Sure Ayet

Nahl Suresi



Nahl Suresi 128 ayettir. Nüzulü Mekke'de olup 70. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 268 sayfa numarasında yer almaktadır.
Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
 

 
 
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 
 
1 - Allah'ın emri geldi artık onda acele etmeyin. O, şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir. (16-Nahl 1)

 
 
2 - Kullarından dilediklerine Kendi emrinden melekleri ruh ile indirir ki "Ben'den başka ilah yoktur ancak Ben'den korkup-sakının" diye uyarsınlar." (16-Nahl 2)

 
 
3 - Gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, şirk koştukları şeylerden münezzehtir-yücedir. (16-Nahl 3)

 
 
4 - İnsanı bir nutfeden-damladan yarattı. Fakat o yine de apaçık bir düşmandır. (16-Nahl 4)

 
 
5 - Hayvanları da yarattı. Sizin için onlarda ısınma ve (değişik) yararlar vardır. Ve onlardan yemektesiniz. (16-Nahl 5)

 
 
6 - Akşamları getirirken ve sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik (bir zevk) vardır. (16-Nahl 6)

 
 
7 - Bu hayvanlar ancak ağır sıkıntıya katlanarak varabileceğiniz beldelere sizin ağırlıklarınızı (yüklerinizi) taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz Rauf'tur (şefkat edendir), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (16-Nahl 7)

 
 
8 - Onlara binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye atları, katırları ve merkepleri (yarattı). Ve daha bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? (16-Nahl 8)

 
 
9 - Yolu doğrultmak (doğru yolu göstermek) Allah'a aittir. Kimi (yollar) ise eğridir. O dileseydi, hepinizi hidayete (doğru yola) erdirirdi. (16-Nahl 9)

 
 
10 - Sizin için gökten su indiren O'dur. Size ondan içecek vardır. Yine ondan ağaçlar (ve bitkiler) ki hayvanlarınızı da onda otlatırsınız. (16-Nahl 10)

 
 
11 - Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. (16-Nahl 11)

 
 
12 - Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize (işinize-hizmetinize) verdi. Yıldızlar da O'nun buyruğu ile müsahhar (emre hazır-yararınıza uygun) kılınmıştır. Bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. (16-Nahl 12)

 
 
13 - Yeryüzünde sizin için yarattığı çeşitli renklerdeki şeyleri de (hizmetinize verdi). Bunda hatırlayıp-öğüt alan bir topluluk için ayet vardır. (16-Nahl 13)

 
 
14 - Denizi de sizin emrinize (hizmetinize) veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyimde kullanacağınız süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (denizde, suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından (lutuf ve ihsanından) aramanız ve şükretmeniz içindir. (16-Nahl 14)

 
 
15 - (Sarsılıp) sizi sarsmasın diye yere sabit (köklü) dağlar koydu. Yolunuzu bulmanız için ırmaklar ve yollar da (yarattı). (16-Nahl 15)

 
 
16 - Daha nice alametler (işaretler yarattı). Onlar yıldızla da yollarını bulurlar. (16-Nahl 16)

 
 
17 - Yaratan, yaratmayan gibi midir? Hiç öğüt alıp-düşünmez misiniz? (16-Nahl 17)

 
 
18 - Eğer Allah'ın nimetini sayacak olsanız, sayıp-bitiremezsiniz. Muhakkak ki Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (16-Nahl 18)

 
 
19 - Allah gizleyip-saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. (16-Nahl 19)

 
 
20 - Allah'tan başka tapıp-yalvardıkları ise hiçbir şeyi yaratamazlar. Onların kendileri yaratılmışlardır. (16-Nahl 20)

 
 
21 - Onlar ölüdürler, diri değil. Ne zaman dirileceklerinin de şuurunda (farkında) değillerdir. (16-Nahl 21)

 
 
22 - İlahınız tek bir ilahtır. Fakat ahirete inanmayanların kalpleri inkarcıdır ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır. (16-Nahl 22)

 
 
23 - Hiç şüphesiz ki Allah onların gizleyip-saklı tuttuklarını da ve açığa vurduklarını da bilir. O, müstekbirleri sevmez. (16-Nahl 23)

 
 
