Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Birlikte değerlendirelim-2 / Peygamberlerin "Kullarım" İfadesi



Birlikte değerlendirelim-2 / Peygamberlerin

Selamun Aleykum. Yüce Allah Kur'an' da "kul" (de ki) ile başlayan âyet lerde Peygamber Efendimize ( Aleyhissalatu vesselam ) ve tüm kullarına nasıl dua etmeleri yada ne söylemeleri gerektiğini anlatıyor. (Kafirun, ihlas, felak, nas gibi sureler örnek). Bu Ayet-i Kerime deki (Zümer-53) "Deki ve kullarım" ifadelerinin arka arkaya gelmesini anlayamadım. Allah Teâlâ günahlarımızı bağışlasın.
                             <<< Mehmet Aytekin >>>

Ve aleykümselam
Mehmet kardeşimizin değindiği ayet; "De ki "Ey kendi nefislerine karşı (kendileri aleyhine) haddi aşan kullarım. Allah'ın rahmetinden umud kesmeyin. Şüphesiz Allah (bütün) günahları bağışlar. O elbetteki Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir)."(39-Zümer 53) mealindedir. Ki soruya esas teşkil eden hitap şekli; "De ki "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden korkup-sakının. Bu dünyada iyilik etmekte olanlar için iyilik vardır. Allah'ın arz'ı da (hicret etmeniz için) geniştir. Ancak (dava ve davet için hicret etmeyip, eziyetlere) sabredenlere ecirleri-mükafatları hesapsızca ödenecektir."(39-Zümer 10) ayetinde de zikredilmektedir.

Mehmet kardeşimizin bu güzel sorusunu da sizlerin değerlendirmesine açıyorum. Efendimiz (s.a.v.)'e söylemesi buyurulan "Kullarım" ifadesini Kur'an bütünlüğünde nasıl anlamamız gerekir?
                                                         <<< Mehmed ALAGAŞ >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [90]

Faruk Açık
27.11.2015 18:20
S.A.
Editör arkadas bütün yorumları okumamızı söylemiş. Ben söyleyim hiç kolay değil. Benim yorumlardan, Mehmet hocanın açıklamalarından anladığım şu. Din konusunda bir insana imanla itaatle yaklaşmak, bu insan Peygamber olsa bile teoride kulluktur. Bu imanla itaatle yaklaşmak peygambere s.a. yapıldığı zaman Allah emrettiği için pratikte, gerçekten Allah’a kulluktur. Allah’ın emretmediği kişilere yapıldığı zaman o kişilere kulluktur. Hay Allah razı olsun. Etrafımdakilere hep bunu anlatmaya çalışıyordum. Hocalara şeyhlere imanla itaatle yaklaşanların vay haline. Belki uyanırlar.
İnsandergisi.com
27.11.2015 12:41

BİLGİLENDİRME...

insandergisi.com:


Değerli kardeşlerimiz;
Bu başlık altında yapılan değerlendirmeler bizler açısından belli bir açıklığa ve yeterliliğe geldikten sonra konuyu yeni okuyacak kardeşlerimizin de işini zorlaştırmamak adına benzer yorumların yayınlanmaması ve mükerrer tartışmaların bu sitede sürdürülmemesi uygun görülmektedir. Bu başlığı yeni ziyaret eden kardeşlerimizin öncelikle tüm yorumları dikkatle okumalarını ve konu bütünlüğüne sadık kalarak meseleyi bu bütünlük içinde anlamaya çalışmalarını tavsiye ediyoruz.

Yorumlarıyla deneme aşamasında olan "BİRLİKTE DEĞERLENDİRELİM" bölümümüze katkıda bulunan tüm kardeşlerimize teşekkür ediyor, saygı ve selamlarımızı sunuyoruz...
Mehmed Can
27.11.2015 11:58
Selam ve dua ile,
Ben de bu şekilde yapılan değerlendirmelerden Rahmet umuyor,
Katkıda bulunan tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun diyorum..
Bekir Ziya
27.11.2015 00:36
selamün Aleyküm
Fatma Ceren kardeş; bence o son cümleyi kurmasaydın daha iyi olurdu. Ben de okuduğumda senin anladığın şeyi anladım ve bu, daha Mehmet abi, bunu yazmadan aklımdan geçen şeylerdi. Tabii ki, Kur'an'i bir delilim olmadığı için sadece kendimle paylaştığım bir şeydi. Keşke daha ileri zamanlarda gündeme gelseydi. Çünkü bu konu, açıklandığında zor durumda bırakacak şeylere benziyor.
Zeyd Der Ki..
26.11.2015 20:10
Ve aleykümselam
Son yorumunda meseleyi son kez toparlayarak bu başlıktan ayrılan Mehmed abiden sonra ben de müsaadenizle diyorum. Allah katkıda bulunan tüm kardeşlerimizden razı olsun..
Fatma Ceren
26.11.2015 15:08
Selam
Mehmed abinin dikkate alınmadığını hatırlattığı "iman" unsuruna değinmeyi unuttuğumu, yorumu gönderdikten sonra fark ettim. Ancak çokça yorduğumuz Sn.Editöre, düzeltme ricasıyla bir yük daha yüklemek istemedim.

Günlerdir, "O ne dedi! Bu ne demek istedi!"vesveseleriyle değil de, "Allah(c.c.) ne buyurdu, peygamber ne söyledi?" üzerine düşündüğümüz için memnunum. "Birlikte Değerlendirelim" vesilesiyle, Kur'an ayetlerine nasıl yaklaşmamız gerektiği ve birbirini açıkladığını bildiğimiz ayetler üzerinde tefekkür ederken nasıl bir metod izleyeceğimiz hususunda, ben çok şey öğrendim. Yaptığımız çalışmayla, yüzlerce ayet taradık ve tefekkür ettik. Bu, diğer sitelerde de olmasını temenni ettiğimiz bir çalışma şekli ve örnek alınmasını dileriz.

Ve Mehmed abinin,
"Ancak yaptıkları dikkate alınırsa kendisine her şeye bir yol-bir sebeb verilen bir peygamber olduğu kanaati ağırlık kazanmaktadır." sözünden, "Salih kul, ağırlıklı kanaatime göre Zülkarneyn(a.s.)'dır" demek istediğini anlıyorum. Doğru mudur?
Selami Özcan
25.11.2015 23:40
Selam ve dua ile,
Hocam konu hakkında uzun açıklamalarınız benim açımdan anlaşılmış ve "Lütfen bütün kardeşlerimize dua ediniz."bitiş cümlenizi okuyunca salihlerin duasıyla deyip, kalbi duamı içtenlikle Rabbime niyaz etmişim..

Alıntı yaptığım şu cümlenizi okuyunca,gerçekten tüm kalbimle size özel dua ettim."Kardeşlerim kusura bakmasın gerçekten yoruldum daha fazla açıklayamayacağım."

Sitemizin ön sayfasında pano içerisinde yer alan şu güzel hak nasihatiniz her okumamda gayret ve şevkimi arttırmış yüreğime hep ferahlık vermiştir.

Vesilenizle burada paylaşmak istedim.
"En karamsar vakitlerinizde bile yaşama isteğinizi ve Allah'a kulluk heyecanınızı kaybetmeyiniz. Çünkü her güzel şeyin, en güzel bir şekilde bulunduğu cennette dahi Allah'ı hoşnut edebileceğimiz böylesi vakitler yoktur. Allah'ı hoşnut etmek isteyen müslümanlar için yaşadığımız dünya vakitleri, cennet vakitlerinden çok daha değerlidir."

Allah yardımcınız olsun.
Serdar Yalın
25.11.2015 21:38
Allah razı olsun,hocam.
Son açıklamalarınız konu hakkında yeterince anlaşılır ve doyurucu olmuştur.

Fakat öyle bir cümleyle konuyu bitirip,zor anladığınız bu konu ne'ki birde şu konu üzerinde konuşuyor olsaydık neler demezdiniz'ki,cümleleriniz kafamı öylesine karıştırdı'ki sormadan geçemedim.

Zamanı uygunsa siz zaten cevabını verirsiniz hocam,eğer uygun zamanı bekleyeceksek, Her cümlenizi dikkatle takip etmekteyim.

"Bu ayeti değil de “Ya da arzı-dünyayı bir karar yeri (merkezi karargah) kılan, aralarında ırmaklar var eden (akıtan), arza (sarsılmaması için köklü) sabit dağlar diken-yükselten ve iki deniz arasına engel koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. (27-Neml 61)” ayetinin dünyayla ilgili boyutunu tartışsaydık, Allah bilir hangi itirazlarla, hangi bilimsel safsatalarla karşılaşacaktık!."

(SUBHANALLAH)ne demek istediniz?,dünyayla ilgili tartışılacak önemli konu ne olabilir ki.?...

Allah fehmimizi arttırsın.
İnşirah Melal
25.11.2015 20:46
Eyvallah Hocam..
Rabbim sizden ve katkıda bulunan tüm kardeşlerimden razı olsun inşaallah.

Açıkçası bu mesele benim itikadımı değiştiren değil DELİLLENDİREN bir mesele oldu diyebilirim. Yani başka bir deyişle bu meseleye bakışımı taklidi bir imandan tahkiki bir imana eriştirdi elhamdulillah. Zaten meselenin "kullarım" boyutu anlaşıldığında "kullarımız" boyutu çok daha kolay anlaşılacaktır demiştiniz ki, benim açımdan öyle de oldu. Lakin her şeyi herkesin anlayamayacağını yaşayarak öğrendim, zira ben de bu meselenin anlaşılmamasını anlamış değilim...

Her ne kadar zorlukları olsa da büyük rahmetleri olan böylesi değerlendirmelere devam etmemiz gerektiği kanaatindeyim. Ben bu siteyi öncelikle şu ilkesinden dolayı sevdim ve takip ettim;

"Burası öncelikle halka değil hakka açık özel ve küçük bir sitedir. Ayet-i kerimelere muhalif yollarda karşılaşılan sorunları tartışma ve çözme gayesi olmadığı gibi vahiyden kaynaklanmayan popüler gündemlere de dahil olma niyeti yoktur. Bu sitedeki yegane hedefimiz hakkı anlayan ve yaşamaya çalışan az sayıdaki kardeşlerimizle rivayetlere değil ayetlere dayalı hakkı konuşmak ve paylaşmaktır. Bundan başka bir gayesi olanlar bu özelimize saygı göstererek lütfen bizden ve bu siteden uzak dursunlar."

Bu ilkeye sadık kalarak ve dahi sadık kalmak için devam etmeliyiz hocam. Ayetler ışığında kurduğumuz bu değerlendirme sofrasında benim gönlüm de zihnim de doydu elhamdulillah.

Rabbim bizleri şu müminlerden etsin;

"Mü'min olanlar ancak o kimselerdir ki, onlar Allah'a ve Resulü'ne iman ettiler sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar sadık (doğru) olanlardır. (49-Hucurât 15)

Şunu yapmaya kalkanlardan değil;

De ki "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah göklerde ve yerde olanları bilir. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir." (49-Hucurât 16)

Selam ve dua ile...
Mehmed Alagaş
25.11.2015 19:40
Herneyse..
“Bizim kullarımız” meselesine gelince Fatma kardeşimiz cevaba yaklaşmış fakat yine kulluktaki iman unsuru dikkate alınmamış. Oysa insanlık tarihindeki müslümanlar peygamberlerine nasıl ki iman ve itaatle yaklaşmışlarsa, peygamberler de misak gereği kendilerine gönderilen resule-elçiye (Ruh’a, Cebrail’e) iman ve itaatle yaklaşmışlardır.,

“Hani Allah peygamberlerden "Andolsun size Kitab ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir resul-elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız" diye misak (kesin bir söz) almış, "Bunu ikrar ederek ahdi kabul ettiniz mi?" demiş, onlar da "İkrar ettik" demişlerdi. (Allah) "Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti. (3-Al-i İmran 81)

Fatma kardeşin “Salih kul peygamber miydi?” sorusuna gelirsek, bu kulluk meselesindeki geldiğimiz nokta itibariyle her ikisi de olabilir. Ancak yaptıkları dikkate alınırsa kendisine her şeye bir yol-bir sebeb verilen bir peygamber olduğu kanaati ağırlık kazanmaktadır. Günümüzde sık sık duyduğumuz gibi falanca hoca meleklerle, filanca hoca Cebrail’le görüşüyormuş gibi safsatalar ise elbetteki misak ayeti delil getirilerek savunulamaz. Çünkü misak ayetinde açıkça görüleceği üzere bu misak sadece peygamberlerden alınmakta ve son peygamber Resulullah (s.a.v.) ile birlikte bu peygamberler zinciri tamamlanmaktadır. Dolayısıyle bütün bu tartışmalardan elde ettiğimiz en önemli sonucu, en önemli meyveyi (gereksiz tartışmalarla ne yazık ki pek önemsenmedi) bir kez daha hatırlatmak istiyorum.,

“Peki Rabbimiz bu hak gerçeklikle bizlere neyi açıklıyor?
Bunun çok açık bir cevabı vardır. Peygamberler dışında hiç kimseye iman ve itaatle yaklaşmayın. Bu açık gerçekliğin abi, imam, şeyh, hoca, efendi, masum imam, ulu’l emr veya mehdi gibi hiçbir istisnası yoktur. Rabbimizin açık uyarısı gereği imani mükellefiyetimiz olmayan bütün bu şahıslara karşı bizden olmaları yani Kur’ani çerçevede kalmaları şartıyla sadece itaat yükümlülüğümüz vardır. Aksi halde onları Rab yerine koyan ve Allah’a rağmen onlara kul olan insanlar durumuna düşeriz.”

Lütfen bütün kardeşlerimize dua ediniz..
Mehmed Alagaş
25.11.2015 19:35
Ve aleykümselam
Tartışmaya “Artık meseleyi anlayan kardeşlerimizle devam edelim” sözümüzden, bazı kardeşlerimizin alındığını görüyoruz. Lütfen haklarını helal etsinler. Bizler bu sitede bir meseleyi değerlendirirken elbetteki kardeşlerimizi üzmeyi, birbirimize karşı nefsi tartışmalarda bulunmayı amaçlamıyoruz. Nitekim “Andolsun ki Biz bu Kur'an'da her çeşit misali tekrar tekrar açıkladık. Fakat insan, her şeyden çok tartışmacıdır. (18-Kehf 54)” buyurarak bizlere bizleri tanıtan Rabbimiz, tartışmaların nefsi ve olumsuz boyutlara kaymaması konusunda da bizleri uyarmaktadır.

Her şeyi herkesin anlayamayacağı açık bir realite olduğu gibi bizler de bu realiteyi uzun yıllardır yaşayarak bilenlerdeniz. Zaten herkes anlayacak diye bir iddiamız olmadığı için sitenin editörü olan kardeşimize “Herhangi bir meseleyi değerlendirirken önce bütün kardeşlerimize, bütün görüşlere yer verir, mesele belli bir Kur’ani olgunluğa geldikten sonra meseleye sadece anlayanlarla devam ederiz” dedik. Çünkü aksi halde bu site, bitmez-tükenmez itirazların yükseldiği ve herkesin kendi malını satmak için bağırdığı bir semt pazarına dönmez mi?

Bizim ayetlerin zahirine sadık kalarak ulaştığımız Kur’ani anlayışı herkes anlamalıdır gibi bir iddiamız olmadığı gibi herkes katılmalıdır diye bir beklentimiz de yok. Ayrıca ayetleri Kur’an bütünlüğünde değerlendirirken ne kadar samimi çalışırsak çalışalım ayetlerin yorumunun ayet gibi dokunulmaz olmadığını biliyor ve Kur’an bütünlüğüne dayalı her türlü hak açıklamaya, her zaman açık olduğumuzu da bildiriyoruz. Dolayısıyle ulaştığımız sonuçlara katılmayan kardeşlerimiz, o meselede farklı düşünmeye devam edebilir ve bu düşüncelerini istedikleri zeminde, istedikleri sitede kardeşleriyle tartışabilirler. Buna saygı duyar ve farklı zeminlerdeki gelişen düşüncelerini hakka daha yakın olduğunu görürsek sadece Allah’ı dikkate alıp kendi anlayışımızdan anında vazgeçer ve bu kardeşlerimize “Allah razı olsun” deriz. Bunu yapmakta ve gerekirse özür dilemekte ne var ki?

Konumuzla ilgili olarak elbetteki ayetleri Kur’an-ı Kerim bütünlüğünde değerlendirmenin bir usulü, bir yöntemi olduğu gibi her sağlıklı tartışmanın da bir adabı, bir usulü vardır. Mehmed abiniz her ne kadar yaşlandığını söylese de Kur’an’a ve ayetlere yaklaşım konusunda savunduğu usul ve yönteme gücü nisbetince riayet etmekte ve sizlerden de usul ve yönteme bir itirazınız yoksa aynı ciddi yaklaşımı beklemektedir. Tartışmalarda ise bizler karşı tarafa bir şey anlatabilmek için önce karşı tarafı anlamaya çalışır ve karşı tarafın söz konusu görüşlerini neye dayandırdığını görmeye çalışırız. İşte bu önemli yaklaşımı kardeşlerimizin de göstermesini istiyoruz. Bizler bir görüş ortaya koyduğumuz zaman bu görüş kendilerine veya ön kabullerine ters bile gelse öncelikle bu görüşü neye dayanarak söylediğimizi dikkate almaları ve sağlıklı bir eleştiride bulunmak istiyorlarsa ulaştığımız görüşe değil, öncelikle bu görüşün dayanağına yönelmeleri gerekmez mi?

Mesela tartıştığımız bu meselede bizler ayetleri inceleyerek kulluğa iman ve itaatle ilgili bir tanım getirerek “Din konusunda bir insanın diğer bir insana iman ve itaatle yaklaşması kulluktur” dedik. Mesele kendisi de bir insan olan Efendimiz (s.a.v.)’e gelince de kulluk kavramında çifte standarta gitmeden ve tevile zorlanmadan “Bir insana iman ve itaatle yaklaşmak, o insana kulluk yapmak ise iman ve itaatle yaklaştığımız Resulullah (s.a.v.) karşısında biz müslümanlar da teorik olarak bir kul durumuna düşüyoruz. Ancak bu iman ve itaatimiz Allah’ın emri gereği olduğu için Resulullah (s.a.v.)’i sümme haşa Rab yerine koymuş olmuyor, iman ve itaatle yaklaştığımız Efendimiz (s.a.v)’e karşı teoride kulluk olan bu duruşumuz, Allah’a iman ve itaatimizin yani Allah’a kulluğumuzun bir gereği ve işareti oluyor..” dedik.

Biz bunları dedikten sonra heyecanla ayağa kalkıp yıllardır uluhiyeti ve tevhidi savunan bizlere uluhiyetten bahsetmek ve “Müslümanlar Allah’tan başkasına kulluk yapmaz” demek ilme ve insafa sığar mı? Bizler müslümanlar Allah’tan başkasına kulluk yapar mı diyoruz? Bu konuda zaten hem fikiriz. Ayrıldığımız nokta “Bir insanın diğer bir insana iman ve itaatle yaklaşması teoride kulluk mudur, değil midir?” sorusudur. Bizler geldiğimiz nokta itibariyle bu soruya “Evet teoride kulluktur. Bu kulluğu Allah’a rağmen yaparlarsa, iman ve itaatle yaklaştıkları kişiyi Rab edinmiş olurlar. Allah’ın emri ile yaparlarsa bu Allah’a kulluğun bir gereği ve işareti olur” diyoruz. Bunda anlamadığınız ve itiraz ettiğiniz husus nedir ki?

Meseleyi ilmi bir şekilde tartışacaksanız, sözlerimizi neye dayandırarak söylediğimizi birazcık dikkate almanız ve ulaştığımız görüşe katılmıyorsanız dayanağımızı esas alarak “Bir insanın başka bir insana iman ve itaatle yaklaşması teoride de kulluk değildir. Çünkü..” diyerek biz kardeşlerinize ayetlere dayalı bir açıklama getirmeniz gerekmez mi?

“Müslümanlar Allah’tan başkası karşısında teoride bile kul durumuna düşemez” diyerek konuyla ilgili ayetleri delil getirmek ve “Bizim kullarımız” ifadesinin geçtiği ayetleri ise görmezden gelerek veya onları da tevil ederek Zümer 53’de “Allah peygamberine ‘Kullarım’ dedirtemez” demek, hiç kusura bakılmasın ki meseleyi çelişkisiz bir Kitab olan Kur’an bütünlüğünde değerlendirmek değildir.

Bir kardeşimizin yaptığı yorumda kısaca değindiği gibi Şanı yüce Rabbimiz bir varlığın diğer bir varlığa secdesiyle ilgili ayetleri çok açık bir şekilde indirmeseydi, bizler aşağıdaki ayetlerden hareketle “Allah’tan başkasına secde edilmez” demiyecek miydik?

“Hiç şüphesiz ki Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten asla kibirlenmezler (büyüklenmezler). O'nu tesbih ederler ve O'na secde ederler. (7-A'raf 206)”
“Göklerde ve yerde her ne varsa ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a secde ederler. (13-Ra'd 15)”
“Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar kibirlenip-büyüklük taslamazlar. (16-Nahl 49)”
“Artık (kendinize gelip) Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kul olun. (53-Necm 62)”

İbadetle ilgili bir amel olan secdenin sadece Allah’a yapılacağını söyledikten sonra aşağıdaki ayetleri delil getirerek “Allah’tan başkasına secde etmenin şirk olduğunu” söylemeyecek miydik?

"Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde ederlerken gördüm. Şeytan onlara (bu kötü) amellerini süsleyip-güzel göstererek onları (doğru) yoldan alıkoymuştur. Bundan dolayı hidayet (doğru yolu) bulmuyorlar." (27-Neml 24)
“Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer sadece Allah'a kulluk yapmak istiyorsanız, bunları yaratan Allah'a secde edin. (41-Fussilet 37)”

Söyleyecek, elbetteki söyleyecektik. Ama gördük ki Rabbimiz hiçbir şeyden çekinmeden meleklere Adem (a.s.)’a secde etmelerini emretmiş ve bunu da tevile gidemeyeceğimiz bir açıklıkta onlarca ayetle bize bildirmiştir.

Peki bizler bu İlahi gerçeklik karşısında ne yaptık?

Onlarca ayette secdenin ibadetle ilgili bir amel olduğunu görmemize rağmen bu gerçekliği inkar etmeden “Meleklerin Adem (a.s.)’a görünürde secde etmesi teoride ibadete bağlı bir amel gibi gözükse de “Rabbimizin emri gereği Adem (a.s.)’a secde ettiklerinde, bu secde ile Adem (a.s.)’a değil yine emrini yerine getirdikleri Allah’a ibadet ediyorlardı” dedik. Resulullah (s.a.v.)’e iman ve itaatle yaklaşmamız gereği teoride kulluk durumuna düşmemizi söylememiz ile bu olay arasında ne fark vardır ki?

Allah (c.c.) niye peygamberine “Kullarım” dedirtti, niye “Bizim kullarımız” dedi, melekleri niye Adem (a.s.)’a secde ettirdi gibi soruların hikmetli cevaplarını bilmiyor olsak da, buna benzer soruların Kur’an-ı Kerim’de genel olarak nasıl cevaplandığını biliyoruz.,

“O, yaptıklarından sorumlu olmaz, onlar ise sorumlu tutulacaklardır. (21-Enbiya 23)”

Kardeşlerim kusura bakmasın gerçekten yoruldum daha fazla açıklayamayacağım. Deneyip-görerek anladık ki her söze açık olan internet ortamında her şeyi konuşup-değerlendirmek doğru bir yaklaşım değilmiş. Bu ayeti değil de “Ya da arzı-dünyayı bir karar yeri (merkezi karargah) kılan, aralarında ırmaklar var eden (akıtan), arza (sarsılmaması için köklü) sabit dağlar diken-yükselten ve iki deniz arasına engel koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. (27-Neml 61)” ayetinin dünyayla ilgili boyutunu tartışsaydık, Allah bilir hangi itirazlarla, hangi bilimsel safsatalarla karşılaşacaktık!.

insandergisi.com:


Yorumun devamı üsttedir.
Metin Karakaş
25.11.2015 18:54
Alemlerin rabbine hamdolsun,
Günahta aşırı gitmekten de, günahta aşırı gittiğini görememekten de,günahta aşırı gidip bunu görmezden gelmek veya kabullenmemekten de,

Ve de bu duruma düşüpte Allah’tan ümidini kesmekten de şanı yüce Rabbimize sığınırız.

Fatma KARDEŞ’ime, ön kabulllerime dayanan bu sorularımı ayetlere dayalı olarak verdiği örneklerle cevaplandırdığı için teşekkür ediyorum.

Ayetin (zümer 53) zahirine bağlı kalarak ve örneklememin merkezine kendimi, kendi nefsimi koyduğumda Müslümanların da günah işlemede haddi aşabileceğini ve bu şekilde Allah ve Resulüne iman etmekle birlikte günahta ileri gidildiğinden dolayı affedilmekten, kendini ıslah etmekten Allah’tan umudu kesmenin doğru bir davranış olmadığını Elçisinin ağzından bizlere tavsiye ettiğini, ayetin kapsamına iman etmemişleri de kabul edecek bir çelişkiye düşmeden anlıyorum.

Ki zaten Allah Resulünün, davetine icabet etmeyenlere/iman etmeyenlere “kullarım” şeklinde hitap etmiyeceği/etmediği kur’an ayetleriyle sabittir. Allah’a kulluğu kabul etmeyenler Hz.Peygamber karşısında da doğal olarak teorik dediğimiz kulluk durumuna düşmezler. Hz Peygamber'e de böylelerine karşı böylesi bir hitapta bulundurulmaz.

İnşaAllah hayırlısıyla bu ilk mesele/değerlendirme bende aydınlığa kavuştu. İnsanlar arasında Allah’ın elçisinden başkasına yapılan koşulsuz/sorgulamasız iman ve itaatin söz konusu kişiyi Rab edinmeye götüreceği kur’anda da açık, tevhidi kavrayan tüm muvahhid Müslümanlara da aşikar. Bu şekilde şüphesiz bir iman ve itaat bilinciyle/davranışıyla yaklaşabileceğimiz tek kişi ise yalnızca Allah Resulü olmuş oluyor.

Kur’anda bir çok yerde geçen ‘Allah ve Resulüne itaat edin, Resul size neyi verdiyse alın’ vb anlamındaki ayetler, Allah Resulüne koşulsuz iman ve itaati emredip bizi O'nun karşısında teorik olarak kul durumuna düşürse de, pratik anlamdaki karşılığının yalnızca Allah’a kulluk yapmak anlamına geldiğini açık bir şekilde gösteriyor.

Allah Resulüne bu şekilde iman ve itaat bilincinin ayetler ışığında ön kabullerden sıyrılarak düşünüldüğünde ve kabullenildiğinde rahmete dönüşeceğini, bazı insanların şeyhlerine/hocalarına yaptıkları koşulsuz itaati, bu şekildeki iman ve itaati yalnızca Allah Resulüne yapabilecekleri bilgisi ışığında yeniden değerledirebileceklerini ve terkedeceklerini Allah’tan umuyorum.

Sonraki değerlendirme konusunda ayetler ışığında fehmedecek Mehmed abime ve kardeşlerime teşekkür ediyorum ve şimdilik beklemede kalarak takip ediyorum inşaAllah.
Fatma Ceren
25.11.2015 15:12
Sn Karakaş'a...
Sn.Karakaş'ın yanlışı terk etme hususundaki vurgusu Mehmed abinin örnekliğinde oldukça önemli. Muhakkak kişi, kendi aklıyla vardığı yanlış sonuçtan yine kendi aklıyla dönebilmeli. Fakat ürettiği sorular üzerinden fikir yürütmesini ve konuyu önceki yorumunda ön kabule dair düşüncesine bağlamasını beklerdim.

Kendisinin tüm sorularını 5 numaralı soruda toplayarak şöyle düşünüyorum. Yanlışsam lütfen beni düzeltin.

"Henüz Allah'a kulluk bilinci oluşmamışlara Elçi "..kullarım" diye hitap eder mi?" diye sormuş. Allah(c.c.) eder mi? diye benim aklıma geliyor. Kur'an'da "resullerini de dahil alan" defalarca kullandığı "kullarım, kullarımız" ifadelerine bakınca soru bende cevabını buluyor. Ayrıca 64.ayette "De ki Ey cahiller!" ile hitabın değişmesini göz ardı etmemek lazım.

Bu soruların tümünü içeren şöyle bir soru sormayı yeğlerdim: "Zümer 53'ten itibaren muhatablar kimler. Mehmed abinin dediği gibi müslümanlar mı?

Bunu diğer ayetlerle beraber düşündüğümüzde, müslümanın da nefsi hususunda haddi aşabileceğini ve günah işleyebileceğini görürüz.

Peygamberlerin bile nefislerine zulmettikleri ve bunu itiraf ederek nasuh bir tevbe ile Rabblerine "münib" bir kalple yöneldikleri ve ayetin devamında "bütün günahları bağışlar" dendiği ve "günah" da müslümanı ilgilendiren bir kavram olduğu için; ağırlıklı olarak Zümer 53'ten itibaren öğüt verilen kişilerin , 61. ayette kurtulacakları söylenen "takva sahipleri" olmaları umulan müslümanlar olduğunu düşünebiliriz. Allah'tan umud kesme yönünde kendilerine gelen vesveselerden uzak durarak, nefisleri konusunda haddi aşsalar bile affolunmama vesvesesine meyletmemeleri öğütleniyor. Ve "Takvaya erenlere (korkup-sakınanlara) şeytandan bir vesvese eriştiğinde, (bunu ayetlere göre) iyice durup-düşünürler ve bakarsın ki (gerçeği hemen) görüp bilmişlerdir." (7-A'’râf 201). Nitekim Yakup(a.s.) da benzer endişeyle oğullarına aynı tavsiyeyi veriyor. (Yusuf-87)


insandergisi.com:


Sayın Fatma CEREN'in bu yorumu son yorumundan önce gönderilmiş olup bizlerden kaynaklı bir hata ile yayınlanamamıştır. Bunun dikkate alınmasını dilerken, sözkonusu gecikmeden dolayı sayın CEREN ve sayın KARAKAŞ'ın anlayışına sığınarak, tüm kardeşlerimize saygı ve selamlarımızı sunuyoruz...
Orhan Akdeniz
25.11.2015 09:09
Selemun aleyküm.
"Biz" ifadesi çoğul bir ifadedir.
Kur'an-ı Kerim'deki "Biz" ifadesinin hangi durumlara ve hangi fiillere nisbet edildiğini dikkate almamız gerekir.

Bu fiillerin Birincisi, Rabbimizin vesilesiz fiilleridir. Bu fiiller ile Rabbimiz arasında herhangi bir vesile yoktur. ayet-i kerimelerde genel olarak tekil ifade kullanılır.

İkincisi ise Rabbimizin vesileli fiilleridir. Bu fiiller ile Rabbimiz arasında melekler veya peygamberler gibi bazı vesileler bulunmaktadır. Mesela Adem (a.s.) ve Havva validemizin yaratılışıyla ilgili olarak "Ben yarattım" tekil ifadesi kullanılmasına rağmen diğer insanların yaratılmasıyla ilgili olarak "Biz yarattık" ifadesi kullanılmıştır. insanların yaratılışında bazı vesileler söz konusudur.

Kur'an-ı Kerim'in indirilişiyle ilgili olarak da "Biz indirdik" ifadesi vardır. Buradaki "Biz" ifadesi, Kur'an-ı Kerim'in indirilişinde görev alan bazı melekleri de kuşatmaktadır. Gerçi bu melekleri ve bütün bu vesileleri yaratan yine Rabbimizdir. bütün bu melekleri ve vesileleri Allah'ın yarattığını bilerek iman ediyoruz.

"Ben indirdim" ifadesi yerine "Biz indirdik" ifadesindeki Yaratıcının, yaratılmışları dikkate alması ve onları kendi zatıyla birlikte zikretmesini fehm etmek gerek. ve fehm etmeye gayret ediyorum inşallah.

Yaptığım fiillerde ben yaptım demekten rabbime sığınırım. Rabbimizin izni olmadan bir yaprak bile düşmez.

Kur'an-ı Kerim'de zikredilen ibadet ve kullukla ilgili bütün fiillerde çoğul olan "Biz" ifadesi değil, tekil olan "Ben" ifadesi kullanılmaktadır.
Bekir Ziya
25.11.2015 00:41
Selamün Aleyküm
Mehmed Hoca, son derece haklı olarak meselenin birinci bölümünün kapatılmasını ve ikinci bölüme geçilmesini salık veriyor. Sözü gereksiz yere uzatmak meselenin çığrından çıkmasına sebep oluyor. Oysa hocamın yaptığı açıklamalar gayet net ve yerinde. Kendi hesabıma kafamda bir soru işareti kalmadı. İkinci meseleye, yani 'kullarımız' ifadesinin ne anlam ifade ettiğine geçelim lütfen.
Fatma Ceren
24.11.2015 22:39
Selam
Fatih kardeş, konu anlaşıldı. Dağıtmama adına detaya girmeden sadece şunu söyleyeyim; kafa karışıklığı meselesini, sorunun sorulduğu başa getirmek için söyledim. Benimki karışık olduğunda zaten bunu ifade ediyorum ama siz söylediğinizde karışık değildi.

Konuya dönersek,
"...Peygamberler Allah’tan başka kime karşı böyle bir duruş sergiliyorlar ki, onlar da “Bizim kullarımız” hitabının içine dahil oluyorlar?"

Bu durumda düşünebileceğim tek ihtimal Cebrail(a.s.)'dır ki kendisi hakkında Tekvir suresinin ayetlerinde: "O (Kur'an) gerçekten kerim (şerefli-üstün) bir elçinin sözüdür. (Bu elçi) güç sahibidir. Arş'ın Sahibi katında şereflidir. Orada ona itaat edilir, emindir-güvenilirdir. (81-Tekvir 19-20- 21) buyurulur.

Necm suresinin ilk ayetlerinde: Ona (bu Kur'an'ı) şiddetli bir güç ve kuvvet sahibi öğretti. (Ki o, akıl ve görüşünde kuvvetli) üstün yaratılışlıdır. Hemen (ufku kaplayıp) doğruldu. (53-Necm 5-6) buyurulur.


Mehmed Alagaş
24.11.2015 15:26
Ve aleykümselam
Deneme sürecinde olan bu başlığa şüpheyle yaklaşmaya başladım. Mesele nerelere geldi ve konunun merkezini gereğince anlamadan merkezden uzak neler tartışılıyor? Anlaşılan o ki bazı kardeşlerimiz testilerindeki eski suyu yeterince boşaltmamış. Telaşlanmaya ve bazı ön kabullerden hareketle, ayetleri bu ön kabullere göre yorumlamaya çalışmaya ne gerek var ki? Biliyoruz ki Kur’an-ı Kerim çelişkisiz ve biz müslümanları da çelişkiye düşürmeyecek Hak bir Kitab’tır.

O halde bu çelişkili görüşler niye ve nereden kaynaklanıyor? Elbetteki Kur’an-ı Kerim’den ve bu yüce Kitab’ın hak ayetlerinden değil. Ayetler üzerinde bazı çelişkilere düşülüyorsa, bu çelişkilerin nedenini ayetlerde değil ayetleri anlayış biçimimizde aramamız gerekir.

Biliyoruz ki tümüyle Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Kerim’de “De ki” hitabıyla Efendimiz (s.a.v.)’e söyletilen sözlerin bir kısmı Efendimiz (s.a.v.)’e Allah adına söyletilen sözler iken diğer bir kısmı ise yine Rabbimizin emriyle Efendimiz (s.a.v.)’in kendi adına söyletilen sözlerdir. Bizler “De ki” hitabıyla söyletilen sözlerin Efendimiz (s.a.v.)’in Allah adına mı yoksa kendi adına mı söyletildiğini sözün muhtevasına, ayetin siyak ve sibaklarına bakarak kolayca anlayabiliriz. Bu konuda kolayca anlayamadığımız ve üzerinde düşündüğümüz ayet ise Zümer 53’deki “De ki …. kullarım..” hitabının Efendimiz (s.a.v.)’e Allah adına mı yoksa kendi adına mı söyletildiğidir.

Bizler ilk yorumdan itibaren “Allah (c.c.) bu hitabı Efendimiz (s.a.v.)’e kendi adına söyletmesi mümkün değildir” ön kabulünü bir kenara bırakarak ayeti değerlendirmeye başladık. Bu ön kabulü bir kenara bırakmamızın nedeni, şanı yüce Rabbimizin onlarca ayette çok açık bir şekilde “Bizim kullarımız” ifadesini kullanmasıydı. Buradaki “Biz” kimdi ve bu “Bize” kimler dahildi sorusu, elbetteki düşünülmesi gereken bir soruydu. Sadece Allah’a kulluk yapmak ile “Bizim kullarımız” ifadesi arasında bir çelişki olmayacağına göre, buradaki gerçeklik neydi?
Bu gerçeklikten hareketle şanı yüce Rabbimiz Zümer 53’deki “De ki …. kullarım..” hitabını Efendimiz (s.a.v.)’e kendi adına söyletmesi mümkün müydü?

Bu dikkatle değerlendirdiğimiz ayetin siyak ve sibaklarında sorumuzla ilgili bir açılım göremediğimiz zaman ayetin muhtevasına geliyor ve bu muhtevadaki “.. (huve) O elbetteki Gafur'dur..” ifadesinin önem kazandığını görüyoruz. Allah elbetteki Kendisine ait birçok hitapta da “.. (huve) O ..” ifadesini kullanmaktadır. Bunu bilmiyor değiliz ki? Ancak aynı ifadenin burada kullanılması, Efendimiz (s.a.v.)’e bu hitab kendi adına mı yoksa Allah adına mı söyletiliyor açısından önem kazanmakta ve anlatım boyutundan kendi adına söyletildiğine işaret etmektedir.

Dolayısıyle “Allah (c.c.) bu hitabı Efendimiz (s.a.v.)’e kendi adına söyletmesi mümkün değildir” ön kabulünü bir kenara bırakarak ve ayetin zahirini dikkate alarak değerlendirmeye başladık. Bu hitap Rabbimizin Efendimiz (s.a.v.)’e kendi adıyla söylettiği bir hitap ise Allah’ın Efendimiz (s.a.v.)’e müslümanlara “kullarım” diye hitap ettirmesini Kur’an bütünlüğünde nasıl anlamamız gerektiğini anlamaya çalıştık. Nitekim doğru soru ve açılımlarla meseleyi Kur’an bütünlüğünde değerlendirerek “Bir insana iman ve itaatle yaklaşmak, o insana kulluk yapmak ise iman ve itaatle yaklaştığımız (Resulullah (s.a.v.) karşısında biz müslümanlar da teorik olarak bir kul durumuna düşüyoruz. Ancak bu iman ve itaatimiz Allah’ın emri gereği olduğu için Resulullah (s.a.v.)’i sümme haşa Rab yerine koymuş olmuyor, iman ve itaatle yaklaştığımız Efendimiz (s.a.v)’e karşı teoride kulluk olan bu duruşumuz, Allah’a iman ve itaatimizin yani Allah’a kulluğumuzun bir gereği ve işareti oluyor” sonucuna ulaştık.

Peki bunda anlaşılmayan ne var?
Velev ki Zümer 53’deki hitap, her iki anlama da gelebilecek yani bir boyuttan bakıldığı zaman Efendimiz (s.a.v.)’e diğer boyuttan bakıldığı zaman Allah’a ait bir hitap olsun. O zaman bu ayeti her iki boyuttan da değerlendirmemiz ve hitap Efendimiz (s.a.v.)’e aittir boyutunda yine aynı şeyleri söylememiz gerekmez mi?

Seksenli yıllarda askeriyeye ve devlet kademelerine sızmak için kendilerini gizleyen, namaz gibi asli amelleri bile terkederek farklı kimliklerde gözükmeye çalışan cemaat mensuplarıyla içinde bulundukları konumu tartışırken “Sizin bu yaptığınız İslam’a göre münafıklıktır. İslam kendisine karşı münafıkça yaklaşılmasını istemezken, müslümanların başka dinlere karşı münafıkça yaklaşmalarına cevaz vererek bu kavramda çiftte standart uygulamaz.” demiştim. Şimdi anlıyorum ki şanı yüce Rabbimiz de kulluk kavramında iman ve itaat çerçevesinde bir tanım yaptıktan sonra “Rahiplerinize, hahamlarınıza iman ve itaat ederseniz bu kulluktur, Resulüme iman ve itaat ederseniz kulluk değildir” gibi kavrama çifte standartla yaklaşmaya hiç gerek duymuyor ve hiçbir şeyden çekinmeden Efendimiz (s.a.v.)’e “De ki … kullarım..” hitabını söyleterek, bir insana iman ve itaatle yaklaşmanın teoride gerçekten kulluk olduğunu fakat bu iman ve itaat Allah’ın emri gereği yapıldığı için bunun esas itibariyle Efendimiz (s.a.v.)’e değil, Allah’a bir kulluk olduğunu beyan ediyor.

Sonuç olarak bizler bu hitabın Efendimiz (s.a.v.)’e kendi adına söyletilen bir hitap olduğunu anlıyor ve bu hitaba ilişkin yaptığımız açıklamaların yeterli olduğunu düşünüyoruz. Bütün bu açılımlara rağmen hala “Allah (c.c.) bu hitabı Efendimiz (s.a.v.)’e kendi adına söyletmesi mümkün değildir” ön kabulünü bir kenara bırakamayanlara saygı duyuyor ve “Sizlerle bu konuda daha fazla tartışacak değiliz. Sizler farklı zeminlerde bu meseleyi kendi aranızda tartışmaya devam edebilirsiniz. Kur’an bütünlüğünü ve ayetlerin zahirini dikkate alarak konuya ilişkin ulaştığınız farklı bir gerçek olursa, o gerçeği yine paylaşabiliriz” diyoruz. Çünkü bir deneme sürecinde olan bu başlığın karışıklık çıkmadan verimli olabilmesi, konu açık bir şekilde Kur’ani anlam kazandıktan sonra meseleyi anlayanlarla devam edilmesine bağlıdır. Dolayısıyle buradan editör kardeşimi uyarıyor ve bu değerlendirmeye belli bir noktadan sonra konuyu anlayabilen kardeşlerimizle devam edilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum.

