Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Vahiy Gerçeği Ve Vahyi Gayri Metlüv



Vahiy Gerçeği Ve Vahyi Gayri Metlüv

Selamun aleykum Mehmed hocam bu güne kadar "gayri metluv vahiy" ve "Hadisi kutsi" diye bir şeyi kabul etmedim bu ayeti okuyunca durdum kaldım, sordum soruşturdum mutmain olacağım bir cevap alamadım bir de size sormak istedim"Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi." (Tahrîm Suresi 3. Ayet)                                 <<< İlyas METİN >>>

Ve aleykümselam İlyas kardeşim
Bu önemli sorunu cevaplamadan önce İlahi vahiy kavramının meselemizle ilgili boyutuna kısa bir açıklık getirmemiz gerekecektir. Çünkü vahyi metlüv (okunan, tilavet edilen vahiy) ve vahyi gayri metlüv (okunmayan vahiy) konusunda asırlardır sürdürülen tartışmalar, üzerinde tartışılan vahiy gerçeğinin yeterince anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır. Bu vahiy gerçeği tartışıldığı konu bağlamında açıklık kazanmadığı zaman Resulullah (s.a.v.)'in bütün söz ve eylemlerini vahiy kapsamına almak isteyenler "Vahyi gayri metlüv vardır" görüşünü çok geniş bir çerçevede savunurlarken, Kur'an-ı Kerim'in eksiksiz ve tamamlanmış bir Kitab olduğunu dikkate alanlar "Kur'an dışında vahiy yoktur" görüşünden hareket ederek "Vahyi gayri metlüv yoktur" demektedirler. Oysa biraz önce de belirttiğimiz gibi bu tartışmaların sağlıklı bir sonuca ulaşması, tartışma konusu olan vahiy gerçeğine açıklık getirilmesiyle mümkündür.

Kur'an'a Yönelirken kitabımızda değindiğimiz gibi vahiy veya vahyetmek, şanı yüce Rabbimizin insan, melek, arı, yer, gök gibi birçok yaratılmışla bir iletişim şeklidir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Rabbimizin meleklere, arılara, yer ve göklere vahyettiği gibi, peygamberlere ve peygamber olmayan bazı insanlara da vahyettiği bildirilmektedir. Meseleyi fazla genişletmeden, konumuzla ilgili olarak şunu sormamız gerekir.,

İlahi vahyin,
bir lisana, harf ve kelimelere ihtiyacı var mıdır?
Bu soruyu tartışmamıza pek gerek yoktur. İlahi vahiy, kullandığımız beşeri lisanlardan, harf ve kelimelerden münezzehtir. Kelam sahibi olan Rabbimiz istediği yaratılmışa, istediği gerçeği, hiçbir kelimeye ve hiçbir beşeri lisana gerek duymadan (anlam olarak) vahyedebilir. İlahi vahyin bir Kitap olarak biz insanlara harf ve kelimelerden meydana gelen bir lisanla gönderilmesi ise, harf ve kelimelere İlahi vahyin ihtiyacı olduğu için değil, böyle bir ifadeye bizlerin ihtiyacı olduğu içindir. Çünkü insanlar kendilerine vahyedilen ancak ihtiyari olarak vahyedemeyen yaratıklar olduğu için, kendilerine vahyedilen gerçekleri diğer insanlara vahiy yoluyla değil, ancak harf ve kelimelerden meydana gelen bir dil, bir lisan yoluyla iletebilirler. Nitekim yaratılışımızla ilgili bu gerçeği dikkate alan Rabbimiz "Oku, Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Ki O kalemle (kalemin yazdıklarıyla) öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti." (96-Alak 3..5) buyruğunda beyan ettiği gibi bizler için böyle bir öğrenme ve öğretme yolunu tercih etmiştir.

