ayete yorum getirirken, diğer ayetlere çelişkili bir duruma düşmemesini tavsiye ederim.

Doğrular Allah’a ve Allah’ın indirdiği Kitab’a, yanlışlar ise elbetteki bize aittir.
Dua ile..
Şahin Yetik
21.01.2017 01:26
Neml suresi 88
Es selamu aleykum güzel insanlar. Biraz da diğer taraftan olaya yaklaşalım.
"Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır." (Neml Suresi, 88)

Bu ayetin hemen belirteyim ki kıyametle ilişkili olduğunu ve sur'a üfürülme hadisesinde olacaklar ile ilgili olduğunu düşünenler için şu ayete bi kulak verelim.

"Bir gün dağları yürütürüz de; sen, yeri dümdüz görürsün. Hiç birini bırakmaksızın toplarız onları." (Kehf suresi 47)

iki ayette de dağların yürütülmesi ve görme fiilleri mevcut ancak birinde dağların hareketi için algıda sanma söz konusu iken diğerinde dağların hareketi sonucu oluşan düzlem için kesinlik söz konusudur ki bu dağların hareketinin farkına açık ve net bir keskinlikle şahit olunmadan olacak bir iş değildir.

Peki neml 88. Ayette geçen bulutlarla ilişki incelendiğinde bulutlarında dünyanında hareket yönünün batıdan doğuya doğru olduğu dikkate değerdir. Bu noktada bulutlar gibi hareket etmesi düşünülmelidir diye düşünüyorum.

Arkadaşlarıma ayrıca kuranda güneşi müşahede eden zülkarneyn aleyhisselâm ın gözünden bir anlatım olduğunu da yani kuranın belagatlı üstün bir edebi sanatlı bir anlatımı olduğunu da hatırlatmak isterim. Mehmet Alagaş ağabeyimizi sevgi ve hürmetle kucaklarken, doğrularımızın Allah'ın lutfu yanlışlarımızın ise kendi eserimiz olduğunu belirtmek isterim. Selam ve dua ile...
İlyas Metin
21.01.2017 01:11
selamun aleykum
Şunu hep düşünmüşümdür;
Dünya dönüyorsa havaalanına uçak inerken pist altından neden kaçmıyor veya bir kurtarma operasyonunda havadaki helikopter sabit dururken alttaki merkez niye kaçmıyor. Saçma bir düşünce ise kimse ciddiye almasın ama benim aklıma takılan bu..

insandergisi.com:


Sayın İlyas METİN!
Değerli kardeşimiz, ciddiyetle sorduğunuz sorular elbette ciddiye alınacaktır, lakin aklınıza takılan konu atmosfer ile ilgilidir ve aşağıdaki yorumlardan birinde bu hususa ALAGAŞ hocamız kısaca yer vermiştir. Tekrar gözden geçirmenizi tavsiye ediyor saygı ve selamlarımızı sunuyoruz.
Fatih Sağlam
21.01.2017 00:33
Sabit temel üzerine yükseltilmiş bir tavan!
Selamunaleykum
Konu inceledikçe Gelişiyor. Mehmet abimizin yol açmasıyla, ailece Ayetleri incelerken ince ve önemli bir ayrıntı yakaladık. Şöyle ki:

Onu yükseltti ve bir tavan gibi yaptı (Naziat 28)
Yükseltilmiş tavana and olsun (Tur 5)
Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık.(Enbiya 32)
Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü.(Nahl 26)
Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye (Hac 65)
Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu ( Rahman 7 )
Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Rad 2)
Ve göğü nasılda yükseltmişiz (Gaşia 18)
Gökleri yarattı direkler olmaksızın...(Lokman 10)

Ayetlerinden şu sonuç çıkar:
Allah göğü yükseltilmiş bir tavana benzetmektedir. Bu tavanı da dünyanın üzerine yükselttiği, ayetlerden anlaşılmaktadır. Dünya küre şeklindedir. Bu kürenin üzerindeki her bir noktayı kaplayacak bir tavan yapılacak olursa, dünyanın merkezde olduğu evren gibi bir yapı oluşur. Sur’a üflenince bu göğün yeryüzüne düşmesi yani tavanın çökmesi demek, ancak temelin sabit olduğu durumda gerçekleşecek bir şeydir. Yukarıda yazdığım ayetler Dikkatlice incelenince dünyanın evrenin merkezinde, hareketsiz sağlam bir karar yeri olduğu gayet açık bir şekilde görülmektedir.

Ayrıca Dünya kelimesi, Arapçada “edna” kelimesinden türemiş olup “edna” kelimesinin anlamı arapçada “en aşağı” dır. Yani dünya “en aşağıda” anlamındadır. Başka bir deyişle Kuran “göğün” yukarıda dünyanın da en aşağıda olduğunu söylemiştir ve dünyanın evrenin en alt zemini, temeli olduğunu vurgulamıştır.

Dünya evrenin en aşağısı (temeli) olduğu için; var olan her şey de gök ve yer arasında konumlanmış olacaktır.

Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık. (enbiya 16)

Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, korunanlar için hazırlanmış cennete koşun! (ali İmran 133)

selam ile......
İnşirah Melal
20.01.2017 15:53
Selamaleykum
Kur'an'i ufkumuzu açtığınız için asıl biz size teşekkür ederiz hocam. Yorumlarınızı tekrar tekrar okuyunca ayetlere dayalı ne kadar çok ipucu verdiğinizi, ne kadar çok şey anlattığınızı daha iyi anladım. Ana konuya bağlı olarak konuşulacak çok mesele olmasına rağmen öncelikle ana konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğine inanıyorum. Gece ve gündüzün ayrıca mevsimlerin meydana gelmesi için dünya hem kendi etrafında, hem de güneşin etrafında dönüyor mu sorusu, bütün müslümanların Kur’an-ı Kerim’e göre cevaplamaları gereken bir sorudur. Bu önemli meseleye ciddi bir katılım olmamasına ben de şaşıyor, öncelikle bu açık sorunun araştırmacı kardeşlerimiz tarafından Kur’an’a göre değerlendirilip cevaplanmasını bekliyorum.

"Belki fazlaca kişiye ulaşmamıştır ve haberleri yoktur" demek isterdim ama istisnaları olmakla birlikte böyle olmadığını tahmin edebiliyorum. Zira sizin son kitaplarınız hakkında da şahit olduğum en yumuşak tepki 'acıyıp-üzülerek'(!) "Mehmed abiye ne oldu böyle!" idi.
Ben daha çok, önemsiz ve gereksiz görüldüğü için sessiz kalındığını düşünüyorum ki; bu ve buna bağlı olan meselelerin TEVHİD'in dışında kalan değil tam aksine diğer tüm hususlarda olduğu gibi TEVHİD gerçeğinin içini dolduran meselelerden olduğunun altını bir kez daha çizme gereği duyuyorum.

