Sure Ayet

Kehf Suresi



Kehf Suresi 110 ayettir. Nüzulü Mekke'de olup 69. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 292 sayfa numarasında yer almaktadır.
Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
 

 
 
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 
 
1 - Hamd (şükür dolu övgü), Kitab'ı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık (çelişki ve eğrilik) kılmayan Allah'a aittir. (18-Kehf 1)

 
 
2 - Kayyum (doğru-kalıcı bir Kitab'tır) ki, Kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere güzel bir mükafat olduğunu müjdelemek için (onu indirdi). (18-Kehf 2)

 
 
3 - Onlar orada ebedi kalacaklardır. (18-Kehf 3)

 
 
4 - Ve "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için (indirdi). (18-Kehf 4)

 
 
5 - Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar. (18-Kehf 5)

 
 
6 - Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmazlarsa, sen onların ardından esef ederek (çok üzülerek) neredeyse kendini mahvedeceksin. (18-Kehf 6)

 
 
7 - Biz yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir zinet (süs ve cazibe) kıldık ki, onların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim. (18-Kehf 7)

 
 
8 - Biz (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru bir toprak kılacağız. (18-Kehf 8)

 
 
9 - Yoksa sen Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın? (18-Kehf 9)

 
 
10 - O gençler mağaraya sığındıkları zaman "Rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve işimizde bizi doğruya (kurtuluşa) çıkar" demişlerdi (18-Kehf 10)

 
 
11 - Böylelikle mağarada nice yıllar onların kulaklarına (perde) vurduk. (18-Kehf 11)

 
 
12 - Sonra iki gruptan (Kehf ve Rakim Ehlinden) hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık. (18-Kehf 12)

 
 
13 - Biz sana onların kıssalarını hakkıyle (gerçek ve yeterli olarak) anlatıyoruz. Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve Biz de onların hidayetlerini arttırdık. (18-Kehf 13)

 
 
14 - Onların kalplerini (sabır ve sebatla) pekiştirmiştik. (Onlar) kıyam ettiklerinde (kavimlerine) demişlerdi ki "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi'dir, biz ilah olarak O'ndan başkasına tapmayız, (bunun aksini) söyleyecek olursak, andolsun ki saçmalamış oluruz." (18-Kehf 14)

 
 
15 - (Kavimlerinden ayrılınca gördükleri Rakim ehline dediler ki) Şu bizim kavmimiz O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onların ilah olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya. Allah'a karşı yalan düzüp-uydurandan daha zalim kim olabilir?" (18-Kehf 15)

 
 
16 - (Rakim Ehli demişti ki) "Madem ki siz onlardan ve (onların) Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde size bir fayda ve kolaylık sağlasın." (18-Kehf 16)

 
 
17 - (Onlara baktığında) görürdün ki, güneş doğduğunda mağaralarının sağına sapıp-meyleder, batarken de onları sol yandan (teğet) geçer-giderdi ve onlar onun geniş boşluğundalardı. İşte bu (durum) Allah'ın ayetlerindendir. Allah kime hidayet verirse o hakka (doğruya) ulaşmıştır, kimi de saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bir veli bulamazsın. (18-Kehf 17)

 
 
18 - Sen onları uyanık sanırsın oysa onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de girişte iki kolunu uzatmıştı. Eğer (yukarıdan bakıp) onların durumuna muttali olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın ve (gördüklerinden) için korku ile dolardı. (18-Kehf 18)

 
 
19 - Böylece (Rakim ve Kehf ehli) aralarında sorup-sorgulasınlar diye onları uyandırdık. (Rakim ehlinin) içlerinden bir sözcü dedi ki "Ne kadar kaldınız?" (Kehf ehli) dediler ki "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık." (Rakim ehlinin diğerleri) dediler ki "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir." (Rakim ehlinden bir sözcü dedi ki) "Şimdi birinizi şu (gümüş) paranızla şehre gönderin de hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin. Ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." (18-Kehf 19)

 
 