Peygamberleri muhatab alan İlahi vahyin beşeri bir lisan ile ifadelendirilmesi ise bu ifadelendirmeyi Rabbimiz yaptığında hem mana ve hem de lafız olarak İlahi, peygamber de olsa bir insan tarafından yapıldığında ise mana olarak İlahi, lafız olarak beşeridir. Mesela şanı yüce Rabbimiz bütün peygamberlerine vahyetmesine rağmen bütün peygamberlerine Kitab vermemiştir. Kendilerine Kitab verilmeyen peygamberler veya resuller, kendilerine vahyedilen gerçekleri kullandıkları lisan ile kavimlerine ileten resullerdir. Kendilerine Kitap verilen peygamberler ise İlahi vahyin kendi lisanlarıyla müşahhas ifadesine sahip olan peygamberlerdir. Nitekim elimizdeki Kur'an-ı Kerim de, İlahi vahyin Rabbimiz tarafından belirlenen arapça bir ifadesidir. Nitekim "Anlayıp-akıl erdiresiniz diye onu (beşeri bir lisanda) arapça bir Kur'an olarak indirdik." (12-Yusuf 2) buyruğunda beyan edildiği gibi Rabbimiz tarafından arapça olarak indirilmiştir.

Burada önemle dikkat etmemiz gereken husus İlahi Kitab'ın asıl itibariyle arapça değil, arapça olarak gönderildiğidir. Şanı yüce Rabbimiz hiç şüphesiz ki Kur'an-ı Kerim'i başka bir dil ile de gönderebilirdi. Nitekim Fussilet suresi 44. ayet i kerimede beyan edilen "Eğer biz onu A'cemi (arapça olmayan bir dilde) olan Kur'an kılsaydık,.." ifadesi de, Kur'an-ı Kerim'in başka bir lisan, başka bir dil ile de gönderilebileceğine ve Levh-i Mahfuz'daki aslının beşeri lisanlara bağımlı olmadığına işaret etmektedir.

Sonuç olarak Kur'an-ı Kerim bütün bir insanlığa gönderilen ve menşei Levh-i Mahfuz olan İlahi vahiydir. Bu Kitab'ı oluşturan İlahi vahyin arapça metnini veya mealini şanı yüce Rabbimiz belirlediği için, Kur'an-ı Kerim'i meydana getiren bu arapça metin, her türlü hatadan ve noksandan münezzeh olan İlahi bir metindir. Kur'an-ı Kerim'in ifadesi olan bu İlahi metni, mealde de aynı özelliklerini koruyarak bir başka dile, bir başka lisana çevirebilmemiz, tercüme edebilmemiz elbetteki mümkün değildir. Ayrıca Kur'an-ı Kerim gibi hem lafız ve hem de mana olarak İlahi olan bir Kitab'ı, manada olduğu gibi lafizda da ilahilik vasfını koruyarak başka bir dile tercüme etme yükümlülüğü de yoktur. Çünkü Kur'an-ı Kerim'le muhatap olan ve farklı dilleri konuşan dünya insanlarına öncelikle iletilmesi gereken, İlahi vahyin bizatihi kendisi veya İlahi olan arapça ifadesi değil, bu İlahi vahyin beyan ettiği İlahi manalar, İlahi mesajlardır.

Dolayısıyle manası İlahi olan bu mesajlar, Fussilet suresi 44'de işaret edildiği gibi manasına bağlı kalınarak ve gerekirse dip notlar düşülerek farklı dillere tercüme edilecek ve tüm dünya insanlarına bu şekilde iletilecektir. Bu tercümeleri yapacak olan müslümanların, arapçayla birlikte dünya siyasetine, toplumsal gerçeklere ve pozitif ilimlere de vakıf olmaları, şeytandan ve şeytani vesveselerden Allah'a sığınıp, Allah'a samimi bir şekilde tevekkül etmeleri, bu tercümelerin oldukça sıhhatli olmasını sağlayabilecektir.

Kur'an-ı Kerim ve Kur'an-ı Kerim'in asıl menşei olan İlahi vahiy konusunda bu kısa açıklamayı yaptıktan sonra vahyi metlüv (okunan, tilavet edilen vahiy) ve vahyi gayri metlüv (okunmayan vahiy) meselemize yönelebiliriz. Öncelikle şunu belirtelim ki bizler için sıkıntılı ve karmaşık gözüken bu mesele Resulullah (s.a.v.) için hiçbir zaman sıkıntılı ve karmaşık bir mesele olmamıştır. Efendimiz (s.a.v.) kalbine nazil olan vahyi metlüvü diğer muhtemel vahiylerden çok rahat bir şekilde ayırmış ve Kur'an-ı Kerim'i meydana getiren bu vahyi ifadeleri (vahiy katipleri vesilesiyle) son harfine kadar kaleme aldırmıştır. Çünkü diğer muhtemel vahiyler kalbe mana olarak gelirken, Kur'an-ı Kerim'i meydana getiren vahiyler apaçık bir arapça lisanıyla gelmekte ve kendisine bu lisanda okunmaktadır. Dolayısıyle arapça bir lisanda indirilen Kur'an-ı Kerim'in tam ve eksiksiz bir şekilde kaleme alındığı noktasında Resulullah (s.a.v.)'in en ufak bir kuşkusu olmadığı gibi bizlerde de böyle bir kuşku yoktur.

