Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Birlikte Değerlendirelim-6 /Allah Şirki Neden Affetmiyor?



Birlikte Değerlendirelim-6 /Allah Şirki Neden Affetmiyor?

Değerli hocam selamunaleykum. Tevhidi iyi kavramak, anlamak açısından soruyorum; Allah neden şirki affetmiyor? Allah neden kulunun onu birlemesini istiyor? Allah varlık olarak kendiliğinden mutlak ve birdir kimsenin onun birlemesine ihtiyacı yoktur ama neden bunu istiyor ve şirk tek affetmediği günahtır?  Saygılarımı sunuyorum. 
                                 <<< Emre YAŞAR >>>

Selamunaleyküm
Emre Yaşar kardeşimizin bu güzel ve önemli sorusunu birlikte değerlendirmeye açıyor, Rabbimizin de çok önemsediği bu meseleyi değişik boyutlardan değerlendirelim diyorum. Dua ile.. <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [22]

Rüstem Engin
14.11.2017 00:14
Selamlar
Bu konu üzerinde ömrümce düşüneceğimi sanıyorum. Yazdıklarınızdan ve iletilerinizden çok istifade ettiğimi söylemek istedim. Beyin fırtınası çalışmalarınızın hayr getirmesini diliyorum. Gerek kitapları gerek yazıları okurken yüzeyi değil, yüzeyin altındakini görmeye çalışmak, bilinir değil öğrenilir bir nimet olduğunuda farkediyorum. Fakat bu durum buruk bir sevinç gibi durdu çünkü... Neyse bunu sonra(inş.) konuşalım. Ayakkabıları kirlendiği için topuğundan vurulan ve bu nedenle aksak yürümek zorunda kalan bir misafir olarak katıldığım sitenizde daha fazla kirlilik yaratmadan aklımın bir köşesinde kalmış olan bir soru ile ayrılayım inşaallah.

Biri, bize Allah'ın, şirki neden affetmediğini daha iyi anlamamız adına bir benzetme ile açıklıyabilir mi?
Hayırlı çalışmalar
Fatma Ceren
26.10.2017 23:26
Ve Aleyküm Selam
Açıklamalar için teşekkür ediyoruz Mehmed abi. Konu bende tam anlamıyla cevap buldu diyebilirim. Allah(c.c.) razı olsun.

Hepimize şirksiz ölümler!
Hayırlı Cumalar! der gibi oldu ama neyse...
Mehmed Alagaş
26.10.2017 12:44
Selamunaleyküm
Tevhid ve şirki ele aldığımız bu değerlendirme, üzerinde çok düşünüp az konuştuğumuz bir değerlendirme oldu. Zaten bizim de istediğimiz buydu. Çünkü amellerimizin ve hayatımızın bütününü kuşatan bu iki önemli mesele hakkıyle vakıf olabileceğimiz değil, fikri derinlik ile anlayış yelpazemizi gücümüze göre genişletebileceğimiz meselelerdir. Tevbesiz ölündüğü takdirde affedilmez bir günah olan şirk meselesini, değişik boyutlardan mukayeseli olarak anlamaya çalıştık.
Kur’an-ı Kerim’de şirk meselesine çok geniş yer verilmesine rağmen ateistlik yani tanrıtanımazlık meselesine neden çok yer verilmediğine dikkat çektik. Tabi ki bunun nedeni ateistlik gibi bir cehaletin insanlık tarihinde hiç de yaygın olmadığı içindi. Yaratılmış varlığın mutlaka bir Yaratıcıya muhtaç olduğunu anlayabilecek olan normal insan aklı, Allah’ı inkar değil Allah’a eş koşma noktasında sapıklığa yönelmiştir. Çünkü Allah’ı inkar etmek gibi bir cehalet, günümüzdeki halk tabiriyle okumadan elde edilebilecek bir cehalet değildir.

“Kim yarattı?” sorusuna binlerce yıldır “Yaratıcı” cevabını veren insanları inkara sürükleyebilmek için bu sorunun cevapsız kalmaması gerektiğine inanan küfür zihniyeti, son yüzyıllarda bilimsellik adına ortaya attıkları büyük patlama gibi saçma teorilerle okumuş(!) insan zihinlerini bulandırmış ve ateistlik kısmi bir kabul görmüştür. İşin garip tarafı bu gibi küfür teorilerinin, bilimselliği kutsayan ve müslüman olduklarını söyleyen bazı çevrelerce de kabul görmesidir.
Herneyse..

