Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Birlikte değerlendirelim-3 / Rahmetim Gazabımı Geçti



Birlikte değerlendirelim-3 / Rahmetim Gazabımı Geçti

Selamunaleyküm
Mehmet hocam çalışmalarınızı dikkatle ve takdirle izlediğim için anlamakta zorluk çektiğim "Rahmetim gazabımı geçti.." hadis-i kutsisini sormak istiyorum. Bazı kesimler "Allah'ın zatında bir değişiklik olmaz ve böyle bir söz Kur'an'da yok" diyerek bu hadis-i kutsiyi reddederken, bazı kesimler bu hadis-i kutsiden hareketle Allah'ın herkesi affedeceğini ve cehennemliklerin bile ateşte ebedi kalmayacaklarını öne sürüyorlar. Bu konuda nasıl düşünmemiz gerekir?                <<< Abdullah >>>

Ve aleykümselam
Abdullah kardeşimizin bu önemli sorusunu yine siz kardeşlerimizin değerlendirmesine açıyoruz. Yukarıdaki soruyu Kur'an'ın ışığında ve Kur'an bütünlüğünde nasıl değerlendirmemiz gerekir?
                                                        <<< Mehmed ALAGAŞ >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [42]

Salih İnsan
16.01.2016 06:10
Allahın Rahmeti
"Rahmetim gazabımı geçti.." hadis-i kutsisini. "Allah'ın zatında bir değişiklik olmaz ve böyle bir söz Kur'an'da yok" diyerek reddedmek, yanlıştır. Çünkü Rahmet ve Gazap Allahın zatıyla ilgili değil sıfatıyla ilgilidir ve sıfatlarda olaya göre değişimler olabilir. Mesela benim uzun boylu oluşum zatımla ilgilidir ve değişmez, yumuşak huylu oluşum sıfatımdır bazı durumlarda kızgın olmama engel olmaz.
Yine bu hadis-i kutsiden hareketle Allah'ın herkesi affedeceğini ve cehennemliklerin bile ateşte ebedi kalmayacaklarını öne sürmek yanlıştır. Çünkü Allahın Adalet sıfatı da vardır buda suça ceza vermeyi ve sözünde durmayı gerektirir. Ki Allah bazılarının ebedi cehennemlik olacağını bildirmiştir.
İnşirah Melal
07.01.2016 12:29
Rahmeti gazabını geçmiş olan Rabbimize hamdolsun.
Değerli hocam,
Zeyd kardeşimizin gündeme getirip sorduğu"sabır" esmasının söz konusu yorumunuzda altını çizdiğinizde benim de dikkatimi çekmiş, lakin yeterince idrak edemediğim, anlamakta zorlandığım sabır esması hakkındaki kısır bilgimle, meseleyi sadece "sabretmesi dahi rahmettir" gibi anlayıp konuyu da dağıtmamak için fazlasını sormamış/sorgulamamıştım.

Son yaptığınız açıklamalarınız, SABIR esması hakkında ufkumu genişlettiği, taşları yerine oturttuğu gibi, benim açımdan "Rahmetim gazabımı geçti" ifadesine dair yaptığımız değerlendirmeleri de taçlandırmıştır.

Rabbim sizden ve değerlendirmeleriyle katkıda bulunan tüm kardeşlerimden razı olsun inşaallah..

Kendi adıma çokça istifade ettiğim "BİRLİKTE DEĞERLENDİRELİM" bölümünün devam etmesini ümit ederken, takipte kalıp değerlendirmelere sessiz bir şekilde iştirak eden kardeşlerimize de selamlarımı sunuyorum.
Mehmed Alagaş
07.01.2016 11:44
Ve aleykümselam
“Yaratılış ve insanlık tarihi” çalışmamızda alemlerin Rabbi olan Allah’ı kendimize göre tanımlamanın yanlışlığını ve Allah'ın böylesi tanımlamalardan çok yüce ve çok münezzeh olduğunu belirttikten sonra şunları söylemiştik.,

“Fakat ne yazık ki böylesi yanılgılara düşülebilmekte ve insanlara Rabbimizi tanıtmayı amaçlayan esma-ül hüsna kitablarında bile, Allah’a ait birçok esma, bu esmanın insanlara yansıyış biçimine göre tarif edilmektedir. Mesela Es Sabr olan Rabbimiz, hiç kuşkusuz ki sabır sahibidir. Ancak Rabbimizin sabrını, kendi sabır anlayışımıza göre açıklayıp, kendi sabrımıza göre tanımlayamayız. Çünkü bizim sabır anlayışımız ve sabır amelimiz, zaman ve mekan içinde gerçekleşmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, Mısır dönemindeki İsrailoğulları Firavun’a ve Firavun’un zulmüne uzun yıllar sabretmişlerdir. Şimdi bundan hareketle “Rabbimiz de Firavun’a ve Firavun’un zulmüne uzun yıllar sabretmiştir” diyemeyiz. Çünkü zamandan ve mekandan münezzeh olan, Firavun’un doğumunu, helakını ve cehennemdeki akibetini aynı anda gören Rabbimizin Sabır esması, bizlerdeki bu sabır anlayışının çok ötesinde ve çok farklı ufuklarındadır.”

Sabır, sabrın mahiyeti ve Allah’ın sabrının ne olduğu hiç kuşkusuz ki Kur’an-ı Kerim bütünlüğünde araştırılması gereken bir husustur. Mesela müşriklerin ve kafirlerin yaptıklarına karşı Resullah (s.a.v.)’e sabrı öğütleyen Rabbimiz, bu sabrın kolaylaşması için Efendimiz (s.a.v.)’e “Onların ateşin üzerinde durduruldukları zaman "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık" dediklerini bir görsen. (6-En'am 27)” buyurmaktadır. Müşriklerin ve kafirlerin yaptıklarına karşı kızan, öfkelenen ve onlara sabretmekte zorlanan bir kimse, onların cehennemdeki akibetlerini imanla gördüğü ve dikkate aldığı zaman bu öfkeleri ve kızgınlıkları ateşi gören buz gibi erimez mi, sabretmenin bütün zorluğu ortadan kalkmaz mı? Kalkar, öyle bir kalkar ki onlara sabretmekte zorlanan insan, onlara sabretmeyi bir kenara bırakarak onlara acımaya başlar.

Peki bu gerçeklikten hareketle alıntıda da belirttiğimiz gibi yaratılmış ve yaratılacak bütün müşriklerin, bütün kafirlerin doğumlarını, yaşamlarını ve cehennemdeki akibetlerini aynı anda gören Rabbimiz için “Rabbimiz bunların yaptıklarına sabrediyor” diyebilir miyiz? Sabır bizler için zamanla alakalı olan ve şimdiki zamandan sonraya uzanan bir eylem olduğuna göre, aynı sabır tanımını zamandan ve mekandan münezzeh Rabbimiz için yapabilir miyiz?

Ki meselenin Yaratıcı ve yaratılmış arasındaki fark boyutuna hiç değinmedik. Bana meselenin o boyutunu da hatırlatan Gülsüm kardeşiniz, konuyla ilgili olarak beşeri bir örnek vererek “Yüce bir dağ “Ben senin büyüklüğünü kabul etmiyorum” diyerek yamacındaki birkaç kum zerresini kemirerek yok edeceğini zanneden bir karıncaya niye kızsın, ona niye öfkelensin, ona niye sabretsin ki?” demişti.

Meselenin bu boyutuyla ilgili benzer bir hadiseyi umre için ilk uçağa bindiğimde ben de yaşamış ve yerden birkaç kilometre yükseldikten sonra kesme şekeri büyüklüğünde gözüken evleri ve evlerin içindekileri düşündüğüm zaman bana güzel bir yol arkadaşı olan Mehmed Can’a dönerek “Bak Mehmed, bu evlerden birinde bir adam burnunu göğe doğru kaldırarak Rabbimize “Ben senin yüceliğini kabul etmiyorum” diyor. Yerden birkaç kilometre yükseldikten sonra gülünçlüğünü farkettiğimiz bu duruma, bir de arşı yaratan Rabbimizin katından bak” demiştim.

