Kitaptan Alıntılar
Kitaplar A+ | Normal | A-

Tartışılan Sorular




Tartışılan Sorular
Sayfa Sayısı : 144 | İlk Basım Tarihi : 1994

Kulluk ve itaat arasında ne fark vardır?

Kulluk kavramı itaati kuşatmasına rağmen itaat kavramı kulluğu kuşatıcı bir kavram değildir. Başka bir deyişle her kullukta itaat olmasına rağmen her itaatta kulluk yoktur. İtaatin kulluk olabilmesi için bu itaatin herhangi bir şarta bağımlı olmayan, herşeye rağmen ve gönülden olması gereklidir. Peygamberlere gönülden iman ve itaat edilmesi, Allah'ın emri gereği bir iman ve itaat olduğu için, bu yaklaşım da yalnızca Allah'a kulluğun bir ifadesidir.

Müslümanların peygamberler dışındaki alim veya yetkin kimselere itaatleri ise şartlı itaatlerdir. Nitekim "Sizden olan ulu l emre itaat edin" buyruğunda bu şart zikredilmekte ve müslümanların itaat edecekleri ulu l emrin, müslümanlardan olması öngörülmektedir. Ulu l emrin müslümanlardan olması ise, bu ulu l emrin de müslüman olmasını ve müslümanları bağlayıcı bütün İlahi hükümleri dikkate almasını gerektirmektedir. Şayet Allah'ın hükümlerine göre belirlenen bu şartlar kaldırılır, gözardı edilir ve söz konusu merciye herşeye rağmen itaat edilerse, bu itaat kulluk sınırlarına giren bir itaattir ki; kulluk edeni dinden çıkardığı gibi kendisine kulluk edildiğini bilip, buna rıza gösterenleri de dinden çıkarır.

İtaat ve kulluk arasında bu ayırıcı özelliği dikkate alarak tağuta itaat ve tağuta kulluk üzerinde durabiliriz. Bunları ayrı ayrı zikretmemizin nedeni, tağuta yönelik her itaat kulluk olmadığı içindir. Nitekim cahili toplumlarda yaşayan müslümanların öncelikle tağuta itaatten değil, tağuta kulluktan ictinap etmeleri emredilmektedir. Tağuti bir hükme veya kurala itaat etmenin, tağuta kulluk kapsamına girip girmediğinin anlaşılabilmesi, meselenin önemli olan iki boyutuna açıklık getirilmesiyle mümkündür.

Meselinin ilk boyutu itikadi boyuttur.

Tağuti otoriteyi, herşeye rağmen itaat edilmesi gereken bir merci olarak gören kimseler, bu itikadi yaklaşım ile tağuta kulluğu peşinen kabul eden kimselerdir. Meseleye bu itikadla yaklaşan kimselerin, tağutun hangi hüküm veya kuralına itaat ettiği de pek önemli değildir. Çünkü tağutu veya firavunu, herşeye rağmen itaat edilmesi gereken bir merci olarak gören kimselerin, firavuna secde etmeleri değil, firavuna bir bardak su götürmeleri dahi firavuna kulluk kapsamına giren bir eylemdir.

Tağuta her şeye rağmen ve gönülden itaat eden bu gibi insanlar, İslam'ın emrettiği namaz, oruç ve hacc gibi bazı dini vecibeleri yerine getirdiklerini iddia etseler bile, tağuta kulluk yapan bu kişileri müslüman olarak kabul edemeyiz. Çünkü İslam akidesini kabul eden müslümanların, tağuta veya firavunlara böylesi teslimiyetçi bir itikadla yaklaşmaları söz konusu değildir. Müslümanlar, tağutun veya firavunun ilahlık iddialarını "La ilahe" diyerek reddeden ve itikadi bir sapmaya girmeyen kimselerdir.

Meselenin ikinci boyutu ise, itaat edilen kanun veya kuralın niteliğidir.

Tağutun şeytani otoritesini reddederek itikadi bir sapmaya girmeyen müslümanların karşılaştıkları kanun, kural veya emir, tağutun belirlediği hüküm, kural veya emir olmasına rağmen, müslümanların şer'an menedildiği bir hüküm veya kural değilse, bunlara şartlar gereği olarak itaat eden bir müslüman küfre girmez. Çünkü cahili toplumda yaşayan müslümanın bu itaati, Allah'ın hükmüne rağmen bir itaat olmadığı için, tağuta yönelik bu itaat, tağuta kulluk değildir.



