Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Sabırda Yorgunluk!



Sabırda Yorgunluk!

Selam üzerinize olsun. Sad 41 ayetinin mealinde parantez içi olarak "yakınlarımdan sabırda" ibaresini koymuşsunuz. burada kafama takılan bir şey var, açıklarsanız mutlu olurum. Bu ibareyi neye dayanarak koydunuz? burada yorgunluk ve azap kelimeleri geçmekte. yani manevi bir durumdan ziyade bedeni bir rahatsızlık hali söz konusu. ayetin zahiri manasında (ki siz ayetlerin hep zahiri manasının önceliğimiz olması gerektiğini söylüyorsunuz) yakınlar ve sabırla ilgili bir ifade yok. Şeytanın da azap ve yorgunluk verme durumu yok. sadece vesvese verebiliyor. Burada takılıp kalıyorum. Acaba burada şeytanın başka bir anlamı mı var da biz bilmiyoruz. Allah'a emanet olunuz.
                                                               <<< Ahmet Güllüce >>>

Ve aleykümselam Ahmed kardeşim

Bu sorunuzdan "Yaratılış ve İnsanlık tarihi" kitabamızın Eyyüb (a.s.) bölümünü okumadığınız anlayabiliyorum. Bu güzel peygamberin yaşadığı imtihanı ayetler çerçevesinde anlamaya çalışırken, sorunuza cevap olabilecek şu satırları yazmıştık.,

"...Eyyub Aleyhisselam'ın bir yerine değil, her yerine gelmiş ve her yerini kuşatmıştı bu hastalık!. Ancak o, bütün ağrılarına ve ızdıraplarına rağmen sabrediyor, Allah'a hamdederek, Allah'a şükrederek sabretmeye devam ediyordu. Ellerini semaya açarak, ısrarlı bir şekilde "Ya Rabbi, bu hastalığı üzerimden al, bu derdi üzerimden hemen alıver" de demiyordu. Bunu söylemek, sanki bir imtihandan kaçmak, bir imtihandan yüzçevirmek gibi geliyordu kendisine!. Alemlerin Rabbi olan Allah (Celle Celaluhu) diğer kullarını değişik hastalıklarla imtihan ederken, kendisini bu kullardan farklı ve ayrıcalıklı görerek "Ben böyle bir musibete, böyle bir hastalığa müstehak bir insan değilim" demekten, Allah'a sığınıyordu. Ayrıca hastalık bir imtihan ise ve bu imtihana güzelce sabredildiğinde günahlar dökülüyor ve yeni ecirler kazanılıyorsa, hastalık denilen bu imtihana her insandan daha fazla, çok daha fazla muhtaç hissediyordu kendisini.

Elbetteki her kul gibi o da duasını yapmış, fakat bu duasında İlahi takdiri zorlayıcı bir tekrardan, İlahi takdirden hoşlanmadığı anlamına gelebilecek bir ısrardan şiddetle kaçınmıştı. Hem bunu yapmasına, içinde bulunduğu durumu defalarca Allah'a arz etmesine ne gerek vardı ki!. Zaten Allah onu ve onun durumunu hakkıyle biliyor, hakkıyle görüyordu!. Rahman olan Allah elbetteki kendisine yardım edecek, Şafi olan Allah elbetteki şifasını verecekti. Buna o kadar çok inanıyordu ki, bir davranışından dolayı çok kızdığı hanımını cezalandırmak istemiş fakat hastalık nedeniyle gücünün yetmeyeceğini bildiği için "İyileştiğimde, Allah'a andolsun ki sana şu kadar vuracağım" demişti. Çünkü iyileşeceğine inanıyor, kesinlikle ve kesinlikle iyileşeceğini umud ediyordu.

Ancak yıllar geçmesine rağmen,
bir türlü geçmiyor, bir türlü iyileşmiyordu bu hastalık. Hatta gün be gün daha da artıyor, daha da çekilmez oluyordu!. Fakat yine sabrediyor, yine sabretmeye devam ediyordu Eyyub Aleyhisselam. Kullarına karşı çok şefkatli, çok merhametli Allah'ı düşünüyor ve bu düşünce ile hala devam eden hastalığının hikmetini anlamaya çalışıyordu. Başına gelen bu hastalık, belki de yaptıklarının, bilerek veya bilmeyerek bazı yaptıklarının bir karşılığı idi!. İşlenen günahların en hafif karşılığı olan ve bu günahların dökülmesine vesile olan hastalık böylesine şiddetli olduğuna göre; dünya hayatında dökülmeyen ve affedilmeyen günahların ahiretteki karşılığını düşünüyor ve bu düşüncelerle tüm yüreğinin Allah korkusuyla dolduğunu, bu korkuyla titrediğini hissediyordu.

