Kitaptan Alıntılar
Kitaplar A+ | Normal | A-

Beklenen Müslümanlara-Yaratılış ve İnsanlık Tarihi




Beklenen Müslümanlara-Yaratılış ve İnsanlık Tarihi
Sayfa Sayısı : 592 | İlk Basım Tarihi : 2011

Bu çalışmanın ilk kitabı yayınlandığında, bizim gündeme getirdiğimiz konular ile günümüz müslümanlarının reel gündeminin birbiriyle hiç uyuşmadığını gördük. Çünkü dünyayı ve dünyada gelişen son olayları yakından takip eden bu müslümanların gündeminde; Amerika ve Ortodoğu'daki son gelişmeler, dünyadaki siyasi ve ekonomik dengeler, parti çalışmalarında küfredip de kafir olmamanın politik izahları ve son zamanlarda emperyalizm tarafından sivil toplum örgütlerine tanınan legal imkanlar çerçevesinde müslümanların vakıf ve dernek çalışmalarıyla neler yapabilecekleri gibi çok önemli konular vardı!.

Reel gündemde böylesi ciddi ve önemli konular varken,

insanın yaratılışından ve binlerce yıl önce yaşamış olan peygamberlerin mücadelelerinden bahsetmenin ne anlamı vardı ki!. Bu peygamber kıssaları küçük hikayeler şeklinde yazılmalı ve yedi ile dokuz yaş arası çocuklara okutulmalıydı!. Çünkü günümüz dünyasındaki büyük insanların büyük gündeminde, çocuklara anlatılması gereken bu gibi kıssalara yer yoktu!.

Tabi ki bu konuda cedelleşmek,

bu konuda gülünç tartışmalara girmek istemiyoruz. Kur'an-ı Kerim'deki tek bir harfin bile fazla ve gereksiz olmadığına iman eden bizler, beşyüze yakın ayet-i kerimeyle anlatılan Musa kıssasının da gereksiz olmadığına inanıyoruz. Çünkü biliyoruz ki insanların yaşadıkları realitenin değişmesi veya değişebilmesi, öncelikle ve öncelikle bu insanların gündemlerinin değişmesiyle mümkündür. Batıl verilerle, batıl gündemleri yaşayan ve batıla reting kazandıran insanlar, reting ile önem ve güç kazanan bu batıldan kurtulamayacak olan insanlardır.

Oysa risaletten sonra Mekke döneminde,

İlahi daveti kabul edenlerin gündeminde vahiy olduğu gibi, bu daveti reddedenlerin gündeminde de vahiy vardı. Gündemi vahiy oluşturuyor, müşrikler ve kafirler dahi kabul etmedikleri bu vahyi konuşuyorlardı. İlahi vahyin oluşturduğu bu gündemin merkezinde, o zamanın süper devletleri veya müstekbirler değil, önemle ve öncelikle Allah vardı. İnsanlar Bizans veya İran'ın ne yaptığını ve ne yapacağını değil, öncelikle Allah'ın ne yaptığını ve ne yapacağını konuşuyorlardı. Çünkü gündemin merkezinde Allah vardı ve muhtemel her gelişme, sadece ve sadece O'nun izniyle, O'nun dilemesiyle gerçekleşebilecek olan gelişmelerdi. O halde günümüz insanlığını içine alan trenlerin nereye gittiğini anlayabilmek için gözle görünen lokomotiflere değil, imanla görülen raylara bakmamız ve Sünnetullah istikametinde bu rayları yaratan Allah'ı dikkate almamız yeterliydi. Çünkü lokomotiflerin gücü ve vagonların konforu ne olursa olsun, bu trenlerin akibetleri, seçtikleri ve üzerinde gittikleri raylara bağlıydı.



[ Kitap Temini ]


Yorum yap yorum

Yorumlar [48]

Mehmed Alagaş
05.11.2017 21:06
Ve aleykümselam
Senden de Allah razı olsun güzel kardeşim. Anlamak için uzun yıllardır üzerinde düşündüğüm, Kur’an bütünlüğünde araştırdığım “Nefisler birleştiği (eşlendiği) zaman (81-Tekvir 7)” ayet-i kerimesini anlayamadığını ifade etmen çok güzel. Ne yazık ki birçok kardeşimiz ayetin metnini veya mealini anlaşılır bulduğu zaman ayeti anladığını zannediyor.
Herneyse, rahmet içerikli güzel duana amin diyorum..
Ömer Muhtar
04.11.2017 15:54
hakkınızı helal edin...
Allah razı olsun, yoğun gündeminizde zaman ayırdığınız için. elbetteki bu soruyu sorarken, bu ayetlerle ilgili hiçbir şey araştırmadan, direkt araştırma zahmetini size bırakmak değil niyetim.

Kendi aramızda kardeşlerimizle yaptığımız derste bu ayet konu oldu, kardeşlerimiz sizin yaratılış ve insanlık tarihi kitabınızdan bihaber, bu nedenle sizinde belirttiğiniz ilk iki görüş konuşuldu, kitabınızı okumuş ve önceki nesillerin ölüm ve hayatları ile ilgili düşüncenize hak veren biri olarak konuyu gündeme getirmek istedim lakin sizinde belirttiğiniz gibi henüz yeterli delillere vakıf olamadığım için sadece Casiye suresinin 24. ayeti ile bağlantılı olabileceğini belirtip sustum. Tabi bununla kalmayıp kur'an'la alakalı olarak güncel yorumlar yapan islamoğlu ve siz v.d. gibi bilenlerden de konu ile alakalı bilgiler edinmeye çalıştım ve çalışıyorum. (mesala islamoğlu da "bizi iki kere öldürdün" ile alakalı 'bizi ölmekten beter ettin' gibi bir manaya gelen yorumda bulunmuş, ama iki kere dirilmeyle alakalı bir yorumda bulunmamış -daha doğrusu ben karşılaşmadım- bu nedenle yorumu bana tatmin edici gelmedi. )

Bakara 28 ile bağlantı kurmaya çalıştığımda ise geçmiş nesillerde ki ölüm ve dirilme casiye 24 deki gibi biz ölürüz ve yaşarız tekrarlar halinde mi yoksa mümin suresinde ki gibi iki ölüm iki diriliş mi? Tekvir suresinde ki anahtar dediğiniz ayeti henüz hiç anlayamadım. Rabbim anlayışımızı rızasına uygun olanlardan kılsın inşaallah.
selamunaleyküm.
Mehmed Alagaş
04.11.2017 14:41
Ve aleykümselam
Ömer kardeşim bu ayetteki iki kere öldürüp-dirilttin meselesi müfessirler arasında asırlardır tartışılan bir meseledir. Bu meseleyle ilgili olarak birinci hayatı ve ölümü rahimlerdeki nutfe-alaka olması haline, ikinci hayatı ve ölümü ise dünya hayatı ve ölümüne nisbet edenler olduğu gibi; birinci hayatı ve ölümü dünya hayatı ve ölümüne, ikinci hayat ve ölümü de kabir hayatı ve ölümüne nisbet edenler vardır. Ağırlıklı olarak kabul gören görüş ise ikinci görüştür.

