Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Kadın'a Şiddetin Nedeni İslam Aile Hukuku Mu?



Kadın'a Şiddetin Nedeni İslam Aile Hukuku Mu?

Selamunaleykum.
"Kur'an'da kadını dövmek yoktur" diye saçmalamak yerine..." diye bir cümle kurmuşsunuz. Bu noktada sizinle aynı düşünmüyorum.

Çünkü, Nisa 34 ayetinde "dövün" diye tercüme ettikleri "Darabe" fiili, darabe'd-dehru beynena örneğinde olduğu gibi Arapça'da "iki şeyi birbirinden ayırmak" anlamında da kullanılır."https://hakkadavet.alimallah.com/darabe.pdf "  linkine bir Bakınız. Bu linkte eski Arapça sözlüklerde bu kelimenin "ayırmak" anlamında da kullanıldığı örneklerle anlatılıyor. Erkek hegemonyasının altında kalan toplumlar, kurandaki kelimelerine anlam verirken aynı kelimenin kendilerine uyan anlamlarını seçmişlerdir. Kelimenin diğer anlamını neden seçmiyorlar peki? Daraba, fiilinin 5-6 tane anlamı vardır ve bu anlamdan biri vurmak, diğerlerinden biri ise "iki şeyi birbirinden ayırmak" tır. Eğer siz Mehmed Alagaş olarak, "Daraba fiilinin AYIRMAK anlamı yok" diyebiliyorsanız makaledeki düşüncelerinizde haklısınız. Yok, eğer, bu kelimenin bir anlamı da AYIRMAKTIR cümlesine itirazınız yoksa o halde tartışma hangi anlamın bu ayete daha uygun olup olmadığı noktasına gidecektir. Bu durumda da şu açıklamayı yapmamız uygun olacaktır;

Eğer ayette Allah(c.c) kadınlarınıza "vurun" diyorsa, o halde bu vuruşun miktarı ne olacaktır? Bir tokat mı atmak, yoksa tüm vücudu sert bir şekilde tekmelemek mi? Ayette bunun bir sınırı çizilmediğine göre tüm vücudu ölesiye tekmelemek Allah'a karşı suç olmayacak ve hesap günü kişi kendisini bu şekilde savunabilecektir. Her şeye ince çizgiler koyan Rabbimizin bu vuruşu sınırlandırması gerekmez miydi sizce? Geleneksel İslam altındaki meallere baktığımızda, Hz EYYUP kıssasına atfen kadının dövülebileceğini söylemektedirler. Fakat Hz Eyyup kıssasında hz. Eyyub'un karısını dövmek üzere söylediği bir yemin aslında ortada yoktur. Parantez içi ifadelerle karısını dövme anlamı vermişlerdir. Bu kıssayı açıklayan ayetleri yeniden incelerseniz, göreceksiniz ki, Bu kıssa tamimiyle yanlış meal yapılmış bir kıssadır. Ayetler kelime içi ifadelerle resmen KATLEDİLMİŞTİR.

Kadınlar dövülemez mi? Bir kadın olarak dövülebilir diyorum. Tabi, Erkekler de dövülebilir. Aile içinde aniden gerçekleşecek reflekslerdir bunlar. Yukarıdaki ifadelerim, kadınları dövme olayını kurana dayandırmanın yanlışlığı üzerinedir. Yani Allah (c.c) belirtmediği halde Allah'ın ayetleri delil gösterilerek kadınlar dövülmemelidir. Olayın yanlışlığı buradadır.                  <<< Ayşe Selçikli >>>

Ve aleykümselam
Ayşe bacım öncelikle sana yürekten teşekkür ederim. Söylediklerimize nefsi olarak karşı çıkmayıp ve susmayı da tercih etmeyerek günümüzden sana yansıyan yaklaşımları çok makul ve güzel bir şekilde dile getirmişsin. Bu meseleyi senin sorularının da dışına çıkarak daha geniş çerçevede ele almak istiyorum. Çünkü bir abin olarak günümüz coğrafyasında bir yandan çağdaş ve kemalistlerin, diğer yandan ise müslümanım diyenlerin hal, davranış ve yaklaşımlarından içimin daraldığını ve uzun yıllardır bana dar gelse de bir sabır küpünde yaşamama rağmen patlama noktasına geldiğimi söyleyebilirim. 

Geçenlerde konuyla ilgili bu ayet-i kerimenin sadece bir hikmetine değinerek “Bu ayet erkekleri kadınları dövmeye teşvik eden bir ayet-i kerime değil, kadınlarını dövmek isteyen erkeklerin önüne iki ciddi engel koyan bir ayet-i kerimedir. Kadınlarına kızarak dövmek isteyen erkeklere bu ayet-i kerime iki kırmızı ışıkla iki kere “Dur” demektedir. İlk kırmızı ışıkta “Öğüt ver, ikaz et” dedikten sonra aynı yanlışın tekrarlanmasında yanan ikinci kırmızı ışıkta ise “Yataklarını ayır” buyurularak bir erkek için yerine getirilmesi pek de kolay olmayan ikinci tavsiye şart koşulmaktadır” dedikten sonra dava sahibi olduklarını iddia eden mü’minelere dönüp “Değerli mümine bacılarım siz söyleyin, kadını dövmeyle ilgili bu ayet de kadınlar için başlı başına bir rahmettir öyle değil mi?” diye sormuştum.

Peki sonra ne oldu? 
Benim olmadığım Facebook sayfasında bazı müsbet paylaşımlar ve birkaç yersiz itirazın dışında genel bir sessizlik!. Sizin ve Fatma Ceren kardeşimin dışında siteye herhangi bir yorum veya cevap gönderen de yok. Kendilerinden cevap beklediğim bacılar söylediklerimi genel olarak içlerine sindirememiş veya erkeğin bir kadına vurmasını hiçbir kadına yakıştıramamış olacaklar ki en ufak bir ses çıkmadı. Söylediğim sözün ayetler bütünlüğünde arkasında duracağımı bildikleri için de genelde benim için anlamlı, başkaları için anlamsız bir sükut hakim. Müslümanım diyerek her konuda konuşmaya çalışan bacılardan “Evet, bu ayet içimizden yanlış yapan kadınlar için gerçekten bir rahmettir” cevabı hiç gelmedi.

Anlatamadıysam bana, anlayıp da içlerine veya nefislerine sindirememişlerse onlara yazıklar olsun. Ben suçu kendimde görüp anlatamama olasılığımı dikkate alarak “Kadına şiddetin nedeni İslam aile hukuku mu?” başlığında bu meseleyi tekrar ve tane tane anlatacağım. Meseleleri kısa ve öz anlatmama rağmen yazı sizin anlayışınızla ilgili olarak biraz uzun olabilir, ilgiliyseniz dikkatle okuyabilirsiniz. Ayrıca bu konuyla ciddi olarak ilgileniyorsanız meselenin günümüz coğrafyasındaki realitesini anlayabilmek için mü’mine bir kadın, saygın ve adaletli bir hanım olarak gördüğüm Sema Maraşlı kardeşimin linkini verdiğim "Erkekler de insan sayılsın" yazısını dikkatle okumanızı öneriyor, bu yazıyı bana gönderdiği için Fatma Ceren kardeşime teşekkür ediyorum.

Evet,
yaklaşık bir asır önce insan fıtratına uygun olan İslam hukukunu rafa kaldıranlar, evlilikte medeni dedikleri gayri medeni aile hukukunu kabul edenler, eşlerin Allah’a karşı sorumlu olduğu İslami nikahı kabul etmeyip bütün bir halkı resmi nikaha mecbur kılanlar, öncelikle ana olması ve analık yaparak umud dolu nesiller yetiştirmesi gereken kadınları genel olarak çalışma dünyasına davet ve mecbur ederek evlerdeki çocukları yetim bırakanlar, aile yapısında birbiriyle dayanışma içinde olması gereken kadın ve erkeği birbirine rakip kılanlar, devlet destekli veya batı odaklı film ve dizilerdeki ahlaksızlıklarla aile hayatını rezil edenler, tüketime yönelik reklamlarla kadınları bitimsiz ihtiyaçlara ve taleplere yöneltenler, içki reklamından çok daha zararlı olan kredi kartı reklamlarıyla aileleri borç ve haciz sefaletine sürükleyenler, çağdaşlık adına yaptıkları buna benzer yüzlerce uygulamayla aile bireylerini birbirine düşman edenler şimdi yani aradan doksan küsur yıl geçtikten sonra karşımıza çıkıp şunu söylemektedirler.,

“Kadına aile içi şiddet uzun yıllar boyu gün geçtikçe artmaktadır. Özellikle mutaassıb erkekler 14 asır önceki ilkel şartlara göre yazılan Kur’an’a göre kendilerini aile reisi olarak kabul ettiklerinden ve ayetlere göre kadını dövebileceklerini söylediklerinden, aile içi bu şiddetin önüne geçilememektedir. Dinin modern zamanlara da uygun olduğunu iddia eden hocalar, alimler, müftüler din adına yapılan bu vahşet karşısında neden susmaktadırlar? “Kur’an’da kadını dövmek vardır” diyerek bu vahşeti körükleyenleri ne zaman susturacaklar, aile içi bu vahşete ne zaman son vereceklerdir..”

Ne tuhaftır ki günümüzdeki çağdaşların, kemalistlerin, ateistlerin söyledikleri budur!. Aile hayatının içine edenler, aile hayatında dirlik-düzenlik bırakmayanlar, kendilerinin yaptığı haltın faturasını İslam’a kesmek ve bu pisliği İslam’ın temizlemesini beklemektedirler. Kadına şiddet vakası sanki batı toplumlarında yok da sadece bu ülkede var gibi bunun sebebini müslümanların dininde, müslümanların inancında aramaktalar ve en büyük faturayı da Kur’an’daki kadına vurmayla ilgili ayete keserek alimlerden, hocalardan ve öncelikle Diyanet müftülerinden bu meseleyi çözmelerini istemektedirler!. Alimler veya hocalar neyse de bunu Diyanetten ve diyanet müftülerinden niye istiyorlar onu bilmiyorum!. Laik cumhuriyete bağlı resmi hüviyetleri ile önce medeni hukuku sonra da ucundan kıyısından İslam hukukunu dikkate almaya çalışan ve kendilerine resmi olarak nikah kıyma yetkisi verilmesine rağmen hangi hukuka göre nikah kıyacaklarını ayırd edemeyen zavallı müftüler, bu sorunu hangi hukuka göre çözümlesinler ki? Diyelim ki imanları gereği Kur’an’a göre çözümlediler, nasıl söylesinler ki? Diyelim ki söylediler, ne iş yapsınlar ve hangi pazarda limon satsınlar ki?

Bizler de böyle bir kaygı olmadığı için gayet rahat konuşuyor, evlilik hayatıyla ilgili ayetleri hiç evirip-çevirmeden kalbi bir mutmainlikle “Kur’an’da gerekirse kadına vurmak vardır” diyebiliyoruz. Bunu dediğimiz zaman ortalık ayağa kalkmakta, gayri müslimlerle beraber müslüman olduklarını söyleyen geniş bir kesim de nasırına basılmış kimseler gibi feryat etmektedirler. Müslümanım diyenlerin feryadına neden olan bu nasır, modernizm ve feminizm etkileriyle oluşan çirkin bir nasırdır. Hiç kusura bakmasınlar demiyecek, kusurumuz varsa açıkça söylemelerini isteyerek aynı sözü, aynı mutmainlikle tekrarlamaya devam edeceğiz.

Hem siz çağdaşlar,
siz kemalistler veya modernistler, sizler bu sözden niye rahatsız oluyorsunuz ki? İsterseniz bu söze sizleri rahatlatacak bir açıklık getirerek “İslam aile hukukuna göre evlenen ve bu hukuku kabul eden müslüman aileler için Kur’an’da, gerekirse kadına vurmak vardır” diyebiliriz. Tabi ki ayette beyan edilen bu İlahi tavsiye kesinlikle ve kesinlikle sizler için değil Kur’an’ı esas alan müslümanlar için geçerli olan bir tavsiyedir. Müslümanlarla ilgili bu tavsiyenin doğruluğundan veya yanlışlığından, hikmetinden veya zilletinden size ne?

Siz kendi hukukunuza bakın. İslami aile hukukunu rafa kaldırıp İsviçre hukukunu benimsemiş ve bu hukuka göre evlenmişseniz, eşinize ve ailenize karşı bu hukuka göre davranmak zorundasınız. İnandığınız ve kabul ettiğiniz bu çağdaş hukuka göre bir erkeğin kadınına vurması helal veya haram değil sadece dünyevi cezası olan bir suçtur. Bu çağdaş kanunlarınıza göre boşanmanın zorluğunu ve ağır faturasını gören birçok erkek ayrılmayı düşünmeden karısını hizaya getirebilmek için dövebilir (ki dövüyor), kocasından dayak yiyen kadın resmi mercilere müracaat ederek kocasını cezalandırabilir (ki cezalandırıyor) veya kocasına uzaklaştırma cezası verdirebilir (ki verdiriyor) ve bunu hazmedemeyen kocası kendisini bıçakla veya pompalı tüfekle öldürdüğü zaman (ki öldürüyor) yine resmi mercilerin vereceği cezayı çektikten sonra hayatına devam edebilir (ki ediyor). İslami aile hukukunu beğenmeyip tercih ettiğiniz çağdaş hukukun pratik yaşantıdaki hikmetli (!) sonuçları işte bunlardır.

Sizler kadına şiddet konusunda kendi kanunlarınızı ve bu kanunların doğal sonuçlarını konuşup tartışmanız gerekirken, faturayı ne ara İslam hukukuna kesip “Kur’an’da kadına vurma var mı, yok mu?” sorusuna cevap arıyorsunuz ki? Size ne bundan? Sizler aklınız varsa kendi hukukunuzu gözden geçirip, kadına şiddeti ölüm noktasına kadar götüren kendi kanunlarınızı, kendi yasalarınızı tartışsanız ya!. Bu şiddetin temelinde erkeği ve erkek karakterini yok sayarak feminizm adına kadını kutsayan, kadını önceleyerek yücelten yasalarınızın ve bunun tabi bir sonucu olarak geçinemeyen eşlerin birbirinden boşanmalarını zorlaştıran kanunlarınızın olduğunu görmüyor musunuz?

Kadına şiddetin nedeni İslam’ın aile hukuku değil sizin tercih ettiğiniz sizin hukukunuzdur. Aileyi iki başlı hale getiren, kadını kocasına karşı itaatsizliğe ve isyana sürükleyen, geçinemedikleri zaman boşanma tazminatı, mal paylaşımı ve sürekli nafaka da olmak üzere getirdiğiniz yasalarla geçimsiz ailelerin boşanmasını zorlaştıran ve bu geçimsizlik içinde aile içi şiddeti körükleyen sizin kabul ettiğiniz bu hukuktur. Sizin reddettiğiniz İslami hukuka göre iki tarafın da kabul ettiği bir mehir üzerinde anlaşarak evlilik yapanlar, bu evliliği adalet ve huzur içinde sürdürebildikleri gibi değişik nedenlerle geçinemedikleri zaman da şiddete baş vurmadan bu mehiri ödeyerek ve mahkeme kapılarında hiç sürünmeyerek birbirlerinden ayrılabilirler. Zaten erkeğin aile reisi kabul edilerek boşama yetkisinin erkeğe verildiği bu aile yapılarında, ayrılmak istemeden geçinmek isteyen kadınlar da İslam’ın kendilerine yüklediği vazifeleri yerine getirerek kocalarına karşı nefsi ve batıl nedenlerle isyankar değil, hak nedenlerle itaatkar olan kadınlardır.