24 - Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde, "Eskilerin masalları" derler. (16-Nahl 24)

 
 
25 - (Böyle diyerek) kıyamet gününde kendi günahlarının hepsini ve bilgisizlikleri yüzünden saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yükleneceklerdir. Bak, ne kötü bir yük yükleniyorlar. (16-Nahl 25)

 
 
26 - Onlardan öncekiler de tuzak (hileli düzen) kurmuşlardı da, Allah (hükmüyle) onların kurdukları yapıların temellerine (temeldeki batıl amaçlarına) geldi ve (hak gözükse de batıl temele oturan) üstlerindeki tavan tepelerine çöktü. Azab onlara şuurunda olmadıkları (hiç ummadıkları) bir yerden (temelden değil tavandan) gelmişti. (16-Nahl 26)

 
 
27 - Sonra (Allah) kıyamet günü onları rezil edecek ve diyecek ki "Kendileri hakkında (mü'minlerle) tartışıp-düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilenler "Bugün rezillik, zillet ve kötü akibet kafirlerin üstünedir" dediler. (16-Nahl 27)

 
 
28 - Ki melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" (diyerek) teslim olurlar. Hayır, Allah sizin (ne maksatla) neler yaptığınızı hakkıyle bilendir. (16-Nahl 28)

 
 
29 - Öyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) konaklama yeri ne kötüdür. (16-Nahl 29)

 
 
30 - Muttakilere (korkup-sakınanlara) "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde, "Hayır (indirdi)" dediler. Bu dünyada ihsan edenlere iyilik (güzel mükafat) vardır, ahiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Muttakilerin (takva sahiblerinin) yurdu ne güzeldir. (16-Nahl 30)

 
 
31 - (O güzel yurd) Adn cennetleridir ki, oraya girerler. Altından ırmaklar akar ve içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah muttakileri (takva sahiblerini) böyle mükafatlandırır. (16-Nahl 31)

 
 
32 - Melekler (bu) iyi ve temiz kulların canlarını güzellikle aldıklarında "Selam size. Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin" derler. (16-Nahl 32)

 
 
33 - (Küfre sapanlar) kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (16-Nahl 33)

 
 
34 - İşledikleri kötülüklerin akibeti kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey kendilerini sarıp-kuşatıverdi. (16-Nahl 34)

 
 
35 - Şirk koşmakta olanlar "Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" dediler. Onlardan öncekiler de (bilgisizce Allah'ı suçlayarak) böyle yapmışlardı. Resullere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı? (16-Nahl 35)

 
 
36 - Andolsun ki Biz her ümmete "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" diye (tebliğ etmesi için) bir Resul gönderdik. Allah onlardan kimine hidayet verdi, onlardan kimi de (hidayeti değil) sapıklığı hak etti. Artık yeryüzünde gezip-dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün. (16-Nahl 36)

 
 
37 - Sen onların hidayet bulmalarını (ısrarla) ne kadar çok istesen de, Allah saptırdığına (sapıklığa müstehak gördüğüne) hidayet vermez. Onların yardımcıları da yoktur. (16-Nahl 37)

 
 
38 - Onlar "Allah ölen bir kimseyi diriltmez" diye olanca güçleriyle yemin ettiler. Hayır, bu (diriltme) O'nun üzerinde hak (ve gerçek) olan bir vaaddir ancak insanların çoğu bilmezler. (16-Nahl 38)

 
 
39 - Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve küfredenlerin de kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir). (16-Nahl 39)

 
 
40 - Biz bir şeyi dilediğimiz zaman ona sözümüz sadece "Ol" demekten ibarettir, o da hemen oluverir. (16-Nahl 40)

 
 
41 - Zulme uğratıldıktan sonra Allah yolunda hicret edenleri dünyada güzel bir biçimde yerleştireceğiz, ahiret karşılığı ise elbette daha büyüktür. Bilmiş olsalardı. (16-Nahl 41)

 
 
42 - Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (16-Nahl 42)

 
 
43 - Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. (16-Nahl 43)

 
 
44 - (Onları) apaçık deliller ve Kitab'larla (gönderdik). Sana da insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye zikri (Kur'an'ı) indirdik. (16-Nahl 44)

 
 