Hak ve hakikatte birleşme duanıza gönülden amin derken, bu duanın bize düşen fiili kısmının ise tüm meseleleri hak ve hakikat süzgeci olan Kur'an-ı Kerim'den geçirmek olduğuna inanıyor, bazı meselelerde bu süzgece ihtiyaç duymayıp adeta "..biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (yola) uyarız.."(2-Bakara 170) yaklaşımını göstermekten de "..Ben onların görmediklerini gördüm.."(20-Tâ-Hâ 96) dedikten sonra sapan ve saptıran samiriye benzemekten de Allah'a sığınıyor, sabır ve ümid ile bekliyorum.
Ömer Muhtar
20.01.2017 15:35
AMİN
Duanıza yürekten büyük bir AMİN derken aynı zamanda rabbim siz ve sizin gibi kuran-ı anlayıp-anlatmada öncü olan kardeşlerimizin de, ben ve benim gibi kuran-ı araştırmaktan ziyade araştırılanları anlamaya çalışanların da yardımcısı olsun inşaallah.
Mehmed Alagaş
20.01.2017 14:29
Ve aleykümselam
Anlatmak istediğimizi anlamış ve çok doğru bir sonuca varmışsın Ömer kardeşim. Elbetteki sözünü ettiğin ayet-i kerimelere de aynı ufuktan yaklaşıyoruz. Bu tuhaf suskunluk ortamında meseleye çekince duymadan katıldığınız için sen ve üç-dört kardeşime tekrar teşekkür ediyorum. “Kur’an, Kur’an” diyerek Kur’an-ı önemsediklerini ve öncelediklerini söyleyen diğer kardeşlerimin ise bunca yazıp-söylediklerimiz karşısında ayetlerden hareketle yanlışsa “Yanlış” diyerek yanılması mümkün olan Mehmed abilerini düzeltmemelerine, doğruysa “Doğru” diyerek doğruya ortak olmamalarına ve hiç olmazsa değişik ortamlarda kardeşleriyle paylaşmamalarına şaşırdığımı ifade ediyor ve onların bu suskunluğuna bir anlam vermeden, vermek de istemeden onlar için dua ediyorum.

Allah hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin..
Ömer Muhtar
20.01.2017 09:22
selam aleykum
Beklenen müslümanlara yaratılış ve insanlık tarihi kitabınızda, Rahman suresi 17. ayetle alakalı iki doğu iki batı konusunu tekrar okuyunca göğün dönmesi ile hem insanların gece-gündüzünün hem de cinlerin gece-gündüzünün oluşabileceği gibi bir sonuca vardım. Naziat suresi 27-29 ayetlerini hatırlarsak rabbimiz gece ve gündüzü yaratmak bakımından zor olanın bizim mi yoksa gök mü olduğunu sorduğu göğe nispet ediyor. Allahualem.
Fatma Ceren
19.01.2017 15:05
Selam
Allah'ın âyetlerine, Kur'ân bütünlüğünde yaklaşım ve düşünce mahsulu neticesindeki değerli yorumlar alay konusu olacaksa; aynı âyetlerin farklı yorumlarını burada okumayı bekleriz ancak. Tabi varsa..

Sınıftayım ve takipteyim. Konuya dair ilk yorumuma dair fikirlerim var, ancak geliştirmek için Mehmed abinin inşirah kardeşe vereceği cevabı bekliyorum.
Mehmed Alagaş
19.01.2017 15:01
Ve aleykümselam
‘Sona son kala’ ve ‘İki deniz arası’ kitablarını yayınladıktan sonra bu söylediklerinizle bizzat karşılaştım Mehmed kardeşim. Şaşırmadım çünkü hem o kitab çalışmalarında hem de bu son yorumda bazı cümleleri yazarken, muhtelif çevrelerin meseleyi anlayamadan gülmeye başlayacaklarını ben de biliyordum. Ancak ben bu meseleleri gündeme getirirken batıyı ve meseleye batı penceresinden bakan doğuluları değil, Kurani gerçekleri anlayabileceklerini umduğum müslümanları muhatab alıyor ve onlarla paylaşmak istiyordum. Çünkü sorumluluğumuz alemlerin Rabbi olan Allah’a karşı olduğu için gerisi fazlaca umurumuzda değil.

Defalarca söylediğim gibi Kur’an-ı Kerim dünya gündeminin baş köşesine gelecek ve Kur’an’ın beyan ettiği bu ayetler bir bir tecelli edecektir. Burada önemli olan batılılar bu gerçeklerden bihaber olsa da müslümanların aydınlanması ve çok yakın gelecekte tecelli edecek olan bu ayetlere hazırlıklı olmalarıdır. Kitablarda açıkça izah ettiğim gibi Ye’cuc ve Me’cuc kıyamet alameti olarak mutlaka çıkacak, çaresiz kalacak dünya insanlarına İlahi bir yardım olarak o zaman dilimine gelecek olan Zülkarneyn (a.s.) bu seddi yapacaktır. Daha açık bir ifadeyle Kur’an-ı Kerim Kehf suresinde bizlere Zülkarneyn (a.s.)’ın yapacağı fakat yaşadığımız zaman diliminde henüz yapılmamış bir sedden bahsetmektedir. Zülkarneyn (a.s.) Ye’cuc ve Me’cuc seddini geçmişte yapmıştır diyenlerin 18-Kehf 97..99 ayet-i kerimelerini dikkatlice tefekkür etmeleri gerekmektedir.,

”Artık (Ye'cuc ve Me'cuc) onu ne aşmaya, ne de onu delmeye muktedir olabildiler. (Zülkarneyn) dedi ki "Bu (engel, size) Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiği zaman O bunu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır." (Seddin dümdüz olacağı) o gün, Biz onları birbiri içinde dalgalanır halde bırakmışızdır. Sur'a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya getirip-toplamışızdır. (18-Kehf 97..99)”

Şimdi araştırmacı kardeşlerime sormak istiyorum, Ye'cuc ve Me'cuc kıyamet alameti olarak kıyametten önce çıkacaklarsa, Zülkarneyn (a.s.)’ın yaptığı bu seddi mi delip çıkacaklar? Oysa bu ayet-i kerimelerde Sura üfleninceye kadar Ye’cuc ve Me’cuc’un bu seddi delmeye ve aşmaya güçleri yetmeyeceği açıkça bildirilmektedir. Rabbimizin vaadi gelip-bu sed dümdüz olacağı zaman ise zaten Sura üfürülmüş ve kıyamet kopmuş olacaktır. Böyle bir durumda ise dünya insanlarının gözü uyarıcı bir ayet, bir alamet olarak ne Ye’cuc ve Me’cuc’u görür, ne Kehf 94’de bildirildiği gibi bunlardan bir şikayetleri olur, ne de hadislerde bildirildiği gibi bu olaydan sonra müslümanlar hac ve umre yapabilirler. Bunların düşünülmesi ve her taşın yerli yerine konulması gerekmez mi?

Herneyse..
Dönen gök mü yoksa dünya mı meselemizin zaman mekan boyutuyla ilgili olduğu için kısaca değindiğimiz bu konuyu şimdilik bir kenara bırakarak değerlendirmemize devam edelim. “Dünya göğünün yarıçapı en az beş milyar ışık yılıdır” diyen Zeyd kardeşimizin bu ifadesinin abartılı olup-olmadığını merak eden kardeşlerim var. Bu cümle mevcut verilerin en azı dikkate alınarak kurulan bir cümledir. Konuyla ilgili daha uzun veriler dikkate alındığı zaman verdiği rakamlar tabi ki eksilmeyecek sadece artacaktır.
Devam ediyoruz..
Mehmed Can
19.01.2017 13:26
Selamunaleyküm
Mehmed abi uzun meseseleri çok kısa cümlelerle anlatmanıza hayranım. Fakat bu kısa anlattıklarınız bazı kimselerce anlaşılmayınca, anlattığınız konuların hafife alınmasına hatta alay konusu olmasına neden oluyor. Korkarım bu son yorumunuz da Zülkarneyni gündeme getirmeniz de bazı çevrelerce böyle algılanacak. Bu duruma üzülüyorum, ne yapmak lazım?
Mehmed Alagaş
19.01.2017 00:41
Ve aleykümselam
Anlaşıldı Ömer kardeşim.
Senin soruna gelince İnşirah kardeş, şimdiye kadar zamanda seyahat meselesini düşünüp-araştıranlar, bu meseleyi mekandan bağımsız olarak düşünmemişlerdir. Çünkü dünyanın hem kendi ve hem de güneşin etrafında döndüğü ön kabulünden hareket edildiği zaman, dünyanın her zaman diliminde uzay mekandaki konumu değişeceğinden zamanla birlikte mekanda da seyahat edilebilir olması kaçınılmazdır.