Tabi ki İslam’a ve Kur’an’a bağlı müslümanlar tarafından iman edilerek yaşanılan bu hukuk, sizleri hiç ama hiç ilgilendirmez. Sizler aranızda kendi hukukunuzu ve kendi hukukunuzun vahim neticelerini tartışabilirsiniz. Aynı vahim neticelerle karşılaşan batı toplumları bu sorunlara çözüm olarak meşru evliliklerden her gün uzaklaşmakta, nikahın ve mehrin olmadığı birlikte deneme süreci yaşamaktadırlar. Birçok erkekle uzun yıllar bu deneme sürecini yaşayan denek kadınlar ise daha sonra hiçbir sorumluluk duyulmaksızın bir kenara atılabilmektedir. Tabi ki dünya feministlerinin bu modern tercihe bir itirazları yoktur. Onlar müslümanların kadına vurup-vurmamasıyla ilgilenmektedirler.

 Lütfen kendi işinize bakıp, kendi yasalarınızı değerlendiriniz. Bizler sizin kabul ettiğiniz hukuka hiç karışmak istemememize rağmen insani düzlemde bizlerden nasihat almak isterseniz, aile hayatında kadını önemsediğiniz kadar erkekleri de önemsemenizi ve geçimsizlik durumlarında aileler içindeki şiddeti durdurabilmek için ilk iş olarak adil şartlarda boşanmayı kolaylaştırmanızı tavsiye edebiliriz. Adil şartların ne olduğunu bilmek istiyorsanız, istemeye istemeye İslam hukukuna bakabilir ve bu hukuktan faydalanabilirsiniz.

Laik çağdaşlar olarak “Kesinlikle olmaz” diye haykırdığınızı duyuyoruz. Telaşlanmayın, sizi zorla müslüman yapmak gibi ne bir niyetimiz, ne de böyle bir hakkımız var. Dolayısıyla müslümanlıktan veya müslümanların çoğalmasından korkmanıza, müslüman veya müslümanım diyen bir insan çirkin bir hata da bulunduğu zaman hep birlikte ayağa kalkıp o kişinin şahsında İslam’ı ve müslümanlığı karalamanıza gerek yok. Sizlerin o çirkin hataya değil İslam’a ve müslümanlığa cephe aldığınızı görüyoruz. 

Ama yetsin artık.
Lütfen yakamızdan düşün. Müslümandan ve müslümanların çoğalmasından korkarak İslam’a saldırmaktan vazgeçin. Bu ülkedeki müslümanlar bir asırdır devlet baskısı görmüş olsalar da geçmiş tarihimizde görüleceği gibi gayri müslimlere baskı yapacak insanlar değildir. Çünkü biz laik olmasak da dinde zorlamanın olmadığı hükmüne iman eden müslümanlarız. Kur’an-ı Kerim örneğinde olduğu gibi çok büyük güç ve kudret sahibi Süleyman (a.s.) dahi güç ve kuvvet kullanarak Sebe halkını Allah’a teslim olmaya mecbur etmemiş sadece kendisine itaate davet etmiştir. Çünkü Allah’a teslim olup-olmama konusunda Allah’ın insanlara verdiği tercih hakkını kendisinin dahi iptal edemeyeceğini biliyordu. Süleyman (a.s.) gibi bizler de Allah’a teslimiyet konusunda sadece davette bulunur, uhrevi akibetine katlanmanız şartıyla hepinizi kendi tercihiyle baş başa bırakırız.

Dolayısıyla İlahi davetimizi veya boşanmanın adil şartlarda kolaylaştırılması konusundaki insani tavsiyelerimizi dikkate almayabilir, hatta ve hatta geçinemeyen ailelerdeki şiddetin önüne geçilebilmesi boşanmanın kolaylaştırılmasına bağlı iken son getirdiğiniz boşanmada (eşlerin aile bütçesine katkılarına ve harcamalarına bakılmadan) mal paylaşımı yasasıyla, kötü niyetli erkekleri karısını sadece dövmeye değil adice planlarla öldürmeye dahi teşvik edebilirsiniz. Bu sizin bileceğiniz iştir.

Müslümanım diyerek bu meseleyi tartışanlara veya müslümanlar için rahmet olan İslami aile hukukunun ne olup-ne olmadığını anlamak isteyenlere de, her hükmünde hikmet olan bu hukuku kısaca şöyle anlatabiliriz.,

Öncelikle şunu belirtelim ki günümüzdeki birçok müslüman erkeğimize ve kızımıza tuhaf gelse de, İslam’a göre evlenmek isteyen müslümanlar dünyevi rahat ve mutluluk için değil önemle ve öncelikle kendilerini ahiret saadetine götürecek bir aile kurmak ve müslüman nesiller yetiştirmek için evlenmek isterler. Bu hak nedeni gözettikleri için Kurani ve Nebevi nasihate göre karşı tarafta mal, makam, meslek veya güzelliği değil Allah korkusunun ve hükümlere teslimiyetin derinliğini önemseyip, bu hasletleri talep ederler. Bu talep istikametinde evlenmeyi düşünen iki kişi, aralarında mutabık kaldıkları bir mehir belirlerler. Bu mehrin belirlenmesinde kadın tarafı erkek tarafına yeterince güvenemiyor veya bazı kuşkuları varsa söylenen mehri kabul etmeyip evlenmeyi reddedeceği gibi, menfi olasılıkları dikkate alarak mehri karşı tarafın durumuna göre dilediği kadar yüksek de tutabilir. Bir kadın için helal olan bu yüksek mehir talebinde yadırganacak veya ayıplanacak hiçbir şey olmadığı için son kararı vermek erkek tarafına düşer. Her iki taraf bir mehir üzere anlaşıp-mutabık kaldıklarında bu mehir üzere evlenirler ve Allah’ın hükümlerini dikkate alarak dünya ve ahiret saadeti için yaşamaya başlarlar.

Hiçbir kurumda iki başlılık olmayacağı için kadın ne kadar zengin veya geliri ne kadar yüksek olursa olsun, Rabbimiz ailenin korunmasıyla birlikte bütün ihtiyaç ve idare sorumluluğunu son aşamada erkeğe yüklemekte ve görüş ayrılığı olan konularda kadına da kendi fikrini söyledikten sonra erkeğin nihai kararına uymasını istemektedir. Mehir veren taraf olarak ayrılmaya daha temkinli ve soğukkanlı yaklaşacak olan erkeğe boşama yetkisi ve çocukları alma hakkı verildiği için aile yapısını korumak isteyen kadının erkeğe itaati ve sabrı kolaylaştırılmakta, bu kadını kocasının kabul etmeyeceği aşırı isteklerden engellemektedir. İslam’da önce adalet sonra ceza hukuku geldiği ve aile içinde de sosyal adalet sağlanmadan ceza vermek zulüm olduğu için erkeklerin hem adil, hem de sabırlı, hem de hoşgörülü olmaları emredilmektedir. İlahi hükümlere rağmen aile hayatı içinde erkek kadına zulmediyorsa kadın İslam devletinde kadıya, İslam’ın yürürlükte olmadığı diğer yerlerde ise erkek ve kadın tarafından tesbit edilen iki adil hakeme başvurularak sorunlar çözümlenebilir veya erkek istemese de ayrı yaşamalarına karar verilebilir.

Elbetteki bu aile kurumunda eşler arasında farklılıklar, eşlerin birbirlerinde hoşlanmadıkları hususlar olacaktır. Kur’an-ı Kerim bu konuyla ilgili birçok ayetle bizleri genel olarak şiddete değil affa, sabıra ve hoşgörüye davet etmektedir. Af ve hoşgörüyle karşılamamız gereken bu hataların dışında Allah’ın hoş görmeyeceği yanlış ve itaatsizliklerle ilgili olarak indirilen Nisa 34 ayetinde ise ‘vadrıbu’ kelimesi ile “onlara vurun” denilmektedir. Tabi ki burada itirazlar olmakta, Ayşe kardeşimin dile getirdiği gibi 5-6 ayrı manaya gelen darabe kelimesinin ayırmak-ayrılmak anlamlarına da geldiği ifade edilmektedir. İyi ama biz bu açıklamaya itiraz edip “Darabe kelimesinin başka anlamları yok” demiyoruz ki!. 

Daha önceleri de belirttiğimiz gibi herhangi bir ayetteki bir kelime, ayetin konu bütünlüğünde birden fazla anlama geliyorsa, o ayetin anlaşılmasında kelimenin diğer anlamları da dikkate alınır. Fakat bu dikkate almada kelimenin bir anlamı diğer anlamlarını neshetmez. Çünkü çelişkisiz olan Kur'an ayetlerindeki bir kelimenin ayet içeriğine uygun birden fazla anlamı varsa, bu anlamlar birbiriyle çelişen veya birbirini nesheden değil, ayete mana zenginliği veren anlamlardır. Bizim itirazımız “Kur’an’da kadına vurmak yoktur” diyerek, feminist veya modernist yaklaşımlarla bu kelimenin “vurmak” anlamını tamamen neshetmeye çalışan kimseleredir.

Oysa bu kelimenin söz konusu anlamlardan hangi anlama geldiğini öğrenebilmek için Kur’an ve hadislere baktığımızda, ayette yer alan bu kelimenin vurmak anlamına geldiği konusunda tartışmasız bir ittifak vardır. Nitekim Eyyüb (a.s.) kıssasındaki örneğe, Resulullah (s.a.v.)’den ulaşan rivayetlerin geneline ve ümmetin asırları kapsayan icmasına baktığımız zaman bu kelimenin üst anlam olarak vurmak olduğunu açıkça görebiliyoruz.

Bunu görmemize ve kabul etmemize rağmen bu kelimenin alt anlamlarını tabi ki reddetmez, ayet bütünlüğüne aykırı olmayan ayrılmak anlamını da dikkate alabiliriz. Yatakların ayrılarak ev içinde ayrı yaşanması ayette zaten zikredildiği ve müslüman bir erkek nikahı altındaki kadının başka bir yerde yaşamasına haklı olarak izin vermeyeceği için bu ayrılma boşanma anlamına gelebileceği gibi erkek kadının ailesini güvenilir buluyorsa kadını bir süre ailesinin yanına göndermek olarak da anlaşılabilir. Bunların hiçbirisi ayete ve Kur’an’a aykırı değildir. Çünkü bu ayette hanımına önce nasihat edip yatağını ayırdıktan sonra “Vurup-dövmeden ayrılamazsın” denilerek, erkek illa ki vurmaya mecbur bırakılmıyor ki!. Bir erkek vurmak istemez, vurmayı kendine yakıştırmaz veya vurmakta fayda görmezse karısına hiç vurmadan ayrılıp-boşanabilir.

Zaten bizler de “Kur’an’da kadına vurmak” vardır dememize rağmen “Kur’an’a göre kadına vurmak farzdır” demiyoruz. Vurmak veya ayrılmak, aile yapısını İslami esaslara göre korumaya çalışan erkeğin tercihine bırakılmıştır. Mesela dava sahibi bir erkek aşırı dünyevi istekleri nedeniyle geçinemediği hanımına hiç vurmadan ona “Sen öncelikle dünya hayatını ve onun zinetlerini istiyorsan, boşanma bedelini vererek seni güzellikle salıvereyim” diyebilir. Zaten alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) Resulüne (Peygamber eşi olarak mü’minelere örnek olması gereken hanımların bunun farkında değilse onlara vurmana gerek yok buyurarak) ayrılmayı tavsiye etmiştir.,

“Ey peygamber. Eşlerine de ki "Eğer siz dünya hayatını ve onun zinetini (süslü çekiciliğini) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de hepinizi güzellikle salıvereyim."(33-Ahzab 28)

Alemlere rahmet olarak gönderilen bir Resule eş olmanın ne anlama geldiğini çok iyi bilen peygamber hanımları için bu ayrılık tehdidi, hiç kuşkusuz ki kendilerine vurulmasından çok daha büyük bir tehdittir. Tabi ki Rahman olan Rabbimiz diğer müslüman aileler için ayrılığı ilk seçenek olarak zikretmemiş, aile hukukuyla ilgili İlahi hükümlere rağmen karısında gördüğü ciddi itaatsizlik konusunda düzelip-düzelmeyeceğinden endişe ettiği karısına önce nasihat etmesini, nasihat fayda vermezse yatağını ayırmasını ve bu aşamalardan sonra Allah’ın hoşnut olmadığı itaatsizliği sürdüren kadınla ayrılmak istemiyorsa nefsi nedenlerle kadının bu itaatsizliğini hoş görmemesini ve ona vurmasını emretmektedir. 

Ayrılmayı düşünmek istemedikleri için son çare olarak vurmayı deneyen bu erkekler ise elbetteki keyfi veya nefsi bir uygulama yapamazlar. Bu ayette vurmanın adedi ve şiddeti açıkça belirtilmiş olmasa da, itidalli ve merhametli olmak veya haddi aşmamakla ilgili diğer ayetler ve hadislerdeki rivayetler bunun muhataba ve yapılan yanlışa göre makul sınırlarını belirlemektedir. Çünkü Rahman olan Rabbimiz erkeğiyle kadınıyla bütün insanlara rahmet eden, merhametle yaklaşan bir Rabdır. Yaratılış ve İnsanlık Tarihi çalışmamızın Eyyub (a.s.) kıssasında zikrettiğimiz bir hadiseyi burada tekrar hatırlatmak istiyoruz.,

Hastalık döneminde hanımına bir nedenle kızarak ona belli bir sayıda vuracağına and-yemin eden (Ayşe kardeşim bu and ayette vardır) Eyyub (a.s.), iyileştikten sonra haklı da olsa vicdanen gerçekleştirmek istemediği bu and konusunda ne yapacağını bilemez iken Rabbimiz ona yol göstermiş ve söz konusu andın bozulması değil yerine getirilmesi gereken bir and olduğuna işaret ederek “(Söylediğin adet kadar) elinle (ince başak veya bitki sapından) deste al ve onunla vur. Andını bozma"(38-Sad 44) diye vahyetmişti.

Bu konuda Eyyub Aleyhisselam bizlere gelerek en akıllımıza ve en merhametlimize “Bozmamam gereken andımı yerine getirebilmem için ne yapmam gerekir?" diye sorsaydı, en adil ve en merhametli olan bu kardeşimiz "İnce bir bitki sapı alarak, söylediğin adet kadar hafifçe vur" diyebilir ve bizlerde bu rahmetli görüşü oldukça güzel bir görüş olarak benimseyebilirdik. Ancak merhametlilerin en merhametlisi olan şanı yüce Rabbimiz bunun da ötesine geçmiş, bir başak sapıyla söylediği adet kadar hafifçe vurmak yerine, eliyle deste yapmasını ve onunla bir kerede hafifçe vurmasını istemiştir.