Bizler Kurani anlayışımızla bu iki görüşü de makul göremiyoruz. Rahimlerdeki nutfe-alaka olayını esas alan birinci görüşte ilk hayat olsa da ilk ölüm hadisesi olmadığı bir gerçektir. Daha çok kabul gören ikinci görüş ise “Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti sonra sizi öldürecek yine diriltecektir ve sonunda yalnızca O'na döndürüleceksiniz. (2-Bakara 28)” ayet-i kerimesiyle çelişen bir görüştür. Bu ayeti tefekkür ettiğimiz zaman ilk ölümün son dünya hayatından önce bir ölüm olduğu ve ilk ölümden sonra diriltilenlerin Allah’ı inkar etme sapıklığına düştükleri ve bu sapıklıktan vazgeçmeleri gerektiği belirtilmektedir. İmtihan hayatının temelini oluşturan bu ikaz ve uyarı ise kabir hayatı için değil dünya hayatı için geçerlidir.

Bu önemli meselenin cevabını uzun yıllardır Kur’an’da araştıran bizlerin geldiği nokta ise “Yaratılış ve İnsanlık tarihi” çalışmamızda kısmen değindiğimiz gibi özellikle ilk dönem insanlarının yaratılış ve üreyişleriyle birlikte, nesiller arası fıtri farklılıkların oluşumunda ve insanların çift olarak yaratılışında gizlidir. Yaptığımız araştırmalarda önemli bir noktaya gelmiş olsak da, henüz kuvvetli bir kanaat olan bu görüşü kanaat olduğu için paylaşabilme durumunda değiliz.

Ancak Kur’an-ı Kerimde birden fazla anahtarı olan ve anahtarların hepsini kullanarak açıklık kazanabilecek olan bu meseleyi araştırmak isteyen kardeşlerimiz varsa, bu kardeşlerimize anahtar olarak gördüğümüz şu ayet-i kerimeler üzerinde yoğunlaşmalarını tavsiye edebiliriz.,

“Allah sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. (71-Nuh 17)” “

"O (dirilme ve hayat), bizim (öldükten sonra yaşadığımız bu) dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız, biz (ikinci kez ölüp) diriltilecekler değiliz." (23-Mü'minun 37)” 

“Dediler ki "(Yaşadığımız ve tekrar yaşayacağımız hayat) bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak dehr (kesintisiz akıp-gitmekte olan zaman) helak eder." Oysa onların bununla ilgili bilgileri yoktur, onlar yalnızca zannediyorlar. (45-Casiye 24)” 

"Nasıl, biz (bir daha) ölecek olanlar değil miymişiz? Yalnızca birinci ölümümüzden başka (ölüm yoktu öyle mi)? Ve biz (diriltilip) azaba uğratılacak olanlar da değil miymişiz?" (37-Saffat 58.59)

Ve Mehmed abinize göre bu meseledeki en önemli anahtar., 

“Nefisler birleştiği (eşlendiği) zaman (81-Tekvir 7)”

Bu kadarı yeterli, değil mi?
Ömer Muhtar
04.11.2017 00:21
selamunaleykum.
Dediler ki "Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere de dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için (son) bir yol var mı?" (40-Mü'min 11)

Belki gündem değil ama anlayabilmek için sormak istedim; "iki kere öldürdün ve iki kere de dirilttin" ne demek? Paylaşabileceğiniz bir şey varsa, paylaşabilir misiniz?
Mehmed Alagaş
02.08.2017 13:04
Ve aleykümselam Ömer kardeşim
Dikkatin için teşekkür ederim. Bu sorunun cevabını “Tartışılan sorular” kitabımızın ilgili bölümünde şu ifadelerle cevaplamıştık.,

”Mesela Adem (a.s.) ve Havva validemizin yaratılışıyla ilgili olarak "Ben yarattım" tekil ifadesi kullanılmasına rağmen diğer insanların yaratılmasıyla ilgili olarak "Biz yarattık" ifadesi kullanılmıştır. Çünkü insanların yaratılışında bazı vesileler söz konusudur. Kur'an-ı Kerim'in indirilişiyle ilgili olarak da "Biz indirdik" ifadesi vardır. Buradaki "Biz" ifadesi, Kur'an-ı Kerim'in indilişinde görev alan bazı melekleri de kuşatmaktadır. Gerçi bu melekleri ve bütün bu vesileleri yaratan yine Rabbimizdir. Bu nedenle "Biz indirdik" ifadesi yerine "Ben indirdim" ifadesini kullansaydı, şüphesiz ki yine hak bir ifade kullanmış olurdu. Kur'an-ı Kerim'in melekler tarafından indirilişine bizzat şahid olsak bile, bütün bu melekleri ve vesileleri Allah'ın yarattığını bilerek, Rabbimizin "Ben indirdim" ifadesine yine karşı çıkmaz, yine karşı çıkamazdık…”

Meryem 9 ayetinde de şanı yüce Rabbimiz anne baba gibi vesilelerden doğan Zekeriyya (a.s.)’ın yaratılışını, bu vesileleri de yaratan bir Rab olarak üst planda Kendisine nisbet etmekte ve “Daha önce sen hiçbir şey değil iken seni yaratmıştım" buyurarak yine hak bir ifade kullanmaktadır.

Dua ile..
Ömer Muhtar
29.07.2017 14:30
Selamunaleyküm
"76/2 ayetinde Rabbimiz “..Biz insanı karışık olan bir nutfeden-damladan yarattık…” buyurmaktadır. Dikkat edilirse bu ayette “Ben yarattım” değil “Biz yarattık” ifadesi vardır. Kur’an-ı Kerim’deki “Biz” ifadesiyle ilgili olarak araştırmalarımızı hatırlayan kardeşlerimizin bileceği gibi “Biz” ifadesiyle beyan edilen fiillere Rabbimizin yarattığı bazı vesilelerin de dahil olduğunu biliyor ve Latif olan Rabbimizin birçok ayette “Ben” yerine “Biz” ifadesini kullanarak bu fiillere asıl itibariyle Kendi yarattığı vesileleri de dahil etmesini muhteşem bir incelik olarak görüyorduk.

76/2 ayetindeki “Biz yarattık” ifadesi de, bizlere buradaki yaratmanın anne-baba gibi vesilelerin de dahil olduğu bir yaratma olduğunu göstermekte ve vesilelerin dahil olduğu bu yaratılış sürecinin nutfeden-damladan olduğu açıklanmaktadır. Oysa Adem (a.s.) yaratılışıyla ilgili hiçbir ayette “Biz” ifadesi kullanılmamakta ve “Ben yarattım, Ben yaratacağım” ifadeleriyle ilk insan olan Adem (a.s.)’ın anne-baba gibi vesilelerin dahil olmadığı bir yaratılışla yaratıldığı beyan edilmektedir."