Yüreğinde hissettiği bu Allah korkusu ile hastalığını ve hastalık acılarını unutan Eyyub Aleyhisselam, bilerek veya bilmeyerek işlediği tüm hatalardan tevbe ediyordu. Huşuyla titreyen kalbindeki Allah korkusu ve affedilmek umuduyla defalarca tevbe eden bu güzel müslüman, hastalık acılarının dayanılmaz noktalara çıktığı en zor anlarda yine boynunu büküyor ve "Sabır, yine sabır, yine sabır" diyordu kendi kendine. Dolayısıyle bütün bu güzellikleri yaşayan bu güzel müslüman, sabır ede ede sabırın özüne varmış ve sanki sabır, sanki sabırın ta kendisi olmuştu.

Hastalığı kimse istemez,
hastalığa kimse talip olmazdı ama, acı dolu bu hastalık, bu hastalığı sabırla karşılayan ve sabırla yaşayan Eyyub Aleyhisselam için, musibet örtüsüne sarılmış çok büyük bir nimetti. Çünkü Eyyub Aleyhisselam bütün bu yaşadıkları ile, sıhhatli bedenlerde hastalıklı ve kaskatı kalpler taşıyan insanların aksine; hastalık dolu bedeninde, hastalıktan uzak ve rahmet yumuşaklığında muhteşem bir kalbe ulaşmıştı. Nitekim Resulullah (Aleyhissalatu vesselam) Efendimiz haşrı anlatırken, Eyyub Aleyhisselam'ın sabır ve rahmetle yumuşayan bu kalbi güzelliğine işaret ederek "Mü'minler Adem'in yaratılışında, Yusuf'un güzelliğinde ve Eyyub'un kalbinde olarak otuzüçer yaşlarında ve sürmeli olarak haşr olunacaklardır" buyurmuştur.

Bazı tarihi rivayetlerde zikredildiğine göre,
bir gün, bir söz geldi Eyyub Aleyhisselam'ın kulağına!. Birbiriyle fısıldaşan bazı insanlar "Allah bunca zamandır Eyyub'a yardım ve merhamet etmediğine göre, herhalde yüzünü Eyyub'dan dönmüş, Eyyub'den vazgeçmiştir. Yoksa hiç böyle olur muydu?" diyorlardı. Eyyub Aleyhisselam'a yakın veya ona inanmış olan insanların böylesi fısıldaşmalarıyla ilgili bu rivayet, Kur'an-ı Kerim açısından da makul bir rivayettir. Çünkü şanı yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, İlahi gerçekliklere yeterince vakıf olmayan bütün müslümanları, böylesi fısıldaşmalardan sakınmaları konusunda önemle ikaz etmektedir.,

"Ey iman edenler, kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, günah, düşmanlık ve peygambere karşı isyanı fısıldaşıp-konuşmayın; iyiliği ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz ki gizli fısıldaşmalar, iman etmekte olanları üzüntüye düşürmek için ancak şeytandandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o (şeytan), onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."(58-Mücadele 9.10)

Ayet-i kerimede beyan edildiği gibi,
duyduğu bu sözler Eyyub Aleyhisselam'ı derinden üzmüş ve ona çok ağır gelmişti!. Acaba doğru, acaba doğru olabilir miydi bu sözler!. Bir an bile Allah'dan ve Allah'ın rahmetinden uzak olmak düşüncesi, her şeye sabreden Eyyub Aleyhisselam'ın dayanabileceği, Eyyub Aleyhisselam'ın sabredebileceği bir şey değildi. Acı ve hastalıklara sabredebilirdi ama, Allah'tan ve O'nun rahmetinden uzak olma düşüncesine kesinlikle katlanamaz, kesinlikle dayanamazdı Eyyub Aleyhisselam!.

