Kitaptan Alıntılar
Kitaplar A+ | Normal | A-

2012 ve İki Deniz Arası




2012 ve İki Deniz Arası
Sayfa Sayısı : 176 | İlk Basım Tarihi : 2010

Bizler için en önemli mesele, "La ilahe illallah" ifadesiyle anlam kazanan tevhid gerçeğinin anlaşılması ve tüm tağutları inkar eden bir yaklaşımla, tevhide dayalı bir kulluğun yaşanmasıdır. Otuz yıldır bıkmadan-usanmadan tekrarladığımız tevhid ve kulluk gerçeği, gündemimizin başköşesinde yerini korumakta ve kıyametin kopacağı son ana kadar da korumaya devam edecektir. Zaten kıyamet öncesi tecelli edecek olan bütün ayet ve alametler de, dünya insanlarının tevhidi anlaması ve tevhidi bir inançla Allah'a dönmesi, Allah'a kulluk etmesi içindir.

Meseleyi böyle gördüğümüz ve böyle değerlendirdiğimiz için, söz konusu sıradışı olayların veya tecelli edecek olan ayetlerin, Allah'a kulluğumuzu etkilediğini veya etkileyeceğini söyleyemeyiz. Çünkü bizler tecellisi beklenen bu ayetleri görmesek de, bütün müslümanlar gibi Allah'a inanmış ve O'na teslim olmuş insanlarız. Kıyametin kopacağı son ana kadar tevhide dayalı bu kulluğumuzu onurla yaşamaya ve tevhidi davetimizi ısrarla sürdürmeye devam edeceğiz. Ancak bizim özelimizi, özel kulluğumuzu etkilemeyecek veya değiştirmeyecek olan bu muhtemel tecelliler, genel düzlemde çok önemli tecelliler olacak ve öyle umuyoruz ki karanlık dünyalarında bir çıkış yolu arayan yüzmilyonlarca insan, bu tecellilerle hidayet bulacaktır.

İşte bunun için,

böyle bir rahmete vesile olması için Kur'an-ı Kerim bu tecellileri önemsemekte ve bizlere çok önemli birer haber olarak bildirmektedir. Dolayısıyle tecellisi beklenen bu ayetler üzerinde düşünmemiz, bu ayetleri araştırmamız, anlamaya ve görmeye çalışmamız; kişisel bir meraktan değil, sadece ve sadece kulluk sorumluluğundan kaynaklanmaktadır. Çünkü Kur'an-ı Kerim dünya insanlarının gündemine, tecellisi beklenen bu ayetlerle girecek ve kıyamet öncesi kısa bir dönem de olsa tüm dünyayı kuşatacak olan İslam hakimiyeti, öncelikle silahlara değil ayetlere dayalı bir hakimiyet olacaktır.

Tabi ki bütün bunlar kehanetlere değil,

sadece ve sadece ayetlere dayanan gerçeklerdir..



[ Kitap Temini ]


Yorum yap yorum

Yorumlar [32]

Derya Bağcı
09.05.2017 13:45
Esselamu aleykum
Sona son kala kitabınızda Zülkarneyn as in günümüzde seti yapmamış olabileceğine dair şeyler yazmışsınız...2012 ve iki deniz arasında da Zülkarneyn as in Hz.Süleyman olduğuna dair ispatlar yazılmış eğer zulkaynern as Hz.Süleyman ise nasıl oluyor da set yapılmamış olabiliyor ki ilahi kanuna ters düşmez mi bu ....Hz.Muhammed son peygamber ve Hz.Süleyman da Zulkarneyn ise nasıl olacakta o set günümüzde yapılmamış olacak o zaman Hz.Süleyman'ın o seti yapabilmek için bir kavme gönderilmesi gerekiyor ve bu da Hz.Peygamberin son peygamber oluşuna ters düşüyor. Aydınlattırsanız sevinirim..Teşekkür ederim

insandergisi.com:


Sayın Derya BAĞCI!
Vealeykumselam değerli kardeşimiz, öyle zannediyoruz ki zikrettiğiniz kitapların tamamını ya okuyamamış ya da yeterince dikkatinizi toplayamamışsınız. Zira özellikle de "2012 ve İki Deniz Arası" kitabındaki 'zamanda seyahat' meselesi ile ilgili yazılanları dikkate aldığınızda yeterince aydınlanacağınızı düşünüyor, gerek ilgili kitapları gerekse yine konuyla alakalı olarak sitede yayınlanan makaleleri yorumlarıyla birlikte tekrar okumanızı tavsiye ediyoruz.

