Eski Masaüstü Görünüm

Ayet altı "Oku" ikonu bazı kullanıcılarda çalışmamaktadır. Sorun ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir.
Fâtiha Suresi1Bakara Suresi2Âl-i İmrân Suresi3Nisâ Suresi4Mâide Suresi5En'âm Suresi6A'râf Suresi7Enfâl Suresi8Tevbe Suresi9Yunus Suresi10Hûd Suresi11Yusuf Suresi12Ra'd Suresi13İbrahim Suresi14Hicr Suresi15Nahl Suresi16İsrâ Suresi17Kehf Suresi18Meryem Suresi19Tâ-Hâ Suresi20Enbiyâ Suresi21Hac Suresi22Mü'minûn Suresi23Nûr Suresi24Furkan Suresi25Şuarâ Suresi26Neml Suresi27Kasas Suresi28Ankebût Suresi29Rûm Suresi30Lokman Suresi31Secde Suresi32Ahzâb Suresi33Sebe Suresi34Fâtır Suresi35Yâsin Suresi36Sâffât Suresi37Sâd Suresi38Zümer Suresi39Mü'min Suresi40Fussilet Suresi41Şûrâ Suresi42Zuhruf Suresi43Duhân Suresi44Câsiye Suresi45Ahkaf Suresi46Muhammed Suresi47Fetih Suresi48Hucurât Suresi49Kaf Suresi50Zâriyât Suresi51Tûr Suresi52Necm Suresi53Kamer Suresi54Rahmân Suresi55Vâkıa Suresi56Hadid Suresi57Mücâdele Suresi58Haşr Suresi59Mümtehine Suresi60Saf Suresi61Cum'a Suresi62Münâfikûn Suresi63Teğabün Suresi64Talâk Suresi65Tahrim Suresi66Mülk Suresi67Kalem Suresi68Hâkka Suresi69Meâric Suresi70Nuh Suresi71Cin Suresi72Müzzemmil Suresi73Müddessir Suresi74Kıyamet Suresi75İnsan Suresi76Mürselât Suresi77Nebe Suresi78Nâziât Suresi79Abese Suresi80Tekvir Suresi81İnfitâr Suresi82Mutaffifin Suresi83İnşikak Suresi84Bürûc Suresi85Târık Suresi86A'lâ Suresi87Ğâşiye Suresi88Fecr Suresi89Beled Suresi90Şems Suresi91Leyl Suresi92Duhâ Suresi93İnşirâh Suresi94Tin Suresi95Alak Suresi96Kadir Suresi97Beyyine Suresi98Zilzâl Suresi99Âdiyât Suresi100Kâria Suresi101Tekâsür Suresi102Asr Suresi103Hümeze Suresi104Fil Suresi105Kureyş Suresi106Mâ'ûn Suresi107Kevser Suresi108Kâfirûn Suresi109Nasr Suresi110Tebbet Suresi111İhlâs Suresi112Felâk Suresi113Nâs Suresi114
A'lâ Suresi87A'râf Suresi7Abese Suresi80Âdiyât Suresi100Ahkaf Suresi46Ahzâb Suresi33Âl-i İmrân Suresi3Alak Suresi96Ankebût Suresi29Asr Suresi103Bakara Suresi2Beled Suresi90Beyyine Suresi98Bürûc Suresi85Câsiye Suresi45Cin Suresi72Cum'a Suresi62Duhâ Suresi93Duhân Suresi44En'âm Suresi6Enbiyâ Suresi21Enfâl Suresi8Fâtiha Suresi1Fâtır Suresi35Fecr Suresi89Felâk Suresi113Fetih Suresi48Fil Suresi105Furkan Suresi25Fussilet Suresi41Ğâşiye Suresi88Hac Suresi22Hadid Suresi57Hâkka Suresi69Haşr Suresi59Hicr Suresi15Hucurât Suresi49Hûd Suresi11Hümeze Suresi104İbrahim Suresi14İhlâs Suresi112İnfitâr Suresi82İnsan Suresi76İnşikak Suresi84İnşirâh Suresi94İsrâ Suresi17Kadir Suresi97Kaf Suresi50Kâfirûn Suresi109Kalem Suresi68Kamer Suresi54Kâria Suresi101Kasas