Meselenin Kur'an-ı Kerim'le ilgili boyutuna bu açıklığı getirdikten sonra "Vahyi gayri metlüv (okunmayan vahiy) var mıdır?" sorusuna gelecek olursak, böylesi vahiyler sadece peygamberler için değil her insan için söz konusu olabilir. Rabbimiz dilediği insana dilediği şeyi vahyedebileceği gibi bu vahye muhatab olan birçok insan da kalbine gelen bu gerçekliğin Rabbimizden olduğunu farketmeyebilir. Mesela Musa (a.s.)'ın annesi o çaresizlik içinde kalbine gelen ve kalbinde pekişen düşüncelerin Allah'ın vahyi olduğunu bilseydi "Bana Allah şöyle şöyle vahyetti" diyerek o yaptıklarını Allah'a nisbet eder ve bu gerçeği ailesiyle paylaşırdı. Oysa ailesinin ve Musa (a.s.)'ın bu İlahi yardımdan uzun yıllar sonra haberdar olduğunu aşağıdaki ayetlerde görebiliyoruz.,

"Andolsun ki Biz sana bir defa daha lutufta bulunmuştuk. Hani, annene vahyolunan şeyi (şöyle) vahyetmiştik. "Onu sandığın içine koy, onu nehire bırak, nehir onu sahile bıraksın. Onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alsın." (Ey Musa) gözümün önünde yetiştirilmen için Kendimden sana (seni sevdirecek) bir sevgi bıraktım. Hani kızkardeşin gidip "Ona bakacak birini size haber vereyim mi?" diyordu. Böylece seni annene geri verdik ki gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni çeşitli fitnelerle (musibetlerle) esaslı bir denemeden-imtihandan geçirmiştik. Bu sebeble Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın sonra bir kader-takdir üzerine (bugünlere ve buraya) geldin ey Musa." (20-Taha 37..40)

Rabbimizin dilemesiyle her insan için söz konusu olabilecek bu duruma kısa bir açıklama getirdikten sonra "Resulullah (s.a.v.)'e de vahyi gayri metlüv (okunmayan vahiy) gelmiş midir?" sorusuna elbetteki "Hayır, gelmemiştir" cevabını veremeyiz. Kaldı ki sizin de sorunuzda zikrettiğiniz "Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşi) bunu (başkalarına açıp) haber vermiş, Allah da bunu (sırrın ifşa edildiğini) peygambere açıklayınca (peygamber ona) bunun bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu kendisine haber verince (eşi) "Bunu sana kim haber verdi?" dedi. O da "Bana bilen, (her şeyden) haberdar olan haber verdi" dedi." (66-Tahrim 3) ayetinde olduğu gibi başka ayetlerde de bunun olduğuna dair kuvvetli işaretler vardır.

Burada bizler için önemli olan Resulullah (s.a.v.) için kesin hatlarla birbirinden ayrılan vahyi metlüv ve vahyi gayri metlüvün bizler nezdinde de birbirinden ayrılması ve eksiklikten beri olarak tamamlanmış olan Kur'an-ı Kerim'in son harfine kadar kaleme alındığını bilmemizdir. Vahyi gayri metlüv kapsamındaki haberler kıyamete kadar ki Muhammed ümmeti için mutlak bir gereklilik olsaydı, elbetteki eksiksiz ve korunmuş bir Kitab olan Kur'an-ı Kerim'de yer alırdı. Nitekim kendisine arapça olarak okunan Kur'an ayetleri dışında kalbine vahyolunan bazı gerçeklerle karşılaşan Resulullah (s.a.v.)'in bir ihtimal sorabileceği "Rabbim bunları niye Kur'an'a dahil etmiyor?" sorusu da (ayet kelimesine işaret, gerçek veya haber anlamını verdiğimizde) "Biz bir ayetten her neyi nesheder (hükmünü o dönem için yürürlükten kaldırır) veya unutturursak (ertelersek) ondan daha hayırlısını yahut mislini (benzerini) getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir (güç yetirendir)." (2-Bakara 106) buyruğunda cevap bulmakta ve Kur'an-ı Kerim'in eksiklikten uzak bir bütünlük içinde tamamlandığı beyan edilmektedir.