Alagaş hocam, yukarıda alıntıladığım paragraflardan da anlaşılacağı üzere rabbimizin; Adem a.s.'mı yaratırken "ben" ifadesini, insan suresi 2. ayette ise "biz" ifadesini kullanarak anlatmasında ki inceliğe dikkat çektiniz. Bu durumda aşağıda ki ayette yer alan "seni yaratmıştım" ifadesini nasıl anlamalıyız:
"Öyledir. Rabbin "Bu Benim için kolaydır. Daha önce sen hiçbir şey değil iken seni yaratmıştım" buyurdu." (19-Meryem 9)
Mehmed Alagaş
22.03.2016 11:23
Ve aleykümselam
“Ona "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman) dedi ki "Bu billurdan yapılmış (şeffaf ve düzeltilmiş) bir köşk-zeminidir." (Melike) dedi ki "Rabbim, ben (şimdiye kadar) kendime zulmetmişim. (Artık ben de) Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (27-Neml 44)”

Belkıs’ın köşkün zeminini derin su sanması, bir büyü veya halisinasyon değil o an müşahade ettiği gerçek bir görsellikten kaynaklanıyordu. Burada üzerinde durulması gereken husus Belkıs’ın müşahade ettiği bu görselliğin nereden kaynaklandığıdır. Bunun iki ayrı cevabı olabilir. Ya billur zemin altındaki derin suyu gösteriyordu, ya da billur zeminin kendisi derin bir su görüntüsündeydi. Konuyla ilgili ayetler bütünlüğü ve timsallerle gizlenmiş bu köşkün ne o zaman, ne de sonraki zamanlarda insanların gözlerinden uzak olduğu dikkate alındığında birinci olasılık ağırlık kazanmaktadır. Tabi ki her iki olasılıkta da yanılgının temelinde billur zemin gerçeğinin farkedilmemesi olduğu için Belkıs’ın yanılması ve güneşe karşı itikadının sarsılması söz konusudur.
Fatma Ceren
22.03.2016 09:10
Selamun Aleyküm
Mehmed abinin anlaşılmayan hususlarda tekrar kitaba yöneltmesi, ya orada yeterli açıklama olduğundan ya da çok önemli bir yapım ekinin dahi atlanmış olması ihtimalindendir. Zira Neml 27. ayette Hüdhüde yöneltilen sözde; kitabın 500. sayfasında "(bilmeyerek)" ve sitedeki mealde"(yanılıp)" parantezleri boşuna verilmemiş. İnşirah kardeşin alıntısı ise konuyu tamamlamış.

Sebe melikesinin köşkü derin bir su sanmasına neden olan yani onu ilk kez yanıltan güneş ise, köşke tesir etmeyecek bir yükseklikte değil. Yani köşkün çok derinlerde olması değil, diğer insanların gözlerinden ve bilgilerinden saklı korunmuş bir mesken olarak inşa edilmiş olması söz konusudur. Üstelik timsallerle de korunmuştur. Zira Sebe melikesi,billur zeminin kenarına geldiğinde güneşle parıldayan ve derin gözüken suda ıslanmasın diye refleks bir hareketle eteklerini toplarken, yıllardır taptığı güneşle ilgili fikirlerini toplayıp o denizin derinliklerine gömeceğinin farkında bile değildi. Yani Belkıs'ı derin düşüncelere daldıran billur zemin, çok da derinlerde değildi.
Bekir Ziya
21.03.2016 23:03
Selamun aleykum
Hz. Suleyman'in emrine verilen bazi cinlerin duvar ustasi ve dalgiclik gibi ozelliklerini her halde yuce kitabimiz bosuna belirtmemis. O koskun derin sularda oldugunu kanitlayan birer belgedir aslinda. Yoksa o cinler, denizden inci ve mercan cikartmiyordu ve duvar ustasi olanlar da karada saray ve kosk yapmiyordu. Mehmed Hocam, bu konuda Allah'in izniyle ayetleri hak manasiyla idrak etmistir. Sagolsun, varolsun.
İnşirah Melal
20.03.2016 13:49
Sebe Melikesi ve Köşk
Burak kardeşimizin dikkat çektiği diğer hususta da bir çelişki olduğunu zannetmiyor lakin Alagaş hocamın Beklenen Müslümanlara kitabındaki ilgili kısmı anlatırken kullandığı ifadelerin köşkün deniz üzerinde olduğu algısını oluşturabileceğini ben de düşünüyorum;

"...Eteklerini aceleyle indirdikten sonra başını hafifçe kaldırarak güneşe baktı. Billur bir zemin üzerinde parıldayarak, bu zemini kendisine derin bir su gibi gösteren güneşe baktı öylece!. Şimdiye kadar övdüğü ve övündüğü güneş, O'nun aldanmasına ve böyle bir duruma düşmesine sebep olmuştu!. Yıkılmakta olan bir inanç ve itikat ile fısıldamaya başlayan gönlü "hani sen bizim dünyamızı aydınlatır, hani sen bize eşyanın hakikatini gösterirdin!." siteminde bulundu...."

Yukarıdaki alıntı (başını hafifçe kaldırarak güneşe baktı gibi ifadeler) köşkün su üzerinde olduğu algısını oluşturabilir lakin kati olarak su üzerinde olduğu anlamını çıkarmaz. Bu yüzden de diğer kitaptaki şu ifadelerle çelişkili hale gelmez kanaatindeyim;

"...Dikkat ederseniz saydam camdan yapılan bu billur zemin, tefsirlerde ısrarla belirtildiği gibi köşke giden yolun zemini değil, köşkün bizzat kendi zeminidir. Bu billur zemini köşke giden yolun zemini olarak tanımlayanlar, bu tanımlamayı köşkün su üstünde olduğu zannından hareketle yapmaktadırlar!. İyi ama köşkün suyun üstünde olduğunu nereden biliyoruz ki? Oysa ayet-i kerimede bu billur zeminin, köşkün zemini olduğu açıkça beyan edilmekte ve köşke girmeye niyetlenen Belkıs ile ilgili olarak "onu görünce su sandı" değil, "onu görünce derin bir su sandı" ifadesi kullanılarak, köşkün sahile yakın olmayan derin sularda olduğu işaret edilmektedir..."

Yani özetle;
Belkıs'ın derin bir su sandığı, köşk değil köşkün zeminidir ki, bu da köşkün derinlerde olmadığını kanıtlamaz. Zira derinde olan köşktür ve zemini derin bir su değil saydam camdan yapılan billurdur denilmektedir.

Değerli Burak kardeşimizin ve hocamızın anlayışına sığınıp gayesi anlamak olan bir kardeşiniz olarak anladıklarımı paylaşmak istedim.

Selam ve dua ile...
İnşirah Melal
20.03.2016 13:05
Selamaleykum
Değerli Burak kardeşimiz;
İzninizle size çelişki gibi görünen ilk husus hakkında Alagaş hocamın yönlendirdiği açıklamayı buraya taşımak istiyorum;

"....Çünkü bir kuşun veya bir insanın doğru söylemesi ile, söylediği şeyin doğru olması birbirinden farklı şeylerdir. Yalana veya batıla inanmış nice insan, kendi anlayışlarına göre dürüst olduklarını ve samimi bir şekilde doğru söylediklerini zannederlerken söyledikleri şey doğru değildir. Tabi ki bunun tam tersi de söz konusu olmakta ve özellikle münafık zihniyetindeki kimseler, Kur'an-ı Kerim'de beyan edildiği gibi hak bir gerçeği yalan ve yalancı bir ağızla söyleyebilmektedirler;

Münafıklar sana geldikleri zaman "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesinlikle Allah'ın resulüsün-elçisisin" derler. Allah da bilmektedir ki sen elbette O'nun resulüsün. Ancak Allah (söyledikleri söze inanmayan) münafıkların gerçekten yalan söylemekte olduklarına şahidlik etmektedir. (63-Münâfikûn 1)

Doğru ve yalan arasındaki bu ince ve hikmetli çizginin farkında olan Süleyman aleyhisselam kendisine Sebe'yle ilgili haber getiren bu kuşun YANILMIŞ veya YANILTILMIŞ olabileceğini dikkate alarak...."

yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere, hüdhüd'ün yalan söyleme ihtimalinden değil, gördüğünün ve bildiğinin yalan olma ihtimalinden söz ediliyor ki, bu da önceki sayfalarda bahsedilen açıklamalara çelişki değil derinlik verir kanaatindeyim.