Suresi28Kehf Suresi18Kevser Suresi108Kıyamet Suresi75Kureyş Suresi106Leyl Suresi92Lokman Suresi31Mâ'ûn Suresi107Mâide Suresi5Meâric Suresi70Meryem Suresi19Mü'min Suresi40Mü'minûn Suresi23Mücâdele Suresi58Müddessir Suresi74Muhammed Suresi47Mülk Suresi67Mümtehine Suresi60Münâfikûn Suresi63Mürselât Suresi77Mutaffifin Suresi83Müzzemmil Suresi73Nahl Suresi16Nâs Suresi114Nasr Suresi110Nâziât Suresi79Nebe Suresi78Necm Suresi53Neml Suresi27Nisâ Suresi4Nuh Suresi71Nûr Suresi24Ra'd Suresi13Rahmân Suresi55Rûm Suresi30Sâd Suresi38Saf Suresi61Sâffât Suresi37Sebe Suresi34Secde Suresi32Şems Suresi91Şuarâ Suresi26Şûrâ Suresi42Tâ-Hâ Suresi20Tahrim Suresi66Talâk Suresi65Târık Suresi86Tebbet Suresi111Teğabün Suresi64Tekâsür Suresi102Tekvir Suresi81Tevbe Suresi9Tin Suresi95Tûr Suresi52Vâkıa Suresi56Yâsin Suresi36Yunus Suresi10Yusuf Suresi12Zâriyât Suresi51Zilzâl Suresi99Zuhruf Suresi43Zümer Suresi39
Alak Suresi96Kalem Suresi68Müzzemmil Suresi73Müddessir Suresi74Fâtiha Suresi1Tebbet Suresi111Tekvir Suresi81A'lâ Suresi87Leyl Suresi92Fecr Suresi89Duhâ Suresi93İnşirâh Suresi94Asr Suresi103Âdiyât Suresi100Kevser Suresi108Tekâsür Suresi102Mâ'ûn Suresi107Kâfirûn Suresi109Fil Suresi105Felâk Suresi113Nâs Suresi114İhlâs Suresi112Necm Suresi53Abese Suresi80Kadir Suresi97Şems Suresi91Bürûc Suresi85Tin Suresi95Kureyş Suresi106Kâria Suresi101Kıyamet Suresi75Hümeze Suresi104Mürselât Suresi77Kaf Suresi50Beled Suresi90Târık Suresi86Kamer Suresi54Sâd Suresi38A'râf Suresi7Cin Suresi72Yâsin Suresi36Furkan Suresi25Fâtır Suresi35Meryem Suresi19Tâ-Hâ Suresi20Vâkıa Suresi56Şuarâ Suresi26Neml Suresi27Kasas Suresi28İsrâ Suresi17Yunus Suresi10Hûd Suresi11Yusuf Suresi12Hicr Suresi15En'âm Suresi6Sâffât Suresi37Lokman Suresi31Sebe Suresi34Zümer Suresi39Mü'min Suresi40Fussilet Suresi41Şûrâ Suresi42Zuhruf Suresi43Duhân Suresi44Câsiye Suresi45Ahkaf Suresi46Zâriyât Suresi51Ğâşiye Suresi88Kehf Suresi18Nahl Suresi16Nuh Suresi71İbrahim Suresi14Enbiyâ Suresi21Mü'minûn Suresi23Secde Suresi32Tûr Suresi52Mülk Suresi67Hâkka Suresi69Meâric Suresi70Nebe Suresi78Nâziât Suresi79İnfitâr Suresi82İnşikak Suresi84Rûm Suresi30Ankebût Suresi29Mutaffifin Suresi83Bakara Suresi2Enfâl Suresi8Âl-i İmrân Suresi3Ahzâb Suresi33Mümtehine Suresi60Nisâ Suresi4Zilzâl Suresi99Hadid Suresi57Muhammed Suresi47Ra'd Suresi13Rahmân Suresi55İnsan Suresi76Talâk Suresi65Beyyine Suresi98Haşr Suresi59Nûr Suresi24Hac Suresi22Münâfikûn Suresi63Mücâdele Suresi58Hucurât Suresi49Tahrim Suresi66Teğabün Suresi64Saf Suresi61Cum'a Suresi62Fetih Suresi48Mâide Suresi5Tevbe Suresi9Nasr Suresi110