Peki neden?
Bunun nedeninde rahmet, bunun nedeninde incelik vardır. Bu olayda çok Adil ve çok Latif olan Rabbimiz, bir kadının kendisine defalarca vurulmasından ziyade acı vermese de görünürdeki bu vurma hareketinden incineceğini dikkate almıştır. Çünkü hassas ve duygusal bir yaratılışta olan kadınlar, kendilerine hiç acı vermeyecek bir buğday sapıyla hafifçe de vurulsa, kendilerine defalarca vurulan bir insan durumuna düşmesinden incinirler. Dolayısıyla Rabbimiz, bu incinmenin çok az ve çok kısa olması için, sapların deste yapılmasını ve hafif bir şekilde bir kez vurularak işin hemen bitirilmesini dilemiştir. Bu yaklaşımdaki rahmet ve inceliği, öyle sanıyoruz ki kadınlarımız çok daha iyi anlayabilecekler ve böyle bir Rableri olduğu için, Rahman ve Latif olan bu Rablerine hamdedeceklerdir.

İşte müslümanlar olarak bizim dünya ve ahiret saadeti için talip olduğumuz, özel aile yaşantımızda karşılıklı iman ve mutabakat ile razı olduğumuz, severek ve sevinerek yaşamaya çalıştığımız İslam aile hukuku budur. Bu hukukta gerektiğinde kadına vurmak caiz olsa da, bu hukuk kadına şiddeti destekleyen ve kadına şiddetin nedenlerini üreten bir hukuk değildir. Siz çağdaş sapıklar bu hukuku elbetteki kabul etmeyebilir, istediğiniz hukuku yaşayabilirsiniz. Ancak tercih ettiğiniz hukukun pislik dolu faturasını İslam’a keserek, İslam’ın bu pisliği temizlemesini isteyemezsiniz. 
İşte bizlerin böylesi şaşkın ve sapıklara vereceğimiz cevap bu iken kendilerine alim veya hoca denilmesine rağmen modernizmin veya feminizmin tesirinde kalan birçok kimse, çağdaş sapıkların yukarıdaki gülünç ithamlarını ciddiye alarak savunmaya geçmekte, vurmakla ilgili ayetteki kelimeyi başka anlamlara da gelir diyerek vurmak anlamını reddetmekte ve hiç hadleri değilken kelimenin bu üst anlamını neshetmektedirler.

Müslümanım diyerek bu görüşleri gündeme getirenleri anlayabilmemiz için onların sırtlarına, sırtlarında taşıdıkları beşeri bagaja bakmamız gerekir. Yaptıkları iş veya akademik ünvanları nedeniyle birbirinden tamamen ayrı iki hukukla da barışık olmak, ikisini de bir arada götürmek isteyen bu şaşkınlar, sistemin kanunlarıyla çelişkili gördükleri ayetleri evirip-çevirmeye veya farklı manalara tevil ederek kendilerince bir orta yol bulmaya çalışmaktadırlar!.

Aile hukukuyla ilgili meselelerde çifte vatandaşlık gibi çifte hukuka talip olmak isteyen bu şaşkınlara hiç boşuna uğraşmayın diyoruz. Böyle yaparak ne onlardan, ne de İslam’dan yana olabilirsiniz. Mesele bu kadar açık ve anlaşılır iken iki ayrı hukuku birbirine karıştırmaya, birbiriyle çelişkisiz(!) bir hale getirmek için batıl tartışmalara girmeye ne gerek vardır ki? Bizlere “Sizde bu ülkenin kanunları altında yaşıyorsunuz, aynı bagaj sizde de var” derlerse “Orada durun” deriz.  Bizler beşeri kanunların müdahale edemeyeceği yaşantımızın her alanında, severek ve sevinerek, gerekirse bedelini ödeyerek İslam’ın emirlerini yaşamaya çalışan müslümanlarız. Hele ki özel aile hayatı gibi karşılıklı mutabakat ile hanımlarımızla yaşayacağımız İslam aile hukukunu, ahirette de birbirinden ayrılmak istemeyen eşler olarak niye yaşamayalım, niye yaşamak istemeyelim ki?

Yaşadığımız çağda ve içinde bulunduğumuz rejimde İslami olmayan birçok zorunlulukla karşı karşıya olduğumuzu, kadınları kutsallaştıran yasalarla evli erkeklerin önü alınmaz bir şiddete sevk edildiğini elbetteki görüyoruz. Ancak müslümanlar hangi toplumda, hangi sistemde yaşıyor olurlarsa olsunlar, kendilerine özel olan aile yaşantılarında karşılıklı rıza ile istedikleri hukuku yaşamaya çalışabilirler. Bu uhrevi kurtuluşu önceleyen eşlerin İslami inançlarına ve ortak kabullerine göre yapabilecekleri bir tercih, verebilecekleri bir karardır. Aralarında kabul ettikleri aile hukukunun, yaşadıkları ülke sistemi içinde kanuni bir yaptırımı olmasa da, iman ettikleri hesap gününde ebedi bir yaptırımının olacağını dikkate alarak kendilerini kontrol edip, İlahi rıza istikametinde yaşayabilirler.

Bizler sizin gibi modernist veya feminist değiliz. Nitekim bizler “İslam fıkhında güncelleme” meselesini hak anlamında ele alıp, şartlara göre değişen meselelerde hükmün değil ictihadlerin güncellenebileceğini savunurken, sizler güncelleme kelimesiyle modernleştirmeyi anlamakta ve “İslam’da da aile reisi erkek değildir, boşama yetkisi kadında da vardır, Kur’an’a göre erkek kadına kesinlikle vuramaz..” diyerek saçmalamaktasınız. Hakkı değil realiteyi önemseyen bu sözleriniz bizleri değil ne yazık ki İslam’ı sizlerden öğrenmeye çalışan kızlarımızı, kadınlarımızı etkilemekte ve onlar da kendilerini iki büklüm eden bu bagajı sırtlarına yüklenmektedirler.

İslam’ın ve Kur’an’ın evlilikle ilgili hüküm ve tavsiyeleri apaçık iken fıtraten taşıyamayacakları bu bagajı yüklenen kızlarımız, evleneceği erkeğin isteği üzerine (tesettür için şart olmamasına rağmen) çarşafa girmeye bile razı olurlarken ne yazık ve ne gariptir ki evlilikte resmi nikahı şart koşmaktadırlar!. Günümüzdeki erkeklerin genel keyfiyetine bakarak kızlarımızın bu talebi yanlıştır veya doğrudur tartışmasına hiç girmeyeceğiz. Ancak iki hukuka talip olmak, iki hukuku birden yaşamak istemek derken kastettiğimiz işte budur. Bunlar sırtlarındaki beşeri bagaja isteyerek yerleştirdikleri kaynağı İsviçre olan hukukla birlikte, kaynağı Kur’an olan İslam aile hukukunu birlikte yaşamak istemektedirler.

Sırtlarına kambur olan bu bagajla yola çıktıktan sonra karşılaştıkları ciddi sıkıntıları İslam’ın çözmesini istemekte ve günümüzdeki yasalarla kadınına düşman olan erkeklere “Kur’an’a göre eşinize vuramazsınız” dememizi beklemektedirler. Kusura bakmayın, aile içi bir sorunla karşılaştığınız zaman cuma günü samimi gördüğünüz hocalara gidip, hocaların ayetle ilettiği hükmü beğenmediğinizde; pazartesi günü mahkemeye başvurup laik ve demokratik hakimin kararını bekleyecekseniz bizlerden size bir söz, bizlerden size bir nasihat yoktur.

Modernist alim ve hocalarınızla bir araya gelerek hep birlikte aynaya bakın ve ne yapmak istediğinizi düşünerek imanınız kadar Allah’tan korkun!. Gerçekten sizler ne yapmaya çalışıyorsunuz ki? İşinize gelen yönleriyle İsviçre hukukunu, işinize gelen yönleriyle İslam hukukunu esas alarak İlahi hukuku beşeri hukuka yama yapmak, alemlerin Rabbi olan Allah’ı bir koalisyona zorlamak mı istiyorsunuz? Bilmelisiniz ki kendine özgü ve özgün olan İslam hukuku, beşeri hukukların pisliklerini temizleyecek veya onların açıklarını kapatacak bir hukuk değildir. İslam hukuku ne beşeri bir hukuka yama olur, ne de beşeri hukuktan kendisine yabancı bir yama kabul eder.

Sonuç olarak İslam aile hukuku ile diğer beşeri hukuklar birbiriyle cem edilmesi mümkün olmayan hukuklardır. İslam aile hukuku sadece ve sadece kendisini kabul eden mü’minlerin-mü’minelerin hukukudur. Bu zorbalığın veya zorlayıcılığın olmadığı bir tercih meselesidir. Kendi tercihleriyle kaynağı İsviçre olan hukukunu benimseyip-kabul edenler, karşılaşacakları yüzlerce sorunun çözümünü İslam’da değil o hukuk içinde arayabilirler. 

Haydi selametle..
                                                                  <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [31]

Mehmed Alagaş
04.04.2018 21:27
Ve aleykümselam
Teşekkür ederim Kadriye kardeşim. Bizim farklı düşüncelere anlayışla yaklaştığımız ancak ayetler konusunda da son derece hassas olduğumuzu bildiğinizi düşünüyoruz. Dua ediyor ve dua etmenizi istiyoruz.
Allah hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin..
Kadriye Haşimoğlu
04.04.2018 10:50
Selamun aleykum. Haklısınız,
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu hatırlatma İslam'da Aile Hukuku'yla alakalı değildi. Zaten ben bu hususlara katıldığımı belirtmiştim. Göndermiş olduğum yayınlanan ve yayınlanmayan yorumlarımdan da anlaşılacağı üzere Nisa 34 'deki darabe kelimesine verilen mananın seçimiyle alakalı gerekçelerinizin bana göre çok tatminkâr değildi. Paylaştığım yazınızla düşünürsek bu kısımla alakalı yorumunuzu makul bulurken makbul bulmadım. Benim makbul bir görüşüm var mı, hayır. Ben en doğruyu bulma çabası içindeyim. Ancak Ayşe ve Emine kardeşleriminde referans gösterdiği yorumlarında çok tatminkâr cevap veremediğini ve Kur'anî olmaktan daha çok feminen bir bakış açısıyla yorum yapıldığını ve Rabbimizin burada talak kelimesi yerine neden darabeyi kullandığını açıklayamadıklarını görüyorum. Şu an için makbul olmasa bile en makul açıklama sizinkisi gibi duruyor. Bütün bunlarla birlikte Emine ve Ayşe kardeşimize yazdığınız yorumun sonunda "Duyamadık, ne dediniz?" cümlesi, belki yanlış algılamış olabilirim ama küçümseme içeriyor gibi geldi ve size mü'minler arasında rahmetli bir yaklaşıma vesile olacak bu yazınızı bu kelimeyle hatırlatmak istedim ki dikkatinizi bu cümleye çekebileyim. Zira bu kelimenin yıllarca sadece dövün anlamını kullananların hata yaptiklarını kabul etmiyorsak, aynı şekilde bazılarının da sadece ayrılın manasını baz almalarını makul karşılamak gerektiğini düşünüyorum.

Allah kesin bir hüküm vermeyi dileseydi dediğiniz gibi ihtilafa mahal vermeyecek bir hüküm vazederdi. Bu yapılmayıp böyle bir çok anlam içeren bir kelimenin kullanılmasının Kur'an'ın evrenselliğiyle uyum gösterdiğine inanıyorum. Buradan Vahdete 7 Adım kitabınızdaki pasajı neden paylaşmış olduğum anlaşılmıştır umarım. Herkes için iyi olanı hatırlatma bâbında.

Ayrıca Emine ve Ayşe kardeşimin üsluplarında bir baskı ve zorlayıcılık hissedip bunu tasvip etmediğimi de söylemek isterim. Sevdiğimiz ve ikazlarını önemsediğimiz kişilerin bizler için hassas konularda bizimle aynı düşünmüyor olması hele de imanî bir konu değilse bir eksiklik değil, bir rahmettir. Belki de nefsî davrandığımız bir konuda onların ihtilafları bize ışık tutar. Onları bizim gibi düşünmeye zorlamak Mehmet Abi'mizi tenzih ederek söylüyorum, pekçok takipcisi olan pekçok alimin (onları kaybetme korkusuyla bilinçli ya da bilinçsiz) yanlış hükümler vermelerine sebebiyet veriyor. Hem kendileri sapıyor, hem de takipçilerinin sapmalarına neden oluyorlar mazallah. O yüzden bırakalım onlar samimî gayretleriyle bir hüküm versinler, bizler ister onların hükmünü, ister samimiyetine güvendiğimiz ve delillerini daha sağlıklı bulduğumuz diğer bir alimi tercih edelim. Bir konuda farklı düşünüyoruz diye kendilerinden faydalandığımız onlarca şeyi yıkıp geçmemeliyiz.
Mehmed Alagaş
03.04.2018 16:48
Ve aleykümselam
Kadriye kardeşim “Duyabilirseniz?” hitabıyla o satırları yazan bizi muhatab almak istemiş iseniz “Hatırlayabilirseniz?” kelimesi daha uygun olurdu. Gerçi duymamıza ve hatırlamamıza da gerek yoktu. Çünkü alıntı yaptığınız yazıda da belirttiğimiz gibi ayetlerden ve hükümlerden değil, yaşanılan şart ve zamana göre ortaya konulan ictihadi farklılıklardan meydana gelen ihtilafların, ümmeti parçalayıcı etkilerinden uzaklaşabilmek için hala aynı yaklaşımın arkasında duruyor ve kardeşlerimizi aynı yaklaşıma davet ediyoruz.

İyi ama meselenin geldiği bu noktada bizlere bu sözlerimizi hatırlatmak istemenizin konuyla ilgisi ne? Sizler de bildiğiniz ve gördüğünüz gibi bu başlıkta ele aldığımız İslam Aile Hukukunu farklı mezhebi ictihadlere göre değil, her mezhebin kabul ettiği ayetler ve hükümler üzerinden sadece genel hatlarını belirterek ele aldık. Nasıl bir sistemde ve hangi yasalarla muhatab olunarak yaşanıldığını bildiğimiz için de, hiç kimseye “Bu veya şu hukuka göre evlenmeniz gerekir..” baskısında da bulunmadık. İtiraz ettiğimiz tek mesele, iki hukuka da talip olarak çifte vatandaşlığı yaşamak isteyenlerin perakendeci İslami istekleriydi. “Şu hususta İslam aile hukukunu, şu hususlarda laik hukuku yaşamak istiyoruz” diyen şaşkınlara, İslam’ın böyle bir koalisyonu kabul ederek beşeri yasalara yama olmayacağını ve çifte vatandaşlığı kabul etmeyeceğini belirtmiş, laik yasaların tabi bir neticesi olan bu pislikleri İslam’ın temizlemeyeceğini yazmıştık.

Bu söz ve yazılarımızla bazı çevrelere ciddi bir rahatsızlık verdiğimizi bilsek de, çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür diliyoruz demeyeceğiz. Çünkü İslam Aile Hukukunun ayetlere dayalı genel yapısı bu olduğu gibi; aile içinde yaşanacak olan bu özel hukuku bir bütün olarak kabul edip-etmemek konusunda da herkes serbesttir. Evlenecek eşlerin tercihine bağlı bu özel konuda ne İslam’ın, ne de laik sistemin bir baskısı yoktur. Günümüzdeki laik sistem de batı da olduğu gibi birlikte yaşamak için resmi nikahı şart koşmamakta, bu hususu kişilerin tercihine bırakmaktadır. İsteyen istediği inancı esas alarak güven duyduğu eşiyle evlenebilir ve bu inancın sadece kendilerini bağlayan aile hukukuna göre birlikte yaşayabilir.

