Sure Ayet

Hûd Suresi



Hûd Suresi 123 ayettir. Nüzulü Mekke'de olup 52. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 220 sayfa numarasında yer almaktadır.
Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
 

 
 
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 
 
1 - Elif, Lam, Ra, (Bu, bütün) ayetleri muhkem kılınmış (muhkemleştirilmiş) sonra da Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) ve Habir (her şeyden haberdar) olan tarafından (ayrıntılı olarak) açıklanmış bir Kitab'tır. (11-Hûd 1)

 
 
2 - (De ki) "Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten ben, size O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim." (11-Hûd 2)

 
 
3 - Ve Rabbinizden mağfiret (bağışlanma) dileyin sonra O'na tevbe edin ki sizi adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (geçimlik) ile yararlandırsın ve her ihsan sahibine Kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım. (11-Hûd 3)

 
 
4 - Sizin dönüşünüz Allah'adır. O her şeye kadirdir (güç yetirendir). (11-Hûd 4)

 
 
5 - Haberiniz olsun ki onlar, O'ndan gizlemek için göğüslerini (başka düşüncelere) çevirirler. Oysa onlar (gizlilik) örtülerine bürünürlerken Allah gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilmektedir. Çünkü O, göğüslerin özünde saklı olanı bilendir. (11-Hûd 5)

 
 
6 - Yeryüzünde debelenen ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkı ancak Allah'a aittir. (Allah) onun karar (yerleşik) yerini de, geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) hepsi mübin (apaçık) bir Kitab'tadır. (11-Hûd 6)

 
 
7 - O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi-daha güzel olduğunu denemek (ortaya çıkarmak) için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun ki onlara "Siz ölümden sonra yeniden diriltileceksiniz" dersen, küfre sapanlar mutlaka "Bu açıkça bir sihirden-büyüden (kendin gibi bizi de büyülemek istemenden) başka bir şey değildir" derler. (11-Hûd 7)

 
 
8 - Andolsun ki onlardan azabı sayılı (belirli ) bir süreye kadar ertelersek mutlaka "Onun gelmesini engelleyen (bizden çeviren şey) nedir?" derler. Haberiniz olsun ki onlara bunun (azabın) geleceği gün, onlardan asla geri çevrilecek değildir ve alaya almakta oldukları şey kendilerini çepeçevre kuşatacaktır. (11-Hûd 8)

 
 
9 - Andolsun ki Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak, o umudunu kesmiş bir nankör olur. (11-Hûd 9)

 
 
10 - Eğer kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet taddırırsak "Kötülükler benden (giderildi değil) gitti" der. Çünkü o kibirli (kendini beğenmiş) bir şımarıktır. (11-Hûd 10)

 
 
11 - Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar müstesnadır (böyle değildir). İşte mağfiret (bağışlanma) ve büyük ecir-mükafat bunlarındır. (11-Hûd 11)

 
 
12 - Şimdi onların "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla sana vahyolunanlardan bir kısmını (onlara duyurmak istemeyip) terkedecek (gibi) olursun ve bundan da göğsün daralır. Sen yalnızca bir uyarıp-korkutucusun. Allah her şeye Vekil'dir. (11-Hûd 12)

 
 
13 - Yoksa "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki "Eğer doğru söylüyorsanız, haydi siz de uydurulmuş olarak onun benzeri on sure getirin. Allah'tan başka güç yetirip-çağırabileceğiniz (şeytan da dahil) herkesi de (yardıma) çağırın." (11-Hûd 13)

 
 
14 - Eğer bunun üzerine size cevab veremezlerse bilin ki o (Kitab) ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka ilah yoktur. Artık (hakka teslim oldunuz mu) müslüman mısınız? (11-Hûd 14)

 
 
15 - Kim (çalışmalarına karşılık) dünya hayatını ve onun zinetini isterse, onlara orada (dünyada) amellerinin karşılığını tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir zarara da uğratılmazlar. (11-Hûd 15)

 
 
16 - Fakat onlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendileri için ateşten başka bir şey yoktur. Onların onda (dünyada) bütün işledikleri (ahirette) boşa çıkmıştır ve (sadece dünyayı isteyerek) yaptıkları şeyler zaten batıldır. (11-Hûd 16)

 
 
17 - (Sadece dünyayı isteyenler) Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunup da yine O'ndan gelen bir şahidin izlediği ve ondan önce de bir önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı bulunan kimse gibi midir? İşte bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Hangi hizipten-zümreden (olursa olsun) kim onu inkar ederse, ona vaadedilen yer ateştir. Bundan şüphen olmasın. Çünkü bu Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler. (11-Hûd 17)

 
 