Saygı ve selamlarımızla..
Mehmed Alagaş
09.05.2016 12:46
Ve aleykümselam
Bekir kardeşim “Bizler ayetlere inanan müslümanlar olarak Hz. Musa (a.s.) ile birlikte Kızıldeniz’den geçtik. Yeterince inanmayanlar da biran önce geçsinler” derim.
Bekir Ziya
09.05.2016 00:01
Selamun Aleyküm
Hocam, bir teklifim var size. 'Gel yine geçelim Kızıldeniz'den' desem ne dersiniz?
Mehmed Alagaş
18.03.2016 12:14

Ve aleykümselam
Söylediklerine katılıyorum Bekir kardeşim. Rahman olan Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’i korumasıydı bu gibi saçmalıklarla Kur’an’ın değişik nüshalarında karşılaşabilir, Şam nüshasında onu, Bağdat nüshasında bunu, Kahire nüshasında şunu görebilirdik. Ancak Kur’an-ı Kerim korunduğu için bunu yapamayanlar, hak ayetlere batıl yorum getirerek aynı amaçlarına ulaşmak istemektedirler. Hakkı örtmesi açısından asıl itibariyle küfür olan bu gibi tevillere hafifletici bir ifade olarak saçmalık dememizin nedeni ise bu tevillere inanan ve rivayet eden kimselerin küfri bir kasıt içinde olmadıklarını ve bilmezlikten kaynaklanan bir şaşkınlık içinde olduklarını görmemizdendir.
Allah bütün samimi yürekleri hak ve hakikatte birleştirsin..
Bekir Ziya
16.03.2016 22:10
Selamun aleykum
O fazlasiyla akilci yorumlardan ben de biraz okumustum. Dogrusu batini yorumlar ne kadar sacma ve Kur'an'a karsi bir densizlikse, bu tur sozde Kur'an'i insan aklinin kabul(!) edebilecegi bir teville aciklama cabalari da ayni sekilde batini ve edepsiz yaklasimlardir!
Mehmed Alagaş
16.03.2016 11:11
Ve aleykümselam Muhsin kardeşim
İlk yorumunu okuyunca bazı Kurani gerçekleri anladığına sevindim ancak ikinci yorumunda verdiğin alıntıyı okuyunca neyi-ne kadar anladığın konusunda şüpheye düştüm. Allah’ın fiillerini ve bazı kullarına verdiği özel nimetleri kendi beşeri yapabilirliklerine göre tevil etmeye çalışan kimselerin saçma yorumlarını lütfen dikkate almayınız.

Bu ilk aşamada “Yaratılış ve İnsanlık tarihi” kitabımızı dikkatlice okursanız bir çok sorunuzun Kurani cevaplarıyla karşılaşacağınızı umuyorum. Müteşabih ayetlerin anlaşılması konusunda da “Müteşabih müslümanlar” kitabımız Kurani ufkunuzun açılmasına vesile olabilecektir.
Dua ile..
Muhsin Dalgeç
15.03.2016 23:20

Aşağıda yazılanlar kıssalar hakkında araştırma yapan bir yazardan alıntılar. Acaba Müteşabih ayetleri bu şekilde yorumlayamaz mıyız??? Akla ve mantığa uygun şekilde???

"Hz. Süleyman’a uğradık, Hüdhüd adındaki o kuş eğiticisi mahkûmla sohbet ettik. Bir daha yalancı şahitlik yapmayacağına dair tövbesini duyduk. Süleyman’ın kuşların yeteneklerinden ve onların KUŞ MANTIĞI ndan faydalanarak savaşta nasıl kullandıklarını gördük. Süleyman nebimize kuşlarla konuşuyor musun diye sorduğumuz zaman yüzümüze şaşkınlıkla baka kalıp, saygılı bir şekilde konuşarak “Siz gerçekten benim kuşlarla konuştuğumu sandınız ve o mahkûmun kuş olduğunu mu sandınız?” diye sorduğunda utancımızdan CİN leri bile soramadık ama gördük ki o yüzyılda lisanlarını bilmedikleri yabancılara da Cin diyorlardı… Melikenin tahtının göz açıp kapayana kadar değil uzun yıllarda savaşıp kazanılarak getirildiğini öğrendik.