Bu bir tercih meselesi olduğuna ve isteyen istediği evliliği yapabileceğine göre sorun ne?
Kadriye Hasimoglu
01.04.2018 22:59
Selamun aleykum, duyabilirseniz?
"...Herbiri ayrı bir insan olan müslümanlar arasında da elbette ki birçok ihtilaflar olabilecektir. Müslümanlar arasında kurulacak olan bu ihtilaflardan, makul karşılamamız gereken ihtilaflar ilahi vahyin müslümanlara seçim muhayyerliği, tasarruf yetkisi, içtihad ve tercih hakkı verdiği meselelerdeki ihtilaflardır. Yarattığı insanın ne olduğunu ve bizlerin söz konusu meselelerde hangi ihtilaflara düşeceğini hakkıyla bilen şanı yüce Rabbimiz, hiç kuşkusuz ki bu gibi ihtilaflarda bizleri sınamakta, bizleri denemektedir.

   Bu ihtilaflar karşısındaki kulluk mükellefiyetimiz,
   söz konusu ihtilafları ortadan kaldırıp-kaldıramayacağımız noktasına değil, nefsi ve şeytanî vesveselere aldanarak bu ihtilafları bir fitne ve fesat nedeni durumuna getirmemek  hususundadır. Çünkü bu ihtilafları ortadan kaldırmaya çalışmamız, insanların tabi durumlarından kaynaklanan bu gibi ihtilafları ortadan kaldırmamıza değil, bu ihtilafların birer fitne ve fesat sebebi olmasına neden olacaktır. Şeytanın ORTAMI KIZIŞTIRICI BİR ATEŞLE yaklaştığı bu gibi ihtilaflar bilinçli Müslümanların su ile yaklaşması gereken ihtilaflardır.
    
Müslümanların muhayyer bırakıldıkları bu gibi meselelerdeki ihtilaflar, insanların fıtratın, farklı özelliklerini, farklı yaklaşımlarını, farklı önceliklerini dikkati aldığımız zaman makul karşılamamız gereken ihtilaflardır. Bu yaklaşım elbetteki dinden taviz vermek ya da tevhid dinini zedelemek anlamına gelen bir yaklaşım değildir.

Çünkü ihtilafa neden olan bu mesele, şayet müslümanların ihtilafa düşmeden tek bir görüşte birleşmeleri gereken bir mesele olsaydı, tevhid dininin sahibi olan Rabbimiz hiç kuşkusuz ki kesin bir hüküm vaazeder ve bu meselede müslümanlara muhayyerlik vermezdi. Dolayısıyla bu gibi ihtilaflar, ortadan kaldırıp yok edemeyeceğimiz, ancak makul karşılayarak pasifize edebileceğimiz ihtilaflardır.

Bu gibi ihtilaflarda birbirine karşıt görüşlerden herhangi birisini kabullensek ve bu görüş bizlere çok doğru, çok güzel gelse dahi, bizlere doğru ve güzel gelen bu görüş illaki karşı tarafa empoze etmek kaygı ve ısrarına kapılmamamız gerekir Çünkü bu gibi ihtilafların fitne ve fesada yol açmasını engellemenin yegane yolu; ihtilaf meselesini çok öncül ve çok önemli bir mesele durumuna getirmeden kendi görüşümüzü makbul, karşı tarafın görüşünü makul karşılamamız ve bunun da ötesinde iç dünyamızda küçük bir "Belki" ye yer vermemizdir.

-Belki karşıt görüş daha doğru olabilir!" (Vahdete 7 Adım,sh.85-86)
Mehmet Can
30.03.2018 20:29
Selamun aleykum
Ağzına, yüreğine, kalemine sağlık abim.
Sistemin ve toplumun baskısıyla "Kur'an'da kadına vurmak yoktur" diyen modernist hocalar; İmanın baskısını biraz daha fazla hissedip İslam aile hukukunu esas alarak "İslamda ayrılığı zorlaştırıcı tazminat, mal paylaşımı ve nafaka olmadığı gibi ayrılık durumunda çocuklarda babaya aittir " demiş olsalar ve Müslümanları önemle buna davet etseler hem Allah'ı hoşnut etmiş, hem de birçok ailedeki şiddeti önlemiş olacaklardır. Fakat Allah'ı hoşnut edebilmek için önce sistemleri ve toplumları hoşnut etmek gerek yaklaşımıyla hareket edenlerin bu temennimi havada bırakacağını da biliyorum..

Rabbim senden razı olsun..
Selam ve dua ile..
Mehmed Alagaş
30.03.2018 15:40
Ve aleykümselam
İnşirah ve Salih kardeşime teşekkür ederim. Bazı kardeşlerimiz anlamak isteyen müslümanlar için açık ve anlaşılır hale gelen bu meselenin uzatılmasına niye izin veriyorsunuz diyorlar. Bizim bu konuyu gündeme getirme nedenimiz, her olumsuzluğun faturasını halkın müslümanlığına kesmeye hevesli olan laik ve kemalistlerin, laik sistemin yasalarından kaynaklanan kadına şiddet hastalığını da cahilce İslam’a nisbet etmeleridir. Bizler bu laik ve kemalistlere “Sizin yasalarınızdan kaynaklanan bu pisliği İslam’ın temizlemesini bekleyemezsiniz. Kur’an’daki hükümlerden size ne?” ” dedikten sonra çıkardıkları yasaların savunulacak bir tarafları olmadığı için onlardan değil ne yazık ki müslümanım diyenlerden yükselen itirazlara şahit olduk.

Bu kardeşlerimiz günümüzdeki yasalardan ve çağın pisliklerinden oluşan kadına şiddet yarasına İslami bir merhem sürebilmek için “Kur’an’da kadına vurmak yoktur” görüşünü ısrarla savunmaktadırlar!. Haddi aşan bu yaklaşım ayetin açık bir anlamını neshetmeye yönelik olduğu için Kur’an ayetlerini önemseyen her müslüman gibi bu vahim hataya tahammül göstermeden ayete açıklık getirmiş ve anlamak isteyen müslüman aileler için bu hükmün hikmetlerine değinmiştik. Bu anlattıklarımızı anlayamayan, kendilerinin ne anladığını da hikmetleriyle anlatamayan bu kardeşlerimiz ise gereksiz tekrarlarla tartışmayı uzatmaktadırlar. Genellikle kendi araştırmalarına ait olmayan fikirlerle tartışmayı sürdüren bu kardeşlerimizin dikkate aldıkları hocalar da, geldikleri son noktada savundukları görüş ise Nisa 34’deki kelimenin vurmak değil ayrılmak anlamında kullanıldığı ve ayetleri bizlerden çok daha iyi anlayan Resulullah (s.a.v.)’in de bu kelimeyi vurma manasında anlamayıp, ayrılmayı teklif ettiğidir.

Anlatmamıza rağmen anlaşılmadığı için şu hususu tekrar belirtelim ki Resulullah (s.a.v.)’in Kur’an’a göre hanımlarına son çare olarak vurma seçeneği yoktu. Çünkü müslümanların geneline seslenen Nisa 34 ayeti tüm müslümanlara ayrılıktan önce böyle bir seçenek verirken, Efendimiz (s.a.v.)’i muhatab alan “Ey peygamber. Eşlerine de ki "Eğer siz dünya hayatını ve onun zinetini (süslü çekiciliğini) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de hepinizi güzellikle salıvereyim." (33-Ahzab 28)” buyruğu bu seçeneği ortadan kaldırmakta, alemlere rahmet olarak gönderilen bir resule eş olmanın kadrini-kıymetine bilmeden aşırı isteklerde bulunan peygamber hanımları var ise Resulullah (s.a.v.)’e onlara vurarak itaate zorlama yoluna gitmeden hemen ayrılması emredilmektedir. Tabi ki bu ayrılık tehdidi, hangi konumda olduklarını bilen peygamber hanımı annelerimiz için kendilerine vurulmasından çok daha ağır bir tehdit idi.

Nisa 34’deki kelimenin asırlardır üst manası vurmak olarak kabul edilmesine rağmen alt manalarından biri olarak ayrılmanın da ayet içeriğine aykırı olmadığını, üst mananın alt manaları neshetmediğini-neshedemeyeceğini zaten söyledik. Söz buraya gelmişken Ayşe Selçikli kardeşimizin “Vurmak ile ayrılmak birbirini destekleyen anlamlar değildir” sözünü ilmen ciddiye alıp, değerlendirecek değiliz. Çünkü bu iki mana da ayetteki aynı konu içeriğine çözüm getiren, seçenek sunan ve ayetin anlam zenginliğini derinleştiren manalardır. Bu ayete göre davranmak isteyen müslümanlar son çare olarak vurma seçeneğini kullanabilecekleri gibi hanımının durumuna göre bu seçeneğe başvurmadan ayrılma seçeneğini de kullanabilir. Ama görüyoruz ki bizler kelimenin ayrılma manasını neshetmememize rağmen onlar ısrarla vurma manasını neshetmek istemektedirler. Bu kardeşlerimizi veya onlara bu görüşleri dayatan hocaları ilme mi, insafa mı davet etmemiz gerekir bilmiyor, “Allah’ın ayetleri konusunda, Allah’tan korkarak çok dikkatli konuşun” diyoruz.

Emine kardeşim sizi tanımıyoruz belki değil vurmak, müslüman bir erkeğin sesini bile yükseltmek istemeyeceği naiflikte bir hanımsınız. Ancak meseleyi sadece kendi şahsınıza göre değerlendirdiğinizi ve kocasından dayak yiyen bir kadın “Dayağı attıran Rabbisine mi sığınsın?” diyerek böyle bir Rab telakkisini içinize sindiremediğinizi görüyoruz. Dikkat edin inandığınız ve Rahman olduğunu bildiğiniz Rab, bir kadına ev içinde birkaç kez vurulmasını değil gerekirse bir müslümanın açık bir meydanda yüz sopayla dövülmesini, elinin kesilmesini ve hatta kısas hükmüyle öldürülmesini emreden bir Rab’dır.

İnsanın ve insanlığın aleyhine olmayıp toplum ve aile düzeni için elzem olan bu gibi emirler, O’nun rahmetine ve Rahman sıfatına en küçük bir gölge düşürmez. Zaten müslüman erkeklere “Vurabilirsiniz veya ayrılabilirsiniz” denilerek muhayyerlik verilmeden “Vurun veya ayrılın” denilmesinin hikmeti de, aile yapısının fesada uğramaması içindir. Nitekim ayetin asıl mesajı bu olduğu için aile reisliğini erkeğe veren Rabbimiz, muhtemel zaaf ve fücurlardan kaynaklanacak ciddi yanlışlarla aile kurumunun fesada uğramasına izin vermemekte ve aile reisi olan erkek dünyevi nedenlerle kadınını ne kadar seviyor olursa olsun, Kendisinin razı olmadığı bu duruma onun da rıza göstermemesini emretmektedir.

“Allah’ın sevmediği helal boşanmaktır” düsturundan hareket ederek ayetteki kelimenin ayrılmak manasını değil vurmak manasını ön plana çıkaran ve bunu üst anlam olarak kabul eden bütün müctehidler de, birçok aile için rahmet olabilecek bu ortak yaklaşımı erkeksi bir asabiyetle değil Rahman olan Rabbimizin ümmet için açık bıraktığı bu seçeneği kapatmamak ve aile kurumunu yıkmadan önce son çare olarak kullanabileceklerini belirtmek içindir.

Tekrar tekrar söylüyoruz ki İslam aile hukukuyla ilgili bu hükümler Allah’tan korkan, Allah’ın emrettiği güzel ahlakı yaşamaya çalışan, birbirlerini Allah için seven ve ahirette de birlikte olmak isteyen mü’min ve mü’mineler içindir. Geleneksel din anlayışında erkek bağnazlığından kaynaklanan yanlış rivayetleri esas alan gayri islami anlayışlar olsa da, Nisa 34 ayetinin bizlere seçenekler sunan hükmü ve hikmeti budur. Bunun dışındaki yanlış tatbikatlar, hükme ve hükmün hikmetine gölge düşürmez. Nitekim sizler de biliyorsunuz ki günümüzde kadına şiddet olayında bu ayetin kırmızı ışıklarını dikkate alıp da hanımına böyle bir usulle şiddet uygulayan erkekler hiç gözükmemektedir.

İnşirah kardeşimin işaret ettiği gibi İslam’ın ceza hukuku kapsamına giren böylesi emir ve tavsiyelerin hikmetli sonucu, hiç kuşkusuz ki İslam’ın bir bütün olarak yaşandığı aile ve toplumlarda ortaya çıkar. Mesela milyonlarca insanın evsiz ve ekmeksiz olarak sokaklara terkedildiği Amerika’da hırsızların kolunun kesilmesiyle ilgili bir yasa çıksa, o toplumda bu hükmün hikmetiyle karşılaşabilir misiniz? Veya onların kendi toplumsal gerçekliklerinden hareketle söyledikleri “Hırsızın kolunun kesilmesi vahşettir” sözüne insani duygularla hak verip, kendilerine İslam alimi denilen şaşkınların ayeti tevil ettikleri gibi “Ayetteki eli kesme olayı, ele bir yerinden hafif çizik atarak eli kesmektir” diyebilecek misiniz?

Elbetteki hayır. Çünkü bilmelisiniz ki sosyal adaleti getirmeden ceza hukukunu getirmeyen İslam, bir bütün olarak yaşandığında ceza hukuku kapsamına giren emir ve tavsiyelerin hikmeti ortaya çıkmakta; batı dünyasında her yıl milyonlarca insan hırsızlıktan mağdur olup-gasptan öldürülürken, İslam’ın bir bütün olarak yaşandığı geçmiş toplumlarda insanların mal güvenliği sağlandığı gibi üçyüz yılda da sadece bir elin kesildiğine şahit olunmaktadır. Dolayısıyle hanıma vurma olayını da günümüzde dejenere olmuş aile yapıları üzerinden değil İslam’ı bir bütün olarak yaşamaya çalışan aileler üzerinden değerlendirmemiz ve bu ailelere yansıyan rahmet boyutunu görmemiz gerekir.

Bütün bu anlattıklarımıza rağmen aile yapısını Allah’ın razı olduğu istikamette koruma maslahatının önemini bilmeden, nefsi duygularla bir kadının kendisine vurulmasını onur kırıcı bulacağını ve onu daha da hırslandıracağını belirterek darabe fiilinin vurmak değil ayrılmak manasında ele alınması gerektiğini söyleyenler elbetteki olacaktır. Bir anne olarak Allah’ın razı olmayacağı bir hatada ısrar ettiklerinde kocalarının onlara bir kaç kez vurmaktansa çocuklarını da alarak kendilerinden ayrılmasını (ki ayete göre bunu da yapabileceklerini belirttik) tercih ediyor ve bunu daha onurlu görüyorlarsa, bu isteklerini Nisa 128’e göre kocalarına iletmelerinde tabi ki hiç bir sakınca yoktur. Zaten ayetteki darabe fiilini ısrarla ayrılmak veya değiştirmek anlamında ele alan ve aile hukukuyla ilgili hükümlerde itaatsizliğe-geçimsizliğe devam eden hanımlarla evli kardeşlerimize nasihatimiz de, hiç vurmadan onlardan ayrılmaları veya değiştirmeleridir. Çünkü mü’mine annelerin çoğu bunu kesinlikle tercih etmiyor olsalar da, bu bacılarımızın onur anlayışları ve onurlu tercihleri budur.