Yüreğine kahredici bir acı veren bu düşüncelerden hemen uzaklaşmak isteyen Eyyub Aleyhisselam, Allah'ı ve Allah'ın yardımını düşünmeye başladı. İnsanların bu söyledikleri doğru değildi, doğru olmamalıydı!. Çünkü sabreden kullarını seven Allah (Celle Celaluhu), İlahi yardımını bu sabrın son noktasında, güç ve takatin tükendiği bu son noktada göndermiyor muydu? O halde insanların o konuşmalarına, o fısıldaşmalarına hiç itibar etmemesi, hiç üzülmemesi gerekiyordu. Kendisine kahredici bir acı veren bu sözü, belki de şeytan söyletmişti o insanlara!.

Yine şeytan geldi aklına,
yine bu lanetli şeytanı düşünmeye başladı. Onu düşündüğü zaman, ateşten yaratılan bu şeytanın, her nedense kor bir ateş gibi içini kavurduğunu hissediyordu!. Acaba farkına varmadan ve farkında olmadan bir açık, bir gedik mi vermişti bu lanetli yaratığa!. Kendisine kuşku veren bu "Acaba?" ile dönüp arkasına bakan Eyyub Aleyhisselam, uzun yıllar süren bu hastalık sürecindeki davranışlarını tekrar tekrar gözden geçirmeye başladı. Ailesiyle yaşadığı ihtilaf dışında, sabır ve tevekkülle geçen yıllardı bunlar. Ailesiyle yaşadığı ve ailesinin kendisinden uzaklaşmasına neden olan o ihtilafı ise pek düşünmek istemiyordu.

Önceleri meseleye sadece kendi boyutundan bakarak, kendisini haklı sandığı ve haklı gördüğü o ihtilaf, meseleye ailesinin boyutundan baktığı zaman biraz değişmeye başlıyordu. Çünkü hastalık, hastalığı sabırla çeken insan için bir imtihan olduğu gibi; bu hastaya sabırla bakan ailesi için de bir imtihandı. Ancak hastalığı ve hastalığın acılarını bizzat yaşayan insan, bazı durumlarda bunu dikkate alamıyor ve aile olmanın rahatlığı ile onlara sabırsız, onlara hoşgörüsüz yaklaşabiliyordu. Normal durumlarda üzerinde hiç durulmayacak olan küçük bir mesele, bazen hastaya çok dokunabiliyor ve hassas bir duygusallığı yaşayan hastanın kızmasına veya kırılmasına neden olabiliyordu. Nitekim Eyyub Aleyhisselam da ailesine karşı böyle bir kırgınlığı ve kızgınlığı yaşamış, hatta bu kızgınlık ile ailesine "İyileştiğimde, Allah'a andolsun ki sana şu kadar vuracağım" demişti. Bu andını hatırlayan Eyyub Aleyhisselam, bu andı ilk kez duymuş gibi düşünmeye başladı!.

"İyileştiğimde, Allah'a andolsun ki sana şu kadar vuracağım"

İyi ama iyileşeceğini,
kesinlikle ve kesinlikle iyileşeceğini nereden biliyordu? Hiçbir istisna yapmadan ve "İnşaallah" demeden, Allah adına nasıl böyle bir andda bulunmuştu? "İyileştiğimde" diyeceği yerde, "İnşaallah iyileşirsem" demesi gerekmez miydi? Bunu nasıl unutmuş, bunu nasıl unutabilmişti ki!. Herhalde şeytanın, lanetli şeytanın bir unutturması olmalıydı bu!. Belki de hastalığının bu denli uzaması, kendisini böylesine bitkin ve bitmiş bir noktaya getirmesi, lanetli şeytanın bu unutturmasından kaynaklanıyordu!.

Daha fazla tahammül edemeyeceği böylesi duygu ve düşüncelerle, güç ve takatinin tamamen tükendiğini hisseden Eyyub Aleyhisselam, acı ve hüzün içindeki bir inleme ile Rabbisine seslenerek "Şeytan bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu."(38-Sad 41) ve "Bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Oysa Sen, merhametlilerin en merhametli olanısın." (21-Enbiya 83) yakarışında bulundu. Bu yakarış dolu çağrıyı hakkıyle işiten ve Rahman olan Rabbimiz, güç ve takatinin son noktasına kadar sabreden Eyyub Aleyhisselam'ın bu duasına hemen icabet ederek "Ayağını depret (hafifçe yere vur).."(38-Sad 42) diye vahyetti. Sadece ayağını depredebilecek ve topuğunu kaldırabilecek bir mecale sahip olan Eyyub Aleyhisselam'ın, Besmele ile topuğunu yere vurmasının akabinde yerden su fışkırınca, şanı yüce Rabbimiz "İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su"(38-Sad 42) diye vahyetti.