Allah’ı inkar ve küfür amelleri çok büyük cürümler olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’de şirk meselesine çok geniş yer verilmesi ve affedilmez bir cürüm olarak ön plana çıkarılması, şirkin vehametini anlayabilmemiz için yeterlidir. Yorumlarda da değinildiği gibi yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı tanımama veya Allah’ı inkar büyük bir cürüm olmasına rağmen Bir ve Tek olan Allah’a eşler kılmak daha büyük bir cürümdür. Çünkü inkarda Allah’ı tanımama varken şirk amelinde tanıdığını iddia ettiği Allah’ın birlik ve bütünlüğünü bozmaya yönelme, ortaklar koşarak O’na iftirada bulunmak vardır.

Bunu anladığımız zaman şirkin neden affedilmediğini de anlıyor ve bu meseleyi şimdilik kapatıyoruz..
Dua ile..
Mehmed Alagaş
22.10.2017 12:16
Ve aleykümselam
Ömer kardeşim, müşriklerin “Biz müşriklerden değildik” ifadesi doğru ve Rabbimiz katında kabul gören bir ifade olsaydı, bu konuda tereddüte düşmen makul olabilirdi. Ancak ayette de belirtildiği gibi azabtan kurtulmak için fitneye başvuran müşriklerin söyledikleri bu söz, kendi nefislerinin de yalan olduğunu bildiği yalan bir sözdür.
Ömer Muhtar
21.10.2017 08:16
selamunaleyküm
O gün onların hepsini toplayacağız. Sonra şirk koşanlara "Hani nerede Allah'ın ortakları olduklarını sandıklarınız?" diyeceğiz. Sonra onların "Rabbimiz olan Allah'a andolsun ki, biz müşriklerden değildik" demelerinden başka bir fitneleri (yalan mazeretleri) olmadı. Bak kendi nefislerine karşı nasıl yalan söylediler ve düzmekte oldukları da kendilerinden nasıl kaybolup gitti. (6-En'’âm22- 24)

Müşrikler, dünyada iken işlediklerinin şirk olduğunun farkında değillermiydi ki, ahirette herşeyin açıklığa kavuştuğu o günde bile, Allahın kalplerinden geçeni bildiğini bile bile "biz müşrikler değildik" diyebiliyor?

(bu soruyu aşağıdaki paragrafa istinaden soruyorum.)
"Bizim müslümanlar olarak sakınmamız gereken şirk, bizler tarafından farkındalıkla işlenecek ve Rabbim korusun bizleri müşrik durumuna düşürecek şirktir. Bizlerin mükellefiyeti bilgi ve anlayış seviyemize göre şirk telakki ettiğimiz amellerden gücümüz nisbetince sakınmamız, sakınmaya çalışmamızdır. Kulluk iddiamızı yüksek bir seviyeye çıkararak “Ben hangi amellerin şirk olduğunun hepsini öğrenecek, hepsinden sakınacağım” diyerek yola çıkmak, bizleri hiçbir zaman bu yolun sonuna ulaştıramayacaktır. Resulullah (s.a.v.) dahi böyle bir iddiada bulunmuyor ve “Ya Rabbi bilerek şirk işlemekten sana sığınırım, bilmediklerimi bağışla” buyuruyordu. Bizler için de önemli olan bildiklerimizi samimiyetle yaşamak ve bilerek şirk işlemekten Allah’a sığınmaktır."
Mehmed Alagaş
20.10.2017 19:22
Ve aleykümselam
Gizli şirk yani şirk-i hafiyle ilgili olarak bir ayet olmamasına ve hadis kitablarında da sadece birkaç tartışmalı rivayet bulunmasına rağmen bu ifade genellikle sufiler arasında yaygınlaşmıştır. Şirki gizli ve açık olmak üzere ikiye ayıran sufiler, bu konuyla ilgili olarak “Halis tevhid insanın gözünü bütün sebep ve vasıtalardan çevirip, onları nazar-ı itibara almayıp, Hak Teala'dan başka bir mutasarrıf görmemesidir. Açık şirk müşriklerin içine düştükleri şirktir. Gizli şirk ise kalbin zahiri sebep ve vasıtalara bağlanmasıdır. Bunun örneği yırtıcı hayvanların saldırdığı bir adama, Cenab-ı Hakk'ın yardım edecek bir adam gönderdiği zaman "Beni o Zeyd kurtardı" demesi gibidir. Bu sözler, bunun böyle olduğuna dair kesin bir inançtan kaynaklanıyorsa, bu şirk-i hafi olur. Yok eğer "Allah beni Zeyd'in eliyle kurtardı" manasında ise bu daha gizli bir şirk olur” demektedirler.