20 - Çünkü onlar sizi farkedip-üzerinize gelirlerse, sizi taşlayarak öldürürler veya dinlerine geri çevirirler ve bu durumda ebediyyen felah (kurtuluş) bulamazsınız. (18-Kehf 20)

 
 
21 - Böylece (sonraki insan kuşaklarını) onlardan (onların durumundan) haberdar ettik ki, Allah'ın vaadinin hak olduğunu ve o saatin (kıyametin) kendisinde şüphe bulunmadığını bilsinler. Hani (ashab-ı kehf öldükten sonra) kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı. (Olayın hikmetini bilenler) "Onların üstüne bir bina-duvar inşa edin (mağarayı kapatın), Rableri onları daha iyi bilir" dediler. Onların işine galip gelenler (sözleri geçenler) ise (İnşaallah demeden) "Yanlarına mutlaka bir mescid yapacağız" dediler. (18-Kehf 21)

 
 
22 - Diyecekler ki "Üç'tüler, onların dördüncüsü de köpekleridir." Ve "Beş'tiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu) gayba (bilinmeyene, karanlığa) taş atmaktır. (Kimileri de) "Yedi'dirler, onların sekizincisi de köpekleridir" diyecekler. De ki "Onların sayısını Rabbim bilir, onları (yaratılmışların) pek azı bilir." Öyleyse onlar konusunda (delillerle) açıkta olanlar (bu bildirilenler) dışında tartışma ve onlar hakkında hiç kimseye bir şey sorma. (18-Kehf 22)

 
 
23 - Hiçbir şey hakkında "Ben bunu yarın (mutlaka) yapacağım" deme. (18-Kehf 23)

 
 
24 - Ancak "İnşaallah (Allah dilerse yapacağım)" de. Unuttuğun zaman ise Rabbini zikret ve "Umulur ki Rabbim beni doğruya, bundan daha yakın olan bir yola iletir" de. (18-Kehf 24)

 
 
25 - Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve (uyandıktan sonra orada yaşayarak) dokuz daha kattılar. (18-Kehf 25)

 
 
26 - De ki "(Rakim ehlinin) ne kadar kaldıklarını Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir. Onların O'ndan başka bir velisi yoktur. O Kendi hükmünde (hükümdarlığında) hiç kimseyi ortak kılmaz." (18-Kehf 26)

 
 
27 - Rabbinin Kitab'ından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirebilecek yoktur ve O'nun dışında sığınılacak (hiçbir şey) bulamazsın. (18-Kehf 27)

 
 
28 - Sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının zinetini (geçici güzelliklerini) isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi hevasına (nefsi arzularına) uyan ve işinde haddi aşana (aşırılığa gidene) itaat etme. (18-Kehf 28)

 
 
29 - Ve de ki "Hak Rabbinizdendir". Artık dileyen iman etsin, dileyen küfre sapsın. Biz zalimler için bir ateş hazırlamışız ki, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Onlar feryatla yardım istediklerinde, 'erimiş maden gibi' yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. O ne kötü bir içki ve ne kötü bir destektir. (18-Kehf 29)

 
 
30 - Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise Biz güzel amel işleyenlerin mükafatını elbette zayi etmeyiz. (18-Kehf 30)

 
 
31 - Onlara altından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenirler, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu) ne güzel sevap (karşılık) ve ne güzel dayanak. (18-Kehf 31)

 
 
32 - Onlara iki adamın misalini ver. Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş ve ikisinin etrafını hurmalıklarla donatmış, aralarında da ekinler bitirmiştik. (18-Kehf 32)

 
 
33 - İki bağ da yemişliklerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve arasından da bir ırmak fışkırtmıştık. (18-Kehf 33)

 
 
34 - Onun başka gelirleri de vardı. Arkadaşıyla konuşurken ona "Ben mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm" dedi. (18-Kehf 34)

 
 
35 - (Gurur ve kibirle) kendi nefsine zulmederek bağına girdi (ve arkadaşına) dedi ki "Bunun sonsuza kadar helak olacağını sanmıyorum." (18-Kehf 35)

 
 
