Sure Ayet

Mâide Suresi



Mâide Suresi 120 ayettir. Nüzulü Medine'de olup 112. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 105 sayfa numarasında yer almaktadır.
Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
 

 
 
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 
 
1 - Ey iman edenler, akitleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal görmeksizin ve size okunacaklar hariç olmak üzere hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir. (5-Mâide 1)

 
 
2 - Ey iman edenler. Allah'ın şeairine (nişanelerine-alametlerine), haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid'i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının. Gerçekten Allah'ın cezası-azabı şiddetlidir. (5-Mâide 2)

 
 
3 - Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, şiddetli bir darbe alarak (kesilmeksizin) ölmüş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -ki (henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır). Bugün küfre sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umud kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Ben'den korkun. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı beğendim. Kim açlıktan daralır da günaha eğilim göstermeksizin (bu haram saydıklarımızdan yemek zorunda kalırsa) Allah elbetteki Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (5-Mâide 3)

 
 
4 - Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki "Bütün iyi ve temiz şeyler size helal kılındı." Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip-yetiştirdiğiniz avcı hayvanların yakaladıklarını da -üzerlerine Allah'ın adını anarak- yeyin. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. (5-Mâide 4)

 
 
5 - Bugün size iyi ve temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitab verilenlerin yiyeceği size helal, sizin de yiyeceğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) Kitab verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size helaldir. Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, onun ameli (yaptıkları) boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana (ebedi ziyana) uğrayanlardandır. (5-Mâide 5)

 
 
6 - Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da. Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin). Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara yaklaşmış da su bulamamışsanız, bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edin de yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemez ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Böylece şükredersiniz. (5-Mâide 6)

 
 
7 - Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi kendisiyle bağımlı kıldığı misakını (verdiğiniz sözü) hatırlayın. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir. (5-Mâide 7)

 
 
8 - Ey iman edenler, adaletli şahidler olarak Allah için hakkı ayakta tutanlar olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet edin, takvaya en yakın olan odur. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (5-Mâide 8)

 
 
9 - Allah iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir ki onlar için mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir-mükafat vardır. (5-Mâide 9)

 
 
10 - Küfre sapanlar ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise onlar da cehennem ashabıdır-halkıdır. (5-Mâide 10)

 
 
11 - Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkup-sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (5-Mâide 11)

 
 
12 - Andolsun ki Allah İsrailoğullarından kesin-söz almıştı. Onların içinden (kendilerine) oniki güvenilir-gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara (demişti ki) "Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, resullerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz elbette sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, dümdüz bir yolun ortasından sapmış olur." (5-Mâide 12)

 
 
13 - Fakat sözlerini bozmaları nedeniyle onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (anlamlarını tahrif ederler). Kendilerine hatırlatılan-öğretilen şeylerin çoğunu unuturlar. İçlerinden pek azı hariç onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz ki Allah muhsinleri (iyilik yapıp-güzel davrananları) sever. (5-Mâide 13)

 
 
14 - Ve "Biz hıristiyanlarız" diyenlerden de kesin söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan-öğretilen şeylerin çoğunu unuttular. Biz de onların arasına kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir. (5-Mâide 14)

 
 
15 - Ey Kitab ehli, Kitab'tan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan da geçiveren resulümüz-elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve mübin (apaçık) bir Kitab geldi. (5-Mâide 15)

 
 
16 - Allah, rızasını arayıp-gözetenleri bununla selamet (kurtuluş) yollarına iletir. Onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır ve dosdoğru yola yöneltip-iletir. (5-Mâide 16)

 
 
17 - Andolsun ki "Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kafir olmuşlardır. De ki "Eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzünde olanların hepsini helak etmek isterse, Allah'tan kim (bunu önleyecek) bir şeye malik olabilir?" Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin mülkü Allah'ındır. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye kadirdir (güç yetirendir). (5-Mâide 17)

 
 
18 - Yahudi ve hıristiyanlar "Biz Allah'ın çocukları ve sevgilileriyiz" dediler. De ki "Öyleyse sizi günahlarınızdan dolayı niye azablandırıyor? Hayır, siz de O'nun yarattıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır." (5-Mâide 18)

 
 
19 - Ey Kitab ehli, resullerin arası kesildiği bir dönemde "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demeyesiniz diye size gerçekleri apaçık anlatan Resul geldi. Artık müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir. Allah her şeye kadirdir (güç yetirendir). (5-Mâide 19)

 
 
20 - Hani Musa kavmine (şöyle) demişti "Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. İçinizden peygamberler çıkardı, sizden (emir sahibi) yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi." (5-Mâide 20)

 
 