Tevhid ne kadar uç noktada tanımlanıyor ve şirk ifadesi ne kadar kolay kullanılıyor değil mi? İşte takva görünümlü bu tarif ve bu yaklaşım, birçok sufi ekolünü vahdet-i vücud anlayışına götüren bir yaklaşımdır. Bu tariften hareketle gizli şirkten sakınmaya çalışan bir çok sufi diğer taraftan ise “Şeyhim beni her yerde görür, her yerde işitir” diyerek ve sadece Allah’a yönelinmesi gereken zikir amelinde şeyhine rabıta ederek, açık şirkin tehlikeli sularına girmektedir.

Günümüz insanları açık şirk konusunda büyük bir gaflet içindeyken gizli şirk meselesini çok geniş tartışmamıza gerek yoktur. Kur’an anlayışımıza göre gizli şirk, fail değil fiil açısından şirk olan bir ameldir. Bu amel fiil düzleminde şirk olmasına rağmen bunun şirk olduğunu bilmeyen failini müşrik durumuna düşürmez. Nitekim Kur'an-ı Kerim öncelikle şirk fiillerini yargılamakta, bu fiillerin ne olup-ne olmadığına açıklık getirmekte ve bu açıklıktan sonra o fiilleri işlemeye devam edenleri müşriklikle yargılamaktadır. Şirk fiillerini işleyen insanların özellikle Mekki surelerde "Ey müşrikler!" hitabıyla değil de, "Ey insanlar!." hitabıyla muhatap alınması, anlatmaya çalıştığımız bu gerçeği beyan etmektedir.,

“De ki "Ey insanlar. Eğer benim dinimden yana bir kuşku içindeyseniz, ben sizin Allah'tan başka taptıklarınıza tapmıyorum. Ben ancak sizin hayatınıza son verecek olan Allah'a taparım. Ben mü'minlerden olmakla emrolundum." (10-Yunus 104)”

Meseleyi fiil fail ayırımı yapmadan değerlendirecek olursak, Allah'tan başkasına ibadet eden kimseler en açık ifadesiyle müşriktir. Ancak ayet i kerimede de görüldüğü gibi bu kimselere yaklaşım "Ey müşrikler!" ifadesiyle değil, "Ey insanlar!" ifadesiyledir. Bu yaklaşımın özün de, Allah'a inandıklarını söylemelerine rağmen Allah'tan başka şeylere ibadet eden bu kimseler müslüman kabul edilmemekle beraber, onların yine de insan olarak muhatap alınması ve onlara insan olarak bir değer verilmesi söz konusudur.

Ayrıca ayet-i kerimedeki şu hususa da dikkat etmemiz gerekir ki, failin bilmezliği dikkate alınarak fiil “Sizin Allah’tan başka yöneldiklerinize veya yalvardıklarınıza..” gibi hafifletici ifadelerle tanımlanmamakta ve bu amelin fiil düzleminde Allah’tan başkasına ibadet etmek olduğu açıkça bildirilmektedir. Yani fiil fail ayırımı yapılmakta ve fiile göre fail tanımlanmadığı gibi faile göre de fiil tanımlanmamaktadır.

Bizim müslümanlar olarak sakınmamız gereken şirk, bizler tarafından farkındalıkla işlenecek ve Rabbim korusun bizleri müşrik durumuna düşürecek şirktir. Bizlerin mükellefiyeti bilgi ve anlayış seviyemize göre şirk telakki ettiğimiz amellerden gücümüz nisbetince sakınmamız, sakınmaya çalışmamızdır. Kulluk iddiamızı yüksek bir seviyeye çıkararak “Ben hangi amellerin şirk olduğunun hepsini öğrenecek, hepsinden sakınacağım” diyerek yola çıkmak, bizleri hiçbir zaman bu yolun sonuna ulaştıramayacaktır. Resulullah (s.a.v.) dahi böyle bir iddiada bulunmuyor ve “Ya Rabbi bilerek şirk işlemekten sana sığınırım, bilmediklerimi bağışla” buyuruyordu. Bizler için de önemli olan bildiklerimizi samimiyetle yaşamak ve bilerek şirk işlemekten Allah’a sığınmaktır.