Zira benim anladığım şey şudur;
Şeytan hayvanlara vesveseler vererek içlerinde var olan hakikati yalanlatamaz. Ama bir yalan sahneleyip, doğru bir ağıza sahip olanları kullanarak, aldatılmaya ve kandırılmaya müsait olanların kalbine vesveseler verebilir.

Dua ile..
Burak Faran
20.03.2016 11:41

En başta Selamlar. Sİzce yazdıklarım tefekkür edilmeden yazılmış sıradan karalamalar mı acaba? Kitaplarınız arasındaki çelişkileri görebilecek kadar dikkatli , dönüp dönüp tekrar okuyorsam ve anlamadığım şeyleri size soruyorsam lütfen beni tekrar kitaplarınıza yönlendirmeyin. Maksat doğruyu bulmaksa, Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini doğru bir şekilde anlamaksa sanırım yazdıklarınız hakkında sorular sormaya hakkım olduğunu düşünüyorum.
Burak Faran
19.03.2016 20:19

Yaratılış ve insanlık tarihi/4 sayfa 86: Sebe Melikesinin billur zemini derin bir su zannederek eteğini kaldırıp girmesinden bahsetmişsiniz. (taptıkları güneşin onu yanıltmasından)Demek ki sebe mellikesi göz yanılması yaşamış. Gördüğü su derin değil bilakis ona derinmiş gibi gelmiş.Oysa diğer kitabınız 2012 ve iki deniz arası kitabınızın 65. sayfasında bu köşkün denizaltında olduğundan bahsetmişsiniz. İki yorum birbirine zıt değil mi???

insandergisi.com:


Sayın Burak FARAN'ın bu yorumu bizlere ulaştığında ALAGAŞ hocamızın son yorumunun henüz yayınlanmamış olduğunu tüm kardeşlerimizin dikkatine sunarız.
Mehmed Alagaş
19.03.2016 20:11

Selam vermeyi unuttun herhalde Burak kardeşim
Selamunaleyküm
Sorunun cevabını, okuduğun satırların üç-dört paragraf sonrasında yazılanları okuyup-tefekkür ettiğinde görebileceksin kardeşim..
Burak Faran
19.03.2016 15:00

Beklenen Müslümanlara/ Yaratılış ve evrim-4 Kitabınızda Hüdhüd kuşunu baz alarak şeytanın hayvanlarla uğraşmadığını, onlardaki ilahi gerçekleri vesveselerle bulandırmadığını ve bulandıramadığını söyleyerek hüdhüd kuşuda dahil diğer hayvanların insanlar gibi olmadığını yazmışsınız.(sf 62/63) Oysa bir sonraki sayfada Sebe melikesi ve halkı hakkında haber getiren hüdhüd kuşunun söylediğine hemen inanmayan Hz Süleyman'ın ayette geçen şu sözünü nakletmişsiniz:''Bakalım doğruyu mu söyledin yalancılardan mı oldun'' açıkçası bu bana çelişki gibi geldi. Bir kuşun yalan söylemesi şeytanın vesvesesine muhatap olması anlamına gelmiyor mu?
Mehmed Alagaş
29.02.2016 22:16
Ve aleykümselam Abdullah kardeşim
Uzun yıllardır samimi konuşmalarıyla ve kitab çalışmalarıyla yüzlerce doğruyu gündeme getiren ve birçok insanın hidayetine vesile olan Mustafa kardeşimin, bu doğruları gündeme getirmesini sessizlikle karşılayan çevrelerin; bu kardeşimin yanlış yorumdan kaynaklanan bir hatasından sonra nasıl bir uslupla, neler dediklerine ne yazık ki ben de şahit oldum. Bu konuşanların bazılarına ilim sahibi denilse de, insaf sahibi denilmesi mümkün değildir. Oysa bizler dinimizi bildik bileli bu gibi çevrelerin İslam adına savundukları bir çok yanlışları isim zikretmeden ve kendilerini rencide etmeden Kurani doğrularla düzeltmeye devam ediyoruz.

Herneyse.. Bizler gibi bir insan olması hasebiyle bazı konularda hata yapan Mustafa kardeşim, bu konuda da farkında olamadığı bir hata yapmıştır. 76/2 ayetinde Rabbimiz “..Biz insanı karışık olan bir nutfeden-damladan yarattık…” buyurmaktadır. Dikkat edilirse bu ayette “Ben yarattım” değil “Biz yarattık” ifadesi vardır. Kur’an-ı Kerim’deki “Biz” ifadesiyle ilgili olarak araştırmalarımızı hatırlayan kardeşlerimizin bileceği gibi “Biz” ifadesiyle beyan edilen fiillere Rabbimizin yarattığı bazı vesilelerin de dahil olduğunu biliyor ve Latif olan Rabbimizin birçok ayette “Ben” yerine “Biz” ifadesini kullanarak bu fiillere asıl itibariyle Kendi yarattığı vesileleri de dahil etmesini muhteşem bir incelik olarak görüyorduk.

76/2 ayetindeki “Biz yarattık” ifadesi de, bizlere buradaki yaratmanın anne-baba gibi vesilelerin de dahil olduğu bir yaratma olduğunu göstermekte ve vesilelerin dahil olduğu bu yaratılış sürecinin nutfeden-damladan olduğu açıklanmaktadır. Oysa Adem (a.s.) yaratılışıyla ilgili hiçbir ayette “Biz” ifadesi kullanılmamakta ve “Ben yarattım, Ben yaratacağım” ifadeleriyle ilk insan olan Adem (a.s.)’ın anne-baba gibi vesilelerin dahil olmadığı bir yaratılışla yaratıldığı beyan edilmektedir.

Mustafa kardeşimin bunu anlayacağına ve hatasından döneceğine inanıyorum.
Abdullah
29.02.2016 18:17
Selamunaleyküm
Mehmed abi Mustafa İslamoğlu’nun İnsan 2 ayetini delil göstererek Adem a.s. nın da babası vardı görüşünden sonra ortalık ayağa kalktı. Bunu sizde duymuşsunuzdur. Ben bunu duyduktan sonra insanlık tarihi kitabınızdan bu bölümü tekrar okudum, bu görüşe katılmadığınızı görüyorum. Siz İnsan 2 ayetini nasıl yorumluyorsunuz.
Mehmed Can
10.01.2016 18:40
Selam ve dua ile,
Bu soruyu ilk okuduğumda cevabını merakla beklediğim güzel bir soru demiştim. Dikkat çekici güzel soru için öncelikle, Selçuk kardeşime teşekkür ve dua ediyorum.

Mehmed abimizin cevabındaki, itaat şartı çok önemli ve dikkat çeken bir ayrıntı diye düşünüyorum; "Harun (a.s.) bir peygamber olmasına rağmen Musa (a.s.)’a yardımcı olarak verilen ve kardeşine de itaat etmesi gereken bir peygamberdi."