Artık Rabbimizin “Bizim kullarımız” ifadesindeki “Biz” kimdi ve bu “Bize” kimler dahildir sorusunu değerlendirebiliriz. Sadece Allah’a kulluk yapmak ile “Bizim kullarımız” ifadesi arasında bir çelişki olmayacağına göre buradaki gerçeklik nedir? Fatma kardeşimizin “Musa (a.s.) kıssasındaki salih kul peygamber miydi?” sorusunu da, “Bizim kullarımız” ifadesine açıklık getirdikten sonra geçebiliriz.

Dua ile..
Fatih Sağlam
24.11.2015 14:45
selam ile...
Fatma kardeşim, bazı yanlış anlamaları düzetme ihtiyacı belirdi. Sözlerinizden Sanki sizi bir şeylerle suçluyormuşum gibi bir izlenim edindim ki böyle bir şey olamaz zaten. Amacım bir kardeşiniz olarak kafanızın karıştığını zannettiğim ve bunun için sorduğunuz sorular için bazı noktalarda size yardımda bulunmak. Allah Razı olsun, hakkınızı helal ediniz, bazı şeyleri oturtmamda sizin de çok yardımınız oldu bana. Ayrıca Kafamızın karışması da kötü bir şey değil tersine iyi birsey. Benimde kafamın çok karıştığı anlar oldu ve bunu da açıkça paylaştım sizlerle.

burada nefsimizi öne çıkarma amacıyla tartışma yapmaktan Allaha sığınırım. Amacımız sadece Allah rızası olmalı.

Sizin söylediklerinizden alıntılama yapmamın sebebi ise neye cevap verdiğimi hatırlatma ihtiyacı. O kadar çok yorum yapıldı ki, ne üzerine konuştuğum bilinsin istedim. Arada kaynamasın dedim. Elbetteki sizin ve burada tüm konuşulanların bütünü dikkate alınarak verilmiş cevaplar. (Bu cevaplar yanlışta olabilir. bunlar Şu anki fikirlerim.) daha önce dedim ya, bu zümer 53 ayeti için tam 3 kez düşüncemi/yargımı değiştirdim. Sadece alıntılanmış birkaç cümleniz için yazılmış şeyler değil yazdıklarım.

Allaha emanet olunuz.
Metin Karakaş
24.11.2015 12:54
Kovulmuş ve taşlanmış şeytandan Allah’a sığınırım.
Allah’ın kitabı/ayetleri üzerinde yapılan araştırmalarda doğru yöntem kadar bu doğru yöntemde başarıya götürecek sebat, ön kabullerden ve ara kabullerden kaçınma, gerektiğinde hatadan dönme çok önemlidir. Ki zaten mehmed abimiz de “gerekirse/yanlışsa yıllardır doğru zannettiklerimi hiç çekinmeden üzerlerini silerim” dedi. Allah karşısındaki duruşumuzu çizmektense, gerektiğinde yanlıştan dönmenin, birikmiş emekleri silmenin/üzerini çizmenin hayrımıza olacağını pratik bir şekilde öğrettiği için Mehmed abimize tekrar teşekkür ediyorum.

İzninizle konunun akışına/açıklığa kavuşmasına katkıda bulunmak anlamında zümer 53 ayetinin zahirine bağlı kalarak ürettiğim soruları sizlerle paylaşmak istiyorum ;

Ayetler ister Mekke döneminde insin isterse Medine döneminde;
1-Nefislerine karşı haddi aşanlar kimdir ?
Mü’minler mi müşrikler mi münafıklar mı?
2-Mü’min birisi günahda haddi aşacak seviyeye gelir mi?
3-Yoksa bu ayette kasdedilen yeni Müslüman olanlar mı,henüz iman kalplerine yerleşmemiş olanlar mı?
4-Allah’ın rahmetinden kimler umud keser?
5-Henüz daha Allah’a kulluk bilinci oluşmamışlara Elçi “..kullarım” diye hitap eder mi?
6-Kullarının günahından (günahta aşırı gitmelerinden) Allah’ın haberinin olması yetmez mi?
7-Henüz yeni Müslüman olmuşlara/olacaklara Allah resulü “ … kullarım” şeklinde bir hitapta bulunur mu?
Kemal Erkent
24.11.2015 12:29
Bakara 97-98
Kur'an-ı Kerim'de Cibril ve Mikail,yani bu iki büyük meleğin isimleri başka hiçbir yerde geçmez.Yahudiler Cibril ve Mikail ile ilgili bir takım spekülasyonlar yapmış ve Cibril bizim düşmanımızdır demişlerdi.Kur'an-ı Kerim'i Resulullah(sav)'e indirenin Cibril olması, ve vahyin onların bütün foyalarını ortaya koyması,daha önce de "Nefislerinin hoşlanmadığı vahiyleri"(Bakara 87)onun getiriyor olması,Cibril'e olan düşmanlıklarını bir daha gün yüzüne çıkardı.Bunun üzerine Cibril'e düşmanlığın ne olduğu tekitli bir şekilde, üzerine basılarak ifadelendirilmiştir. Hatta, Cibril ve Mikail meleklerden birer melek olmalarına rağmen 98.ayette melekler ifadesi dışında da bir daha isimleri zikredilmiştir.

Selam ve dua ile.
Fatma Ceren
24.11.2015 12:07
Cümleleri Koparmayalım
Lütfen birbirimizi anlamaya çalışırken de yazdıklarımızı genel manadan ve yaklaşımımız bütünselliğinden kopararak değerlendirmeyelim. Bu, burada yapılanın ruhuna aykırı olur.

Alıntıladığınız ilk cümlemin dayandığı, ön kabulle yer değiştiren bir kabulüm var. Zahir mana ve teville ilgili. Bu nedenle "sırf bu yüzden" yaklaşımıyla yaptığınız değerlendirmeyi kabul edemem. Çünkü bir fikrin oluşmasında, pek çok faktör olabilir ki aşağıdaki yorumların tümünde o faktörler var.

Şuraya dikkatleri çekmek isterim, kafası karışık olan ve bu soruyu soran kişi -nedense hiç yorum yazmayan- Sn.Aytekin'dir. Kafa karışıklığından beri olarak ayetin manasını anlamaya yönelik düşünmekteyim diye kendimi bir kaç kez ifade ettim. Zira bu yazıya,ön kabulümle üzerinde derin bir tefekkürle düşünmeksizin ilk yorumu yazan da benim.

"Hemen hemen aynı" ifadeniz ile "ancak bir meleğin bunu yapabileceğini düşünüyorum" ifadenizin çıkış yeri aynı. Bu nedenle Kur'an'da kullanılan 3. tekil şahıs ifadesinin buraya nasıl taşındığını da delillendiremiyorsunuz. Ancak düşüncenizi kuvvetlendirmek için başka ayetlerden benzer ifadeler olarak değerlendirilmekten öteye geçmiyor.

Fatih kardeşe teşekkür ederim.
Fatih Sağlam
24.11.2015 11:34
Fatma kardeşimin sorularına cevaplar:
Selamunaleykum

“””neden burada "Rahmetimden umudunuzu kesmeyin" buyurulmamış da "Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin" buyurulmuş?" diye sorma hakkım var. “”” demiş kardeşim.

Çünkü kuranın ekseriyetinde Ayetler Allahı 3. tekil şahıs olarak bahseder. “Rahmetimden umudumu kesmeyin” de dediği olur, “Allahın rahmetinden umudunuzu kesmeyin.” De olur. Ama kuranın ekseriyetinde 3. tekil şahıs baskındır. Yani ben diyorum ki sırf bu noktadan hareketle “kullarım” ifadesinin rasüle nispet edilen bir ifade olduğunu söyleyemeyiz. 3. tekil şahıs kipinde bahsedilmiş olması bir kanıt olamaz çünkü kuranda binlerce bu şekilde ayet var. (1 tanesini aşağıya yazdım mesela)

“””Fatih kardeş, elbette "De ki"den sonra her söz Rabbimizden indirilmedir.Buna itirazı olan mı var? Söyleyin hemen yardımcı olayım. Burada aynı cümledeki kelimelerin dizilişi ve uyumunu düşünüyoruz. "O bağışlayıcıdır" buyurulan ayetler "Benim kullarım" diye mi başlıyor? Ve 12. ayette de "De ki" ifadesi yok.””” Demiş kardeşim.

“Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü aşan kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.'””

Bu ayette “o bağışlayıcıdır” buyurulan ayet “benim kullarım” ile başlıyor. Burada Allahın ayette 3. tekil şahıs olarak bahsedilmesi sizin kafanızı karıştırıyor. Oysaki kuranda:

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.(Nisa 1)

Bu ayette, Allah kullarım dememiş ama “insanlar” demiş. (hemen hemen aynı) Ayetin sonunda da “süphesiz ben sizin üzerinizde gözetleyiciyim” dememiş. Kendisinden 3. tekil şahıs olarak bahsetmiş.
Fatma Ceren
24.11.2015 11:11
Selam
Musa (a.s.)'ın salih kula yaklaşımını yolculuk süreciyle sınırlı tutmak sığ bir yaklaşım olur. Çünkü bir resul, salih kula Allah(c.c.) tarafından öğretildiğini bildiği "hubren ilmine" talip. Süreçteki itirazları, kavrayış kabiliyetiyle ilgiliydi ki zaten bunu da ilmiyle bilen kul ona böyle olacağını söyledi.

İlmiyle olan biteni kavrattıktan sonra Musa(a.s)'ın salih kula bir itirazı olsa idi, Fatih kardeş haklı olabilirdi. Salih kulun melek olduğuyla ilgili düşüncenize yine Kur'an ayetlerinden delil getirebilirseniz ikna edici olur. Salih kul "gelecekle ilgili bir tahmin üzere" değil, (tıpkı Zülkarneyn'in kuşatıldığı gibi) hubren ilmiyle kuşattığı meseleye vakıf olarak, üstelik "inkara sürüklemesinden korktuk" ifadesiyle öldürme fiilini "Biz" öznesine yüklüyor.
Kemal Songür
24.11.2015 10:56
selam ile
Hepimizin amacı hayra talip ve vesile olmaktır.

1- Aslında Kur'an'ı baştan sona (biraz dikkatlice) bir kez okuyan bir insanın dahi ulaşabileceği ''kulluk/ubudiyyet'' kavramının sadece Allah'a has/yönelik kılınacağı sonucuna kolaylıkla ulaşmasını ve bunun hem vahyin anlaşılır kılınması hem de vahyi anlayabilecek akıl yeteneğinin kula bahşedilmesi gerçeği doğrulamaktadır. Zira, imtihana tâbi tutmayı murad ettiği kullarını sorguya çekeceği kitabıyla uyaran vahyin sahibi kuluna zorluk çıkarmaktan münezzehdir.

2- ''birlikte değerlendirelim'' üst başlığından sonra ''“Kullarım” ifadesi tartışmasız bir şekilde Allah’a değil Resulullah (s.a.v.)’e nisbet edilen bir sözdür'' denilmesi 'adeta' benim çıkarımım tartışmasızdır ama yine de sizler birşeyler söyleyin demeye gelmiyor mu?

3- Bu çok yanlış ve bir o kadar da riskli çıkarımın ''O elbetteki Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir)” sözlerindeki “huve” yani “O” ifadesi, baştan sona bütün bir cümlenin Resulullah (s.a.v.)’e kendi adına söylemesi emredilen bir cümle olduğunu göstermektedir.'' cümleleriyle desteklemeye çalışılıyor oluşu Kur'an'ı ANLAMAYA DAİR ÇOKÇA MESAİ sarf eden bir ağabeyden sadır olmaması gereken yaklaşımlar zümresinden görülmelidir. Zira, hüve/hü/O vekildir, gadirdir, latifdir, ğafurdur, hallagtır, azizdir, hakimdir gibi beyanların çokça geçtiğini bilmelidir/bilmektedir.

4- hele ''Asırlardır yanlış anlaşılan ve anlaşılması zor bir konuyu, ön kabulleri bir kenara bırakıp sadece ayetler üzerinde yoğunlaşarak anlamaya çalıştığınız için teşekkür ederim. Elbetteki eski birikimleri tevhidi bir bakış açısıyla tevil ederek yoğuran ve bunu içselleştiren kardeşlerimizin, meseleyi anlaması biraz zaman alacaktır.'' şeklindeki yaklaşımları da üstenci bulduğumu ifade etmeliyim. Tevhidin ilk nebiden son nebiye ve onların takipçileri olan mü'minlere ve dahi kıyamete kadar gelecek olanlar için mü'min olma/kalma onayı olan ''kulluğun/ubudiyyetin sadece/yegâne) has kılınacağı HALIG'A/ALLAH'A yönelik olacağı gerçeği değişemez ve dahi üzerinde fikir yürütülemez en başat konu olduğu hakikatidir. Hal böyle iken ''meseleyi anlaması biraz zaman alacaktır'' şeklindeki üstenci yaklaşımı hiçbir yere oturtmak mümkün değildir.

5- Vahiy dikkate alındığında; Kulluk/ubudiyyet kavramının olumlanma/doğrulanma noktasındaki yegâne karşılığı Allah'a şeriksiz iman ve teslimiyet iken, adiy bin hatem örneği ve buna ilave edilebilecek yüzlerce olumsuzlanan/doğrulanmayan/kabul olunmayacak olan kula kulluk girişimlerinin zümer 53'e yönelik yanlış çıkarımlara örneklendirilerek destek kılınması da çok yanlıştır. Zira, mutlak doğrunun ve yanılmazlığın sahibi sadece/tek Allah'tır.

6- Necm 3,4 ayeti bizatihi vahyi iletirken rasulü masum/yanılgısız kılmakta ve bunun din'e dair yapıp-ettikleriyle sınırlı tutulması gerektiği sonucunu doğuracağını anlamamız gerekeceği ve diğer dünyevi yaklaşımlarında örneğin; 'bir beşer/kul olması hasebiyle' savaş taktiğini sahabelerin uyarısı neticesinde değiştirebildiği ve siyasi/savaş gibi konularda dostlarıyla istişareyi ön plana çıkardığı, hurmaların aşılanmasına yönelik yanılgısı ve ''siz dünya işlerini benden daha iyi bilebilirsiniz'' diyerek kendini tanımlaması, müftülük yaparken yanılabileceğini ve yanıltanın eline ateş bırakılacağı uyarısını yapması ve birçok örnek göstermektedir ki; ölümlü olan bir kul ve kulların arasından seçilen ve kendisine vahyin inzal olduğu rasullerden bir rasuldür. O'nu ayrıcalıklı kılan son vahyi/sorulacağımız-sorgulanacağımız kitabı hayatıyla örneklendirerek bize taşıması/yansıtması(hatemennebiyyin) ve bu örnekliğin hayatın tümünü kuşatacak boyutta olması ve dahi ''Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik'' beyanıyla da bütün insanlığa ve kıyamete kadar cari olan bir örneklik/modellik ile gönderildiği hakikatidir. veselemun alel mürselin..

7- Zümer 10 ayetine yönelik ''(her nasıl olduysa siyakını yeterince dikkate almadan) tartışmasız bir şekilde tek boyutlu esas almamız yanlıştı'' şeklindeki hata düzeltmesi inşaallah zümer 53 ayeti içinde düşünülür ve rücu edinilir.

Bu söylediklerimiz zaten bilinen gerçekler denilecek olursa! zaten konuşulan konular da bilinen gerçeklerdir diye ''hatırlatma/uyarma'' ortak paydasında buluşmuş oluruz.
Cümleleri daha yumuşak kurmak en doğru olandır, lakin bu karşılıklı olmalıdır diye düşünüyorum. selam ve dua ile.
Yunus Karadağ
24.11.2015 10:41
Allah'ın Rahmeti İman edenlerin üzerine olsun
KASAS-30:Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım.
KARDAŞLARIM SANIRIM BU AYET BİZE BU AYETİ ANLAMAMIZ KONUSUNDA KOLAYLIK SAĞLAYABİLİR. ALLAH'IN RAHMETİ VE BEREKETİ GÖNÜLLERİNİZİN ÜZERİNDE OLSUN
Fatih Sağlam
24.11.2015 09:56
Selamunaleykum
Geçen konuşmaların birinde, bir kardeşimiz “neden benim yazdıklarıma bir cevap veren yok” diye bir serzenişte bulunmuştu. Bu serzenişi unutmuş değilim. Bu serzenişe 3 cevap var:
1. buraya yazdıklarımız bazen geç yayınlanabiliyor. Yani biz bir şeyler yazdıktan sonra diğerlerinin yazısı yayınlanıyor. Tekrar sözü almaya imtina ediyoruz.
2. bazen meşguliyetler ve işlerimiz yüzünden sitede yayınlanan yorumları geç fark edebiliyoruz.
3. bir de yolunda akan bir suyun önüne bir şey koymak gibi, mecrasına girmiş konu bütünlüğünü yanlışlıkla bozma korkusu adına sessiz kalabiliyoruz.

Hakkınızı helal ediniz kardeşim.

Bu noktada Mehmet ağabeymin son yazdıklarının üzerine gelen yorumlara biraz değinecek olursam:

Mehmet Can Kardeşimizin yaptığı alıntı gerçekten yerinde ve hoştu.

Fatma Kardeşimiz de Musa ile Salih kul hikayesini gündeme getiriyor. Kardeşimle aynı noktada değiliz. Çünkü Hz. Musa, Salih kula yolculukları süresince hiçbir zaman iman ve itaatle yaklaşmadı. Onun yaptıklarını sürekli sorguladı hatta ayıplayıp karşı geldi. Ayrıca Salih kulun Bir insan olduğunu hiç düşünmüyorum. Çünkü gelecekle ilgili bir tahmin üzerine bir delikanlıyı öldürebiliyor. Hiçbir insanın böyle yapmaya hakkı yok. meleklerin de kul olduğunu söyleyen ayetler ışığında Ancak rabbimiz tarafından görevlenirilmiş bir meleğin bunu yapabileceğini düşünüyorum.

İnşirah kardeşimizin değindiği bir çok noktaya katılmamak elde değil. Forumu toparlamışa benziyor.

Allah razı olsun, Şahin Yetik Kardeşimiz ise çok önemli bir ayeti hatırlatıyor. "Peygamber de dedi ki: «Ey Rabbim, kavmim bu Kur'an'ı bir kenara itip bıraktılar" (Furkan 30)
Gaybı ve öldükten sonra dünyada ne yaşanmış – ne yaşanmamış hiçbirseyi bilemeyecek olan Rasülün ağzından hesap gününde dökülecek sözleri dile getiren bir ayeti dile getirmiş oldu. Peygamberin ağzından aktarılan bu ayet aslında konumuzla o kadar ilgili ki. Yine rabbimizin kurandaki bir söz sanatı. Peygamberi araya koyarak bir düşünce ancak bu kadar iyi verilir. Sonuçta bu söz de rasülün gibi gözüksede aslında Rabbimizin beyanı.

Son olarak Kemal Erkent Kardeşime sunu söyleyebilirim,

Bakara 97. ayette “kim Cibrile düşman “ den sonra bir bilgi cümlesi olduğunu farzetsek o halde “kim cibrilden sonra” ifadesi boşluğa düşüyor. Yani yüklemi olmayan, askıda duran bir “şart cümlesi” haline alıyor. Çünkü bir sonraki ayetin nesne ve özneleri bu ayetinkinden çok farklı.

Emek ve zamanlarını harcayan tüm kardeşlerimzden Allah razı olsun.
Fatma Ceren
24.11.2015 09:50
Düşüncelerimdeki kırılma noktasından bahsettim.
Düşüncelerimdeki kırılma noktasından bahsettim. Zahir mana ve teville ilgili gerçekler. Uzun olduğu için buraya alamıyorum. Bana tavsiye verecek kardeşlerimin ayetleri değerlendirirken oradan başlaması lazım. Çünkü muhatabınızın sistemli bir düşünme prensibi var.

Kısa kısa,
Genel olarak şunu tespit ettim. Yorumlarda mevcut bir fikri ayete yükleme çabası var. Bundan sıyrılarak gelinen bir düşünceye, ancak böyle bir yaklaşımla ilk anlayışa dönülürse kabul edilebilir olur.

Zümer 10.ayette genel bir kabul oluşmuş ve ikinci ihtimal gözetilerek -ki bu da Kur'an bütünlüğü içinde 53. ayete de bağlı- zaten tashih edilmiş görünüyor.

İnşirah kardeşin vurguları yerinde. Ve teorisel olarak, bu kabulü de Rabb boyutuna taşımadan diğer ayetleri değerlendirebileceğimiz neden bu devasa boyuta taşındı, bunu da anlamıyorum. Meleklerin Adem(a.s.)'a secde ettirilmesi, "bizim genel algımıza göre doğru mu yanlış mı" diye sorgulama hakkımız var mı? Şunu da söylemeli, düşündüğümüz "kul" kavramı üzerinden bile olsa genel iman algımızı kökten değiştirecek bir konuymuş gibi meseleye yaklaşmıyorum.