Çok tartışılan böyle bir meseledeki bu kısa açıklamamızın şimdilik yeterli olacağını ve yeterli olması gerektiğini düşünüyoruz. Dua ile..
                                                    <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [15]

Mehmed Alagaş
03.05.2014 23:00
Ve aleykümselam Mehmet Güneş kardeşim
Zahiriyye mezhebi konusunda bir araştırmam olmadığı gibi onların Musa (a.s.)'ın annesine veya Meryem anamıza nebi deyip-demediklerini de bilmiyorum. İlahi vahyi öncelediğini söylemene rağmen böyle bir iddiada bulunuyor veya böyle bir iddiayı kabul ediyorsan "Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. (16-Nahl 43)" buyruğunu tekrar tekrar okuyup-düşünmeni tavsiye ederim. Anlamalıyız ki her nebiye vahiy gelir ancak kendisine vahiy gelen herkes nebi değildir.

Konumuza gelecek olursak 'Vahyi gayri metluv' ifadesi, kendisine arapça Kur'an nazil olan Efendimiz (s.a.v.)'e Kur'an dışında gelmesi muhtemel vahiyle ilgili bir ifadedir. Bunun dışında kalan insanlara okunan veya yazılan vahiy gelmemiştir ki, gelmesi muhtemel diğer vahiylere vahyi gayri metluv denilebilsin. Dolayısıyle meseleyi insanlar nezdinde değerlendirirken vahyi gayri metluv ifadesini kullanmadan "Allah peygamber olmayan bir insana vahyedebilir mi?" sorusu çerçevesinde değerlendirmemiz gerekir.

Allah'ın bir insana vahyetmesini, Allah'ın o insanı dinin tebliği konusunda görevlendirmesi veya o insana bazı gaybi haberler vermesi şeklinde anlaşıldığı zaman böylesi içeriklere haiz vahiyler elbetteki sadece ve sadece peygamberlere gelir. Çünkü bizlerin peygamberler dışında hiçbir insana karşı imani mükellefiyetimiz olmadığı için Rabbimiz hiçbir kuluna müslümanlar arasında fitne ve ayrılığa neden olacak böylesi şeyler vahyetmez. Ancak Allah'ın herhangi bir yaratılmışa vahyetmesini peygamberlere özgü böylesi içeriklerle sınırlandıramayız.

Allah Kendisine yönelen veya yardım dileyen herhangi bir kulunun kalbine "Hani havarilere "Bana ve resulüme iman edin" diye vahyetmiştim, onlar da "İman ettik, Sen şahid ol ki biz müslümanlarız" demişlerdi. (5-Maide 111)" ayetinde örnek verildiği gibi yardım konusuyla ilgili olarak kişiye özel hakkı, sabrı veya sebatı vahyedebilir. İnsanların Allah'tan olduğunu genellikle farketmedikleri ve ayetlerde vahy denmesine rağmen ilham olarak isimlendirdikleri böylesi lutuf, yardım ve rahmetler söz konusu olabilir.

Dolayısıyle dilediğini dilediği şekilde yapan ve şahdamarından daha yakın olduğu kullarından rahmetini esirgemeyen Rabbimiz hakkında ayete dayalı bir delil olmadan "Allah peygamberler dışında hiçbir insana vahyetmez" gibi kesin iddialarda bulunmaktan sakınmamız gerekir. Konuyla ilgili ayet-i kerimeler yeterince araştırıldığı zaman böylesi iddialarda bulunmaktan sakınmamız tabi ki daha kolay olacaktır.

Mesela her ifadesinde hikmet olan Kur'an-ı Kerim'deki "Bir beşer için Allah'ın kendisiyle (dolaysız) konuşması olacak (şey) değildir ancak vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğini vahyetmesi başka. Gerçekten O Aliyy'dir (çok yücedir), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (42-Şura 51)" ayeti, bu soruyla ilgili olarak tefekkür etmemiz gereken bir ayettir.