36 - "Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülüp-götürülecek olursam şüphesiz bundan daha hayırlı bir akibet (sonuç) bulacağım." (18-Kehf 36)

 
 
37 - Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki "Seni topraktan, sonra bir nutfeden-damladan yaratan, sonra da seni bir adam haline getireni inkar mı ettin?" (18-Kehf 37)

 
 
38 - O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam. (18-Kehf 38)

 
 
39 - Bağına girdiğin zaman Maşaallah (Allah ne güzel dilemiş), Allah'tan başka kuvvet yoktur" demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından kendinden az görüyorsan." (18-Kehf 39)

 
 
40 - Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne de gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir. (18-Kehf 40)

 
 
41 - Veya suyu dibe çekilir de, bir daha onu arayıp-bulmaya güç yetiremezsin. (18-Kehf 41)

 
 
42 - (Derken) onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. (Ürün almak) uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) oğuşturakaldı. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de (dünyevi pişmanlıkla) şöyle diyordu "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım." (18-Kehf 42)

 
 
43 - Allah'ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendini de kurtaracak güçte değildi. (18-Kehf 43)

 
 
44 - İşte burada velayet (yardım ve dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap (mükafat) bakımından hayırlı, akibet bakımından da hayırlıdır. (18-Kehf 44)

 
 
45 - Onlara dünya hayatının misalini ver. (Dünya hayatı) gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla yeryüzünün bitkileri (önce gürleşip) birbirine karışmış, arkasından rüzgarların savurduğu kuru çöp kırıntısı oluvermiştir. Allah her şeye muktedirdir. (18-Kehf 45)

 
 
46 - Mal ve çocuklar, dünya hayatının zinetidir (çekici süsüdür). (Karşılığı) baki olan salih ameller ise Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, emelce de (karşılığı umudla beklenen olarak da) daha hayırlıdır. (18-Kehf 46)

 
 
47 - Dağları yürüteceğimiz gün, yeri çırılçıplak (çöl gibi) görürsün. Hiç birini bırakmaksızın onları (haşredip) toplarız. (18-Kehf 47)

 
 
48 - Onlar saflar halinde Rabbine sunulmuşlardır. (Dünya hayatında inkar edenlere) "Andolsun ki sizi ilk defa yarattığımız gibi Bize gelmiş oldunuz. Oysa size vadedilenlerin gerçekleşeceği bir (haşr ve buluşma) zamanı tayin etmediğimizi sanmıştınız değil mi?" (denir). (18-Kehf 48)

 
 
49 - Kitab (ortaya) konulduğunda, mücrimlerin (suçlu-günahkarların) onda (yazılı) olanlardan korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki "Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki küçük büyük bırakmayıp her şeyi sayıp-döküyor?" (Dünya hayatında bütün) yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (18-Kehf 49)

 
 
50 - Hani meleklere "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında hepsi secde etmişlerdi. O cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Şimdi siz Ben'i bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Onları Bana tercih etmek) zalimler için ne kadar kötü bir değiştirmedir. (18-Kehf 50)

 
 
51 - Göklerin ve yerin yaratılışında da, kendilerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben sapıp-saptırıcıları yardımcı edinmiş değilim. (18-Kehf 51)

 
 
52 - (Allah'ın küfre sapanlara) "Benim ortaklarım sandığınız şeyleri çağırın" diyeceği gün, onları çağırırlar fakat kendilerine cevap vermezler. Biz onların aralarına bir uzaklık-uçurum koyduk. (18-Kehf 52)

 
 
53 - Mücrimler (suçlu-günahkarlar) ateşi görmüşler, içine kendilerinin gireceklerini de anlamışlardır. Fakat kaçacak bir yer bulamazlar. (18-Kehf 53)

 
 
54 - Andolsun ki Biz bu Kur'an'da her çeşit misali tekrar tekrar açıkladık. Fakat insan, her şeyden çok tartışmacıdır. (18-Kehf 54)

 
 
55 - Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden mağfiret (bağışlanma) dilemekten alıkoyan şey, evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesini veya azabın göz göre göre ansızın gelip çatmasını (şüpheli ve alaycı bir merakla) beklemek olmuştur. (18-Kehf 55)