Rüstem kardeşimizin açılmasını istediği soruya gelecek olursak sadece Allah’a ait olan ve mutlak manada O’na ait olması gereken bir vasıfa, bir amele ortaklar kılmak, Allah’a eş koşmak demektir. Hepimizin bildiği gibi tevhid bütün hayatımızı, yaşadığımız her şeyi kapsayan bir gerçekliktir. Kişinin tevhidi mükellefiyeti Allah’ı Zatında birlemekle başlayıp, Rabbimize ait mutlak sıfatların hayata ve amellere yansıyışını idrak ede ede genişlemektedir. Kişi bu idrak genişlemesinin hangi aşamasındaysa, bu aşamada göstermesi gereken tevhidi tavırla mükelleftir. Meseleyi yokuşa sürmeden bu mükellefiyeti yaşayan ve her hayrın Allah’tan olduğuna iman ederek hayır vesilelerine de yönelen ve bu vesilelere teşekkür eden bir müslüman, gizli veya açık şirke düşmeden tevhidi yaşayan bir müslümandır.
Böyle bir müslüman olmamız duasıyla..
Rüstem Engin
20.10.2017 19:22

Bilememek'ten kastım; bilgi yetersizliğinden kaynaklı bir durum değilde, kişilerde samimiyet ölçüsü gibi bir ölçüyü ölçen/tartan İlahi bir hikmetin varlığı yada yokluğu ile ilgili. Tevhid öyle sanıldığı gibi anlaşılması zor bir durum mu yoksa kişilerin yaklaşımına bırakılmış geniş yelpazeli bir sınav aracı mı? Mesela küçük yada büyük günahlarda ihtilaf olmaz iken şirkin tam tanımı ve kapsamı konusunda ittifak olunamıyor. Halbuki en tehlikili günah olduğu gerçeği ile hareket ettiğimizde, en iyi bilinende olması gerekmez miydi?
İnşirah Melal
19.10.2017 00:45
Selamunaleyküm
Aslında Rüstem kardeşimizin/abimizin "ÇOK GİZLİ ŞİRK" ifadesi gayet yerinde olmuş. Kişinin sadece kendisinin ve Allah'ın bildiği şirk olan düşünce ve amelleri muhataplar açısından "GİZLİ" olarak tanımlanabilir ki; Kur'an-ı Kerim'e göre buna "MÜNAFIKLIK" denir, akıbeti de bellidir.

Lakin bir de gizlinin gizlisi var ki, Fatma ablanın hatırlattığı rivayette zikredilen budur diyebilirim. Zira onda/orada neler var bilmiyor, bilemiyoruz. İşte bundan dolayı istiğfar edip Allah'a sığınıyor ve affedileceğimizi umuyoruz;

"Sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir). Çünkü O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir. (20-Tâ-Hâ 7)

Fakat soruda zikredilen BİLEMEMEK durumunu da sormak, doğru anlamak gerekir diye düşünüyorum?!
Fatma Ceren
17.10.2017 17:48
Selamun Aleyküm
Zeyd kardeş konuyu ummadığım bir yere taşıdı.

Sinsiliği ön plana çıktığı için gizli şirk denmiştir diye düşünüyorum. Aslında farkındalıkla ilgili. Nefs, istekleri ve kötülükleriyle yelpazesi geniş bir kavram. Ve şeytanın amelleri süslü gösterdiği de düşünülürse, şirkinin ne Allah'a, belki, ne muhataba ama zarar yönünden kendine bir gizliliği söz konusu. Zira henüz göremediği şey kendine gizli değil midir?

Zeyd Der Ki
17.10.2017 12:09
Ve aleykümselam
Yıllardır duyduğum bu gizli şirk ifadesini anlayabilmiş değilim. Allah’tan gizli olamayacağına göre kimden gizli? Kişinin kendisinden mi gizli yoksa karşısındaki muhatabından mı?
Fatma Ceren
16.10.2017 21:07
Selamun Aleyküm
Gündeme getirdiğiniz soruya şöyle bir cevabım olabilir, ki bu soru zaman zaman her müslümanın aklından geçmiştir diye düşünüyorum; "Kişinin fark edemeyeceği kadar bile gizli olan bir şirki de mi Allah affetmiyor?"