O halde bütün bunları dikkate alarak yaratılmışların isyan düzleminde tüm yaptıklarından, yapacaklarından hiç etkilenmeyen, bütün bunlardan müstağni ve münezzeh olarak gerçekten sabır sahibi olan Rabbimizin sabrını nasıl anlayabiliriz? Bu konuda korka korka konuşan ve genellikle susmayı tercih eden Mehmed abinizin meseleyi anlamak isteyen kardeşlerine nasihatı, Kur’an-ı Kerim’i esas alarak aşağıdaki soruların Kur’ani cevaplarını güçleri nisbetince araştırmaya çalışmalarıdır.,

“Mutlak ve kamil anlamda Sabır sahibi olan Rabbimizin mahiyetini idrak edemediğimiz muhteşem sabrı, acaba Kendi zatında ve Kendi zatına da yönelik midir? Bizlere “Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah sabredenlerle beraberdir. (2-Bakara 153)” buyurarak sabrın güzelliğini ve sabretmemiz gerektiğini beyan eden şanı yüce Rabbimiz, acaba bizlere sabrı tavsiye ederken Kendi zatına da sabırla yaklaşan, bu sabrını rahmet içerikli esmalarına yönelterek rahmetini değil, gazap içerikli esmalarına yönelterek gazabını sınırlandıran ve bu nedenle bizlere “Rahmetim gazabımı geçti” müjdesini veren bir Rab mıdır?”

Bu sorular istikametinde Kur’ani tefekkürlerle gücü nisbetince araştırma yapan Mehmed abiniz geldiği nokta itibariyle “O Rahman’a, O Rahim’e, O Tevvab’a, O Gafur’a, O Şekur’a, O Vedud’a …….. nasıl şükredebileceğini, nasıl hamdedebileceğini hiç bilmediği için “Sana Senin layık olduğun gibi hamdolsun, Sana Senin layık olduğun gibi şükürler olsun Ya Rabbi” demektedir. “Rahmetim gazabımı geçti” hadis-i kutsisiyle ilgili olarak yaptığımız bu kısa paylaşımları yeterli görüyor, “Müsadenizle” diyerek bu başlıktan ayrılıyorum.
Zeyd Der Ki..
06.01.2016 16:36
Sabır esması?
Mehmed abinin “İfrat ve tefrit olan meseleri değerlendirme usulü” başlığında yazdıklarından hareketle, bu meselede bazı kardeşlerimizin asırlardır ifrat ve tefride düşme gerekçelerinin en önemlileri teker teker açıklandıktan ve bunlara cevap verildikten sonra hadis-i kutsiyle ilgili olarak şunu sormak istiyorum.

Mehmed abi son yorumlarında “Zaten “Rahmetim gazabımı geçti” meselesinin Kur’an’daki bir cevabı da, Rabbimizin esmalarında görebileceğimiz bir cevaptır. Rahman, Rahim, Tevvab, Gafur, Rauf gibi rahmetle açık alakalı esmalarının dışında kalan ve esmaların büyük çoğunluğunu oluşturan Adil, Hakim, Aziz, Kerim gibi diğer esmaları da rahmet içeriklidir. Ki bizler için büyük bir rahmet kaynağı olan Sabır esması da buna dahildir.” dedi. Rahmet içerikli esmaların, gazap içerikli esmalardan fazla olması gerçekten bu konuya bir başka boyuttan cevap niteliğindedir.

Mehmed abi cümlesinin sonunda “… Ki bizler için büyük bir rahmet kaynağı olan Sabır esması da buna dahildir.” demektedir.

Kimseden bir itiraz gelmediğine göre bu cümle kardeşlerimiz tarafından anlaşılır bir cümle olmuştur. İşte ben bu cümleyi anlayan kardeşlerimizden Sabır esmasının bizler için neden büyük bir rahmet kaynağı olduğunu ve “Rahmetim gazabımı geçti” hadis-i kutsisi ile ilgisini kısaca açıklamalarını bekliyorum.
Gülsüm Alagaş
06.01.2016 12:19
Selamunaleyküm
Fatma kardeşim peygamberler de bir insandır.

Rahmet eden peygamberlerin de bizler gibi nefsi olmasa da, dünyevi olmasa da uhrevi beklentileri vardır. Bizler gibi bir insan olan Resulullah (s.a.v.)’i rahmet etme konusunda elbette kendimizden farklı ele almamız gerekir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah (s.a.v.), hiç kuşku yok ki bu muazzam misyonu yerine getirebilecek kimliğe, kişiliğe, hasletlere sahipti.

Mesela bizler çocuklarımıza düşkünlüğümüzden dolayı onlara geniş bir merhametle yaklaşırken, Resulullah (s.a.v.)’deki bu düşkünlük, bu düşkünlükten kaynaklanan merhamet bütün bir insanlığa, tüm müslümanlara karşıdır.

Andolsun ki size kendi içinizden bir Resul gelmiştir ki sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size pek düşkün, mü'minlere karşı (rauf ve rahim özelliklidir) şefkatli ve merhametlidir. (9-Tevbe 128)
Fatma Ceren
05.01.2016 15:16
Ve Aleyküm Selam
Gülsüm ablanın açıklamalarından çok istifade ediyorum. Allah(c.c.) kendisine rahmet etsin. İnsanların merhametine değinmişken bir sorum olacak. Aynı zamanda birer insan olan peygamberlerin, diğerlerine nazaran çok daha fazla rahmet edebilmeleri nasıl açıklanabilir? Mesela, "(Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." (21-Enbiyâ 107) ayetini açıklamalarınız ışığında nasıl anlamalıyız?

Teşekkür ederim.
Gülsüm Alagaş
05.01.2016 14:15
Selamunaleyküm
Öncelikle haklarınızı helal ediniz. Bilmiyorum belki biraz geç oldu fakat İnşaallah bu da hayır. Zor bir meselenin mümkün olduğunca kolaylaştırılarak işlendiğini görüyorum. Rabbimizin esmalarını içeren bu önemli konuda yeterince anlaşılamayan hususlar olabilir. Bir kardeşiniz olarak bu esmayla ilgili konuları değerlendirirken, Mehmed hocamızın şu sözlerini dikkate almamız gerekir diyorum.

“Rabbimize ait bazı esma ve sıfatların, farklı ve sınırlı bir içerikte bizlerde de bulunmasının, bizler açısından hem müsbet ve hem de menfi sonuçları olmaktadır. Bu özelliklerin sınırlı da olsa bizlerde olmasının müsbet sonucu, Rabbimizin esma ve sıfatlarının bizim için çok genel anlamda anlaşılabilir olmasıdır. Mesela Rabbimiz bizlere görme, işitme veya sabır özelliklerini vermeseydi, Rabbimizin Basir, Semi ve Sabır sıfatlarının en genel anlamda bile ne olduğunu anlayamaz ve bu anlaşılmazlık içinde “Görmek, işitmek ve sabretmek de neyin nesidir?” derdik. Ancak benzer özellikler sınırlı bir içerikte bizlerde de olduğu için, Rabbimizin bu esma ve sıfatları hakkında genel ve doğru bir anlayışa sahip olabiliyoruz. Meselenin müsbet yönünde atılan ilk adım ve bu ilk adımın müsbet sonucu budur.

Bu özelliklerin bizlerde de olmasının menfi sonucu ise, bu müsbet yönde ikinci adımı atmamız ve kendimizden hareketle Allah’ın esma ve sıfatlarının mahiyetini Rabbe özel olarak tanımlamaya kalkışmamızdır. İşte durmamız ve haddimizi bilerek duraksamamız gereken nokta budur. Çünkü ilk adımı atmamız ve kendimizden hareketle Rabbimizin esma ve sıfatları hakkında çok genel bir anlayışa sahip olmamız ne kadar doğru ise; aynı istikamette ikinci adımı atarak yine kendimizden hareketle Rabbimizin esma ve sıfatlarını O'na özel bir içerikte tanımlamaya kalkışmamız, o kadar yanlıştır. Bu yaklaşım Allah’ı Kendi Zatına göre tanımak değil, alemlerin Rabbi olan Allah’ı kendimize göre tanımlamak olur!. Oysa Allah bizlerden ve bizlerin böylesi tanımlamalarından çok yüce ve çok münezzehtir…”

Bu yazılanlar istikametinde rahmet meselesini düşündüğümüz zaman bizlerin rahmet etmesiyle, alemlerin Rabbi olan Allah’ın alemlere rahmet etmesini birbirine karıştırmamamız gerekir. Çünkü tartışmaya açılan bir konuda öncelikle konuyu oluşturan kavramların tanımlarından başlamak yolu da yolcuyu da rahatlatacaktır. Bu noktada “Rahmetim gazabımı geçti hadis-i kutsisini değerlendireceksek, işe rahmetten başlamalıyız. Allah’ın rahmetini anlayabilmemiz için ise işe aşkın bir varlık olan Allah’tan değil, bizden, biz insandan başlamalıyız. Anlayışımız arttıkça da yaratılmıştan Yaratana geçeriz.