 
 
56 - Biz resulleri müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. Küfre-sapanlar ise hakkı batıl ile ortadan kaldırmak için mücadele etmektedirler. Onlar Benim ayetlerimi ve uyarılıp-korkutuldukları şeyleri (helak ve azabı) alaya alırlar. (18-Kehf 56)

 
 
57 - Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle-hatırlatıldığı zaman onlara sırt çeviren ve önceden yaptıklarını (amellerini) unutandan daha zalim kimdir? Biz onların (o zalimlerin) kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da, onlar asla hidayet bulamazlar. (18-Kehf 57)

 
 
58 - Senin Rabbin Gafur'dur (çok bağışlayandır). Eğer yaptıklarından dolayı onları (hemen) yakalayıverseydi, onlara azabı çabuklaştırırdı. Fakat onlara vaad edilen bir zaman vardır ki, bundan kaçıp kurtulacakları bir yer (sığınak) bulamayacaklardır. (18-Kehf 58)

 
 
59 - İşte zulmettikleri için helak ettiğimiz şehirler. Biz onların helakleri için de belirli bir zaman tayin etmiştik. (18-Kehf 59)

 
 
60 - Hani Musa genç-yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar (devamlı gideceğim ve sahilden) hiç ayrılmayacağım, ya da (yakın zamanda ulaşamazsam bu yolda) uzun yıllar yürüyeceğim." (18-Kehf 60)

 
 
61 - Böylece ikisi, ikinin (iki denizin) birleştiği yere ulaşınca balıklarını unuttular. (Balık da) denizde 'bir tünel veya bir menfez bulup' kendi yolunu tutup-gitti. (18-Kehf 61)

 
 
62 - (İki denizin birleştiği yeri) geçtiklerinde, (Musa) genç-yardımcısına "Kuşluk yemeğimizi getir, yaptığımız bu yolculuktan andolsun ki epey yorulduk" dedi. (18-Kehf 62)

 
 
63 - (Genç-yardımcısı) dedi ki "(Başıma geleni) gördün mü? Kayaya sığındığımız vakit ben balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı, o da şaşılacak bir şekilde (bir yolla) denizde kendi yolunu tutup-gitti." (18-Kehf 63)

 
 
64 - (Musa) dedi ki "İşte bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi (sahildeki) izleri üzerinde geriye döndüler. (18-Kehf 64)

 
 
65 - Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. (18-Kehf 65)

 
 
66 - Musa ona dedi ki "Sana öğretilen ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" (18-Kehf 66)

 
 
67 - Dedi ki "Sen, benimle beraber olmaya kesinlikle güç yetirip-sabredemezsin." (18-Kehf 67)

 
 
68 - Hubren (önce ve sonra ilmiyle) kuşatıp-kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin? (18-Kehf 68)

 
 
69 - (Musa) "İnşaallah beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Senin hiçbir emrine-işine karşı gelmeyeceğim" dedi. (18-Kehf 69)

 
 
70 - Dedi ki "Eğer bana uyacaksan, ben sana (içyüzünü) açıklamadıkça hiçbir şey hakkında bana soru sorma." (18-Kehf 70)

 
 
71 - Böylece yola koyuldular. Nihayet bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) dedi ki "İçindekileri batırıp-boğmak için mi onu deldin? Andolsun ki sen büyük (çok vahim) bir iş yaptın." (18-Kehf 71)

 
 
72 - (Salih kul) dedi ki "Benimle beraberliğe kesinlikle güç yetirip-sabredemezsin demedim mi?" (18-Kehf 72)

 
 
73 - (Musa) "Beni (bir an için) unuttuğumdan dolayı 'sorgulayıp-suçlama' ve bu işimden dolayı bana güçlük çıkarma" dedi. (18-Kehf 73)

 
 
74 - Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, (salih kul) hemen onu tutup-öldürüverdi. (Musa) dedi ki "Bir cana karşılık (kısas) olmaksızın, masum bir canı mı öldürdün? Andolsun ki sen kötü bir iş yaptın." (18-Kehf 74)