Dikkat edilirse şanı yüce Rabbimiz ayetin girişinde "Bir resul veya bir nebi için" ifadesini değil "Bir beşer için" ifadesini kullanıyor. Bizler bu gibi ayetleri dikkate aldığımız için meseleye itidalli yaklaşıyor ve yine de herkesi içine alacak genel ve kesin bir ifade kullanmaktan sakınarak "Allah'ın dilediği bir insana, dilediği bir şeyi vahyetmesi söz konusu olabilir" diyoruz.

Helallık dilemeni saygıyla karşılayarak elbetteki hakkımı helal ediyorum. Ayrıca katkısı ve güzel açıklaması için İnşirah kardeşime de teşekkür ediyor ve "Allah'a emanet olunuz" diyorum.
Mehmed Güneş
03.05.2014 17:08

İlk mesajımın yeterince anlaşılmadığını düşünerek ek bir anekdot aktarmak isterim.
öncelikle ben zahiriyye mezhebini/menhecini benimsemiş direktiflerini vahiyden alan bir kardeşinizim.
Mehmed abi'yi eski yıllardan eserleri ilintisi ile yakından tanır ve çok severim.
inşirah melal kardeş! mesajımı biraz yanlış anlamışsınız. musa as'ın değil onun annesinin nebi olduğuna dikkat çektim.
nübüvvetin lugat ve ıstılahi anlamını dikkate alırsanız ilahi buyrukların kendisine bir melek vb vasıta ile haber getirilen kimseler nebidir. hakeza meryem de aynı şekilde nebi/peygamberdir. bu yüzden bu kimselere vahiy gelmesi normaldir. kuranı kerimi dikkatle incelerseniz resul ve nebi ayırımının kitaplı veya kitapsız peygamberler şekilde söylenilen geleneksel bilginin yanlış olduğunu görürsünüz.
bu yüzden mehmed abinin ayetten getirmiş olduğu istidlal sağlıklı değildir. tabi ki peygamberler dışındaki insanlara da bir takım ilhamlar gelebilir bunların nebiye gelen vahiyden ayrıldığı nokta subutunun kati olmamasındadır. nitekim şeytanlarında vahyettiğini biliyoruz. bu nedenle tahrim 3 de gelen vahiy nebilere gelen özel vahiydir.
arıya vahyedilmesi ise nasıl bal yapacağı ile ilgili olup ilham mesabesindedir. bu ise başka kategoride değerlendirilir.
özel not: Mehmed abime çok selamlar! tekfirle ilgili bir eserimde onun bir eserinden oldukça faydalandım. kendisinden izin isteme imkanım olmadı burada bunu iletmiş olayım hakkını helal etsin!
esselamu aleykum ve rahmetullah

İnşirah Melâl
02.05.2014 22:09
Selam Mehmed Güneş abi!
Musa'nın annesine gelen vahyin oğlunun peygamber olmasından kaynaklandığını söylemişsiniz ama Mehmed hocamın Taha_37...40 ayetlerini paylaşmadan önceki şu açıklaması bana gayet sağlıklı geldi;

"Mesela Musa (a.s.)'ın annesi o çaresizlik içinde kalbine gelen ve kalbinde pekişen düşüncelerin Allah'ın vahyi olduğunu bilseydi "Bana Allah şöyle şöyle vahyetti" diyerek o yaptıklarını Allah'a nisbet eder ve bu gerçeği ailesiyle paylaşırdı. Oysa ailesinin ve Musa (a.s.)'ın bu İlahi yardımdan uzun yıllar sonra haberdar olduğunu aşağıdaki ayetlerde görebiliyoruz"

Zira hem Musa as. henüz peygamber değil, hem de vahiy Musa'ya değil annesine geliyor. Hele Allah Meryem'le konuştuğunda İsa as. hiç yok. Ayrıca diyelim ki dediğiniz gibi Kur'an'da zikredilen vahiy kavramı sadece nebiler/peygamberler içindir. O halde şu ve benzeri bir çok ayeti nasıl anlayacağız?