18 - Allah'a karşı yalan yere iftira uydurandan daha zalim kimdir? İşte bunlar Rablerine sunulacaklar ve şahidler "Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır" diyecekler. İyi bilin ki Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir. (11-Hûd 18)

 
 
19 - Onlar (insanları ve cinleri) Allah'ın yolundan engelleyenler ve onu eğri göstermek isteyenlerdir. Ahireti inkar edenler de onlardır. (11-Hûd 19)

 
 
20 - Onlar arzda-yerde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir ve bunların Allah'tan başka velileri de yoktur. Onların azabı kat kat artırılır. Çünkü onlar (hakkı) işitmeye tahammül edemezler ve görmezlerdi. (11-Hûd 20)

 
 
21 - Onlar kendi nefislerini hüsrana uğratanlardır ve (Allah'a şirk koşarak) uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden uzaklaşıp-kaybolmuşlardır. (11-Hûd 21)

 
 
22 - Kesinlikle onlar, ahirette en çok hüsrana (ebedi ziyana) uğrayanlardır. (11-Hûd 22)

 
 
23 - İman edip salih amellerde bulunanlar ve Rablerine kalpleri mutmain (tatmin bulmuş) olarak bağlananlar, işte onlar da cennet ashabıdır-halkıdır. Orada ebedi olarak kalacaklardır. (11-Hûd 23)

 
 
24 - Bu iki zümrenin misali, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Bunlar hiç eşit olur mu? Yine de düşünüp-öğüt almayacak mısınız? (11-Hûd 24)

 
 
25 - Andolsun ki Biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara dedi ki) "Ben sizin için apaçık bir uyarıp-korkutucuyum." (11-Hûd 25)

 
 
26 - Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Ben sizin için elem-acı verici bir günün azabından korkuyorum (11-Hûd 26)

 
 
27 - Kavminden küfre sapanların önde gelenleri (elebaşları) "Biz seni sadece bizim gibi bir beşer olarak görüyoruz. Sana basit-sığ görüşlü olan ayak takımından başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine biz sizi yalancılar sanıyoruz" dediler. (11-Hûd 27)

 
 
28 - (Nuh) dedi ki "Ey Kavmim. Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge-delil üzerinde isem ve Rabbim bana Kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemiyorken biz sizi ona zorlayacak mıyız?" (11-Hûd 28)

 
 
29 - Ey kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim-mükafatım yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri (yanımdan da) kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum. (11-Hûd 29)

 
 
30 - Ey kavmim ben onları (sizin hor gördüklerinizi yanımdan) kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karşı) beni kim koruyup-kurtarabilir? Hiç düşünmez misiniz? (11-Hûd 30)

 
 
31 - Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum ve sizin (kendi ölçünüze göre) hor gördükleriniz hakkında Allah kesin olarak onlara bir hayır vermez" de demiyorum. (Onların) nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (onları kovarsam) ben de zalimlerden olurum." (11-Hûd 31)

 
 
32 - Dediler ki "Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin (tartışmayı çok uzattın). Eğer doğru söylüyorsan (tartışmayı bırakarak) bize vadettiğini (bizi tehdit ettiğin azabı) getir." (11-Hûd 32)

 
 
33 - (Nuh) dedi ki "Onu size dilediği takdirde ancak Allah getirir. Ve siz (O'nu) asla aciz bırakacak değilsiniz." (11-Hûd 33)

 
 
34 - Eğer Allah sizi (hidayete layık görmeyip şeytanla) azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de (öğüdümün) size yararı olmaz. O sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz. (11-Hûd 34)

 
 
35 - Onlar "Bunu uydurdu" mu diyorlar? De ki "Eğer onu ben uydurduysam, günahım bana aittir. Ben sizin (bu iftirayla) işlediğiniz günahtan uzağım." (11-Hûd 35)

 
 
36 - Nuh'a vahyolundu ki "Kavminden (şimdiye kadar) iman edenlerden başka hiç kimse (artık) kesinlikle inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme." (11-Hûd 36)

 
 
37 - Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Zulmedenler hakkında da bana hitapta bulunma. Onlar mutlaka (suda) boğulacaklardır. (11-Hûd 37)

 
 
38 - Gemiyi yapmaktaydı. Kavminin 'önde gelen çevresi' kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. O da "Bizimle alay ediyorsunuz, (şimdi bizimle) alay ettiğiniz gibi biz de (yakında) sizinle alay edeceğiz" dedi. (11-Hûd 38)

 
 
39 - Aşağılatıcı-perişan edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin üstüne çökeceğini yakında görüp-bileceksiniz. (11-Hûd 39)

 
 