Oysa Kur’an-ı Kerim’deki dünya değil gök dönüyor gerçeği dikkate alındığı zaman bu gerçeklikle birlikte şunu da anlayacağız ki bizler dünyada durduğumuz yer hasebiyle geçmişi, geleceği ve şimdiki zamanı aynı yerde, aynı noktada, aynı mekanda yaşıyoruz. Nitekim bir diğer ismi veya lakabı Zülkarneyn (iki asr, iki zaman sahibi) olan Süleyman (a.s.), tarihin bazı dönemlerinde muhtelif yerlerde gözüken ve birçok çevre tarafından Ufo denilen çanaklarla ve bu çanakların içinde döndüğü yerinden sökülmez kazanlarla zamanda ve mekanda değil sadece zamanda seyahat ediyor ve bir peygamber olmasına rağmen geçmiş yani yaşanmış tarihe kendisi bile müdahale edemiyordu.

Cevabı kısa istemiştin, kısa oldu değil mi?
İnşirah Melal
19.01.2017 00:14
Selamaleyküm
Eyvallah hocam çok iyi anladım. Anladıklarım bana bu hususta daha çok yol almam gerektiğini düşündürdü. Özellikle zaman ve mekan konusunda. Önceki yorumlarda zikredilen bazı meselelerin bu başlıkta açılıp açılmayacağını merak ediyorum. Gerçi kitap çalışmalarınızda açıkladığınız göğün yolları, iki doğu iki batı, ashab-ı kehf ve Zülkarneyn gibi meseleleri daha iyi anladığımı düşünsem de daha geniş değerlendirilmesinin hayır olacağını umuyorum.

Mesela aşağıdaki bir yorumunuzda “Mekanda değil zamanda seyahat” ifadesini kullandınız. Bu ifadeyi bizler için kısaca açar mısınız?
Ömer Muhtar
18.01.2017 21:20
selamaleykum
Sanırım yanlış ifade ettim. Vurgu yapmak istediğim husus, gece-gündüz'ün dünyanın dönüşü ile değilde, göğün dönüşü ile alakalı olup- olamayabileceği sorusu.
Kusura bakmayın.
Mehmed Alagaş
18.01.2017 20:51
Ve aleykümselam Ömer kardeşim
Belli bir seviyede devam eden bu değerlendirmeye bir ayet ile katılman güzel. Elbetteki düşünülmesi gereken bir ayet-i kerime. Ben insanlara ait gece ve gündüzün dünyada olduğunu düşünüyorum. Ancak gündeme getirdiğin bu ayet-i kerimeden hareketle şanı yüce Rabbimizin bu muhteşem göğü nasıl döndüreceğini merak edenlere şunu söylemek isterim;

Bu göğü döndürmek mi zor yoksa yoktan yaratmak mı?
Ömer Muhtar
18.01.2017 17:50
Selamaleykum
Yaratma bakımından siz mi daha zorsunuz yoksa gök mü? (Ki Allah) Onu bina etti. Onun tavanını yükseltti, ona bir nizam-düzen verdi Gecesini kararttı, kuşluk vaktini (açığa-aydınlığa) çıkardı. (79-Nâziât 27-29)
ayette dikkatimi çeken husus; gece ve gündüzün dünyada değil gökte olduğu.
bu durumda gece ve gündüz de bir yansıma değilde bir gök cisim olabilir mi?
bende böyle bir soru ile takipte olduğumu belirtmek isterim.
hakkınızı helal edin.
Mehmed Alagaş
18.01.2017 16:27
Ve aleykümselam
Anladığına sevindim Selami kardeşim. Ben müslümanların suskunluğunun veya çekingenliğinin ayetlere iman konusunda bir zaaftan değil, konuyla ilgili ayetleri henüz yeterince anlayamamalarından kaynaklandığını düşünüyor ve bu durumu şimdilik makul karşılıyorum. Şimdilik makul karşılıyorum çünkü son asırlarda batı bilimi öyle yüceltilmiş, belgesellerdeki hak görüntülere yapılan batıl yorumlarla öyle bir tabu haline getirilmiş ki, ilmi meselelere Yaratıcı’yı dikkate almayan bilimsel(!) önkabullerden bağımsız olarak yaklaşabilmek ve asırlardır sürdürülen batıl propagandaların kalın kabuğunu kırabilmek, herkes için kolay değil. Ancak ben yine de hakka açık olan kardeşlerimi bu konuyla ilgili açık ayetler üzerinde düşünüp-araştırmaya ve insanlardan değil sadece Allah’dan çekinerek karşılaştıkları hakkı ortaya koymaya davet ediyorum. Hakkı önceleyen bütün kardeşlerim çok iyi bilmelidir ki “Hüküm hak, akibet hayırdır.”

İnşirah kardeşim senin zaman hakkında yazdığının yanlış olduğunu söylemedim. Ancak zamanın tanımı konusunda yeterli mesafe katedemeyen ve yıllardır bu meselenin eteğinde dolaşan Mehmed abin için biraz tepeden söylenmiş bir cümle gibi oldu. Diğer söylediklerine gelince son yorumunda dile getirdiğin “Dünya göğün merkezinde ve yedi kat göğün çekirdeğidir” ifadesi, birçok ayette “Yer ve gökler” diyerek bizlere tek bir merkezi yer olduğunu beyan eden Kur’an-ı Kerim’in altını çizdiği bir ifadedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de sık sık tekrar edilen “Yer ve gökler” ifadesi, yerin tek ve merkezi bir karar yeri olduğunu beyan etmektedir. Nitekim birçok çalışmamızda dünyadan başka hayat olan bir yer olmadığını söylememiz de, bu açık gerçeklikten kaynaklanmaktadır.

Bu meseleye ayetlerle veya imani değil, laboratuvarlarda görsel yaklaşmak isteyen ve bir yaratıcı güç olduğunu itiraf eden kimselere de şunu söylemek isterim. Yaratılışı ve kainatı araştırırken makroyu ve mikroyu aynı Yaratıcı güç yarattığına göre; dışarıdan gözlemleyemediğiniz makroyu anlayabilmek için dışarıdan gözlemleyebildiğiniz mikroya bakabilirsiniz. Çünkü atoma göre çekirdeğin konumu neyse göğe göre dünyanın konumu da odur.

Dua ile..
İnşirah Melal
18.01.2017 14:07
DÜZELTME..
Hocam uyarınız için teşekkür ediyor, güzel duanıza amin diyorum.
"bu dönüşle de gece ve gündüzün ve de mevsimlerin yani aslında ZAMAN'ın oluştuğunu söyleyebilirim." demiştim. Buradaki kastım gece, gündüz ve mevsimler gibi bizim zaman algımızı oluşturan olgular olsa da ZAMAN'ın sadece birinci kat gök içerisinde olduğu anlamını doğuran iddialı bir cümle olmuş. Dolayısıyla ZAMAN ile ilgili detaylı bir bilgiye sahip olmadan kullandığım bu ifadeyi sizin vesilenizle düzeltmiş olayım.
Selami Özcan
18.01.2017 13:46
Selam
Teşekkür ederim Mehmed hocam. Atmosferle ilgili cevabınızı çok iyi anladım. Zaten verdiğiniz uçak örneğini arabistanlı bir kardeşimiz gündeme getirerek dünyanın dönmediğini söylemişti. Sizin ifadenizle yanılgıya düşen bu kardeşimizin sözlerini haber bültenlerine taşıyanlar, bu konuşmayı youtube koyup hayvanları güldürerek onun şahsında müslümanlarla alay edenler, bakalım sizlerin bu değerlendirmelerini de gündeme getirecekler mi? Hiç sanmıyorum. Onlar batılı gündeme taşırlarken hakkın üzerini örtmeye çalışırlar. Benim merak ettiğim müslümanların suskunluğu, ürkekliği, ayetler hakkında konuşmaktan çekinmeleri, meseleyi gündeme getirmekten korkmaları. Bunu anlayamıyorum.