Konuya özel bu cevap, bizlere benzeri konuları değerlendirirken ayetleri, Kur'an bütünlüğü içinde değerlendirmemizin ve ayrıntı gibi gözükmesine rağmen bazı kelime veya cümlelerin ne kadar mühim olduğunu göstermektedir. Kur'an'a doğru soruyu sormamızı ve doğru cevabı anlamamızı kolaylaştıracağı için çok önemli olduğuna inandığım bu usulü bir çok vesileyle bizlere hatırlatan Mehmed abimize bir kez daha dua ediyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Selçuk Ege
10.01.2016 16:49
merhaba
Ilginiz ve yorumunuz icinTesekkur ediyorum
Mehmed Alagaş
09.01.2016 12:13
Ve aleykümselam Selçuk kardeşim
Harun (a.s.) bir peygamber olmasına rağmen Musa (a.s.)’a yardımcı olarak verilen ve kardeşine de itaat etmesi gereken bir peygamberdi. Musa (a.s.) sözleşme gereği Tur’a çıkarken kardeşine "Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve fesatçıların (bozguncuların) yoluna uyma. (7-A’raf 142)” demişti. Bu görevi yerine getiren Harun (a.s.), kavminin böğüren buzağı ile saptığını gördüğü zaman da olaya müdahale etmiş ve "Ey kavmim, siz bununla (böğüren buzağı ile) fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin (hak ve gerçek) Rabbiniz Rahman'dır. (Artık) bana uyun ve emrime itaat edin (20-Taha 90)" demişti. Fakat "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya tapmaktan) önünde bel büküp-eğilmekten asla vazgeçmeyeceğiz. (20-Taha 91)” diyen kavmi Harun (a.s.)’ı dinlememiş, olayı eliyle ve diliyle önlemeye çalışan Harun (a.s.)’ı öldürme noktasına gelmişlerdi.,

“Musa kavmine oldukça kızgın ve üzgün olarak döndüğünde "Benim arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları attı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona) "Annemoğlu, bu topluluk beni cidden zayıf gördü ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de bana düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla bir tutma" dedi. (7-A'raf 150)”

Olaya eliyle ve diliyle müdahale etmesine rağmen engelleyemeyen Harun (a.s.)’ın bundan sonra yapacağı şey “Ben sizden ve sizin yaptıklarınızdan uzağım” diyerek, kendisine tabi olanlarla birlikte zalimler topluluğundan ayrılmasıydı. Ancak bir yandan kardeşi Musa (a.s.)’ın “Fesatçıların (bozguncuların-ayrılıkçıların) yoluna uyma sözünü bir diğer yandan sapan kavminin "Musa bize geri gelinceye kadar …” ifadesiyle kardeşi Musa (a.s.) gelince durumun değişebileceğini dikkate alarak zalimler topluluğundan ayrılmayan Harun (a.s.) kendisine kızan kardeşine “Beni bu zalimler topluluğuyla bir tutma" dedikten sonra aşağıdaki ifade ile o zalimler topluluğundan neden ayrılmadığını açıklamaktadır.,

"İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden korktum? (20-Taha 94)”
Dua ile..
Selçuk Ege
08.01.2016 20:41
Selamunaleykum Mehmed Abi.
Taha suresindeki hz. Harun ile hz. musanın dialoglarında kafama takılan bazı sorular oluştu. bu konuda sizin fikrinizi almak istiyorum.

"(Musa döndüğünde) dedi ki "Ey Harun. Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (müdahale etmekten) alıkoyan neydi?". "Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?. "(Harun) dedi ki "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-çekme. Ben senin "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden korktum?" (Tâ-Hâ 92...94)"

Bu ayetlere göre hz. Harun Allah'tan vahiy alan bir rasül olmasına rağmen israiloğullarının buzağı konusundaki sapıtışları karşısında gerekeni yapmamış izlenimi var. Allah'a karşı vazifeli iken o Allah'ı değil de kardeşi Hz. Musa'yı önceliyor ve onun kendisi aleyhinde düşünmesinden korkuyor.

Ayetten anlaşılan bu çıkarımı nasıl yorumlamalıyız? İnsani özelliği gereği Hz Harun hata mı yapmıştır? yoksa ben yanlış yerden mi bakıyorum.

Allaha emanet olunuz.
Yusuf Gökçe
01.10.2015 19:48
yecüc mecüc
sa.hocam yecüc mecücün yerle gök arasında bir yerde oldugunu bu kavmin nuh as dönemindeki kafir insanlar ve cinler oldugunu söylüyorsunuz halbuki ben bu kavmin ademogullarından milyonlarca yıl önce dünyada yaşamış ve bozgunculukta ittifak etmiş farklı bir varlık kümesi oldugunu düşünüyorum.bu kavim helaka uğramış ancak bir kısmı kıyametten önce yeryüzüne çıkarılmak üzere azapları ertelenmiş ve bu kavim yerin çeperleriyle ihata edilmiştir.hz. zülkarneynin ikinci yolculuğunda gördüğü kavim işte bu kavimdir.'güneşle bu kavim arasında güneşten gayri hiçbir setre yaratmamıştık ifadesi dünyanın geçmişteki halidir.adem ve soyu için dünya sonradan bugünkü halini almıştır.yecüc ve mecüc ,dünyanın güneşin çekim gücüyle yuvarlaklaşmasıyla dünyanın katmanları arasına hapsolmuşlardır. bir gün çıktıklarında da zülkarneyn bu varlıkların çıktıkları gediğe aşılmaz ve delinemez bir engel yapacaktır.güneşle söz konusu kavim arasında hiçbir setre yaratmamıştık ifadesi dünyanın1 düz oldugunu ,atmosferin olmadıgını,bitkilerin yaratılmadıgını... gösterir.2 bu kavmin bu şartlar altında yaşayabilen varlık kümesi oldugunu da gösterir.3. meleklerin allahu tealanın ben yeryüzüne bir halife atayacağım demesi arzda kan dökecek bozgunculuk yapacak birinimi halife olarak tayin edeceksin demeleri de arzda ademogullarından önce bir kavmin varlığını göstermektedir.yorumuma cevabınızı inşaallah bekliyorum sevğili hocam.sa.
Mehmed Alagaş
26.04.2015 02:03
Ve aleykümselam
Hayır güzel kardeşim, ayetlere dayalı o genel görüşlerimizde herhangi bir değişiklik yok. Sadece “meleklerin yaşam hızının veya zaman algılayışının bizlerden 18.250.000 kat daha fazla olduğu” ifadesini tashih ediyor ve meleklerin yaşam hızının, bizlerin dünyevi yaşam hızından (söz konusu rakamdan) çok çok daha fazla olduğunu düşünüyoruz.
İnşirah Melâl
25.04.2015 13:53
Selamunaleyküm
Mehmed hocam bu tashihiniz, kitabınızın o bölümündeki yaşam hızı ve zaman algılayışıyla ilgili genel görüşlerinizi değiştiriyor mu?
Mehmed Alagaş
20.04.2015 22:39
TASHİH
Selamunaleyküm

“Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, süresi ellibin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (70-Mearic 4)”

Bu ayetle ilgili olarak asırlardır kabul gören geleneksel anlayışı yeterince araştırmadan makul görmemden kaynaklanmış olacak ki, ayetteki ‘ellibin yıl’ ifadesinin biz insanlara göre ellibin yıl olarak anlamış ve bu anlayıştan hareketle “Ellibin yılı 365’le çarparsak, meleklerin yaşam hızının veya zaman algılayışının bizlerden 18.250.000 kat daha fazla olduğunu..” ifade etmiştim.