[ Kitap Temini ]


Yorum yap yorum

Yorumlar [2]

Önceki Yorumlar:
Mehmed Alagaş
23.01.2019 14:02
Ve aleykümselam
Erhan kardeşim Rabbimiz elbetteki Rezzak olup, eceli gelinceye kadar herkesin rızkını az veya çok vermektedir. Rabbimizin Rezzak olması, hiç kimsenin ölüm vesilesi açlık olmayacağı anlamına gelmez. Bir insanın takdir edilen ecel vakti gelmiş ise açlıktan veya susuzluktan değil, havanın gayet bol olduğu açık havada bile havasızlıktan ölebilir. Bu meselenin İlahi takdir boyutudur ve bu boyutta hiçbir zulüm yoktur. Meselenin insanlarla ilgili boyutunda ise özellikle rızk konusunda insanların birbirlerinin hakkını yiyerek zulme saptıklarını görüyoruz.

Mesela yedi kişilik bir ailenin yemek ihtiyaçlarını yüklenmenize ve bu aileye her gün sekiz kişilik tabildot göndermenize rağmen bu ailede iki kişi açlıktan ölmüş ise bunun sorumlusu siz değil, o ailede bu iki kişinin rızkına tecavüz eden zalimlerdir. Siz tabi ki dışarıdan baktığınız zaman bu zulmü bilmez, bu zulmü engelleyemezsiniz. Rezzak olan ve her şeyi bilen Allah ise insanlara hem rızık vermekte ve hem de birbirlerinin hakkına tecavüz etmemelerini emretmektedir. Bu emre rağmen tecavüz edenleri cehennemle tehdit ederken, bu zulme uğrayıp Allah için sabredenleri de ecelleri gelmişse açlık gibi bir vesileyle öldürüp bitmez nimetleri olan cennetle müjdelemektedir.

Diğer soruya gelince, bu soru daha önce “Cehaletemi mazur görün” diyen sen kardeşimizden ziyade müslümanlara yön veren, vaziyet eden alimlerle ilgili bir sorudur. Bu alimler Kur’an veya Sünnette yer almayan ve kıyasla sonuca varılamayan bir meseleyle karşılaştıkları zaman bu konuları özellikle haram hükmüne bağlamaksızın, Kur’an’ın genel dünya görüşüne ve kulluk anlayışına sadık kalarak bir görüş ortaya koyabilirler. Bu görüşü ortaya koyarken takip edecekleri usul ve yöntem ise elbetteki Nebevi bir usul olmalıdır.

Umarız senin için bu kadarı yeterlidir..
Erhan K.
23.01.2019 13:28
Kolaylıklar diliyorum
Sorum şu: Cenab-ı Mevla kullarına rızk endişesine düşmeyi yasaklıyor ve rızkı garanti ediyor. Acaba dünyanın dört bir tarafında (Habeşistan, Yemen, Arakan v.s.) yüzbinlerce Müslümanın açlıktan ölmesinin hikmeti nedir? Ifadelerimde hatalar olabilir. Cehaletimi mazur görün.

Birde Mevdudi'nin "Tefhimu'l Kur'an" isimli tefsirinde şu ifadeler var: İslam, Allah'ın Kitabının ve Rasulü'nün sessiz kaldığı konularda istenilen şekilde davranmayı serbest bırakmıştır. Müslümanlar herşey de Allah ve Rasulü'nün rehberliğine müracaat ederler ve onların kararlarına uyurlar fakat belli bi konuda ne Kur'an'da, ne de Sünnet'te bir hüküm bulamazlarsa, o zaman doğru olduklarına inandıkları herhangi bir şekilde davranmakta serbesttirler. İslam'ın belli bir konuda susması, o konuda davranış özgürlüğünün olduğuna bir işarettir. (Nisa suresi 59. ayetin tefsiri.) Bu ifadeler için sizin görüşünüzü öğrenebilir miyim? Bilhassa İslam'ın belli bir konuda susması ifadesi beni rahatsız etti biraz.
Önceki Yorumlar:
Yorum yap yorum