"Rabbin bal arısına vahyetti ki "Dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) yaptıkları çardaklardan kendine evler edin." (16-Nahl 68)
Mehmed Güneş
02.05.2014 20:18
Mehmed abi.
Vahyi gayri metluv herkese gelmez. buna getirdiğin istidlal çok sağlıklı değil. Musa'nın annesine gelen vahiy onun peygamber/nebi olmasından dolayıdır. Vahiyleri sadece nebiler alır.


insandergisi.com:


Sayın Mehmed GÜNEŞ!
Bu konu başlığı altındaki yorumlarda, "rivayetlere değil ayetlere dayalı hakkı konuşmak ve paylaşmak" ilkemizi yeterince genişlettiğimizi düşünmemize rağmen yorumunuzu yayınlıyoruz.

Bu vesileyle de tüm kardeşlerimizden bir şeyi tekrar istirham ediyoruz;
Lütfen meseleleri Kur'an bütünlüğü içerisinde değerlendirdikten sonra ayetlere muhalif gördüğünüz için katılmadığınız bir düşünceyle karşılaşırsanız, delilleri ya da gerekçeleriyle birlikte paylaşınız ki herkes istifade edebilsin.

Şayet bu hassasiyeti gösterebilirsek, Rahman'ın lütfuyla rahmet dolu bir ortam oluşturabileceğimizi umuyor, tüm kardeşlerimizden anlayış bekliyoruz.

Selam ve dua ile...

Mehmed Can
28.04.2014 01:41
Dua ile...
Selam
Hamdi beyin son yorumunu çok beğendim. Önceki yorumları hakkında 'kanaat belirtmeye gerek yokmuş' cümlesi çok doğru. Çünkü bu gibi önemli meseleler kanaatlerin ötesinde ayetlere göre değerlendirilmeli görüşündeyim. Her konuda önemle ayetleri esas alan Mehmed abinin yanlı olduğu tesbitide, elhamdülillah çok doğru bir tesbit. Önemli bir konuda araştırma yapmadan yorumda bulunmasından pişmanlık duymasıda iyiye işaret. Kendisine dua ediyorum.
Hamdi Akan
27.04.2014 21:26
Kanaat belirtmeye gerek yokmuş.!
Sayın Alagaş yeniden yorum yazmama gerek bırakmayacak kadar yanlı oluşunuz ilk yorumumuda yazdığıma pişman etti.selametle.
Selami Özcan
25.04.2014 00:47
Selamunaleykum
Mehmed Hocam.
Kısa ve öz anlatımlarınız için,size dua,Rabbime hamd ediyorum.

Bu soru ve cevabı ilk gördüğümde netameli bir konu içinden çıkılmaz diye düşünmüştüm.Vahiy gerçeğini anlatan şu cümlelerinizi,konu bütünlüğü içinde başa dönüp defalarca tekrarlayıp,okudum.
"İlahi vahiy, kullandığımız beşeri lisanlardan, harf ve kelimelerden münezzehtir.Kelam sahibi olan Rabbimiz istediği yaratılmışa, istediği gerçeği,hiçbir kelimeye ve hiçbir beşeri lisana gerek duymadan(anlam olarak)vahyedebilir.İlahi vahyin bir Kitap olarak biz insanlara harf ve kelimelerden meydana gelen bir lisanla gönderilmesi ise,harf ve kelimelere İlahi vahyin ihtiyacı olduğu için değil,böyle bir ifadeye bizlerin ihtiyacı olduğu içindir."Açıklamanızı anladığımda tamam dedim.Ve devamın'da yaptığınız şu açıklamayı kafama kazıyıp,
"Efendimiz (s.a.v.)kalbine nazil olan vahyi metlüvü diğer muhtemel vahiylerden çok rahat bir şekilde ayırmış ve Kur'an-ı Kerim'i meydana getiren bu vahyi ifadeleri (vahiy katipleri vesilesiyle) son harfine kadar kaleme aldırmıştır. Çünkü diğer muhtemel vahiyler kalbe mana olarak gelirken, Kur'an-ı Kerim'i meydana getiren vahiyler apaçık bir arapça lisanıyla gelmekte ve kendisine bu lisanda okunmaktadır. Dolayısıyle arapça bir lisanda indirilen Kur'an-ı Kerim'in tam ve eksiksiz bir şekilde kaleme alındığı noktasında Resulullah (s.a.v.)'in en ufak bir kuşkusu olmadığı gibi bizlerde de böyle bir kuşku yoktur"Bende de kuşku kalmadı diyerek rabbime hamd sana dua ettim.Allah senden razı olsun.
Mehmed Alagaş
24.04.2014 21:32
Selamunaleyküm Hamdi
Yazılanları anlamadan bu meseleyi tartışan bir grubun asırlardır söyledikleri şeyleri tekrar etmeye çalışman tuhafıma gitti. Merak etme bizler bu meselede kutuplaşan iki grubun da ne dediğini ve dediklerini hangi ayetlere dayandırmaya çalıştığını yeterince biliyoruz. Bu görüşlerin küçük bir kısmını büyük bir otorite uslubuyla tekrarlamaya çalışman gereksiz olmuş. Ayrıca bilmelisin ki ilmin özü uslubda değil yazılanlardadır.