21 - Ey kavmim, Allah'ın size yazdığı kutsal yere girin ve (gerisin geri) ardınıza dönmeyin yoksa hüsrana uğrayanlara dönmüş olursunuz. (5-Mâide 21)

 
 
22 - Dediler ki "Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır. Onlar ordan çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet ordan çıkarlarsa, biz de (oraya hemen) gireriz." (5-Mâide 22)

 
 
23 - Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi "Onların üzerine kapıdan girin, ona (oradan) girerseniz, şüphesiz sizler galipsiniz. Eğer mü'minlerdenseniz yalnızca Allah'a tevekkül edin" dedi. (5-Mâide 23)

 
 
24 - Dediler ki "Ey Musa, onlar orada olduğu sürece biz hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada oturacağız." (5-Mâide 24)

 
 
25 - (Musa) "Rabbim, ben kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum (söz geçiremiyorum). Artık bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır" dedi. (5-Mâide 25)

 
 
26 - (Allah) dedi ki "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde şaşkınca dönüp-dolaşacaklar. Sen de o fasıklar topluluğuna karşı üzülme." (5-Mâide 26)

 
 
27 - Onlara Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku (anlat). Onlar (kendilerini isteklerine) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) demişti ki "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de şöyle dedi) "Allah ancak muttakilerden (korkup-sakınanlardan) kabul eder." (5-Mâide 27)

 
 
28 - Eğer sen beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. (Çünkü) ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. (5-Mâide 28)

 
 
29 - Ben isterim ki sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. Zulmedenlerin cezası budur. (5-Mâide 29)

 
 
30 - Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip, gerekli göstererek) kolaylaştırdı ve onu öldürdü. Böylece hüsrana uğrayanlardan oldu. (5-Mâide 30)

 
 
31 - Derken Allah ona, yeri eşiyerek kardeşinin ölü cesedini nasıl örteceğini gösteren bir karga gönderdi. (Bunu görünce) "Bana yazıklar olsun. Kardeşimin ölü cesedini örtmek için bu kargadan daha mı aciz kaldım?" dedi. Artık o, pişmanlık duyanlardan olmuştu. (5-Mâide 31)

 
 
32 - Bu nedenle İsrailoğullarına şunu yazdık ki "Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksızca) öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (kurtararak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur." Andolsun ki resullerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yine yeryüzünde (taşkınlık edip) aşırı gidenlerdir. (5-Mâide 32)

 
 
33 - Allah'a ve resulüne karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesada koşanların (bozgunculuğa çaba harcalayanların) cezası ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyadaki zillettir (aşağılanmadır), ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır. (5-Mâide 33)

 
 
34 - Ancak sizin onlara güç yetirmenizden (kendilerini yakalamanızdan) önce tevbe edenler müstesnadır. Biliniz ki Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (5-Mâide 34)

 
 
35 - Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve O'na (O'nun rızasına yaklaşmaya) vesile arayın. O'nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz. (5-Mâide 35)

 
 
36 - Gerçek şu ki küfre sapanlar, yeryüzünde olanların hepsi ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye verseler, onlardan asla kabul edilmez. Onlar için acıklı bir azab vardır. (5-Mâide 36)

 
 
37 - Ateşten çıkmak isterler ama ondan çıkacak değillerdir. Onlar için sürekli bir azab vardır. (5-Mâide 37)

 
 
38 - Hırsız erkek ve hırsız kadının yaptıklarına bir karşılık Allah'tan (hikmetli) bir ceza olmak üzere ellerini kesin. Allah Aziz'dir (üstün ve güçlü olandır), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (5-Mâide 38)

 
 
39 - Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah gerçekten Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (5-Mâide 39)

 
 
40 - Göklerin de, yerin de mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azab eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye kadirdir (güç yetirendir). (5-Mâide 40)

 
 
41 - Ey Resul, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenler ile yahudilerden küfre koşanlar seni üzmesin. Onlar yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluğa kulak verenlerdir. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler, "Size bu verilirse alın, verilmezse ondan kaçının" derler. Allah kimin fitnesini (fitneye düşmesini) isterse artık sen onun için Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizleyip-arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir rezillik (aşağılanma), ahirette de onlar için büyük bir azab vardır. (5-Mâide 41)

 
 
42 - Onlar yalana kulak verirler ve haram yerler. Sana gelirlerse aralarında hükmet ya da onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir zarar veremezler. Aralarında hükmedersen de adaletle hükmet. Şüphesiz Allah adil olanları sever. (5-Mâide 42)

 
 
43 - İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da yüz çevirip-gidiyorlar? Onlar inanmış olanlar değildir. (5-Mâide 43)

 
 
