Biyografi


Bismillah

Konuşulması gereken meseleler yanında biyografimin ne kadar önemi var bilmiyorum. Ancak kardeşlerimin kendilerine göre haklı gerekçelerini dikkate alarak kısa bir özgeçmiş yazıyorum.

1953 yılında İzmir'in Basmane semtinde doğdum. Kendilerini rahmetle andığım babamın aldığı işçi maaşı ve annemin oldukça tutumlu ev idaresi sayesinde aç ve açıkta kalmadan büyüdüm. İki yaşında dilimin tutulması ve bu tutukluk nedeniyle meramımı en kısa şekilde anlatabilme zorunluluğu, beni çok düşünen az konuşan biri olmaya yönlendirdi. Varlık ve yaratılış hakkında yoğunlaşan düşüncelerim yirmili yaşlara geldiğimde ve bana "Allah'a inanıyor musun?" denildiğinde, beni "İnanıyorum dememin ötesinde kesinlikle Var" noktasına getirdi. Bunu söylerken Allah'ın varlığından ne kadar emin isem kendi kulluğumdan da o kadar gafildim. Basmane gibi her kötülüğün merkezinde geçen delikanlılık yıllarım, cahiliyeyi en koyu bir şekilde yaşadığım yıllar oldu. Zaten liseden sonra ailemin ve yakın çevremin ortak kararıyla üniversiteye değil de askere gönderilmem, akıllanıp uslanmam noktasında hakkımdaki son umuddu. Ne yazık ki bu umud gerçekleşmemiş, askerden cahili sicilim daha da kabarmış bir şekilde dönmüştüm.

22-23 yaşıma geldiğimde, o zamana kadar sadece arapçasının olduğunu bildiğim Kur'an-ı Kerim'in türkçe mealinin de olduğunu ilk kez öğrendim. Bu beni çok heyecanlandırmıştı. Çünkü o zamana kadar "Var, Var" dediğim Rabbimin kelamını yani Rabbimi dinleyebilecektim. İşte Rabbimin lutfuyla ilk kez yöneldiğim ve dikkatle okuduğum bu Kur'an bana pürüzsüz bir ayna olmuş ve "Var" dediğim Rabbimin karşısında bir kul vasfıyla varolmadığımı göstermişti. Bu yüce Kitab'da Rabbimi daha iyi farkettiğim gibi şeytanı ve bazı şeytani yaklaşımları da farketmiştim. Mesela o zamana kadar bana "Madem Allah'a inanıyorsun, neden namaz kılmıyorsun?" diyenlere üst perdeden bakarak "Namaza durmak, Allah'ın huzuruna durmaktır. Şu an ki kirim ve pisliğimle o huzura durmaktan utanırım" cevabını veriyordum. Ne güzel bir cevap ve şeytanın ne kadar süslü bir vesvesesi değil mi? İşte Kur'an'ı okuduğum zaman üzerimdeki kiri ve pisliği giderebileceğim yegane banyonun, "Kirimle girmem" dediğim o İlahi huzur olduğunu gördüm. Gösterene hamdolsun, şükürler olsun.

Yetmişli yılların sonuna kadar İslamı daha iyi öğrenebilmek, yaşabilmek kaygısıyla bir çok gruba, cemaate girdim. İslam'a girmemin öncelikli nedeni olan Kur'an-ı Kerim'i karşılaştığım her konuda referans almam, bu grup ve cemaatlerden kısa sürede ayrılmama neden oldu. Kullukla ve ne yapılması gerektiğiyle ilgili önemli sorularımıza cevap bulabilmek umuduyla kardeşlerimizle Türkiye genelinde birçok yere gitmemize ve birçok kapıyı çalmamıza rağmen kişisel yorumların dışında aradığımız Kurani cevaplarla karşılaşmadık. 1980'e geldiğimde dıştan umudunu kesmiş ve dış dünyada bir şey aramaktan vazgeçmiş bir müslüman olarak, sadece kendi kulluğumla ilgili sorularıma cevap bulabilmek için Kur'an çalışmalarına başladım. Baştan sona okuyup fişleyerek devamlı tekrar ettiğim bu çalışmalarda belli bir aşamaya gelince, aradığımız bütün önemli soruların Kur'an'da cevaplandığını gördüm. İlk yıllarda yakın çevremdeki kardeşlerimle paylaştığım bu gerçekler, 1985'e geldiğimizde bütün müslümanlarla paylaşılması gereken gerçekler durumuna gelince İnsan Dergisini yayınlamaya başladık. Yazar olma hevesinin de etkisiyle fazla düşünmeden aldığım bu karar, kısa bir süre sonra beni ciddi sıkıntılara ve pişmanlıklara düşüren bir karar olmuştu. Çünkü suskunluğun güvenli gölgesine çekilip, kulluğumu yaşamak varken, Allah'ın razı olacağı din adına konuşmak ve böylesine bir sorumluluğu yüklenmek bana çok ağır gelmişti. Önceleri heves ettiğim yazarlık sıfatı ise bütün anlamını yitirmiş, müslümanlık sıfatımın gölgesinde bile kendisine bir yer bulamamıştı. Nitekim bu düşüncelerle dergi yayınını durdurmaya ve yazmayı kesinlikle bırakmaya karar versem de takdir olarak gördüğüm bazı önemli gelişmeler nedeniyle devam etmek zorunda kaldım.

İlerleyen zaman içinde çalışmalarımızın insanlara ve kardeşlerimize yansıyan olumlu neticeleriyle karşılaşmamızın verdiği hamd ve şevk duygularıyla bir süre devam eden dergi yayınımızı, daha sonraki yıllarda kitab çalışmalarımız takip etti. Hem bu çalışmaları sürdürüyor, hem yakın çevremdeki kardeşlerimle programlı dersler yapıyor, hem de Türkiye genelindeki kardeşlerimizle her fırsatta görüşmelere devam ediyordum. Ancak bu görüşme trafiği çalışmalarımı etkileyen bir yoğunluğa geldiğinde cevaplamam gereken önemli bir soruyla karşılaştım. Ya oldukça yoğunlaşan bu özel görüşmelere devam edecek, ya da müslümanların genelini ilgilendiren meselelerdeki çalışmalarıma ağırlık verecektim. Sınırlı ömrümü ve Kur'an'dan aldığım maslahat anlayışını dikkate alarak özel görüşmeleri sınırlı bir çerçeveye çekip, genele yönelik çalışmalara yoğunluk vermeyi uygun gördüm. Nitekim şanı yüce Rabbimin verdiği güçle hala bu çalışmaların içindeyim. Bilinmesini isterim ki bütün çalışmalarımı önce kendim, kendi kulluğum için yapıyor ve bu çalışmalardan öncelikle kendim faydalanıyorum. Zaten sizlerin de bildiği gibi ben de bana hayrı olmayan bir çalışmanın, başkalarına da hayır getiremeyeceğini biliyorum.

Umarım çok kısa da olsa bu özgeçmiş yeterli olacaktır. Tabi ki biyografi olarak bu yazdıklarım, Mehmed Alagaş kardeşinizle ilgili aydınlık satırlardır. Basir olan Rabbimin gördüğü ve Alim olan Rabbimin bildiği Mehmed Alagaş'ın karanlık sayfalarından ise utandığım için hiç bahsetmiyor, bu karanlık sayfalardaki hata ve günahlarımı Rahim ve Settar olan Rabbimin affedip-örtmesini diliyorum.