Kendisine Kitab verilen bir peygambere, Kitab'ın dışında hiçbir kişiye özel vahiy inmeyeceği sonucuna hangi ayetlerden ulaştın ki "Resulullah (s.a.v.)'e arapça okunan Kur'an vahyi dışında, beşeri bir lisanda okunmayan ve Kur'an'da yer almasına gerek duyulmayan bazı kişisel veya özel vahiyler de gelmiş olabilir" cümlemizin vahye gölge düşürmeye yettiğini söylüyorsun. Böylesi vahim iddialarda bulunmadan önce ciddi bir araştırma yaparak bu konuyla ilgili ayetleri görüp-düşünmeni ve bunları yaptıktan sonra yazdıklarımızı tekrar okumanı tavsiye ediyoruz..
Hamdi Akan
24.04.2014 09:44
Vahiy tek dir.
Mehmet bey."Olabilir ! ifadesi vahye gölge düşürmeye yeter sanırım.Vahiy vahiy,dir. ötesi berisi de yoktur.Aslı tesbit ettikten sonra konunun ayakları yere bassın.
Peki efendim Kuran da açık olmayan şeyleri Peygamber nereden bildi,yaptı, yaşadı gibi sorular gelmektedir.bunların cevabı kuranın pratiğ olan sünnette çok açık ve net.
Acizane kimin ne diyeceği, dediği ne bakmaksızın Vahiy Kur'an dır Kurandadır.diyorum.
Dışında kalan şeylerinde kendi ne has özellikleri ile değerlendirilmesinden yanayım.Mesela Peygamberimizin içtihadları ana başlığı altında değerlendirilince sorun kalmayacağını düşünürüm.vesselam
Mehmed Alagaş
22.04.2014 01:45
Ve aleykümselam Ömer
Kalbe gelen ve genellikle ilham denilen duygu ve düşünceler Allah'a nisbet edilse de bu gibi duygu ve düşüncelerin muhtelif kaynakları olabilir. Vahiy ise bazı durumlarda arada bir elçi olsa da sadece ve sadece Rab kaynaklı olup-baskın özelliklidir.

İnsanlar arasında "Sen ne kadar anlatırsan anlat, anlattığın karşı tarafın anladığı kadardır" sözü beşeri dialoglar için doğru bir söz olsa da, vahye muhatab olan insanlar için geçerli bir söz değildir. Çünkü vahiy kaynaklı iletişimde anlaşılan anlatılan kadardır. Rabbimiz bir kulunun neyi-ne kadar anlamasını diliyorsa, vahiy yoluyla onu-o kadar anlatır. Dolayısıyle vahye ilham demek, vahyin geniş anlamını ve kalplerde makes bulma veya diğer duygu ve düşüncelere galebe çalma özelliğini hafifletmek anlamına gelir. Hiçbir tereddüte düşmeden vahye vahy demek, bizler için doğru bir yaklaşım olacaktır.

Şeytan aleyhillanenin genellikle ilham denilen bazı beşer kaynaklı duygu ve düşüncelere müdahale fırsatı mümkün olsa da, böyle bir muhtemel müdahale fırsatı Rab kaynaklı vahiy için kesinlikle söz konusu değildir.
Dua ile..
Ömer Aydoğan
21.04.2014 18:27
Vahyi gayrı metlüv vahiy ilham mıdır?
Selam Aleyküm Mehmed abi
Vahyi gayrı metlüv vahiy ilham mıdır?
İlham'a şeytan müdahale eder mi?
Kur'an-ı Kerim de Musa a.s'ın annesi ,Havariler,Meryem a.s vahyi almalarında her hangi bir şüpeye,endişeye,korkuya vs.gibi fısıltı gibi şeylerden ari olarak teslim olduklarını görüyoruz.Nasıl anlamalıyız.