Son yıllarda özellikle Mearic 3’ü dikkate alarak sürdürdüğüm araştırmalarda geldiğim nokta ise ayetteki ‘ellibin yıl’ ifadesinin biz insanlara nisbetle değil, bizzat meleklerin kendilerine nisbetle ilgili bir ifade olduğudur. Göğün yollarıyla ilgili çalışmalarımı paylaşmam nasib olursa daha iyi anlaşılacaktır ki (en basit örneğiyle yürüyen merdivenlerde olduğu gibi) bu yollar, yolcuyu -yaratılmış alemdeki her hızı, çok çok gerilerde bırakacak bir hızla- yükselten yollardır. Nitekim Ruh ve melekler de kendi hızlarına göre ellibin yılda ulaşabilecekleri bir menzile, yükselten bu yollar sayesinde bir günde ulaşabilmektedirler.

Yaratılış ve İnsanlık tarihi kitabımızdaki bu ifadeleri araştırmacı kardeşlerimiz için tashih ediyor ve yeni yayınlanan meal çalışmamızda da belirttiğimiz gibi bu iki ayet-i kerimeyi aşağıda verdiğimiz gibi anladığımızı ifade ediyoruz.

(Yüksek derecelere) yükselten yollar sahibi olan Allah'tandır. (70-Mearic 3)
Melekler ve ruh (bu yollar ile kendi hızlarına göre) süresi ellibin yıl olan bir günde O'na yükselip-çıkar. (70-Mearic 4)

Dua ile..
Mehmed Alagaş
17.11.2014 19:28
Ve aleykümselam
Murtaza kardeşim, kitabta bunun yeterince açık belirtildiğini zannediyordum.

Musa Aleyhisselam savaş emrine karşı çıkarak "Sen ve Rabbin gidip savaşın" diyen İsrailoğulları hakkında "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır. (5-Maide 25)” duasında bulunmuştu. Kavminden muzdarip bu peygamberin özellikle belirttiği "Bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır" duasına icabet eden Rabbimiz, elbetteki Musa Aleyhisselam ile İsrailoğullarının arasını ayırmıştı.

Nitekim "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp-dolaşıp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna karşı üzülme. (5-Maide 26)” buyruğunda da sadece onların yeryüzünde 'şaşkınca dönüp-dolaşacakları bildirilmekte ve o fasıklar topluluğu hakkında artık üzülmemesi gerektiği beyan edilmektedir.
Murtaza Sayın
16.11.2014 18:28

S A hocam israil ogulları tih de başlarında musa a s olmadanmı 40 sene kaldılar tam anlayamadım şimdiden ALLAH razı olsun selam ve dua ile
Murtaza Sayın
17.10.2014 12:38
salamün aleyküm hocam
inşallah iyisinizdir hocam eyyüp a s kıssasında eyup a s iyileştigi zaman ilk ailesi cocukları tekrar verildigine dair anladılıyor bunların kuran ve sünnete göre delilleri varmı yoksa sadece rivayetlerden ibaretmi hocam şimdiden allah razı olsun selamün aleyküm ve dua ile


insandergisi.com:


Sayın Murtaza SAYIN!
Sormuş olduğunuz soru ile ilgili kitapta şunlar zikredilmiştir;

"Allah’ın lutfu ile bu suyu içen ve bu suyla yıkanan Eyyub Aleyhisselam, çok kısa sürede iyileşmiş ve eskisinden daha sıhhatli bir duruma gelmişti. Kur'an-ı Kerim'de

"Böylece onun çağrısına cevap verdik. Kendisinden o derdi giderdik; ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla bir katını daha verdik. (21-Enbiya 84)"

buyurulduğu gibi Rahman olan Rabbimiz Eyyub Aleyhisselam’a hem ailesini ve hem de onun bir mislini daha vererek, ona birçok salih evladlar nasib etmişti. İlk ailesine kavuştuğu zaman yıllar önce yaptığı andı düşünen ve haklı da olsa vicdanen gerçekleştirmek istemediği bu and konusunda ne yapacağını bilemeyen Eyyub Aleyhisselam’a, yine Rabbimiz yol göstermiş ve söz konusu andın bozulması değil yerine getirilmesi gereken bir and olduğuna işaret ederek

“(Söylediğin adet kadar) elinle (ince başak veya bitki sapından) deste al ve onunla vur. Andını bozma (38-Sad 44)” diye vahyetmişti."
Murtaza Sayın
15.10.2014 11:15

s a hocam okudum ve inşallah anladım allah razı olsun selam ve dua ile
Mehmed Alagaş
13.10.2014 20:25
Ve aleykümselam
Bu kitabın sorunla ilgili bölümünü dikkatle okumanı tavsiye ediyorum Murtaza kardeşim.
Dua ile..
Murtaza Sayın
13.10.2014 15:30
S.a Hocam
Yusuf as kıssasında geçen Bünyamini alıkoymak için bardağı erzağın içine koymayı Allah cc mi söylüyor, Yusuf as mı koyuyor? Bu durumda bir kişiyi yapmadığı bir suçdan dolayı alıkoymanın hikmetini yada peygamberlik şahsında nasıl anlamalıyız Allah'ın her hükmünde bir hikmet her hikmetinde bir rahmet vardır. Allah cc simdiden sizden ve sizin gibi müslümanlardan razı olsun selam ve dua ile
Mehmed Alagaş
14.01.2014 22:48
Ve aleykümselam Fatma kardeşim
Salih kulla ilgili Kur'an-ı Kerim'de önemli işaretler olmasına rağmen kesin bir bilgiye ulaşamadığımız için bu konudaki ağırlıklı kanaatimizi paylaşmak istemiyoruz.

Gemiyi delme eylemini sadece kendisine nisbet eden salih kulun çocuğun öldürülmesiyle ilgili ikinci eylemi Biz dediği bir çoğunluğa nisbet etmesi, bu eylemi (Allah'ın izniyle ve O'nun gözetimi altında böylesine önemli bir kararı verebilecek ve bizim mahiyetini bilmediğimiz özel bir heyetle) istişare ederek yaptığını göstermektedir.

Ayet metninde "Hatta" kelimesiyle ifade edilen nihayet veya oluncaya kadar anlamları ise bu yolculuğa çıkarken "Beni İnşaallah sabredenlerden bulacaksın" sözünü veren Musa (a.s.)'ın kıssada zikredilen olayların dışında da bize yansıtılmasına gerek olmayan bazı özel olaylar yaşadığına ve bu olayları sabırla karşıladığına işarettir.
Fatma Ceren
14.01.2014 22:20
Selamun aleyküm
Bu "salih kul" ve "Biz" dediği çoğunluk kimdir Mehmed abi?