Yunusa uğradık. O dönem BÜYÜK BALIK dedikleri korsan gemisinin karın bölgesinde uzun zaman Kürek mahkumu olabileceği aklımıza bile gelmemişti inanın , şaşırdık,kalakaldık. İyice zayıf ve hasta düşünce işlerine yaramayan Yunusu ıssız bir adaya terkettiler,attılar,bıraktılar. Sonrada Allah onun iyileşmesini sağlayıp başka bir kavme Resul olarak gönderdi."

insandergisi.com:


Sayın Muhsin Dalgeç'in bu yorumu 14.03.2016 22:05 tarihinde bize ulaşmıştır.
Muhsin Dalgeç
15.03.2016 23:13
Sevgili Mehmet Alagaş,
Birkaç kitabınızı okumuş bulunuyorum. Özellikle 2012 ve iki deniz arası son derece ilginç ve orjinal tespitler içeriyor. Zülkarneyn'in yapmış olduğu sed kısmını bu zamanda yapmadı gelecekte yapacak derken o kısmı kaçırdığımı düşünüyorum ANLAMADIM??? Ayrıca salih kulla Hz. musa arasında geçen kıssada aklıma takılan o kadar çok şey oldu ki bir kısmını yazdıklarınızdan çıkarabildim ama gemiyi deldiği halde neden batmadı kısmını inanın anlamadım desem yeridir. Daha önce Hz Meryem'i Allah'ın bir bitki gibi yetiştirdiğinden bunun ne anlama geldiğinden bahsetmiştiniz bir kitabınızda. Bitkilerin ayağına güneşin suyun kendisini geldiğini Hz Meryem'inde aynen bu şekilde özel olarak beslendiğini büyütüldüğünü yazmıştınız. Bu açıklmanız çok hoşuma gitmişti. Kutsal kitabımız Kur!anda anlamadığım çok ayet var ve 2012 kitabınızda kafama takılan birçok şeyin cevabını vermişsiniz. Bu konularla ilgili yeni bir kitabınız yakın bir zamanda çıkacak mı? Sevgiler, saygılar...

insandergisi.com:


Sayın Muhsin Dalgeç'in bu mesajı 14.03.2016 21:19 tarihinde bize ulaşmıştır.
Mehmed Alagaş
29.02.2016 13:45
Ve aleykümselam Yusuf ve Ali kardeşim.
Mehmed abinizin konuyla ilgili olarak yazdıklarından neyi ne kadar anladığınızı bilemiyorum. Kur’an bütünlüğünde bu meseleyi araştıran Mehmed abiniz, iki deniz arasını diğer olaylardan müstakil bir ayet olarak ele almıyor. Geldiği nokta itibariyle birbirine salınan iki denizin, Musa (a.s.)’ın asasıyla ikiye yardığı ve kendisinin kapatmadığı deniz olduğunu açıkça belirttikten sonra bu iki denizi birbirine salan Rabbimizin araya berzah koyduğunu ve bir ayet olarak bırakılan firavuna ait cesedin de burada bulunduğunu, insan aklını hayrete düşürecek bu iki ayetin de aynı yerde tecelli edeceğini belirtiyor. Muhammed ümmeti henüz farkına varmasa da kendisine göre çok önemli olan ve dünyayı Sünnetullah çerçevesinde kıyamet sürecine sokacak bu tesbiti yaptıktan sonra iki denize ait özellikleri bu önemli tesbite göre akli olarak açıklıyor.