44 - Gerçek şu ki Tevrat'ı Biz indirdik. Onda hidayet ve nur vardır. Teslim olmuş peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Rabbaniyun (kendilerini Rabbe adamış zahidler) ve ahbar da (din bilginleri de) Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Ben'den korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kafir olanlardır. (5-Mâide 44)

 
 
45 - Biz onda (Tevrat'ta), onların üzerine cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş yazdık. Yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu bağışlarsa, kendisi için bir kefarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalim olanlardır. (5-Mâide 45)

 
 
46 - Onların izinden Meryem oğlu İsa'yı önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona içinde hidayet ve nur olan, ellerindeki Tevrat'ı tasdik eden ve muttakiler (korkup-sakınanlar) için hidayet ve öğüt olan İncil'i verdik. (5-Mâide 46)

 
 
47 - İncil ehli de Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar fasık olanlardır. (5-Mâide 47)

 
 
48 - Sana da ellerinde kitabdan olanı doğrulamak ve onu korumak üzere bu kitabı hak ile indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevalarına (nefsi arzularına) uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı. Ancak size verdikleriyle sizi denemek istedi. O halde hayırlarda yarışınız. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. (5-Mâide 48)

 
 
49 - Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına (nefsi arzularına) uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtıp-saptırmalarından sakın. Şayet (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onları musibete uğratmak istiyor. Gerçekten insanların bir çoğu fasıklardır (yoldan çıkanlardır). (5-Mâide 49)

 
 
50 - Onlar hala cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? Yakinen (kesin olarak) inanan bir topluluk için hükmü Allah'tan daha güzel olan kimdir? (5-Mâide 50)

 
 
51 - Ey iman edenler. Yahudi ve hıristiyanları veliler-dostlar edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (5-Mâide 51)

 
 
52 - Kalplerinde hastalık olanların "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih ya da katından bir emir getirecek de, onlar nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır. (5-Mâide 52)

 
 
53 - (O zaman) iman edenler de "Olanca güçleriyle sizlerle birlik olduklarına ilişkin Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?" derler. Onların bütün amelleri (yapıp-ettikleri) boşa çıkmış böylece hüsrana (ebedi ziyana) uğrayanlardan olmuşlardır. (5-Mâide 53)

 
 
54 - Ey iman edenler. İçinizden kim dininden geri dönerse (irtidat ederse) Allah (onların yerine) Kendisinin onları sevdiği, onların da Kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı izzetli ve şiddetli bir topluluk getirir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu Allah'ın bir fazlıdır (lutuf ve ihsanıdır), onu dilediğine verir. Allah Vasi'dir (lutfu ve rahmeti geniştir), Alim'dir (hakkıyle bilendir). (5-Mâide 54)

 
 
55 - Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah, O'nun Resulü, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir. (5-Mâide 55)

 
 
56 - Kim Allah'ı, O'nun Resulünü ve iman edenleri veli-dost edinirse, hiç şüphe yok ki galip gelecek olanlar Hizbullah'dır (Allah'ın taraftarlarıdır). (5-Mâide 56)

 
 
57 - Ey iman edenler, sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden dininizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri veli-dost edinmeyin. Eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. (5-Mâide 57)

 
 
58 - Birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu (yaptıkları,) onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır. (5-Mâide 58)

 
 
59 - De ki "Ey Kitab ehli. Sadece Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene inanmamız ve sizin çoğunuzun da fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?" (5-Mâide 59)

 
 
60 - De ki "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar, domuzlar ve tağuta kullar kıldığı (kimselerin durumudur). işte bunlar, yer bakımından en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır." (5-Mâide 60)

 
 
61 - Size geldiklerinde "İman ettik" derler. Oysa onlar (sizin yanınıza) küfürle girmişler ve yine onunla çıkmışlardır. Allah onların gizlemiş olduklarını hakkıyle bilendir. (5-Mâide 61)

 
 
62 - Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yemede koşuşup-yarıştığını görürsün. Yapmakta oldukları ne kötüdür. (5-Mâide 62)

 
 
63 - Rabbaniyun (kendilerini Rabbe adamış zahidler) ve ahbar (din bilginleri) onları günah söylemelerinden ve haram yemelerinden sakındırmalı değil miydi? (Onların da) yapmakta oldukları ne kötüdür. (5-Mâide 63)

 
 
64 - Yahudiler "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar. Bilakis O'nun elleri açıktır, nasıl dilerse öyle verir. Andolsun ki Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını (azgınca taşkınlıklarını) ve küfürlerini arttıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde fesada (bozgunculuğa) koşarlar. Allah ise fesadçıları (bozguncuları) sevmez. (5-Mâide 64)

 
 
65 - Eğer Kitab ehli iman edip sakınsalardı elbette onların kötülüklerini örter ve onları (nimetlerle donatılmış) Naim cennetlerine koyardık. (5-Mâide 65)