Allah şirki asla affetmem diyorsa gizli şirki de affetmeyecektir. Ömrü boyunca bu hassasiyetle korkan ve Resulullah(s.a.s.) gibi "Ya Rabbi şirkin gizlisinden de Sana sığınırım" diye dua edenler müstesna.. Bu sığınma, şirkin ne denli tehlikeli olduğunu bilen müminin, inanç kabına koyabileceği en son tıkaç gibi birşey sanki. Gizlisinden bile çokça korkup Allah'a sığınmayan, aşikâra zaten meyledeceği için; imanını muhafaza etmek isteyene muazzam bir uyanıklığı ancak şirke dair bu şuuru belirliyor diye düşünüyorum. Allahualem.
Mehmed Alagaş
16.10.2017 13:55
Ve aleykümselam
“Acele etmeden biraz düşünelim” dememin nedeni işte buydu. Müslümanlar müşriklik, kafirlik ve münafıklık kavramlarını çok sık kullanmalarına rağmen bu kavramların asıl itibariyle ne anlama geldiğini, bu kötü fiillerin hangi kişisel nedenlerden kaynaklanıp, hangi toplumsal sonuçlara yol açtığını yeterince düşünmüyorlar. Bunları yeterince düşünseler, bu kötü fiillerin sahiplerini muhatap alan cezaların yerli yerinde, hak ve adil cezalar olduğunu anlayabileceklerdir. Nitekim Emre kardeşimizin bu başlıkta yer alan sorusu da, şirk fiilinin vehametini anlayamamaktan kaynaklanan bir sorudur.

Zeyd kardeşimizin gündeme getirdiği müşriklik mi yoksa kafirlik mi daha kötüdür sorusunun açıkça cevaplanamamasının nedeni ikisinden birinin ehven olmasından değil, her ikisinin de birbirinden kötü olmasından kaynaklanmaktadır. Meselenin bu boyutunu dikkate almamızın nedeni ise inkar konusunda net ve hassas olan günümüz müslümanlarının, şirk konusunda da aynı netliği ve hassasiyeti göstermeleri, inkardan sakındıkları gibi şirkten de sakınmaları içindir.

Elbetteki birçok şirk fiilinin içinde küfür olduğu gibi birçok küfür fiilinin içinde de gizli veya açık şirk vardır. “İçinde şirk olmayan inkar mı yoksa şirk mi daha kötüdür?” sorusunun cevabı ise kişinin bakış açısına göre değerlendirilebilir. Daha önceleri ateist olan ve daha sonra Rabbimizin lutfuyla hidayet bulup tevhidin önemini kavrayan bir kardeşimiz, bu konuyla ilgili olarak bana gönderdiği son meilde “Mehmed abi şirkin vehametini anladıktan sonra Rabbim korusun müşrik olarak ölmektense ateist olarak ölmeyi tercih ederdim” dedi. Kur’an anlayışıma göre benim de karşı çıkamayacağım bir ifadeydi bu. Çünkü bir olan Allah’a eş koşmak, Yaratıcıya yakışmayacak yaratılmış ortaklar kılmak, Lokman (a.s.)’ın "Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şirk gerçekten büyük bir zulümdür" demişti. (31-Lokman 13)” buyurduğu gibi büyük ve affedilmez bir zulümdü.

Fatma kardeşimizin “Eş koşma fiilini nefs, inkar etme fiilin akıl yönetiyor” yaklaşımı da düşünülmesi gereken bir yaklaşımdır. Bazı kardeşlerimiz “İnsan aklını kullansa inkar eder mi?” diyebilir. Bir çok kitab çalışmamızda belirttiğimiz gibi aklı kullanmak ve düşünmek, kendi başına bir değer değildir. Önemli olan doğru sorularla, doğru istikamette düşünebilmektir. Mesela yıllar önce yazdığımız gibi bir insan yaratılış gerçeğini düşünmeye “Kendiliğinden var olan bir Yaratıcı olabilir mi?” sorusundan başlarsa küfre, “Kendiliğinden var olan bir Yaratıcı olmadan, bu yaratılmış alem olabilir mi?” sorusundan başlarsa imana yaklaşır. Çünkü insan aklı kendiliğinden var olan, zamana ve mekana muhtaç olmayan bir Yaratıcının mahiyetini kavrayamaz, havsalasına aldıramaz. Nitekim şahsım adına söyleyebilirim ki Rabbimin varlığına en ufak bir kuşku duymamakla beraber, zamana ve mekana muhtaç olmayan muhteşem mahiyetini akli bir hayretle karşılıyorum. İşte bu önemli meseleye aklını kullanmasına rağmen “Kendiliğinden var olan bir Yaratıcı olabilir mi?” sorusundan başlayarak ateist olan bir insan, daha sonra aklını bir kenara bırakarak Allah’a veremediği kendiliğinden var olma vasfını taşa toprağa veya kendiliğinden var olan ve kendiliğinden patlayan bir şeye!! verebilmektedir.