 
 
75 - (Salih kul) dedi ki "Ben sana benimle beraberliğe kesinlikle güç yetirip-sabredemezsin demedim mi?" (18-Kehf 75)

 
 
76 - (Musa) "Bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana mazur (yeterli mazerete ulaşmış) olursun" dedi. (18-Kehf 76)

 
 
77 - Böylece ikisi (yine) yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip onlardan yemek istediler fakat (kasabada herkes) onları (ücretsiz) konuklamakdan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, (salih kul) hemen onu doğrultuverdi. (Musa) dedi ki "Eğer isteseydin, buna karşılık bir ücret alabilirdin." (18-Kehf 77)

 
 
78 - (Salih kul) dedi ki "İşte bu (soru), benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin tevilini-içyüzünü haber vereceğim." (18-Kehf 78)

 
 
79 - Gemi, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) onların arkasında her (sağlam) gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı. (18-Kehf 79)

 
 
80 - Erkek çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk. (18-Kehf 80)

 
 
81 - Rablerinin onlara, temizlikçe daha hayırlı ve daha şefkatli-merhametli birini vermesini diledik. (18-Kehf 81)

 
 
82 - Duvar ise şehirde iki yetim oğlana ait idi, altında (ise) onlara ait bir mal-hazine vardı, babaları da salih biriydi. Rabbin diledi ki onlar erginlik çağına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak kendi mallarını-hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu kendiliğimden (kendi görüşüm) olarak yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin tevili-içyüzü budur. (18-Kehf 82)

 
 
83 - Sana Zülkarneyn hakkında sorarlar. De ki "Size ondan bir anı-haber okuyacağım. (18-Kehf 83)

 
 
84 - Gerçekten Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona (yapmak istediği) her şey için bir sebeb (yol ve imkan) verdik. (18-Kehf 84)

 
 
85 - O da (sebebe tabi olup) bir yol tuttu. (18-Kehf 85)

 
 
86 - Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca, onu 'kara-sıcak bir gözede' batmakta buldu, yanında da bir kavim gördü. Dedik ki "Ey Zülkarneyn (istiyorsan) onlara azab da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin." (18-Kehf 86)

 
 
87 - (Zülkarneyn) dedi ki "Kim zulme saparsa biz onu azablandıracağız. Sonra da Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azabla azablandırıverir." (18-Kehf 87)

 
 
88 - Kim de iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık (mükafat) vardır. Ve ona emrimizden (onun için) kolay olanını söyleyeceğiz. (18-Kehf 88)

 
 
89 - Sonra (yine sebebe tabi olup) bir yol tuttu. (18-Kehf 89)

 
 
90 - Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu (güneşi) kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. (18-Kehf 90)

 
 
91 - İşte böyle idi. Biz onun yanında olan herşeyi (bildiklerini ve yaptıklarını) hubren (evvel ve ahir ilmiyle) büsbütün kuşatmıştık. (18-Kehf 91)

 
 
92 - Sonra (yine sebebe tabi olup) bir yol (daha) tuttu. (18-Kehf 92)

 
 
93 - İki seddin arasına ulaştığında, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü anlayıp-kavramayan bir kavim buldu. (18-Kehf 93)

 
 
94 - Dediler ki "Ey Zülkarneyn. Ye'cuc ve Me'cuc yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktalar, bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana vergi-ücret verelim mi?" (18-Kehf 94)

 
 
95 - Dedi ki "Rabbimin beni sağlam bir iktidarla içinde bulundurduğu (nimet ve imkan) daha hayırlıdır. Siz bana güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel yapayım." (18-Kehf 95)

 
 
96 - Bana demir kütleleri getirin. Onun iki yanı denkleşince Üfleyin (körükleyin)" dedi. Onu kor-ateş haline getirince "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim" dedi. (18-Kehf 96)

 
 
97 - Artık (Ye'cuc ve Me'cuc) onu ne aşmaya, ne de onu delmeye muktedir olabildiler. (18-Kehf 97)

 
 