45 - Sinsice kötü tuzaklar (hileli düzenler) kuranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler? (16-Nahl 45)

 
 
46 - Ya da dönüp-dolaşırlarken onları yakalamayacağından (mı emindirler?) Ki onlar (Bizi) aciz bırakacak değildirler. (16-Nahl 46)

 
 
47 - Veya (yavaş yavaş ölme) korkusundayken onları (aniden) yakalamayacağından (emin midirler?) Kuşkusuz Rabbin Rauf'tur (şefkat edendir), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (16-Nahl 47)

 
 
48 - Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri boyun eğip sağdan ve soldan Allah'a secde ederek döner. (16-Nahl 48)

 
 
49 - Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar kibirlenip-büyüklük taslamazlar. (16-Nahl 49)

 
 
50 - Üstlerindeki (yegane Hakim) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar. (16-Nahl 50)

 
 
51 - Allah buyurdu ki "İki ilah edinmeyin, O ancak tek bir ilahtır. Yalnız Ben'den korkun." (16-Nahl 51)

 
 
52 - Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. (Hak) din de sürekli olarak O'nundur. (Böyleyken) Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz? (16-Nahl 52)

 
 
53 - Size ulaşan her nimet Allah'tandır. (Nimetten) sonra size bir zarar-sıkıntı dokunduğunda da ancak O'na yalvarırsınız. (16-Nahl 53)

 
 
54 - Sonra sizden o zararı-sıkıntıyı kaldırdığında, içinizden bir grup (hemen) Rablerine şirk koşarlar. (16-Nahl 54)

 
 
55 - Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etmek için (böyle yaparlar). Şimdi yararlanın, ilerde (bu yaptığınızın akibetini) bileceksiniz. (16-Nahl 55)

 
 
56 - Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, (rızık vermekten yana) hiçbir şey bilmeyenlere (şükür mahiyetinde) pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. (16-Nahl 56)

 
 
57 - Onlar Allah'a kızlar isnad ediyorlar. Haşa. O sübhandır (münezzehtir-yücedir). İsteyip-hoşlandıkları (erkek çocuklar da) kendilerinindir. (16-Nahl 57)

 
 
58 - Onlardan birine dişi (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolup-taşarak yüzü kapkara kesilir. (16-Nahl 58)

 
 
59 - Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir. (Acaba) onu aşağılanmaya katlanarak (ve kendisi de utanarak yanında) tutacak mı yoksa toprağa mı gömecek? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar. (16-Nahl 59)

 
 
60 - Ahirete inanmayanların kötü sıfatları-örnekleri vardır, en yüce sıfatlar-örnekler ise Allah'a aittir. O Aziz'dir (üstün ve güçlü olandır), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (16-Nahl 60)

 
 
61 - Eğer Allah insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı. Ancak onları takdir edilen (belirlenen) bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler. (16-Nahl 61)

 
 
62 - Onlar hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a isnad ediyorlar. Dilleri de yalan olarak, en güzel akibetin kendilerinin olduğunu söylemektedir. Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve onlar (cehenneme) önde gidenlerdir. (16-Nahl 62)

 
 
63 - Allah'a andolsun ki senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik fakat şeytan onlara (kötü) amellerini süslü göstermiştir. Bugün de onların velisi odur ve onlar için acıklı bir azab vardır. (16-Nahl 63)

 
 
64 - Biz Kitab'ı ancak hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik. (16-Nahl 64)

 
 
65 - Allah gökten su indirdi ve ölümünden sonra yeri onunla diriltti. Dinleyip-işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır. (16-Nahl 65)

 
 
66 - Sizin için hayvanlarda da ibretler vardır. Size onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir süt içirmekteyiz. (16-Nahl 66)

 
 
67 - Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden de hem içki, hem de güzel bir rızık edinmektesiniz. Aklını kullanabilen bir topluluk için bunda bir ayet vardır. (16-Nahl 67)

 
 
68 - Rabbin bal arısına vahyetti ki "Dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) yaptıkları çardaklardan kendine evler edin." (16-Nahl 68)

 
 
69 - Sonra meyvelerin herbirinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollara gir. Onların karınlarından türlü renklerde şerbet çıkar ki onda insanlar için şifa vardır. Düşünen bir topluluk için bunda bir ayet vardır. (16-Nahl 69)