Yerden fışkıran bu su,
Şafi olan Rabbimizin, rahmet dolu bir şifası idi!. Hamd ve şükür duyguları içinde bu suya bakan ve daha içmemesine, daha yıkanmamasına rağmen, bu suyun bir şifa olduğunu çok iyi bilen Eyyub Aleyhisselam, karşılaştığı İlahi hikmet nedeniyle gözünün ve gönlünün gülümsediğini hissetti. Uzun yıllardır uzaklara bakarak umduğu ve beklediği şifa, demek ki uzun yıllardır yanıbaşında yani kendi topuğunun altındaydı!. Tabi ki kendisine bu kadar yakın ve kendisine bu kadar uzak olan bu şifaya, uzun yıllardır sabırla katettiği bir yolculuk sonucunda ulaşabilmişti!..."

Evet Ahmed kardeşim,
şeytandan kahredici azap dokunmasını hem bize makul gelen söz konusu rivayete ve hem de Kur'an bütünlüğündeki peygamberi imtihanlara göre değerlerdirdiğimiz yukarıdaki satırlardan hareketle, sizin belirttiğiniz ayet mealini "Kulumuz Eyyub'u da zikredip-hatırla. Hani o Rabbine "Şeytan bana (yakınlarımdan sabırda) bir yorgunluk ve azab dokundurdu" diye seslenmişti."(38-Sad 41) şeklinde verdik. Ayeti tefekkür ettiğiniz zaman sizinde anlayacağınız üzere Eyyüb (a.s.)'ın yorgunluğu, hastalık boyunca en çok yaptığı fiile yani sabıra ilişkin yorgunluktur. Sabırda yorgunluk hissetmesinin nedeni ise şeytandan kendisine ulaşan bir azaptır. Bu azap verici şeyin Eyyüb (a.s.)'ı kahretmesinin nedeni ise bunun kendisine şeytandan dolaysız veya sebebsiz bir şekilde değil, yakınlarının diliyle veya sebebli olarak gelmesidir.

Dua ile..
                                                  <<< Mehmed ALAGAŞ >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [5]

Selami Özcan
26.10.2015 23:09
Selamunaleyküm
"İnşaallah olgunlaşmış meyvelerin düşmesini beklerken uyuyakalanların uyanmasına da vesile olur." cümlenizle ilgili; "ne demek istedi ki? Bunu nasıl anlamalıyım? Ben de uyuyakalanların içinde var mıyım?" diye düşünürken, Fatma hanım imdadıma yetişti.

Kendisinin sorusuna vermiş olduğunuz cevap, mana ve içerik itibariyle gerçekten çok detaylı ve anlaşılır bir cevap olmuş, en azından ben kendi adıma çok istifade ettim.

Anlayamadığım bazı yerler için, şu cümleniz, yüreğime su serpti ve yüreğimin ferahlığı ile, güzel duanıza amin dedim;

"Yine de anlaşılmadıysa, duayla birlikte tefekküre devam edelim.."

Allah yar ve yardımcımız olsun.
Mehmed Alagaş
26.10.2015 18:30
Ve aleykümselam
Fatma kardeşim bu yazıda tarihi rivayetten hareketle ayeti yorumlamıyor, ayetlerden hareketle tarihi bir rivayeti doğruluyor ve söz konusu ayeti hem doğruladığımız bu tarihi rivayete göre ve hem de Kur’an bütünlüğündeki peygamberi imtihanlara göre değerlendiriyoruz.

Nitekim alıntının sonunda yer alan “..hem bize makul gelen söz konusu rivayete ve hem de Kur’an bütünlüğündeki peygamberi imtihanlara göre değerlendirdiğimiz yukarıdaki satırlar..” ifadesiyle kastettiğimiz de buydu.

Bu cümledeki “bize makul gelen” ifadesini elbetteki bizi tanıyan birisi olarak “bizim Kur’an anlayışımıza makul gelen” şeklinde anlamanız gerekirdi.

Fısıldaşma ayetini bu konuya nasıl bağladığımızı anlayamamanızı, ben de anlayamadım. Zaten bunu anlasaydınız, söz konusu tarihi rivayeti hangi ayetlere göre makul karşıladığımızı da anlardınız.