Ayrıca Salih kul ile Musa (a.s.) yola koyulunca gemiye binmek, erkek çocukla karşılaşmak ve kasabaya gelmek çok zor ve ulaşılmaz mıydı ki devamlı "nihayet" ibaresi kullanılıyor?
Mehmed Alagaş
14.01.2014 19:20
Ve aleykümselam Ahmed kardeşim
Daha önceki çalışmalarımda da belirttiğimiz gibi salih kul buradaki Biz ifadesiyle Rabbimizin dahil olmadığı bir çoğunluğu kastediyor. Sizin de altını çizdiğiniz gibi Rabbimiz zanda bulunmaktan münezzeh olduğu gibi endişe edip-korkmaktan da münezzehtir.
Ahmet Taşkın
14.01.2014 11:26
Kehf 80'e göre Allah Gelecekte ne yapacağımızı net olarak bilmiyor mu?
Selamunaleykum Mehmed Abim,

Kehf Suresi 80. ayette "Çocuğa gelince, anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk." deniyor.

burada salih kulun "korktuk" ifadesi üzerinde durmak istiyorum. cocugu öldürme gerekcesinde "korktuk" diyor. yani "anne ve babasını azgınlığa sürükleyecekti "demiyor. Bir tahmin var burada.

Buradan yola çıkarak birileri "Allahın gelecekte yaşananları net olarak bilmediğini "söylüyor.

Bu ayette Allah kesin bir ifade yerine neden tahmini bir ifade olan "korktuk" kelimesini kullanıyor?

allaha emanet olun.
Mehmed Alagaş
19.12.2013 21:12
Fatma kardeşim
Rabbimizin mekandan münezzeh olduğunu söyledikten sonra
Rabbimize yaratılmış alemde mekan nisbet eden böylesi yaklaşımları nasıl değerlendirmemi bekliyorsunuz ki?

Bu sorunuzda meseleyi bir üst plana taşıyarak "Allah'a yaratılmış alemde mekan nisbet etmek yanlış ise bu işin doğrusu ne?" diyorsanız böyle bir sorunun cevabı, günümüz anlayış seviyesinin çok üstündedir.

Şu kadarını söyleyeyim ki yaratılmış alemde değil Rabbimizin Zatında bazı esmalarla ilgili mekan söz konusu olsa da, şanı yüce Rabbimiz Zatında bulunan bu mekana değil-bu mekan şanı yüce Rabbimize muhtaçtır.

Göğün genişlemesiyle ilgili olan bilimsel gözleme değil, bu gözlemden hareketle getirilen batıl yoruma karşı çıkmıştım. Magdeburg deneyinden hareketle öncelikle ayetlerde bildirildiği gibi yer ve gök bitişikken (yani ikisi arasında hiçbir mekan yokken) açılmasının nasıl bir kuvvet ve kudrete gerek duyduğuna işaret ettiğim gibi göğün genişletilmesi de konudan uzak bir olay değildir.

Zaten günümüz bilimselliği Magdeburg deneyindeki gerçekliği dikkate alsa yokluk içinde açılan bir mekanın açılmaya değil kapanmaya meyyal olduğunu anlayarak "Göğün kendince genişlediğini" değil "Genişletildiğini" söylemesi gerekirdi. Tabi bunu söyledikleri zaman bu genişlemenin hangi güç tarafından gerçekleşebileceği sorusu gündeme gelecek ve bu soruya bilimsellikten uzak tutmak istedikleri "Allah" cevabını vermeye mecbur olacaklardır.
Fatma Ceren
18.12.2013 01:38
Teşekkür ederim. Ancak,
bu yaklaşımları nasıl karşıladığınızı değil, kitapta öne sürdüğünüz teziniz gereğince, nasıl değerlendirdiğinizi sormuştum. İkisi aynı şey değil.

O bölümde(Yerlerin ve Göklerin Yaratılması) anlattıklarınızdan, Allah'ın(c.c.), yaratmaya kendi içinde mekan ve maddeye bir yer açarak(yaratarak) başladığını ve etrafını da tüm kudretiyle kuşattığını; arşa istiva etmenin de bu demek olduğunu mu kastediyorsunuz?

Ve,

"Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve Biz(onu) genişletici olanlarız"(51-47) ayetindeki "Göğün genişletilmesi" ifadesi; bugün bilimin keşfettiği "Evrenin genişlemesi" keşfi ile anlaşılamayacaksa -ki kesinlikle öyle- bu ayeti, "maddeye mekan açma, istiva etme, yer ve göğün bitişikken açılması" konusu ve ilgili diğer ayetlerle birlikte nasıl anlamalıyız?

Magdeburg deneyi örneğinizle, yerin ve göğün bitişikken ayrılmasını mı açıklıyorsunuz yoksa göğün genişletilmesini mi? Ya da her ikisini mi?

Mehmed Alagaş
18.12.2013 00:41
Fatma Kardeşim!
Rabbimizin mekandan münezzeh olduğunu bildiğim için "Yerdedir, göktedir, her yerdedir.." gibi bildik yaklaşımları hiç değerlendirmiyor, böylesi sözleri makbul görmesem de söyleyenlerin keyfiyetini dikkate alarak makul karşılıyorum.
Fatma Ceren
17.12.2013 22:17
Arşa İstiva Etmek
"Çünkü Hak ve gerçek olan İlahi vahiy, bilimselliğin karşısında ölçülecek bir nesne değil, ölçünün ta kendisidir" (sf.49)

diyor ve Fizik Bilimini alt üst ediyorsunuz.

Maddenin mekana muhtaç olduğu gerçeğinden hareketle, yoklukta açılan mekanın; mekandan münezzeh bir şeyin içinde olması gerekir diyor ve,

"Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arşa istiva eden O'dur" ayetinin müteşabih değil muhkem olduğunu söylüyorsunuz. Bu ve benzeri ayetlerde geçen "Arşa istiva etmek" fiilini, "Mekandan münezzeh kudretiyle kuşatan" şeklinde meallendirdiğinize göre,

"Allah(c.c.) yerdedir, göktedir, O her yerdedir"... gibi bildik yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mehmed Alagaş
04.12.2013 20:40

Selam
Bekir kardeşim.
İlahi vahyin gündem olmadığı veya gündemi İlahi vahyin oluşturmadığı toplumlar, yönetmenliğini müstekbirlerin yaptığı değişken gündemleri konuşan toplumlardır. Bu toplumlar için günümüz dünyasında ABD'nin veya falanca bir devletin ne düşündüğü, ne yaptığı veya ne yapacağı, bütün bu gelişmeleri hakkıyle bilen Rabbimizin böylesi durumlarda geçmişte ne yaptığı, şimdi ve yakın zamanda ne yapacağından daha önemli zannedilmektedir. Bu batıl zan birçok müslümanın itikadında yer almasa da, pratiğinde ve gündem anlayışında kendisini göstermektedir.

Hakkın değil realitenin dikkate alındığı günümüz dünyasında bu duruma ne yazık ki şaşırmıyor, ümmet için önemli olan ayetlere dayalı görüşleri doğruysa tasdik, yanlışsa tenkid etmekten bile çekinen kardeşlerimiz için elbetteki dua ediyoruz.

Allah hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin...
Bekir Ziyadanoğulları
04.12.2013 01:00

Yüzyıllarca Ehli sünnet, Mutezile ve diğer fırkalar arasında süregelen 'ru'yetullah', 'şefaat' gibi tartışmaların yersiz olduğunu ayetlerle izah edişiniz açıkçası beni muazzam bir şekilde şaşırttı.
Hele 'Rahman, arşı istiva etti' ayetine yaptığınız açıklama yıllarca kafamı kurcalayan sorulara net bir cevaptı açıkçası.
A'raf suresindeki "köpekleşmiş şahsın" Samiri olduğu gerçeği ise başlı başına Kur'an'a bakışta bir çığır açmaktır.