Rahmet kavramı merhamet, yufka gönüllülük, acıyı paylaşma, yardım ve şefkat etme gibi manaları bünyesinde barındırır. Peki biz insanlardaki merhametin sebebleri nelerdir? Yani bir insan bir diğerine neden merhamet eder? Cevaba en küçüğünden başlarsak, başkaları hakkımızda ne düşünür, ne kadar merhametsiz bir insan demesinler diye. Sonra bir gün aynı sıkıntı benim de başıma gelirse, bana da merhamet etsinler diye. Ya da ahirette bir karşılığı olsun veya Allah da bana hem dünyada, hem de ahirette merhamet etsin diyedir. Velhasılı kelam insanoğlu dünyevi ya da uhrevi bir beklentiyle merhamet eder.

Peki insan tüm bunlara kendisi muhtaç olduğu için merhamet ederken, her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah neden merhamet eder? Bu noktada şunu çok iyi anlıyoruz ki biz insanların merhamet etmesiyle, Allah’ın merhamet etmesi arasındaki fark, Allah’ın Samed olmasıyla bizim acziyetimiz arasındaki fark kadardır. Samed esması bildiğiniz gibi herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayandır. Yani bizler merhamet ederken aslında merhamete kendimiz muhtaç olduğumuz için ederiz fakat Allah sonsuz merhamet sahibidir ve merhametin yegane menbaıdır. Meseleyle ilgili bu önemli gerçekleri dikkate almadan ve gereğince düşünmeden “Allah şuna merhamet eder, buna merhamet etmez” demekten sakınmamız gerekir.

Bu arada Süleyman kardeşime En’am 115 ayetine göre El-Adl güzel bir esma olarak, esma-ül hüsnaya dahil olduğunu hatırlatmak isterim. Mehmed hocamızın “En güzel isimler (esmaü'l-hüsna) Allah'ındır… (7-A'raf 180)” ayetinden hareketle Rabbimizin güzel isimlerini 99 esma ile sınırlandırmaması gayet doğrudur. Mesela esma-ül hüsnada Şafi ismi yoktur. Fakat bizler İbrahim (a.s.)’ın “Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur. (26-Şuara 80)” sözlerini de dikkate alarak kamil ve mutlak anlamda yegane Şafi’nin Allah olduğunu hiç kuşku duymadan söylüyoruz.

Bu konuyla ilgili olarak Mehmed hocamıza özellikle son açıklayıcı yorumundan dolayı teşekkür ediyor, hepimizi Allah’a emanet ediyorum.
Bekir Ziya
04.01.2016 20:56
selamun aleykum
Mehmet Abi, aslinda sinirli bir suc icin sinirsiz ceza ile ilgili bir itirazim olacakti size ama, sizin dile getirdiginiz bir aciklamayla vazgecmek durumunda kaldim.Sizin de hatirlattiginiz gibi, cehennemlikler atesi gorunce tekrar dunyaya donsek ve iman edenlerden olsak talebinde bulunduklari zaman, Rabb'imiz, tekrar dondurulseler de yapageldikleri seyi tekrar yapacaklarini buyuruyor. Aslinda sinirli gibi gorunen kufur eyleminin, eger kendilerine imkan verilse sonsuza kadar devam edecegini anliyoruz.
Süleyman
04.01.2016 16:31

Selami kardeşim bende senin gibi sessiz oturanlardanım.Fatma kardeşimle aynı fikirdeyim.Kuran'da Adl esması yoktur inşirah kardeşimle aynı fikirdeyim.Mehmet hocadan Allah razı olsun.
Selami Özcan
04.01.2016 15:12
Selam ve dua ile,
Allah razı olsun Mehmed hocam, son açıklamalarınızdan sonra ben meselenin buraya kadar olan kısmını şimdi daha iyi anladım.

Sınıfın arka sıralarında sessizce oturup, gerek sizin açıklamalarınızı gerek yorumlarıyla konu hakkında katkıda bulunan kardeşlerimi dinleyerek meseleyi anlamaya çalışıyordum. Bu meselede veya benzeri konularda çok katkı yapmasakda sanırım benim gibi sessiz kalıp, dikkatle takip eden kardeşlerim çok vardır diye düşünüyorum.

Yorumlarıyla katkı sağlayan kardeşlerimi yürekten kutluyor ve katkı yapmayan fakat dikkatle dinleyen kardeşlerime de selam ediyorum.

Allah yar ve yardımcımız olsun..
Mehmed Alagaş
04.01.2016 13:00
Ve aleykümselam
Kemal ve İnşirah kardeşime teşekkür ediyorum. İnşirah kardeşimizin önceki yorumunda “Zerre” kelimesinin Kur’an’da geçtiği yerleri ve adalet esasını dikkate alarak getirdiği açıklama, meselenin daha iyi anlaşılmasına ışık tutmaktadır. Ancak meselenin hala o boyutunda kalmamız ve bu önemli konuyu bitiremememiz bana sıkıntı vermektedir. Konuyu ilerletebilmek için ifrat ve tefride düşen kardeşlerimizin bir gerekçesi olan “Süreksiz bir suça, sürekli bir ceza verilebilir mi?” sorusuna Kur’an ışığında açıklık getirmeye çalışmamıza rağmen bu yazdıklarımıza hiç değinilmeyip meselenin önceki boyutunu döne döne değerlendirmek zorunda kalmamız, bizlere bazı meseleleri internet ortamında değerlendirmenin zorluğunu göstermektedir. Arkada kalanları dikkate alarak devamlı arkaya dönmek ve arkadakileri toparlamaya çalışmak, konuyu ilerletmek ve sonuca ulaştırmak isteyen bizler için ne yazık ki mümkün değildir.

Elbetteki bazı meseleleri hemen anlayamayan ve zamana ihtiyaçları olan kardeşlerimiz olabilecektir. Bizler onların bu durumunu anlayışla karşıladığımız gibi onların da bizi anlayışla karşılaması ve muhtemel itirazlarını belirttikten sonra bizleri, bizler için gereksiz olan sürekli tartışmalara çekmemeleri gerekir. Bunu belirttikten sonra konuya devam etmek istiyorum. Benim gibi meselenin ilerlemesini isteyen Zeyd kardeşin önemli sorusu şöyle.,

“Bu hadis-i kutside niye “Rahman esmam Kahhar esmamı geçti” veya “Gafur esmam Cebbar esmamı geçti” buyurulmamışta, “Rahmetim gazabımı geçti” buyurulmuştur?”

Rahmet veya gazap tek bir esmadan kaynaklansaydı, rahmet ve esmanın kaynaklandığı bu iki esma mukayese edilebilirdi. Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi rahmet tüm yaratılmışlar için tek kaynaklı bir nimet değildir. Aynı şekilde gazab da tek esmadan kaynaklanmamaktadır. Şayet rahmet veya gazap tek kaynaklı görülüp, bu iki esmadan biri diğerini geçti buyurulsaydı, hadis-i kutsiyi “Allah’ın zatında değişiklik olmaz” gerekçesiyle reddeden kardeşlerimizin, bu doğru gerekçeden hareketle hadis-i kutsiyi reddetmeleri doğru olurdu.

Kardeşlerimizin bu gerekçeleri doğrudur ancak bu gerekçeden hareketle “Rahmetim gazabımı geçti” hadis-i kutsisini reddetmeleri yanlıştır. Çünkü bu hadis-i kutside “Rahman esmam Kahhar esmamı geçti” veya “Gafur esmam Cebbar esmamı geçti” buyurulsaydı, kardeşlerimizin söylediği gibi Allah’ın zatında bir değişim, bir değişiklik söz konusu olurdu. Oysa hadis-i kutside böyle buyurulmamış, Rabbimizin zatıyla ilgili esmalar mukayese edilip, biri diğerini geçti denilmemiştir. Zaten böyle bir şey de mümkün değildir. Çünkü alemlerin Rabbi olan Allah’ın bütün sıfatları kamildir, mutlaktır, her türlü noksanlıktan, eksiklikten, azlıktan, azalmaktan ve değişimden münezzehtir. Dolayısıyle “Rahmetim gazabımı geçti” hadis-i kutsisinde esmalar değil, esmalardaki iki ayrı tecelli olan rahmet ve gazap mukayese edilmekte ve sonsuz şükürler olsun ki bizlere rahmetin gazabı geçtiği bildirilmektedir.

Dua ile..
Kemal
04.01.2016 00:18

Öncelikle yorum ve sorular için teşekkürler herkese
Bu yazı ve yorumlardan bir çok konuda istifade ettim inşallah, anlamadığım yada yanlış sormaktan veya yanlış söylemekten çekindiğim yerlerde var.

Yıılar önce bir akrabam kuran kursuna gitmeye başlamış ve hocasından öğrendiği üzere büyük bir heyecanla eve gelmiş duyduklarını anlatmaya başlamıştı; Hocasının anlattığı üzere esma ül hüsna yı ezberlerse önce kabir azabından kurtulacak sonrada cenneti kazanacağını söylemişti...
Ben hemen reddetmiş ve cennetin bu kadar kolay olmayacağını söylemiştim.