Şirk fiilinin kişisel kalkış noktasında ise Fatma kardeşimizin belirttiği gibi akli değil çıkar, menfaat, tatmin, büyüklenme… gibi nefsi nedenler görüyor ve bilerek şirk koşmaktan dehşetle sakınarak Allah’a sığınıyoruz. “Bilerek şirk koşmaktan” dememin nedeni, Rüstem kardeşimizin gündeme getirdiği soruya bir girizgah yapmak içindi. Siz devam edebilirsiniz..
Dua ile..
İnşirah Melal
15.10.2017 21:43
Selamaleykum
Allah'ı inkar eden bir ateisti inkara götüren sebep; fıtratlarının ihtiyaç duyduğu İLAH'lık makamına nefsi arzularını, heva ve isteklerini koymaları olabilir mi? (45-Câsiye 23......35)

Fatma ablam inkar fiilini işleyenlerin "fikrinde de zikrinde de zaten Allah hiç yok." demiş. Elbette doğru söylüyor. Lakin fıtratlarında Allah gerçeği olduğunu bizlerin bildiği gibi yolun başında onlar da biliyorlardı. Zira "küfür" en basit çeviri ile "örtmek" manasına geliyor ise olmayan bir şey örtülmez ki! Dolayısıyla inkar edenler, fikirlerinde ya da zikirlerinde olmasa da içlerinde var olan ALLAH gerçeğine, BAŞLANGIÇTA yine Fatma ablamın dediği gibi AKIL yoluyla kendi HEVALARINI ortak koşuyorlar ve nihayetinde ilk İNKARLARINI ediyorlar. Sonrasında hakikatin üzerini örte, örtee, örteeee öyle bir hale geliyorlar ki; HAKİKATİ görmüyor, duymuyor, hissetmiyorlar.! diye düşünüyorum.?

Sanırım iblisin durumu bu düşüncemi daha iyi açıklayacaktır. Zira onun İNKARI bir sonuçtur, sebebi ise İSTİKBAR edip, El-Kebir olan Rabbimize ŞİRK koşmuş olmasıdır.!? mı acaba? ;

O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (38-Sâd 74)

Biraz sesli düşündüm.. Sessiz düşünmeye devam ediyorum inşaallah..
Rüstem Engin
15.10.2017 19:50

Küfür ile şirk farklı kavramlardır ki farklı kategorideler. Basit düşünmek lazım. Rabbimiz, şirk işleyene müşrik, inkar edene kafir ismini veriyor. Teslim olana Müslim, iki yüzlülere münafık.. İçiçe gir(ebil) meleri netice açısından herhangi bir değişikliğe sebep olmaz.
Bütün bunların içinde akıllı olan tek zümre var. Müslümanlar. Şirk koşmuş görüntüsü verip müşriklerin içerisinde yurt edinenler; hem müşrik hemde karaktersizdirler.

Mehmet hocaya sormak istediğim; sizcede şirk çok gizli olabilir mi, oluyorsa en büyük günah olma özelliğini kaybetmez mi? Yani insanların, günah olup olmadığını bilemedikleri düşünce ve amellerinden ötürü müşrik olarak hayata veda etme bedbahtlığını yaşamaları Rahman, Rahim, Adil olan Allah'a yakıştırılabilir mi?
Fatma Ceren
14.10.2017 20:22
Selamun Aleyküm
Müşrik hem eş koşup hem inkar ederken, kafir sadece inkar eder. İnanmadığına nasıl eş koşar ki?

Mehmed abinin sorusundaki "nedenleri ve sonuçları" düşündüm ve şunları anlıyorum;

şirk koşma fiilinde, "Allah ile beraber" ifadesi ön plana çıkıyor. Eş koştuğunu Allah seviyesine çıkardığı için şirk oluyor. Yani kişi ihtiyacının karşılanması için, zaman zaman Allah'a zaman zaman başka şeye başvuruyor.

İnkar fiilinde ise, Allah'ı tanımayarak "Allah'tan üstün tutmak" söz konusu. Yani fikrinde de zikrinde de zaten Allah hiç yok.

Eş koşma fiilini "nefs", inkar etme fiilini "akıl" yönetiyor.

Duygu durumunu mukayese edince şunu söyleyebilirim; eş koşarken menfaatler öne çıkarken, inkar edenlerin "düşmanlığını" görüyoruz.

Mehmed Alagaş
14.10.2017 13:24
Ve aleykümselam
Meseleyi araştıran kardeşlerime teşekkür ederim. Talha kardeşimizin belirttiği gibi Rabbimizin bize getirdiği emir ve nehiylerin hepsi her eksiklikten münezzeh olan şanı yüce Rabbimizin Zatına bir şey katmak veya bir şey eksiltmek için değil, bizlerin olmamız gereken hale ulaşabilmemizle ilgili emir ve nehiylerdir. Rabbimizin bizim yanlış fiillerimize gazaplanması Zatından ve büyüklüğünden bir şey eksildiği için değil, rahmet etmek istediği bizlerin durumuna ve işlediğimiz amele gazaplanmasıdır.