40 - Sonunda emrimiz geldiği ve tandır kaynayıp-fevaran ettiği (jeoterm derecesi hızla yükseldiği) zaman (Nuh'a) dedik ki "Herbirinden ikişer eş (birer çift hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri ona (gemiye) yükle." Zaten onunla beraber pek az kimse iman etmişti. (11-Hûd 40)

 
 
41 - (Nuh) dedi ki "Ona binin. Onun yüzmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphe yok ki benim Rabbim Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir)." (11-Hûd 41)

 
 
42 - (Gemi) içindekilerle birlikte dağlar gibi dalga(lar) arasında akıp-gitmekteyken, Nuh bir kenara çekilmiş olan oğluna "Ey oğlum (yavrucuğum) bizimle birlikte bin ve kafirlerle beraber olma" diye seslendi. (11-Hûd 42)

 
 
43 - (Oğlu) "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" deyince (Nuh) dedi ki "Bugün Allah'ın emrinden, Allah'ın rahmetiyle esirgediğinden başkası için (sığınılacak) hiçbir koruyucu yoktur." Ve aralarına dalga girdi böylece o da boğulanlardan oldu. (11-Hûd 43)

 
 
44 - Denildi ki "Ey yer suyunu yut ve ey gök sen de (suyunu) tut." Su çekildi, iş bitirildi, (gemi de) Cudi (yüksek dağ) üstüne oturdu ve zalimler topluluğuna "(Yer üstünden) uzak olsunlar" denildi. (11-Hûd 44)

 
 
45 - Nuh Rabbine niyaz edip-seslenerek "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Sen'in vaadin de elbette haktır. Sen hakimlerin hakimisin" dedi. (11-Hûd 45)

 
 
46 - (Allah) buyurdu ki "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü (onun yaptığı) salih olmayan (kötü) bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan şeyi Benden isteme. Ben sana cahillerden olmamanı (öğütler) tavsiye ederim." (11-Hûd 46)

 
 
47 - Dedi ki "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Sen'den istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum." (11-Hûd 47)

 
 
48 - Ey Nuh denildi. "Sana ve seninle birlikte olan (gelecek) ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Bu gemi nimetimizden gelecek) ümmetleri de yararlandıracağız sonra onlara Biz'den acıklı bir azab dokunacaktır." (11-Hûd 48)

 
 
49 - İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce bunları sen ve kavmin bilmiyordunuz. Şu halde sabret, (en güzel) akibet muttakilerindir (takva sahiblerinindir). (11-Hûd 49)

 
 
50 - Ad kavmine de kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki "Ey kavmim Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Siz sadece yalan uydurup-duruyorsunuz." (11-Hûd 50)

 
 
51 - Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Artık akıl erdirmeyecek misiniz? (11-Hûd 51)

 
 
52 - Ey kavmim, Rabbinizden mağfiret (bağışlanma) dileyin sonra O'na tevekkül edin. Üstünüze gökten sağanak (bereketli yağmurlar) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Mücrimler (suçlu-günahkarlar) olarak yüz çevirmeyin. (11-Hûd 52)

 
 
53 - Dediler ki "Ey Hud. Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin, biz de senin sözünle ilahlarımızı terketmeyiz ve sana iman edecek de değiliz." (11-Hûd 53)

 
 
54 - Biz 'Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır' demekten başka bir şey söylemeyiz. (Hud) dedi ki "Allah'ı şahid tutuyorum, siz de şahid olun ki ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım." (11-Hûd 54)

 
 
55 - O'ndan başka (taptıklarınızdan uzağım). Artık hepiniz birlikte bana dilediğiniz tuzağı kurun sonra bana süre de tanımayın. (11-Hûd 55)

 
 
56 - Ben sadece benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir dabbe (debelenen hiçbir canlı) yoktur. Muhakkak ki benim Rabbim, dosdoğru bir yoldadır (değişmez sünneti hak ve dosdoğrudur). (11-Hûd 56)

 
 
57 - Yine de yüz çevirirseniz artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizin yerinize başka bir kavmi getirir. Siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim Hafız'dır (her şeyi gözetleyip-koruyandır). (11-Hûd 57)

 
 
58 - Emrimiz geldiği zaman tarafımızdan bir rahmet ile Hud'u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları çok şiddetli-ağır bir azabdan kurtardık. (11-Hûd 58)

 
 
59 - İşte Ad (kavminin akibeti), (onlar) Rablerinin ayetlerini (bile bile) inkar ettiler, resullerine isyan ettiler ve (küfürde) inatçı her zorbanın emrine uyup-peşinden gittiler. (11-Hûd 59)

 
 
60 - Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Bilin ki Ad (kavmi) Rablerini inkar ettiler. Yine bilin ki Hud'un kavmi Ad'a (yeryüzünden) uzaklık (verildi). (11-Hûd 60)