Öyle değil mi Emine ve Ayşe kardeşim!.
Bu sözlerimize de itiraz edip “Kocalar hem vurmasın, hem de ayrılmasın” diyorsanız, hiç kusura bakmayın aile kurumunun fesada uğramasını dilemeyen Rabbimiz de buna izin vermiyor. Darabe fiilinin ayetteki “ayrılmak veya değiştirmek” anlamının esas alınmasını istiyorsanız, sizin gibi düşünen bütün müslüman kadınlar için elbetteki bu seçenek de geçerlidir. Bu nedenle aile içi şiddetli geçimsizliklerde “Ayette kadına vurma yoktur” diyerek kelimenin üst anlamını neshetme cüretine gitmeden, kelimenin alt anlamını dikkate alarak “Ayrılma” seçeneğini kabul edebilir ve sizler gibi düşünen mü’mine kadınlara bunu tavsiye edebilirsiniz.

Tabi ki sizler onlara bu tavsiyeyi yaparken “Ayetlerin bir kısmına inanıp-bir kısmını reddedenlerden olmamanız için” İslam aile hukukunun ayrılıkla ilgili hükümlerini de söyleyeceksiniz. Sizler aile içi geçimsizliği yaşayan o mü’mine hanımlara bu İslami nasihatte bulunduğunuz zaman onlar da meseleye İslami ölçülerle yaklaşıp laik mahkemelerde hak(!) aramaya kalkışmayacaklar, resmi muamelenin karşılıklı anlaşmayla feshedilmesine kolaylık sağlayacaklar ve çocukların babalarına verilip İslam’a göre kendilerine helal olmadığı için hiç bir tazminat ve sürekli nafaka talebinde bulunmadan mehirlerine rıza göstereceklerdir!.

Böyle olacak değil mi?
Duyamadık, ne dediniz?
Salih Can
30.03.2018 10:36
Selamun Aleyküm
ben kuranda kadının dovulebileceğini yazdıgını okuyup boyle anlıyorum. lakın uyardıkdan ve yatak ayırdıkdan sonra hala kendıne gelmeyen bır kadını içinde bulunduğumuz şartlarda dovmeye bıle gerek gormeden bosamayı tercih ederim. çünkü öyle zamanları yaşıyoruz ki, bazı kadın arastırmacı yazarlar kuranda mıras ile ilgili nıye kadına 1 erkege 2 pay dusuyor, neden kadından 2 erkekden 1 sahıt yetıyor, bunu konusuyorlar. kuranda onca hukum ayetı varken hala musluman erkeklerın musluman kadınları kendı mallarıymıs gıbı gorduklerını zannedıp "bızler bıreyız bıze zulmedemezsınız" dıye feryad edıyorlar. kımse kusura bakmasın yeryuzune gelmıs gecmıs butun sıstemlerın ıcınde kadına sıddetın önüne geçen, kadını bırey yapan islam gibi bır sıstem yoktur. kurana gore yasamaya calısan bır erkegın kurana gore yasamaya calısan karısı onun kutsal emanetıdır, basının tacıdır. kımse yoresel yada kuresel kadına sıddetı kurana mal etmesın. benım anlayısıma gore kuranda kadını dovmek vardır ama dovulmesın dıye de bır suru engel vardır. onca engelı asıp dayagı hakeden kadını tebrık etmek lazım!
İnşirah Melal
28.03.2018 20:50
Selamaleykum
Ben kendi adıma meselenin sadece bir noktaya indirgenmesinden dolayı üzüldüğümü belirtmeliyim. Konu başlığı "Kadın'a Şiddetin Nedeni İslam Aile Hukuku Mu?” şeklindeydi. Yazının içeriğinden anladığım ise özetle şuydu; "Hayır! İslam aile hukuku kesinlikle kadına şiddete neden olmayacağı gibi kendi ahlaki bütünlüğünde bu şiddetin önüne geçen bir hukuktur!"

Benim bildiğim "hukuk" kurallar ve yasalar bütünlüğüne verilen isimdir. Birileri bu genel hukuku yok sayıp özel bir madde üzerinden İslama fatura kesmeye kalkıyor diye "darabe" kelimesinin başka hangi anlamlara gelebileceğini araştırmak ne kadar önemliyse “İslami aile hukukunda bu maddenin bir hikmeti, bir izahı var mıdır" diye düşünüp araştırmak elbetteki çok daha fazla önem arz etmektedir. Her fırsatta altını çizdiğimiz Kur'an bütünlüğüne olan ihtiyacımızı o kadar çok hissediyorum ki, bu meselenin de hikmeti İslam aile hukuku ve dahi İSLAM HUKUKU dikkate alınmadığı sürece anlaşılamayacaktır.

İslam'a fatura kesmeye kalkanları bir tarafa bırakarak, Kur'an bütünlüğünü merkeze alan kardeşlerimize diyorum ki; Bir tarafta "darabe" fiilinin ilgili ayette kesinlikle "vurmak" anlamı taşımadığını söyleyen bir görüş var. Diğer bir görüş ise "kişiye ve duruma göre bir hikmet üzere her iki anlamı da ihtiva edebilir" diyerek, bu iki anlamın birbiriyle çelişmeyip aslında manayı derinleştirdiği de söyleyip izah ediyor. Bu izahı fail ve meful'ün durumunu hesaba katmadan sadece fiilin iki anlamı üzerinden anlamaya çalışanlar, derinliği idrakta zorlanabilirler. (Gerçi sadece fiilin iki manasını bile dikkate alsak, İslam aile hukukuna göre yaşayan ailelerde, ayrılmak vurmaktan hem kelimenin mana önceliği açısından hem de bırakacağı hasar açısından daha derindedir diyebiliriz.) Şimdi bu kelimenin "vurmak" anlamını tamamen yok sayıp ısrarla ilk fikri benimseye zorlanmamızın kesin bir teknik sebebi olmayıp, "bir karıncayı bile incitmemesi gereken müslümanlardan" olmamız hasebiyle izah edilecekse, bir hatırlatma ve düzeltme yapmak isterim ki; Müslümanlar öncelikle HAKKI incitmemekle mükelleftirler. Zira ailede veya toplumda cezayı hak edene merhamet etmek, hakkı incitmektir.

Fakat bu öyle popüler bir konu olmuş ki hadis deyince tüyleri diken diken olan bazı arkadaşlarımız bile artık nasıl bir hadis araştırmasına giriştilerse "Peygamber de eşlerine hiç vurmamıştır" deyip, bir de Ahzab-28'i getirip meseleyi tamam ediyorlar. Ahzab-28'deki "...gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de hepinizi güzellikle salıvereyim." ifadesi ile birlikte Ahzab-53'deki "....kendisinden sonra eşlerini nikahlamanız asla (caiz) olmaz...." ifadesi de dikkate alındığında peygamber eşlerinin bu özel durumunun daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim. Kaldı ki az önce ifade ettiğim bu arkadaşlar sahabe ve eşleri ile ilgili rivayetlerde yer alan "darabe" nin de ayrılmak manasına geldiğini söylerken, açıkça vurmak anlamına geldiği belli olan diğer rivayetlerin ise uydurma olduğunu söyleyip işin içinden çıkıveriyorlar. Oysa istisnaları (uydurmaları) olmakla birlikte bir çok rivayette de işaret edilen aynı hassasiyet ve derinliktir.

Peygamber ve eşlerinin bu özel durumları, onları örnek olmaktan elbetteki çıkarmayacak, "kendilerine bir fiske dahi vurdurmayan, vurdurmaya gerek göstermeyen peygamber hanımları"nı örnek alan kadınlar oldukça, peygamberi örnek alan erkeklerimiz asla bir fiske dahi vurmayacak, vuramayacaklardır. Bu o yuvanın sürekli güllük-gülistanlık olduğunu değil, her şeye rağmen tarafların nefslerinden ziyade ahiretlerini öncelediğini, üstelik sadece kendi ahiretlerini değil eşlerinin ahiretlerini de hesaba kattıklarını gösterir.

Zaten bir fiskenin, boşanmaktan daha ağır olduğunu düşünen kadına fiske vurmak, kadını bilmem ama "fiskeyi incitir." Hak adına atılması gereken bu fiskenin ilkinde kadın incinmiyor ise ikincisi israftır hakkı incitir.

İncitmemek ve incinmemek duasıyla..
Ayşe Selçikli
28.03.2018 13:22
dövmek ile ayırmak yakın anlamlı sözcükler bile değil! çok farklı şeyler
Selamunaleykum.
"Vurmak,dövmek" anlamı ile "ayırmak,boşanmak" anlamı birbirini destekleyen anlamlar değil ki. sarı renk ile mavi rengin birbirini desteklediğini söylemek gibi bir şey.

"dövmek" başka birşey, "ayrılmak" bambaşka birşey. bir ayette her ikisi de kastediliyor demek sanırım bir büyük akıl tutulması.

sürekli okuyucunuzu düşünmeye sevk eden siz değerli Abimizin, oturup bu ikilemini düşünmesini, ayetlerdeki kelimelerin sadece bir anlamı olması gerektiğini, aksi halde kaos yaşanacağını ve kuranın pratik yaşantıdan koparılacağını düşünmelisiniz bence.

Hz Eyyub ile alakalı ayetlere gelince, buradaki yeminin ne için edildiği, kime edildiği şu anki bilgilerimizle net değildir. sadece ve sadece bir "Aile" kelimesi geçiyor diye buradan karısına vurma yeminini çıkartıyor olmanız gerçekten üzüntü verici. kaldıki Sad suresi 44. ayetteki "daraba" kelimesinin vur anlamında olduğunu hiç bir surette kanıtlayamazsınız. hz Eyyub kıssası ile ilgili Mehmet Alagaş'ın daha önce çok defa verdiği "bilmiyorum, bilemiyoruz" cevaplarını tekrarlaması daha uygun olurdu bence. Çünkü şu anki bilgilerimizle, özellikle Arap dili ve edebiyatı alanındaki eksikliklerimizle kurandaki herşeyi doğru bildiğimizi söyleyemeyiz.

konuyu daha uzatmak niyetinde değilim. daha önceki yazdıklarımın aynen arkasında olarak, ileride eşlerine gereksiz yere vuran müslümanların, kendilerini aklamak adına Allah (c.c)'ın yanlış tercüme edilen ayetine sığınmaları ne insani ne de kurani olacaktır.

selam ile
Emine Tutu
27.03.2018 22:51
Sevgili Mehmet Alagaş hocam
Düşünmediğimi sanıyorsanız yanılıyor ve yine söylüyorum haksızlık ediyorsunuz sizin söylediğiniz gibi olsun diyelim kadın suç işledi kocası da nasihat ettim yatağımı ayırdım hadi gel bakalım sıra dayakta deyip dövdü şimdi söyleyin bu kadın ne yapsın can acısını bir kenara koyalım böylesi bir onur kırıklığını kimlik tahribatını nasıl tamir etsin sonra dönüp kime sığınsın kendisini kendinden üstün gören dayak atabilecek makamda gören kocasına mı sığınsın yoksa dayağı attıran Rabbisine mi? itiraz ediyorum itiraz ediyorum itiraz ediyorum şayet allahtan sakınıyorsanız tekrar düşünmenizi tavsiye ediyorum. biz bir nesil sizin yazılarınızla büyüdük bir adamın sizin bu fetvanıza güvenip incittiği hakkına girdiği hanımın vebalini omuzlanmamanızı tavsiye ediyorum. lütfen saygı değer hocam sizin bu konudaki yazılarınızı okumadığımı düşünmeyin ne kadar okursam o kadar doğru anlarım dediğim halde gelip dumura uğradığım yer gerekirse kadın dövülebilir noktası oluyor bunu benim mehmet ağbim hocam demez diyemez o bir müslümanın karıncayı bile incitmemesini ön görür tavsiye eder diye düşündüm.
Mehmed Alagaş
26.03.2018 16:57
Ve aleykümselam
Emine Tutu bacıma dua etmekle birlikte konuyla ilgili yazılanları düşünerek anlamaya çalışmasını tavsiye ederken, anlayışı için Sevgi ve bir kadın inceliğine yakışan uslubu için de Kadriye kardeşime teşekkür ediyorum. Önce şunu belirtmeliyim ki bu önemli mesele iyi veya kötü, anlayışlı veya anlayışsız eş örnekleri üzerinden tek yönlü tartışılarak ortak bir kanaate ulaşabileceğimiz bir mesele değildir.

Kur’an-ı Kerim insanla ilgili böylesi meseleleri genel olarak değerlendirir ve insan fıtratındaki haslet ve zaafları, takva ve fücur eğilimlerini birlikte ele alarak hüküm veya tavsiyelerini beyan eder. İnsanlığın genelini muhatap alan bu hükümleri sadece kendi kimlik ve kişiliğimize göre değerlendirerek genel bir sonuca varamayız. Mesela yıllar önce Efendimiz (s.a.v.)’in “Ürün bahçede henüz ortaya çıkmadan veya olgunlaşmadan alım-satımını yapmayın” tavsiyesiyle karşılaştığım zaman bunun hikmetini düşünmüş ve satın alındıktan sonra değişik nedenlerle ürün alınamadığı durumlarda çıkacak anlaşmazlıklara yönelik olduğunu anlamama rağmen bu tavsiyeyi içime sindirememiştim. Çünkü ben böyle bir ürünü erken satın aldıktan sonra ürün ortaya çıkmazsa, Allah korkusundan uzaklaşmayacağım sürece satış akdine sadık kalarak ödemeyi yapar ve böyle bir anlaşmazlık olmazdı ki!.

Kur’ani ve Nebevi bu gibi tavsiyeler üzerinde çalışmalarımı sürdürdüğüm zaman çok iyi anladım ki, böylesi tavsiyeler genel insan fıtratındaki hasletler değil zaaflar dikkate alınarak yapılan tavsiyelerdir. Bu Kur’ani ve Nebevi tavsiyeleri sadece kendimizi baz alarak anlamaya ve değerlendirmeye çalıştığımız zaman farkında olmasak da genel gerçeklikten kopmuş oluruz.

Ayşe Selçikli kardeşimin de yaşanan gerçekliği kabul ederek “Erkek kadına refleks olarak vurabilir” dediği gibi bu batısıyla-doğusuyla bütün dünyada yaşanan sosyal bir gerçekliktir. Doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmamıza gerek olmayan bu sosyal gerçekliği elbetteki Rabbimiz de görüyor ve “Allah ne yarattığını bilir” hükmü gereğince insan fıtratıyla ilgili bu olayların sebeblerini de hakkıyle biliyor. İşte bütün bunları ve bunların tedavisinin ne olduğunu hakkıyle bilen Rabbimiz kızgınlık anında vurmaya meyilli erkeklere “Vuramazsınız” buyurup onları bu kızgınlık içinde düğümlemek yerine iki kırmızı ışık göstererek önce nasihat ve yatakları ayırmasını tavsiye ederek, reflekse dayalı gelişi güzel vurmaların hem önüne geçiyor ve hem de erkeği olayın kızgınlığından çıkararak soğukkanlı düşünmesini sağlıyor. Kaldı ki aile kurumu yıkılmadan korunmak isteniyorsa bu seçeneğin de kullanılacağını belirtmemize rağmen bu iki kırmızı ışıktan sonra ayrılmak istiyorsa ayete göre illa ki vurmak zorunda olmadığını, vurmaya gerek duymadan ayrılabileceğini de izah ettik.