 
 
70 - Sizi Allah yarattı sonra da öldürecektir. Sizden kimi de önceden bildiği gibi bilmesin diye ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) ulaştırılır. Allah Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir), Kadir'dir (her şeye güç yetirendir). (16-Nahl 70)

 
 
71 - Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara (Allah'ın kendileri vesilesiyle rızıklandırdıklarına) onda (rızıkta, adil) eşit olacak şekilde vermezler. Allah'ın nimetini (rızk ve nimetin Allah'tan olduğunu) inkar mı ediyorlar? (16-Nahl 71)

 
 
72 - Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden de çocuklar ve torunlar yarattı. Sizi temiz ve güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar? (16-Nahl 72)

 
 
73 - Allah'ı bırakıp da kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka sahip olmayan ve buna (sahip olup vermeye) güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar? (16-Nahl 73)

 
 
74 - (Rezzak olan) Allah'a (rızka vesile) benzerler arayıp-yakıştırmaya kalkışmayın. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (16-Nahl 74)

 
 
75 - Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan (bir köle) ile tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz böylelikle ondan gizli ve açık infak eden (hür) kimseyi misal verdi, bunlar hiç benzer-eşit olur mu? Hamd (şükür dolu övgü) Allah'ındır fakat onların çoğu bilmezler. (16-Nahl 75)

 
 
76 - Allah şu iki kişiyi de misal verdi. Bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve efendisine yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır-bir fayda getirmez. Şimdi bu (kişi), adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla benzer-eşit olabilir mi? (16-Nahl 76)

 
 
77 - Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Saatin (kıyamet vaktinin) emri de yalnızca bir göz çarpması gibidir veya o daha yakındır. Şüphe yok ki Allah her şeye kadirdir (güç yetirendir). (16-Nahl 77)

 
 
78 - Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı. (Bilgi toplamanız için genelde aynı) işitme, görme (duyusu) ve (fehmedip-anlamanız için özelde ayrı) gönüller verdi ki şükredesiniz. (16-Nahl 78)

 
 
79 - Göğün boşluğunda müsahhar (boyun eğdirilmiş-emre amade) kılınmış kuşları görmüyorlar mı? Onları Allah'tan başkası tutmuyor. İman eden bir topluluk için bunda nice ayetler vardır. (16-Nahl 79)

 
 
80 - Allah evlerinizi sizin için huzur ve sükun yeri kıldı ve size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem de yerleşme gününde kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler, yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir zamana kadar (kullanacağınız) giyimlikler-döşemelikler ve (ticaret için) bir meta kıldı. (16-Nahl 80)

 
 
81 - Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaptı. Dağlarda da sizin için barınaklar kıldı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyan elbiseler (zırhlar) yarattı. İşte müslüman olasınız diye üzerinizdeki nimetini böyle tamamlıyor. (16-Nahl 81)

 
 
82 - Yine de yüz çevirirlerse, sana düşen apaçık bir tebliğdir. (16-Nahl 82)

 
 
83 - Onlar Allah'ın nimetini bilirler sonra da (onu) inkar ederler. Onların çoğu küfredenlerdir. (16-Nahl 83)

 
 
84 - Her ümmetten bir şahid göndereceğimiz gün, küfredenlere (konuşmaları için) ne izin verilecek, ne de 'özür dileyip-hoşnut etmeleri' istenecek. (16-Nahl 84)

 
 
85 - O zulmedenler azabı gördüklerinde artık (ne yapsalar) onlardan azab hafifletilmez ve onlara mühlet de verilmez. (16-Nahl 85)

 
 
86 - (Allah'a) şirk koşanlar, şirk koştuklarını gördüklerinde "Rabbimiz, Sen'i bırakıp da tapmakta olduğumuz ortaklarımız işte bunlardır" diyecekler. (Ortakları da) "Siz gerçekten yalan söyleyenlersiniz" diye sözü (çevirip onlara geri) atacaklar. (16-Nahl 86)

 
 
87 - O gün (hiç itirazsız) Allah'a teslim olmuşlardır ve uydurdukları (yalancı ilahlar) onlardan çekilip-uzaklaşmıştır. (16-Nahl 87)