 
 
66 - Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni uygulayıp-ayakta tutsalardı elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde mutedil (aşırı olmayan) bir zümre vardır. Onlardan çoğunun yapmakta oldukları ise ne kötüdür. (5-Mâide 66)

 
 
67 - Ey Resul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Allah hiç şüphesiz ki kafirler topluluğunu hidayete (doğru yola) eriştirmez. (5-Mâide 67)

 
 
68 - De ki "Ey Kitab ehli. Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni hakkıyle uygulamadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun ki Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını (azgınca taşkınlıklarını) ve küfürlerini arttıracaktır. Artık kafirler topluluğu için üzülme. (5-Mâide 68)

 
 
69 - Gerçek şu ki iman edenler ile yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp, salih amellerde bulunanlara korku yoktur, onlar (ahirette üzgün de) mahzun da olmayacaklardır. (5-Mâide 69)

 
 
70 - Andolsun ki Biz İsrailoğullarından kesin söz almış ve onlara resuller göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir resul geldiyse, bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler. (5-Mâide 70)

 
 
71 - Bir fitne olmayacak sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti. Sonra içlerinden bir çoğu (hakka karşı yine) kör ve sağır oldular. Allah yapmakta olduklarını hakkıyle görendir. (5-Mâide 71)

 
 
72 - Andolsun ki "Allah, Meryemoğlu Mesih'tir" diyenler kafir olmuşlardır. Oysa Mesih demiştir ki "Ey İsrailoğulları. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Muhakkak ki O, Kendisine şirk koşana cenneti haram kılmıştır ve onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (5-Mâide 72)

 
 
73 - Andolsun ki "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler de kafir olmuşlardır. Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan küfredenlere mutlaka acıklı bir azab dokunacaktır. (5-Mâide 73)

 
 
74 - Artık Allah'a tevbe edip, mağfiret (bağışlanma) istemiyecekler mi? Oysa Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (5-Mâide 74)

 
 
75 - Meryem oğlu Mesih yalnızca bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Onun annesi dosdoğru bir kadındır, ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara ayetleri nasıl da açıklıyoruz? ( Sonra yine) bak, onlar nasıl da yüz çeviriyorlar? (5-Mâide 75)

 
 
76 - De ki "Size fayda ve zarar vermeye gücü yetmeyen Allah'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah Semi'dir (herşeyi işitendir), Alim'dir (hakkıyle bilendir)." (5-Mâide 76)

 
 
77 - De ki "Ey Kitab ehli, dininizde haksız yere haddi aşmayın (aşırı gitmeyin). Daha önce hem kendi sapmış, hem de birçoklarını saptırmış ve doğru yoldan ayrılmış bir kavmin hevalarına (nefsi arzularına) uymayın." (5-Mâide 77)

 
 
78 - İsrailoğullarından küfredenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu (lanet), isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. (5-Mâide 78)

 
 
79 - Yapmakta oldukları münkerlerden (çirkin işlerden) birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi. (5-Mâide 79)

 
 
80 - Onlardan çoğunun küfre sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablanmıştır ve onlar azabda ebedi kalacaklardır. (5-Mâide 80)

 
 
81 - Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları (küfre sapanları) dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasık olanlardır. (5-Mâide 81)

 
 
82 - Andolsun ki insanlardan iman edenlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve Allah'a şirk koşanları bulursun. Onlardan iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların da "Biz Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu (durumun sebebi), onların içinde keşişler ve rahibler olması ve onların büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (5-Mâide 82)

 
 
83 - Resule indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün. Derler ki "Rabbimiz inandık, bizi de şahidlerle birlikte yaz." (5-Mâide 83)

 
 
84 - Hem Rabbimizin bizi salihler topluluğuna katmasını umarken ne diye Allah'a ve bize haktan gelene inanmayalım? (5-Mâide 84)

 
 
85 - Böyle demeleri sebebiyle Allah onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükafatlandırmıştır. Orada ebedi olarak kalacaklardır. İşte muhsinlerin (iyilik yapıp-güzel davrananların) mükafatı budur. (5-Mâide 85)

 
 
86 - İnkar edip, ayetlerimizi yalanlayanlar da cehennem ashabıdır-halkıdır. (5-Mâide 86)

 
 
87 - Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (5-Mâide 87)

 
 
88 - Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helal ve temiz olarak yeyin. Kendisine inandığınız Allah'tan korkup-sakının. (5-Mâide 88)

 
 
89 - Allah sizi sehven ve kasıtsız olarak söylediğiniz yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz. Ancak bilerek (kasıtlı) yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi azat etmektir. (Bunlara imkan) bulamayan (için) üç gün oruç (vardır). Yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki şükredersiniz. (5-Mâide 89)