Sadece teorisel bir sonuç diye vurgulanan bir kabulün, ne Allah(c.c.)'a ne resullere ne de Allah'a imana etkisini değil -bu zaten olamaz- , başka ayetleri anlamamıza yardımını düşünüyorum. Çünkü çelişkisiz bir kitab olan Kur'an'daki bir hitabın kullanışı üzerinde düşünebilirim. Ve bizler Allah'a ve resulüne iman etmiş kimseleriz."Allah ve resulü bir işe hükmettiği zaman" ayetini nasıl ki Allah peygamberle birlikte hükmü verir diye nasıl yorumlayamazsak, o zaman bu her harfi korunmuş kitapta bu ifadenin kullanışını da -şahsen ben- düşünürüm. İfadenin yerini değiştirmek, onu anlamaya çalışmaktan daha riskli bir iş, tabi bana göre...

Fatih kardeş, elbette "De ki"den sonra her söz Rabbimizden indirilmedir.Buna itirazı olan mı var? Söyleyin hemen yardımcı olayım. Burada aynı cümledeki kelimelerin dizilişi ve uyumunu düşünüyoruz. "O bağışlayıcıdır" buyurulan ayetler "Benim kullarım" diye mi başlıyor? Ve 12. ayette de "De ki" ifadesi yok.

Sn.Yetik'in yazdıklarını Necm 3'le beraber okudum. Zira Zümer 39 da dahi "Ey Kavmim"le başlayan sözleri söyleten Rabbimiz. "Kullarım" la ilgili yazdıkları ise De ki ile birlikte kullanışı açıklamıyor. Zira "kullarım sana beni soracak olursa" ve benzeri ifadeler de Kur'an'da yer alıyor.Ve ayrıca "De ki"nin yerini değiştirme hakkımız varsa zaten konu çözülür.

Katkıyla yardımcı olanlara teşekkür ederim.
Kemal Erkent
24.11.2015 01:47
Bakara 97 ve 98
Selamunaleyküm,
Fatih Sağlam kardeşimizin Bakara 97. ayeti ile ilgili notuna cevaben:
Eğer 97. ayeti şu şekilde okursak:
De ki:"Kim Cibrile düşman ise"-ki Allah'ın izniyle ellerinde (kitaptan) olanı doğrulayıcı ve müminler için hidayet ve müjde olarak (Kur'an-ı)senin kalbine indiren odur-
98-"Kim Allah'a, meleklerine, resullerine,Cibrile ve Mikail'e düşman ise, Allah da kafirlerin düşmanıdır."

Yani "Kim Cibrile düşman ise" hitabından sonra, bir bilgi cümlesi var, hitap daha sonra 98.ayetle devam ederek ayet bitiminde sonlandırılıyor.
Selam ve dua ile.
Şahin Yetik
24.11.2015 01:40
selam ile...
Çok değerli ve birbirinden güzel insanların yorumlarını okudum ve bir ayet üzerine bu kadar güzel düşünüşler ortaya koyabilmenin zenginliğimiz olduğu düşüncesi ile mesrur oldum. Yorumları okurken okuyupta yorum yapmayan kardeşler zumresine ilhak olmaktan artık ictinab edip yorum yaparak düşüncelerimi sizlerle paylaşmak üzere besmele çekiyorum. Öncelikle bir iki hatırlatma yapmak istiyorum.

Peygamber efendimiz ile alakalı (olarak lütfen yanılıyorsam söyleyiniz) bulabildiğim kadarı ile sadece bakara suresinde müminler topluluğu ile beraber 285. ayeti kerimede وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ "Duyduk ve uyduk. Günahlarımızı bağışlamanı dileriz, ey Rabbimiz, dönüşümüz sanadır' dediler." ifadesi, furkan suresinde 30. ayette bir mahşer manzarası anlatılırken resule binaen "Peygamber de dedi ki: «Ey Rabbim, kavmim bu Kur'an'ı bir kenara itip bıraktılar" ve son olarakta enbiya suresinde 4. Ayeti kerimede metinde kelime olarak peygamber geçmemekle birlikte “Dedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O'ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir." İfadeleri peygamberimiz ile alakalı olarak kuranı kerimde “dedi” ifadesi ile ilişkilendirilebilecek 3 ayettir.

Bunlardan birtanesinde resul müminlerle beraber (münferid olarak değil) diğerinde (Furkan suresi 4) ise o gün diye başlayan ayetlerle beraber okunduğunda ahiret günündeki bir manzarada resul dedi (geleceğe taalluk ettiği için olacağı kesin olduğu ve üzerinde hiçbir şüphenin olmayacağına vurgu yapmak vecihi ile mazi yani geçmiş formda kullanım Kuranın bir uslubudur) buyrulmaktadır yani vuku bulmasında hiçbir şüphenin olmayacağı bir vakıa için gaypten haber verilmiştir. Bu iki ayette münferit olan tek kullanım ahirete yöneliktir. Geriye sadece enbiya suresi 4. Ayette geçen “Dedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O'ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir." Ayeti peygamberimizin münferit olarak “dedi” diye kuranda geçen tek ayet olmaktadır ve bu ayette ise rabbimizin sıfatlarından bahsetmiştir. Sonuç olarak peygamberimizin Allah'ın kendisine buyurduğu vahiy haricinde "peygamberimize şöyle demişti yada dedi" gibi Allah’u tealanın insanlara yönelik herhangi bir vahyini peygamberin dilinden peygamberin sözü olarak vaaz etmesi söz konusu olamaz.

Peki Kullarım ifadesi ne olacak ? Yukarıda verilen bilgiler ışığında birazda zor işlerde basit düşün prensibimce şöyle desek nasıl olur? Peygamberimiz (selam olsun O’na) öyle yada böyle insanları inzar etmek üzere gönderilmiş olan bir elçiydi . (Ali İmran 144) Peki elçi neydi ve işlevsel olarak nasıl tanımlanırdı? Söz gelimi bir elçiyi birilerine gönderen kişi “onlara deki:……” dedikten sonra gelen cümleler elçinin mi olur yoksa elçiyi gönderenin mi olur ? Elbette ki de elçiyi gönderenin olur. Zümer süresindeki 53. Ayetin içeriğindeki “kullarım” ifadesini peygamberimize atfedilmesinin doğuracağı mantık hatalarını bu basit çözümlemeden sonra hiç gündem etmeye gerek duymuyorum zira ayetin bütünü Günahları toplu halde bağışlayan Rabbimizden ümidin kesilmemesi yönündedir. Elbette en doğrusunu Allah bilir. Rabbimizden biz aciz kullarının günahlarını bağışlaması dualarımla sözlerimi bağlıyorum.
Fatih Sağlam
24.11.2015 01:01
Selamunaleykum
Bu Forum boyunca ilginç bir şekilde benimde düşüncelerim 3 defa değişmiş oldu. Sonunda en başa döndüğümüzü düşünüyorum. En başta dememiz gereken şey şuydu aslında:

Zümer 53 te, “de ki” den sonra gelen ifade bütünüyle Allahın seslendirdiği bir ifadedir. Burada “De ki” diye tercüme edilen “Kul” ifadesinin "söylemek"ten farklı olarak, “iletmek, tebliğ etmek anlamı da olmalı ki bazı meal yazarları bu ayetleri “bildir, ilet” ifadeleriyle başlatıyorlar. Buna delil olarak:

De ki: 'Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur. (bakara 97)
De ki: "Eğer yer yüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik." (isra 95)

Ayetlerini verebiliriz. Buradaki ifadeler tıpkı zümer 53 ayetinde olduğu gibi “de ki” ile başlayıp Allahın kendi cümleleri ile devam etmektedir. Mehmet ağabeynin son yorumuna gelecek olursak:

“… “Kullarım” ifadesinin geçtiği Zümer 53 ayetinin siyak sibak ve muhtevasına baktığımız zaman ise “Kullarım” ifadesi tartışmasız bir şekilde Allah’a değil Resulullah (s.a.v.)’e nisbet edilen bir sözdür. Nitekim ayetteki “… O elbetteki Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir)” sözlerindeki “huve” yani “O” ifadesi, baştan sona bütün bir cümlenin Resulullah (s.a.v.)’e kendi adına söylemesi emredilen bir cümle olduğunu göstermektedir.”””

Mehmet abimin bu son yazdıklarına ise artık katılamıyorum. Çünkü:
Zümer 53 ayetinde “De ki” sözünden sonra gelen ifadenin Allaha değil de Rasüle nispet edildiğinin hiçbir kanıtı yok.

Mehmet abi, “O” ifadesinden dolayı bu sözleri rasülün söylediğini belirtiyor. Oysa ki, kuranın geneli bu “O” sözlerinden oluşmakta. Allah kendisinden bahsederken genelde “huve” kelimesini kullanır. Aşağıda sadece 2 örnek ayet yazdım. Bunun gibi içinde hüve geçip de direkt Allahın söylediği 400 ayet var.

Yani Allahın “ben bağışlayıcıyım” demesine gerek yok ki Fatma kardeşim. “O bağışlayıcıdır” şeklinde dediği bir sürü ayet var.

“O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir. (bakara 29)
“Âdem, Rabbinden bazı sözler belledi de Allah tövbesini kabul etti. Şüphe yok ki o, bütün tövbeleri kabul eder, rahimdir. (bakara 37)

Zümer 53 ayeti şu şekilde meal edilirse bu kesinlikle yanlıştır diyebilirmiyiz ki? : “resulüm! o çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarıma de ki: allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin…!) (krş. seyyid tantavî, ilgili ayetin tefsiri).

Ayrıca yine Fatma kardeşimizin, niçin ayetin devamında, "benim rahmetimden ümidinizi kesmeyin!" yerine "allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin!" denilmiştir? Sorusuna şöyle bir cevap verilebilinir:

bu, belagat ilminde cevabı bilinen bir sorudur! yukarıdaki gibi hitabın değiştiği söz sanatına arapçada "iltifat" denir ve hem kuran'da hem de arap edebiyatında bunun pek çok örneği vardır. mesela fussilet suresinin 12. ayetinde, "yakın göğü, kandillerle süsledik! işte bu, alim ve aziz olanın takdiridir!" cümlesinde de, allah kendisinden önce 1. şahıs, sonra 3. şahıs olarak bahsetmektedir!" arapçada bulunan söz sanatı türkçede geçerli değil ne yazık ki. bu nedenle mevcut çeviri türkçe içinde anlatım bozukluğu da içermektedir.

Hatalardan münezzeh olan allah hata yapmaz oysa ki biz kullar Hz. Ademden beridir hata yapar haldeyiz deyip sizleri allaha emanet ediyorum.
İnşirah Melal
24.11.2015 00:43
Fatih kardeşimize dua ile... :)
Kardeşimiz/ağabeyimiz kafasını karıştıran ayetle ortalığı da karıştırdı elhamdulillah..

Değerli Hocam;
Kendi adıma bir şaşkınlık ya da suskunluktan ziyade Fatih kardeşimizin güzel ve yerinde hatırlatması ile Rabbime hamdediyor ve yazdıklarımızı (2-Bakara 97, 24-Nûr 54, 17-İsrâ 95 gibi ayetler doğru çevriliyor ise) "De ki" hitabıyla başlamasına rağmen efendimizin Allah'a nisbetle konuştuğunu/konuşturulduğunu dikkate alarak değerlendirmeye çalışıyordum. Ve tabi "De ki" hitabından sonra efendimizin kendisine nisbetle konuşturulduğu gerçeğinin de hala yerinde durduğunu unutmadan. Siyak, sibak ve içeriği dikkate alarak yapmaya çalıştığım bu değerlendirmenin sonucunda izninizle kendi adıma şöyle bir toparlama yapıp yola öyle devam etmek istiyorum;

Zümer 10. ayet ile ilgili kanaatim ilk başta da olduğu gibi efendimizin kendi dilinden konuşturulduğu yönündedir. Zira hem "kullarım" değil "kullar" ifadesi kullanılıyor hem de ayetin öncesi, sonrası ve içeriği buna daha uygun gibi görünüyor. Lakin sizin dediğiniz gibi de olabilir. Zira elimde o gürüşü tamamen çürütecek bir delil yok, bu görüşü tamamen çürütecek bir delil ile karşılaşmadığım gibi. (zaten yorumlarda 10. ayeti askıya alıp nirengi noktasına 53. ayeti koymuştuk. dolayısıyla 10. ayet ile ilgili düzeltme için sitede yer alan mealde tashih yapılması yeterli olacaktır.)

Zümer 53. ayete gelince; kanaatim sizin gibi "kullarım" ifadesinin efendimize nisbet edilmesi yönünde olmasına, siyak ve sibak dikkate alındığında bu daha uygun görünmesine rağmen, "tartışmasız" ifadenize temkinli yaklaşıyorum çünkü delil olarak sunduğunuz "huve" zamirinin Kur'an bütünlüğündeki kullanımlarına henüz bu konuya ışık tutacak kadar vakıf değilim.

Lakin değerli hocam;
zümer 53 konusunda yanılıyor olsak dahi İman ve itaatle yaklaştığımız Resulullah (s.a.v.) karşısında biz müslümanların teorik olarak bir kul durumuna düşmesini engelleyemeyiz diye düşünüyorum. Yine Fatih kardeşimizin hatırlattığı ayet ve rivayeti bir daha hatırlayalım;

".....Yahudiler Allah'ı bırakıp bilginlerini, hahamlarını; Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i Rabler edindiler. Halbuki onlara sadece tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır. (Tevbe 31) Bu ayeti kerimenin mealinden sonra, Sanırım buradaki herkesin bildiği bir hadisi burada hatırlatmakta yarar var: Bu ayet indiginde peygamber efendimiz s.a.v sahabelerle oturuyormuş, orada önceden hiristiyan olan bir sahabe şöyle der: biz din adamlarimizi rab edinmiyorduk ki!. Peygamberimiz s.a.v ise: siz onların helal dediğini helal, haram dediklerini haram kabul etmiyormuydunuz? iste bu şekilde yapmanız onları rab edinmektir....."

Peki ya şimdi bizler de Resûl bize ne verirse onu alır ve bizi neden sakındırırsa ondan sakınırsak (59-Haşr 7) Aramızda çekişdiğimiz şeylerde O'nu hakem yapıp sonra da verdiği hükümden nefsimiz hiçbir darlık duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğersek (Nisâ: 4/65) Haşa Rasulullah'ı Rab mi edinmiş olacağız? Tam aksine bunları yapmaz isek îmân etmiş bile sayılmıyoruz! (Nisâ: 4/65)

Teorik olarak birbirine benzeyen iki yaklaşım nasıl oluyorda bu kadar keskin bir şekilde birbirinden ayrılıyor?
Cevabı bende gayet açık; bir tarafta "ALLAH'I BIRAKIP" bilginlerini, hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i Rabler edinenler (Tevbe 31), diğer tarafta ise "ALLAH'I BIRAKIP bana kul olun" demesi mümkün olmayanlara İMAN ve İTAAT edenler. (3-Âl-i İmrân 79) Yani sizin de dediğiniz gibi "....bu iman ve itaatimiz Allah’ın emri gereği olduğu için Resulullah (s.a.v.)’i sümme haşa Rab yerine koymuş olmuyor, iman ve itaatle yaklaştığımız Efendimiz (s.a.v.)’e karşı teoride kulluk olan bu duruşumuz, Allah’a iman ve itaatimizin yani Allah’a kulluğumuzun bir gereği ve işareti oluyor."

Dolayısıyla daha hızlı ulaşmak için uzatılan ipinucu düğümlü ya da karışık olsa da diğer ucunun boşta değil doğru yerde bağlı olduğunu düşünüyor, konu dağılmasın diye paylaşamadığım daha birçok faydasını gördüğüm bu değerlendirme sofrasında şayet vahim bir hatadan bahsedilecekse, tarafımca sahile bodozlama dalınmasını konuşabileceğinizi bilmenizi istiyorum :)

En doğrusunu ALLAH bilir derken, dualarınıza her bir zerremle amin diyor ve meselenin "kullarımız" boyutu için kendimi beklemeye çekiyorum İNŞAALLAH...
Fatma Ceren
24.11.2015 00:36
Duanıza 10 değil 53 kere amin diyor,
meseleye kendi kaldığım yerden devam ediyorum.

En son bir kısım resullerin bir kısmına üstün kılınmasını, ulul azm peygambelerini ve Musa(a.s.)'ın salih kula iman ve itaatle yaklaşımını konu kapsamında düşünüyordum ve sadece "Kullarımızdan bir kul" buyurulan salih kulun konuyla ilgisi olabileceğine ihtimal verdim. Üstelik bu, aklıma bir soruyu getirdi. Şayet konuyu öncesinden kopartacaksa -zaten Mehmed abi de es geçeceğinden- dikkate almadan düşünmeye devam ederim, kimse de dikkate almasın.. Musa(a.s.) salih kula böylesi bir yaklaşımda bulundu ise -ki öyle- sallih kul bir peygamber ya da peygamberlerden biri olabilir mi?
Mehmed Can
24.11.2015 00:12
DOĞRU İSTİKAMETTE BULUŞMANIN YOLU;
Kur’an’a Yönelirken/Alıntı,
"Düşünmekle mükellef olduğumuz bir ayet-i kerimeyle karşılaştığımız zaman bu ayet-i kerimeye karşı yönelişimiz bu ayet-i kerimeye güzel bir mana vermek için değil, bu ayet-i kerimenin gerçek ve güzel manasını kavramak için olmalıdır.

Çünkü bizlerde, biz yaratılmışlarda bu ayet-i kerimelerin güzelliğine güzellik, gerçekliğine gerçeklik katabilecek hiçbir şey yoktur. Bu ayet-i kerimeler bizlerin tanımlamasıyla tanımlanabilecek, bizlerin anlam yüklemesiyle anlam kazanabilecek ayetler değildir. Bu ayetlerin anlamı, bu ayetlerin güzelliği zaten bu ayet-i kerimelerin özünde bulunmaktadır.

Netice olarak herhangi bir ayet-i kerimeyle karşılaştığımız zaman bu ayet-i kerimeyi güzel bir şekilde yorumlamak, bu ayete güzel bir mana vermek için değil, bu ayet-i kerimedeki gerçek ve güzel manayı kavramak için düşünmeliyiz. Böylesi bir düşünce yöntemi ise tanımlayıcı değil arayıcı bir düşünce yöntemidir.

Kur'an-ı Kerim'den faydalanmak isteyen günümüz müslümanlarına gerekli olan ve bütün müslümanların muhtaç olduğu düşünce yöntemi de, (tanımlayıcı değil) arayıcı olan böylesi bir yöntemdir. Düşünsel faaliyetlerle ilgili bu yönteme dikkat edildiği zaman birçok ihtilaflar giderilebilecek ve Kur'an-ı Kerim'in gerçekliğinde vahdet sağlanabilecektir.

Çünkü Allah'ın ayetleri hakkında ihtilafa düşenler, bu ayetleri türlü türlü yorumlayanlar, Allah'ın ayetlerini kendilerine göre tanımlayanlar ve kendilerine göre yorumlayanlardır. Oysa Allah'ın ayetlerine tanımlayıcı değil, arayıcı bir düşünce yöntemiyle yöneldiğimiz zaman aradığımız ve bulduğumuz şeyler farklı veya çelişkili olmayacaktır. Aynı ayet-i kerimeler bizlere aynı mesajı, aynı gerçeği verecek ve bizleri aynı yola davet edecektir.."

Elhamdülillah..
Mehmed Alagaş
23.11.2015 23:17
Selamunaleyküm
Allah günahlarımızı affetsin. Fatih kardeşimizin ikazı geldikten sonra ben Zümer 10 ayetinin siyakına bakmış ve bu ayetteki “Kullarım” ifadesinin Allah’a ait olabileceğini düşünerek hemen tashih ve özürü yazmıştım. Çünkü Kur’an anlayışına dayalı bir yanlışımdan kardeşlerimin ikazıyla hemen rücu etmek beklediğim bir fırsattı.

Biraz önce Fatma kardeşimin ısrarla Zümer 53’ü gündeme getirdiğini hatırladım ve kendi kendime “Fatma kardeş Zümer 53 de geçen “Kullarım” ifadesini “Kullar” olarak düzeltildiğini acaba farketmedi mi?” dedim. Sonra kendime geldim ki kardeşlerimizin uyarısıyla “kullar” olarak tashih ettiğimiz ayet zaten özrüme esas teşkil eden Zümer 10 ayetiymiş.

Etrafımdaki arkadaşlara söylediğim gibi Mehmed abiniz yaşlandı. “Kullarım” ifadesinin geçtiği Zümer 53 ayetinin siyak sibak ve muhtevasına baktığımız zaman ise “Kullarım” ifadesi tartışmasız bir şekilde Allah’a değil Resulullah (s.a.v.)’e nisbet edilen bir sözdür. Nitekim ayetteki “… O elbetteki Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir)” sözlerindeki “huve” yani “O” ifadesi, baştan sona bütün bir cümlenin Resulullah (s.a.v.)’e kendi adına söylemesi emredilen bir cümle olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyle nirengi noktasına koyduğumuz Zümer 53 ayetini doğru anladığımız ve Kur’an bütünlüğünde yaptığımız yorumlar için bir tashihe gerek olmadığını belirtmek isterim. Bunda da bir hayr vardır diyerek artık meseleyi kaldığımız yerden değerlendirmeye devam edebiliriz.