 
 
88 - İnkar edip de (insanları ve cinleri) Allah yolundan alıkoyanlara, işledikleri fesada (bozgunculuğa) karşılık azablarını kat kat arttırdık. (16-Nahl 88)

 
 
89 - Her ümmete kendi içlerinden bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. Sana bu Kitab'ı (gerekli) her şeyi açıklayan, hidayet, rahmet ve müslümanlara da bir müjde olarak indirdik. (16-Nahl 89)

 
 
90 - Allah (size) adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder. Fahşayı (çirkin utanmazlıkları), münkeri (kötülükleri) ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp-öğüt alasınız diye size öğüt vermektedir. (16-Nahl 90)

 
 
91 - Ahidleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin ve (Allah'ı şahit-kefil getirerek) pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphe yok ki Allah yaptıklarınızı bilir. (16-Nahl 91)

 
 
92 - Bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca veya malca) daha gelişkindir diye yeminlerinizi kendi aranızda bir fesad (bozgunculuk) unsuru yaparak, ipini sağlamca eğirdikten sonra (beğenmeyip) bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah sizi bununla (yeminlerinizle) imtihan etmektedir. Hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi, kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır. (16-Nahl 92)

 
 
93 - Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. (Fakat O) dilediğini saptırır (sapıklıkta bırakır), dilediğini hidayete (doğru yola) erdirir. Yapmakta olduklarınızdan muhakkak sorulacak-sorumlu tutulacaksınız. (16-Nahl 93)

 
 
94 - Yeminlerinizi kendi aranızda bir fesad (bozgunculuk ve aldatma) unsuru edinmeyin yoksa (doğru yola) sapasağlam basan ayak kayar ve (yemininize güvenerek aldananı) Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için (dünyada) azabı tadarsınız. (Ahirette de) size pek büyük bir azab olur. (16-Nahl 94)

 
 
95 - Allah'ın ahdini (karşılığında dünya da olsa, böyle) az bir bedele satıp-değişmeyin. Eğer bilirseniz, (ahde sadakatın) Allah katında olan (karşılığı) sizin için çok daha hayırlıdır. (16-Nahl 95)

 
 
96 - Sizin yanınızda olan (dünyevi herşey fanidir) tükenir, Allah'ın katında olan ise bakidir (kalıcı ve devamlıdır). Sabredenlerin mükafatını, yaptıklarının daha güzeliyle Biz vereceğiz. (16-Nahl 96)

 
 
97 - Erkek olsun kadın olsun, mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa hiç şüphesiz Biz onu hoş-güzel bir hayatla yaşatırız ve onların mükafatlarını yaptıklarının daha güzeliyle veririz. (16-Nahl 97)

 
 
98 - Kur'an okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. (16-Nahl 98)

 
 
99 - Gerçek şu ki iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir sultanı-nüfuzu (yaptırım gücü) yoktur. (16-Nahl 99)

 
 
100 - Onun sultanı-nüfuzu (yaptırım gücü) ancak onu veli (dost) edinenler ile onunla Allah'a ortak koşanlar üzerindedir. (16-Nahl 100)

 
 
101 - Biz (indirdiğimiz) bir ayetle, (önceden inen) bir ayetin (güncel pratikteki) yerini değiştirdiğimiz zaman -Allah neyi indirdiğini hakkıyle bilirken- (onlar sana) "Sen ancak (Allah'a) iftira edicisin" dediler. Hayır (asıl iftiracı olanların bu sözüne üzülme), onların çoğu bilmezler. (16-Nahl 101)

 
 
102 - (Onlara) de ki "Onu (Kur'an'ı) Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) iman edenlere sebat vermek, müslümanlara hidayet ve müjde olmak üzere Rabbin katından hak olarak indirmiştir." (16-Nahl 102)

 
 
103 - Andolsun ki Biz onların "Bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir" dediklerini biliyoruz. Oysa (haktan) sapıp-eğilim gösterdikleri (nisbette bulundukları) kimsenin dili a'cemidir. Bu (Kur'an) ise fasih (apaçık ve düzgün) bir arapçadır. (16-Nahl 103)

 
 
104 - Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete (doğru yola) ulaştırmaz ve onlar için acıklı bir azab vardır. (16-Nahl 104)