Yıllar sonra Allah'ın esma ları hakkında bir kaç bilgiye ulaşınca gördüm Allah'ı tanımak için ve Allah 'ın dinini anlamak için Esma'sını da anlamak gerekiyormuş.

Bizler sadece hadislerde değil ayetleri anlamaya çalışırkende hatta günlük yaşantımızdaki olaylarıda konuyu Allah'ın esmaları ile birlikte düşünmemiz gerekiyor.

Bu meseleyi de Allah'ın TEVVAB esma sı ile düşündüğümde bir bakımada
yüreğimizdeki umudunda perçinlendiğinide görüyorum.
Tabi gerçek bir tevbe ile...
Fatma Ceren
03.01.2016 22:34
Selamun Aleyküm
İnşirah kardeş,
zaten başından beri Kur'an bütünlüğünde ulaştığımız sonuç bu. Yani, Allah'ın yaratılmışlara karşı rahmetle yaklaşımı -ki bu zaten esması gereği- azabla yaklaşımından fazla.

Beni takıldığım iki husus hala geçerliliğini koruyor. Birincisi, "geçti" ifadesi, ki bu bizi ilginç mukayeselere zorlayan bir ifade.

Diğeri ise kafirlere ahirette rahmet edileceği ve bunun adaletle hükmedeceğiyle açıklanması.

Araf suresi 134'ten ve 162'ye kadarki ayetlerde İsrailoğullarının defalarca uğratıldığı azap ve her defasında bir fırsat daha sunulmasından, yani rahmet edilmesinden bahsediliyor. Dolayısıyla ben 156. ayetteki, "... "Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kapsamıştır. (Ahirette ise) onu (rahmetimi) korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere mahsus kılacağım." ayetindeki, "azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyi kapsamıştır" ifadesinin, yalnız dünya hayatına mahsus olduğunu düşünüyorum. Siyak ve sibak dikkate alındığında, her şeyin rahmetle kuşatılması sadece dünya hayatına mahsustur. Ziraayetin devamında bu rahmetin, ahirette yalnız müminler için devam ettirileceği barizdir.

Diye düşünüyorum, şimdilik...
İnşirah Melal
03.01.2016 21:26
Ve aleykümselam
Eyvallah hocam Allah razı olsun...
Zeyd kardeşimizin ve Fatma ablanın sorusunu ve dahi yorumların bütününü dikkate aldığımızda sanırım esma-ül hüsna'nın kendisi anahtar niteliğinde.

Bir yorumunuzda demiştiniz ki;
"Rahman, Rahim, Tevvab, Gafur, Rauf gibi rahmetle açık alakalı esmalarının dışında kalan ve esmaların büyük çoğunluğunu oluşturan Adil, Hakim, Aziz, Kerim gibi diğer esmaları da rahmet içeriklidir. Ki bizler için büyük bir rahmet kaynağı olan Sabır esması da buna dahildir."

Eğer esma'dan herhangi biri ile bir diğeri karşılaştırılacak olsaydı, sanırım meseleyi daha farklı şekilde ele almamız gerekebilirdi. Lakin burada "RAHMET" ve "GAZAP" karşılaştırması yapılarak, esasen esma'nın bir çoğunun içeriğinde var olan bir vasıf "RAHMET" ile bir kısmında var olan vasıf "GAZAP" tan söz ediliyor.

Yani Allah'ın RAHMAN'lığı KAHHAR'lığını, GAFUR'luğu CEBBAR'lığını geçmiş ve biri diğerinden daha şiddetli ve güçlü olmuş değil. RAHMET vasfı GAZAP vasfını geçmiş durumdadır ki, yukarıda sizden alıntıladığım bölümde de buna işaret var gibi.

Ben de kendi adıma kardeşlerimizin sordukları soruların cevabını bekliyorum inşaallah..
Fatma Ceren
03.01.2016 20:40
Selamun Aleyküm
İşte benim takıldığım yer de burası! Eğer rahmetin azabı geçmesinden söz edilecekse ve ahirette kafirlere bile rahmet varsayımı doğruysa, niye Esmaül Hüsna'da rahmet ifade eden esmalar varken intikam esması da var?
Zeyd Der Ki..
03.01.2016 20:33
Selamunaleyküm
“Rahmetim gazabımı geçti” hadis-i kutsisini ifrat ve tefrit boyutundaki kardeşlerimizi de dikkate alarak tefekkür ederken, bir hususun açıklık kazanması gerektiğine inanıyorum. Bu hadis-i kutside niye “Rahman esmam Kahhar esmamı geçti” veya “Gafur esmam Cebbar esmamı geçti” buyurulmamışta, “Rahmetim gazabımı geçti” buyurulmuştur?
Mehmed Alagaş
03.01.2016 20:11
Selamunaleyküm
Ve aleykümselam İnşirah kardeşim
Meselenin ifrat ve tefrit boyutunu dikkate alarak bu kesimlere yönelik konuşmalarımız, karşı tarafı yeterince anlayamayan bazı kardeşlerimizin kafasını karıştırmış olabilir. “Cehennem ebedi olmayabilir” diyen kesimler, bu hadis-i kutsiyle birlikte “Allah’ın rahmeti herşeyi kuşatmıştır” ayetini ve bu meseleye dünyadan değil arştan bakan meleklerin “Arş'ı taşıyanlar ve çevresinde bulunanlar Rablerini hamd ile tesbih ederler. O'na iman ederler ve iman edenlere mağfiret (bağışlanma) dilerler (ve derler ki) "Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır…(40-Mü'min 7)” sözlerini de dikkate alarak “Allah’ın rahmeti herşeyi kuşatmışsa hiçbir kul bunun dışında değildir ve cehennem ebedi olmayabilir” demektedirler. Bazı ayetlere dayanarak yanlış bir sonuca ulaşan bu kardeşlerimizi muhatab aldığımız zaman ya dayanaklarını ortadan kaldırmak için “Allah’ın rahmeti herşeyi kuşatmıştır ama ….” diyerek bu ayetin zahiriyle bağdaşmayacak tevillerde bulunacak, ya da bu ayetin zahirini kabul edip ulaştıkları sonucu reddederek “Onlar için bir rahmet söz konusuysa, bu rahmet onlar hakkında verilen hükümdeki adaletten kaynaklanan rahmettir. Herşeyi kuşatan Allah’ın rahmetinden onların nasibi budur” diyeceğiz. Kendilerini değil, ifrat ve tefride düşenleri muhatab alarak söylediğimiz bu sözü bazı asabiyetlerle kabul etmeyen ve “Onlar için hiçbir rahmet söz konusu değildir…” diyen kardeşlerimiz elbetteki olabilir. Zaten onlara da itiraz etmediğimizi ve yaklaşımlarını anlayışla karşıladığımızı belirttik.

Adl isminin esma olup-olmaması konusunda tereddüte düşmene gerek yok. Şanı yüce Rabbimizin isimleri, sadece Kur’an’da zikredilen isimler değildir. “En güzel isimler (esmaü'l-hüsna) Allah'ındır… (7-A'raf 180)” buyruğuna göre Adl gibi her güzel isim, bu isme kamil ve mutlak anlamda sahip olan Allah’a aittir. Artık konumuza devam edelim..

Dua ile..
İnşirah Melal
03.01.2016 18:55
Selamaleykum
Birkaç gündür mazeretlerim sebebiyle konudan uzak kaldım. Lakin şimdi yorumları okuyup değerlendirdiğimde epey istifade ettiğimi söyleyebilirim. Özellikle hocamın meseleyi ifrat ve tefrit boyutundan ele alması başlangıçta "topuzun ucunun kaçması" ifadesiyle dile getirmeye çalıştığım ve "İYİ NİYET" ile başlayıp "KÖTÜ SÖYLEM"e, batıl tevile dönüşen yaklaşımların neden ve nasıllarını ortaya koymuş gibi gözüküyor.

"Kafirler için ahirette bir rahmet söz konusuysa" varsayımı sadece bir varsayım mıdır, bundan emin olmadığımı söylemek isterim. Zira yanlışım varsa düzeltin ama ben Kur'anda "ADL" esması ile karşılaşmadım. Yani Kur'an ayetlerine dayanarak ve adaletin bizler katındaki manası ile "ALLAH ADİLDİR" diyebilir miyiz, emin değilim.

Allah adaleti emreder. Allah adil olanları sever. Allah kimseye zulüm ve haksızlık da etmez. Lakin Kur'an bütünlüğünde meseleyi ele alıp, adaletin bizdeki karşılığı ile verilen ödül ve cezaya baktığımda, Ne cennetliklere verilenler RAHMETSİZ bir karşılık, ne de cehennemliklere verilenler RAHMETSİZ bir ceza gibi gelmiyor bana.. Yani ne cennetliklerin amellerinin karşılığı adaletle ele alındığında o kadar eder, Ne de cehennemliklerin amellerinin karşılığı adaletle ele alındığında bu kadarı yeter.

