Sure Ayet

Fussilet Suresi



Fussilet Suresi 54 ayettir. Nüzulü Mekke'de olup 61. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 476 sayfa numarasında yer almaktadır.
Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
 

 
 
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 
 
1 - Ha Mim. (41-Fussilet 1)

 
 
2 - (Bu Kur'an) Rahman ve Rahim'den indirilmedir. (41-Fussilet 2)

 
 
3 - Bilen bir kavim için ayetleri 'ayrıntılarıyla açıklanmış' arapça olan bir Kitab'dır. (41-Fussilet 3)

 
 
4 - Müjde verici ve uyarıcı-korkutucu olarak (indirilmiştir). Ama onların çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar işitmezler. (41-Fussilet 4)

 
 
5 - Ve dediler ki "Bizi kendisine çağırmakta olduğun şeye karşı kalplerimiz örtülüdür, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda da bir perde vardır. Artık sen (istediğini) yap, biz de yapıyoruz." (41-Fussilet 5)

 
 
6 - De ki "Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Bana ilahınızın bir tek İlah olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin ve O'ndan mağfiret (bağışlanma) dileyin. Müşriklerin (ortak koşanların) vay haline." (41-Fussilet 6)

 
 
7 - Onlar zekatı vermezler ve onlar ahireti inkar edenlerdir. (41-Fussilet 7)

 
 
8 - Muhakkak ki iman edip salih amel işleyenlere, işte onlara kesintisiz bir ecir-mükafat vardır. (41-Fussilet 8)

 
 
9 - De ki "Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratana (karşı) küfre sapıyor ve O'na birtakım eşler koşuyorsunuz? (Oysa) O, alemlerin Rabbidir." (41-Fussilet 9)

 
 
10 - Orada (yerde) onun üstünde sabit-sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve onda isteyip-arayanlar için (insan-hayvan, mü'min-kafir gibi) fark gözetmeden oradaki rızıkları dört günde takdir etti. (41-Fussilet 10)

 
 
11 - Sonra duman halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler. (41-Fussilet 11)

 
 
12 - Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve herbir gökte Kendi emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve koruma (altına aldık). İşte bu Aziz (üstün ve güçlü olan) Alim (herşeyi hakkıyle bilen) Allah'ın takdiridir. (41-Fussilet 12)

 
 
13 - Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki "Ben sizi Ad ve Semud (kavimlerinin) yıldırımına benzer bir yıldırımla uyarıp-korkuttum." (41-Fussilet 13)

 
 
14 - Onlara "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye önlerinden ve arkalarından resuller gelince "Eğer Rabbimiz dileseydi melekler indirirdi. Biz (bundan dolayı) sizinle gönderilen şeylere (karşı) küfredenleriz." dediler. (41-Fussilet 14)

 
 
15 - Ad'a (Ad kavmine) gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve "Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?" dediler. Onlar gerçekten kendilerini yaratan Allah'ı görmediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür. Onlar Bizim ayetlerimizi (bilerek) inkar ediyorlardı. (41-Fussilet 15)

 
 
16 - Böylece Biz de onlara dünya hayatında zillet (aşağılanma) azabını taddırmak için o uğursuz (felaketler yüklü) günlerde üzerlerine 'kulakları patlatan soğuk bir rüzgar' gönderdik. Ahiret azabı ise cok daha ağır bir aşağılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir. (41-Fussilet 16)

 
 
17 - Semud'a gelince, Biz onlara hidayeti (doğru yolu) gösterdik fakat onlar körlüğü hidayete (doğru yola) tercih ettiler. Böylece kazanmakta oldukları şeyler yüzünden onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi. (41-Fussilet 17)

 
 
18 - İman edenleri ve korkup-sakınmakta olanları ise kurtardık. (41-Fussilet 18)

 
 
19 - Allah'ın düşmanlarının haşrolunup-toplanacakları gün, onlar ateşe (sürülmek üzere) bir araya getirilirler. (41-Fussilet 19)

 
 
20 - Nihayet oraya vardıklarında onların kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları hakkında onların aleyhine şahidlik edecektir. (41-Fussilet 20)

 
 
21 - Kendi derilerine "Niye aleyhimizde şahidlik ettiniz?" derler. (Onlar da) "Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu" derler. Sizi önceden yaratan O'dur ve O'na döndürüleceksiniz. (41-Fussilet 21)

 
 
22 - Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıp-korunmuyordunuz. Hatta yaptıklarınızın bir çoğunu Allah'ın (dahi) bilmeyeceğini sanıyordunuz." (41-Fussilet 22)

 
 
23 - İşte bu zannınız, Rabbiniz hakkındaki (bu batıl) zannınız sizi helaka sürükledi de hüsrana (ebedi ziyana) uğrayanlardan oldunuz." (41-Fussilet 23)

 
 
24 - Şimdi eğer sabredip-dayanabilirlerse onlar için konaklama yeri ateştir. Ve onlar hoşnut etmeye (tekrar dünyaya) dönmek isterlerse artık onlar (Allah'ı hoşnut edip) hoşnut olacaklardan değillerdir. (41-Fussilet 24)

 
 