Lütfen bu önemli meseleyi Kur’an’a göre ve Kur’an çerçevesinde anlamaya çalışalım.
Yusufgökçe
28.02.2016 16:19
iki deniz
sa.mehmet hocam, iki deniz arasındaki tuzluluk farkını güney-kuzey arasındaki sıcaklık farkına bağlaman bence doğru bir yorum değildir.sebebi:
böyle bir fark oluşsaydı bu rahatlıkla farkedilirdi.ikincisi iki deniz zaten birbiriyle yan yana yani aynı iklim kuşağının içinde yer alıyorlar.üçüncü olarak bu olayın açık bir delil olmasını dileyen allahu teala bunun için bir vakit belirlemiştir.yani olay binlerce süren bir coğrafi olay olarak değil ,kısa bir sürede vuku bulacaktır. o halde akla uygun en uygun açıklama şu olabilir:iki denizden birisine yoğun bir tatlı su ilave edilmesi.bu dogal bir yolla da gerçekleşebilir.yapay bir yolla da.bu olay sonunda denizin berzah konulmuş sınırında sıradışı bir olayın varlığı bütün dünyayı şaşkına çevirir.s.a
Ali Karacan
01.03.2014 15:40
tatli sudan mercan cikmasi
Selamunaleykum.
ikisindende de inci ve mercan cikar" ayetine gore mercan cikan iki suyun da tuzlu su oldugu fikrine ulasiyorsunuz. Tatli sudan inci ve mercan cikamaz mi? Allah tatli sudan inci ve mercan cikartamaz mi? Bence burada da bir mucizeye isaret var. Tatli ve icimlik olarak nitelenen suyun tuzlu oldugunu "inci ve mercana" bagliyorsunuz. Fakat tatli sudan inci ve mercan cikabilme mucizesini gozardi ediyorsunuz. Insanlar denizin icinde hem tatli suya, hemde bu tatli suyun icinden. Cikacak inci ve mercana sahit olamazlar mi?
Ömer Muhtar
01.03.2014 07:35

"susuzluğu keser, susuzluğu giderir" gibi ifadeler; zorda kalan insanın az miktarda içebileceği, bu şekilde susuzluğunu kesebileceği gibi anlamları da çağrıştıyor.
Mehmed Alagaş
28.02.2014 20:32
Aleykümselam Ali bey
İki denizle ilgili olarak bilmemiz gereken ilk gerçek "İkisinden de inci ve mercan çıkar. (55-Rahman 22)" buyruğunda ifade edildiği gibi ikisinin de deniz olduğudur. Bildiğiniz gibi inci ve mercan denizlerde meydana gelmektedir. Tatlı su denizi olmamasına rağmen meallerde "tatlı-içilebilir" olarak ifade edilen Azbun-lezzetli ve Furatun-tatlı kelimelerinin arapçadaki tam karşılığını bilmemekle beraber bu özelliğin iki denizin birbirine kıyasla zikredilen özellikler olduğunu anlıyoruz.

Deniz suyunun içme suyu olarak kullanılmadığını ve çok fazla içilirse insanı öldürebileceğini elbetteki biliyoruz. "Azbun furatun" ifadesi içimi kolay veya içilebilir anlamlarına da geliyorsa, iki denizin birbirine kıyasla zikredilen bu özel içilebilirlikten zorda kalan insanların az miktarda içebileceklerini düşünebileceğimiz gibi diğer canlıların da içebileceklerini düşünebiliriz.
Ali Karacan
28.02.2014 01:17
mehmet bey
Deniz suyu icilmez ki, icimi kolay olsun.
Ömer Muhtar
26.02.2014 00:51
Allah razı olsun.
"tatlı su denizi" ifadesini ayette belirtilen özelliğe binaen söylemek istemiştim. selamaleyküm.
Mehmed Alagaş
25.02.2014 20:30
Ve aleykümselam
Dünya denizlerinin tuzluluk oranları değişik olsa da tatlı su denizi yoktur. Söz konusu deniz bulunduğu coğrafyaya göre belli bir tuzluluk oranına sahip olmasına rağmen ikiye yarıldıktan ve birleştirildikten sonra aralarına berzah-perde konması nedeniyle güneyde kalan kısım güneşe yakınlığı dolayısıyle daha çok buharlaştığı için tuzluluk oranı git gide artmakta ve kuzeyde kalan bölümle güney bölümü arasında binlerce yıl bir karışma gerçekleşmediği için kuzey bölümü güneye nisbeten daha tatlı ve içimi kolay bir duruma gelmektedir.
Ömer Muhtar
24.02.2014 22:53
selamaleyküm
anladım, yordum sizi. hakkınızı helal edin.
Ömer Muhtar
18.02.2014 23:04
selamaleyküm
sizi de çok yordum hakkınızı helal edin, ama yine de anlamaya çalışıyorum; yani normalde deniz ikiye yarılmadan önce tamamen tatlı su denizi, ikiye yarılma mucizesinden sonra, ekvatora yakın olan güney bölgesinde kalan kısım mı uzun yıllar buharlaşmadan dolayı tuzlu su oluyor?
Mehmed Alagaş
18.02.2014 19:58
Ve aleykümselam
Her ikisinin de deniz olduğu gerçeği dikkate alındığı zaman buradaki "tatlı ve içimi kolay" gibi özelliklerin, iki denizin birbirine nisbeten öne çıkan özellikleri olduğu anlaşılır.
Ömer Muhtar
18.02.2014 07:14
selamaleyküm
bende ihityarladığınızı düşünüyorum selamımı almayı da unutmuşsunuz. (latifedir.) denizin önceki hali ile sonraki hali arasındaki farkı anlıyorum ama sonraki halinde "tatlı, susuzluğu kesen ve içimi kolay" bir su olup-olmadığı, sizin kitabınızdan alıntıladığım cümlelerde olmadığı.
Mehmed Alagaş
17.02.2014 23:34
Ömer kardeşim
Yaşlılıktan olsa gerek (ki gençliğimi de bilirim) alttaki soruyu farketmemişim. Meseleyi Sona son kala kitabındaki şu cümlelerimizle birlikte düşünürsen, umarım daha açık olacaktır.,