 
 
105 - (Allah'a karşı) yalanı-iftirayı ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte (en kötü, en zalim) yalancılar onlardır. (16-Nahl 105)

 
 
106 - Kalbi imanla mutmain (tatmin bulmuş) olduğu halde baskı altında (görünür küfre) zorlananların dışında her kim imanından sonra Allah'a (karşı) küfre-sapıp da, küfre göğüs açarsa işte onların üstüne Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır. (16-Nahl 106)

 
 
107 - Bu (azab) onların (imandan sonra) dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın da küfre sapan bir topluluğu hidayete ulaştırmaması nedeniyledir. (16-Nahl 107)

 
 
108 - Onlar, Allah'ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar da onların ta kendileridir. (16-Nahl 108)

 
 
109 - Hiç kuşkusuz onlar ahirette de hüsrana (ebedi ziyana) uğrayanlar olacaklardır. (16-Nahl 109)

 
 
110 - Sonra senin Rabbin işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından da cihad edip sabredenlerin (yardımcısıdır). Bundan sonra Rabbin elbette Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (16-Nahl 110)

 
 
111 - O gün herkes kendi nefsi adına uğraşır ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir. Onlar asla zulme (haksızlığa) uğratılmazlar. (16-Nahl 111)

 
 
112 - Allah bir şehri misal verdi. (Halkı) güven ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi. Fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti de, Allah yaptıkları nedeniyle ona açlık ve korku elbisesini (giydirip, acısını) tattırdı. (16-Nahl 112)

 
 
113 - Andolsun ki onlara kendi içlerinden bir resul gelmişti fakat onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azab onları yakalayıverdi. (16-Nahl 113)

 
 
114 - Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olarak yeyin. Eğer O'na kulluk etmekteyseniz, Allah'ın nimetine şükredin. (16-Nahl 114)

 
 
115 - O size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olanı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı gitmeden (yiyebilir). Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (16-Nahl 115)

 
 
116 - Dillerinizin yalan yere vasfetmesi (nitelendirmesi) ile "Şuna helal buna haram" demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz ki Allah'a karşı yalan uyduranlar felah (kurtuluş) bulmazlar. (16-Nahl 116)

 
 
117 - (Onlar için) dünyada pek az bir meta (geçim ve yararlanma), ahirette ise çok acıklı bir azab vardır (16-Nahl 117)

 
 
118 - Sana anlattıklarımızı daha önce yahudilere de haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (16-Nahl 118)

 
 
119 - Sonra senin Rabbin, cahillikle (bilmeyerek) kötülük işleyen sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanları (bağışlayacaktır). Senin Rabbin bundan sonra elbette Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (16-Nahl 119)

 
 
120 - Gerçek şu ki İbrahim (tek başına) bir ümmetti. Allah'a gönülden yönelip-itaat eden bir muvahhiddi ve o (hiçbir zaman) müşriklerden değildi. (16-Nahl 120)

 
 
121 - O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) onu beğenip-seçmiş ve doğru yola iletmişti. (16-Nahl 121)

 
 
122 - Biz ona dünyada iyilik-güzellik verdik. O, ahirette de salihlerdendir. (16-Nahl 122)

 
 
123 - Sonra sana "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O asla müşriklerden değildi" diye vahyettik. (16-Nahl 123)

 
 
124 - Cumartesi (yasağı) ancak onda ihtilafa düşenlere (farz) kılındı. Şüphesiz ki Rabbin, onların ihtilaf edegeldikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. (16-Nahl 124)

 
 
125 - Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Rabbin, yolundan sapanları bilendir ve hidayete (doğru yola) erenleri de bilendir. (16-Nahl 125)

 
 
126 - Eğer ceza verecekseniz, size verilenin misliyle (aynı kadarıyla) ceza verin ve eğer (ceza vermeyip) sabrederseniz, elbette ki bu sabredenler için daha hayırlıdır. (16-Nahl 126)

 
 
127 - Sabret. Senin sabrın ancak Allah (için ve Allah'ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları tuzaklardan (hileli-düzenlerden) dolayı da kaygıya-sıkıntıya düşme. (16-Nahl 127)

 
 