Sizlere dua ederek takibe devam ediyorum.
Mehmed Alagaş
17.01.2017 22:13
Ve aleykümselam
İnşirah kardeşim, İnşirah ismiyle müsemma olmaya başlıyorsun. Zamanla ilgili bir cümlen tartışmaya ve açıklanmaya muhtaç olsa da (ki ben o yeterlilikte değilim), Kurani bir istikamette yaptığın yorumunun genelini çok beğendiğimi ifade etmeliyim.
Allah hepimizin anlayışını, ferasetini arttırsın İnşaallah..

Selami kardeşim birinci sorunun cevabını bilmiyorum.
Uzun yıllar önce karşılaşıp kardeşlerimizle şifahi olarak paylaştığımız, Yaratılış ve İnsanlık tarihi çalışmamızda ise kısmen değindiğimiz bu değerlendirmelerden söz konusu çevrelerin haberi olmayabilir.

İkinci sorunuza gelince dünya atmosferi göğe değil dünyaya bağlı olduğu için gökle beraber tabi ki dönmüyor. Zaten bu meseleyi yeterince düşünmeyen bazı kardeşlerimizin “Dünya dönüyorsa havadaki bir uçağın hiç ilerlemeden Çin’e ulaşması gerekir” demelerindeki yanılgı da, yedi kat atmosferin dünyaya bağlı olduğunu dikkate almamalarından kaynaklanmaktadır.
Selami Özcan
17.01.2017 21:36
SELAM VE DUA İLE...
Mehmed hocam ve değerli kardeşler,
Ben çokça ilmi ve de fazlaca araştırma imkanı olmayan bir kardeşinizim. Başından beri takip ettiğim kadarıyla "dünyanın değil göğün döndüğünü" ayetlerle izah eden siz değerli kardeşlerime Kur'an-i bir itiraz ve eleştiri gelmemiş olması beni çok şaşırtıyor.

Bu şaşkınlığımı mazur görün ama dünyanın döndüğü düşüncesi Kur'an-i bir zemine oturmamış olsa bu kadar teveccüh görür müydü? Şayet böyle bir Kur’an-i zemine oturuyorsa “Dünya dönüyor” görüşüne bu teveccühü gösteren araştırmacı ve ilim sahibi kardeşlerimizin bu yazılanlardan hiç mi haberi yok yoksa ayetlere dayalı söyleyecek sözleri mi yok?

Size birde şunu sormak istiyorum. Gök döndüğüne göre bu gökle beraber dünya atmosferide dönüyormu?
İnşirah Melal
17.01.2017 21:11
Tekrar Selamaleykum
Bu kısacık zamanda yoğun bir şekilde konuyla ilgili gördüğüm ayetleri anlamaya çalıştım. Sadece "göğün dönüşlü" olduğunu ve "dünyanın karar yeri" olduğunu söyleyen ayetler bile belkide bana yetebilirdi. Fakat Alagaş hocamın güzel ifadesiyle istifhamları süpüre süpüre belli bir noktaya ulaştım. Ayetleri tek tek ele alıp burada paylaşmak isterdim lakin bu kolay olmayacak gibi. Bu yüzden kısaca şunu ifade edebilirim;

El-Vahid olan Rabbimizin yoklukta açtığı tahayyüllerimizin çok üzerinde olan bir MEKAN'ın merkezinde, ÇEKİRDEK'de olduğumuzu, bu çekirdeğin yedi kat gök tarafından kuşatıldığını, birinci kat göğün içindekilerle birlikte yine idraklarımızı zorlayacak bir nizamda çekirdeğin etrafında döndürüldüğünü, bu dönüşle de gece ve gündüzün ve de mevsimlerin yani aslında ZAMAN'ın oluştuğunu söyleyebilirim. Ve bizler bu muhteşem-muazzam-dehşet gibi ifadelerin dışında bir ifade bulamadığım DÖNÜŞÜN merkezinde öylece DURABİLİYORUZ!!!

Ne kadar da kolay söyledim!
Oysa ben bu noktaya ulaştığımda kafamı göğe kaldırıp "Rabbim!!" diyebilmiştim sadece. "Sübhansın Rabbim!" ve "Ne kadar sabırlı ne kadar merhametlisin!" "sana layıkınca hamdedebilmek ne mümkün, sen bizim hamdımızı makbul eyleyesin!"

Sadece bu da değil;
Rabbim sizlerden Razı olsun inşaallah. Bu konu vesilesiyle daha önce defalarca okuyup iman ettiğim lakin idrak edemediğim bir çok ayeti de anlamaya başladığımı düşünüyorum.

Önyargı ve önkabulleri bir kenara bırakıp ayetlerin zahiri ve öncelikli manalarını dikkate alarak Kur'an bütünlüğünde değerlendirmeye çalıştığım bu meselede temel bilimsel yaklaşımları da araştırma fırsatım oldu. (Zira bizler bilime ve bilimselliğe değil Kur'an hakikatlerinin bilime tasdik ettirilmesine karşıyız. Ve bilimin ulaştığı her noktayı ALAGAŞ hocamın da belirttiği gibi Kur'an'a tasdik ettirmek zorundayız.) Fakat özellikle ZAMAN-MEKAN-MADDE gibi meselelerde yanlış kalkış noktasından mı yoksa şeytani bir planın parçası olduklarından mı bilmiyorum ciddi bir yanılgıdalar. Yorumlarına ulaşıp-görebildiğim İlim adamlarının(!) bir çoğu ise bunların rüzgarlarına kapılmışlar. En azından ben kendi adıma hiçbirini tatmin edici bulamadım.

Belli ki şeytan ve dostları sadece siyasal ve hukuksal alanda değil diğer tüm ilim ve bilim alanlarında da yüzyıllardır boş durmamış ve yoğun bir yozlaştırma harekatı sürdürmüş.

Şimdilik düşüncelerim bunlar..
Zeyd Der Ki
17.01.2017 16:24
Abdullah kardeşim
Müfessirlerin ve Kur’an’a bilimsel yaklaştıklarını söyleyen ilim adamlarının(!) o meali verdiklerini ve ayeti öyle anladıklarını ben de biliyorum. Ben o yorumdaki ayet mealini, Mehmed abinin ve İnsan dergisinin 25-30 yıldır tashih ederek yayınladıkları Türkçe Mealden aldım. Ki Mehmed abinin Yaratılış ve İnsanlık Tarihi kitabını dikkatle okursanız, ilgili bölümlerde bu gerçeğin böyle olduğunu da görürsünüz. Ayrıca çoğunluğun genel kanaati, her zaman doğruluk ölçüsü değildir güzel kardeşim. Meseleyi öyle anlayanların yanıldıklarını ifade edebilirim.

Biraz düşünen herkesin de bu yanılgıyı görebileceğine inanıyorum. Şayet ayetteki ellibin yıllık mesafe, insanlara göre yani insanların ellibin yılda katedebilecekleri bir mesafe olsaydı, biz insanlar (uçak ve roketlerin ötesinde) ışık hızında giden bir araç yapsak dahi alacağımız mesafe ellibin ışık yılı mesafesi olur ve meleklerin Allah’ın katına çıktıkları bu mesafe, ellibin ışık yılına tekabül ederdi.

Meselenin böyle olmadığını bilmemiz ve yüce Rabbimize ait bu İlahi katın en az beş milyar ışık yılı yarıçapındaki birinci kat göğün (dünyaya 100.000’de bir kadar) çok yakın bir mesafede bulunmadığını anlamamız için ilim adamı veya alim olmaya gerek yok öyle değil mi?