Ayetleri incelediğimde yapılan işlerin karşılığını görmek anlamındaki ayetlerde "KARŞILIK" ifadesinin geçtiği yerlerde "ZERRE" ifadesinin geçmemesi, "ZERRE" ifadesinin geçtiği yerlerde ise "KARŞILIK" ifadesinin geçmemesi ve açıkça "ALLAH ADİLDİR" şeklinde bir beyan ile karşılaşmamış olmam bu kanaatimi güçlendirmiş olabilir.

Bu manada değerlendirdiğimde ise sanki bu hadis-i kudsi bizlere ALLAH'IN ADALETİ'ni tanımlıyor. Ve el-ADL esmasını bu şekilde anlamamızı söylüyor.

Başta da söylediğim gibi yeterli bir araştırma yapmadan ya da yanlış bir metot ile yaptığım araştırmada yanılmış olabilirim. Şayet böyle bir durum söz konusu ise rücu etmeye hazırım. Yok eğer dediğim gibi meselenin ADALET boyutu ve bu kavramın Kur'an daki kullanımları konusunda araştırmam doğru ise zaten çelişkiden uzak olan bir kitabın bizleri ifrat ve tefrit uçlarında yaşanacak çelişkilerden kurtardığını söyleyebiliriz.

Bahsettiğim ayetlere bir kaç örnek;

Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür. Kim de zerre ağırlığınca bir şer-kötülük işlerse onu görür. (99-Zilzâl 7-8)

Gerçek şu ki Allah zerre kadar haksızlık yapmaz. (Zerre ağırlıkta) bir iyilik olursa, onu kat kat artırır ve Kendi katından büyük bir ecir-mükafat verir. (4-Nisâ 40)

(Bütün bunlar) Allah'ın herkese yaptığının-kazandığının karşılığını vermesi içindir. Allah, hesabı pek çabuk görendir. (14-İbrahim 51)

Bugün her nefis kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm (haksızlık) yoktur. Şüphesiz ki Allah hesabı çabuk görendir. (40-Mü'min 17)
Mehmed Can
03.01.2016 18:00
Selamunaleyküm
Mehmed abinin son yorumları zihnimdeki soru işaretlerini de gidermiş ve konuyu daha da açık bir şekilde ortaya koymuştur. Lakin ben kendi adıma Mehmed abinin başka bir yere gelmek istediğini ve meselenin bambaşka hikmetlerinin de olduğu zannına kapıldım. Bu yüzden ilgiyle takip etmeye devam ediyor ve değerli kardeşlerimin yorumlarıyla zenginleşen bu konudan istifade etmeye çalışıyorum.

Ayrıca Mehmed abinin zikrettiği "meseleyi sadece dikkatle takip edip, bir şeyler söylemekten çekinen" kardeşlerinizden biri olduğumu söyleyebilirim. Fakat buna rağmen en azından varlığımı hissettirmek ve sınıfta olduğumu bildirmek adına arada ses vermeye gayret ediyorum. Bu vesileyle benim durumumda olan kardeşlerimin de arada ses vermesinde hayır görüyor ve tavsiye ediyorum.

Saygı ve selamlarımla.
Mehmed Alagaş
02.01.2016 16:54
Ve aleykümselam
Doğru söylüyorsun Fahri kardeşim. Allah’ın verdiği hükümlerdeki adalette rahmet olduğunu kabul etmelerine rağmen kafirler için verdiği hükümlerdeki adalete rahmet demekte tereddüt eden kardeşlerimi ben de anlayışla karşılıyorum. Sorunla ilgili olarak son yorumumda “Ceza suçun mahiyetine göredir. Dünya hayatıyla sınırlı olan bir suça, sınırsız bir ceza verilmeyebilir” yaklaşımından hareketle “Cehennem azabı ebedi olmayabilir” diyen kardeşlerimizden bahsetmiştim. Bu görüşte olan kardeşlerimize Kur’an-ı Kerim’i esas alarak üç ayrı boyuttan cevap verilebilir.

Birinci olarak bu kardeşlerimize sormak isteriz ki kendilerine göre sınırlı bir suç işleyen kafirler ve müşrikler tekrar dünya hayatına döndürülecek olsalardı aynı suçu yine işlerler miydi? Bu sorunun cevabını fazla düşünmeye gerek yoktur. Çünkü sorumuzun cevabını her şeyi hakkıyle bilen Rabbimiz açıkça bildirmektedir.,

”Onların ateşin üzerinde durduruldukları zaman "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık" dediklerini bir görsen. Hayır, önceden saklı tuttukları (gizledikleri inkar nedenleri) kendilerine açıklandı. Eğer geri çevrilselerdi, kendilerine yasaklanan şeylere (bu nedenlerle) yine döneceklerdir. Çünkü onlar gerçekten yalancıdırlar. (6-En'am 27.28)”

Peki bu kimseler bir değil binlerce kez geri döndürülseydi durum değişecek miydi? Elbetteki hayır. Çünkü bu kimseler İslam fıtratı üzere yaratılmalarına rağmen şirk ve küfre dayalı tercihlerini hiç değiştirmeyecek, sürekli işleyecek olan böylesi kimselerdir. O halde yaşadıkları tek dünya hayatına bakarak “Bu kimseler sürekli olmayacak sınırlı bir suç işlemiştir” diyemeyiz.

İkinci olarak şunu bilmeliyiz ki kafirlere ve müşriklere verilen ebedi ceza, suç işlendikten sonra belirlenen, suç işlendikten sonra tebliğ edilen bir ceza değildir. Cezanın yani cehennem azabının ebedi olduğu bu kimseler daha dünya hayatındayken bildirilmiş ve bunun değişmeyeceği açıkça tebliğ edilmiştir.

Üçüncü olarak ise Kur’an-ı Kerim’deki hesap günü konuşmalarında hiçbir cehennemlik “Ya Rabbi bizler sınırlı bir suç işledik, bize sınırsız bir ceza niye veriyorsun?” dememektedir. Çünkü bu itiraz, ahirette her şeyi ayen beyan gören bu kimseler için hak bir itiraz olsaydı, onlar bu haklarını dile getirir veya kendileri bilmeseler bile Rabbimiz onların hakkını gizlemez ve meselenin bu boyutunu gündeme getirirdi. Dolayısıyle perdelerin kalktığı, herşeyin açıklık kazandığı ahirette böyle bir görüş gündeme gelmiyorsa, bunun çok açık nedeni söz konusu görüş batıl olduğu içindir.

Dua ile..
Fahri Açık
02.01.2016 15:37
S.A.
Mehmet hocam değerlendirme devam etmeyecekmi merak ediyorum. Allah’ın geniş rahmetini düşündüğümde bende kafirlere verilen cezada bile bu rahmet kaynaklı bir sınırlandırmanın olduğunu görüyorum. Böyle görmeyenlerde, kafirler için verilen hükümlerde rahmet yoktur diyenlerde olsun varsın. Bu o kadar önemli değil. Yani öyle düşünülmesi ne bizim ne o kardeşlerimizin imanına bir zarar verir. Benim merak ettiğim sınırlı bir suça sınırsız bir ceza verilirmi konusu. Bunu savunanlara ne denir?
Mehmed Alagaş
01.01.2016 16:50
Selamunaleyküm
Kur’an’a yaklaşım ve ayetleri değerlendirme noktasında kendilerini takdir ettiğim bir çok kardeşimin bu meseleyi sadece dikkatle takip ettiğini fakat bir şeyler söylemekten çekindiklerini görüyor ve bunu gayet iyi anlıyorum. Çünkü bizim anlayışlarımızın çok ötesinde olan şanı yüce Rabbimizin esmalarıyla ilgili bazı açıklamalarda bulunurken benim de ödüm kopuyor ve konuşmaktan ziyade susmayı tercih etmek istiyorum. Ancak Kur’an-ı Kerim’de bildirilen esmalardan hareketle Rabbimizi biraz daha iyi tanıyabilmek umudu ve gerekliliği bizleri Kur’an çerçevesinde tefekkür etmeye ve O’nu tanıma noktasında çok aciz kullar olsak da ulaşabildiğimiz sonuçları kısmen paylaşmaya sevkediyor.