 
 
61 - Semud'a da kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve sizi orada ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan mağfiret (bağışlanma) dileyin sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim (kullarına) yakın olandır, (tevbe ve duaları) kabul edendir." (11-Hûd 61)

 
 
62 - Dediler ki "Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (fayda) umulan biriydin. Şimdi sen bizi atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan engelliyor musun? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşkulandırıcı bir şüphe içindeyiz." (11-Hûd 62)

 
 
63 - (Salih) dedi ki Ey kavmim, bana (görüşünüzü) söyler misiniz? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem, bana tarafından bir rahmet vermişse ve ben bu durumda O'na isyan edecek olursam, Allah'a karşı beni kim savunup-koruyabilecektir? Bana hüsrandan (kaybımı artırmaktan) başka bir şey kazandırmayacaksınız." (11-Hûd 63)

 
 
64 - Ey kavmim, işte size bir ayet (mucize) olarak Allah'ın devesi. Onu serbest bırakın, Allah'ın arzında yesin. Ona kötülükle dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azab yakalar. (11-Hûd 64)

 
 
65 - Fakat onu kesip-öldürdüler. (Salih) dedi ki "Yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaaddir." (11-Hûd 65)

 
 
66 - Emrimiz geldiği zaman tarafımızdan bir rahmetle Salih'i ve onunla birlikte iman edenleri o günün zilletinden (aşağılatıcı azabından) kurtardık. Doğrusu senin Rabbin Kavi'dir (her kuvvetin gerçek Sahibidir), Aziz'dir (üstün ve güçlü olandır). (11-Hûd 66)

 
 
67 - O zulmedenleri dayanılmaz bir sayha-ses yakalayıverdi ve kendi yurtlarında dizüstü çökekaldılar. (11-Hûd 67)

 
 
68 - Sanki orada (refah içinde) hiç yaşamamışlardı. Bilin ki Semud (kavmi) Rablerini inkar etmişlerdi. Ve yine bilin ki Semud'a (yeryüzünden) uzaklık (verildi). (11-Hûd 68)

 
 
69 - Andolsun ki elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman "Selam" dediler. O da "Selam" dedi ve hemen (hiç gecikmeden onlara) kızartılmış bir buzağı getirdi. (11-Hûd 69)

 
 
70 - Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim bu durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. (Elçiler) "Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik" dediler (ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesi verdiler). (11-Hûd 70)

 
 
71 - Karısı da ayaktaydı, bunun (müjdenin) üzerine güldü. Biz ona da İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik. (11-Hûd 71)

 
 
72 - (İbrahim'in hanımı) "Vay başıma gelenler. Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey" dedi. (11-Hûd 72)

 
 
73 - Dediler ki "Allah'ın emrine mi şaşırıyorsun? Ey ev halkı, şüphesiz ki Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. O Hamid'dir (en çok övülen ve övülmeye en layık olandır), Mecid'dir (şanı yücedir ve iyiliği boldur)." (11-Hûd 73)

 
 
74 - İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman Lut kavmi hakkında bizimle mücadeleye (elçilerimizle tartışmaya) girişti. (11-Hûd 74)

 
 
75 - İbrahim gerçekten yumuşak huylu, çok içli-duyarlı ve (Allah'a) gönülden yönelen biriydi. (11-Hûd 75)

 
 
76 - (Elçiler dediler ki) "Ey İbrahim bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin emri gelmiştir ve onlara geri çevrilmeyecek bir azab mutlaka gelecektir." (11-Hûd 76)

 
 
77 - Elçilerimiz Lut'a geldiği zaman onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve "Bu oldukça çetin-zorlu bir gün" dedi. (11-Hûd 77)

 
 
78 - Kavmi koşarak onun yanına geldi, (çünkü onlar) daha önce de o kötü-çirkin işleri yapmaktaydılar. (Lut onlara) "Ey kavmim. İşte benim (daha önce nikahlamak istediğiniz) kızlarım, bunlar sizin için daha temizdir. Allah'tan korkun ve beni misafirlerim önünde rezil etmeyin. İçinizde reşid (aklı başında) bir adam yok mu?" dedi. (11-Hûd 78)

 
 
79 - Dediler ki "Andolsun ki (sana iman etmediğimiz için) senin kızlarında bizim bir (nikah) hakkımız olmadığını (söylemiştin, bunu) biliyorsun. Sen bizim (şimdi) ne istediğimizi de biliyorsun." (11-Hûd 79)

 
 
80 - Dedi ki "(Ah keşke) size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim." (11-Hûd 80)

 
 