Abdullah
17.01.2017 15:04
Selam
Zeyd kardeş aşağıdaki bir yorumunda “Melekler ve ruh (bu yollar ile kendi hızlarına göre) süresi ellibin yıl olan bir günde O'na yükselip-çıkar. (70-Mearic 4)” diyerek ciddi bir hata yapmış. Oysa müfessirler ve günümüzdeki alimlerin hepsi “Melekler ve ruh süresi ellibin yıl olan bir günde O'na yükselip-çıkar. (70-Mearic 4)” ayetindeki ellibin yılı, biz insanlara göre ellibin yıl olduğunu söylüyorlar. Burada icma olan bir görüşe karşı çıkmış olmuyor mu?
Mehmed Alagaş
17.01.2017 12:58
Ve aleykümselam
Mehmed kardeşime güzel duası, Gülsüm hanım ve Fatih kardeşime katkısı için teşekkür ediyorum.

Tabi ki daha bir çok ayet-i kerime bu meseleye ışık tutmaktadır. Ben Kur’an-ı Kerim’de zikredilen bu semavi gerçeklerin kısmen de olsa geçmiş kitablarda da zikredildiğini düşünüyorum.

Nitekim onyedinci asırda kilisenin İtalyan astronom Galileo’nun “Dünya dönüyor” görüşüne karşı çıkması, bu kısmi ve semavi bilgiden kaynaklanmış olabilir.

Ancak Galileo’nun bu görüşüne ilmen karşılık vermekten aciz kalıp onun öldürülmesine fetva vermeleri, kendilerini haksız duruma düşürmüş ve bu acizlik içinde onları tarihi bir yenilgiye terketmiştir.

Düşünmeye ve araştırmaya devam edelim.
Fatih Sağlam
17.01.2017 10:33
Güneşin dünyaya doğru getirilmesi
Selamunaleykum.
Ben de konuya bir ekleme yapayım.

"Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." (bakara 258)

ayette hz ibrahim'in ağzıyla "güneşin doğudan getirilmesi" konusu geçmektedir. buradaki "yeti/feti" kelimesi "getirmek" manasında olup "güneşin doğması" manasında değildir.

yani ayettteki kelimelerin ilk ve zahiri anlamı göz önünde alındığında "güneşin dünyaya doğru getirilmesinden bahsedildiği gözükmekte

selam ile....
Mehmed Can
16.01.2017 22:35
Selamunaleyküm
Mehmed abim, emeğin ve gayretin için Allah razı olsun...
Bizlere dua et ve aynı zamanda hakkını da helal et...

İnan kendi adıma anlamak, kavramak için dönüp dönüp tüm yazılanları okudum, fakat dünyanın dönmediğini anlasam da benim başım dönmeye başladı. Çünkü anladığımı anlatabilmek benim için oldukça zor :( çok üzgünüm..

İçi eskisinden daha dolu "SÜBHANALLAH" dememe vesile olan böyle kardeşlerim olduğu için herşeyi yoktan var eden Rahman ve Rahim olan Rabbime hamdediyorum.

Elhamdülillah...
Herkese selam ve dua....sınıftayım..
Zeyd Der Ki
16.01.2017 22:16
Ve aleykümselam
İkazın için teşekkür ederim Mehmed abi. Gülsüm abla ise gündeme getirdiği bu soru ile bizlerin işini kolaylaştırırken, günümüz bilimselliğinin her görüşü ile Kur’an’ın ayetlerini örtüştürmek isteyenlerin işini güçleştirmektedir. Çünkü artık Kur’an’a göre dünyanın sadece dönüp-dönmediğini değil, elipse benzer bir yörüngede akıp-akmadığını, gidip-gitmediğini de ortaya koymak durumundalardır. Oysa Kur’an-ı Kerim dünyanın değil, ay ve güneşin belli bir yörüngede akıp-gittiğini beyan etmektedir.

Teşekkür ederim Gülsüm abla..
Gülsüm Alagaş
16.01.2017 20:35
Selamun aleykum,
Yorumları dikkatle izliyorum. Müsade ederseniz arkadaşlara ben de bir soru sormak istiyorum. Neden gece ve gündüzün nasıl meydana geldiğini dikkate alıp araştırdığınız kadar mevsimlerin nasıl meydana geldiğini de dikkate alıp araştırmıyorsunuz?

Hepimizin duyup - bildiği gibi günümüzdeki bilimsellik, mevsimlerin meydana gelmesini dünyanın elipsel bir yörüngede güneşin etrafında dönmesi ile izah ediyor. Biliyoruz ki mevsimlerin meydana gelebilmesi için de, ya dünyanın güneş etrafında bir yörüngede dönmesi ya da güneşin böyle bir yörüngede dünyanın etrafında dönmesi gerekir.

Şimdi Sayın Alagaş’ın bu başlıktaki üslubuyla soruyorum;
Kur-an’ı Kerim’e göre mevsimlerin meydana gelmesi için dünya mı belli bir yörüngeyle güneşin etrafında dönüyordur, yoksa güneş mi böyle bir yörünge ile dünyanın etrafında dönüyordur?

Düşünmeye ve araştırmaya değer, öyle değil mi?
Mehmed Alagaş
16.01.2017 16:38
Selamunaleyküm
Düşünce mahsulü yorumlar güzel. İnşirah Melal yoldaki istifhamları süpüre süpüre giderken, daha açık konuşan Zeyd kardeş yaptığım yorumun ve yaklaşık olarak verdiğim rakamların arkasındayım diyor. Yorumu için bir itirazım olmasa da verdiği yaklaşık rakamlar konusunda biraz esnek olmasını isterim. Çünkü dünya değil gök dönüyor olsa da, verdiği yaklaşık rakamların geçerliliği, ikinci kat göğün dönüp-dönmemesine bağlı. İkinci kat gök de dönüyorsa, bu göğün dönme istikametine göre verdiği rakamlar artar veya eksilebilir. Gerçi Kur’an-ı Kerim’de göklerin değil bir göğün döndüğü belirtildiği için bu olasılık zayıf olsa da, meselenin bu boyutunu yine aklımızın bir köşesinde tutmamız ve yaklaşık rakamlarla ilgili görüşümüzü bu istisna ile ortaya koymamız gerekir.
İnşirah Melal
15.01.2017 23:14
vealeykumselam Zeyd kardeş
Neml-88'in delil olmayacağı konusunda hemfikiriz. Bunun dışında dünyanın döndüğünü söylemek şöyle dursun, döndüğüne işaret eden bir tek delil ben de bulabilmiş değilim. Zaten bu yüzden artık "DÜNYA DÖNÜYOR" demem-diyemem.

Dünyanın insanlar için karar yeri olduğu da kesindir..Fakat "KARAREN" sabit durmak mı demektir? Alagaş hocamın bu kelimeyi anlamam için örnek olarak verdiği ayette aşağıda da belirttiğim gibi SABİT kelimesinin zıttı olarak "sabit olmayan" yerine "KARARI OLMAYAN" ifadesinin kullanılmış olması "kararen" kelimesini durağan ve hareketsiz olarak kabul etmek için yeterli midir?

Zira "kararen" kelimesinin Kur'anda farklı şekillerde kullanıldığı yerler var ki; İkamet yeri, kararlaştırılmış zaman gibi anlamları da içeriyor (77/21, 23/50, 6/67, 40/39, 25/66 ve 76 gibi ayetler)

Fakat yorumunuzda "insanlar ve uzay mekan için bir karar yeri" demişsiniz. Bu ifade dikkatimi çekti. Alagaş hocamın yoklukta açılan mekanı anlattığı bölümler aklıma geldi. Açıkçası tefekkür ederken MEKAN gerçeğini pek aklıma getirmemiştim.. Sadece "kararen" kelimesiyle ilgili ayetleri değil ZAMAN ve MEKAN ile ilgili ve de bu meseleyle ilintili ayetlerin tümüyle birlikte biraz daha düşünmeliyim..

Ki aslında ALAGAŞ hocam aşağıdaki yorumların muhtelif yerlerinde buna işaret etmişti. Fatma abla da benzer bir işarette bulunmuştu.