 
 
90 - Ey iman edenler. İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki felaha (kurtuluşa) eresiniz. (5-Mâide 90)

 
 
91 - Gerçekten şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi? (5-Mâide 91)

 
 
92 - Allah'a itaat edin, Resule de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen ancak apaçık tebliğdir. (5-Mâide 92)

 
 
93 - İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları sonra korkup-sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve ihsanda bulundukları takdirde (önceden) yedikleri dolayısıyla bir günah-sorumluluk yoktur. Allah muhsinleri (iyilik yapıp-güzel davrananları) sever. (5-Mâide 93)

 
 
94 - Ey iman edenler. Allah gizlide kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şeyle (de olsa) sizi mutlaka dener. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acıklı bir azab vardır. (5-Mâide 94)

 
 
95 - Ey iman edenler, ihramlı iken avı öldürmeyin. Sizden her kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, öldürdüğü o hayvanın benzeri bir ceza vardır ki Ka'be'ye ulaşmış bir kurbanlık olmak üzere buna içinizden adil iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak ya da onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle işlediğinin vebalini tatmış olsun. Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim bu suçu tekrarlarsa Allah ondan intikamını alır. Allah Aziz'dir (üstün ve güçlü olandır), intikam sahibidir. (5-Mâide 95)

 
 
96 - (Hac yolculuğunda) hem size hem de yolculara fayda olmak üzere deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkun. (5-Mâide 96)

 
 
97 - Allah, Beyt-i Haram (olan) Ka'be'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam etme-güvenle doğrulma yeri) kıldı. Haram ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve Allah'ın gerçekten (Alim) herşeyi hakkıyle bilen olduğunu bilmeniz içindir. (5-Mâide 97)

 
 
98 - Bilin ki Allah, cezası pek şiddetli olandır. Ve Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (5-Mâide 98)

 
 
99 - Resulün üzerine düşen sadece tebliğdir. Allah açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir. (5-Mâide 99)

 
 
100 - De ki "Murdarın çokluğu (tuhaf bir şekilde) hoşuna gitse de, murdar (pis ve kötü) ile temiz bir olmaz." Ey ulul elbab (zikir, hikmet ve hayır sahibleri) Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz. (5-Mâide 100)

 
 
101 - Ey iman edenler, size açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur'an indirilirken (onları) sorarsanız size açıklanır. (Oysa açıklanıp-hükme bağlanmadığına göre) Allah onları affetti. Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Halim'dir (rahmetiyle yumuşak davranandır). (5-Mâide 101)

 
 
102 - Sizden önce bir topluluk onları (açıklanmayan şeyleri) sormuştu da, sonra (açıklanınca bunların gereğini yapmayıp) kafirler olmuşlardı. (5-Mâide 102)

 
 
103 - Allah Bahiyre'den, Saibe'den, Vasiyle'den ve Ham'dan hiçbirini (meşru) kılmamıştır. Ancak küfredenler, Allah'a karşı yalan düzüp-uyduruyorlar. Onların çoğu akıl erdirmez. (5-Mâide 103)

 
 
104 - Onlara "Allah'ın indirdiğine ve resule gelin" denildiğinde "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete (doğru yola) gitmiyor idilerse? (5-Mâide 104)

 
 
105 - Ey iman edenler, siz kendi nefislerinize (kendi durumunuza, kendi kulluğunuza) bakın. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O size yaptıklarınızı haber verecektir. (5-Mâide 105)

 
 
106 - Ey iman edenler. Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman vasiyet anında aranızdan adaletli iki kişiyi veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden olmayan başka iki kişiyi şahid tutun. Şayet (bunlardan) kuşkulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız ve onlar da "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkarlardan oluruz" diye Allah adına yemin ederler. (5-Mâide 106)

 
 
107 - Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi onların yerine geçerler ve "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler. (5-Mâide 107)

 
 
108 - Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına (çare olarak) daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının ve (emirlerini) dinleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez. (5-Mâide 108)

 
 
109 - Allah resulleri toplayıp da "Size ne cevap verildi" dediği gün, onlar "Bizim bilgimiz yoktur, elbette ki gaybleri (görünmeyenleri) bilen ancak Sen'sin" derler. (5-Mâide 109)

 
 
110 - Allah diyecektir ki "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyor, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmelerinden korumuş) engellemiştim. Kendilerine apaçık ayetler (mucizeler) getirdiğin zaman onlardan küfre sapanlar "Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" demişlerdi. (5-Mâide 110)

 
 
111 - Hani havarilere "Bana ve resulüme iman edin" diye vahyetmiştim, onlar da "İman ettik, Sen şahid ol ki biz müslümanlarız" demişlerdi. (5-Mâide 111)