"Mesela iki deniz arasıyla ilgili ayet-i kerimelerde her ikisinden de inci ve mercan çıktığının belirtilmesi, her iki denizin de aynı coğrafi şartlarda ve aynı özelliklere sahip olduğuna işarettir. Fatır suresindeki “İki deniz bir değildir. Şu oldukça tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da tuzlu ve acıdır... (35/12)” beyanı ise iki denizin birleşmeden önceki vasıflarını değil, (Efendimiz (s.a.v.)'e Kur'ani vahyin inmekte olduğu yani) birleştikten ve aradan binlerce yıl geçtikten sonraki durumunu bildirmektedir. Nitekim bu açık beyan ile birbirine doğru salıverilen bu iki denizin gerçekten hiç karışmadığını ve ekvatora yakın olan güney bölgesinde buharlaşma çok daha fazla olacağı için, binlerce yıllık bir süreçte bu tuzluluk farkının belirgin bir şekilde ortaya çıkacağını anlayabiliyoruz.."
Mehmed Alagaş
17.02.2014 19:52
Ve aleykümselam
Ben hiç görmedim Ömer kardeşim. Kaldı ki zamana bağlı hikmeti dikkate aldığımız zaman bazı meselelerin o dönemde konuşulmamasını ve açıklık kazanmamasını makul karşılamamız gerekir.
Ömer Muhtar
17.02.2014 07:41
selamaleyküm kardeşim.
zülkarneyn a.s. mın süleyman a.s. olduğu-olabileceği saadet asrında hiç konuşma konusu olmuş mudur? sahabelerden peygamberimiz s.a.v. 'e bu meyanda sorular olmuş mudur?
Ömer Muhtar
17.02.2014 07:28
selam aleyküm kardeşim
"iki deniz bir değildir. şu oldukça tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da tuzlu ve acıdır."-fatır 12-
...tabi ki iki denizden birinin tatlı olarak zikredilmesi, burasının tatlı su gölü olduğu veya bu suyun, içme suyu olarak kullanılabileceği anlamına gelmez. çünkü "ikisinden de inci ve mercan çıkar" ifadesini açıklarken, birbirine salınan iki tarafın da gerçekten deniz olduğunu belirtmiştik. buradaki tatlılık veya tuzluluk birbirine salınan bu iki denizin, birbirine nisbetle daha tatlı ve daha tuzlu bir duruma geldiklerini ifade etmektedir... (iki deniz arası ve 2012) burada anlayamadığım bir husus mu var? Su; ayette açıkça belirtildiği gibi, susuzluğu kesen içimi kolay bir su mu? değil mi ?açıklarsanız müteşekkir olurum.
Mehmed Alagaş
09.12.2013 22:15