Şimdilik bana müsade..
Zeyd Der Ki
15.01.2017 22:36
Selam
İnşirah kardeş, Kur’an-ı Kerim’de dünyanın döndüğüne dair bir ayet, bir delil varsa elbetteki hem dünya, hem de gök döndüğü için verdiğim rakamlar değişebilir. Ben bu konuyu Kur’an’da araştırdığım zaman dünyanın insanlar ve uzay mekan için bir karar yeri olmasının dışında farklı olarak dönmesine delil olabileceğini zannettiğim;

“(O gün) dağları görürsün de, onları (hareketsiz) yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu) herşeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır (yaptığıdır). Hiç şüphesiz ki O, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır." (27-Neml 88)

ayetiyle karşılaştım. Ancak ayetin siyakına yani Neml 87’ye baktığımda bunun Sur’a üflendikten sonra gözlemlenecek bir olay olduğunu farkettim. Bunun dışında bir delil göremediğim için dünyanın değil göğün döndüğünü bildiren Kur’an’ın beyanına sadık kalarak yaptığım açıklamanın ve yaklaşık olarak verdiğim rakamların şimdilik arkasındayım.
İnşirah Melal
15.01.2017 22:02
Ve aleykümselam Zeyd kardeşimiz..
Yorumunuz ve verdiğiniz rakamlar "dehşet" verici.. Küçük aklımla çok muazzam bir meseleyi idrak etmek için anlayarak ilerlemeye çalışıyorum. Anladığım kadarıyla gök bilimi hakkında da bilgi sahibisiniz.. Göğün dönüşlü olması ile ilgili ayet zaten yeterince açık ve göğün döndürülmesi hakkında bir şüphem de kalmadı. Lakin şu sorunun cevabını arıyordum; Gece ve gündüzün oluşması için illaki ya gök ya da dünya mı dönmeli? Hem gök dönüyor hem de dünya kendi ekseni etrafında KARAR KILINMIŞ noktada dönüyor olamaz mı?

Bu sorunun cevabı sizin söylediğiniz muazzam hakikati elbette değiştirmeyecek. Kaldı ki şimdiye kadar üzerinde hiç durmadığım fakat ALAGAŞ hocamın son kitaplarıyla başlayıp bu site aracılığıyla heyecan ve merakla takip ettiğim meselelerden bir çoğunu birbirine bağlayabilecek olan bu konuda dikkat kesilmem gereken yerin GÖĞÜN DÖNÜŞLÜ oluşudur, bunun da farkındayım.

Lakin eğer mümkün ise geride soru işareti bırakmadan ilerlemek istiyorum. GÖK DÖNÜYOR dediğim kadar emin bir şekilde "DÜNYA DÖNMÜYOR" diyemiyorum. Artık "DÖNÜYOR" da diyemediğim gibi...! Gerçi Kur'an'daki "Karar" kelimesi hakkındaki araştırmalarım henüz bitmiş değil ama sizin vesilenizle yeri gelmişken sormak istedim.

Ayrıca bu sorunun cevabı verdiğiniz rakamları da değiştirebilir.. şayet söylediğim şey mümkün ise...
Zeyd Der Ki
15.01.2017 17:36
Selamunaleyküm
İnşirah kardeşim Mehmed abinin sorusuna cevap bulabilmek için meseleyi iki yönlü olarak düşünüyorum.

Gece ve gündüz iddia edildiği gibi birinci kat göğde zerre misali olan dünyanın dönmesinden kaynaklanıyorsa, bu durumda bende anlamlı bir cevap olmuyor. Fakat gece ve gündüz birinci kat göğün dönmesinden kaynaklanıyorsa, ufkumu zorlayan muhteşem bir işle karşılaşıyorum.

Çünkü yıldızların uzaklığına dair verilerden hareketle birinci kat göğün en az beş milyar ışık yılı yarıçapına sahip olduğunu düşünürsek, göğün 24 saatte bir dönüş yapabilmesi için bu göğün sınır noktasında saniyede yaklaşık 360.000 ışık yılı hızına erişmesi lazım.

Muhteşem bir hız ve muhteşem bir olay değil mi? Hangi yaratılmış bu hızda dönen bir göğe girebilir veya çıkabilir ki?

Mesela meleklerin geneliyle ilgili olarak bildirilen “Melekler ve ruh (bu yollar ile kendi hızlarına göre) süresi ellibin yıl olan bir günde O'na yükselip-çıkar. (70-Mearic 4)” ayet-i kerimesi dikkate alınırsa, bu meleklerin yaşam ve hareket hızı saniyede 360.000 ışık yılının çok altında kaldığını anlayabiliriz.

Çünkü saniyede 360.000 ışık hızına sahip olsalar birinci kat göğden yaklaşık dörtbuçuk saatte çıkmış olurlar ve bu yol kendileri için ellibin yıllık bir mesafe olmazdı.

Dolayısıyle meleklerin yaşam ve hareket hızlarının saniyede 360.000 ışık yılının çok altında kaldığını anlayabiliyor ve bu anlayışla neden bu muhteşem işe genel olarak dahil olamayacaklarını ve yine Mehmed abinin söylediği gibi göğün yolları olmasa bu hızla dönen göğden dışarı çıkamayacaklarını farketmeye başlıyoruz.

İnşaallah doğru bir istikamette düşünmeye devam ediyoruzdur.
İnşirah Melal
15.01.2017 16:26
Ve aleykümselam
Örnek olarak verdiğiniz "sekiz melek" meselesiyle zihnimde daha iyi oturduğunu söyleyebilirim hocam. Yoksa açıklamayı ilk paragraf ile sınırlı tutsaydınız anlamam için yeterli olmayabilirdi. Ve tabi bu sorular ve araştırmalarla Fatma ablaya verdiğiniz örneğin ne kadar güzel ve yerinde olduğunu bir kez daha farketmiş oldum;

"Kur’an-ı Kerim’de bazı meselelerin gövdesi somut olarak verilmekte ve bizlerden somut gövdeden ve onun aydınlık istikametinden hareketle soyut dallara ulaşmamız istenmektedir. Bu bizler için anlaması ve anlatması fazla zor olmayan bir çalışmadır. Kur’an-ı Kerim’de bazı meselelerin ise muhtelif ayetlerde dalları somut olarak verilmekte ve bizlerden somut dalların ortak kaynağını araştırarak soyut gövdeye ulaşmamız istenmektedir. İşte bu ikinci çalışma müthiş bir dikkat ve meseleye hakimiyeti gerekli gören bir çalışmadır."

Bu açıklamalar ışığında gece ve gündüzün oluşumunu muazzam kılan sebebi ve bu muazzam olaydaki ayetleri tefekküre biraz daha devam edeceğim inşaallah..

Dua ile..
Mehmed Alagaş
15.01.2017 15:29
Selamunaleyküm
Benden de Eyvallah İnşirah kardeşim. Dikkat edersen geceden gündüzü, gündüzden geceyi çıkarma eylemini bütün ayetlerde değil birçok ayette “Biz” ifadesiyle verip meleklerin geneline değil, “Ben” ifadesiyle Kendisine nisbet ettiğini belirttim. Dolayısıyle Yasin suresinde “Biz” ifadesine dahil olan meleklerden, meleklerin genelini değil bazı özel yaratılıştaki meleklerin olduğunu anlayabiliriz.

Mesela şanı yüce Rabbimiz “Allah gökleri ve yeri (yokluğa kapanıp) zeval bulmasınlar diye (mekandan münezzeh kudretiyle) tutmaktadır. Andolsun ki eğer (tutmayı bırakıp) onlar zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra onları kimse tutamaz. O Halim'dir (rahmetiyle yumuşak davranandır), Gafur'dur (çok bağışlayandır). (35-Fatır 41)” ayet-i kerimesiyle bu tutma işini sadece ve sadece Kendisine nisbet etmesine ve mekandan münezzeh kudretiyle Arşı kuşattığını bildirmesine rağmen “O melek, onun (göğün) çevresi üzerindedir. O gün Rabbinin arşını, onların üstünde sekiz (melek) taşır. (69-Hakka 17)” buyruğu ile de bizlere bu muazzam işi yapabilecek ve meleklerin genelinden farklı özelliklere, farklı güçlere sahip özel meleklerin olduğunu da beyan etmektedir.