98 - (Zülkarneyn) dedi ki "Bu (engel, size) Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiği zaman O bunu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır." (18-Kehf 98)

 
 
99 - (Seddin dümdüz olacağı) o gün, Biz onları birbiri içinde dalgalanır halde bırakmışızdır. Sur'a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya getirip-toplamışızdır. (18-Kehf 99)

 
 
100 - O gün, küfre sapanlara cehennemi öyle bir göstereceğiz ki (dehşet içinde dehşete düşecekler). (18-Kehf 100)

 
 
101 - Ki onlar, Beni zikredip-hatırlamada gözleri perde içindeydi, (Kur'an'ı) dinlemeye de tahammül edemezlerdi. (18-Kehf 101)

 
 
102 - Küfre sapanlar, Beni bırakıp da kullarımı (kendilerine yeterli) veliler edindiklerini mi sandılar? Biz cehennemi kafirler için son durak-son konak olarak hazırladık. (18-Kehf 102)

 
 
103 - De ki "Size amel (yaptıkları işler) bakımından en çok hüsrana (ebedi ziyana) uğrayacak olanları haber verelim mi?" (18-Kehf 103)

 
 
104 - Onlar iyi-güzel iş yaptıklarını sandıkları halde dünya hayatındaki bütün çabaları-çalışmaları boşa giden kimselerdir. (18-Kehf 104)

 
 
105 - İşte onlar Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Onların amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet gününde onlar (iyi-güzel sandıkları ameller) için hiçbir tartı tutmayacağız. (18-Kehf 105)

 
 
106 - İşte onların cezası, (ahireti) inkar edip, ayetlerimi ve resullerimi alaya aldıkları için cehennemdir. (18-Kehf 106)

 
 
107 - İman edip salih amellerde bulunanlar (ise), Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir'. (18-Kehf 107)

 
 
108 - Orada ebedi olarak kalıcıdırlar ve (ebediyyen hiç bıkıp-sıkılmadan) oradan ayrılmak istemezler. (18-Kehf 108)

 
 
109 - De ki "Rabbimin (karşılığını varettiği) kelimeleri (yazmak) için deniz mürekkeb olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz tükenirdi, yardım için bir benzerini (bir o kadarını) getirsek bile." (18-Kehf 109)

 
 
110 - De ki "Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (18-Kehf 110)


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
 
 

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْـكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِـوَجا۔ًۜ - 1
 
 

قَيِّماً لِيُنْذِرَ بَأْساً شَد۪يداً مِنْ لَدُنْـهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً حَسَناًۙ - 2
 
 

مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَداًۙ - 3
 
 

وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداًۗ - 4
 
 

مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِباً - 5
 
 

فَلَعَلَّكَ بَاخِـعٌ نَفْسَكَ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَسَفاً - 6
 
 

اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً - 7
 
 

وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يداً جُرُزاًۜ - 8
 
 

اَمْ حَسِبْتَ اَنَّ اَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّق۪يمِ كَانُوا مِنْ اٰيَاتِنَا عَجَباً - 9
 
 

اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَداً - 10
 
 

فَضَرَبْنَا عَلٰٓى اٰذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِن۪ينَ عَدَداًۙ - 11
 
 

ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَداً۟ - 12
 
 

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۗ - 13
 
 

وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِه۪ٓ اِلٰهاً لَقَدْ قُلْـنَٓا اِذاً شَطَطاً - 14
 
 

هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ لَوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِمْ بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍۜ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۜ - 15
 
 

وَاِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ فَأْوُٓ۫ا اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرْفَقاً - 16
 
 

وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ ف۪ي فَجْوَةٍ مِنْهُۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِۜ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِياًّ مُرْشِداً۟ - 17
 
 

وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظاً وَهُمْ رُقُودٌۗ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَذَاتَ الشِّمَالِۗ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَص۪يدِۜ لَوِ اطَّـلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَاراً وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْباً - 18
 
 

وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَاماً فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَداً - 19
 
 

اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُع۪يدُوكُمْ ف۪ي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُٓوا اِذاً اَبَداً - 20
 
 

وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُٓوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۚ اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَاناًۜ رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِداً - 21
 
 

سَيَقُولُونَ ثَلٰثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْۚ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْماً بِالْغَيْبِۚ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْۜ قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ مَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا قَل۪يلٌ۠ فَلَا تُمَارِ ف۪يهِمْ اِلَّا مِرَٓاءً ظَاهِراًۖ وَلَا تَسْتَفْتِ ف۪يهِمْ مِنْهُمْ اَحَداً۟ - 22
 
 

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَايْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَداًۙ - 23
 
 

اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۘ وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَس۪يتَ وَقُلْ عَسٰٓى اَنْ يَهْدِيَنِ رَبّ۪ي لِاَقْرَبَ مِنْ هٰذَا رَشَداً - 24
 
 

وَلَبِثُوا ف۪ي كَـهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِن۪ينَ وَازْدَادُوا تِسْعاً - 25
 
 

قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِـعْۜ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَداً - 26
 
 

وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداً - 27
 
 

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْۚ تُر۪يدُ ز۪ينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِـعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطاً - 28
 
 

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَاراًۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ وَاِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقاً - 29
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلاًۚ - 30
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَاباً خُضْراً مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۜ نِعْمَ الثَّوَابُۜ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقاً۟ - 31
 
 

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعاًۜ - 32
 
 

كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ اٰتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْـٔاًۙ وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَراًۙ - 33
 
 

وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِه۪ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالاً وَاَعَزُّ نَفَراً - 34
 
 

وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ قَالَ مَٓا اَظُنُّ اَنْ تَب۪يدَ هٰذِه۪ٓ اَبَداًۙ - 35
 
 

وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْراً مِنْهَا مُنْقَلَباً - 36
 
 

قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلاًۜ - 37
 
 

لٰكِنَّا۬ هُوَ اللّٰهُ رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِرَبّ۪ٓي اَحَداً - 38
 
 

وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِۚ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالاً وَوَلَداًۚ - 39
 
 

فَعَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْراً مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَاناً مِنَ السَّمَٓاءِ فَتُصْبِحَ صَع۪يداً زَلَقاًۙ - 40
 
 

اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْراً فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَباً - 41
 
 

وَاُح۪يطَ بِثَمَرِه۪ فَاَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلٰى مَٓا اَنْفَقَ ف۪يهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُشْرِكْ بِرَبّ۪ٓي اَحَداً - 42
 
 

وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِراًۜ - 43
 
 

هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ هُوَ خَيْرٌ ثَوَاباً وَخَيْرٌ عُقْباً۟ - 44
 
 

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَش۪يماً تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِراً - 45
 
 

اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ ز۪ينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ اَمَلاً - 46
 
 

وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الْاَرْضَ بَارِزَةًۙ وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ اَحَداًۚ - 47
 
 

وَعُرِضُوا عَلٰى رَبِّكَ صَفاًّۜ لَقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۘ بَلْ زَعَمْتُمْ اَلَّنْ نَجْعَلَ لَكُمْ مَوْعِداً - 48
 
 

وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا ف۪يهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هٰذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغ۪يرَةً وَلَا كَب۪يرَةً اِلَّٓا اَحْصٰيهَاۚ وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِراًۜ وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ اَحَداً۟ - 49
 
 

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ اَمْرِ رَبِّه۪ۜ اَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُٓ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُون۪ي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّۜ بِئْسَ لِلظَّالِم۪ينَ بَدَلاً - 50
 
 

مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّ۪ينَ عَضُداً - 51
 
 

وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقاً - 52
 
 

وَرَاَ الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفاً۟ - 53
 
 

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ اَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلاً - 54
 
 

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلاً - 55
 
 

وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّا مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۚ وَيُجَادِلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَمَٓا اُنْذِرُوا هُزُواً - 56
 
 