Abdullah kardeşimizin sorusundan da anlaşılacağı üzere “Rahmetim gazabımı geçti” meselesi müslümanların ifrat ve tefrite düştüğü ve asırlardır tartıştıkları bir mesele olmuştur. Bu gibi meselelere bize o an için daha makul gözüken ifrat ve tefrit boyutlarından birini esas alarak yaklaşmak, bizleri de asırlardır süregelen tartışmaların içine mahkum edecektir. Herhangi bir konuda ifrat ve tefrite düşerek birbirleriyle cedelleşen kardeşlerimize rahmetle yaklaşmak ve onlara yardım etmek istiyorsak, Davud (a.s.)’a gelen davacıların şu hak ve güzel taleplerine kulak vermemiz gerekir.,

“Davud'un yanına girdiklerinde (Davud) onlardan ürkmüştü. Onlar dediler ki "Korkma. Biz iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi orta yola (itidale) yöneltip-ilet." (38-Sad 22)”

Ne güzel bir talep ve ne güzel bir istek değil mi? Herhangi bir konuda ifrat ve tefrite düşerek birbirleriyle cedelleşen bütün kardeşlerimizden, bizleri orta yola davet eden Kur’an-ı Kerim’e yaklaşırlarken kendi görüşlerini, kendi yorumlarıyla güçlendirecek kısmi ayetlere değil, “Ey Kur’an, şimdi sen aramızda hak ile hükmet ve bizi orta yola (itidale) yöneltip-ilet." duasıyla Kur’an-ı Kerim’in bütününe yönelmelerini ve konuyla ilgili bütün ayetleri ön yargısız bir şekilde tefekkür etmelerini tavsiye ediyoruz.

Uzak durmak istemelerine rağmen kardeşlerinin ifrat ve tefrite düştüğü meseleleri değerlendirmek zorunda kalan müslümanların ise önce önyargılardan uzak müstakil ve uzun çalışmalarla Kur’an-ı Kerim’in o meseledeki orta yol beyanını anlamaları ve daha sonra ifrat ve tefrite düşen kardeşlerine bir şey anlatmak istiyorlarsa, bunları anlatmadan önce kardeşlerini anlamaya çalışmaları gerekir. Bilinmelidir ki herhangi bir konuda ifrat ve tefrite düşen müslümanlar, durup-dururken veya hiç düşünmeden ifrat ve tefrite düşen müslümanlar değildir. Bunlar da düşünmüşler, bunlar da Kur’an’a yönelmişler, bunlar da birçok ayeti tefekkür etmişlerdir. Meseleyi bunlar kadar düşünmeden, bunları anlamaya çalışmadan bunlara karşı çıkmak, en hafif ifadesiyle bunlara karşı bir saygısızlıktır.

Bu kardeşlerimize bir şeyler anlatmak istiyorsak, önemle ve öncelikle bu kardeşlerimizi anlamamız gerekir. Bu kardeşlerimizin içine düştüğü yanılgılar konuyla ilgili bazı ayetleri Kur’an bütünlüğünden kopuk bir şekilde tevil etmekten kaynaklanabileceği gibi konuyu daha iyi anlayabilmek için o konuda gündeme getirdikleri hak bir soruya farkında olmadan makul fakat yanlış bir cevap vermelerinden de kaynaklanabilir. Konuyla ilgili sordukları sorunun hak ve verdikleri cevabın da makul olması, onlarda ne yazık ki bir inanç, bir itikat haline gelebilir.

İşte bu gibi durumlarda yardım etmek istediğimiz kardeşlerimizi iyi anlamak, onların meseleyi hangi ayetlere göre ve hangi sorularla değerlendirdiğini bilmek, yanlış ve eksik yorumladıkları bir ayet varsa buna Kur’an bütünlüğünde açıklık getirmek veya sordukları hak bir soruya makul fakat yanlış bir cevap veriyorlarsa, bu hak soruyu ve sorulma gerekliliğini reddetmeden, bu hak sorunun hak cevabını vermeye çalışmaktır. Elbetteki bu gibi meselelerde orta yolu bulmak ve ortada durmak hiç kolay değildir.

İfrat ve tefrite düşen müslümanlar sadece karşı tarafın tenkid taşlarına muhatab olurken, orta yolda ve ortada duran müslümanlar her iki tarafça karşıda gözüktüklerinden, her iki tarafın da tenkid taşlarına muhatab olurlar. Hele ki bu gibi meseleler her söze ve her görüşe açık internet ortamında değerlendiriliyorsa -ki bu yöntemin doğruluğundan oldukça kuşkuya düşmeye başladım-, bu değerlendirmeye katılan müslümanların çok sakin ve çok dikkatli olmaları gerekir.

Usulle ilgili bu kısa açıklamadan sonra meselemize dönecek olursak, sizin de gördüğünüz gibi öncelikle söz konusu hadis-i kudsiyi Kur’an-ı Kerim’e arzederek, Kur’an’ın tasdik ve teyidini araştırdık. “Böyle bir söz Kur’an-ı Kerim’de yok” diyerek hadis-i kudsiyi reddedenlerin bu sorusuna cevap olmak üzere “Lafzen Kur’an’da olmasa da mana ve Rabbimizin yaratılmışlara olan bütün yaklaşımlarında vardır” sonucuna vardık ve bu sonucu açıklamaya çalıştık.

Daha sonra biraz tefekkür eden Fatma kardeşimiz hadis-i kutsideki “Geçti ifadesinde sıkıntı var” diyerek, farkında olmadan bu hadis-i kutsiyi reddeden kesimin gerekçelerinden biri olan “Allah’ın zatında bir değişiklik olmaz” görüşüne yaklaşmasına rağmen meselenin bu boyutunu daha sonraya bırakarak hadis-i kutsiden ve konuyla ilgili bazı ayetlerden hareketle “Cehennem azabı ebedi olmayabilir” sonucuna ulaşan kesime yöneldik. “Allah’ın rahmeti her zaman, her yerde ve herşeyi, her kulu kapsar” görüşünden hareketle ve “Ceza suçun mahiyetine göredir. Dünya hayatıyla sınırlı olan bir suça, sınırsız bir ceza verilmeyebilir” yaklaşımından hareketle “Cehennem azabı ebedi olmayabilir” diyen kardeşlerimizi anlamaya çalıştık.

Mesele üzerinde gücümüz nisbetince yoğunlaştıkça Rabbimizin lutfuyla “Başlangıç olarak şunu bilmemiz gerekir ki geniş bir anlam yelpazesine sahip olan Allah’ın rahmeti, yaratılmışlar için tek kaynaklı bir nimet değildir. Şanı yüce Rabbimizin Rahman, Rahim, Tevvab, Gafur, Şekur, Vasi, Rauf….. gibi konuyla ilgili bütün esmalarında farklı rahmet tecellileri vardır. Bu esmalardaki rahmet tecellilerinin büyük bir kısmı dünya hayatında bütün yaratılmışları kuşatırken, ahiret hayatında (insanların ve cinlerin dünya hayatında yaptıklarının bir neticesi olarak) Rahman, Rahim, Tevvab, Gafur, Rauf gibi esmalardaki rahmet tecellileri sadece ve sadece bu rahmetlere layık olanları kapsayacaktır.” sonucuna ulaştık.

Meseleye açıklık getirmesi boyutunda yeterince anlaşılmasa da bize göre çok önemli olan bu sonuca ulaştıktan sonra bu sonuç istikametinde “Ahiret hayatında şanı yüce Rabbimizin Rahman, Rahim, Tevvab, Gafur, Şekur, Vasi, Rauf….. gibi konuyla ilgili bütün esmalarından kaynaklanacak rahmet tecellileri sadece mü’minleri kapsayacaktır” dedik. Daha sonra “Allah’ın rahmeti herşeyi kuşatmıştır” ayetinden hareketle hak sorulardan yanlış sonuçlara ulaşan kardeşlerimize cevap olarak kafirler için bir rahmet söz konusuysa Adil ve Hakim esmasındaki rahmetin bir tecellisi olarak sadece “Yaptıklarından başka bir şeyle cezalandırılmayacaklarının” söylenebileceğini belirttik. Zaten “Rahmetim gazabımı geçti” meselesinin Kur’an’daki bir cevabı da, Rabbimizin esmalarında görebileceğimiz bir cevaptır. Rahman, Rahim, Tevvab, Gafur, Rauf gibi rahmetle açık alakalı esmalarının dışında kalan ve esmaların büyük çoğunluğunu oluşturan Adil, Hakim, Aziz, Kerim gibi diğer esmaları da rahmet içeriklidir. Ki bizler için büyük bir rahmet kaynağı olan Sabır esması da buna dahildir.

Bu söylediklerimiz anlaşılmadıysa, konuya sağlıklı devam edebilmek için gereksiz tartışmalara girmeden “Anlaşılıncaya kadar beklemekte hayır var” diyoruz.
Fatma Ceren
31.12.2015 16:43
Selamun Aleyküm
Mehmed abinin "kafirler için bir rahmet söz konusuysa" ifadesi, kesin bir doğruyu değil varsayımı yansıtıyor ve ben bu varsayımı doğru bulmuyorum.