81 - (Elçiler) dediler ki "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. (Hiç endişelenme) onlar sana asla dokunamazlar. Gecenin bir kısmında ailenle birlikte yürü (yola çık). İçinizden hiç kimse (arkasına bakıp) geri kalmasın fakat karın hariç. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara vadolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?" (11-Hûd 81)

 
 
82 - Emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık. (11-Hûd 82)

 
 
83 - (Bu taşlar) Rabbinin katında damgalanıp-işaretlenmişti. Bunlar (her zalim için ayrı ayrı işaretlenen bu taşlar) zalimlerden uzak değildir. (11-Hûd 83)

 
 
84 - Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. (Zaten) ben sizi bolluk (ve refah) içinde görüyorum. Ve sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum." (11-Hûd 84)

 
 
85 - Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. (11-Hûd 85)

 
 
86 - Eğer mü'minseniz, Allah'ın (helalinden) bıraktığı (kazanç, az da olsa) sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize bir bekçi (gözetip-koruyucu) değilim. (11-Hûd 86)

 
 
87 - Dediler ki "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve reşid (aklı başında) bir adamsın." (11-Hûd 87)

 
 
88 - Dedi ki "Ey kavmim. Ben Rabbimden apaçık bir belge-delil üzerinde isem ve O da bana Kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse, (bu durumuma) ne dersiniz? Ben size yasakladığım şeylerde (aksini yaparak) size aykırı düşmek istemiyorum. Ben gücüm oranında yalnızca ıslah etmek istiyorum. Benim başarım ancak Allah iledir. Sadece O'na tevekkül ettim ve sadece O'na yönelirim." (11-Hûd 88)

 
 
89 - Ey kavmim bana karşı gelişiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de getirmesin. Üstelik Lut kavmi size pek uzak da değil. (11-Hûd 89)

 
 
90 - Rabbinizden mağfiret (bağışlanma) dileyin sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir), Vedud'dur (çok seven ve çok sevilendir). (11-Hûd 90)

 
 
91 - Dediler ki "Ey Şuayb. Biz senin söylediklerinin çoğundan bir şey anlamıyoruz ve biz seni içimizde cidden zayıf (aciz) görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten biz seni recmederdik (taşa tutar-öldürürdük). Senin bize hiçbir üstünlüğün yoktur." (11-Hûd 91)

 
 
92 - (Şuayb) dedi ki "Ey kavmim. Benim yakın-çevrem size göre Allah'tan daha mı üstündür ki, O'nu arkanıza atıp unutuverdiniz. Şüphesiz ki Rabbim yaptıklarınızı çepeçevre sarıp-kuşatandır." (11-Hûd 92)

 
 
93 - Ey kavmim, (bütün gücünüzle) elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kime rezil-rüsvay edici azab gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. Siz bekleyip-gözetleyin, ben de sizlerle birlikte bekleyip-gözetlemekteyim. (11-Hûd 93)

 
 
94 - Emrimiz geldiği zaman tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık. Zulmedenleri ise dayanılmaz bir sayha-ses sarıverdi de, kendi yurtlarında dizüstü çökekaldılar. (11-Hûd 94)

 
 
95 - Sanki orada hiç (refah içinde) yaşamamışlardı. Bilin ki Semud'a nasıl uzaklık verildiyse, Medyen'e de (yeryüzünden) uzaklık (verildi). (11-Hûd 95)

 
 
96 - Andolsun ki Musa'yı ayetlerimizle ve sultan-ı mübin ile (apaçık hüccet ve kudretle) gönderdik. (11-Hûd 96)

 
 
97 - Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri irşad edici (doğruya-götürücü) değildi. (11-Hûd 97)

 
 
98 - O, kıyamet günü kavminin önünde gidecek ve onları ateşe götürecektir. O vardıkları yer, ne kötü bir yerdir. (11-Hûd 98)

 
 
99 - Onlar burada da (dünyada da), kıyamet gününde de lanete uğratıldılar. (Onlara) verilen bağış (hakettikleri armağan), ne kötü bir bağıştır. (11-Hûd 99)

 
 
100 - İşte sana bu anlattıklarımız (halkı helak olmuş) memleketlerin haberlerindendir. Onlardan (ayakta kalıp) yerinde duranlar da var, biçilmiş ekin gibi (silinip giden, yok) olanlar da. (11-Hûd 100)

 
 
101 - Biz onlara zulmetmedik fakat onlar kendi nefislerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiği zaman Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahlar onlara hiçbir şey sağlayamadı, 'helak ve kayıplarını' arttırmaktan başka bir işe yaramadı. (11-Hûd 101)

 
 
102 - İşte (halkı) zulmeden memleketleri yakaladığında, Rabbinin yakalayışı böyledir. Muhakkak ki O'nun yakalaması pek elem-acı verici, pek şiddetlidir. (11-Hûd 102)