Ama hocam, ne ilginçtir ki bu çığır açan yaklaşımlar bizim çevrelerde bir yankı bulmuyor! Ne diyorsunuz bu işe hocam.

Saygılarım ve selamlarımla...
Mehmed Alagaş
02.12.2013 23:12
Bekir kardeşim!
Mehmed hocana değil Mehmed abine veya Mehmed kardeşine verdiğin bu karşılık için teşekkür ederim.

Hac 15'le ilgili olarak "Belki geçen sürede bir neticeye varmışsınızdır" cümleniz beni gülümsetti. Son kitabdan bu yana ne kadar zaman geçtiki Bekir kardeşim. Kaldı ki Mehmed kardeşinin 15-20 yıldır üzerinde düşünüp-araştırdığı ve hiç ilerleme kaydetmemesine rağmen acele etmeden düşünüp-araştırmaya devam ettiği birçok ayet vardır.

Allah'a emanet olalım..
Bekir Ziya
01.12.2013 23:34
Hocam,
Verdiğiniz cevaplar için çok teşekkür ediyorum. Zahmet buyurmuşsunuz.
İslami bir temelimiz ve sizin yaptığınız gibi Kur'an'ı anlama metoduna ve o derinliğe sahip olmadığımız için ve doğrusu biraz da geç kaldığımız için, hazıra konma gibi bir durumda bulunuyoruz maalesef.

Müteşabih Müslümanlar kitabınızı okumuştum. Bahsi geçen ayeti anlamadığınızı orada beyan ettiğinizi biliyorum. Daha başka kaynaklardan da baktım ama bir türlü doyurucu bir açıklama bulamadığım için tekrar size danışmayı uygun buldum. Belki geçen sürede bir neticeye varmışsınızdır diye.

Değerli zamanınızı aldığım için özür diliyorum hocam.
Yeni çalışmalarınızı sabırsızlıkla bekliyorum...
Ömer Muhtar
01.12.2013 21:09
kuran-ı kerim tarihi
Tarih okumayı çok severim, hele bu kuran kaynaklı bir tarih olursa, insanlık tarihini kurandan öğrenmek daha da güzel.

Bundan dolayı bu tür çalışmalarınızın devam etmesini ve peygamberimiz hz muhammed (s.a.v.)'in hayatını anlatan; hem kuranda anlatıldığı kadarıyla hemde sahih tarihi kaynaklardan beslenerek yazılan bir kitabınızın çıkmasını büyük bir umudla bekliyorum inşaallah.

(Hakkınızı helal edin , biraz sipariş verir gibi oluyor ama; her insan birşeyler tefekkür eder ama tefekkürünü yazı diliyle ifade edebilme yeteneği yeterli olmayabilir. Sizi kitaplarınızdan tanıyorum ve bu kitaplardan tanıdığım Mehmed Alagaş'ı Allah için seviyorum. )
Mehmed Alagaş
01.12.2013 04:04
YECÜC ve MECÜC...
Ye'cüc ve Me'cüc meselesinde sadece bir mukaddime yaptığımı, kitablarda bu meseleyi şimdilik fazla açmadığımı biliyorum. Şu kadarını söyleyeyim ki;

Ye'cüc ve Me'cüc, Rabbimizin cehennemi insanlarla ve cinlerle dolduracağını bilen Nuh (a.s.) duasıyla bu cehennemliklerin çoğunun (aralarında istisnalar olsa da) onların soylarına verildiği ve yine Nuh (a.s.)'ın yer üstünden gelip geçecek tüm insanlar için rahmet olan duasıyla yeryüzünden uzaklaştırılan, yer ve gökteki iki sedle (ki bu iki seddin birleştiği yer vardır) yer üstüne gelmeleri engellenen, bulundukları şartlarda da üremeye devam eden ins ve cin topluluğudur.

Bekir kardeşim,
bir diğer mesajında bana Hac suresi 15 ayetini soruyorsun. Müteşabih Müslümanlar kitabında bu ayeti henüz anlayamadığını açıkça ifade eden Mehmed kardeşine bunu sormandan, bu kitabını henüz okumadığını anlıyor, araştırmacı bir kimliğe sahip olduğunu düşündüğüm sen kardeşime bu kitabı önemle tavsiye ediyorum.

Cennet duasıyla..
Mehmed Alagaş
01.12.2013 04:00
NEDEN AMERİKA...
Geçmiş dönemlerde gemicilikte kullanılan sedir ağacıyla ilgili olarak yazdıklarımın ötesinde bir malumatım yok.

Sebe'nin yaşadığı yer (34-Sebe 12) ayetinde beyan edilen mesafe ışığında Amerika veya Avustralya dışında bir yer değildir. Ancak;

"(Sonra) onlarla mübarek-bereketli kıldığımız memleketler arasında (deniz üstünde) görünebilen beldeler (adalar, konaklama yerleri) var ettik ve orada (okyanusta) gidip-gelme (imkanlarını) takdir ettik. (Onlara) "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik). (34-Sebe 18)"

ayetinde beyan edilen insanların bir süre yaşayıp, daha sonra sular altında kalan adaların Atlas okyonusunda bulunması, Bu haritaları Süleyman (a.s.) haritalarından faydalanarak yaptım diyen Piri Reis haritalarında özellikle Amerika'nın yer alması, Avustralya olasılığını zayıflatarak Amerika'yı ön plana çıkarmaktadır.
Mehmed Alagaş
01.12.2013 03:45
SALİH KUL...
Bekir kardeşim!
Kısa bir mesajda ne kadar çok ve ciddi soru sormuşsun.
Öncelikle şunu hatırlatmak isterim ki bazı önemli meselelere değişik kitablarda değindiğim için alıntı yaptığınız ifadeleri hangi kitabta okuduğunuzu söylemenizde benim sizin nereyi okuduğunuzu bilmem açısından fayda vardır.

Salih kulun kim olabileceği konusunda Kur'an'da önemli ipuçları gerçekten vardır.
Bu ipuçlarına ulaşmanız için salih kulun yolculuk boyunca yaptıklarını çok daha derin olarak incelemeniz, geleceğe ait bilgilere gayb ilmiyle mi yoksa farklı yollarla görece olarak mı uzandığını, Allah'ın gayb ilmine hiç kimseyi muttali kılmadığını beyan eden ayetleri dikkate alarak, bu ilme değil bu bilgiye görece olarak ulaşabilecek yollara sahip bir kişinin olup-olmayacağını araştırmanız gerekir.
Bekir Ziyadanoğulları
01.12.2013 03:34
Hocam!
Musa(as) ile salih kul kıssasında geçen Salih Kul'un kimliği hakkında Kur'an'da önemli ip uçları var, demiştiniz. Bu önemli ip uçlarının neler olduğunu sizden öğrenmemiz mümkün mü acaba?

Sebe suresindeki, benim hep takılıp kaldığım 'acı ılgın yemişli, biraz da sedir ağacı' ifadelerinin yer tarifi olduğunu söylemiştiniz. O yer neresidir? Eğer Amerika ise bunun delili nedir?

Ye'cüc ve Me'cüc'ün kim oldukları noktasında Ad ve Nuh kavimlerini işaret etmekle beraber sanki muallakta bırakmışsınız gibi geldi bana. Biraz açıklama yapmanız mümkün mü hocam?

Cevap verirseniz sevinirim efendim.
Yorum yap yorum