Yani, öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar bir mühlet verilenlerden kafir ve müşrikler; dünyadaki rahmetten başkasıyla ahirette karşılaşacak değildirler. Yaptıklarından başkasıyla cezalandırılmamaları ise Allah'ın rahmetinin ahiretteki tecellisiyle değil ancak Allah'ın Kur'an'daki vaadiyle açıklanabilir.

"Adaletle verilen her hükümde, kafirler için değil ama işledikleri cürümlerden etkilenen herkes/herşey için bir rahmetten bahsedilebilir. Mesela bu dünyada zulme uğrayan kişi için, zulmedenin ahirette cezalandırılması; zulmeden değil mazlum için bir rahmettir." diye düşünüyorum. Şimdilik...
Mehmed Alagaş
31.12.2015 13:50
Ve aleykümselam
Zeyd kardeşimiz bu yorumunda sorulması gereken önemli bir soruyu soruyor. Öncelikle şunu belirteyim ki yorumumun sonunda yer alan o cümleyi, “Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır” ayetinden hareketle cehennemin bile ebedi olmayacağını söyleyenleri muhatab alarak yazmış ve kafirler için bir rahmet söz konusuysa sadece “Yaptıklarından başka bir şeyle cezalandırılmayacaklarını” söylenebileceğini belirtmiştim.

Zeyd kardeşimiz son yorumdan hareketle “Ahirette kafirlere de yansıyan bu rahmet ile ahirette sadece mü’minlere yansıyacak olan rahmet birbirinden farklı şeyler mi?” diyerek meseleye açıklık getirilmesini istiyor. Başlangıç olarak şunu bilmemiz gerekir ki geniş bir anlam yelpazesine sahip olan Allah’ın rahmeti, yaratılmışlar için tek kaynaklı bir nimet değildir. Şanı yüce Rabbimizin Rahman, Rahim, Tevvab, Gafur, Şekur, Vasi, Rauf….. gibi konuyla ilgili bütün esmalarında farklı rahmet tecellileri vardır. Bu esmalardaki rahmet tecellilerinin büyük bir kısmı dünya hayatında bütün yaratılmışları kuşatırken, ahiret hayatında (insanların ve cinlerin dünya hayatında yaptıklarının bir neticesi olarak) Rahman, Rahim, Tevvab, Gafur, Rauf gibi esmalardaki rahmet tecellileri sadece ve sadece bu rahmetlere layık olanları kapsayacaktır.

Mesela A’raf suresindeki Musa (a.s.)’ın “…Bizim velimiz Sen'sin. Öyleyse bizi bağışla, bizi merhametinle esirge, Sen bağışlayanların en hayırlısısın. Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz..” (7-A'raf 155.156)” duasında Rabbimizin Gafur esması muhatab alınarak bağışlanma istenilmekte ve ancak bu istek daha sonra dünya hayatından ahirete de uzanmaktadır. Rabbimiz ise "Azabımı (hak eden herkese değil sadece) dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kapsamıştır..” buyurarak Rahman, Rahim, Tevvab, Gafur gibi esmalarından kaynaklanan rahmetlerinin dünya hayatında her şeyi kapsadığını beyan ettikten sonra “(Ahirette ise) onu (rahmetimi) korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere mahsus kılacağım." diyerek gerekli istisnayı yapmaktadır. Çünkü kafirler ve müşrikler için ahirette bir bağışlanma olmayacağı için bu kimseler Gafur esmasından kaynaklanacak rahmetten faydalanamayacaklardır.

Faydalanacakları bir rahmet söz konusuysa bunun ancak “Yaptıklarından başka bir şeyle cezalandırılmayacaklarını” olduğunu söylememiz ise Adil ve Hakim esmasının bir tecellisi olarak hüküm verenlerin en hayırlısı olan Rabbimizin adaletle verdiği her hükümde hikmet ve rahmet olduğunu bildiğimiz içindir. Nitekim hesap gününde kafirlerin ve müşriklerin yaptıkları cürüm değil, bu cürmü Kime karşı yaptıkları öncelenseydi, cezaları hayal edemeyeceğimiz boyutlarda olurdu.

O’na sığınıyor ve “Elhamdülilillahirabbilalemin” diyoruz.
Zeyd Der Ki..
31.12.2015 11:53
Selamunaleyküm
Mehmed abinin rahmetin her şeyi kuşatmasıyla ilgili açıklaması güzel. Ancak daha anlaşılır kılınmasını istediğim bir husus var. Mehmed abi “…. Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kapsamıştır. (Ahirette ise) onu (rahmetimi) korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere mahsus kılacağım. (7-A'raf 156)” ayetinin mealinde parantez içi açıklamasıyla bu rahmetin ahirette sadece korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Allah’ın ayetlerine iman edenlere mahsus kılınacağını belirtmiş.

Oysa son yorumunun finalinde Kahhar, Cebbar ve intikam sahibi olan Allah’ın kafirleri sadece yaptıklarıyla cezalandırmasının da kafirler boyutundan bir rahmet olabileceğini belirtmiş. Ahirette kafirlere de yansıyan bu rahmet ile ahirette sadece mü’minlere yansıyacak olan rahmet birbirinden farklı şeyler mi?
Fatma Ceren
30.12.2015 20:24
Selamun Aleyküm
Mehmed abinin ışıkta gözünü kapatma örneği konuyu çok güzel açıklıyor. Buna göre, gündüz gözü kapalı yürüyen kişi kafasını ağaca çarparsa kafası, kolunu çarparsa kolu acıyacak. Ne eksik ne fazla. Koşuyorduysa da muhakkak daha fazla canı yanacak Üstelik "Bu ağacı da buraya kim koydu!" deme hakkı yok. Dese bile "Seni de o ağacı da yaratan!" cevabını alacak...

Açıklama için Mehmed abiye teşekkür ediyoruz ancak konu sanırım devam ediyor.

O zaman, rahmetin azabı geçmesi!nden -bu ayette olduğu gibi- Rabbimizin yaratılmışlara olan genel yaklaşımını mı anlamalıyız?
Bekir Ziya
30.12.2015 20:06
Esselamu Aleykum
Hocam Allah(cc) razi olsun. Tipki Hayri ve serri Rabb'imizin yaratmasi ve insanin, ille de serrin pesinden kosup kendi elleriyle beleya ducar olmasi gibi bir durum var ortada. Atesi isteyen insan, belasini bulan yine insan!
Mehmed Alagaş
30.12.2015 13:08
Ve aleykümselam
Son sorum üzerine sınıfta Fatma kardeşimizden başka söz almak isteyen kimse olmadı. Düşünen kimselerin konuşmasında hayır olduğu gibi yine düşünen kimselerin susmasında da hayır vardır. Gelişi güzel konuşmalardan uzak kalınarak Kur’ani duyarlılıktan kaynaklanan bu suskunluğu da takdirle karşıladığımı bildiriyor ve meselenin bu boyutunu kısaca açıklamak istiyorum.

Bekir kardeşimizin gündeme getirdiği gibi Musa (a.s.)’ın duası üzerine Rabbimizin “…. Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kapsamıştır. (Ahirette ise) onu (rahmetimi) korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere mahsus kılacağım. (7-A'raf 156)” buyurması, “Rahmetim gazabımı geçti” meselesinde önemle üzerinde durmamız gereken bir ayettir.

Bu ayetin siyak ve sibakı dikkate alındığı zaman “Rahmetim herşeyi kapsamıştır” buyruğu, önemle ve öncelikle Yaratıcı’nın yaratılmışlara karşı genel yaklaşımını beyan eden bir buyruktur. Bu buyrukta zaman, mekan ve muhatap istisnası getirilmediği için, bu buyruğun dünya ve ahiret hayatını kapsadığını düşünebilir ve “Rahman olan Rabbimizin rahmeti her yerde ve her şeyi kapsamaktadır” diyebiliriz. Burada akıllara gelen soru “Şanı yüce Rabbimizin rahmeti her şeyi kuşattığına göre rahmetten uzak kalan kimselerin durumu nedir?” sorusudur.

Bu sorunun cevabı “Rahmetim herşeyi kapsamıştır” buyruğunda değil, Yaratıcı’nın bu genel rahmetine yaratılmışların yaklaşımlarında gizlenen bir cevaptır. Rahmetten uzak kalan kimselerin durumu, rahmetin onlardan esirgenmesinden veya rahmetin onları kuşatmamasından kaynaklanan bir durum değildir. Nitekim gündüzün aydınlığında gözlerini kapatan kimselerin ışıktan mahrum olup karanlıkta kalmaları, ışığın onları kuşatmadığı anlamına gelmez. Bu kimselerin ışıktan uzak kalarak karanlıkta kalmaları, bu kişilerin kendi tercihlerinden, kendi yaptıklarından kaynaklanmaktadır. Kur’an-ı Kerim’deki “Size isabet eden her musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. (Halbuki Allah, yaptıklarınızın) çoğunu da affetmektedir. (42-Şura 30)” buyruğu, meselenin bu boyutuna açıklık getiren bir buyruktur.