 
 
103 - Ahiret azabından korkan kimseler için bunda kesin ayet-ibret vardır. O gün, bütün insanların toplanacağı bir gündür ve o (herkesin) şahit olacağı-apaçık göreceği bir gündür. (11-Hûd 103)

 
 
104 - Biz onu ancak sayılı-belli bir süreye kadar bekletip-erteleriz. (11-Hûd 104)

 
 
105 - O gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz-söz söyleyemez. Onlardan kimi bedbaht-mutsuz, kimi de mutlu-bahtiyardır. (11-Hûd 105)

 
 
106 - Bedbaht-mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada bir başka (kahırla ağlayışlı-acıyla inleyişli) nefes alıp vermeler vardır. (11-Hûd 106)

 
 
107 - Onlar Rabbinin dilemesi dışında, (yeniden yaratılan) gökler ve yer durdukça orada ebedi kalacaklardır. Rabbin dilediğini yapandır. (11-Hûd 107)

 
 
108 - Mutlu-bahtiyar olanlar da cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında (yeniden yaratılan) gökler ve yer durdukça orada ebedi kalacaklardır. (Bu sürekli) kesintisi olmayan bir ihsandır. (11-Hûd 108)

 
 
109 - Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda şüpheye (gerçekten nasıl taparlar kuşkusuna) düşme. Daha önceleri ataları nasıl tapıyorlarsa, bunlar da öyle tapıyorlar. Biz onların nasiblerini (azabdan paylarını) hiç eksiksiz ödeyeceğiz. (11-Hûd 109)

 
 
110 - Andolsun ki Biz Musa'ya kitabı verdik de onda ihtilafa-anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş) olacaktı. Doğrusu onlar bundan yana şiddetli bir tereddüd ve şüphe içindedirler. (11-Hûd 110)

 
 
111 - Şüphesiz ki Rabbin, onların her birine amellerinin (yapıp-ettiklerinin) karşılığını tam olarak ödeyecektir. Çünkü O, onların yapıp-ettiklerinden hakkıyle haberdar olandır. (11-Hûd 111)

 
 
112 - Sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tevbe edenler de (doğru olsunlar). Ve aşırı gitmeyin. Çünkü O, yaptıklarınızı hakkıyle görendir. (11-Hûd 112)

 
 
113 - Zulmedenlere eğilim göstermeyin yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz (dost ve yardımcılarınız) yoktur sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz. (11-Hûd 113)

 
 
114 - Gündüzün iki tarafında ve gecenin de (gündüze) yakın saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu, hatırlayıp-öğüt alanlara bir öğüttür. (11-Hûd 114)

 
 
115 - Ve sabret. Çünkü Allah muhsinlerin (iyilik yapıp-güzel davrananların) ecrini-mükafatını zayi etmez. (11-Hûd 115)

 
 
116 - Sizden önceki nesillerden (insanları) yeryüzünde bozgunculuktan engelleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Ancak onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı (uyardıkları için bundan) müstesnadır. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Onlar mücrim (suçlu-günahkar) idiler. (11-Hûd 116)

 
 
117 - Halkı (birbirini uyarıp) ıslah eden kimseler iken senin Rabbin o memleketleri zulüm ile (haksız yere) helak edecek değildir. (11-Hûd 117)

 
 
118 - Eğer Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir ümmet kılardı. (Rabbin bunu dilemediği için) onlar ihtilafı-anlaşmazlığı sürdürmektedirler. (11-Hûd 118)

 
 
119 - Zaten -Rabbinin rahmet ettikleri müstesna- (Rabbin) onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin "Andolsun ki cehennemi tamamen insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü kesinleşip-gerçekleşmiştir. (11-Hûd 119)

 
 
120 - Sana resullerin haberlerinden kalbini mutmainleştirecek (teskin edip-sağlamlaştıracak) doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve mü'minlere de zikir (hatırlatma ve öğüt) gelmiştir. (11-Hûd 120)

 
 
121 - İman etmeyenlere de ki "(Gücünüz yettiğince) elinizden geleni yapın, biz de yapacağız." (11-Hûd 121)

 
 
122 - Ve gözleyip-bekleyin, biz de gözleyip-beklemekteyiz. (11-Hûd 122)

 
 
123 - Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na kulluk et ve sadece O'na (dayanıp-güven) tevekkül et. Rabbin yapmakta olduklarınızdan gafil (habersiz) değildir. (11-Hûd 123)


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
 
 

الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ خَب۪يرٍۙ - 1
 
 

اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ - 2
 
 

وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعاً حَسَناً اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذ۪ي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَب۪يرٍ - 3
 
 

اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ - 4
 
 

اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ - 5
 
 

وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ - 6
 
 

وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ - 7
 
 

وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰٓى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۜ اَلَا يَوْمَ يَأْت۪يهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفاً عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ - 8
 
 

وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُۚ اِنَّهُ لَيَؤُ۫سٌ كَفُورٌ - 9
 
 

وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ - 10
 
 

اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ - 11
 
 

فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ - 12
 
 

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ - 13
 
 

فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ - 14
 
 

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ - 15
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا ف۪يهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ - 16
 
 

اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَاماً وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ - 17
 
 

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ - 18
 
 

اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ - 19
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَۢ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُۜ مَا كَانُوا يَسْتَط۪يعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ - 20
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ - 21
 
 

لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ - 22
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْۙ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ - 23
 
 

مَثَلُ الْفَر۪يقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَص۪يرِ وَالسَّم۪يعِۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاًۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ۟ - 24
 
 

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ۘ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ - 25
 
 

اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ - 26
 
 

فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ - 27
 
 

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ - 28
 
 

وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ - 29
 
 

وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ - 30
 
 

وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراًۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ - 31
 
 

قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ - 32
 
 

قَالَ اِنَّمَا يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ اِنْ شَٓاءَ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ - 33
 
 

وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَۜ - 34
 
 

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟ - 35
 
 

وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ - 36
 
 

وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ - 37
 
 

وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ سَخِرُوا مِنْهُۜ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ - 38
 
 

فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُق۪يمٌ - 39
 
 

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ قُلْنَا احْمِلْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اٰمَنَۜ وَمَٓا اٰمَنَ مَعَهُٓ اِلَّا قَل۪يلٌ - 40
 
 

وَقَالَ ارْكَبُوا ف۪يهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰۭۙيهَا وَمُرْسٰيهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ - 41
 
 

وَهِيَ تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌۨ ابْنَهُ وَكَانَ ف۪ي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَبْۭۗ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِر۪ينَ - 42
 
 

قَالَ سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِۜ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ - 43
 
 

وَق۪يلَ يَٓا اَرْضُ ابْلَع۪ي مَٓاءَكِ وَيَا سَمَٓاءُ اَقْلِع۪ي وَغ۪يضَ الْمَٓاءُ وَقُضِيَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَق۪يلَ بُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ - 44
 
 

وَنَادٰى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ اِنَّ ابْن۪ي مِنْ اَهْل۪ي وَاِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَاَنْتَ اَحْكَمُ الْحَاكِم۪ينَ - 45
 
 

قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۗ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنّ۪ٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ - 46
 
 

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۜ وَاِلَّا تَغْفِرْ ل۪ي وَتَرْحَمْن۪ٓي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ - 47
 
 

ق۪يلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ - 48
 
 

تِلْكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ - 49
 
 

وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُوداًۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ - 50
 
 

يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراًۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذ۪ي فَطَرَن۪يۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ - 51
 
 

وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراً وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ - 52
 
 

قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِك۪ٓي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِن۪ينَ - 53
 
 

اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰيكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُٓوءٍۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُٓوا اَنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۙ - 54
 
 

مِنْ دُونِه۪ فَك۪يدُون۪ي جَم۪يعاً ثُمَّ لَا تُنْظِرُونِ - 55
 
 

اِنّ۪ي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبّ۪ي وَرَبِّكُمْۜ مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ - 56
 
 

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِه۪ٓ اِلَيْكُمْۜ وَيَسْتَخْلِفُ رَبّ۪ي قَوْماً غَيْرَكُمْۚ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْـٔاًۜ اِنَّ رَبّ۪ي عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَف۪يظٌ - 57
 
 

وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُوداً وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّاۚ وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ - 58
 
 

وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ - 59
 
 

وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ عَاداً كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْداً لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ۟ - 60
 
 

وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحاًۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي قَر۪يبٌ مُج۪يبٌ - 61
 
 

قَالُوا يَا صَالِحُ قَدْ كُنْتَ ف۪ينَا مَرْجُواًّ قَبْلَ هٰذَٓا اَتَنْهٰينَٓا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا وَاِنَّنَا لَف۪ي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ مُر۪يبٍ - 62
 
 

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَز۪يدُونَن۪ي غَيْرَ تَخْس۪يرٍ - 63
 
 

وَيَا قَوْمِ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَر۪يبٌ - 64
 
 

فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا ف۪ي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ - 65
 
 

فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحاً وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ - 66
 
 

وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ - 67
 
 

كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْداً لِثَمُودَ۟ - 68
 
 

وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَن۪يذٍ - 69
 
 

فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ - 70
 
 

وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ - 71
 
 

قَالَتْ يَا وَيْلَتٰٓى ءَاَلِدُ وَاَنَا۬ عَجُوزٌ وَهٰذَا بَعْل۪ي شَيْخاًۜ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عَج۪يبٌ - 72
 
 

قَالُٓوا اَتَعْجَب۪ينَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ رَحْمَتُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ اَهْلَ الْبَيْتِۜ اِنَّهُ حَم۪يدٌ مَج۪يدٌ - 73
 
 

فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا ف۪ي قَوْمِ لُوطٍۜ - 74
 
 

اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَحَل۪يمٌ اَوَّاهٌ مُن۪يبٌ - 75
 
 

يَٓا اِبْرٰه۪يمُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَاۚ اِنَّهُ قَدْ جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۚ وَاِنَّهُمْ اٰت۪يهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ - 76
 
 

وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُوطاً س۪ٓيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعاً وَقَالَ هٰذَا يَوْمٌ عَص۪يبٌ - 77
 
 

وَجَٓاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۜ قَالَ يَا قَوْمِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ي هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ف۪ي ضَيْف۪يۜ اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَش۪يدٌ - 78
 
 

قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا ف۪ي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّۚ وَاِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُر۪يدُ - 79
 
 

قَالَ لَوْ اَنَّ ل۪ي بِكُمْ قُوَّةً اَوْ اٰو۪ٓي اِلٰى رُكْنٍ شَد۪يدٍ - 80
 
 

قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ - 81
 
 

فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۙ مَنْضُودٍۙ - 82
 
 

مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَۜ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ بِبَع۪يدٍ۟ - 83
 
 

وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْباًۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ اِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُح۪يطٍ - 84
 
 

وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ - 85
 
 

بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَف۪يظٍ - 86
 
 

قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَل۪يمُ الرَّش۪يدُ - 87
 
 

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقاً حَسَناًۜ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ - 88
 
 

وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاق۪ٓي اَنْ يُص۪يبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَع۪يدٍ - 89
 
 

وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي رَح۪يمٌ وَدُودٌ - 90
 
 

قَالُوا يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ۬ كَث۪يراً مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ينَا ضَع۪يفاًۚ وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَز۪يزٍ - 91
 
 

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِياًّۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ - 92
 
 

وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۜ سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌۜ وَارْتَقِبُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ رَق۪يبٌ - 93
 
 

وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْباً وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَاَخَذَتِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ - 94
 
 

كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَا بُعْداً لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟ - 95
 
 

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ - 96
 
 

اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاتَّـبَعُٓوا اَمْرَ فِرْعَوْنَۚ وَمَٓا اَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَش۪يدٍ - 97
 
 

يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ - 98
 
 

وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ - 99
 
 

ذٰلِكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَٓائِمٌ وَحَص۪يدٌ - 100
 
 

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَـمَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّت۪ي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۜ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْب۪يبٍ - 101
 
 

وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌۜ اِنَّ اَخْذَهُٓ اَل۪يمٌ شَد۪يدٌ - 102
 
 

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الْاٰخِرَةِۜ ذٰلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌۙ لَهُ النَّاسُ وَذٰلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ - 103
 
 

وَمَا نُؤَخِّرُهُٓ اِلَّا لِاَجَلٍ مَعْدُودٍۜ - 104
 
 

يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِـاِذْنِه۪ۚ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَع۪يدٌ - 105
 
 

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَشَه۪يقٌۙ - 106
 
 

خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ اِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُ - 107
 
 

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ - 108
 
 

فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُۜ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَص۪يبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟ - 109
 
 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ - 110
 
 

وَاِنَّ كُلاًّ لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ - 111
 
 

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ - 112
 
 

وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ - 113
 
 

وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفاً مِنَ الَّيْلِۜ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِۜ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِر۪ينَۚ - 114
 
 

وَاصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ - 115
 
 

فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْۚ وَاتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَٓا اُتْرِفُوا ف۪يهِ وَكَانُوا مُجْرِم۪ينَ - 116
 
 

وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ - 117
 
 

وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِف۪ينَۙ - 118
 
 

اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَۜ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْۜ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ - 119
 
 

وَكُلاًّ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِه۪ فُؤٰادَكَۚ وَجَٓاءَكَ ف۪ي هٰذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ - 120
 
 

وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْۜ اِنَّا عَامِلُونَۙ - 121
 
 

وَانْتَظِرُواۚ اِنَّا مُنْتَظِرُونَ - 122
 
 

وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ - 123
 
 

Etiketler:

İnsan Dergisi

,