25 - Biz onlara (inkarları nedeniyle) birtakım yakın arkadaşlar musallat ettik de, onlar önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip-geçmiş cin ve insan toplulukları için hak olan (azab) sözü onların üzerine de hak oldu. Gerçekten onlar hüsrana (ebedi ziyana) uğrayanlardı. (41-Fussilet 25)

 
 
26 - İnkar edenler dediler ki "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) şamata-gürültü yapın. Belki üstün gelirsiniz." (41-Fussilet 26)

 
 
27 - O inkar edenlere elbette şiddetli bir azab taddıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız. (41-Fussilet 27)

 
 
28 - İşte Allah'ın düşmanları için (hazırlanan) bu ceza ateştir. Bizim ayetlerimizi bilerek inkar etmelerinin cezası olarak, onlar için orada (ateşte) ebedilik yurdu vardır. (41-Fussilet 28)

 
 
29 - Küfretmekte olanlar dediler ki "Rabbimiz cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım, (onlar) en aşağılarda bulunanlardan olsunlar." (41-Fussilet 29)

 
 
30 - Şüphesiz "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanların, (işte) onların üzerine melekler iner (ve derler ki) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin." (41-Fussilet 30)

 
 
31 - Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniz. Orada (görüp de) nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve (hiç görmeden) istediğiniz-talep ettiğiniz her şey de sizindir. (41-Fussilet 31)

 
 
32 - Gafur (çok bağışlayan) Rahim'den (rahmetiyle çok esirgeyenden) ağırlama (ikram) olarak. (41-Fussilet 32)

 
 
33 - Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve "Ben gerçekten müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?" (41-Fussilet 33)

 
 
34 - İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan bir tarzda önle-uzaklaştır. O zaman (görürsün ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir. (41-Fussilet 34)

 
 
35 - Buna da (bu güzel sonuca da) sabredenlerden başkası kavuşturulmaz. Ve buna en büyük haz sahibi olanlardan (iyilik yapmaktan sevinç-huzur duyanlardan) başkası da kavuşturulmaz. (41-Fussilet 35)

 
 
36 - Şayet şeytandan gelen bir vesvese seni kışkırtacak (sabrını zorlayacak) olursa hemen Allah'a sığın. Elbette O Semi'dir (herşeyi işitendir), Alim'dir (hakkıyle bilendir). (41-Fussilet 36)

 
 
37 - Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer sadece Allah'a kulluk yapmak istiyorsanız, bunları yaratan Allah'a secde edin. (41-Fussilet 37)

 
 
38 - Şayet onlar kibirlenip-büyüklenecek olurlarsa (bilinsin ki) Rabbinin katında bulunanlar gece ve gündüz O'nu tesbih ederler ve onlar bıkıp-usanmazlar. (41-Fussilet 38)

 
 
39 - O'nun ayetlerinden biri de senin yeryüzünü boynu bükük-kupkuru görmendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman harekete geçip kabarır. Onu dirilten-hayat veren elbette ölüleri de diriltir. O her şeye kadirdir (güç yetirendir). (41-Fussilet 39)

 
 
40 - Ayetlerimiz hakkında (batıl yorumlarla) çarpıtma yapanlar Bize gizli kalmazlar. O halde ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. O, yaptıklarınızı hakkıyle görendir. (41-Fussilet 40)

 
 
41 - Kendilerine zikir gelince (batıl yorumlarla çarpıtanlar), onlar onu inkar etmişlerdir. O elbette aziz (şerefi yüksek, üstün) bir Kitab'dır. (41-Fussilet 41)

 
 
42 - Batıl ona önünden de ardından da gelemez. (Çünkü o) Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) Hamid (övgüye ve övülmeye layık) olandan indirilmedir. (41-Fussilet 42)

 
 
43 - Sana söylenenler senden önceki resullere söylenenden başka bir şey değildir. Senin Rabbin elbette ki hem mağfiret sahibidir, hem de acıklı bir cezalandırma sahibidir. (41-Fussilet 43)

 
 
44 - Eğer biz onu a'cemi (arapça olmayan bir dilde) olan Kur'an kılsaydık onlar mutlaka "Onun ayetleri tafsilatlı olarak açıklanmalı değil miydi? Arap olana a'cemi (lisanda bir Kitab) olur mu?" derlerdi. De ki "O (arap veya a'cem olsun) iman edenler için hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin ise (arap veya a'cem olsun) kulaklarında bir ağırlık vardır ve (Kur'an) onlara körlüktür-kapalıdır. Sanki onlara (kendilerinden ilgisiz) uzak bir yerden seslenilir." (41-Fussilet 44)

 
 
45 - Andolsun ki Biz Musa'ya Kitab'ı verdik fakat onda anlaşmazlığa-ayrılığa düşüldü. Eğer senin Rabbinden (daha önce) bir söz geçmiş olmasaydı mutlaka aralarında 'hüküm verilip-iş bitirilirdi'. Gerçekten onlar bundan kuşku verici bir tereddüt içindedirler. (41-Fussilet 45)

 
 
46 - Kim salih bir amelde bulunursa kendi nefsi lehinedir, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Senin Rabbin kullara zulmedici değildir. (41-Fussilet 46)