Burada üzerinde durmamız gereken husus, şanı yüce Rabbimizin birçok ayette bu işi, bu eylemi genellikle neden Kendisine, Kendi Zatına nisbet ettiğinden hareketle bu eylemin mahiyetini anlamaya çalışmaktır.
İnşirah Melal
15.01.2017 14:33
Eyvallah..
Hocam paylaştığınız ayetteki misal üzerinde dün biraz durmuş ve Rabbimizin güzel sözü benzettiği ağaç için "SABİT" kelimesini kullanırken, kötü sözü benzettiği ağaçtan bahsederken sabitin zıttı için yerden ayrılmış "KARARI OLMAYAN" gibi bir ifade kullandığını görmüştüm..

Rabbimizin bir misal getirirken bile kullandığı ifadelerin bir hikmeti olduğundan hareketle tefekküre devam ediyor, ve acele etmeden adım adım gitmek adına sizin sorduğunuz soru üzerinde durmak istiyorum..

Demişsiniz ki;
"Allah (c.c.) onlarca ayet-i kerimede geceden gündüzü, gündüzden geceyi ‘Ben’ diyerek bizzat Kendisinin çıkardığını beyan etmekte ve bu olayda bizler için açık ayetler olduğunu bildirmektedir."

Evet bir çok ayette "O" diye Allah'ın kendisine nisbet ettiği bu eylem, görebildiğim kadarıyla şu iki ayette farklılık gösteriyor bunu nasıl değerlendirmeliyiz? Zira sanırım altını çizdiğiniz bu hususu düşünürken bu farklılığı da bilmemiz gerekiyor;

"İçinde dinlenmeleri için (karanlık) geceyi, aydınlık olarak da gündüzü yarattığımızı görmediler mi? İman eden bir kavim için bunda elbette ayetler vardır." (27-Neml 86)

"Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp-çekeriz de onlar hemen karanlıkta kalıverirler." (36-Yâsin 37)
Mehmed Alagaş
15.01.2017 13:39
Ve aleykümselam İnşirah kardeşim
Sınıfta olmana sevindim. Acele etmeden araştırmaya devam etmeni isterim. Bu araştırmada doğru cevaplara doğru sorularla erişebileceğini de dikkate almalısın.

Mesela gece ve gündüzle ilgili olarak Allah (c.c.) onlarca ayet-i kerimede geceden gündüzü, gündüzden geceyi ‘Ben’ diyerek bizzat Kendisinin çıkardığını beyan etmekte ve bu olayda bizler için açık ayetler olduğunu bildirmektedir.

İyi ama yedi kat göğü yaratan, arşı istiva eden şanı yüce Rabbimiz bu olayı neden bu kadar önemsiyor. Gece ve gündüzün meydana gelmesi iddia edildiği gibi muhteşem büyüklükteki bir göğde zerre misali olan bir dünyanın dönmesiyle meydana geliyorsa, Rabbimiz bu eylemi, bu işi neden büyük bir önemle Kendi Zatına nisbet ederek ve defalarca tekrarlayarak zikrediyor?

Yorumunda bir tanesini gündeme getirdiğin “Ya da arzı-dünyayı bir karar yeri (merkezi karargah) kılan, aralarında ırmaklar var eden (akıtan), arza (sarsılmaması için köklü) sabit dağlar diken-yükselten ve iki deniz arasına engel koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. (27-Neml 61)” ayet-i kerimesindeki “Kararen-karar yeri” ifadesinin ne anlama geldiğini anlamak için aşağıdaki Kurani örnekten de faydalanabilirsin.,

”Görmedin mi, Allah nasıl bir misal verdi? Güzel bir sözü kökü (yerde) sabit, dalları ise gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). (24) Rabbinin izniyle her zaman yemişini (meyvesini-güzel sonucunu) verir. Öğüt alıp-düşünsünler diye Allah insanlara (böyle) misaller verir. (25) Kötü (murdar) bir söz ise kötü bir ağaç gibidir ki onun kökü yerden koparılmış, kararı (yerinde durma imkanı) kalmamıştır. (14-İbrahim 24..26)”

Bunları tefekkür ederek değerlendirmeye devam edebiliriz..
İnşirah Melal
14.01.2017 03:25
Selamaleykum
Sınıfta olduğumu bildirmek için ses vermek istedim hocam..
Zira dün konuyu gördüğümden beri ayetleri taramak, aramak ve anlamaya çalışmakla meşgulüm..

Bilimsel verilere dayanarak olmasa da konuyu ilk okuduğumda Bekir abinin yorumuna benzer bir şekilde düşünerek, "Neden hem dünya hem de gök dönüyor olmasın" diye sordum kendime ve araştırmaya koyuldum.

Sonra Fatma ablanın paylaştığı ayette (86/11) geçen (الرَّجْعِۙ) kelimenin Kur'an'da; başladığı yere dönmek, geri dönmek, aslına dönmek, birbirlerine dönmek, soru ya da söze cevap olarak dönmek gibi anlamlarda kullanıldığını gördüm.(12/63, 96/8, 20/40, 27/28, 20/89, 2/230 bunlardan sadece bazıları) Bu yüzden bazı meallerdeki, "su-buhar-bulut-yağmur" döngüsünden olsa gerek "Yağmurlu göğe andolsun" çevirisi bana hiç makul gelmedi. Kaldı ki; Kur'anda açıkça yağmur anlamında kullanılan kelimeler var.

Daha sonra bu dünüşün geceden gündüze-gündüzden geceye bir dönüş olduğunu yani dünyanın döndüğünü lakin ayette kastedilenin yerdeki insanın gökte gördüğü bir DÖNÜŞÜM olduğu yorumuna ulaştım. Kısmen makul gibi gözükse de Tarık suresinin bütünlüğünü ve de "GÖRMÜYOR MUSUN?" diye başlayıp gece ile gündüzün dönüşümünün açıkça zikredildiği Lokman-29 vb. ayetlerinin güneş ve ayın hareketinden bahsetmesine rağmen DÜNYA'dan bahsetmemesini dikkate aldığımda bu yaklaşımın da kesinlik arzetmediği kanaatine vardım. Ama sonrasında bu gibi ayetlerdeki "VE" bağlacı ile arapçada ikiden fazla çoğulu ifade eden "HEPSİ" anlamındaki kelimenin kullanılmasından hareketle, "ay ve güneş dışında akıp giden bir şey daha olması lazım ki "HEPSİ" denebilsin, bu da DÜNYA'dır. Gece ve gündüz dünyayı temsil eder, dünya yerine bu şekilde ifade edilip diğerlerinden ayrılması ise diğerlerinden farklı olarak kendi ekseni etrafında dönmesidir." gibi açıklamaları okuyunca tatmin oldum.. Fakat dünyanın döndüğüne değil, bilimin dönüştürdüğüne!!! Zira gece, gündüz, güneş ve ay zaten ikiden fazla ediyor ve ben gece ile gündüzün değil DÜNYA'nın dönüp dönmediğini araştırıyorum. Yani gece ile gündüzü oluşturan hareketi..!

Göğün dönüşlü olduğunu açıkça ifade eden ayet olmasına rağmen dünyanın döndüğünü açıkça ifade eden bir ayet bulamadığım gibi hareketsiz durduğu şeklinde anlayabileceğim bir çok ayet ile karşılaştım. Şimdilik birini paylaşıp araştırmaya ve takip etmeye devam ettiğimi bilmenizi isterim;

"Ya da arzı-dünyayı bir karar yeri (merkezi karargah) kılan, aralarında ırmaklar var eden (akıtan), arza (sarsılmaması için köklü) sabit dağlar diken-yükselten ve iki deniz arasına engel koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar."
(27-Neml 61)

Not: Tevhid ile ilgili yaptığınız açıklamadan dolayı ayrıca dua ediyorum hocam. Kur'an hakikatlerinin hangisi diğerinden daha önemli ve öncelikli sorusunun kendisi tevhidi sarsar gibime geliyor bazen.. Birlemek gerek.. Birlemek bu olsa gerek..!