Vurmanın ölçüsü bildirilmemiş diyenler, İlahi hükümlere rağmen yapılan itaatsizliğin veya suçun ne olduğunun da bildirilmemiş olduğunu dikkate alarak “Demek ki bu ölçü, suçun mahiyetine göredir” deyip konuyla ilgili Nebevi nasihatlerdeki vurmaya dair merhameti görmüyorlar mı? Kur’an’da insana sopa cezası vardır fakat bunu devlet yapabilir” diyen kardeşlerim, müslüman erkeklerin aile reisi olduklarını ve bu olayın meydanlara yansımadan aile içinde çözümlenmesi gerektiğini anlamıyorlar mı?

Kadriye kardeşim Eyyub (a.s.) örnekliğini “Bir suça verilen belirli bir cezanın yeminle uygulanacağı söylendikten sonra hükmün kaldırılıp-kaldırılamayacağıyla alakalı bir hüküm olduğu sonucuna varmanın daha doğru olduğu kanaati taşıyorum” diyorsun. Kur’an’ın bu meseleye yaklaşımı çok açık olup, yanlış bir şey üzere yemin edenlerin bu yeminlerini kendilerine siper etmemeleri ve bu yeminlerini bozarak o yanlışı işlememeleri emredilmektedir. Zaten bu gerçekliği bilen hocalar “Kur’an’da kadına vurmak yoktur” diyebilmek için meselenin bu yönünü değil konuyla ilgili bütün rivayetleri ısrarla ve inatla reddederek “Eyyub (a.s.)’ın vurduğu kendi hanımı mıydı yoksa başkası mıydı?” boyutunu gündeme getirmektedirler.

Uzamasından ve uzatılmasından sıkıldığım bu itiraz sahiplerine “Rivayetleri dikkate almadan ayetler üzerinde bile derin tefekkürlerde bulunsanız, bu sorunun cevabını ayetlerde de bulabilirsiniz” demek istiyorum. Okumadıklarını düşündüğüm Yaratılış ve İnsanlık tarihi çalışmasını yaparken Eyyub (a.s.) kıssası üzerinde de uzun uzadıya durmuş, ayetlerle yatıp ayetlerle kalkmış ve biz de rivayetlerde belirtildiği gibi Eyyub (a.s.)’ın ilk hanımı olduğu sonucuna ulaşmıştık. Bu sonuca ulaşabilmek için “Biz de onun duasını kabul etmiş ve kendisindeki derdi-sıkıntıyı kaldırmıştık. Ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere hem ailesini, hem de bir katını daha vermiştik." (21-Enbiya 84) ayetindeki “ailesini verdik” üzerinde çok yoğun tefekkür etmiş, ilk ailesinin kendisine verilebilmesi için bu ailesinin bir nedenle kendisinden ayrıldığını anlamıştık. Eyyub (a.s.) hasta iken yaşanan bu ayrılık, mahiyetini bilmesek de elbetteki eşlerin birbirlerine karşı bir yanlışı ve sabırsızlığı neticesinde meydana gelmiş bir ayrılıktı. Vurmayla ilgili ayetin bir öncesinde “Biz ona ailesini ve bir katını verdik” denildikten sonra vurmayla ilgili ayete “Ve” bağlacıyla başlanmasından da bu yemin ve vurma olayının ilk ailesiyle ilgili olduğunu görmüş ve ilk ailesinden ayrılığa neden olan yanlış veya sabırsızlığın kime ait olduğunu düşünmüştük. Rabbimiz ilk ailesini kendisine verdikten sonra “Andını bozma” diyerek bu ayrılık nedeninde sabır timsali Eyyub (a.s.)’ı görmeyerek ona hak verdiğini fakat yine de hanımına rahmetle yaklaşarak andını şeklen yerine getirmesini tavsiye ettiğini anlamıştık. Şimdi sizlerin ayetler üzerinde bunun ötesine geçen bir çalışmanız varsa, bunu bize iletebilir, hangi ayeti nasıl anlayarak bu sonuca itiraz ettiğinizi ve Eyyub (a.s.)’ın aslında kime vurduğunu bize açıklayabilirsiniz. Böyle bir çalışmanız yok ise lütfen tartışmayalım.

Kadriye kardeşim sonuç olarak meseleye girerken getirdiğim açıklamayı önemle dikkate almanı ve kadına vurma olayını sadece kendi güzel kişiliğine göre değerlendirmemeni tavsiye ediyorum.
Fatma Ceren
26.03.2018 16:48
Selamun Aleyküm
Son yorumcu arkadaşım ismimi geçirdiği için kendisinin eksik yorumladığı cümleme açıklama getirmek babında;

Bize başvuranlar sadece bir sebepten ötürü değil, Kur'anî olmayan nefsani yaşanan evliliklerinden yıllardır biriktirdikleri bir kamyon yükle geliyorlar. Dolayısıyla bir tokattan bir araba dayağa yelpazelenen sorun, buzdağının görünen kısmını teşkil ediyor. Fakat bu görünen kısmı da Mehmed abinin üzerine basa basa dediği gibi, Kur'anî ölçülerde uygulanmayan sonuç örnekleridir.

İslam'ın da hükümlerinin de anlaşılabilmesi belli bir hiyararşiye bağlı. Zira peyderpey indirilen vahyin pratiğe açılımından söz ediyoruz. Bir önceki şartlar yerine getirilmeden bir hükmü yürürlüğe koymak, ister bir devlette ister onun en küçük topluluğu olan bir ailede olsun, mümkün değildir. Açların doyurulmadığı bir toplumda hırsızın elini kesemeyeceğiniz gibi karşılıklı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen, sabır/şükür/tevekkül/takva gibi ferdi mümin(e) ilkelerinden yoksun bir ailede Nisa34'ten de onun psikososyal faydasından da söz edemezsiniz.. Kur'an'ın eşlere tavsiye ve emrettiği ettiği her ayet yaşanmaya çalışıldığı sürece, ne psikolog ne psikiyatristlere zaten lüzum kalmaz, öyle değil mi? Ve inşirah kardeşin önemle altını çizdiği olayın "imtihan" boyutu neden ihmal ediliyor? Firavun'dan daha zalim kocaları olan hanımlara bu sorum..

Öz olarak bir Kur'an hükmüne dair değerlendirmeler, mevcut bozulmuş toplumdaki verilerle değil, Kur'an'ın öngördüğü aile yapılanmasına göre yapılmalıdır. Daha önceki bir yorumumda dediğim gibi, mazeretler hakikati geçersiz kılmaz.

Bir husus daha, insan ilişkilerinde birey, kendi insiyatif, inanç ve öğretileriyle hükmeder. Aile gibi mahremiyetin korunması gereken ilişkilerde bile, ne devletin ne bir başkasının her meseleye müdahalesi söz konusu olmaz. Hakem kılma işi dahi, gelinen son aşamada tavsiye edilmiştir.
Allah'in Bir Kulu
26.03.2018 16:22
Selamun aleykum..
Tum yorumlara ek olarak kisaca sunu hatirlatmak istedim:

Kur'an'in pratikteki uygulamanin en guzel ornegi olan Resul aleyhisselamin hayati boyunca hicbir kadina tek bir fiske bile vurdugu rivayet edilmemistir.
Ahlaki Kur'an olan Nebi sallallahu aleyi ve sellem'in uygulamalarindan en zayifindan bile olsa 'darabe' fiilini 'darp etmek' manasinda kullanmak gerektigine dair bir hadis rivayeti bulunmali degil miydi ki bu minvalde dusunelim.?

Selam ile..
Kadriye Haşimoğlu
26.03.2018 11:58
Darabe fiili ve Eyyüb (a.s)
S.a Mehmet Bey. Yazınızın İslam aile yapısı ve laik kesimle alakalı kesimine tamamen katılıyor ve benim de pek çok feministvari paylaşım yapan arkadaşlara yorum yaparak anlatmaya çalıştığım noktaları çok güzel özetlemişsiniz. Bununla birlikte Nisa 34. ayetteki darabe fiiliyle alakalı buradaki yorumları ve bu konuda fikir beyan eden pek çok yorumu da objektif davranarak okumaya çalıştım.  Eğer Nisa 34. ayetteki darebe fiilinin "dövün" manasından başka bir mâna içerdiğini bilmeseydim "Âmennâ ve saddaknâ" der Rabbimin hükmüne hikmetini anlamış ya da anlamamış olsamda teslim olurdum.Çünkü bu konuda şöyle düşünürüm. Anayasalar gereği bir hırsız hapisle cezalandırılıyorsa ya da bir katil idamla, ya da dinimizde olduğu gibi zina edenlere 100 değnek vuruluyorsa bu suçu işleyenin kadın ya da erkek olduğuna bakılmaz. Kadın da dövülür, erkek de. Kadın da hapsolur erkek de. Kadın da idam edilir erkek de.  Söz konusu ayette de  Rabbimiz böyle bir durumda kadının işlediği suçun cezasını vermeyi kocasına bırakıyor derdim ki, o zamanda Rabbim bunu muğlak bırakmaz şu şu durumlarda(zina olayında olduğu gibi) şu şekilde, şu kadar dövülebilir diye bir açıklama getirirdi ki aksi zulüm yapmaya çok açık bir durum olur ki oluyor. Ya dövmede haddi aşıyorlar hastanelik ediliyor ya da Fatma hanımın verdiği örnekteki insaflı eş gibi tokat atıyor ve kadın böylelikle durdurulabiliyor(!).( Sorun devam ediyor ki Fatma Hanım'a başvurulmuş).  

Siz diyorsunuz ki bu vuruşun şiddeti Efendimizin tavsiyeleriyle belirlenmiş. Şiddetli olmayacak, yüze vurulmayacak. Ama adam tokat atıyor ve yüze vuruyor. Hz. Cabir, “Resulüllah bizi yüzü damgalamaktan ve yüze vurmaktan sakındırdı.”(Müslim, Libas, 106). Resulullah'ın hayvanlara bile yapılmasını men ettiği bir vuruş olan yüze tokat atılamayacaksa bu vuruş ki caydırıcı olmalı, nasıl olacak. Mesela sosyal medyada bir erkekle mesajlaşmış, zina etmemiş ama iltifatlar havada uçmuş bir bayan ile aile mahremiyetini sosyal medyada alenîleştirmiş bir bayanın ya da ısrarla zenginlik isteyen, paylaşımlarda gördüğü komplimanların(!) kendisine de yapılmasında ısrarcı olanların dövülme şiddeti aynı mıdır? Hangi dövüş şekli bu bayanları yaptıklarından vazgeçirebilir.Böyle bir çıkmaza girdiğimde ayetteki darabe kelimesinin Kur'an'da geçen manalarına bakıyorum. Neticede;
bırakın(koyun) Nur Suresi 31, uzaklaştırıp vazgeçmek Zuhruf Suresi 5, Seyahat etmek manasının geçtiği ayetler: 2-273, 3-156, 4-101
Vurmak manasında geçtiği ayetler: 8-50, 47-27
Ortaya koymak manasında geçtiği ayetler: 43-58, 47-27
Örnek vermek manasında geçtiği ayetler: 14-24/45, 16-75/76, 16-112, 18-32/45
Muaf Tutmak: 43-5,
Mahkum olmak: 2-61,
Kapanmak, vurmak: 18-11,
Açıklamak: 13-1 gibi pek çok manaya karşılık geldiğini görüyorum.

Kaldı ki Nisa 34.ayetteki nüşûz kelimesi de en basit şekliyle flört maksatlı bakışmaktan tutun da zinaya varacak tüm kötü hareketlere ve haddi aşarak suçta ısrarcı olmaya delâlet eden bir kelime. Dolayısıyla böyle bir itaatsizlik yapmış bir bayanın nasihat edilmesi, arkasından yatağının ayrılması tüm bunlar da davranışından vazgeçirmiyorsa o zaman incitmeyecek, o kadar ki, en şiddetlisi bir demet sapla vuracak şekilde dövülmesi olayını düşündüğümüz de en son en zorlayıcı ve caydırıcı bir ceza verilmesi gerekirken belki nasihatten sonra yapılabilecek hafifçe dövme olayının sona yerleştirilmiş olması gösteriyor ki ya dövme yatakları ayırma cezasından psikolojik ve fiziksel anlamda daha fazla etki bırakacak şekilde şiddetli bir şekilde uygulanması gerektiğini gösteriyor ki caydırıcı olsun,ya da darabe fiili daha caydırıcı başka bir anlama geliyor. İş bu noktaya geldiğinde vazgeçip uzaklaşma yani boşanma manası burada daha caydırıcı gözüküyor. Tabii bunu akıl yürütmekten ziyade yürüyen Kur'an olan Nebîmin hayatına bakarak söylüyorum. Peygamberimiz Hayber'in fethinden sonra eşlerinin maddî istekleri kontrol edilemez bir şekilde büyüyüp, (çünkü o zamana kadar peygamberimiz ve bazı eşlerinin babaları nasihatler ediyorlar ve fakat onlar davranışlarına devam ediyorlar) ,hepsi aynı şekilde davranmaya başlayınca peygamberimiz mescidde kendisine bir oda yaptırıp bir ay boyunca orada kalıyor ve yataklarını ayırıyor.

Nihayetinde gelen Ahzab Suresi 28-30. ayetler indiriliyor ve "Ey peygamber. Eşlerine de ki "Eğer siz dünya hayatını ve onun zinetini (süslü çekiciliğini) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de hepinizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah'ı, Resulü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki Allah içinizden muhsinler (iyi ve güzel davrananlar) için büyük bir ecir-mükafat hazırlamıştır. Ey Peygamber kadınları. (Mü'minelere güzel birer örnek olmanız gerekirken) sizden kim açık bir edebsizlikte (çirkin-utanmazlıkta) bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu Allah'a kolaydır." buyruluyor. Bu aslında Nisa Suresi 34. ayetin müslümanlar tarafından nasıl uygulanacağını da gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu es geçip, sadece Eyyub (a.s) a yemini dolayısıyla verilen ve uygulanış bakımından da başka bir olaya dayanak olduğunu düşündüğüm dövmenin bu ayetteki dövme iznine delil olamayacağını düşünüyorum. Zira Eyyüp (a.s)'ın bu yeminini yerine getirme şartı sayıya bağlı olduğuna göre, bu yeminin işlenen bir suçun cezası olarak bunun cezasını affetmek yerine mutlaka uygulayacağım anlamında yapılmış bir yemin olduğunu anlarız. Zaman geçince işlenen suçu affettirecek davranışlar içinde olmasından dolayı Eyyüb (a.s) ın eşini affetmek istemiş olabileceğini, Rabbimizin de yeminin bozulmamasıyla alakalı hükmünü bilenler olarak Eyyub ( a.s)'a yeminini yerine getirmesini emretmiş olduğunu daha doğru bir varsayım olur.