 
 
47 - (Kıyamet) saatinin ilmi O'na döndürülür-havale edilir. O'nun ilmi olmaksızın hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. (Allah'ın) onlara "Benim ortaklarım nerede" diye sesleneceği gün "Bizden hiçbir şahid olmadığını Sana arzederiz" derler. (41-Fussilet 47)

 
 
48 - Önceden taptıkları şeyler onlardan uzaklaşıp-kaybolmuştur. (Onlar da) kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır. (41-Fussilet 48)

 
 
49 - İnsan hayır istemekten (ve hayırla karşılaşmaktan) bıkıp-usanmaz. Ancak kendisine bir şer (bir kötülük) dokundu mu artık ye'se (karamsarlığa) düşen bir umudsuzdur. (41-Fussilet 49)

 
 
50 - Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka "Bu benim (hakkımdır). Ve ben (kıyamet) saatinin (yakında) kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile muhakkak O'nun katında benim için daha güzel olanı vardır" der. Andolsun ki Biz kafirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve onlara ağır azabdan mutlaka taddıracağız. (41-Fussilet 50)

 
 
51 - İnsana nimet verdiğimiz zaman (şükürden) yüz çevirir ve (Bizden) yan çizer-uzaklaşır. Ona bir şer (kötülük) dokunduğu zaman ise geniş (kapsamlı ve uzun) bir dua sahibidir. (41-Fussilet 51)

 
 
52 - De ki "Bana (görüşünüzü) söyler misiniz? O (Kur'an) Allah katından ise sonra da siz onu inkar etmişseniz, (bu durumda haktan) uzak bir ayrılık içinde olandan daha sapık kimdir?" (41-Fussilet 52)

 
 
53 - Biz ayetlerimizi hem afakta (dış ufukta), hem de kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. (Bunu gördüklerine dair) senin Rabbinin her şeye şahid olması yetmez mi? (41-Fussilet 53)

 
 
54 - İyi bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan bir şüphe içindedirler. Yine iyi bilin ki O her şeyi (ilmiyle) sarıp-kuşatandır. (41-Fussilet 54)


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
 
 

حٰمٓۜ - 1
 
 

تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ - 2
 
 

كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ - 3
 
 

بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ - 4
 
 

وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّـنَا عَامِلُونَ - 5
 
 

قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُـكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ - 6
 
 

اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ - 7
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟ - 8
 
 

قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَـهُٓ اَنْدَاداًۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ - 9
 
 

وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ - 10
 
 

ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ - 11
 
 

فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظاًۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ - 12
 
 

فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ - 13
 
 

اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ - 14
 
 

فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ - 15
 
 

فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً صَرْصَراً ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ - 16
 
 

وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ - 17
 
 

وَنَجَّيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ - 18
 
 

وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ - 19
 
 

حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ - 20
 
 

وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ - 21
 
 

وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يراً مِمَّا تَعْمَلُونَ - 22
 
 

وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ - 23
 
 

فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ - 24
 
 

وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ - 25
 
 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ - 26
 
 

فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَاباً شَد۪يداً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ - 27
 
 

ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ - 28
 
 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّـنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ - 29
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَـتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ - 30
 
 

نَحْنُ اَوْلِيَٓاؤُ۬كُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَشْتَـه۪ٓي اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَدَّعُونَۜ - 31
 
 

نُزُلاً مِنْ غَفُورٍ رَح۪يمٍ۟ - 32
 
 

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ - 33
 
 

وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ - 34
 
 

وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُواۚ وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا ذُوحَظٍّ عَظ۪يمٍ - 35
 
 

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ - 36
 
 

وَمِنْ اٰيَاتِهِ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُۜ لَا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ - 37
 
 

فَاِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذ۪ينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ - 38
 
 

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْۜ اِنَّ الَّـذ۪ٓي اَحْيَاهَا لَمُحْـيِ الْمَوْتٰىۜ اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ - 39
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَاۜ اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَأْت۪ٓي اٰمِناً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ - 40
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌۙ - 41
 
 

لَا يَأْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ۜ تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ - 42
 
 

مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ ق۪يلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَۜ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَل۪يمٍ - 43
 
 

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰناً اَعْجَمِياًّ لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُۜ ءَاَۭۘعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّۜ قُلْ هُوَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَٓاءٌۜ وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًىۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ۟ - 44
 
 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ - 45
 
 

مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِه۪ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ - 46
 
 

اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِۜ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ اَيْنَ شُرَكَٓاء۪يۙ قَالُٓوا اٰذَنَّاكَۙ مَا مِنَّا مِنْ شَه۪يدٍۚ - 47
 
 

وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ - 48
 
 

لَا يَسْـَٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوطٌ - 49
 
 

وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ - 50
 
 

وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَٓاءٍ عَر۪يضٍ - 51
 
 

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِه۪ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ ف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍ - 52
 
 

سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَـيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ - 53
 
 

اَلَٓا اِنَّهُمْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓاءِ رَبِّهِمْۜ اَلَٓا اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطٌ - 54
 
 

Etiketler:

İnsan Dergisi

,