 
 
112 - Hani havariler "Ey Meryem oğlu İsa Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da " Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkun" demişti. (5-Mâide 112)

 
 
113 - (Havariler) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden (bunu bizzat görenlerden) olalım" demişlerdi. (5-Mâide 113)

 
 
114 - Meryem oğlu İsa da "Allah'ım, Rabbimiz bize gökten bir sofra indir ki bizim öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen'den de bir ayet (onlar için bir mucize) olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın" demişti. (5-Mâide 114)

 
 
115 - Allah demişti ki "Şüphesiz Ben bunu size indireceğim. Ancak bundan sonra sizden kim küfre saparsa, Ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım." (5-Mâide 115)

 
 
116 - Allah "Ey Meryemoğlu İsa, insanlara Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilah edinin diye sen mi söyledin?" dediğinde, (demişti ki) "Haşa, Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten gaybleri (görünmeyenleri) bilen ancak Sen'sin." (5-Mâide 116)

 
 
117 - Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahiddim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. Sen her şeye şahid olansın. (5-Mâide 117)

 
 
118 - Eğer onları azablandırırsan, onlar Sen'in kullarındır. Eğer onları bağışlarsan şüphesiz ki Aziz (üstün ve güçlü) ve Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) olan ancak Sen'sin. (5-Mâide 118)

 
 
119 - Allah dedi ki "Bu (gün,) doğrulara doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlara içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı-hoşnut oldu, onlar da O'ndan razı-hoşnut olmuşlardır. İşte en büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur." (5-Mâide 119)

 
 
120 - Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. O, her şeye kadirdir (güç yetirendir). (5-Mâide 120)


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ - 1
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَاناًۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ - 2
 
 

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّط۪يحَةُ وَمَٓا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِۜ ذٰلِكُمْ فِسْقٌۜ اَلْيَوْمَ يَـئِسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ د۪ينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِۜ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ د۪يناًۜ فَمَنِ اضْطُرَّ ف۪ي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍۙ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ - 3
 
 

يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُۘ فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ - 4
 
 

اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۜ وَطَعَامُ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْۖ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْۘ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَ وَلَا مُتَّخِذ۪ٓي اَخْدَانٍۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْا۪يمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۘ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ۟ - 5
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ - 6
 
 

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ - 7
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ - 8
 
 

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ - 9
 
 

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ - 10
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ هَمَّ قَوْمٌ اَنْ يَبْسُطُٓوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ۟ - 11
 
 

وَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَق۪يباًۜ وَقَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مَعَكُمْۜ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُل۪ي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ - 12
 
 

فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةًۚ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ۙ وَنَسُوا حَظاًّ مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلٰى خَٓائِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَل۪يلاً مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ - 13
 
 

وَمِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰٓى اَخَذْنَا م۪يثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظاًّ مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۖ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ - 14
 
 

يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ قَدْ جَٓاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُب۪ينٌۙ - 15
 
 

يَهْد۪ي بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِه۪ وَيَهْد۪يهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ - 16
 
 

لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ اَنْ يُهْلِكَ الْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ - 17
 
 

وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَٓاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّٓاؤُ۬هُۜ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۘ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ - 18
 
 

يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَٓاءَنَا مِنْ بَش۪يرٍ وَلَا نَذ۪يرٍۘ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَش۪يرٌ وَنَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ - 19
 
 

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَعَلَ ف۪يكُمْ اَنْبِيَٓاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكاًۗ وَاٰتٰيكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ - 20
 
 

يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّت۪ي كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ - 21
 
 

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّ ف۪يهَا قَوْماً جَبَّار۪ينَۗ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَاۚ فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ - 22
 
 

قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ - 23
 
 

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَـهَٓا اَبَداً مَا دَامُوا ف۪يهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ - 24
 
 

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ - 25
 
 

قَالَ فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۚ يَت۪يهُونَ فِي الْاَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ۟ - 26
 
 

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّۢ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَاناً فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِۜ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَۜ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّق۪ينَ - 27
 
 

لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَن۪ي مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ - 28
 
 

اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ تَبُٓوأَ بِاِثْم۪ي وَاِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِۚ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِم۪ينَۚ - 29
 
 

فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخ۪يهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ - 30
 
 

فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَاباً يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِۜ قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪يۚ فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِم۪ينَۚۛ - 31
 
 

مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاًۜ وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاًۜ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ ثُمَّ اِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ - 32
 
 

اِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذ۪ينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداً اَنْ يُقَتَّلُٓوا اَوْ يُصَلَّـبُٓوا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِۜ ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ - 33
 
 

اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْۚ فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ - 34
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُٓوا اِلَيْهِ الْوَس۪يلَةَ وَجَاهِدُوا ف۪ي سَب۪يلِه۪ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ - 35
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِه۪ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ - 36
 
 

يُر۪يدُونَ اَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنْهَاۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُق۪يمٌ - 37
 
 

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ - 38
 
 

فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِه۪ وَاَصْلَحَ فَاِنَّ اللّٰهَ يَتُوبُ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ - 39
 
 

اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ - 40
 
 

يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْۚ وَمِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَر۪ينَۙ لَمْ يَأْتُوكَۜ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِه۪ۚ يَقُولُونَ اِنْ اُو۫ت۪يتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُواۜ وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْۜ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ - 41
 
 

سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ اَكَّالُونَ لِلسُّحْتِۜ فَاِنْ جَٓاؤُ۫كَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ اَوْ اَعْرِضْ عَنْهُمْۚ وَاِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْـٔاًۜ وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ - 42
 
 

وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟ - 43
 
 

اِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ ف۪يهَا هُدًى وَنُورٌۚ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَناً قَل۪يلاًۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ - 44
 
 

وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ ف۪يهَٓا اَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِۙ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْاَنْفَ بِالْاَنْفِ وَالْاُذُنَ بِالْاُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّۙ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌۜ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِه۪ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ - 45
 
 

وَقَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِۖ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ ف۪يهِ هُدًى وَنُورٌۙ وَمُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ - 46
 
 

وَلْيَحْكُمْ اَهْلُ الْاِنْج۪يلِ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ ف۪يهِۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ - 47
 
 

وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِناً عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ عَمَّا جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقِّۜ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجاًۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَۙ - 48
 
 

وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ - 49
 
 

اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَۜ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ۟ - 50
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارٰٓى اَوْلِيَٓاءَۢ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ - 51
 
 

فَتَرَى الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ ف۪يهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌۜ فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِه۪ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَٓا اَسَرُّوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ نَادِم۪ينَۜ - 52
 
 

وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ اِنَّهُمْ لَمَعَكُمْۜ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَاَصْبَحُوا خَاسِر۪ينَ - 53
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُٓ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِر۪ينَۘ يُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَٓائِمٍۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ - 54
 
 

اِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ - 55
 
 

وَمَنْ يَتَوَلَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَاِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ۟ - 56
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَكُمْ هُزُواً وَلَعِباً مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ اَوْلِيَٓاءَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ - 57
 
 

وَاِذَا نَادَيْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ اتَّخَذُوهَا هُزُواً وَلَعِباًۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ - 58
 
 

قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّٓا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلُۙ وَاَنَّ اَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ - 59
 
 

قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَاز۪يرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَۜ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضَلُّ عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ - 60
 
 

وَاِذَا جَٓاؤُ۫كُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْـكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِه۪ۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ - 61
 
 

وَتَرٰى كَث۪يراً مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ - 62
 
 

لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ - 63
 
 

وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَاراً لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداًۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ - 64
 
 

وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ - 65
 
 

وَلَوْ اَنَّهُمْ اَقَامُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْۜ مِنْهُمْ اُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ سَٓاءَ مَا يَعْمَلُونَ۟ - 66
 
 

يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۜ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ - 67
 
 

قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۚ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ - 68
 
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـؤُ۫نَ وَالنَّصَارٰى مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ - 69
 
 

لَقَدْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهِمْ رُسُلاًۜ كُلَّمَا جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُهُمْۙ فَر۪يقاً كَذَّبُوا وَفَر۪يقاً يَقْتُلُونَ - 70
 
 

وَحَسِبُٓوا اَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَث۪يرٌ مِنْهُمْۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ - 71
 
 

لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ وَقَالَ الْمَس۪يحُ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۜ اِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوٰيهُ النَّارُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ - 72
 
 

لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ ثَالِثُ ثَلٰثَةٍۢ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّٓا اِلٰهٌ وَاحِدٌۜ وَاِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ - 73
 
 

اَفَلَا يَتُوبُونَ اِلَى اللّٰهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ - 74
 
 

مَا الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ وَاُمُّهُ صِدّ۪يقَةٌۜ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ - 75
 
 

قُلْ اَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاًۜ وَاللّٰهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ - 76
 
 

قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُٓوا اَهْوَٓاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَث۪يراً وَضَلُّوا عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ۟ - 77
 
 

لُعِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُ۫دَ وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ - 78
 
