Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Yazılı Kaderin İki Boyutu



Yazılı Kaderin İki Boyutu

Değerli Abi'm selamaleyküm. İmran b.husayn'dan rivayet edilen bir hadiste "Bir adam Ey Allah'ın resulu, cennet ve cehennem ehlinin kim olduğu bilinebilir mi? Diye sorar. Hz peygamber (s.a.v.)de evet bilinebilir diye cevap verir. O halde neden amel ediyoruz? Hz peygamber (s.a.v.) herkes ne için yaratıldıysa onun için amel eder" demiş... Benim kıt anlayışımla kafama takılan soru, o halde intihar eden, adam öldüren vs. kötü amellerde bulunanların ameli bellimiydi ki bu kötü işleri yaptılar? Kulluk fıtratına uymayan bu amellerin sorumlusu yine kendisi mi oluyor?   <<< Haluk EFE >>>

Ve aleykümselam Haluk
"Cennet ve cehennem ehlinin kim olduğu bilinebilir mi?" sorusu Efendimiz (s.a.v.) tarafından halk değil Hak boyutundan cevaplanmış bir sorudur. Kendi akibetlerinden endişe ederek müslümanca ölme duasında bulunan peygamberler de dahil olmak üzere hiç kimse imtihan hayatı devam ederken kendisinin veya bir başkasının akibetini (Ebu Leheb'de olduğu gibi vahiyle haber verilmemişse) bilemez. Ancak evvel ve ahir ilmine sahip olan, geçmiş ve geleceği aynı anda gören Rabbimiz herkesin (izin verdiği çerçevede) ne yapıp-ne yapmayacağını önceden bildiği için yaşanmış ve yaşanacak her şeyi Mübin bir Kitab olan Levh-i Mahfuz'da kayıt altına almıştır. Nitekim bu konuyla ilgili birçok ayet-i kerime bulunmaktadır.,

"Yerde ve sizin nefislerinizde başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan (gerçekleştirmeden) önce bir Kitab'ta (yazılmış) olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır. (57-Hadid 22)"

Bu ve aynı konudaki benzer ayetleri dikkate alarak yaşanmış ve yaşanacak her şeyin önceden yazılmış olması gerçeğini İlahi boyuttan değerlendirdiğimiz zaman şimdiki zamanda gerçekleşen hiçbir şeyin Rabbimiz katında yeni bir gelişme olarak algılanmadığını, bunun zaten önceden bilinip-akibetinin de önceden takdir edildiğini ve İlahi düzende sürpriz veya beklenmedik hiçbir gelişme olamayacağını anlayabiliriz.

Yaşanmış ve yaşanacak her şeyin önceden yazılmış olması gerçeğinin yani bireye yansıyan tanımıyla kader meselesinin müslümanlar arasında asırlardır devam eden bir tartışmaya dönüşmesi ise genel olarak iki boyuttan değerlendirilmesi gereken bu meselenin (tarafların tercihine göre) tek boyuttan yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Bilinmelidir ki her insanın kaderinde yazılı olan şeyler, biz insanların açısından ihtiyari ve gayriihtiyari olmak üzere ikiye ayrılır. Mesela herhangi bir insan evden çıktığı zaman o gün nelerle veya hangi olaylarla karşılacağını genel olarak kendisi belirleyemez. Kaderinde yazmasına rağmen kendi ihtiyarında olmayan yani kendisinin belirlemediği bu boyut, o kişi için kaderinin takdir boyutu olduğundan bu gayriihtiyari boyuttan sorumlu tutulmayacak ve "O şeyle veya o olayla neden karşılaştın?" sorusuyla hesaba çekilmeyecektir.

Fakat bu kişi gayriihtiyari olarak o olayla karşılaştıktan sonra bir ihtiyar yani bir tercih hakkına sahip olmakta ve o olay karşısında tercih ettiği tepkiyi veya tepkisizliği vermektedir. İşte kaderimizde yazılı olan şeylerin ihtiyari olan yani kendimizin müessir olduğumuz bu boyutu, kulluk sorumluluğumuz çerçevesine giren ve hesaba çekileceğimiz boyutudur. O olay karşısında hangi tavrı tercih edeceğimiz Rabbimiz katında önceden bilindiği için Kitab'da yazılmış ve biz daha yaratılmadan kaderimizde yer almıştır. Burada anlamamız ve tekrar tekrar altını çizmemiz gereken gerçek, bizler söz konusu olay karşısında kaderimizde yazdığı için o tavrı göstermiyoruz, o tavrı göstereceğimiz Rabbimiz katında önceden bilindiği için kaderimizde yazmaktadır.

Kaderimizin gayriihtiyari yani takdir boyutunda karşılaştığımız ve karşılaşacağımız şeyler kişilere ve kişilerin önceden yaptıklarına göre değişebilen şeyler olmasına rağmen kaderimizin bu İlahi takdir boyutunda kesinlikle ve kesinlikle zulüm yoktur. Yüzünü Allah'a dönen insanlar için kaderin İlahi takdir boyutu her zaman hayır olduğu gibi diğer insanlar için de Sünnetullah'ın (yani kişi ne yaparsa-neyle karşılaşır gerçeğinin adil veya rahmetli bir karşılığının) dışında değildir.