Dua ile..
Fatma Ceren
23.11.2015 22:57
Selam
Mehmed abi çalışmaların yürütülmesi hususundaki genel uyarısında haklı. İlmi meseleler, sevgi saygı etrafında değil deliller çevresinde değerlendirilmeli. Ki burada bu yapıldığı için varız, olmalıyız. Allah(c.c.) rızası için yapılan bu değerlendirme sürecinde herhangi en ufak bir yanılgı var ise yine Allah rızası için terk edilir, değilse devam edilir. Dolayısıyla mesela benim yazdıklarıma bile neden bir fikir beyan edilmedi, ben de bunu anlamış değilim. Üstelik hepimiz burada bağımsız olarak -Mehmed abinin dediği gibi tek boyutlu da değil- ciddi bir çalışma yürüttüğümüzü görüyoruz.

İman ve itaatin kulluk ilişkisini kurmuşken ve bu ilişkiyi "Allah'a ve resule iman" ayetleriyle bağlamışken, ayrıca kulluğa Kur'an ışığında bir tanım da getirmişken -ki kimsenin buna itirazı olamaz- niye böyle bir noktaya gelindiğini ve 53. ayete neden değinilmediğini sormak istiyorum.

Mehmed abi "hata" diye tanımladığı yorumundan önce, bu fikri diğerlerinde yaptığı gibi bize sunsaydı ve sonuca yine birlikte yürüseydik, daha doğru bir yöntem olurdu diye düşünüyorum. Çünkü şimdi de ben -özellikle 10.ayetle ilgili iki ihtimali de verdiğinden- Mehmed abinin yanılgı içerisine girdiğini düşünüyorum.
Mehmed Alagaş
23.11.2015 21:47
Ve aleykümselam
Yorumlarda bulunan kardeşlerimin şaşkınlıktan kaynaklanan bir suskunlukları varsa bunu anlayamadığımı söylemeliyim. Sadece üç-beş gündür değerlendirdiğimiz bir meselede, nirengi noktasına koyduğumuz bir ayeti yanlış anladığımızı ifade edip, bundan hareketle söylediğimiz bazı hususları tashih etmemiz gerektiğini belirttik. Şahsım adına söylemem gerekirse, üç-beş gün değil yıllarımı verdiğim ve önemli sonuçlara ulaştığım ancak nihai bir sonuca varamadığım bazı çalışmalarda, yıllar sonra yeni farkettiğim bir ayet anlamı ile ulaştığım sonuçların belki de yarısını anında sildim. Önemli olan samimi bir şekilde hakkı aramak ve hakka teslim olmak değil mi?

Bana gelen birçok meilde Zümer 10 ayetinin özellikle sibakı dikkate alındığında “Kullarım” ifadesinin Efendimiz (s.a.v.)’e ait olabileceği bildiriliyor. Ben bu yaklaşımlara karşı değilim. Ancak siyakını ve sure bütünlüğünü dikkate aldığımda, bu sözün Allah’a ait olabileceği kanaati bende ağırlık basıyor. Dolayısıyle her iki anlama da gelebilecek bir ifadeyi, (her nasıl olduysa siyakını yeterince dikkate almadan) tartışmasız bir şekilde tek boyutlu esas almamız yanlıştı.

Nirengi noktasına aldığımız Zümer 10 ayetinin nisbet açısından tartışılabilir olması, tartışılmaz bir şekilde beyan edilen “Bizim kullarımız” ifadesini değiştirmeyeceği gibi bizlerin ana gövdeyle ilgili olarak iman ve itaat kapsamında kulluğa getirdiğimiz tanımı ve bu tanımdan hareketle paylaşmaya çalıştığımız birçok gerçeği değiştirmez. Meselenin o boyutuna devam edeceğiz İnşaallah.

Metin kardeşimin önemli bir yanılgıdan dönmesini takdir ettim. Şayet Mehmed abisinin şimdiye kadar söyledikleri arasında, kendisine aykırı gelmesine rağmen sevgiye dayalı bir ön kabulle tasdik ettiği en küçük bir cümle varsa, o cümleyi Kur’an’a göre değerlendirip Mehmed abisini bağıra bağıra ikaz etmesi gerekir. Çünkü Mehmed abisi hatadan beri olmadığı gibi gerektiğinde ikaz edilip-uyarılmaya muhtaç bir kuldur.

Allah’a emanet olalım.
Fatma Ceren
23.11.2015 19:58
Selam
Konunun bendeki kırılma noktasına dönmek istiyorum ki, Zeyd kardeşin alıntıladığım sözleri -son yaklaşımla- bende hala geçerliliğini koruyor.

Alıntı:"....Şayet Rabbimizin muradı bu kardeşlerimizin söylediği gibi olsaydı, şanı yüce Rabbimiz bu ayetlerdeki zahirde Peygamber (a.s.)’i işaret eden "Ey kendi nefislerine karşı (kendileri aleyhine) haddi aşan kullarım.” ifadesi yerine “De ki "Ey kendi nefislerine karşı (kendileri aleyhine) haddi aşan Allah’ın kulları.” buyurarak bizleri çelişkiye düşürmez ve tevile zorlamazdı. Çünkü zahirinde ve batınında çelişkisiz bir Kitab olan Kur’an-ı Kerim, bizleri de çelişkiye düşürmeyecek ve zahir anlatımı tevile zorlamayacak bir Kitab’dır....”

Bu gerçekliğe göre, De ki ile başlayan ayetlerin Resule söyletilen Allah'a ait hitaplarında; konu bütünlüğünde Allah(c.c.)'ın "Ben, Bana, Benden, Rahmetimden" ifadelerinin yer aldığını görüyoruz. Son yaklaşım da zahiri anlatımı 53. ayet için zorluyor. Yani şimdi benim " madem zahiri anlamı zorlamayacaksa neden burada "Rahmetimden umudunuzu kesmeyin" buyurulmamış da "Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin" buyurulmuş?" diye sorma hakkım var. Mehmed abi 53.ayet için henüz bir fikir beyan etmemiş olsa da bunu söylemek istedim.

Ayrıca 10. ayeti konu bağlamında sonraki ayetlerle ele alamaz mıyız? 10. ayetin konu bütünlüğü sadece önceki ayetlerle mi? Zira 10. ayetten önceki sözleri peygamberin ağzından söylendiğini kabul edebiliriz ama sonraki ayetlerde geçen ifadelerin Allah(c.c.)'ın kendi sözü olarak peygambere söylettiği düşünülemez.
Metin Karakaş
23.11.2015 19:02
Yine ve daima alemlerin rabbine hamdolsun.
Önceki mesajımda da ifade ettiğim gibi ayetlerin ayetlerle tefsirine dayalı güzel bir değerlendirme.

Fakat ben kendi adıma itiraf etmeliyim ki ayetleri değerlendirme noktasında geleneksel tefsir ekollerindeki ön kabulleri bir tarafa bırakmakla/bırakma çabalarıyla birlikte Mehmed abi'nin hatasından çok vahim bir şekilde hala bir fikir adamına olan sevgimin/ön kabulümün ayetler üzerine fehmetmemin önüne geçtiğini gördüm. Şüphesiz ki ön kabulün/ön yargının sevgi kılıfında olanı da yanlıştır nefret kılıfında olanı da..

Müslümanlar Allah'ın ayetlerini yorumlamada kur'ani cesaret sahibi oldukları gibi, nasıl ki tefsir alimleri hata yaptılarsa Mehmed abilerinin de hata yapabileceğini gözetip gerektiğinde ona katılmadıklarını ifade edebilmeliler.

İnşaAllah ben kendi adıma ders aldım, hem kur'an bilincimin bu konuyla ilgili bende oluşturduğu düşünceyi paylaşma cesaretini ortaya koyamadığım için, hem de Al-i imran 79 ayetini göz ardı ettiğim için.

Yanılgımın ortaya çıktığı bu İLK DERS'ten ders çıkarabilenlerden olmayı umuyorum rabbimizden.. ve yine burada çaba gösteren tüm kardeşlerimi selamlayıp teşekkür ediyorum.
Mehmed Alagaş
23.11.2015 16:09
Ve aleykümselam Fatih kardeşim
Konuya açıklık getirecek bu güzel tesbitin için teşekkür ederim. Gerçi bizler bu meseleyi değerlendirmeye başlarken “De ki” hitabıyla peygamberler Allah adına hiçbir şey söyleyemez demedik. Elbetteki bunun Kur’an’da örnekleri vardır. Biz o sözün peygambere mi yoksa peygamber vasıtasıyla Allah’a mı nisbet edildiğini, o sözün zahir anlamında görebiliriz. Mesela sözünü ettiğiniz ayet, bu ayetin siyakları dikkate alındığında Peygamber (s.a.v.)’in Allah adına söylediği sözlerin bir devamı olduğunu görürüz. Çünkü Allah (c.c.) yahudilere yönelik sözlerini, Bakara 94 den başlayarak “De ki” hitabıyla Peygamber (s.a.v.)’e söyletmektedir.,

“De ki "Eğer Allah katında ahiret yurdu başka insanların değil de yalnızca sizin ise (ve bu iddianızda) doğru sözlüler iseniz haydi ölümü temenni edin." (2-Bakara 94)”

Yahudilere yönelik hitapların başlangıcında yer alan bu sözleri, alemlere rahmet ve insanların kurtuluşu için gönderilen Efendimiz (s.a.v.)’e nisbet edebilir miyiz? Açıkça görüyoruz ki bu sözler “De ki” hitabıyla peygambere Allah adına söyletilen sözlerdir. Nitekim Bakara 97. ayet-i kerime de, bu sözlerin bir devamı niteliğindedir.,

”De ki "Cibril'e kim düşman ise (bilsin ki Kur'an'ı) Allah'ın izniyle ellerinde (kitabdan) olanı doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren odur. (2-Bakara 97)”

Şimdi bu doğru yaklaşımla Zümer 10 ayetine gelecek olursak, ne kadar vahim bir hata yaptığımızı açıkça görüyoruz. Çünkü Zümer 8 ayetinde “… De ki "Küfrünle biraz eğlene dur, çünkü sen ateş ehlindensin." buyruğunda başlayan ve Zümer 9’da “… De ki "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Hiç şüphesiz ki ulul elbab (zikir, hikmet ve hayır sahibleri) öğüt alıp-düşünmektedir.” sözlerinin anlamını Kur’an bütünlüğünde düşündüğümüzde, çok açık bir şekilde Peygamber (s.a.v.)’in Allah adına söylediği sözler olduğunu görüyor ve Zümer 10 da söylenen “De ki "Ey iman eden kullarım…” hitabının da Efendimiz (s.a.v.)’e söyletilen Allah’a ait bir hitap olduğundan kuşku duymuyoruz.

Kardeşlerimden özür diliyor ve sen güzel kardeşime Allah razı olsun diyorum.

Artık meseleyi bu gerçeklik üzerinden ele alacak ve Kur’an’daki “Bizim kullarımız” hitabını, İnşallahu Teala bu gerçekliği dikkate alarak değerlendireceğiz.

Dua ile..
Fatih Sağlam
23.11.2015 14:40
kafamı tekrar karıştıran bir ayet!
Selamunaleykum

De ki: 'Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur. (bakara 97)

bu ayette Allah peygamberine "De ki" dedikten sonra peygamberin ağzından konuşulan bir cümle başlıyor ve bu cümlede "senin kalbine" ifadesi kullanılıyor.

buradan hareketle,

"De ki" den sonra başlayan cümlenin Allahın direk insanlara ve peygamberine kendi ağzıyla bir hitabı olduğu görülüyor.

arapçaya hakim olan kardeşlerimiz, acaba burada mealde bir imla hatası mı yapılıyor?

burdaki hitabı "Kullarım" ifadesi ile karşılaştırırsak ortaya ne çıkar?


Metin Karakaş
23.11.2015 13:18
Selam Aleykum..
Mehmed abi’ye ve salih bir niyetle Allah’ın kitabı üzerinde düşünen tüm kardeşlerimize teşekkür ediyor, Allah ecirlerini versin diyorum.

Ayetleri öncelikle ayetlerle tefsir etmek ve istişari bir yöntemle ayetlerin öncelikle zahirine bağlı kalarak kur'ani bir cesaretle anlamaya çalışma konusunda güzel bir çalışma olmuş..Hatta bu konuyla ilgili, ilgi çekici bir başlıkla bir kitap çalışması yapılırsa hayırlı olur diye düşünüyorum.

İnşaAllah birlikte değerlendirelim köşesinin devamı gelir..çünkü bu kur’ani cesarete bizleri teşvik etmesi için Mehmed abi'ye ihtiyacımız var..

Gerçi Mehmed abi kitaplarında Kur’an araştırmalarında kullandığı yöntemle ilgili bilgi ve ipucu veriyor ama bu köşedeki gibi somut bir çalışmanın olması inşallah daha faydalı olacaktır ki olduğuna da şahit olduk.

Ve eminim ki benim gibi bu güzel değerlendirme istişaresine katılmak istemesine rağmen haklı meşguliyetlerinden dolayı yoğunlaşamayıp katılamayan kardeşlerimiz vardır.

Ama inşallah katılamasak da takip ettik ve takdir ettik.
Alemlerin rabbine hamd olsun.
Fatma Ceren
23.11.2015 13:01
Ve Aleyküm Selam
Doğru;
Zeyd kardeş, benim yorumu yazarken kafama takılan soruyu dile getirmiş. Ancak bu soruya, Bakara 253, İsra 55 ile cevap bulduğumu sanmıştım. Yani bir kısım resullerin bir kısım resullere üstün kılınması, böyle bir iman ve itaati sağladığını düşünmüştüm. Fakat şimdi bu düşüncemin eksik olduğunu fark ettim.

Peygamberlerden sadece Musa(a.s.)'ın, bir kişiye iman ve itaatle yaklaştığını biliyorum. O kişi de salih kul. Salih kul ise, Allah(c.c.)'ın katından ilim ve hikmet verdiği "Kullarımızdan bir kul" buyurduğu bir kul. Şimdilik aklıma gelen.
Zeyd Der Ki..
23.11.2015 12:29
Selamunaleyküm
Meselenin çözülüp-bittiğini zannederek yeni bir soruya geçmek isteyen kardeşlerimizi biraz şaşkınlıkla izliyorum. Mehmed abi önceki yorumlarında “Kullarım” meselesi anlaşılmadan “Bizim kullarımız” ifadesinin anlaşılmayacağını söylemişti. “Kullarım” ifadesini anladık ama bu anlayışa göre “Bizim kullarımız” ifadesini nasıl anlayacağız? Çünkü

“Andolsun ki (resul olarak) gönderilen kullarımız hakkında (şu) sözümüz geçmiştir. (37-Saffat 171)”

ayetinde bir istisna yapılmadan genel olarak bildirildiği gibi “Bizim kullarımız” ifadesinin kullanıldığı birçok ayetin siyak ve sibakında, peygamberlerin muhatab alındığı görülüyor. Bir insanın bir başka insana iman ve itaatle yaklaşması teorik düzlemde kulluğa ait bir duruş ise peygamberler Allah’tan başka kime karşı böyle bir duruş sergiliyorlar ki, onlar da “Bizim kullarımız” hitabının içine dahil oluyorlar?
Mehmed Alagaş
23.11.2015 12:01
Ve aleykümselam
Ve Allah razı olsun sizlerden. Çok kısa yazdığım son yorumumdan, çok şey anladığınız anlaşılıyor. Asırlardır yanlış anlaşılan ve anlaşılması zor bir konuyu, ön kabulleri bir kenara bırakıp sadece ayetler üzerinde yoğunlaşarak anlamaya çalıştığınız için teşekkür ederim. Elbetteki eski birikimleri tevhidi bir bakış açısıyla tevil ederek yoğuran ve bunu içselleştiren kardeşlerimizin, meseleyi anlaması biraz zaman alacaktır. Bu kardeşlerimize de saygıyla yaklaşıyor, meseleyi Fatma kardeşimizin ilk yorumundan başlayarak dikkatlice okuyacaklarını ve tarihi ön kabulleri bir kenara bırakarak dikkatlice tefekkür edeceklerini umuyoruz.

Tekrar Allah razı olsun…
İnşirah Melal
23.11.2015 11:58
Elhamdulillah..
Elhamdulillah ki; çok merhametli ve affedici Rahman'ın KULLARI'yız... Mehmed hocamın son yorumundaki incelik ve hassasiyet Zeyd kardeşimizin kullandığı ifadenin de fevkinde... Ayrıca bu sonuç bize ne veriyor? sorusunun da cevabını içine alan yorumuyla meseleye bence de açıklık getirmiştir.

Rabbim bizleri sadece abi, hoca, şeyh vb. değil, para, itibar, makam ve mevki, evlat ve aile vb. şeylerin karşısında da kul durumuna düşmekten muhafaza etsin inşaallah..

Ben de tüm yorum yapan kardeşlerime ve değerli hocama teşekkür ediyor, meseleyi anlamak için yaptığımız bu yolculukta yanılıp hataya düştüğümüz durumlar olduysa Rabbimizden af diliyorum.
Fatih Sağlam
23.11.2015 10:18
Kemal (songür) bey,
Mehmet Alagaş'ın en son yazdığı "final yorum" bizim üzerinde tartıştığımız zümer 53 ayetindeki "kullarım" sözcüğünü açıklıyor kanımca. Bu noktada Zeyd kardeşimizin yorumlarını en baştan dikkatlice ve tekrar okursanız konunun netleşeceğini düşünüyorum.

Ayrıca bu noktadan sonra, sadece bir adet tanrı olduğunu da dikkate alırsak; kuranın değişik ayetlerinde geçen "Kullarımız" ifadesi de anlam kazanıyor. bu ayetlerde Allah "Kullarım" dememiş, "kullarımız" demiştir.
Abdullah
23.11.2015 03:53
Merhaba,ailenize yeni geldim.
Kur'an bütünlüğünde,değerlendirip bu konuda bizleri aydınlattığınız için öncelikle değerli Mehmed hocama ve yorumlarıyla zenginlik katan tüm kardeşlerime selam ve dualarımı iletiyorum.

Özellikle inşirah kardeşimizin açık yüreklilikle dile getirdiği cesaretli güzel yorumları için tekrar teşekkür ediyor,gıyabında kendisine dua ediyorum.

Tüm sadeliği içinde barındıran insandergisi ailesine ve değerli Hocama şükranlarımı sunuyor, kabul buyurursanız ailenize yeni katıldığımı ifade etmek istiyorum.

Mehmed abinin duasına ,“Allah fehmimizi arttırsın” tüm benliğimle amin diyorum.

Allah sizlerden razı olsun.
Serdar Yalın
23.11.2015 02:47
Allah senden razı olsun,hocam.
Hocam benim testinin dibi yosun tutmuş,temizlemek istememe rağmen neredeyse kırılacaktı,hamd olsun'ki,ayetler ışığında şu son yazdıklarınız bu konuda benim testiyi resetledi.

"Bir insana iman ve itaatle yaklaşmak, o insana kulluk yapmak ise iman ve itaatle yaklaştığımız Resulullah (s.a.v.) karşısında biz müslümanlar da teorik olarak bir kul durumuna düşüyoruz. Ancak bu iman ve itaatimiz Allah’ın emri gereği olduğu için Resulullah (s.a.v.)’i sümme haşa Rab yerine koymuş olmuyor, iman ve itaatle yaklaştığımız Efendimiz (s.a.v.)’e karşı teoride kulluk olan bu duruşumuz, Allah’a iman ve itaatimizin yani Allah’a kulluğumuzun bir gereği ve işareti oluyor. Nitekim ibadet için Rabbimize devamlı secde eden melekler, Rabbimizin emri gereği Adem (a.s.)’a da secde ettiklerinde, bu secde ile Adem (a.s.)’a değil yine emrini yerine getirdikleri Allah’a ibadet ediyorlardı.

Peki Rabbimiz bu hak gerçeklikle bizlere neyi açıklıyor?
Bunun çok açık bir cevabı vardır. Peygamberler dışında hiç kimseye iman ve itaatle yaklaşmayın. Bu açık gerçekliğin abi, imam, şeyh, hoca, efendi, masum imam, ulu’l emr veya mehdi gibi hiçbir istisnası yoktur. Rabbimizin açık uyarısı gereği imani mükellefiyetimiz olmayan bütün bu şahıslara karşı bizden olmaları yani Kur’ani çerçevede kalmaları şartıyla sadece itaat yükümlülüğümüz vardır. Aksi halde onları Rab yerine koyan ve Allah’a rağmen onlara kul olan insanlar durumuna düşeriz."

Doğru bildiğimiz yanlış ön kabullerden kurtulmadan,(testiler kirli sulardan temizlenmeden)sen anlaşılamazsın hocam.

Allah yar ve yardımcın(m)ız olsun...
Mehmed Can
23.11.2015 02:07
Elhamdülillah
Öncelikle güzel yorum ve değerlendirmeleriyle katkıda bulunan kardeşlerimi yürekten kutluyorum,kendi adıma testim deki suyu kontrol etme imkanı buldum,eh fena değilmiş.. :) Neden mi böyle dedim,paylaştığım ilk yorumda imanla durduğum noktayı işaret etmiştim...

""Rabbimiz bazı ayetlerinde ben yaptım, ben yarattım derken, bazı ayetlerinde, melekleri de dahil ederek biz ifadesini kullanmaktadır.