128 - Şüphe yok ki Allah muttakilerle (korkup-sakınanlarla) ve ihsan (iyilik) edenlerle beraberdir. (16-Nahl 128)


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
 
 

اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ - 1
 
 

يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ - 2
 
 

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ - 3
 
 

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ - 4
 
 

وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ - 5
 
 

وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَۖ - 6
 
 

وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ - 7
 
 

وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ - 8
 
 

وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ - 9
 
 

هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ - 10
 
 

يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخ۪يلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ - 11
 
 

وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ - 12
 
 

وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ - 13
 
 

وَهُوَ الَّذ۪ي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ - 14
 
 

وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَاَنْهَاراً وَسُبُلاً لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ - 15
 
 

وَعَلَامَاتٍۜ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ - 16
 
 

اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ - 17
 
 

وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ - 18
 
 

وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ - 19
 
 

وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ - 20
 
 

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟ - 21
 
 

اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ - 22
 
 

لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ - 23
 
 

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۙ قَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۙ - 24
 
 

لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟ - 25
 
 

قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ - 26
 
 

ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ - 27
 
 

اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ - 28
 
 

فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ - 29
 
 

وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْراًۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ - 30
 
 

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ ف۪يهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَۜ كَذٰلِكَ يَجْزِي اللّٰهُ الْمُتَّق۪ينَۙ - 31
 
 

اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ طَيِّب۪ينَۙ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُۙ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ - 32
 
 

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ اَمْرُ رَبِّكَۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ - 33
 
 

فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ - 34
 
 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ - 35
 
 

وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ - 36
 
 

اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ - 37
 
 

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُۜ بَلٰى وَعْداً عَلَيْهِ حَقاًّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۙ - 38
 
 

لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذ۪ي يَخْتَلِفُونَ ف۪يهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِب۪ينَ - 39
 
 

اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ - 40
 
 

وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَۙ - 41
 
 

اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ - 42
 
 

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالاً نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ - 43
 
 

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ - 44
 
 

اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ - 45
 
 

اَوْ يَأْخُذَهُمْ ف۪ي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِز۪ينَۙ - 46
 
 

اَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلٰى تَخَوُّفٍۜ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ - 47
 
 

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍ يَتَفَيَّؤُ۬ا ظِلَالُهُ عَنِ الْيَم۪ينِ وَالشَّمَٓائِلِ سُجَّداً لِلّٰهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ - 48
 
 

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ مِنْ دَٓابَّةٍ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ - 49
 
 

يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟ - 50
 
 

وَقَالَ اللّٰهُ لَا تَتَّخِذُٓوا اِلٰهَيْنِ اثْنَيْنِۚ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ - 51
 
 

وَلَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَهُ الدّ۪ينُ وَاصِباًۜ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَتَّقُونَ - 52
 
 

وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَۚ - 53
 
 

ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ - 54
 
 

لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۜ فَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ - 55
 
 

وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يباً مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ - 56
 
 

وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُۙ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ - 57
 
 

وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَداًّ وَهُوَ كَظ۪يمٌۚ - 58
 
 

يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ - 59
 
 

لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِۚ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰىۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ - 60
 
 

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ - 61
 
 

وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ اَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ اَنَّ لَهُمُ الْحُسْنٰىۜ لَا جَرَمَ اَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَاَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ - 62
 
 

تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْـنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ - 63
 
 

وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ - 64
 
 

وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ۟ - 65
 
 

وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَناً خَالِصاً سَٓائِغاً لِلشَّارِب۪ينَ - 66
 
 

وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخ۪يلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَراً وَرِزْقاً حَسَناًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ - 67
 
 

وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ - 68
 
 

ثُمَّ كُل۪ي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُك۪ي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاًۜ يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ ف۪يهِ شِفَٓاءٌ لِلنَّاسِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ - 69
 
 

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟ - 70
 
 

وَاللّٰهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِۚ فَمَا الَّذ۪ينَ فُضِّلُوا بِرَٓادّ۪ي رِزْقِهِمْ عَلٰى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌۜ اَفَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ - 71
 
 

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ - 72
 
 