Çünkü bu ayette de tarihi rivayette belirtildiği gibi peygamberin arkasından yapılan menfi fısıldaşmaların şeytandan olduğu açıkça bildirilmekte ve böylesi fısıldaşmaların ayetin başında hitab edilen mü’minler yani peygambere yakın kimseler tarafından yapılmasının peygamberle birlikte iman edenleri üzdüğü, kahrettiği açıklanmaktadır.

Nitekim alıntının sonunda yer alan “Bu azap verici şeyin Eyyüb (a.s.)’ı kahretmesinin nedeni ise bunun kendisine dolaysız veya sebebsiz bir şekilde değil, yakınlarının diliyle veya sebebli olarak gelmesidir” cümlesi de, konuyla ilgili bu gibi ayetlerden ve kıssa bütünlüğünden kaynaklanan bir cümledir.

Yine de anlaşılmadıysa, duayla birlikte tefekküre devam edelim..
Fatma Ceren
25.10.2015 21:26
Anlaşılmadı
Selamun aleyküm Değerli Mehmed abi,

daha önce dikkatli okumadığımı fark ettiğim yazınızı tekrar okudum ve zihnime bir soru takıldı. Ayetlerden yola çıkarak tarihi bir rivayeti doğrulayabiliriz ama siz bu açıklamanızı tarihi bir rivayete göre ayeti yorumlayarak yapmamış mısınız? Açıkça söylemem gerekirse bunu teknik olarak doğru bulmadım ve parantez içi verdiğiniz yorumun zorlama bir yorum olduğunu düşündüm. Zira fısıldaşma ayetini bu konuya nasıl bağladığınızı anlayamadım demeliyim belki.

Eğer son cümlenizde kesinlik olmasaydı ve mesela "...yakınlarının diliyle veya sebepli olarak gelmesi de olabilir." şeklinde olsaydı; bunu sizin bir yorumunuz olarak okuyup geçebilirdim. Ama hiç bir istisna yapmamanız bu soruyu sormama neden oldu.

Mehmed Alagaş
25.10.2015 16:41
Ve aleykümselam Selami kardeşim
Anlamanın ve anlaşılır olmanın güzelliği bu olsa gerek. Teşekkür ederim.
“Güzel meyve yemek isteyen, meyve ağacının gölgesine oturup, olgunlaşmış meyvelerin düşmesini beklememeli” sözü çok veciz olmuş. İnşaallah olgunlaşmış meyvelerin düşmesini beklerken uyuyakalanların uyanmasına da vesile olur.
Dua ediyoruz..
Selami Özcan
17.10.2015 21:30
Hocam,
Kur'an da sabırla ilgili hikmetini henüz tam anlayamadığımız bir çok ayetler vardır.

Kur'an, Eyyub(a.s) kıssası ile, bizlere sabrın somut sembol örnekliğini veriyor. Ne zaman bir sıkıntı veya derde düşsek hemen dilimizde; "Allah Eyyub a.s, sabrı versin" duası vardır. Sizin bu güzel anlatımınız hikmetini daha iyi anlamam için çok faydalı oldu. Allah sizden razı olsun.

Bu güzel Peygamberi,şu cümlelerle öyle güzel anlatmışsınız'ki, gerçekten hayran kaldım;

"Eyyub Aleyhisselam için, musibet örtüsüne sarılmış çok büyük bir nimetti. Çünkü Eyyub Aleyhisselam bütün bu yaşadıkları ile, sıhhatli bedenlerde hastalıklı ve kaskatı kalpler taşıyan insanların aksine; hastalık dolu bedeninde, hastalıktan uzak ve rahmet yumuşaklığında muhteşem bir kalbe ulaşmıştı."

Açık yüreklilikle şunu söylemeliyim; sadece sizin cevabınızdan değil, Ahmet kardeşin sorusundan da çok istifade ettim. Kur'an mealinizi dikkatli takip etmiş, yerinde ve güzel soru sormuş. Ahmet Güllüce kardeşime de bu güzel sorusundan dolayı, teşekkür ve dua ediyorum.

Ben de kendi adıma bu konuda daha dikkatli olmalıyım, Kur'an mealini dikkatli takip etmeliyim, özellikle "Yaratılış ve İnsanlık tarihi" kitabınızı çok dikkatli okumalıyım.

Güzel meyve yemek isteyen, meyve ağacının gölgesine oturup, olgunlaşmış meyvelerin düşmesini beklememeli.
Yorum yap yorum