Zeyd kardeşimiz bir insan olarak Kur’an’a göre işlenecek en kötü amelin Allah’ı inkar mı yoksa Allah’a şirk koşmak mı olduğunu soruyor. Bu soruyu müslümanlara göre hangisi daha kötüdür şeklinde sorsaydı, günümüz dünyasındaki genel anlayışa bakarak Allah’ı inkar daha kötüdür derdik. Çünkü günümüz dünyasında Allah’ı inkar edenlere net bir tavır konulurken, bilerek şirk işleyenler dahi Muhammed ümmetinin arasına girebilmekte ve kendilerine müslüman denilebilmektedir.

Zeyd kardeşimizin sorusunu halka değil hakka göre ele aldığımızda ise meselenin kolayca cevaplanamayacağını görüyoruz. Kur’an-ı Kerim’deki “Allah katında yerde debelenen canlıların en kötüsü, şüphesiz küfredenlerdir. Onlar iman etmezler. (8-Enfal 55)” buyruğunu dikkate aldığımız zaman en kötü fiil küfürdür diyebiliriz. Ancak İnşirah kardeşimizin de belirttiği gibi şirk içinde küfürü de barındırmakta ve zikrettiğimiz ayetin kapsamına müşrikler de girmektedir. Burada düşünmemiz gereken ilk soru şirkin içinde Allah’ın Vahid, Ehad, Hakim, Semi, Basir gibi sadece Zatına ait olan mutlak sıfatlarına pratik yaklaşımlarda bir küfür varken, Allah’ı inkar eden ateistin küfrünün içinde bir şirk var mıdır? Müşrik hem eş koşup hem de inkar ederken, kafir de hem inkar edip hem de eş koşmakta mıdır?

Ayrıca şirk ve küfür fiillerine gazaplanan Rabbimiz ne yapıldığıyla birlikte neden yapıldığını ve sonuçlarını da dikkate aldığına göre, şirk ve inkar fiillerinin neden ve sonuçlarını bizlerin de dikkate alması gerekmez mi?

Acele etmeden düşünelim derim..
Rüstem Engin
14.10.2017 00:06
Selam
Günümüz müşriklerinin inkarcılardan farklı bir yerde durduğunu düşünmüyorum. İnkar etmek, şirk koşmak kadar fayda sağlamıyor. Akibet olarak azabın en kötüsüne hangi grubun dahil olduğunu Rabbimiz bilir ama dinde alaycı olmalarından ve bilerek yanlış tercih yapmalarından dolayı inkarcılardan daha aşağıda olduklarını sanıyorum. Tabi her şirk koşan, bilinçli koşmuyor. Hepsini bu nedenle aynı kategoriye koymak olmaz...

Tövbe edilmedikçe affetmediği günahtır şirk. Tek affetmediği günah değil. Haksız yere adam öldürenide ebedi ateşle uyarıyor. Sihirbazlık yapanlarıda mesela...

Affetmediği günahların temeline baktığımızda; başkasının, başkalarının haklarının yattığını görüyoruz. Şirk, teklenmesi gereken Yaratıcının hakkını ihlaldir... Sihir, altatma üzere kurgulanmış oyun vs.

Kısacası; hakkı verilmeyen her hak sahibi, hakkını alana kadar alacaklıdır..
Allah'in Kulu
13.10.2017 21:55
Ve aleykum selam ve rahmetullah
Bu onemli sorunun cevabi
"Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir." ayetinde yatiyor diye inaniyorum..

Rabb sifati ve ahde vefa..

Allah Azze ve Celle sirkten, yani verdigimiz soze vefasizlik edip Rabbimize ihanet etmekten bizleri korusun. Huzuruna razi oldugu halde alsin. Amin..

Selam ve dua ile..
Fatma Ceren
13.10.2017 20:52
Ve Aleyküm Selam
Akıbet bakımından aynı olsalar da şeytanın ahdini ve Adem(a.s.)'a ilk yaklaşımını düşündüğümde; insanın inkarı için bir seferlik, şirk koşması için bir ömürlük uğraşacağı gerçeğiyle karşılaşıyorum. Hak hükmü reddettirmek tek seferlik ise, ona batıl yorum getirmek binlerce çeşittir.

Dolayısıyla Zeyd kardeşin sorusu beni, şirk koşmak inkardan daha kötüdür gibi bir cevaba yöneltiyor.Çünkü şirk iman edeni ilgilendiren bir tehlike ve ahirette umduğu bir pay var. İnkar eden zaten reddediyor ve bir şey ummuyor.