Selam ve Dua ile
Mehmed Alagaş
15.04.2014 20:26
Hamdi kardeşim
Bir arkadaşımız bu yazıyla ilgili olarak "Etliye sütlüye karışmayan bir yazı" ifadesinde bulunmuş. Bu konuyla ilgili olarak "Etli sütlü" denilen birçok tartışmaya katılmayışımızın nedeni, asırlardır süren bu tartışmalarda vahiy gerçeği gözardı edildiği veya yeterince anlaşılmadığı içindir. Oysa vahiy gerçeği geniş çerçevede anlaşıldığı zaman etli sütlü denilen böylesi tartışmaların temel unsuru zaten ortadan kalmaktadır. Nitekim bizler bu vahiy gerçeğinden hareketle çok rahat bir tasnif yapmakta "Arapça olarak nazil olan Kur'an-ı Kerim eksiksiz olarak tamamlanmıştır" derken, Kur'an'ın tamlığına ve tamamlanmışlığına gölge düşebilir korkusu taşımadan "Resulullah (s.a.v.)'e arapça okunan Kur'an vahyi dışında, beşeri bir lisanda okunmayan ve Kur'an'da yer almasına gerek duyulmayan bazı kişisel veya özel vahiyler de gelmiş olabilir" diyoruz.

Bunu derken elbetteki Necm 3 ayetine genel bir anlam yükleyerek "Resulullah (s.a.v.)'in her konuştuğu vahiydir" görüşünü savunanlardan olmadığımız gibi bir beşer olan Efendimiz (s.a.v.)'i de böylesi yakıştırmalardan tenzih ediyoruz. Kaldı ki "O, (Allah adına) hevadan (kendi istek ve arzularına göre) konuşmaz. (53-Necm 3)" ayetinin siyak ve sibakları dikkate alındığı zaman bu ayette Resulullah (s.a.v.)'in günlük ve beşeri konuşmaları değil, Cebrail (a.s.)'ın kendisine okuyup-öğrettiği Kur'an ayetleri olduğu açık bir şekilde görülmektedir.

Selam ile
Hamdi Akan
13.04.2014 14:58
"Yazılmamış vahiy"!?
Vahiy :Yazılmış ve yazılmamış diye ayrıştırılmaktadır.!

Yazılan da sorun sıkıntı yok.Yazılmayan diye bilinen ancak herkesimin kendince yorumladığı "iman ettiği" bir kelime "Yazılmamış vahiy"!?

Hakikaten var olduğu için mi yazılmamış ? Olmadığı halde var gibi kabul edilip kendimizce anlam mı yüklemişiz..?Konuya ışık tutacak hadiselere geçmeden "necm 3" de onun kendiliğinden konuşmayacağı nı her işinin her sözünün her düşüncesinin her şeyinin vahiyle (gayrı metluv ) olduğu savı tezi .! ni düşünmek gerekmektedir.

""Hata yapacaksınız adı vahiy Birinci hata sahibi Allah ikincisi Peygamber.sonra Allah kendisini ve vahyini dolayısı ilede elçisini düzeltecek !! Çok garip ve garabet bir yorum olur.değilmi ?

Kuranda Vahyedilen diğer insan ve nesneleri(arı) gibi gayrı metluv vahiy denklemi içine düşünmek mümkün değildir..

Vahiy birinci dercede veren gönderen ilka ve inzal edenin bildiği bileceği iken ikinci derecede ise alanın bildiğidir. Vahyi verenin vahiyle ilgili bildirdikleri de kitapta mahfuzdur..Kitaba rağmen kitap(vahiy) gibi bir vahiy aramak cidden vahye karşı yeni oluşumlar meydana getirmek demektir.

Zaten Tevhidi bozan oluşumların tümü bu gayrımetluv savının arkasına saklanarak ortaya çıkmış ve çıkmaktadırlar.Bunların tümü sanılarını zanlarını dindenmiş gibi gören gösteren ekoller olmuşlardır..Konuya acizane bakışım bundan ibarettir.saygılar selamlar.
Murat Türkmen
06.04.2014 13:39

Eyvallah Mehmed Abi
İ.metin
06.04.2014 12:18
Selamun aleykum
Açıklamalarınız için Teşekkür ederim Mehmed abi Allah razı olsun
Yorum yap yorum