Selam ve dua ile..
Mehmed Alagaş
13.01.2017 22:24
Ve aleykümselam
Tevhid elbetteki en önemli gerçeğimizdir Abdullah kardeşim.Nitekim iman ve amel kitabımız olan Kur’an-ı Kerim, “La ilahe İllallah” öncelemesiyle tam bir tevhid Kitabıdır.

Ölümü ve yaşamı Allah için olan müslümanların yüzlerini Allah’a dönmeleri, Rabbimizi tenzih ve takdis etmeleri “İllallah yani ancak Allah vardır” gerçeğinden kaynaklandığı gibi sahte ilahlara ve zalimlere karşı red ve direnişleri de “La ilahe yani Allah’tan başka İlah yoktur” gerçeğinden kaynaklanır.

Bir müslümanda “La ilahe” gerçeğinden kaynaklanan red ne kadar kuvvetliyse, bu müslümanın zalim ve müstekbirlere karşı direnişi de o kadar kuvvetli olur.

İşte bu önemli noktada bilmemiz gereken gerçek bizler “La ilahe İllallah” derken bizlerdeki “İllallah” gerçeği ne kadar anlamlı ve güçlü ise “La ilahe” ifademiz de ancak o kadar anlamlı ve güçlü olacaktır.

Çünkü bizler bir olan Allah’a imanımızdan dolayı ve bu imanımız kadar sahte ilahları reddediyoruz.

Dolayısıyle bizlerdeki “İllallah” gerçeğini kuvvetlendirecek olan her ayet, her İlahi hakikat, bizlerdeki hakka imanla birlikte batıla yönelik direncimizi ve reddimizi de arttıracaktır. Bu nedenle gündeme getirdiğimiz ayetler ile tevhid arasında herhangi bir fark veya aykırılık görme güzel kardeşim. Zaten bizlerin de ilk ve son sözümüz tevhiddir.
Abdullah
13.01.2017 21:47
S.A.
Mehmet hocam bu konuları bende önemli görüyorum. Ama tevhid daha önemli değilmi.
Mehmed Alagaş
13.01.2017 13:53
Ve aleykümselam
Konuya Kur’an-ı Kerim çerçevesinde yaklaşman güzel Fatma kardeşim. Umarım meseleye farklı yaklaşan kardeşlerimiz de göğün dönüşünde olduğu gibi dünyanın da döndüğüne ve güneş ve ay gibi belli bir yörüngede hareket ettiğine dair Kurani deliller getirirler. Fatma kardeşim Kur’an-ı Kerim’de bazı meselelerin gövdesi somut olarak verilmekte ve bizlerden somut gövdeden ve onun aydınlık istikametinden hareketle soyut dallara ulaşmamız istenmektedir. Bu bizler için anlaması ve anlatması fazla zor olmayan bir çalışmadır. Kur’an-ı Kerim’de bazı meselelerin ise muhtelif ayetlerde dalları somut olarak verilmekte ve bizlerden somut dalların ortak kaynağını araştırarak soyut gövdeye ulaşmamız istenmektedir. İşte bu ikinci çalışma müthiş bir dikkat ve meseleye hakimiyeti gerekli gören bir çalışmadır. Zaten iki deniz arası ve Zülkarneyn meselelerini anlatmakta karşılaştığım zorluk da bu meselelerin somut gövdeden soyut dallara değil, somut dallardan soyut gövdeye uzanan meseleler olduğu içindir. Çünkü yüzlerce daldan tek bir gövdeye ulaştığınızda, bu gövdeyi anlatabilmeniz yüzlerce dala tek tek açıklık getirmenizle mümkündür.

Dolayısıyle her bilimsel veriyi doğru kabul ederek Allah’ın ayetlerini bu verilere göre açıklamaya ve tevil etmeye çalışanlar, bir çok Kurani gerçek ile aralarına perde koyan kimselerdir. Kur’an-ı Kerim’e bilimsel yaklaştıklarını söylemelerine rağmen iki doğu ve iki batı konusunda Kur’an’daki açık gerçekliği farkedemeden saçma sapan yorum yapanlar, gündeme getirdiğimiz bu meselenin çok uzağındadırlar. İki doğu ve iki batı hakkında yazdıklarımızı hatırlayan kardeşlerimiz, o meselenin anlaşılabilmesinin ancak ve ancak gündeme getirdiğimiz bu meseleyle mümkün olabileceğini de farkeden kardeşlerimizdir.

Dua ile..
Fatma Ceren
13.01.2017 00:47
Selamun Aleyküm
Önce konuya şaşırdığımı ifade etmeliyim. Birilerinin ayetler ışığında bu konuyu ele alacağı ihtimali, benim için dünyanın dönme ihtimalinden de küçüktü...Bir çok müslümanın, "Ha dünya dönüyor ha gök! Bunun bizim müslümanlığımıza ne katkısı var?" dediğini ise duyabiliyorum. Onlar tevhid diyedursun, muhteşem tevhidin muhteşem ayetlerinden göğün ve yerin konumlandırılması, gece ve gündüzün oluşumları üzerinde tefekkür etmeye çabalıyorum.

Bismillahirrahmanirrahim
Dönen-dönüşlü olan göğe andolsun (86-Târık 11)

Ayetten anladığım kadarıyla gök dönüyor.


Ashabı Kehf'in, döndürülmesi ve dolayısıyla güneşin sabit bulundukları yeri teğet geçmesi(gece ve gündüzün akışının değişmesi); onların zamanda yolculuklarını gerçekleştirmiştir.

Zülkarneyn(a.s.)'ın seyahatlerinin de değişmez benzer yöntemle gerçekleştiğini düşünüyorum.

Konuyu Einstein ..vs.. fizik formülleri ya da bilimsel verilerle açıklama niyetinde olamam ancak ışık hızına ulaşan fotonların benzer bir dönüşle görünmez kılınma çalışlmalarıyla ilgili deneyleri yakından takip ediyorum. Onların görünmez dedikler şeyin ise zaman ötesi bir aşım olduğunu yine Kur'an ayetleriyle düşünebilirim.

Şimdilik bunlar.
Selamlar
Mehmed Alagaş
12.01.2017 14:05
Ve aleykümselam
Soruyu okumamış ya da anlamamış gibi bir cevap yazmışsın Bekir. Biz bu meseleyi sözünü ettiğin bilim adamlarının ne söylediğine göre değil Kur’an’a göre değerlendirmek istediğimizi belirttik. Kaldı ki o bilim adamları bing bang dedikleri şuursuz patlamanın da Kur’an’a uygun olduğunu söylüyorlar. Bu bakımdan “Onlar şöyle diyola, bunlar böyle diyola” laflarını bir kenara bırakarak bu meselede Kur’an’ın ne dediğini biliyorsan bizlere ayetlerle onu anlat.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki bu meseleyi gündeme getirmemiz, yeni bir bakış açısıyla gereksiz bir tartışma oluşturmak için değildir. Çünkü bu mesele gece ve gündüzle ilgili ayetlerdeki muhteşemliği anlamamız, göğün yollarının melekler için dahi çok önemli ve gerekli olduğunu bilmemiz, zamanda ve mekanda değil sadece zamanda seyahatin mümkün olduğunu görmemiz ve bu konularla ilgili birçok ayet-i kerimeye daha çok vakıf olabilmemiz için değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

Tabi ki muhatabı varsa..
2 » 
Yorum yap yorum