Sizin varsaydığınız gibi( ki ben sizin böyle düşünmenizde asla erkekçe yaklaşım gösterdiğinizi düşünmüyorum, doğruya ulaşma niyetiyle yanan birisi olduğunuzu bilen biri olarak) bu olayda eğer dövmek yasak olsaydı Rabbim bu yemini yerine getirmesi yerine kefaret ödemesini emrederdi, dolayısıyla belli şartlarda dövme serbesttir, hükmüne varmaktan daha çok, bir suça karşı verilen belirli bir cezanın yeminle uygulanacağı söylendikten sonra hükmün kaldırılıp kaldırılmayacağiyla alakalı bir hüküm olduğu sonucuna varmanın daha doğru olduğu kanaati taşıyorum. Allah en iyisini bilir. Yoksa nâşiz bir kadının böylesi bir dövüşle yola gelmeyeceği ve durumunu düzeltmeyeceği kadın olarak bizler için çok açıktır. Bir kadın olarak söylüyorum, naşiz özelliklere sahip bir kadını hafifçe bir dövüsle asla yolundan döndüremezsiniz. Anne ve babasına saygısız davrandığı için eşinden sopa yerken bile, ki bu durum nüşuzun çok dışında olmasına rağmen, hala "sevmiyorum, anneni sevmiyorum" diyen kadınlar biliyorum. Tavırlar ancak bazı menfaatlerin kaybı göze alınamadığı için değiştirilir. Kolunu seven hırsızlık yapmaz, canını seven adam öldürmez, Rabbini seven O'nun sevgisini kaybetmeme adına nefsinin her türlü zevkinden vazgeçer. Vallahi de billahi de Rabbim sizlerin söylediği manada kadını eşi dövebilir deseydi O'nun emri karşısında boynum kıldan incedir der, kabul ederdim. Lakin böyle olmadığini düşünüyorum. Peki İslam'da kadına dayak var mıdır? Bunu sorgulayanlar Nur Suresi 2. ayete bakıversinler.

Elbet belli suça karşi, belli sayıda sopa aynı suçu işleyen kadına da erkeğe de vardır. Fakat bunu devlet uygular, fertler değil.Eşitlikte adalet yoktur, ama adalette eşitlik vardır. Dinimizde pozitif ayrımcılık mükellef olmayan kişiler haricinde(deli,çocuk ya da köle) kimseye yapılmaz.
Uzun bir yorum oldu. Hakkınızı helal edin. Hak dinin Hak bir şekilde uygulanması derdinde olan bir kardeşiniz olarak bunlar benim tesbitlerim. Elbette insan olarak yanlış düşünmüş ve nefsî davranmış olabilirim. Uyarılarınıza muhtaç bir kardeşiniz olarak tesbitlerimde sizin gordüğunüz ve benim göremediğim yanlışlar varsa düzeltmek isterim. Dua ve selamlar.
Sevgi Öztürk
26.03.2018 11:55
Selam
Biraz da ayette geçen bağlamın hikmetini tefekkür ederek baksak,İslamın müminler için sağlıklı aile yapısının nasıl sağlam bir temele dayandırdığını çok açık bir şekilde kavramış olacağız.
Alagaş hocamın bir önceki başlıktaki şu paragraf iyi anlaşılırsa hayal kırıklıkları düzelir diye düşünüyorum "Kadına şiddet elbetteki İslam’ın kabul etmediği bir durumdur. Bu gerçekliğin yanında yer aldığını bildirmek için “Kur’an’da kadını dövmek yoktur” diye saçmalamak yerine ayetteki ve hükümdeki hikmeti kavrayarak “Günümüz dünyasında Kur’an’a göre kadın döven yoktur” denilse, çok hak ve gerçek bir söz söylenmiş olacaktır. Çünkü konuyla ilgili ayet-i kerime tefekkür edildiği zaman bu ayet erkekleri kadınları dövmeye teşvik eden bir ayet-i kerime değil, kadınlarını dövmek isteyen erkeklerin önüne iki ciddi engel koyan bir ayet-i kerimedir. Kadınlarına kızarak dövmek isteyen erkeklere bu ayet-i kerime iki kırmızı ışıkla iki kere “Dur” demektedir. İlk kırmızı ışıkta “Öğüt ver, ikaz et” dedikten sonra aynı yanlışın tekrarlanmasında yanan ikinci kırmızı ışıkta ise “Yataklarını ayır” buyurularak bir erkek için yerine getirilmesi pek de kolay olmayan ikinci tavsiye şart koşulmaktadır."

Mehmet Alagaş hocama ve yorumlarıyla katkıda bulunan herkese selam ve dua ile..
Salih Can
26.03.2018 10:41
Selamun aleykum
Anlaşılan hanımların çoğunluğu bu ayetten bu anlamın çıkmasından memnun degil ve erkeğin kadınlara kavvam olması filan da cok mühim degil,ısrarla kur'an da kadını dövmek farzmış gibi olayın anlaşılması ve darabe fiilinin darb etme anlamını yok saymaları garip.
Müslüman erkekler hanımlarına saygı sevgi ve muhabbet beslemeli ve aynısını hanımlarından görmeli.Zaten evin içinde islam yaşanıyorsa kimse karısını ve ya kocasını kum torbası yapmaz.Eğer islamı yaşıyorsak bundan daha ciddi konu ve sorunlarımız var.
Eğer islamı yaşamıyorsak bırakalım bu konuyu islamı yaşayanlar tartışsın.Fatıma olana Aliden zarar gelmez merak etmeyin.
Selam ve dua ile...
Emine Tutu
25.03.2018 21:27
hayal kırıklığım
Allahın selami size olsun inşaallahta olur yazınızdan bir parça facede yayınlanmıştı ve gerçekten çok üzülmüş hayal kırıklığı yaşamıştım yazınızın tamamını okudum ancak fikrim size karşı duyduğum hayal kırıklığı geçmek yerime daha da arttı sizin darebe fiilinin kaldırmak ve ya değiştirmek anlamlarını bildiğinizi gördüm yanlış anlamayın ben nefsi duygularımın değil inancımın derdindeyim bir düşünür müsünüz lutfen haklı olduğumu düşünüp size vurabilme hakkım var bedeniniz bana ait, bana itaat etmek zorundasınız yeryüzü bize ait söz hak adalet şahitlik bize ait söyleyin niye inanacaksınız böyle bir din sahibine ha durun lutfen sorgulama gafletine düşmeyin o nefsinizdendir imanınız gider sonra
Mehmed Alagaş
25.03.2018 01:19
Ve aleykümselam
Bütün kardeşlerimden ve bir mü’mine olarak sahip olduğu değer yazdıklarına yansıyan Fatma Ceren bacımdan da Allah razı olsun. Fatma kardeşim önemli açıklamaların için teşekkür ediyor, paylaşımda bulunmak için Mehmed abinden izin almana hiç gerek olmadığını hatırlatıyorum. 85 yılında dergi çıkarırken birçok derginin ilk sayfasında “Yazılar iktibas edilemez” denilirken, bizler İnsan Dergisinin ilk sayfasında “Rabbani doğrular müslümanların ortak malıdır. Rabbani ölçüye göre doğru kabul edilen her yazı isim zikredilerek veya zikredilmeyerek iktibas edilebilir” demiştik. Allah’a hamdolsun ki hala aynı görüş ve istikamet üzereyiz.

Unutmadan şunu da ilave edeyim ki,
Rabbimizin kocalarına karşı vefakar bütün mü’mine kadınlarla birlikte kendisine de verdiği anlamlı ve geçerli değeri, bana ve çocuklarımıza karşı davranışlarıyla hiç eksiltmeden fazlalaştırdığı için benim nezdimde de çok değerli olan Gülsüm hanıma da güzel ve yerinde açıklamaları için teşekkür ederim.

Hatırlatan Rabbime hamdolsun..
İnşirah Melal
25.03.2018 01:15
Selamaleykum
Allah razı olsun hocam.
Sineklerin cirit attığı ve sebep olduğu hastalıkların sineklerin cinsiyetine göre değerlendirildiği bir zamanda kafalara vura vura bataklığı işaret etmişsiniz. Bu öyle bir bataklık ki, sadece ve sadece İslam güneşiyle kuruyabilir. Yazınız bana Rabbimizin şu yasasını hatırlattı;

"....bir kavim kendilerinde olan nimeti (kendileri zulümle) değiştirinceye kadar, Allah onlara verip-bağışladığını değiştirici değildir..."(8-Enfâl 53) "....Allah, kendi nefislerinde olanı değiştirinceye kadar bir toplulukta olanı değiştirmez...." (13-Ra'd 11)

Makro ve mikro planda aynı hakikat yasası işleyeceğine ve aile en küçük birlik-topluluk olduğuna göre;

"Huzuru İslamda bulmuş bireyler(!)" in oluşturduğu aileler huzurlu bir mahalleyi, bu mahallelerin oluşturduğu ilçeler huzurlu şehirleri ve böylesi şehirlerin oluşturduğu ülkeler huzurlu bir dünyayı, İSLAM DÜNYASINI oluşturur. Biliyoruz ki böyle bir dünyada bu son noktaya ulaşmak, şeytani fısıltıların ve bu fısıltılara meyilli nefslerin olduğu yerlerde şimdilik imkansız gözükmektedir. Zira imtihanın anlamı da buradadır. Zaten bizden istenen de İMKANSIZ olanı hemen yapmamız değil, İMANIMIZ ve İMKANIMIZ oranında bu yolda olmamız, bu yolda ölmemizdir. Bu bağlamda bir annenin oğlu olan erkekler de, bir babanın kızı olan kadınlar da Allah'ın bildirdiği hadlerini bilmeli ve eşlerine ona göre muamele etmelidir diye düşünüyorum.

Bunlar yazınızın bana düşündürdüklerinden bazıları..
Devam edeceğim İnşaallah..
Fatma Ceren
24.03.2018 18:47
Ve aleyküm selam
Güzel dualarınıza amin diyor ve teşekkür ediyorum Talha kardeşim ve Gülsüm abla. Hem kendim hem değerli dostum adına söylüyorum, açıklamaları dilediğiniz şekilde ve yerde kullanabilirsiniz.

Gülsüm Alagaş
24.03.2018 15:38
Selamunaleyküm
Bu önemli konuya Kur’ani katkılarda bulunan çok değerli beyime, Fatma kardeşime ve diğer bütün kardeşlerime teşekkür eder, talip oldukları hakkın rahmetiyle karşılaşmaları için Rahman’a dua ederim. Meseleye çok güzel açılım getiren Fatma kardeşimin hastalıktan şikayet etmek yerine hastalığın teşhis ve tedavi edilmesi önerisine yürekten katılıyorum. Günümüzde feminist söylemlerden etkilenerek erkeklerinden (değerli eşimin belirttiği gibi) İslami ve insani değil ölçüsüzce Kadıni isteklerde bulunan kadınlar, elde edilmez bir tatmin ve mutluluğu ararlarken birçok konuda sahip olabilecekleri tatmin ve mutluluğu da ellerinden kaçırmaktadırlar.

Ayrıca erkeklerden sınırsız taleplerde bulunan feministlerin, bu talepleri yerine getirerek karşılarında süklüm püklüm duran, her istediklerini yerine getirmeye çalışan, hiçbir sözlerine itiraz etmeyen bir koca gördüklerinde kendilerini fıtraten yalnız, erkeksiz ve sahipsiz hissettikleri ve aralarında bu mutsuzluklarından da şikayet ettikleri ayrı bir gerçektir. Çünkü dünyanın olumsuz etkilerine karşı naif fıtratıyla erkeğe sığınak olmak için değil erkeğinin şiddet değil sevgi ve rahmet dolu gölgesine sığınmaya muhtaç olarak yaratılan kadın, bu fıtri gerçekliği teoride reddetse de pratik yaşantıda, inkar ettiği bu hakikatten kaçamayacak ve bu hakikatten uzaklaşıp karşı çıktığı ölçüde aradığı huzur ve sekinetten mahrum kalacaktır.

Kaldı ki içinde yaşadığımız bu toplumun erkeklerinin kadınlara genel bakışı ya bir eş, ya bir bacı, ya da eli öpülesi ana anlayışındadır. Bu anlayışla yetiştirildikleri içindir ki kendi aralarındaki anlaşmazlıklarda veya düşmana karşı mücadelelerinde çok şedid olmalarına rağmen muhatabları kadın olduğu zaman “Yaa bacım git işine..” diyerek öfkelerini yutar ve geçiştirirler. Bu ahlaki değerlere sahip erkekler ne oluyor da evlendikten sonra eşlerine el kaldırabiliyorlar sorusunun cevabının sadece erkeklerde değil özellikle kadınlarda aranması gerekir. İtiraf etmeliyim ki gördüğüm, işittiğim yığınla acı olaya binaen; birçok kadın o kalpleri delip geçerek erkekleri delirten manalı bakışlarıyla ve yürekleri yakan imalı sözleriyle dövmekten bin beter şiddetle erkekleri ve erkeklik haysiyetini her gün ezip geçmektedirler. Hani “El yarası geçer de dil yarası geçmez” denir ya işte bu cinsten.

Düz mantıkla hareket eden erkekler, öyle bizim gibi bir lafa bir ton mana yüklemezler, yüklemeyi de bilmezler. Sözleri gibi sözlerinin manaları da sade ve anlaşılırdır. Fakat kendilerine özgü bir duygusallık ve anlayışla yaratılan kadınların kalpleri ve akılları öyle girift ağlarla örülüdür ki tek bir lafa kendilerince yüzlerce anlamı yükleyip değil bir erkeğin hemcinsinin dahi kaldıramayacağı ağırlıktaki bir sözü hiç çekinmeden söyleyebilmektedirler. Bacılar sonuç olarak “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı” sözünü bence en çok biz kadınların dikkate alması lazım.

Kalpler ancak Allah ile mutmain olur ayetinden hareketle ailelerinde huzur ve mutluluğu arayan bütün kardeşlerimi bizler için her bir hükmü rahmet olan İslam aile hukukuna davet ediyor, mutmain bir kalp ile aradıkları dünyevi ve uhrevi mutluluğun sadece ve sadece Kur’an’da olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Yolumuz İslam, akibetimiz cennet olsun..
Talha
24.03.2018 03:17
SELAMUN ALEYKUM
Ey Allah'ın hükmüne boyun eğmiş Fatma ablam Allah razı olsun... Seni cennetinde ağırlasın... Müslüman bir hanımın nasıl bakması gerektiğini bir hanım olarak bizlere çok net anlattın... Bende müsaade edersen senin bu yorumunu ve psikolog olan ablamızın da müsaadesi olursa, onunda tesbitini ayrıca paylaşmak isterim... İsimlerinizi vermeden de paylaşabilirim... Nasıl uygun olur dersen...
Allah sayınızı arttırsın...
Fatma Ceren
24.03.2018 00:30
Selamun Aleyküm
Allah(c.c.) sizden razı olsun.
Çoğaltılıp, başka dillere çevrilip dağıtılacak kapsamlı bu yazı için Mehmed abiye teşekkür etmek ve izni olursa bazı yabancı sitelerde paylaşmak isterim. İlmî bakımdan söylenecek bir söz kalmamış bu açıklamanın, kafası karışan samimi gönüllere sekinet olacağına inanıyorum. Huzuru İslam'da bulamamışların da, İslam'ı bulamamış huzursuzların da itirazları neden hep aynı yerden? Burası iyi düşünülmeli...

Eski bir feminist, ateist olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Rabbim Allah'tır demek büyük bir eğitime talip olmak ve Kur'an öğretilerine teslim olmaktır. Yaşadığımız sistem, eğitim, çevre ve koşullar gereği, özellikle sosyal öğrenme ve kültürle içimize sindirilmiş bir çok yanlışı hayatımızdan atmak, bir "Lailahe illallah" sözüyle mümkün olmamaktadır. Zamanla Kur'an bizi dönüştürmedikçe, bu sözün geçerliliği de aslında pek yoktur.