Nasıl ki, özellikleri itibariyle melekleri de dahil ederek biz ifadesini kullanıyorsa, İsmet sıfatları olan peygamberler içinde, "De ki "Ey kendi nefislerine karşı (kendileri aleyhine) haddi aşan kullarım."(39-Zümer 53) ifadesini kullanıyor diye düşünüyorum.

Çünkü, birçok ayeti kerimelerde resule itaatin Allah'a itaat olacağını işaret etmektedir.""

Bu benim ilk yazdığım yorumun bir bölümü idi,yazılan tüm yorumlamaları dikkatle değerlendirip okudum. Son olarak gelinen noktaya baktım benim iman teslimiyetiyle beklediğim noktaya ilim yoluyla gelinivermiş olduğunu gördüm.

(şaka bir yana)..
Doğrusu şahsım adına çok istifade ettim, sanırım katılımda bulunmayan fakat yazılanları takip eden kardeşlerimde testilerin'deki suyun temizliğini çek etme imkanı bulmuşlardır.

Yeni bir başlıkta,tüm takip eden kardeşlerimizi katkı sunmaları için bekliyoruz...

Selam ve dua ile,“Allah fehmimizi arttırsın i.n.ş.”
Kemal Songür
23.11.2015 01:32
selam ile
Acizane hem katkı hem de endişe kaynaklı düşüncelerimi paylaşmak isterim.

''(Ey Peygamber) De ki: (Allah şöyle buyurur): Ey iman eden kullarım!'' Zümer/10

''(Allah'ın şu müjdesini) ilet: ''Ey hadlerini aşıp kendilerini israf eden kullarım! Allah'ın rahmetinden asla umut kesmeyiniz! Allah bütün günahları affedebilir: çünkü O, evet O'dur mutlak bağışlayıcı, sonsuz rahmet kaynağı olan!'' Zümer/53

''Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez'' Zümer/54

Zümer 53 ayeti açıktır ve Vahiy bütünlüğü dikkate alındığında da hiçbir müşkilatı olmadığı/olamayacağı görülmektedir, sonraki ayet ile birlikte okunulduğunda tevbe/dönüş kapısının ölüm öncesi ardına kadar açık olduğunu ve bunun da Rahman'ın rahmetinden kaynaklandığı gerçeği görülecektir.

1- Kulluk/ibadet kavramı hem Kur'an'da hem de İslami literatürdeki karşılığı yaratıcıya yönelik ubudiyyeti ifade etme noktasında kullanıldığı apaçıktır.

2- Rasulullah'ı vahiy tanımlamaktadır ve o da kul ve elçi oluşudur (18/110-41/6), ki Rasul de ümmetini 'ürpererek/kaygılanarak' ''ehl-i kitabın durumuna düşmeyin ve benim için Allah'ın kulu ve rasulü deyin'' diyerek!

3- ''Elçilere de, elçi gönderilenlere de soracağız'' A'raf 6 ayeti ve birçok ayet elçilerin konumunu/hududunu/görevini tanımlamaktadır.

4- Rasulü inşa eden vahiydir(42/52-28/86) ve vahye sadakat ile emrolunmuştur, Maide 3 ilahi beyanıylada bu din'in ekmel/tamamlanmış olduğu gerçeğini ileterek üzerine yüklenen sorumluluğu en güzeliyle yerine getirerek bu dünya hayatından ayrılmıştır.

Özetle; Rasulullah vefat etmiştir ve O'nu inşa eden vahiy bütün ihtişamıyla/korunmuşluğuyla elimizdedir. Rasule itaat konusu; O'nunla aynı havayı soluyan ve birebir yoldaşı/çağdaşı olanlar boyutuyla elle tutulur-dokunulur/gözle görülür bir itaati/tâbi oluşu resmederken, Rasulün rihletinden sonra yaşayanlar/yaşayacak olanlar için Rasule itaat konusu artık bütünüyle vahye sadakat ve ona muarız olmayan ve vahyin gölgesinde kendine yer bulan rivayet ile taşınan sünnetine tâbi olma boyutuna geçmiştir. Yani, her iki konumda da Rasule hâşâ kulluktan değil itaatten/tabi olmaktan bahsedilmektedir.

İnşirah Melal kardeşimin/yeğenimin ifadelerini okuyunca şaşırdım; ''Efendimize "kullarım" diye hitap edilmesinin emredildiği ZÜMRE biz Müslüman olduğunu iddia edenler olduğu ve bunun Allah tarafından söyletilen HAK bir söylem olduğu dikkate alındığında Allah'a olan kulluğumuzun bir gereği olarak peygambere kulluktan söz edebiliriz. Evet bu ifadeyi yazarken epey zorlandım doğrusu.'' demektedir, oysa bu zümer/10'da iman eden kulları ifade ederken, zümer/53'deki ''kullarım'' ifadesinin muhatabı bütün insanlıktır ve bu ifadelerin sahibi Allah'tır ve rasule kendi adına rücu edecek şekilde söylettirilmektedir, dahası ''Allah'a olan kulluğumuzun bir gereği olarak peygambere kulluktan söz edebiliriz'' cümlesindeki kastını bilmekle beraber, bu ifadenin çok yanlış olduğu ya da yanlış anlaşılacağı endişesinden hareketle; ALLAH'A KULLUĞUMUZUN BİR GEREĞİ OLARAK PEYGAMBERE İTAAT EDERİZ/TABİ OLURUZ şeklinde olmalıdır diye düşünmekteyim. selam ve dua ile.
Kemal Erkent
23.11.2015 01:28
Saf suresi ile ilgili bir not
Selamunaleyküm,
Türkçe Kur'an Mealinde Saf suresinin 14.ayetinde Hz.İsa'nın havarilere "Allah'a yardım edecekler kimlerdir?" ifadesinde de yine "men ensariy ilallah" kullanıldığı için yine aynı iyelik zamiri "y" harfi bulunmaktadır.Dolayısıyla doğru çeviri "Allah'a (giden yolda) benim yardımcılarım kimlerdir? şeklinde olmalıdır.
Türkçe Kur'an mealini büyük bir muhabbetle okumaya devam ediyorum. Bilebildiğim kadarıyla dikkatimi çeken bu ve bunu gibi meseleleri izin verirseniz sizlerle paylaşmak isterim.Tüm kardeşlerimi Allah'a emanet ediyorum.
Fatma Ceren
23.11.2015 00:03
Ve Aleyküm Selam
Çölde dolanırken yazdığım ilk yorumun ardından, birlikte yaptığımız yürüyüşle sahile ulaşmak güzel.

Mehmed abinin son yorumu konunun ağırlıklı bölümünü açıklıyor. Şahsen bundan daha iyi anlatılamazdı diyor ve dua ediyorum.

Zeyd kardeşle aynı hassasiyete sahip olmak da güzel. Zira hepimizde olması gereken bu hassasiyeti geliştirirsek, ayetleri tefekkürümüzün ve anlayışımızın da gelişeceğini düşünüyorum. İnşirah kardeşin dikkati ise hassasiyetindeki artışın bir göstergesi olmuş.

Böylece "Biz" ifadesi de açıklık kazanıyor. Hatırlarsak Zeyd kardeş şöyle demişti:".... Ancak ben Zümer suresindeki “Kullarım” veya diğer ayetlerdeki “Bizim kullarımız” ifadesinde genel ve mutlak zeminin gerisinde özel ve istisnai bir anlam olduğunu düşünüyorum...."

O halde bu istisnai durumun, yani teoride kulluk olan duruşun, Allah(c.c.) tarafından hassasiyetle zikredildiğini ve "Bizim kullarımız" ifadesine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Ayetlerde Allah'a ve resullerine iman ve itaatin Allah(c.c.) tarafından ihmal edilmediğini görüyor ve Kendisine yapılan asli kullukla birlikte, resullere karşı teoride kulluk olan bu duruşun da zikredildiğini fark ediyoruz.

Açıkçası ben fitne endişesi taşımıyorum. Zira bu konuyu Kur'an ayetleriyle başka türlü açıklayabilen varsa, dinler ve fikrimizi söyleriz.

"Birlikte Değerlendirelim" bölümünü ben çok sevdim ve istifade ettim. Siteye ve her bir yorumumu neredeyse on kez değiştirmesini rica ettiğim Sn.Editöre emekleri için teşekkür ederim.
Kemal Erkent
22.11.2015 23:55
Selamunaleyküm,
Konuya yeni dahil oldum.Zümer suresi 10.ayetteki ifade "De ki: Ey iman eden kullar!" şeklindedir.Orada herhangi bir iyelik eki yoktur. 53.ayette ise y harfi iyelik ekidir.İfade "De ki: Ey kendi nefislerine israf eden (aşırı giden) kullarım!" şeklindedir. Dolayısı ile söz konusu edilmesi gereken ayet 53. ayettir.

Ayrıca "inanmak ve iman etmek"ifadesi Kur'an- Kerim'de aynı kelime ile geçtiğinden herhangi bir ayrım yapmaya gerek yoktur.

Mehmed Abi'nin" Allah'ın dışında iman edilecek tek şahsiyetin Peygamber olması, ve Peygamberden başkasına iman şartımızın olmaması" ifadeleri meseleye açıklık getiriyor.

Böylesi bir incelikle Kur'an-ı Kerim'i okumaya gayret eden. ve bugüne kadar sadece okuyup geçtiğim ve fark etmediğim bir meseleyi gündeme getiren tüm kardeşlerimize ve başta Mehmed Abi'ye çok teşekkür ediyorum. Allah'ım hepimizin ilmini arttır ve onu bize faydalı kıl.
Fatih Sağlam
22.11.2015 23:47
selamunaleykum
Allah razı olsun. Herzamanki gibi Guzel bagladiniz abi.

Allaha emanet olunuz
Mehmed Alagaş
22.11.2015 21:31
Selamunaleyküm
Fatma kardeşimiz “İman ve kulluk ilişkisi” diyerek bizlere sahili göstermiş oldu. Fatih kardeşimizin yorumunda eksik olan meselenin iman boyutuydu. Çünkü sadece itaat kulluk değildir. Yahudiler ve hıristiyanlar Allah’ın hükümlerine rağmen kendilerine helal kılınanı helal, haram kılınanı haram kabul ederlerken, rahiplerine ve hahamlarına imanla yaklaşıyorlar, onların din adına söylediklerine (ki bunların arasında Allah’a çocuk isnat etmek de vardır) inanıyorlardı. Allah’ın hükümlerine ve fıtratlarında bulunan hanif gerçekliğe rağmen rahiplerine ve hahamlarına iman ve itaatla yaklaştıkları için onları Rab ittihaz ediyorlar ve bu yaklaşımlarıyla onların kulu oluyorlardı.

Bir insana iman ve itaatle yaklaşmak, o insana kulluk yapmak ise iman ve itaatle yaklaştığımız Resulullah (s.a.v.) karşısında biz müslümanlar da teorik olarak bir kul durumuna düşüyoruz. Ancak bu iman ve itaatimiz Allah’ın emri gereği olduğu için Resulullah (s.a.v.)’i sümme haşa Rab yerine koymuş olmuyor, iman ve itaatle yaklaştığımız Efendimiz (s.a.v.)’e karşı teoride kulluk olan bu duruşumuz, Allah’a iman ve itaatimizin yani Allah’a kulluğumuzun bir gereği ve işareti oluyor. Nitekim ibadet için Rabbimize devamlı secde eden melekler, Rabbimizin emri gereği Adem (a.s.)’a da secde ettiklerinde, bu secde ile Adem (a.s.)’a değil yine emrini yerine getirdikleri Allah’a ibadet ediyorlardı.

Peki Rabbimiz bu hak gerçeklikle bizlere neyi açıklıyor?

Bunun çok açık bir cevabı vardır. Peygamberler dışında hiç kimseye iman ve itaatle yaklaşmayın. Bu açık gerçekliğin abi, imam, şeyh, hoca, efendi, masum imam, ulu’l emr veya mehdi gibi hiçbir istisnası yoktur. Rabbimizin açık uyarısı gereği imani mükellefiyetimiz olmayan bütün bu şahıslara karşı bizden olmaları yani Kur’ani çerçevede kalmaları şartıyla sadece itaat yükümlülüğümüz vardır. Aksi halde onları Rab yerine koyan ve Allah’a rağmen onlara kul olan insanlar durumuna düşeriz.

Dua ile..
Serdar Yalın
22.11.2015 21:30
Selam
"Kullarım" ifadesini "Allah'ın kulları" olarak anladığım için, açıkçası o kısmı hiç düşünmemiştim.

Önceki yorumumda,ayetten ne anladığımı açıkça yazmış ve yukarıdaki cümleyi en son ilave etmiş,takipteyim demiştim.

Şimdi öyle bir noktadayım,ki kafamın içi sormak istediğim bir çok konu ve soru ile dolu...

Mehmed hocamın işaret ve ikazı üzere inşirah melal kardeşimin,"bir soru bir önceki sorudan bizi kopartabilir."cümleleri,faydalı yorumlardan istifadeye devam diyerek,katkıda bulunan tüm kardeşlere teşekkür ve dua ediyorum...

İnşirah Melal
22.11.2015 21:28
Aynen düzeltiyorum Zeyd kardeşimiz..
Her ne kadar kastımız o olsa da “…Allah’a olan kulluğumuzun bir gereği olarak peygamber karşısında da bir kul durumuna gelmemizden söz edebiliriz” cümlesi Allah Rasulü'nün örnekliğini dikkate alan bizler için O'nun gösterdiği duyarlılığı göstermek ve Nebevi nezaketi anlamak olacaktır. Bu çerçevede yapmış olduğunuz yerinde düzeltme için teşekkür ve dua ediyorum..

Ve fitne endişesi hususunda söylediklerinize de katılıyor, kendileri için hak gerçeklerin her zaman hayr olduğu Müslümanlardan olabilmek niyazında bulunuyorum..

Fatma ablaya da aynı hassasiyetinden dolayı teşekkür ederken, hala dilinin varmadığını görüyorum :) .. Neyse ablacım "Ben yandım siz yanmayın".. Latife bir yana son yorumunuzdaki inanma ve iman ifadelerini ayırmanız ilginç geldi.. Notumu aldım inşaallah..

Mehmed hocamın duasına da yürekten amin...
Kendisinin yorumlarını da merakla bekliyorum..
Selami Özcan
22.11.2015 20:58
Subhanallah
Hiç bir kaynakta okumadığım ve karşılaşamayacağım bana göre has, has derinlikli konuları burada okuyorum.

Mehmed abinin “Allah fehmimizi arttırsın” duasına bende yürekten amin diyorum.
Fatma Ceren
22.11.2015 20:28
İman ve Kulluk ilişkisi
Hepimizin dilinin ucundakini, yerimize çıkarıverdiği için İnşirah kardeşe kendi adıma teşekkür ederim. Ancak "Allah'a olan kulluğumuzun bir gereği olarak peygambere kulluktan" değil de, "Allah'a olan kulluğumuzun gereklerinden bir kısmının sonucu olarak" o bahsettiğinden söz edebiliriz diye düşünüyorum.

Zira, kulluğun gereği olan pek çok mesele yalnız Rabbimize iken; itaat etmek, ne verdiyse alıp neyden sakındırdıysa bırakmak, haram/helal kıldığını olduğu gibi almak, hükmettiğinde kabul etmek, malıyla canıyla teslim olmak, desteklemek, kendi nefsine terci etmek gibi konularda "asla kendi nefsinden konuşmayan azim sahibi resuledir.

Pek çok yerde geçen, "Allah ve resulü" ifadeleri ile Nisa 136,Hucurat 15'te geçen "Allah ve resulüne iman" konusu tefekkür edilmeli. Zira müminler için diğer peygamberlere inanmaları buyurulurken, efendimize imanı emrediyor.

Tabi burada, kendilerinden "pek sağlam bir söz" alınan ulul azm peygamberlerinin konunun "Biz" kısmında olduğunu düşünüyorum.
Zeyd Der Ki..
22.11.2015 19:18
İnşirah kardeşim
Tartışmayı Kur’an çerçevesinde ve doğru bir istikamette götürmeye çalışan Mehmed abinin sizle ilgili yorumunu doğru anladığınız için teşekkür ederim.

Bana göre meseleye bu son yaklaşımlarınız güzel.
Ancak “…Allah’a olan kulluğumuzun bir gereği olarak peygambere kulluktan söz edebiliriz” cümlenizi “…Allah’a olan kulluğumuzun bir gereği olarak peygamber karşısında da bir kul durumuna gelmemizden söz edebiliriz” deseydiniz, bu cümleniz çok daha dikkatli ve hassas bir cümle olurdu.

Fitne endişesini taşımayın, hak gerçekler müslümanlar için her zaman hayr olmuştur.
Mehmed abinin “Allah fehmimizi arttırsın” duasına amin diyorum.
İnşirah Melal
22.11.2015 18:53
Eyvallah Hocam..
Ben de aynı kanaatte olmama rağmen önkabullerimi bir tarafa bırakıp lokal olarak bu yaklaşımı da değerlendirmek adına paylaşmıştım. Lakin yorumunuz ve özellikle de şu cümlenizle yeterince tatmin olduğumu söyleyebilirim; "bazı nüshalarda bazı farklılıklar varsa bu farklılıklara göre cumhurun kabul ettiği nüshayı değil, cumhurun kabul ettiği nüshayı esas alarak diğerlerini tashih etmesi gerekir." Eyvallah hocam Allah (cc)razı olsun inşaallah..

Şu halde şöyle diyebilir miyiz?

Meleklerin Adem (as)a secdesi aslında Allah'a edilmiş bir secde (emrine ve kudretine boyun eğme)dir. Üstelik meleklerin Adem'in yaratılışı söz konusu olduğunda söylediklerini (hikmetini kavrayamamalarını) dikkate alırsak, buna rağmen edilmiş bir secdedir. O süreçte farklı bir tavır gösteren ve secde etmekten geri duran iblisin ise gerekçesini dikkate aldığımızda, Allah merkezli değil nefsi bir tavır olduğu aşikardır. Zira iblis "Ben senden gayrısına secde etmem ya Rabbi" dememiş, bunu söylemenin aslında Allah'a da secde etmemek olacağını çok iyi bilmiştir.

Yahudi ve hıristiyanların durumunda ise işin farklı bir boyutu söz konusudur. Orada da apaçık bir haktan apaçık bir batıla çevrilmek söz konusudur ki; bunu haddi aşarak ve sözüm ona saygı ve bağlılık çerçevesinde becermişlerdir. Kendilerini, yolu ve yol göstericilerini yaratan kudreti esas alan bir kulluk bilinciyle hareket etmeleri gerekirken, yol göstericilerini yolun takendisi yapmış hatta daha da ileri gitmişlerdir. Yani başka bir deyişle şeytanın yapmadığı ama yaptırdığını yapmış ve Allah'ın sınırlarını dikkate almayan bir anlayışla yol göstericilerine kulluk etmişler, bunu da Allah için yaptıklarını söylemişlerdir.

Efendimize "kullarım" diye hitap edilmesinin emredildiği ZÜMRE biz Müslüman olduğunu iddia edenler olduğu ve bunun Allah tarafından söyletilen HAK bir söylem olduğu dikkate alındığında Allah'a olan kulluğumuzun bir gereği olarak peygambere kulluktan söz edebiliriz. Evet bu ifadeyi yazarken epey zorlandım doğrusu. Açıkçası ilk yorumumdan bu yana aklıma gelen lakin dilime gelmeyen bir ifadeydi bu.. Hatta ilk yorumumda hatırlattığım ayete rağmen düşündüğüm bir ifadeydi, zira o ayette (Al-i İmran 79) "Hiçbir insanın Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra insanlara "Allah'ı bırakıp bana kul olun" demesi mümkün değildir..." deniyor ve oradaki "Allah'ı bırakıp" ifadesi bırakın bu düşüncemden beni uzaklaştırmayı daha da yaklaştırıyordu.

Şimdilik bu kadarını paylaşıp değerli Hocam ve siz değerli kardeşlerimin yorumlarıyla yanlış bir noktadaysam hemen geri adım atabileceğimi de bilmenizi isterim. Zira hala birlikte değerlendirmekteyiz. Lakin mesele eğer dediğim noktaya gelmiş ise bu ümmet için büyük bir Rahmet ve büyük bir fitne olabilecek bir nokta gibi duruyor.

Merakla bekliyorum inşaallah..
Selam ve dua ile...
Mehmed Alagaş
22.11.2015 18:50
Ve aleykümselam Fatih kardeşim
Asırlardır yanlış anlaşılan önemli bir konuya ilişkin yaptığın bu güzel yorumunda gerçeğe doğru hızla kürek çektiğini ve doğruya yaklaştığını görüyorum. Ancak çok önemli bir eksik var.
Allah fehmimizi arttırsın..
Fatih Sağlam
22.11.2015 17:44
Selamunaleykum
Yahudiler Allah'ı bırakıp bilginlerini, hahamlarını; Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i Rabler edindiler. Halbuki onlara sadece tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır. (Tevbe 31)

Bu ayeti kerimenin mealinden sonra, Sanırım buradaki herkesin bildiği bir hadisi burada hatırlatmakta yarar var:

Bu ayet indiginde peygamber efendimiz s.a.v sahabelerle oturuyormuş, orada önceden hiristiyan olan bir sahabe şöyle der: biz din adamlarimizi rab edinmiyorduk ki!. Peygamberimiz s.a.v ise: siz onların helal dediğini helal, haram dediklerini haram kabul etmiyormuydunuz? iste bu şekilde yapmanız onları rab edinmektir.

“Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının (Haşr 7)

Allah'a ve Resûlüne karsi gelen, apaçik bir sapikliga düsmüs olur.(Ahzâb 36)

"Rabb'ın hakkı için, onlar aralarında çekişdikleri şeylerde seni hakem ya¬pıp sonra da verdiğin hükümden nefisleri hiçbir darlık duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe îmân etmiş olmazlar." (Nisâ: 4/65)

Yukarıdaki ayetler ve Rab kelimesinin anlamı ışığında:

Peygamberin emir, yasak ve isteklerine de kayıtsız şartsız uymamız gerektiğini söylüyor Rabbimiz. Bu durumda Tevbe 31 ayetindeki duruma benzer bir durum gerçekleşiyor ki, bu sorgusuz, süalsiz tam itaati gerçekleştirmek zorunda olan Müslümanların Zümer 53 ayetindeki “kullarım” hitabına uğramış olmaları da normal bir hal alıyor.
Mehmed Alagaş
22.11.2015 15:35
Selamunaleyküm
İnşirah kardeşim Kur’an-ı Kerim konusunda bu gibi yaklaşımlar, müslümanlarda kısmi kuşku ve tereddütleri doğurmayı amaçlayan yaklaşımlardır. Kur’an-ı Kerim’i koruduğunu ve koruyacağını beyan eden Rabbimizin bu vaadi, cumhura açık bir vaaddir. Bu vaadi dikkate alan müslümanların, cumhurun icmasını da dikkate almaları ve bazı nüshalarda bazı farklılıklar varsa bu farklılıklara göre cumhurun kabul ettiği nüshayı değil, cumhurun kabul ettiği nüshayı esas alarak diğerlerini tashih etmesi gerekir.

Dolayısıyle bu tartışmayı o boyuta çekmenin çok yanlış olduğunu belirtmek isterim.
İnşirah Melal
22.11.2015 15:20
Soruyu şu şekilde genelliyorum;
Kur'an ayetlerinin yazımı sırasında katiplerin bu zamana dek sürebilecek bir sehiv yapması, Rabbimizin buna müsade etmesi mümkün müdür? Anlaşılan o ki Tarihçiler bunu ellerindeki nüshalarla delillendiriyorlar. Ve aslında küçük sehivler olarak nitelendiriliyor... Lakin görünen o ki küçük denilen o sehivler büyük sonuçlar doğurabiliyor.. Dolayısıyla bizler böylesi sehivlere ihtimal verebilir miyiz?
İnşirah Melal
22.11.2015 14:53
Zeyd kardeşimiz bence de haklı
Zira ilk yorumumda bu sebepten ötürü "aklıma bir şeyler geliyor ama dilime gelmiyor. Bu yüzden şimdilik düşünmeye ve takip etmeye devam ediyorum inşaallah." demiştim ki gitgide aklıma gelen bu düşüncem güçleniyor.. Lakin sadece bir sorum daha var (en azından şimdilik);

Bir önceki yorumumda şayet efendimize "kullarım" ifadesinin kullandırıldığı yer teke düşüyorsa araştırmalarımda karşıma çıkan bir yaklaşımı her ne kadar bana makul gelmese ve kabullenmem zor gözükse de Mehmed hocamın dediği gibi testimdeki suları döktüğüm için sizinle de paylaşıp buna ne dersiniz diye sormak istiyorum, ondan sonra bu ihtimali de eleyip daha net konuşmam mümkün olacaktır. Gerekli görülürse kaynağını da verebileceğim yaklaşım şu şekilde;

"...Arşivlerde korunan ve II. Halife Osman’a nispet edilen mushafların aslında ona ait olmadığı, Halife Osman’dan 60-80 yıl sonraki döneme ait istinsahlar olduğu bilim adamlarınca tespit edilmiştir. İlk mushaflar karşılaştırıldığında, bazı kelimelerin hem aynı mushaf içerisinde, hem de birine göre diğerinde farklı imlalarla yazıldığı görülmektedir. Ayetlerin teknik ve semantik yapılarına bakıldığında, gerek ilk metindeki kâtip sehivleri, gerekse sonraki kâtiplerin sehivleri olmak üzere bu yazımların birçoğunun istinsah edenler [kopya çıkaranlar] tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır.

Konumuz olan 53. ayet bazı nüshalarda (Kahire nüshası) “ و قلve kul [Ve de ki!]” diye başlamaktadır. Ancak bu bizim üzerinde durduğumuz sorunu çözmemektedir.

Bizden evvel bu konuda çalışma yapanlar Zuhruf suresinin 68. ayetindeki “ يا عباد ya ıbad” sözcüğünün farklı yazıldığını tespit etmişlerdir. Bu tespit daha evvel ilim camiasına sunulmuştur.

Zuhruf suresinin 68. ayetindeki “ يا عبادya ıbad” ifadesi, Osman mushafı olarak bilinen mushaflardan Mekke, Kufe, Basra, Kahire, TİAM mushaflarında “ يا عبادَYa ıbade” olarak yazılı iken, Medine, Şam, Topkapı Mushaflarında “ يا عبادىYa ıbadiye” şeklinde yazılıdır. (Mushaf-ı Şerif; Arapça s.152, Türkçe; s. 135. 6. sıra. Dr. Tayyar Altıkulaç, İSAM Yayınları)

Bizim iddiamız şudur: Zümer/53’deki “ يا عبادىYâ ıbâdiye” sözcüğünün sonundaki “ ىye” harfi, aynı Kahire nüshasındaki ayetin başındaki “ve” harfinin katip sehvi olduğu gibi, kopya çıkaran [müstensih] kâtip tarafından sehven yazılmıştır. (Zümer 53’te iki tane bariz sehiv vardır) Orada da 10. ayetteki gibi “ ىye” harfi olmamalıdır. Bu durumda her iki ayetteki “ عبادıbad” sözcüğü dilbilgisi kurallarına uygun olarak “ عبادَıbâde” diye kıraat edilmelidir. Buna göre cümlenin anlamı “Ey … kullar!” şekline dönecektir. Böylece de ortadaki sorun ortadan kalkacaktır. Sorunun çözümüne yönelik bu ikinci şık diğerine göre daha makul bir çözümdür..."
Mehmed Alagaş
22.11.2015 14:37
Ve aleykümselam
Doğru söylüyorsun Zeyd kardeşim. Zaten Efendimiz (s.a.v.)’in de vahyin meşru gördüğü bu ifadeyi, müslümanlara karşı hiç kullanmaması da aynı duyarlılıktan ve Nebevi nezaketten kaynaklanmıyor mu? Ancak alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) peygamberin evine izinsiz girmekle ilgili konuda olduğu gibi bu konuda da hakkı ortaya koymaktan, gerçeği açıklamaktan utanıp-çekinmez.,

“Ey iman edenler, peygamberin evlerine yemek için izin verilmeden ve vaktine de bakmaksızın girmeyin. Ancak çağırılırsanız girin ve yemeği yiyince (oyalanmadan) dağılıverin. Söz ve sohbet için de (evlerine) girmeyin. (Bunu yapmanız) peygambere eziyet vermekte ve o da (bunu söylemekten) sizden utanmaktadır. Allah ise haktan (gerçeği açıklamaktan) utanmaz. Onlardan (peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah'ın Resulü'ne eziyet vermeniz ve kendisinden sonra eşlerini nikahlamanız asla (caiz) olmaz. Bu Allah katında çok büyüktür. (33-Ahzab 53)”
Zeyd Der Ki..
22.11.2015 14:29
Selamunaleyküm
Mehmed abi sorduğunuz sorunun cevabı belki de kardeşlerimizin dilinin ucuna geliyor ama Resulullah (s.a.v.)’e olan saygı ve nezaketlerinden söylemekten çekinip-utanıyorlar.
Abdullah
22.11.2015 14:21
Selamaleyküm
Tartışmaları heyecanla izliyorum.Fatma kardeşimizin yorumları bence makul.Ama benim konu hakkında
bir yorumum şimdilik yok.Şimdilik yalnız takiple yetineyim. Mehmet abime ve yorum yapanlara hürmetler.
Mehmed Alagaş
22.11.2015 11:40
Selamunaleyküm
Zümer 10 ile ilgili bu ayrıntıyı bilmiyordum. Bunu dikkate alalım ve meseleyi Zümer 53’ü esas alarak devam edelim İnşaallah.

Düşünmeniz ve bizleri cevaba yaklaştırıcı fikirler gündeme getirmeniz güzel. Ben yine de şunu söyleyeyim ki kaynaktan testi ile temiz ve taze su almak için, öncelikle testideki eski suyun dökülmesi gerekir. Sizler de bu ayeti düşünürken, konuyla ilgili eski birikimlerinizi bir kenara bırakarak sadece ayetin verdiği zahiri manayı anlamaya çalışın. Ayette şanı yüce Rabbimiz Efendimiz (s.a.v.)’e “De ki … kullarım” buyuruyorsa ve bu ifade hak bir ifade ise önce bu ifadenin kime söylendiğini dikkate almalısınız. “Kullar” değil de “Kullarım” denilmesi, bu ifadenin müslümanları muhatab aldığını göstermektedir. Peki biz müslümanlar Efendimiz (s.a.v.)’e nasıl yaklaşıyoruz ki, İlahi buyruğa göre Efendimiz (s.a.v.)’in karşısında bir kul durumuna düşüyoruz?

Bu sorunun cevabını Kur’an bütünlüğünde düşünürken, meleklerin Adem (a.s.)’a secdesini, yahudilerin ve hıristiyanların Allah’ı bırakıp bilginlerini, hahamlarını, rahiplerini ne yaparak Rab edindiklerini dikkate almanız, cevaba daha hızlı yaklaşmanızı sağlayabilecektir.

Söz almak isteyen var mı?
İnşirah Melal
22.11.2015 04:39
Eyvallah...
Allah razı olsun hocam.. Konuları değilse de kafamı çorba etmeye başlamıştım :) Elbette ki birbirinden tamamen bağımsız meseleler değildirler, lakin sizin de ifade ettiğiniz gibi belki de erken bir soru bir önceki sorudan bizi kopartabilir.

Ancak ben yine de Zeyd kardeşimizin son yorumuyla gündeme getirdiği bölümün bağlamından da istifade ettiğimi bildirmek isterim. Gerçi yorumunda kullandığı "fiillerin" ifadesini büyük harfler ile yazmış olması yine kafamı karıştırmadı değil ama şimdilik meselenin bu boyutundan ziyade dediğiniz gibi "kullarım" ifadesine yoğunlaşmaya gayret ediyorum.

Bu akşam bazı kardeşlerimle bu meseleyi değerlendirirken konunun mahiyetiyle ve ehemmiyetiyle direkt ilgili olmasa da bir şey fark ettik ve bunu da burada paylaşıp bilenlerden bilgi almak, şayet düzeltilmesi gereken bir şey varsa vesile olmak istedik.

Mesele şu ki; farklı meallerde gördüğümüz ve arapçaya kısmen vakıf olan kardeşlerimizden öğrendiğimiz kadarıyla zümer-10 ile zümer-53 de zikredilen hitap şekli aynı manaya gelmiyormuş. Soruya esas teşkil eden 53. ayette " قُلْ يَٰعِبَادِىَ / kul yâ ibâdiye" yani "De ki; Ey kullarım" ifadesi yer alırken 10. ayette "قُلْ يَٰعِبَادِ / kul yâ ıbâdı " ifadesi yer alıyor ki, bu da "De ki; Ey kullar" anlamına geliyormuş.

Şayet bu bilgi doğruysa ki arada bir fark olduğu kesin, sanırım efendimizin "kullarım" ifadesini zikrettiği ayet teke düşüyor. Bu takdirde bir soru daha doğuyor, zira internet üzerinden yaptığım kısa bir araştırma o soruyu da gündeme almamızı gerektirecek gibi..
Fatma Ceren
22.11.2015 01:22
Ve Aleyküm Selam
Alttaki yorumuma ışık tutan alıntıyı paylaşmadan önce eklemek isterim:

Allah(c.c.) kendisine kulluğu insanlara iletmesi için peygamberler tayin etmiştir. Tıpkı Kur'an'ın melekler aracılığıyla indirilişi gibi. Orada müthiş bir incelikle "Biz indirdik" ifadesini görürüz. Ve Allah(c.c.)'a kulluk edebilme şartlarından biride peygamberlere iman ise -ki öyle- "Bizim Kullarımız" ifadesi tam da buraya denk geliyor. Yani, Allah(c.c.) direkt insanla iletişime geçmediğinden, bu iş için peygamberler tayin ediyor ve bunu ihmal etmeyen müthiş incelikteki bu ifadeyi kullanıyor. Zira son peygamberin tekil olarak kullandığı "Kullarım" ifadesi ise -son peygamber oluşundan kaynaklı- son ümmete bu inceliğin tekil olarak yansıması.

"Tek Olan İlahın Biz demesi" Bölümünden Alıntı:
Kur'an-ı Kerim'de Rabbimize nisbet edilen fiilleri iki ayrı grupta değerlendirebiliriz. Bu fiillerden bir bölümü, Rabbimizin dolayısız veya vesilesiz fiilleridir. Bu fiiller ile Rabbimiz arasında harhangi bir vesile yoktur. Bu fiilleri beyan eden ayet-i kerimelerde genel olarak tekil ifade kul­lanılır. Diğer bölümdeki fiiller ise dolaylı fiillerdir. Bu fiiller ile Rabbimiz arasında melekler veya peygamberler gibi bazı vesileler bulunmaktadır.
Fatma Ceren
22.11.2015 00:43
Son Peygamber
Altta bahsi geçen bölümleri tararken; sitenin hemen her köşesinde "Biz" ifadesini (amaçsızca) sorduğumu görünce gülümsedim.

Henüz bir sonuca ulaşamamamızın nedeni, halen ön kabulle konuya bakıyor olmamız. Peygamberin söylediği değil ama ona söyletilen "Kullarım" ifadesine yoğunlaşmaya çalışarak "Tek olan ilahın Biz demesi" bölümünü tekrar okudum.

Kullarımız ifadesinin geçtiği ayetlerde bir çok peygamberden bahsediliyor, "Kullarım" ifadesi ise son kitaptaki son peygamberin sözü. Dolayısıyla bu istisnai durumun, son ümmet ve son kitap olmasıyla bir ilgisi olabilir mi diye sorabilirim. Yani, "Ümmetim!" manası gibi alabilir miyiz? Allah(c.c.)'a imanın peygambere de iman olduğu düşünülünce, bu yaklaşım bana makul geliyor.
Mehmed Alagaş
21.11.2015 19:18
Selamunaleyküm
Yorumları dikkatle takip ediyorum.
Zeyd kardeşimizin meselenin “Bizim kullarımız” boyutunu erken gündeme getirdiğini düşünüyorum.

Çünkü Zümer suresindeki “Kullarım” ifadesi doğru anlaşılmadıkça, meselenin “Bizim kullarımız” boyutunun anlaşılması mümkün değildir.

Sizler bu önemli meselenin “Bizim kullarımız” boyutunun da olduğunu dikkate alarak -ki bunun faydası da vardır- Zümer suresindeki “Kullarım” ifadesine yoğunlaşın.

Bunu anladığınız zaman diğerini anlamanız çok daha rahat olacaktır.
Dua ile..
Zeyd Der Ki..
21.11.2015 18:46
Ve aleykümselam İnşirah kardeşim
Bu ince ve güzel tesbitinden, Mehmed abinin yazdıklarına oldukça vakıf olduğunu anlıyorum. Mehmed abinin o cümlelerini ben de okudum ancak tashihe gerek duyulacak bir anlam olduğunu düşünmüyorum.

Çünkü Kur’an-ı Kerim’de ibadet ve kullukla ilgili bütün FİİLLERİN nihai noktada Allah’a nisbet edildiği, genel ve mutlak düzlemde “Biz” kavramına yer olmadığı açıktır.

Ancak ben Zümer suresindeki “Kullarım” veya diğer ayetlerdeki “Bizim kullarımız” ifadesinde genel ve mutlak zeminin gerisinde özel ve istisnai bir anlam olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca Mehmed abi o makalede “Biz” kavramına getirdiği açılımla, “Bizim kullarımız” ifadelerinin doğru anlaşılmasına ışık tutmaktadır.
Gülsüm Alagaş
21.11.2015 15:02
Selamunaleyküm
“Bu Zeyd de kim, nerden çıktı?” sorusunu sormadan bu kardeşimize güzel ikazı için Allah razı olsun diyor, meseleyi yeniden değerlendirmeye devam edeceğimi söylemek istiyorum. Tekrar Allah razı olsun.
İnşirah Melal
21.11.2015 14:05
Selamaleykum
Değerli hocam,
Dikkatle yorumları takipte ve düşünmedeyim. Konuları çorba etmek istemem ama Gülsüm abla'nın değerlendirmesini ve sizin ilettiğiniz son yorumu okuduktan sonra aklıma ister istemez şu konu geldi ki sormak istedim; Acaba bu konuyu da değerlendirme soframa eklemeli miyim? Sitede yer alan bir diğer makalenin son bölümünde (http://www.insandergisi.com/tek-olan-ilahin-biz-demesi-57h.html) şöyle söylemişdiniz;

""Konuyla ilgili olarak dikkate almamız gereken diğer bir husus ise Kur'an-ı Kerim'de zikredilen ibadet ve kulluk­la ilgili bütün fiillerde çoğul olan "Biz" ifadesinin değil, te­kil olan "Ben" ifadesinin kullanılmasıdır.

Mesela "Sizin İlahınız Benim", "Benden korkun", "Benden yardım dileyin", "Bana ibadet edin", "Bana kulluk edin" gibi...""

Şimdi direk olarak değilse de bu meselenin bir bağlantısı var ise yukarıda alıntı yaptığım yazıyı Zeyd kardeşe cevap olarak kısmen sunabilirim. Lakin bu kez yazıda tashih edilmesi gereken bölümler olacaktır öyle değil mi?

Yok eğer birbirinden tamamen alakasız konular ise Zeyd kardeşin "Buradaki “Biz” kimdir ve bu “Biz” ifadesine kimler dahildir?" sorusunu çok daha dikkatli düşünüp değerlendirmeye çalışmak gerekecek gibi...
Mehmed Alagaş
21.11.2015 11:56
Ve aleykümselam
Fatih kardeşimizin işaret ettiği gibi Peygamber (s.a.v.)’e karşı batıl yaklaşım elbetteki söz konusudur. Mesela dua konusunda Efendimiz (s.a.v.)’e yönelenler Cin 18…23 ayetleriyle açık bir şekilde ikaz edilmektedirler. Ancak Zümer suresindeki bu ayetlerde böyle bir batıl yaklaşım söz konusu olsaydı, ayetin konu bütünlüğü, Cin 18…23’de olduğu gibi bu batıl yaklaşımla ilgili olurdu.

Fatma kardeşimizin son yorumundaki güzel ve itidalli yaklaşımını takdir ediyorum. Efendimiz (s.a.v.)’e haklı olarak öyle bir soru sorsaydı, hiç kuşkusuz ki Efendimiz (s.a.v.) “Ben bu hitabı kendiliğimden söylemedim” derdi. Nitekim binlerce hadis bulunan külliyatlarda da Efendimiz (s.a.v.)’in müslümanlara karşı böyle bir hitap şekli yoktur. Şimdi sözü yine Zeyd kardeşinize bırakıyorum.

Zeyd diyor ki.,
“Gülsüm kardeşimize Kur’an’a ve ayetlere yaklaşımla ilgili olarak getirdiği güzel açılım için teşekkür ediyorum. Bu açılımdan sonra meselemizle ilgili olarak getirdiği açıklamalara ise katılmam mümkün değil. “Allah’ın sıfatları” konusuna gönderdiği yorumda “Esma kelimesi iki köke nisbet edilir. 1 Vesm, 2 Suma. Vesm, alamet, nişan demektir. Suma ise isim sahibi olmak, yüceliktir” diyerek kelimenin kök anlamını ve Kur’an’daki manasını dikkate alan Gülsüm kardeşimizin, aynı inceliği burada da göstermesini isterdim.

Hele ki “Kullarım” kelimesi Rabbimiz tarafından Efendimiz (s.a.v.)’e nisbet edilmişse, bu kelimenin halk arasındaki değil Hak katındaki manasını dikkate alması gerekmez miydi? İtaatle kulluk aynı şey olsaydı, Osmanlı padişahlarının tebalarına “Kullarım” demesi tabi ki caiz olurdu. Oysa Kur’an’da görüyoruz ki müslümanların emir sahiplerine kulluk değil, itaat etmeleri söz konusudur.

“Ey iman edenler. Allah'a itaat edin, Resule ve sizden olan emir sahiblerine de (atiu) itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız onu Allah ve Resulüne arz edin (onların emirlerine göre halledin). Bu (sizler için) hem hayırlı ve hem de sonuç bakımından daha güzeldir. (4-Nisa 59)”

Ayrıca bu meselenin sadece Zümer suresindeki ayetler çerçevesinde değerlendirilmesini de anlayamıyorum. Gülsüm kardeşimizin de kısaca değindiği gibi Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’in onlarca yerinde “Bizim kullarımız” ifadesini kullanmaktadır. Buradaki “Biz” kimdir ve bu “Biz” ifadesine kimler dahildir?”
Fatma Ceren
21.11.2015 01:15
Selam
Faydalı yorumlardan istifade ediyorum.Allah(c.c.) razı olsun.