İnşirah kardeşin son sorusu çok manidar. Şirki süslü göstermesi daha tehlikelidir diyorum.
İnşirah Melal
13.10.2017 16:52
Ve aleykumselam
Meselenin gündeme gelmesine vesile olan Emre kardeşimize ve geniş bir şekilde değerlendirmeye açan değerli hocamıza teşekkür ediyor, Zeyd kardeşimizin sorusu ile ilgili birkaç şey paylaşmak istiyorum;

Öncelikle Kur'an-ı Kerim'e baktığımda "inkar edenler" ile ilgili çokça ifade olmasına rağmen direk olarak "Allah'ı inkar edenler" şeklinde az sayıda ayetle karşılaştığımı söylemek istiyorum.. Bunun da ayrıca bir hikmeti vardır heralde diyerek konumuza döneyim;

İNKAR ETMEK ve EŞ KOŞMAK arasında bir kıyas yaptığımızda faillerinin akıbetlerinin aynı olduğunu görüyoruz; (Bakara 28, Mülk 6, Muhammed 34, A'râf 191, Fetih 6, Nisâ 116). Hatta iç içe zikredildiği ayetlerle de karşılaşıyor (Fussilet 9, Mü'min 42) aynı kişilerden hem müşrikler hem de kafirler diye bahsedildiğini de görebiliyoruz; (Bakara 105, Tevbe 30-31, Âl-i İmran 13).

Demem odur ki; müşriklik vasfının ağır basmasıyla kafirlik vasfının ağır basması arasında zahiren bir farklılık olsa da her müşrik aynı zamanda kafirlik, her kafir de aynı zamanda müşriklik etmiş olmuyor mu?

Şayet böyleyse hangisinin daha kötü olduğundan ziyade "Şeytan'ın bu iki tuzaktan hangisini daha süslü gösterip etkilediğini, hangisinin bizler için daha tehlikeli bir tuzak olduğunu" düşünmek daha doğru olmaz mı?
Talha
13.10.2017 14:49
SELAMUN ALEYKUM
Öncelikle bu önemli konuyla alakalı soruyu soran kardeşimize ve bu konuyu gündemimize alan kardeşlerimize teşekkür ederim, Allah razı olsun...

Kardeşimizin de dediği gibi tabi ki Allah'ın birlenmeye yada şirk koşulmamayı istemeye ihtiyacı yoktur. Lakin bizlerin buna ihtiyacı vardır.

Zira melekler bunu yerine getirirken Allah insanı yaratmıştır. Melekler bu hakikate uygun davrandıkları için hiçbir bozgunculuk yoktu alanlarında. Ancak en büyük zulüm ve diğer zulümlerin ana kaynağı Allah'a ortaklar koşmak olduğu için bugün yeryüzünde bozgunculuk hakimdir. Zira Rabbimiz eğer Kendisinden başka ilahlar olsaydı yerde ve gökte bozgunculuk çıkacağını bildiriyor. Allah'tan başkasına kulluk edenler, Allah'a rağmen kendilerine amir edinenler yeryüzünde ki bozgunculuğun ana karakterleridir. Zira Allah'a muhalif sistemlerle yeryüzündeki ahenki bozmakta ve diğerleri de onlara boyun eğerek, yine onlarda bunları ortak koşarak sistemlerini yürürlükte tutmaktalar. Bu silsile bu şekilde devam etmektedir.

Bunun panzehiri ancak şudur ki;
Tek olan Allah'a iman edip, bunun kaçınılmaz neticesinde O'nun terbiye ediciliğini kanıksayıp yalnızca O'nun koyduğu kurallara uygun yaşar ve yaşatırsak, "O'NU BİRLEYİP ORTAK KOŞMAZSAK" işte o zaman yeryüzünün ahengi tekrar sağlanacak ve bozgunculuğun önüne geçilecektir inşaallah...

Burdanda ben çok net anlıyorum ki; Allah zaten birdir ve ortaksızdır. O'nun bizim bunu dile getirmemize ve yaşamamıza ihtiyacı yoktur. Buna bizim ve tüm insanlığın ihtiyacı vardır...
Zeyd Der Ki
12.10.2017 20:58
Selamunaleyküm
Madem ki bu önemli mesele değişik boyutlardan ve biraz geniş olarak değerlendirilecek, konuya “Kur’an-ı Kerim’e göre bir insanın Allah’ı inkar etmesi mi yoksa Allah’a eş koşması mı daha kötüdür” sorusunu araştırıp-düşünerek başlayalım.
Yorum yap yorum