Mü'min Suresi


Mü'min Suresi 85 ayettir. Nüzulü Mekke'de olup 60. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 466 sayfa numarasında yer almaktadır.

Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.

. ayet ile . ayet arasını

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

حٰمٓۜ



Ha, Mim.
-1

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ



Bu Kitab'ın indirilmesi Aziz (üstün ve güçlü olan), Alim (herşeyi hakkıyle bilen) Allah'dandır.
-2

غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ



Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lutuf ve kerem sahibi olan (Allah indirmiştir). O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş O'nadır.
-3

مَا يُجَادِلُ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ



Allah'ın ayetleri hakkında inkar edenlerden başkası (batıl adına) mücadele etmez. Artık onların (azab vaktine kadar) şehirlerde dönüp dolaşması seni aldatmasın.
-4

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْۖ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ



Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve onlardan sonra (bir çok düşman) topluluklar da. Her ümmet kendi resullerini yakalamaya yeltendi. Hakkı batılla yürürlükten kaldırmak için (batıl adına) mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Azabım-cezalandırmam nasıl oldu?
-5

رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۚ



Rabbimiz. Onları ve onların atalarından, eşlerinden, nesillerinden salih olanları da kendilerine vadettiğin Adn cennetlerine koy. Hiç şüphesiz Aziz (üstün ve güçlü) ve Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) olan Sensin."
-8

وَقِهِمُ السَّيِّـَٔاتِۜ وَمَنْ تَقِ السَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟



Ve onları (yaptıkları hataların) kötülüklerinden koru. O gün Sen kimi (hatalarını affedip) kötülüklerden korumuşsan, ona rahmet etmişsindir. İşte en büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
-9

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّٰهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْا۪يمَانِ فَتَكْفُرُونَ



Şüphesiz küfredenlere de (şöyle) seslenilir "Allah'ın gazablanması, sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan elbette daha büyüktür. (Çünkü size gösterdiği ayetlerle) siz imana çağırıldığınız zaman (hakkı görmenize rağmen) inkar ediyordunuz.
-10

قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ



Dediler ki "Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere de dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için (son) bir yol var mı?"
-11

ذٰلِكُمْ بِاَنَّـهُٓ اِذَا دُعِيَ اللّٰهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْۚ وَاِنْ يُشْرَكْ بِه۪ تُؤْمِنُواۜ فَالْحُكْمُ لِلّٰهِ الْعَلِيِّ الْكَب۪يرِ



(Onlara) "İşte bu (durumunuz) şundandır ki siz Bir olan Allah'a dua edilip-çağırıldığı zaman inkar ettiniz, O'na şirk koşulduğunda da tasdik edip-inandınız. Artık hüküm Aliyy (çok yüce) ve Kebir (büyüklüğü sınırsız) olan Allah'ındır" (denir).
-12

فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ



Dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua edin, kafirler hoş görmese de.
-14

رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُوالْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ



En üst derecelere yükselten Arş'ın sahibi (Allah) ulaşıp-buluşma günüyle uyarıp-korkutmak için Kendi emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir.
-15

يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَيْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ



O gün onlar (bariz olup) meydana çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. "Bugün mülk kimindir?" (sorusuna, hiç tartışmasız) "Vahid (tek) ve Kahhar (kahredici) olan Allah'ındır" (cevabı verilir).
-16

اَلْيَوْمَ تُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۜ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ



Bugün her nefis kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm (haksızlık) yoktur. Şüphesiz ki Allah hesabı çabuk görendir.
-17

وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْاٰزِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِم۪ينَۜ مَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ حَم۪يمٍ وَلَا شَف۪يعٍ يُطَاعُۜ



Onları yaklaşmakta olan günle uyarıp-korkut. O (gün geldiği) zaman kahırla yutkunurlarken yürekler gırtlaklara dayanmıştır. (Artık) zalimler için ne yakın bir dost, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi vardır.
-18

يَعْلَمُ خَٓائِنَةَ الْاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ



(Allah) gözlerin hainliklerini ve göğüslerin gizlediklerini bilir.
-19

وَاللّٰهُ يَقْض۪ي بِالْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ۟



Allah hak ile hükmeder. O'nu bırakıp tapmakta oldukları ise hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah Semi'dir (herşeyi işitendir), Basir'dir (hakkıyle görendir).
-20

اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَاراً فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ



Onlar yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona-akibete uğradıklarını görsünler. Onlar kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Böyleyken Allah onları günahları dolayısıyla (azabla) yakalayıverdi. Onları Allah'dan bir koruyan da olmadı.
-21

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَأْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّهُ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ



İşte bu (akibetleri) şundandır ki, resulleri kendilerine apaçık belgeler-deliller getirdiğinde onlar inkar etmişlerdi. Allah da onları (azabla) yakalayıverdi. Şüphesiz O kuvvetli olandır, azabla-cezalandırması şiddetlidir.
-22

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ



Andolsun ki Biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille-yetkiyle gönderdik.
-23

اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ



Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Onlar ise "Bu yalan söyleyen bir sihirbazdır" dediler.
-24

فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُٓوا اَبْنَٓاءَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَٓاءَهُمْۜ وَمَا كَيْدُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ



Onlara Bizim katımızdan hakkı getirdiği zaman "Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün, kadınlarını ise sağ bırakın" dediler. Ancak kafirlerin hileli düzeni-tuzağı sapıklıktan (boşa uğraşmaktan) başka bir şey değildir.
-25

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ



Firavun dedi ki "Bırakın beni Musa'yı öldüreyim. O (kurtulmak için) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Ben sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesad çıkarmasından korkuyorum."
-26

وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟



Musa dedi ki "Gerçekten ben hesap gününe iman etmeyen her mütekebbirden (kibirlenip-büyüklük taslayandan) benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah'a) sığınırım."
-27

وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلاً اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِباً فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقاً يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ



Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki "Siz 'Benim Rabbim Allah'tır' diyen bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o size Rabbinizden apaçık belgelerle-delillerle gelmiş bulunmaktadır. Eğer o bir yalancı ise yalanı kendine-kendi aleyhinedir. Şayet sadık (doğru söyleyen) ise size vaadettiklerinin bir bölümü size isabet eder. Şüphesiz ki Allah haddi aşan yalancı kimseyi doğru yola eriştirmez."
-28

يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ



Ey kavmim. Bugün mülk sizindir, buralarda güç-kuvvet sahibi kimselersiniz. Fakat Allah'ın azabı bize gelip çatarsa, bize kim yardımcı olabilecek? Firavun dedi ki "Ben size sadece gördüğümü (kendi görüşümü) söylüyorum ve ben size ancak doğru yolu gösteriyorum."
-29

وَقَالَ الَّـذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ



İman eden (adam) dedi ki "Ey kavmim ben sizin için (peygamberlerini yalanlayan) o fırkaların-toplulukların uğradıkları günün bir benzerinden korkuyorum."
-30

وَيَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِۙ



Ve ey kavmim. Ben gerçekten sizin için o feryat gününden korkuyorum.
-32

يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِر۪ينَۚ مَا لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ



Arkanızı dönüp kaçacağınız gün (geldiğinde) sizi Allah'tan koruyup-kurtaracak yoktur. Allah kimi saptırırsa (sapıklıkta bırakırsa) artık onu doğruya iletecek bulunmaz.
-33

وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ يُوسُفُ مِنْ قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِمَّا جَٓاءَكُمْ بِه۪ۜ حَتّٰٓى اِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِه۪ رَسُولاًۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌۚ



Andolsun ki daha önce Yusuf da size apaçık belgeler-deliller getirmişti. O zaman size getirdikleri hakkında kuşkuya kapılıp durmuştunuz. Sonunda o vefat edince 'Allah ondan sonra kesin olarak bir resul göndermez' demiştiniz. İşte Allah haddi aşan şüpheci kimseyi böyle şaşırtıp-saptırır.
-34

اَلَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْۜ كَبُرَ مَقْتاً عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ



Ki onlar Allah'ın ayetleri konusunda kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın mücadele edip dururlar. (Bu düşmanca mücadele) Allah katında da, iman edenler katında da büyük bir öfkelenmedir. İşte Allah her mütekebbir (kibirlenip-büyüklük taslayan) zorbanın kalbini böylece mühürler.
-35

اَسْبَابَ السَّمٰوَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّهُ كَاذِباًۜ وَكَذٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُٓوءُ عَمَلِه۪ وَصُدَّ عَنِ السَّب۪يلِۜ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا ف۪ي تَبَابٍ۟



Göklerin yollarına. Böylelikle Musa'nın ilahına çıkabilirim. Doğrusu ben onun yalancı olduğunu sanıyorum. İşte böylece Firavun'a kötü ameli çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni de tamamen boşa çıktı.
-37

وَقَالَ الَّـذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُونِ اَهْدِكُمْ سَب۪يلَ الرَّشَادِۚ



İman eden (adam) dedi ki "Ey Kavmim. Siz bana tabi olun, ben sizi doğru yola iletip-yönelteyim."
-38

يَا قَوْمِ اِنَّمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا مَتَاعٌۘ وَاِنَّ الْاٰخِرَةَ هِيَ دَارُ الْقَرَارِ



Ey Kavmim. Bu dünya hayatı yalnızca bir metadır (geçici bir yararlanmadır). Ahiret ise o karar kılınacak (ebedi kalınacak) yurttur.
-39

وَيَا قَوْمِ مَا ل۪ٓي اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجٰوةِ وَتَدْعُونَن۪ٓي اِلَى النَّارِۜ



Ey Kavmim. Nedir bu (karşılaştığım) hal-durum? Ben sizi kurtuluşa çağırmaktayken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
-41

تَدْعُونَن۪ي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِه۪ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ



Siz beni Allah'a (karşı) küfre sapmaya ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O'na şirk koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi Aziz (üstün ve güçlü olan) Gaffar'a (çok affedene) çağırıyorum.
-42

فَسَتَذْكُرُونَ مَٓا اَقُولُ لَكُمْۜ وَاُفَوِّضُ اَمْر۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ



Size bu söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah kullarını pek iyi görendir.
-44

فَوَقٰيهُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِاٰلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِۚ



Böylece Allah onların kurdukları hileli-düzenlerin kötülüklerinden onu korudu ve Firavun'un çevresini de azabın kötüsü kuşatıverdi.
-45

اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُواًّ وَعَشِياًّۚ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ۠ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ



Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. (Kıyamet) saatinin kopacağı gün ise "Firavun ailesini (çevresini) azabın en şiddetli olanına sokun" (denilecektir).
-46

وَاِذْ يَتَحَٓاجُّونَ فِي النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْـبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعاً فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَص۪يباً مِنَ النَّارِ



Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken güçsüzler-zayıf olanlar kibirlenip-büyüklenenlere "Gerçekten biz size uymuş (sizi izleyip-itaat etmiş) kimselerdik. Şimdi siz ateşin bir kısmını (bile) bizden savıp-uzaklaştırabilir misiniz?" derler.
-47

قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُلٌّ ف۪يهَٓا اِنَّ اللّٰهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ



Kibirlenip-büyüklenenler "Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz. Gerçek şu ki Allah kulları arasında hüküm verdi (işimiz bitti)" derler.
-48

قَالُٓوا اَوَلَمْ تَكُ تَأْت۪يكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ قَالُوا بَلٰىۜ قَالُوا فَادْعُواۚ وَمَا دُعٰٓـؤُا الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ۟



(Bekçiler) "Size kendi resulleriniz apaçık belgelerle-delillerle gelmedi mi?" derler. Onlar "Evet (geldi)" derler. (O zaman bekçiler) "Öyleyse siz (kendiniz yalvarıp) dua edin" derler. Oysa kafirlerin duası 'boşuna yönelişten' başkası değildir.
-50

اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُۙ



Şüphesiz ki Biz resullerimize ve iman edenlere dünya hayatında da, şahidlerin (şahidlik için) duracakları günde de elbette yardım edeceğiz.
-51

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ الظَّالِم۪ينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ



O gün zalimlere mazeretleri-özürleri hiçbir yarar sağlamaz. Lanet onlar içindir, yurdun kötüsü de onlarındır.
-52

هُدًى وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ



(Ki o Kitab) ulul elbab (zikir, hikmet ve hayır sahibleri) için bir hidayet (doğru yol) rehberi ve bir zikirdir (hatırlatma ve öğüttür).
-54

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ



Şimdi sen sabret. Gerçekten Allah'ın vaadi haktır. Günahın için mağfiret (bağışlanma) dile. Akşam ve sabah Rabbini hamd ile (şükür dolu övgüyle) tesbih et.
-55

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْۙ اِنْ ف۪ي صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغ۪يهِۚ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ



Kendilerine gelmiş kesin-güçlü bir delil olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde, kendisine asla yetişip-ulaşamayacakları bir kibirden (büyüklük isteğinden) başkası yoktur. Sen (bütün bunlardan) Allah'a sığın. Şüphesiz ki Semi (herşeyi işiten), Basir (hakkıyle gören) O'dur.
-56

وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَلَا الْمُس۪ٓيءُۜ قَل۪يلاً مَا تَـتَذَكَّرُونَ



(Ayetlere karşı) kör olanla (hakkı) gören bir olmaz. İman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da (bir değildir). Ne kadar az öğüt alıp-düşünüyorsunuz.
-58

اِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ



Muhakkak ki (kıyamet) saati yaklaşarak gelmektedir, bunda hiçbir kuşku yoktur. Ancak insanların çoğu inanmazlar.
-59

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَت۪ي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِر۪ينَ۟



Rabbiniz buyurdu ki "Bana dua edin size icabet edeyim (karşılığını vereyim). Doğrusu Bana ibadet etmekten kibirlenip-büyüklenenler, alçalmış-boyun bükmüş kimseler olarak cehenneme gireceklerdir.
-60

اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِراًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ



İçinde sükun (sakinlik-huzur) bulmanız için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için yaratan Allah'tır. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı fazl (lutuf ve ihsan) sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.
-61

ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍۢ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ



İşte her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl olur da (haktan sapıklığa) çevrilip-dönüyorsunuz?
-62

كَذٰلِكَ يُؤْفَكُ الَّذ۪ينَ كَانُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ



Allah'ın ayetlerini bilerek-inatla inkar edenler, işte (haktan) böyle çevriliyorlar.
-63

اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَاراً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ فَـتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ



Allah arz'ı (dünyayı) sizin için bir karar yeri, gökyüzünü de bir bina kıldı. Sizi suretlendirdi (biçim-şekil-özellik verdi), suretinizi güzel kıldı ve size temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir-mukaddestir.
-64

هُوَ الْحَيُّ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ



O, Hayy (daima diri) olandır, O'ndan başka ilah yoktur. Dini (yalnızca Allah'a) halis kılanlar olarak O'na dua edin. Hamd (şükür dolu övgü) alemlerin Rabbine mahsustur.
-65

هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخاًۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلاً مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ



Sizi (önce) topraktan sonra bir nutfeden-damladan sonra bir kan pıhtısından yaratan sonra sizi bir bebek olarak çıkaran sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz sonra da ihtiyarlar olmanız için size (ömür veren) O'dur. İçinizden kimi de daha önce öldürülmektedir. (Ömürlerin değişik olması) belirlenmiş bir ecele (salih amelleri ertelemeden) erişmeniz ve aklınızı kullanmanız içindir.
-67

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِۜ اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ



Allah'ın ayetleri hakkında mücadele edenleri görmez misin? (Haktan) nasıl da döndürülüyorlar.
-69

فِي الْحَم۪يمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ



Kaynar suyun içinde sonra da ateşte tutuşturulacaklar.
-72

ثُمَّ ق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ



Sonra onlara denilecek "Sizin şirk koştuklarınız nerede?"
-73

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـٔاًۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِر۪ينَ



Allah'tan başka (taptıklarınız?) Dediler ki "Bizden ayrılıp-uzaklaştılar. Hayır, biz önceleri de hiçbir şeye tapar değilmişiz." İşte Allah, kafirleri böyle şaşırtıp-saptırır.
-74

ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ



İşte bu (azab) sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve (taşkınlık yaparak) böbürlenip-azmanız dolayısıyladır.
-75

اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ



İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Artık mütekebbirlerin (kibirlenenlerin) konaklama yeri ne kötüdür.
-76

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ



Sen sabret, hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır. Biz ya onlara vaadettiğimizin bir kısmını sana göstereceğiz, ya da senin hayatına (daha önce) son vereceğiz. Sonunda onlar Bize döndürülecekler.
-77

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَۜ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِـاِذْنِ اللّٰهِۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ۟



Andolsun ki Biz senden önce de resuller gönderdik. Onlardan kimini sana kıssa edip-anlattık, onlardan kimini de sana (hiç) kıssa edip-anlatmadık. Hiç bir resul Allah'ın izni olmaksızın bir ayeti (kendiliğinden) getiremez. Allah'ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve o zaman (batılı savunup, hakkı kendilerince) iptal etmekte olanlar hüsrana uğramışlardır.
-78

وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِـعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً ف۪ي صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَۜ



Onlarda sizin için nice yararlar vardır. Göğüslerinizde olan hacete (ihtiyaca veya arzuya) onların üzerinde ulaşırsınız. Onların üzerinde ve gemilerin üstünde taşınırsınız.
-80

وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ۗ فَاَيَّ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُنْكِرُونَ



(Allah) size Kendi ayetlerini göstermektedir. Allah'ın ayetlerinden hangisini inkar edersiniz?
-81

اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَاراً فِي الْاَرْضِ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ



Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona-akibete uğradıklarını görsünler. Onlar (sayıca) kendilerinden daha çoktu ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından da kendilerinden daha üstündüler. Fakat kazanmakta oldukları şeyler (azaba karşı) onlara hiçbir şey sağlayamadı.
-82

فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ



Resulleri kendilerine apaçık belgeler-deliller getirdiği zaman yanlarında olan ilimle övünüp-ferahladılar. (Fakat övündükleri ilme dayanarak) alay konusu edindikleri şey kendilerini sarıp-kuşatıverdi.
-83

فَلَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِه۪ مُشْرِك۪ينَ



Onlar Bizim azabımızı gördükleri zaman "Bir olan Allah'a iman ettik ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri de inkar ettik" dediler.
-84

فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ ا۪يمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَاۜ سُنَّتَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ ف۪ي عِبَادِه۪ۚ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ



Fakat Bizim azabımızı gördükleri zaman ki imanları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. (Bu değişmez akibet) Allah'ın kulları arasında sürüp-gitmekte olan sünnetidir. İşte kafirler burada (sünnetimizi ciddiye almadıkları bu noktada) hüsrana uğramışlardır.
-85