Ve düşünüyoruz,

"Kullarım" ifadesinin sahibi Zülkarneyn(a.s.) olsa idi -Gülsüm ablanın verdiği "kul" manası ışığında- emrindeki irade sahibi tüm mahlukata "kullarım" demesini anlayabilirdim. Ancak hitap efendimize ait..

Ve,
Zeyd kardeşe verecek cevabım olmazdı ama soracak bir sorum olurdu. Kullarım ifadesinin zahir manasını dikkate alsaydım ve -haşa ama- bu soruyu tıpkı Musa(a.s.)'ın salih kula sorduğu gibi "Ya Resulullah! Doğrusu sen şaşılacak bir hitap kullandın." deseydim acaba şu cevabı mı alırdım? "Doğrusu bu hitabı ben kendiliğimden (kendi görüşüm) olarak demedim..."

Eğer Zeyd kardeşe katıldığım halde -ki özellikle son sözleri doğru- hala zahir manayı anlamakta zorlansaydım; bu anlamayışın ne hitaptan, ne de hitabın sahibinden değil benden kaynaklandığını düşünürdüm.
Gülsüm Alagaş
20.11.2015 19:28
Kur’an’a Yönelirken
Fatih kardeşimizin düşünce mahsulü olan yorumunu dikkate almaya değer görmekle beraber, bu yoruma katıldığımı söyleyemem. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’e bu şekilde batıl yaklaşımlar olsaydı bile Allah-u Teala peygamberine “kullarım” ifadesiyle onların bu yanlışını tasdik ettirmezdi diye düşünüyorum.

Zeyd kardeşimizin paylaştıklarına ise katılıyorum.
Biz müslümanların çelişkisiz bir kitap olan Kur’an’a yönelirken ki amacımız ve duruşumuz, Kur’an-ı Kerim’de beyan edilen ayetlere güzel bir mana vermek değil, kendileri güzel olan bu ayetlerdeki güzel manayı anlamak değil miydi?

Hani bakmakla görmek nasıl ki farklı şeyler ise bilmekle anlamak da birbirinden farklılar. Bu yüzden bildiğimiz konuları anladığımızı zannedip, anlamanın karşılığı olan idrak edip-kendine maletmenin yoksunluğuyla aynı hatalara defaatle düşüyoruz.

Çelişkisiz bir kitap olan Kur’an-ı Kerim, çelişkisiz olduğu gibi biz muhataplarının da kendi içlerinde ve aralarında çelişkiye ve ihtilafa düşmelerini murad etmez. Ayrıca bizler biliyor ve iman ediyoruz ki Kur’an-ı Kerim her türlü eksiklikten ve fazlalıktan münezzeh olan Kelamullah’tır.

Yani Rabbimiz bir hakikati şöyle diyebilecekken böyle, böyle diyecekken de şöyle dememiştir. Her türlü farklı hitabın kendine has bir anlamı ve yine kendine has farklı bir hikmeti bulunmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’deki tüm ayet-i kerimelere amenna ve sadakna diyor ve bu anlayışla Al’i İmran 79 ve Zümer 10 ile 53 ayetlerindeki zahiri farklılığın manaya nasıl yansıdığını tefekküre başlıyoruz.

Zümer 10 ve 53. ayet-i kerimelerde Efendimiz (s.a.v)’e söylenmesi buyrulan ‘kullarım’ ifadesi ile kastedilen Al’i imran 79 ve benzeri ayet-i kerimelerdeki “kulluğu Allah’a has kılmak” manasında olsaydı ve kul kelimesi sadece bu manayı içerseydi, Rabbimiz Kendi Kitabında yine Kendi kelamıyla kullarımız ifadesini kullanmazdı.

“Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da zikredip-hatırla. (38-Sad 45)”
Allah inkar edenlere Nuh'un karısını ve Lut'un karısını misal verdi. İkisi de kullarımızdan iki salih kulumuzun (nikahları-himayeleri) altındaydı ancak onlara hainlik ettiler. (Kocaları peygamber de olsa) Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıramadı. İkisine de "Ateşe girenlerle birlikte siz de girin" denildi. (66-Tahrim 10)”

Bazı kelimeler birkaç manaya gelir. Cümledeki yerlerine göre manaları değişir.
Kul; mahluk, insan, köle, emir altında bulunan, tabi, mensup, hizmetçi gibi manalara gelir. Emir kuluyum demek; emir altında çalışıyorum, benim de amirim var demektir.

Osmanlı padişahları tebasından olan sadık yardımcıları için ‘kulum’ tabirini kullanırlarmış. Burada kulum sağ kolum demektir.

Sonuç itibarı ile kanaatim odur ki Zümer Suresi 10 ile 53. ayetlerinde Peygamberin ‘kullarım’ ifadesi ile kastedileni Allah’a imanın bir gereği olan peygamberlere imanın neticesinde peygambere itaat olarak alabiliriz.

“Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, cezası (ikabı) pek şiddetli olandır. (59 Haşr 7)”

Sözlerimin hitamında Allah’u alem diyor, siz güzel kardeşlerimi Rabbime emanet ediyorum.
Fatih Sağlam
20.11.2015 14:24
Selamunaleyküm Mehmed Abime ve diğer kardeşlerime
Eüzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim.

“Ey zindan arkadaşlarım! Rüyalarınıza gelince, biriniz daha önce olduğu gibi RABBİNE şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş kesinleşmiştir.” (Yusuf 41)

Yahudiler Allah'ı bırakıp bilginlerini, hahamlarını; Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i RABLER edindiler. Halbuki onlara sadece tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır. (Tevbe 31)


Zümer 53 ayetini defalarca okurken aklıma Yusuf 41 ayetindeki “RABBİNE” ifadesi geldi. (Meal yazarlarının ekseriyeti bu “Rab” kelimesini “Efendi” diye meal ediyorken, Allah için kullanılan “Rab” kelimesini olduğu gibi kullanmayı yeğliyorlar. )

Kurana göre bir müslümanın rabbi yalnızca Allah olmasına rağmen, bu ayette Hz. Yusuf Zindan arkadaşının rabbi olarak kralını niteliyor.

Buradan hareketle,

Zümer 53 – 54 ayetinde hz peygambere, bizzati kendisine kul (!) olanlara bazı sözler söylenmesi isteniyor. (Farkında olmadan) hz. Peygambere kulluk yapan bu insanlar Zümer 53 ve 54. ayetlerde şöyle tanımlanmakta: “Ey kendi nefisleri aleyhinde haddi aşanlar(53),Allahtan ümidi kesenler(53), yüzünü rabbine dönmeyip ona teslim olmayanlar(54)
………..

Allaha emanet olunuz.
Mehmed Alagaş
20.11.2015 11:41
Ve aleykümselam
Gördüğüm sessizlik karşısında kızmam, üzülmem veya sitem etmem söz konusu değil. Sadece sınıfın boş olup-olmadığını, meseleyi düşünen kardeşlerimin bulunup-bulunmadığını görmek istedim. Artık sınıfın boş olmadığını, yorum yazmasalar bile meseleyi ciddi bir şekilde takip eden kardeşlerimin olduğunu hissediyorum. Teşekkür ederim.

Meseleye dönecek olursak açılım mahiyetinde siz kardeşlerime şöyle bir soru sormak istiyorum. Bu yorumlarınızı okuyan Zeyd isimli bir kardeşiniz konuyla ilgili olarak şunları söylese, Zeyd’e ne cevap verirsiniz?

“Mehmed abi bizlere ayetleri düşünürken ayetlere bir mana vermek için değil, ayetlerdeki manayı anlamak için düşünmemizi söylemişti. Ayetlerdeki manayı anlamak için ise ön kabulsüz bir şekilde ayetin zahirine yönelmeli ve ayetin zahirindeki bu manayı anlamaya çalışmalıyız. Fakat görüyorum ki Fatma gibi birçok kardeşimiz, müslümanlar Allah’tan başkasına kulluk yapmaz ön kabulünden hareketle, asırlardır tekrarlandığı gibi ayeti bu ön kabule göre tevil etmeyi tercih ediyorlar. Ben bu gibi ayetlerin zahir manasını genel anlayışa çelişkili görerek bunların başka bir manaya tevil edilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Şayet Rabbimizin muradı bu kardeşlerimizin söylediği gibi olsaydı, şanı yüce Rabbimiz bu ayetlerdeki zahirde Peygamber (a.s.)’i işaret eden "Ey kendi nefislerine karşı (kendileri aleyhine) haddi aşan kullarım.” ifadesi yerine “De ki "Ey kendi nefislerine karşı (kendileri aleyhine) haddi aşan Allah’ın kulları.” buyurarak bizleri çelişkiye düşürmez ve tevile zorlamazdı. Çünkü zahirinde ve batınında çelişkisiz bir Kitab olan Kur’an-ı Kerim, bizleri de çelişkiye düşürmeyecek ve zahir anlatımı tevile zorlamayacak bir Kitab’dır.”
Selami Özcan
20.11.2015 02:02
Haydi hayırlısı,
İşin doğrusu ben bu soruda ne kast edildiğini ve buradan nereye varılmak istendiğini anlayamamıştım.

Mehmed hocamın,"Mehmet kardeşimizin bu güzel sorusunu da sizlerin değerlendirmesine açıyorum." diyerek gündeme almış olması ise merakla beklememi sağladı diyebilirim.

Yorumlar gelmeye başladıkça meseleyi de anlamaya başladım. Bundan dolayı yorum yapan kardeşlerime teşekkür ediyor, hadi hayırlısı diyerek takibe devam ediyorum inşaallah.
Fatma Ceren
20.11.2015 01:17
Bir Not, Bir Soru
Vaktinizi ayırıp bu değerli köşeyi bize sunduğunuz için, asıl biz teşekkür ederiz. Allah(c.c.) razı olsun.

Yorumumda yanlışların olması yüksek ihtimaliyle şunu söyleme sorumluluğu hissettim. Tefsirden yararlanmadım ve bir alıntı yapmadım. Bütün kainat, mahlukat ve aslında her şey Allah(c.c.)ınken, Kur'an'ın hiç bir yerinde "Müşriğim, Kafirim, Fasığım, Münafığım"ifadesini görmediğim için, "Kullarım" hitabında merhamet, sevgi ve sahiplenme hissettiğim için öyle yazdım.

Mesela şimdi aklıma gelen ise,
"Ben cinleri de, insanları da ancak Bana kulluk-ibadet etsinler diye yarattım. (51-Zâriyât 56)" ayetine göre, "Kullarım" hitabının, insan ve cinlere genel bir hitap olduğunu düşündüm.

Tabi cinler işin içine girince, dikkatimden kaçan bir soruyu Mehmed abiye sormak istiyorum. Neden başlıkta, "peygamberin" değil de "peygamberlerin" ifadesini kullandınız?
İnşirah Melal
20.11.2015 01:02
Selamaleykum
Açıkçası daha önceki okumalarımda da dikkatimi çeken lakin maksadın açık olduğu düşüncesiyle üzerinde fazlaca tefekkür etmediğim bir husustu bu. Zira tek başına şu ayetin bile burada neyin murad edildiğini açıklamasa dahi neyin murad edil-me-diğini apaçık bir şekilde ortaya koyduğunu düşünüyorum;

Hiçbir insanın Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra insanlara "Allah'ı bırakıp bana kul olun" demesi mümkün değildir. O ancak "Okuyup-okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitab'a göre Rabbaniler (Rabbe halis kullar) olunuz (deme görevindedir)." (3-Âl-i İmrân 79)

Gerçi bu hakikatten hareketle meallerin genelinde ayetin ilgili kısmına konulan parantezlerde "De ki" ifadesinin önünde ya da arkasında "bizim adımıza"-"Allah şöyle buyuruyor"-"tarafımdan"-"benden naklen" gibi ifadeler bulunuyor. Bu da "bu meselede başka bir hikmet olabilir mi?" sorusunu sormama engel olmuş olabilir.

Lakin burada gündeme alınıp değerlendirmeye açıldığından bu yana başkaca hikmetlerinin de olduğunu düşünmeye başladım. İki gündür özellikle de Zümer suresini tekrar tekrar okumaya çalıştım. Ve sorunun cevabına ilişkin olabilecek birkaç şey dikkatimi çekmesine rağmen taşları yerine oturtamadım. Açıkçası yanlış yorumlar ile siteyi takip eden diğer kardeşlerimin kafasını bulandırma ve değerli hocamın vaktini boşa harcama korkusuyla da, sağlamasını kendi zihnimde Kur'an bütünlüğü ile yapıp bir noktaya varmadığım düşüncelerimi paylaşmak istemedim. Öyle tahmin ediyorum ki bir çok kardeşimiz de aynı kaygılarla yorum yapmakta acele etmemeyi tercih ediyorlardır. Oysa bir önceki "birlikte değerlendirelim" yazısının altındaki yorumunda Alagaş hocam bizleri "Kurani bir cesarete" davet etmişti. Bundan dolayı ben kendi adıma hocamın sitemine hak verip aldım kabul ettim.. Zira neticede bu bölüme "kendi kendinize değerlendirin" değil "birlikte değerlendirelim" denmiş.

Dikkatimi çeken birkaç hususa gelince;

Zümer suresi baştan sona bir süreci, varlık sürecini anlatıyor ki, tabiri caiz ise tam bir ültimatom niteliğinde. Ve defalarca kulluk/ibadet (abd) kelimesi geçiyor. Allah Rasulü'ne "kullarım" ifadesi söyletildiği gibi defalarca kendi "kulluğu" da söyletiliyor. Örneğin hocamın hatırlattığı 10. ayetten 16. hatta 17. ayete kadar Abid ve Mabud sanki farklı varyasyonlarla adeta zihnimize kazınıyor. Özellikle "Ey kullarım" ifadesi 16. ayette de zikrediliyor.

Velilikten , vekillikten söz ediliyor. Bunlar da bize bu konuda ışık tutacak kavramlarmış gibi geliyor.

Bir çok kez ulul-elbab ifadesi zikrediliyor ki, bu da hesaba katılması gereken bir husus olsa gerek.

Ve son olarak yapılan yorumlar şu ve benzeri ayetleri de değerlendirme sofrasına eklemem gerektiğini düşündürdü;
>(43-Zuhruf 68) varsa vb..

>(15-Hicr 49)-(17-İsrâ 53) vb...

Surenin Mekke'de indirilmiş olmasını ve isminin "zümreler" olmasını da dikkate aldığımda aklıma bir şeyler geliyor ama dilime gelmiyor. Bu yüzden şimdilik düşünmeye ve takip etmeye devam ediyorum inşaallah.

Selam ve dua ile...
Mehmed Can
20.11.2015 00:11
Selam ve dua ile,
Rabbimiz bazı ayetlerinde ben yaptım, ben yarattım derken, bazı ayetlerinde, melekleri de dahil ederek biz ifadesini kullanmaktadır.

Nasıl ki, özellikleri itibariyle melekleri de dahil ederek biz ifadesini kullanıyorsa, İsmet sıfatları olan peygamberler içinde, "De ki "Ey kendi nefislerine karşı (kendileri aleyhine) haddi aşan kullarım."(39-Zümer 53) De ki "Ey iman eden kullarım,"(39-Zümer 10) ifadesini kullanıyor diye düşünüyorum.

Çünkü, birçok ayeti kerimelerde resule itaatin Allah'a itaat olacağını işaret etmektedir. Aklıma geliveren, ahzap-56-57-

"Allah ve melekleri Peygambere salat etmektedirler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin (salavat getirin) ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.Allah'a ve Resulü'ne eziyet edenlere (ki Resule eziyet, Allah'a eziyettir) Allah dünyada da, ahirette de lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azab hazırlanmıştır.(33-Ahzâb 56-57)

Mehmed abimizin değerlendirmesini, bende dikkatle takip edenlerdenim.

Katkıda bulunan ve bulunacak olan tüm kardeşlerime de teşekkür ediyorum.
Bekir Ziya
19.11.2015 23:59
Selamun Aleyküm
Hocam sanki biraz kızmış ama her meseleye yorum getirmemeyi biraz da kendisinden öğrendik. Kur'an bütünlüğünde bu ayeti izah eden başka bir ayet bilmiyorum. Ama Kur'an'ın iniş gayesinde sadece Allah'a(cc) kulluk etmek bilinci aşılandığı için Efendimize(sav) bile böyle bir hitap şeklinin uygun görülemeyeceğini biliyorum. Fatma kardeşimizin açıklamaları tefsir kitaplarında da kabul görüyor ama tartışmaları bitirecek bir açıklama değil doğrusu.
Serdar Yalın
19.11.2015 19:51
Umudu asla kesmemek,,,
Her ne günah işlenmiş olursa olsun, kalbi bir tevbe kurtuluş umududur.

Bir insan ben zaten işlediğim fiilden dolayı cezayı hak ediyorum,Allah beni affetmez duygu ve düşüncesi içinde bulunmamalı..Maalesef günümüzde bu duygu ve düşüncede olan bir hayli insan vardır.

Kendi nefislerine karşı haddi aşan insanları biz müminler de uyarmamız gerekir.

Bilerek yada bilmeyerek haddi aşmış isek, başta kendi nefsimiz adına tevbe etmemiz ve çevremizdeki insanları tevbe etmeye davet edip uyarmamız gerekir diye düşünüyorum..

Ayetten bunları anlıyorum. Ve "Kullarım" ifadesini "Allah'ın kulları" olarak anladığım için, açıkçası o kısmı hiç düşünmemiştim.

Dikkatle takipteyim inşaallah.
Mehmed Alagaş
19.11.2015 11:39
Selamunaleyküm
Birlikte Değerlendirelim dediğimiz bu başlıkta, meseleyi sadece birkaç kardeşimiz mi değerlendirecek? Bu kardeşlerimizin yorumlarına katılıyorsanız ufak bir dua ile katıldığınızı, katılmıyor iseniz bunun Kur’ani gerekçelerini kısaca yazmanız veya meseleyi anlayamadıysanız konuyla ilgili faydalı bir soru sormanız gerekmez mi? Yoksa bu gibi meseleleri, birlikte değerlendirmeye değecek kadar önemli görmüyor veya önemli olsa da düşünmekten bile üşenip yemeklerden sonra tatlı niyetine okuyup-izlemeyi mi tercih ediyorsunuz?

Bizim için önemli değil. Biz zaten uzun yıllardır birçok meseleyi kendi kendimize değerlendirdiğimiz gibi yine kendi kendimize değerlendirmeye devam ederiz. Bu başlığı bir deneme süreci olarak açmamızın nedeni, sizleri ayetleri düşünmeye teşvik etmek ve herhangi bir ayeti Kur’an bütünlüğünde değerlendirirken yerinde soru ve açılımlarla doğru bir yol haritası vermeye çalışmaktı. Tabi ki istenirse..

Yorumun için teşekkür ederim Fatma kardeşim..
Fatma Ceren
18.11.2015 00:04
Kulun "Rabbim!" deyişi ile Allah(c.c.)'ın "Kullarım!" hitabı
Al-i İmran 79. ayete göre;
resuller de dahil hiç bir kulun insanları kendine kul etmesi ve "kullarım" demesi mümkün değildir. (Hiçbir insanın Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra insanlara "Allah'ı bırakıp bana kul olun" demesi mümkün değildir. O ancak "Okuyup-okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitab'a göre Rabbaniler (Rabbe halis kullar) olunuz (deme görevindedir)." (3-Âl-i İmrân 79)

Pek çok ayette geçen
"De ki!" buyruğu, resule muhatabına iletmesi gerekenleri söylerken, bu ayetlerde geçen "De ki!", "Benden kullarıma de ki, Benim sözümü şöyle aktar ki!" manasındadır.

Bu manada geçen "Kullarım" hitabında,
derin bir merhamet ve koruma var. Bu hitapta, ancak Allah(c.c.)'a kulluk etmek için yaratıldığı bilincine karşılık, Rabbimizin o kulu sahiplenmesi var. Bunu hisseden bir kul, o hitabın arkasından gelen buyruğu daha bir itina ile dikkate alır, daha bir özenir diye düşünüyorum. Düşünsenize! Siz Allah(c.c.)'a Rabbim! diyorsunuz ve Allah(c.c.) bize "Kulum!" diyor... Bu nasıl bir hitaptır diye insanın adeta içi titriyor.

Şunu da hatırlamalı;
Kur'an'da İbrahim(a.s.)'ın "Babacığım!", Yakup(a.s.)'ın Yusuf'a "Yavrucuğum" ve diğerlerine "Oğullarım!" yine Lokman(a.s.)'ın "Oğulcuğum!" diyerek söze başlaması muhataba nasıl bir kıymet verme ise Rabbimizin "Kullarım" hitabı muhteşem bir hitaptır. Rabbim bizleri de bu hitabı işitip itaat edenlerden eylesin. Ve Fecr 29'da "Cennetime gir, kullarımın arasına gir" hitabını işitenlerden de...
Yorum yap yorum