Merhaba Ahmed kardeşim
Verdiğimiz cevaba dikkat ederseniz, aynı gecenin sabahı ifadesini kullanmıyoruz. Çünkü Musa (a.s.) ve İsrailoğulları geceleyin şehirden ayrıldıktan sonra Firavun'un onları takip ordusu için şehirlere toplayıcılar gönderdiği ve gelenlerle kısa bir konuşma yaptığı (26-Şuara 53..56) bilinmektedir. Bizim bu konuda bilmediğimiz husus bu toplanma ve konuşmanın o gecenin sonunda mı yapıldığı yoksa aradan bir veya birkaç gün gibi bir zamanın geçip-geçmediğidir. Ancak burada önemsediğimiz husus güneş doğarken harekete geçen binekli bir ordunun, ayetlerde farklı bir ayrıntı bildirilmediği için aynı gün henüz aydınlıkken deniz kenarına ulaşan topluluğa yetişmeleridir. İşte ortak tarihi rivayetleri esas alarak ayetlere uygun gördüğümüz bu mesafe, binekli bir ordunun bu süre içinde katedebileceği 120 km. civarında bir mesafedir. Bu mesafeyi yaya olarak ilerleyen, kadın-çocuk ve yaşlılardan oluştuğu için sık sık mola vermesi gereken bir topluluğun aradan birkaç gün geçmiş olsa da anca alabileceği gerçeklerden uzak bir durum değildir. Ancak bu konuda açık bir bilgiye henüz ulaşamadığımız için kesin konuşmuyor, aynı gecenin sabahı olabileceği gibi aradan bir veya birkaç gün geçmiş olabilir diyoruz.
Ahmet Karaca
09.12.2013 00:05
sabah-gece-akşam acaba peşisıra mı yoksa arada 2-3 gün geçmiş mi?
Merhaba Mehmet Abi,

Bir yoruma verdiğiniz cevapta şöyle demişsiniz:"Ortak tarihi rivayetlerde Antik Mısır'daki firavunlar şehrinin Memphis olduğu belirtilmektedir. Nil kenarında olan bu şehirle Kızıldeniz arası, ayetlerde belirtilen mesafeye de uygun bir konumdadır. Bilindiği gibi Musa (a.s.) ve İsrailoğulları geceyle birlikte yola çıkarken "(Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. (26-Şuara 60)" ve güneş batmadan önce iki taraf birbirlerini rahatça gördüler. "

ilgili ayetlere göre israilloğulları gece yola cıkmış, firavun ve ordusu sabah onları izlemeye koyuldu ve güneş batmadan evvel iki taraf biribirini gördü.

peki gece-sabah-akşam 'ın peşisıra biribirini takibettiğini söylemek zorlama bir yorum olmaz mı? yani x gününün gecesi yola çıkılmış ve sabah firavunun peşlerine düşmesinden 3 gün sonraki akşam birbirlerini görmüş olamazlar mı? ayetlerde aynı günün sabahı ve aksamı gibi bir ayrıntı yok.
yanlış anlamayın bunları sizi eleştirmek amacıyla söylemiyorum, amacım size yardımcı olmak. çünkü üstlendiğiniz misyonu çok önemsiyorum ve metodunuzu, bulduğunuz sonuçları takdir ediyorum.

hayırlı günler
Mehmed Alagaş
30.11.2013 01:26
Ve aleykümselam
Fatih kardeşim, yahudi kaynaklarına hiç itibar edilmemesi gerektiğini sen de bilmelisin. Gönderdiğin açıklamada;
"çünkü fravunun izniyle şehirden ayrılan müslümanların daha kısa bir yol varken kızıldeniz tarafından filistine gitmeleri mümkün değil." diyorsun.

Bu cümlende müslümanlar yerine İsrailoğulları deseydin, şehirden ayrılmalarını sözünden dönen Firavunun iznine bağlamasaydın,
denizi geçtikten sonra gittikleri öncelikli yerin Filistin olduğunu söylemeseydin ve güzergah tayinini Allah'a bıraksaydın bu cümlen daha doğru olurdu. Çünkü şanı yüce Rabbimiz güzergah tayinini Musa (a.s.)'a bile bırakmamış;
"Andolsun ki biz Musa'ya "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, (size) yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan" diye vahyetmiştik. (20-Taha 77)" buyruğunda beyan ettiği gibi denize doğru olması gereken yol güzergahının yine denizden geçeceğini bildirmiştir.