Bir insan olarak yaşadığımız yazılı kader meselesi bu iki ayrı boyuttan tanımlandığı zaman asırlardır sürdürülen bir çok tartışma temelsiz kalacak, "İnsan kendi kaderini kendi yazar" diyenler kaderin gayriihtiyari olan takdir boyutunda müessir olamayacaklarını anlayacakları gibi, "İnsan kaderin önünde, rüzgarın önündeki kuru bir yapraktır" diyerek bütün yaptıklarını yazılı kadere nisbet edenler de kaderin ihtiyari boyutunda müessir olduklarını yani kendi tercihlerini kendi belirlemelerine göre yaşadıklarını ve bu nedenle sorumlu olacaklarını farkedebileceklerdir.

Hidayet duasıyla..
                                                               <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [5]

Mehmed Alagaş
07.07.2014 00:07
Ve aleykümselam Mehmet kardeşim
Kader meselesini iki boyuttan tanımladığımız zaman elbetteki bizlerin müessir olduğu ihtiyari boyutta tüm yaptıklarımızı sorgularken, bizlerin müessir olmadığı gayri ihtiyari boyutta karşılaştıklarımızın da İlahi takdir olduğunu bilerek iman edeceğiz. Kader meselesinde bu bilinçli tasnifi yapan müslümanlar kendilerinin müessir olduğu boyutta yaptıkları bir yanlışı Allah'ın takdirine nisbet ederek "Ben bu yanlışı kaderimde yazıldığı için yaptım" diyemeyecekleri gibi; kendilerinin müessir olmadığı boyutta İlahi takdir gereği karşılaştıkları şeyleri de kendilerine nisbet ederek "İnsan kendi kaderini (tümüyle) kendi yazar" diyemeyecekler ve yazılı kaderin İlahi takdirle ilgili bu boyutunu Rablerinden bilerek iman edeceklerdir. Nitekim yukarki yazıda zikrettiğimiz ayetin devamında bu gerçeği görmemiz mümkündür.,

"Yerde ve sizin nefislerinizde başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan (gerçekleştirmeden) önce bir Kitab'ta (yazılmış) olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır. (Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve size verdikleriyle de şımarmayasınız (diye bildirmektedir). Allah, kendini beğenip böbürleneni sevmez. (57-Hadid 22.23)"

Gayet iyi bilinir ki İlahi bir takdir gereği karşılaşılan bir olay üzerine üzülme veya şımarma nedeni, kişilerin bu gibi olayları sadece kendilerinden bilmelerinden kaynaklanır. Oysa meselenin İlahi takdir boyutu dikkate alınıp, Rabbimize ait olan bu İlahi takdir boyutuna iman edildiği zaman üzülme veya şımarma nedenleri bu iman ölçüsünce küçülür.
Dua ile..
Mehmet Kasım
06.07.2014 22:58
peki ya kadere iman meselesi
allahın selamı sizin ve tüm müslümanların üzerine olsun muhterem hocam. kuranda belirtilen imanın şartları arasında kadere iman yok iken şartın hadislerde olduğu, hatta sözkonusu hadis buharide 6 iken müslimde kuranda sıralandığı gibi 5 olduğu söyleniyor. kadere iman derken bizde oluşacak şuur nedir? imanın şartımıdır, değilmidir? ihtilafların bittiği, kuran çatısı altında birleşeceğimiz günlere kavuşmak dileğiyle allaha emant olunuz.
Mehmed Alagaş
02.07.2014 23:04
Ve aleykümselam Fatma kardeşim.
Ayetler ışığındaki örneklendirmelerle geniş bir kitab hacminde sunabileceğimiz bu meseleyi yedi paragraflık bir özetlemeyle vermeye çalıştık. Ki bu meselenin dallarında bazı istisnalar söz konusu olsa da, meselenin gövdesi bu kısa özetimizde kendini göstermektedir. Anlayışın için teşekkür ediyor ve kalbi dualarına amin diyorum.
Fatma Şancı
02.07.2014 13:27

Allah razı olsun Mehmet hocam. Kader konusunu gayet açık ve çok iyi anlaşılır bir yorum getirmişsiniz. Bizde oldukça istifade ettik. Rabbim bizleri, karşılaştığımız her olayda Allah'ın rızasını önceyelen kullarından kılması ve Rabbimiz karşısında mahcup düşürmeyecek bir amel defterimizin olması duasıyla. Selam ve dua ile kalın değerli hocam.
Haluk Efe
24.06.2014 10:35

Zaman ayırdığın için Teşekkür ederim Mehmed abi. Rabbim tüm sıkıntılarını gidersin inşaallah.
Yorum yap yorum