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُۜ اِنَّا جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى فَلَنْ يَهْتَدُٓوا اِذاً اَبَداً - 57
 
 

وَرَبُّكَ الْغَفُورُ ذُوالرَّحْمَةِۜ لَوْ يُؤَاخِذُهُمْ بِمَا كَسَبُوا لَعَجَّلَ لَهُمُ الْعَذَابَۜ بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ لَنْ يَجِدُوا مِنْ دُونِه۪ مَوْئِلاً - 58
 
 

وَتِلْكَ الْقُرٰٓى اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِداً۟ - 59
 
 

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِفَتٰيهُ لَٓا اَبْرَحُ حَتّٰٓى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُباً - 60
 
 

فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَباً - 61
 
 

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰيهُ اٰتِنَا غَدَٓاءَنَاۘ لَقَدْ لَق۪ينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَباً - 62
 
 

قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ وَمَٓا اَنْسَان۪يهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُۚ وَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِۗ عَجَباً - 63
 
 

قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصاًۙ - 64
 
 

فَوَجَدَا عَبْداً مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْماً - 65
 
 

قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰٓى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً - 66
 
 

قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً - 67
 
 

وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلٰى مَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ خُبْراً - 68
 
 

قَالَ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِراً وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْراً - 69
 
 

قَالَ فَاِنِ اتَّبَعْتَن۪ي فَلَا تَسْـَٔلْن۪ي عَنْ شَيْءٍ حَتّٰٓى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْراً۟ - 70
 
 

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا رَكِبَا فِي السَّف۪ينَةِ خَرَقَهَاۜ قَالَ اَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ اَهْلَهَاۚ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـٔاً اِمْراً - 71
 
 

قَالَ اَلَمْ اَقُلْ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً - 72
 
 

قَالَ لَا تُؤَاخِذْن۪ي بِمَا نَس۪يتُ وَلَا تُرْهِقْن۪ي مِنْ اَمْر۪ي عُسْراً - 73
 
 

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا لَقِيَا غُلَاماً فَقَتَلَهُۙ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْساً زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍۜ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـٔاً نُكْراً - 74
 
 

قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً - 75
 
 

قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْن۪يۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّ۪ي عُذْراً - 76
 
 

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَاراً يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْراً - 77
 
 

قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراً - 78
 
 

اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْباً - 79
 
 

وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَش۪ينَٓا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَاناً وَكُفْراًۚ - 80
 
 

فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْراً مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْماً - 81
 
 

وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحاًۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراًۜ۟ - 82
 
 

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِۜ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْراًۜ - 83
 
 

اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَباًۙ - 84
 
 

فَاَتْبَعَ سَبَباً - 85
 
 

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماًۜ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً - 86
 
 

قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪ فَيُعَذِّبُهُ عَذَاباً نُكْراً - 87
 
 

وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْراًۜ - 88
 
 

ثُمَّ اَتْـبَعَ سَبَباً - 89
 
 

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْراًۙ - 90
 
 

كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْراً - 91
 
 

ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَباً - 92
 
 

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً - 93
 
 

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَداًّ - 94
 
 

قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماًۙ - 95
 
 

اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَاراًۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ - 96
 
 

فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْباً - 97
 
 

قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقاًّۜ - 98
 
 

وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ ف۪ي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعاًۙ - 99
 
 

وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِر۪ينَ عَرْضاًۙ - 100
 
 

اَلَّذ۪ينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعاً۟ - 101
 
 

اَفَحَسِبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلاً - 102
 
 

قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَر۪ينَ اَعْمَالاًۜ - 103
 
 

اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعاً - 104
 
 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْناً - 105
 
 

ذٰلِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَرُسُل۪ي هُزُواً - 106
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلاًۙ - 107
 
 

خَالِد۪ينَ ف۪يهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلاً - 108
 
 

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَاداً لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَداً - 109
 
 

قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَداً - 110
 
 

Etiketler:

İnsan Dergisi

,