Ortak tarihi rivayetlerde Antik Mısır'daki firavunlar şehrinin Memphis olduğu belirtilmektedir. Nil kenarında olan bu şehirle Kızıldeniz arası, ayetlerde belirtilen mesafeye de uygun bir konumdadır. Bilindiği gibi Musa (a.s.) ve İsrailoğulları geceyle birlikte yola çıkarken "(Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. (26-Şuara 60)" ve güneş batmadan önce iki taraf birbirlerini rahatça gördüler. Memphis'le Kızıldeniz arasındaki muhtemel yol güzergahı ise Google Earth'tan rakımlar dikkate alınarak belirlenebilir.

Şimdilik bu açıklamayı yeterli görüyor ve yarılan denizin Kızıldenizin sol boynuzunda olduğunu düşünüyorum.

Sen de Allah'a emanet ol Fatih..
Fatih Sağlam
28.11.2013 14:54
iki denizin birleştiği yer gerçekten kızıldenizde mi?
Selam ile..denizin yarıldığı ve içinde kuru bir yol açılan yer şimdiye kadar bize hep Kızıldeniz'miş gibi anlatıldı. Oysa internetten araştırma yapınca, yahudi kaynaklarına göre Hz. Musanın kavminin göç yolunun Mısırın kuzey doğusunda bulunan Bardawil gölünden geçtiği yazılmakta. hatta meşhur mason üstadı harun yahyanın filmlerinden birinde göç yolu olarak burası söylenilmekte. Buna göre, her nekadar kızıldenizden karşıya geçildiğine dair kalıntılar bulunmuş olsada kavmin karşıya geçtiği yerin burası olması mantığada aykırı geliyor. çünkü fravunun izniyle şehirden ayrılan müslümanların daha kısa bir yol varken kızıldeniz tarafından filistine gitmeleri mümkün değil. mantıklı da değil. göç yoluna bakınca da kuranın ifadesiyle denizi geçme olayı birtek Bardawi gölünde olabilir. Bu göle özellikle dikkat etmenizi istiyorum. hem göl, hem deniz. Sanki Rabbim, önceleri deniz olan bu körfezi, fravunun kaviminin kalıntıları korunsun diye ince bir toprak parçasıyla çevirmiş, sazlıklarla çevrili bir göl haline getirmiş.

Salih kul ile Hz. Musanın hikayeleride burada geçiyor olmalı. korsanarın eline geçmesin diye delinen geminin ince uzun bir deniz olan kızıldeniz yerine Akdenizde seyehat etmesi bana daha mantıklı geliyor.
Allaha emanet olunuz.
İlyas Metin
26.11.2013 18:23
Selamun aleykum
Bu kitap hakkında ki görüşlerimi @ posta olarak göndermiştim cevap için hala beklemekteyim
İnsandergisi.com
26.11.2013 00:57

BİLGİLENDİRME!

insandergisi.com:


İnsandergisi.com'da görevli arkadaşlar olarak gelen yorumları öncelikle biz değerlendirip, "Merhaba" yazısındaki kriterlere uygun olanlarını ve gerekli gördüklerimizi Mehmed abiye yansıtıyoruz. Konuyla ilgili soru soran kardeşlerimizin bilgisine..
Mehmed Alagaş
23.11.2013 19:51

Selam kardeşim
Ayetlerle önemsenen bir meseleye gereken ciddiyeti göstererek tekrar tekrar üzerinde durman gerçekten çok güzel.
Teşekkür ederim Selçuk..
Selçuk Uslu
23.11.2013 10:36

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA
Bu kitabı okurken çok duraksadım,çok uzaklara gittim, derin derin düşüncelere daldım. Hele hele zülkarneyn a.s. ve Süleyman a.s. kısmını okurken. Kitapları önemli yerleri çizerek ve boş yerlere not alarak okuyorum. Neredeyse bu kitabın her yerini çizdim ve herhalde not alacak boş yer de kalmadı...
Kitabı okudum aradan bir kaç ay sonra tekrar okumam gerektiğini düşündüm ve tekrar okudum...Herhalde bir daha okumam gerekiyor. Selam ve Rahmetle
Yorum yap yorum