 

كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ - 79
 
 

تَرٰى كَث۪يراً مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ اَنْفُسُهُمْ اَنْ سَخِطَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ - 80
 
 

وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالنَّبِيِّ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ فَاسِقُونَ - 81
 
 

لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۚ وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّ۪يس۪ينَ وَرُهْبَاناً وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ - 82
 
 

وَاِذَا سَمِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُولِ تَرٰٓى اَعْيُنَهُمْ تَف۪يضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّۚ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ - 83
 
 

وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا جَٓاءَنَا مِنَ الْحَقِّۙ وَنَطْمَعُ اَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِح۪ينَ - 84
 
 

فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْمُحْسِن۪ينَ - 85
 
 

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ - 86
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ - 87
 
 

وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالاً طَيِّباًۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ - 88
 
 

لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَۚ فَكَفَّارَتُهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاك۪ينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْل۪يكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْر۪يرُ رَقَبَةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ وَاحْفَظُٓوا اَيْمَانَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ - 89
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ - 90
 
 

اِنَّمَا يُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ - 91
 
 

وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُواۚ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ - 92
 
 

لَيْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ ف۪يمَا طَعِمُٓوا اِذَا مَا اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَاَحْسَنُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟ - 93
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللّٰهُ بِشَيْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُٓ اَيْد۪يكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِۚ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَل۪يمٌ - 94
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّداً فَجَزَٓاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه۪ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْياً بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاك۪ينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَاماً لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِه۪ۜ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ - 95
 
 

اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعاً لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِۚ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُماًۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ - 96
 
 

جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَاماً لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ - 97
 
 

اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ وَاَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌۜ - 98
 
 

مَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ - 99
 
 

قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَب۪يثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ اَعْجَبَكَ كَـثْرَةُ الْخَب۪يثِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ۟ - 100
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَسْـَٔلُوا عَنْ اَشْيَٓاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْۚ وَاِنْ تَسْـَٔلُوا عَنْهَا ح۪ينَ يُنَزَّلُ الْقُرْاٰنُ تُبْدَ لَكُمْۜ عَفَا اللّٰهُ عَنْهَاۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ - 101
 
 

قَدْ سَاَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ اَصْبَحُوا بِهَا كَافِر۪ينَ - 102
 
 

مَا جَعَلَ اللّٰهُ مِنْ بَح۪يرَةٍ وَلَا سَٓائِبَةٍ وَلَا وَص۪يلَةٍ وَلَا حَامٍۙ وَلٰكِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَاَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ - 103
 
 

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ - 104
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ - 105
 
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ ح۪ينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةُ الْمَوْتِۜ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَر۪ي بِه۪ ثَمَناً وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الْاٰثِم۪ينَ - 106
 
 

فَاِنْ عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّٓا اِثْماً فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذ۪ينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ لَشَهَادَتُـنَٓا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَاۘ اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ - 107
 
 

ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَٓا اَوْ يَخَافُٓوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاسْمَعُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ - 108
 
 

يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَٓا اُجِبْتُمْۜ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ - 109
 
 

اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَت۪ي عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَۢ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاًۚ وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطّ۪ينِ كَـهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ بِاِذْن۪ي فَتَنْفُخُ ف۪يهَا فَتَكُونُ طَيْراً بِاِذْن۪ي وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ كَفَفْتُ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ - 110
 
 

وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيّ۪نَ اَنْ اٰمِنُوا ب۪ي وَبِرَسُول۪يۚ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّـنَا مُسْلِمُونَ - 111
 
 

اِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَط۪يعُ رَبُّكَ اَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِۜ قَالَ اتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ - 112
 
 

قَالُوا نُر۪يدُ اَنْ نَأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ اَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِد۪ينَ - 113
 
 

قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَٓا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِ تَكُونُ لَنَا ع۪يداً لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَۚ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ - 114
 
 

قَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنّ۪ٓي اُعَذِّبُهُ عَذَاباً لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟ - 115
 
 

وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُون۪ي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ - 116
 
 

مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَٓا اَمَرْتَن۪ي بِه۪ٓ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۚ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَه۪يداً مَا دُمْتُ ف۪يهِمْۚ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَن۪ي كُنْتَ اَنْتَ الرَّق۪يبَ عَلَيْهِمْۜ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ - 117
 
 

اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَۚ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ - 118
 
 

قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِق۪ينَ صِدْقُهُمْۜ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ - 119
 
 

لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا ف۪يهِنَّۜ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ - 120
 
 

Etiketler:

İnsan Dergisi

,