Öncelikle Mehmed Abinin şu cümlesi, Kur'an'a yaklaşımımızda çok önemli; “Herhangi bir ayetteki bir kelime, ayetin konu bütünlüğüne ve ayetin içeriğine uygun birden fazla anlama geliyorsa, bu anlamlar birbirini nesheden değil birbirini zenginleştiren anlamlardır." Bu bütünsel bakışı ihmal ederek, teknik Arapça-Türkçe kelime tahlili ile hüküm çıkaran ve bunu feminizm/modernizm/ateizm(bugün deizm) şeytan üçgeninde yapan insan, kaybolur. Önce Kur'an'dan insanı, erkeği ve kadını çok iyi okumak; sonra yaşadığımız topluma bakıp "insan, eril, dişil kimlikleri" iyi okumak ve ayetleri bunlarla anlamak gerekir. Kur'an'dan bir kelimeyi çekerek; insansız, toplumsuz, resulsüz, nebisiz, psikolojisiz, sosyolojisiz ele almak eksik bir okumadır. Bugünkü temel sorun budur.

Bunca lafı niye ettim?
Sema Maraşlı Hanımefendinin yazısı; günümüz toplumunda eril, dişil kimlik kargaşasını ve feminel etkiyle bir mağdur portresine sadece dişiliğin yerleştirildiğini gözler önüne seriyor. Uzunca zamandır, Kur'an'ın belirlediği ve fıtrata yerleştirilen kimlikleri karıştırmak, kaos yaratmak için feminizm gibi bir çok zehir piyasada rağbet görüyor. Kur'an'ın erkeğe ve kadına yüklediği roller karıştığından beri, ailelerde ve çocuklarda ciddi bozukluklar baş gösteriyor. Psikologlar, psikiyatristler bozulan aile fertlerin tedavisine, çocukluk dönemine inerek başlıyor. Şiddet bir sonuç ise buna götüren sebepler ihmal edilemez. Hele ki zaten Kur'an'dan kopuk bir süreci yaşayan toplumun abes tavırlarını, Kur'an'da asla o manaya gelmeyen bir ayetle açıklamaya çalışmak faciadır.

Mehmed Abi ayette vurma eyleminin teşvik edilmediğini, bilakis buna iki kırmızı ışıklı bir süreç konduğunu çok güzel açıkladı. Terapilerde genel olarak ilk kullandığımız yöntem durdurma ve aşamalı davranış yöntemidir. O son vuruşa kadar kadının tutumu Kur'an'a ne kadar uygundur; biraz bu da sorgulanmalı. Aile terapilerinde benzer şikayetlerde en çok karşılaştığımız durum, kadının bir türlü durdurulamaması. Bütün süreç iki kişilik başlamış ilerliyorken, son aşamada gelen bir şamar olayı tek kişilik yapıveriyor. Bayanı ayrı dinlediğinizde (ki zaten hep o haklı), çok iyi davrandığı halde kocası vuruyor; beyi dinlediğinizde ancak bunla durdurabildim, başka çarem kalmadı diyor...

Biliyorum, bu yazdıklarımı okuyan hanımlar "Hepsi öyle değil! Neler var toplumda" diyebilirler. Ama biz burda bozuk toplumun kokuşmuş ilişkilerini konuşmuyoruz. Özetlediğim ama genişleyebilecek bu örnek, dindar kesimin bu manada sıkıntı yaşayanlarının yüzde yetmiş, sekseninde gördüğümüz bir vaziyet maalesef. Ve parçalanmış bir hayatı yaşadıkları için Kur'an'da öngörülen muazzam evlilik ilkelerinden yoksunlar.

Çok değerli dostum Psikolog Yıldız Konal Süslü Hanımefendinin güzel bir sözü var, der ki kendileri; "Bugün bedenler evli ama ruhlar evlenememiş." Ruhların dini nikahı için; erkek ve kadının ruhsal açıdan sağlıklı olmaları, aynı inancı paylaşmaları, inançlarına feminizm, modernizm gibi -izmlerle şirk koşmamaları ve erkek kadın rollerini Kur'an'dan öğrenerek "Nasıl iyi bir eş olunur, nasıl geçinilir?" gibi soruları falanizm, filanizme değil Kur'an'a yöneltmelidirler. Böylece herkes sınırını bilerek ve koruyarak geçinmenin yöntemini keşfedecektir. Mesela duygusal bir film sahnesinde, kadın üşür erkek ona ceketini verir. Ve kadın yüzünde hoş bir tebessümle cekete sarınırken bunu izleyen bayanlar, iç geçirir, güven hisseder.. Ama Kur'an'daki "kavvam" ın önerdiği ceketi bir türlü sırtına almaz da, yüzlerce ton yükü sırtlanıp titreye titreye yürümeye çalışır...

Hanımefendiler konuya biraz sakin yaklaşabilirlerse, ki bu zor kendimden biliyorum, inşaallah güzel bir sonuca varılır. Evet, İslam'da aile kurumunu korumak adına, köprüden önce son bir çıkış olan, kadına vurmak vardır. Ve bu, ayetin hikmetini kavrayan değerli mümin ve mümineler ve birlikte kurdukları aile için başlı başına bir rahmettir öyle değil mi?
Mehmed Alagaş
23.03.2018 00:02
Ve aleykümselam
Sizlerden de Allah razı olsun. Kur’an’ı esas aldığımız bu yazı İnşallahu Teala bugünden yarına hayırlara vesile olur. Fakat gördüğüm kadarıyla tekrarlarına devam eden Ayşe kardeşimiz, ayetlerin hikmetinden kaynaklanan böylesi sonuçlara henüz ulaşamamış. Ayşe kardeşim son yorumundaki itirazlarının çoğu, yazı içinde zaten cevaplanmaktadır. Yeterince Kur’an araştırması yapmadığından kaynaklansa gerek “Herhangi bir ayetteki bir kelime, ayetin konu bütünlüğüne ve ayetin içeriğine uygun birden fazla anlama geliyorsa, bu anlamlar biribirini nesheden değil birbirini zenginleştiren anlamlardır” yaklaşımımıza karşı çıkıyorsun. Ne diyebilirim ki?

Ayette Eyyub (a.s.)’ın hanımı bizzat zikredilmediğine değiniyor ve kadına vurmayla ilgili hadislere ve icmaya dayalı açıklamaları da kabul etmediğini belirtiyorsun. Bizler bu ayetin bir öncesinde “.. kendi ailesini ve onlarla birlikte bir mislini de bağışladık. (38-Sad 43)” buyrulduktan sonra “Ve elinle bir deste (sap) al sonra onunla vur..” denilerek beyan edilen olayın ailesiyle ilgili olduğuna dikkat çekilmişken ve rivayetlerde de ayetlerle çelişmeyen aynı açıklamalar varken yine de sizin vereceğiniz daha Kurani bir cevabı dikkatle dinleyebiliriz.

Selami kardeşim erkeklerin karakteri dikkate alınsın derken genel erkek fıtratıyla birlikte batılı erkeklerden çok daha farklı olan bu ülkenin türküyle, kürdüyle, lazıyla, arnavutuyla.. bütün erkeklerin genel karakterini kastediyorum. Sizin de bildiğiniz gibi batı ülkelerinde savaşa gönderilen askerler dönüşlerinde savaş travmasından çıkabilmek için psikolojik tedaviye ve terapiye tabi olurlarken, bu ülkenin onlara hiç benzemeyen erkekleri cephede yaralanıp hastaneye yatırıldıklarında bile doktorlarına “Tedavimi kısa kesin hemen cepheye döneceğim” demektedirler. Şimdi siz böyle bir erkek karakterini hiç önemsemeden İslami ve insanı değil Kadıni haklar gözeten yasalar çıkardığınızda, bu erkeklerden sadece kadınları önceleyen yasaları kesinlikle dikkate alacağını ve aile içi geçimsizliklerde “Madem yasalar böyle!.” diyerek sessizce bir kenara oturacağını düşünebilir misiniz?

Ben cevap vermiyeceğim. İslam aile hukukunun yaşanmadığı ve Allah korkusunun yeterince olmadığı ailelerde durum zaten ortada.
Mehmed Can
22.03.2018 19:53
Selamunaleyküm
Mehmed abi Rabbim senden razı olsun.
Tavsiyen üzerine Sema Maraşlı hanımın yazısını da okuyup günümüzde "pozitif ayrımcılık" adı altında yürütülen politikaların aslında nasıl "negatif" gelişmelere sebep olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Allah cümlemizin aile huzurunu muhafaza etsin. Selam ve dua ile.
Selami Özcan
22.03.2018 19:24
Selamunaleykem
Allah razı olsun hocam, yazıyı defalarca okuyorum daha iyi anlıyorum. Feminizm adına kadını kutsayan resmi yasaların ülkemizdeki erkekleri ve erkek karakterini yok saydığını söylüyorsunuz. Erkek karakterini derken ne kastediyorsunuz, biraz açar mısınız?
Ayşe Selçikli
22.03.2018 16:22
Selamunaleykum
Sorum tamemen teknik bir çerçevede, kuranın kelimelerine verilen yanlış anlam üzerine iken, benim soruma cevap olarak "Kadın'a Şiddetin Nedeni İslam Aile Hukuku Mu?" başlığı atmanızı ve ekseriyeti laiklere yönelik bir yazı yazmanıza yorum yapmayacağım. Onların ayetler hakkında ne düşünüp düşünmediği bizi hiç ilgilendirmiyor. Rabbimiz hepimizin amacını ve neyi ne için yazdığımızı görüyor ve biliyor.

Kuranı kerim' deki bir kelimenin aynı ayette birden fazla anlamı aynı anda barındırabileceğine yakınşeyler söylemişsiniz ki bu cevap beni hiç tatmin etmedi. Hem "dövün" hem de "ayrılın" anlamlarından sadece bir tanesi tercih edilmelidir. Eğer biz ikisini de tercih ediyoruz derseniz o halde kuranın birçok kelimesinin birden çok anlamı olduğundan ayetleri hiçbir kalıba koyamaz ve kurandan çıkacak hükümleri netliyemeyiz.

Dövmenin derecesi olarak sübjektif nitelemeler yaparak dövmenin derecesini açıkta bırakıyorsunuz. Dereceyi sübjektif kriterlerle açıklayıp, ceza hukukunda böyle bir durumda oluşabilecek bir yanlışlığa adil bir ceza veremezsiniz. Kurana değil de, hadislere ve icmaya dayalı bir yorum yapılmasını uygun bulmadım. Ya hadisler uydurmaysa ve atalarımız da beyinsizse, yanlış icmada bulundularsa? Çoğunluk’un bir konuda uzlaşması , o konunun doğru olduğu anlamına gelmiyor. Zaten Allah (c.c) kitabında çoğunluğun ziyanda olduğunu belirtiyor.

Hz Eyyup ile ilgili yazdıklarınıza gelince, önceki söylediğimi tekrarlıyor ve hz. Eyyup la ilgili ayetlerde Hz Eyyub'un eşini dövmesi ile alakalı, ayetlerde hiç birşey bulamazsınız noktasını tekrar vurgulamak istiyorum. ilgili ayette hz Eyyub’un bir ANDI var fakat, bu and eşini dövmek üzere bir and değil.

Hz Eyyub ile ilgili ayetlerde Hz. Eyyub'un karısını niteleyen zamir yada kelime hangisi acaba? bu ayette "Eş, hanım" gibi kelimeler geçmiyor ki. siz neye dayanarak hz eyyub'un KARISINI dövmek üzere yemin ettiğini söylüyorsunuz ki?

selam ile
Murat Türkmen
22.03.2018 15:59
SELAMUN ALEYKUM
İnşallah bu yazı vesilesiyle samimi bir kalbe sahip olup da, ortalıktaki bilgi kirliliği sebebiyle sapla samanın birbirine karıştığı akıllarda, sap hak ettiği yeri, saman da hak ettiği yeri bulmuştur. Rabbimiz gönüllerimize sokulmak istenen marazlardan bizi korusun. Yoksa , yanlış bilgi hakikati görünce erir gider. Birde günümüzde kadın döven insanların çoğunluğunun hayatlarıyla ilgili bir araştırma yapılsa büyük ihtimalle Kur’an dan, Peygamber’in sünnetinden bir haber, Allah var! Deyip Allah’tan habersiz yaşayanlar olduğu tespit edilir. Ayrıca bu kişilere hanımlarını dövme vakıası gerçekleşmeden önce sorulsaydı “İslam da belli şartlara bağlı olarak kadına el vurmak var mı diye; büyük olasılıkla yok diyecekler.” “Bir de ömrü boyunca Kur'an'ın ruhuna uygun yaşamaya çalışan, eşine fiske vurmamış, iffetini koruyup hanımından başkasına el sürmemiş kişilere sorsanız; onların da çoğu Kur’an böyle bir şeyi ille de yapın dememiş lakin, belli durumlarda aile birliğini korumak için ruhsat vermiştir diyecektir. (kabul etmeyebilirsiniz bu benim yıllardır bu toplum içinde yaşayarak yaptığım analizlerin sonucu vardığım kanaattir.)
Mehmet hocamın ellerinden öper, bu içli ve doğru içerikli yazısı sebebiyle çok teşekkür ederim.
Selametle…
Salih Can
22.03.2018 09:54
Selamun aleyküm
Mehmed amca Allah razı olsun yeterınce acık olan yazını daha da acmıssın ama yınede bazılarının tatmın olcagını sanmıyorum. Asıl sorun Kur'an'ın Allah'a iman etme ve teslım olma ayetlerını ıcsellestırmeden yasamadan hukum ayetlerını tartısıyor olmamız. Faız almak Allah'a ve resulune savas acmak ayetıne ragmen delı gıbı faız yıyıp, kul hakkı yıyıp, namaz kılmayıp, yalan soyleyıp kendı nefsıne bu kadar zulmeden bır toplum eslerıne bu kadar zulmeden bır toplumun bu ayetı sulandırmasını anlayamıyorum. Senden ve soruyu soran ablamızdan Allah razı olsun.
Abdullah
21.03.2018 20:49
Selamunaleyküm
İyiki dolmuşsun ve iyiki içini bu şekilde dökmüşsün de bizlere faydalı oldun hocam... Elhamdülillah.

Öncelikle şunu itiraf etmeliyim; (ki hanımım da bundan dolayı sana çok dua ediyor) Evvelinde bazı anlaşmazlıklarda çözüm yolunu öfkenin de etkisiyle vurmakta bulan bir adamken bundan bir önceki yazında iki kırmızı ışık meselesini nasıl kavradıysam (Elhamdülillah), helallik almak için hanımla sarılıp beraberce ağladık. Sonra birlikte otururken sordum ona, boşamam mı daha ağır gelirdi sana yoksa bundan evvelki yaptıklarım mı daha ağır diye. Bu kadar hızlı bir cevap beklemiyordum: "Boşamayı sakın aklından bile geçirme" dedi...

Çünkü biz müslümanlar öfke anında dahi zulmetmenin ne demek olduğunu biliyoruz Elhamdülillah... Yani vurmanın şiddetini anlatmak için söylüyorum bunu. Hayvanca değil afedersiniz. Ama artık bunu da yapamayacağıma inanıyorum. Çünkü o iki kırmızı ışık Allah'ın izniyle çözüm için yeterli geliyor düşününce.
Harun Can
21.03.2018 20:48
Selamunaleykum
Rabbim sana Rahmet etsin amca.
Inşallah eğip bükmeden söylediğin bu hakikatler, önyargısız okunur ve anlaşılır.
Umarım yazında "ne şiş yansın ne kebap" mantığının tam aksine.
" Ateşe giriyorsa şiş de yanar,kebap da. " hakikatini anlarlar.
Yorum yap yorum