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقاً مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ شَيْـٔاً وَلَا يَسْتَط۪يعُونَۚ - 73
 
 

فَلَا تَضْرِبُوا لِلّٰهِ الْاَمْثَالَۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ - 74
 
 

ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً عَبْداً مَمْلُوكاً لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقاً حَسَناً فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِراًّ وَجَهْراًۜ هَلْ يَسْتَوُ۫نَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ - 75
 
 

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍۜ هَلْ يَسْتَو۪ي هُوَۙ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟ - 76
 
 

وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ - 77
 
 

وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـٔاًۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ - 78
 
 

اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ ف۪ي جَوِّ السَّمَٓاءِۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّٰهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ - 79
 
 

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَناً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتاً تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْۙ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَٓا اَثَاثاً وَمَتَاعاً اِلٰى ح۪ينٍ - 80
 
 

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَاناً وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمُ الْحَرَّ وَسَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمْ بَأْسَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ - 81
 
 

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ - 82
 
 

يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّٰهِ ثُمَّ يُنْكِرُونَهَا وَاَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ۟ - 83
 
 

وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ - 84
 
 

وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ - 85
 
 

وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا شُرَكَٓاءَهُمْ قَالُوا رَبَّـنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُرَكَٓاؤُ۬نَا الَّذ۪ينَ كُنَّا نَدْعُوا مِنْ دُونِكَۚ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَۚ - 86
 
 

وَاَلْقَوْا اِلَى اللّٰهِ يَوْمَئِذٍۨ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ - 87
 
 

اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ زِدْنَاهُمْ عَذَاباً فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ - 88
 
 

وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يداً عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟ - 89
 
 

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ - 90
 
 

وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْك۪يدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَف۪يلاًۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ - 91
 
 

وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثاًۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ - 92
 
 

وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ - 93
 
 

وَلَا تَتَّخِذُٓوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّٓوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ - 94
 
 

وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَناً قَل۪يلاًۜ اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ - 95
 
 

مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذ۪ينَ صَبَرُٓوا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ - 96
 
 

مَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ - 97
 
 

فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ - 98
 
 

اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ - 99
 
 

اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِه۪ مُشْرِكُونَ۟ - 100
 
 

وَاِذَا بَدَّلْـنَٓا اٰيَةً مَكَانَ اٰيَةٍۙ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُٓوا اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُفْتَرٍۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ - 101
 
 

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ - 102
 
 

وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّهُمْ يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌۜ لِسَانُ الَّذ۪ي يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِيٌّ وَهٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُب۪ينٌ - 103
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۙ لَا يَهْد۪يهِمُ اللّٰهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ - 104
 
 

اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ - 105
 
 

مَنْ كَفَرَ بِاللّٰهِ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِه۪ٓ اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْا۪يمَانِ وَلٰكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْراً فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللّٰهِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ - 106
 
 

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ - 107
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ - 108
 
 

لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ - 109
 
 

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ - 110
 
 

يَوْمَ تَأْت۪ي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ - 111
 
 

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ اٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْت۪يهَا رِزْقُهَا رَغَداً مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّٰهِ فَاَذَاقَهَا اللّٰهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ - 112
 
 

وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ - 113
 
 

فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالاً طَيِّباًۖ وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ - 114
 
 

اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ - 115
 
 

وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ - 116
 
 

مَتَاعٌ قَل۪يلٌۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ - 117
 
 

وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُۚ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ - 118
 
 

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ عَمِلُوا السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ - 119
 
 

اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاًۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ - 120
 
 

شَاكِراً لِاَنْعُمِهِۜ اِجْتَبٰيهُ وَهَدٰيهُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ - 121
 
 

وَاٰتَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَۜ - 122
 
 

ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِـعْ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفاًۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ - 123
 
 

اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ - 124
 
 

اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ - 125
 
 

وَاِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِه۪ۜ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِر۪ينَ - 126
 
 

وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ ف۪ي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ - 127
 
 

اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَالَّذ۪ينَ هُمْ مُحْسِنُونَ - 128
 
 

Etiketler:

İnsan Dergisi

,