Dünya hayatıyla bağlantılı olarak ahiret hayatına da şamil olan “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” buyruğunun ahiretteki tecellisi kendilerine cennet vaadedilen mü’minler için aşikarken, bu tecellinin kafirlere yansıyan bir boyutu ise gerçek ve mutlak anlamda Kahhar, Cebbar ve zu intikam-intikam sahibi olan Allah’ın (ki bu sıfatların ne anlama geldiğini çok az düşünen mü’minler anında korku yumağı haline gelirler), evet böylesine Kahhar, Cebbar ve intikam sahibi olan Allah’ın kafirleri sadece yaptıklarıyla cezalandırmasıdır.

“Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız. (37-Saffat 39)”
Fatma Ceren
29.12.2015 16:58
Selamun Aleyküm
O halde "Rahmetin her şeyi kuşatması"ndan ne anlayacağız?

Konuyu "Kuşatan" ve "kuşatılan" açısından ayrı ayrı düşünmeli;
"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah her şeyi (ilim ve kudretiyle) kuşatandır." (4-Nisâ 126). Yine "Allah(c.c.), gökleri ve yeri altı günde yaratan, mekandan münezzeh kudretiyle arşı istiva eden, kuşatandır.(Hadid-4)

ayetlerine göre yaratılmışların tümü Allah'a aittir, Allah'ındır. Allah(c.c.) bu dünyada da, ahirete de her şeyi(yeri, göğü, tabiatı, mahlukatı ve bizim bilmediğimiz nicelerini) Kendisi olarak, yani tüm esmasıyla kuşatandır. Her şeyin kuşatılmasını bu minvalde düşünüyorum. Çünkü Kuşatan, mekandan ve zamandan münezzeh olan Allah'tır. Soruda geçen "rahmet" konusunu, zaman ve mekana bağımlı yaratılmışlardan olan insan açısından düşündüğümde; Rahman esmasıyla dünyada başlayan bu kuşatma, ahirette Rahim esmasıyla devam edecektir.

Dolayısıyla Allah(c.c.), rahmeti gereği her şeyi kuşatmaz ama her şeyi kuşatmasının gereği olarak esmasından olan rahmeti her şeye tecelli eder diyebilir miyiz?

Üstelik, yaratılmışların durumları ve tutumları Allah'ın -hangisi olursa olsun- esmasından eksiltmez ya da artırmaz.

Allah'ın sünneti ve yaratılmışlara yaklaşımını dikkate aldığımda helak edilen kavimlerin bile hemen helak edilmediğini görüyorum. Dileseydi hemen de azap ederdi. Allah(c.c.)'ın, kurtuluşumuz için resuller, kitaplar, türlü mucizeler göndermesi ve mesela İsrailoğulları gibi kavimlere defalarca fırsat sunması büyük bir rahmettir. Ancak buna rağmen Allah'ın kapatmadığı rahmet kapısını, kendi eliyle kapatıp diretenlerin üzerine Allah'ın gazabı vardır ve büyük azap da onlaradır. Bu da son aşamadır ki, zaten burada rahmetten bahsedilmez. Son ümmetin ertelenmesi ve cehennemin son varış olması da sünnetullahın bir gereğidir.
Mehmed Alagaş
29.12.2015 14:31
Selamunaleyküm
İki yorumun bu kadar geç yayınlanması İnşaallah bir daha tekerrür etmez. İnşirah ve Fatma kardeşimden sonra Kemal kardeşimin de getirdiği güzel açıklama, söz konusu hadis-i kudsiyi Kur’an’a arzettiğimiz ve Rahman olan Rabbimizin rahmet ağırlıklı yaklaşımlarını gördüğümüz zaman Kur’an-ı Kerim’in bu hadis-i kudsiyi tasdik edip, desteklediğine şahit oluyoruz.

Fatma kardeşimin tefekkür kaynaklı yaklaşımını takdir ediyor, meselenin bu boyutuna ilerleyen aşamalarda değinmemiz gerektiğine inanıyorum. Öncelikli olarak rahmetin gazabı geçmesi olayını, Rabbimizin sünnetini ve yaratılmış aleme yaklaşımını dikkate alarak biraz daha açıklanması için Bekir kardeşimin sözlerinden hareketle sorduğum sorulara açıklık getirebiliriz.
Mehmed Alagaş
29.12.2015 12:12
Ve aleykümselam
Hadis-i kudsi ile ayet arasındaki farka ilişkin olarak İnşirah kardeşimizin yazdıklarını yeterli görüyorum. Elbetteki hadisler ve hadis-i kudsiler de dahil olmak üzere bütün beşeri sözleri Kur’an’a arzedecek, korunmuş yegane Kitab olan Kur’an’ın Kerim’in tasdik, tekzip ve beyanına önem vereceğiz. Şeytan aleyhillanenin tarihi süreçte Efendimiz (s.a.v.)’in sözlerine müdahale edemeyeceğini ve değişik vesilelerle ona yalan isnat etmeyeceğini zanneden kimseler, bu lanetli yaratığın Allah’a bile yalan isnat ettirdiğini ve korunmamış olan semavi kitabları tahrif ettirdiğini dikkate almaları gerekir.

Bekir kardeşimin “Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de “Rahmetinin her şeyi kuşattığını” bildiriyor ki buna gazabı da dahil olmalıdır” sözü elbetteki düşünülmesi ve tartışılması gereken bir sözdür. Bu ayet sadece yaratılmışları muhatab alan bir ayet midir yoksa şanı yüce Rabbimizin zatını da kapsamakta mıdır? Yaratılmışları muhatab alma boyutunda, sadece dünya hayatıyla mı ilgilidir yoksa ahiret hayatı da, cehennem de söz konusu mudur?

Bunların düşünülmesi gerek değil mi?

insandergisi.com:


Mehmed abimizin bu yorumu geldiğinde bizim eksikliğimizden dolayı Kemal ERKENT ve Fatma CEREN kardeşlerimizin yorumları henüz yayınlanmamıştı. Özür diliyor ve tekerrür etmemesi için daha dikkatli olacağımızı bildiriyoruz.

Saygı ve selamlarımızla.
Fatma Ceren
29.12.2015 09:53
Selamun Aleyküm
"Yukarıdaki hadis-i kudsi'yi" değil de "Yukarıdaki soruyu Kur'an bütünlüğünde nasıl değerlendiririz?" ifadesi , Mehmed abinin bu söze temkinli yaklaştığını gösteriyor. Zira Zeyd kardeş de, konuyu aynı mecraya taşımış.

Ayetlerin her harfi korunmuştur, doğruluğu tartışmasız ve kesindir. Bunun dışındaki tüm sözler aktarılagelen sözlerdir ve zaman içerisinde tahribata uğrayabilirler.

Bu bilginin ışığında konuyu tekrar ele alırsak; "Rahmet"e değindik, "Gazab"a değindik de "asıl kafa karıştıran "geçti" ifadesine değinmediğimi kendi adıma düşündüm. Ve bu ifadeyi aslında "geçti" olarak okumadığımı fark ettim. Bilakis "fazladır" gibi okudum, anladım, ya da öyle anlamak istedim. Yani "Rahmetim gazabımdan fazladır, çoktur, geniştir, boldur"... gibi...

Ama "geçti" ye odaklanınca elbette bir tutarsızlık ve çelişki beliriyor. Haşa, "Allah şu kadar rahmet, şu kadar gazap edecekti de, sanki rahmeti gazabını geçip gidiverdi, tam azap edecekken rahmeti geldi onu siliverdi haşa O bile buna şaştı" gibi bir anlam kargaşası doğuyor. Ve dikkat edersek, bütün batıl yorumlamalar buradan çıkıyor.

Dolayısıyla ben Kur'an bütünlüğüne bu sözü arz ettiğimde, rahmet ve gazab mukayesesinde -ya da cümlenin bütününde- değil "geçti" ifadesinde bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Zira bağışlaması, lütfu, keremi bol ve geniş olan Rabbimizin rahmeti bu dünyada her şeyi kuşatır fakat Allah'ın gazabını hak edenlere de azap vardır. Rahim olan Allah(c.c.) rahmetini ahirette yalnız müminlere mahsus kılarken, rahmetinden mahrum kalmışları azaba uğratacaktır.

"Artık o gün hiç kimse O'nun azabı gibi (bir azabla) azablandıramaz."(Fecr-25)

Allah'ın vaadi haktır ve hiç şüphesiz Allah(c.c.) vaadinden dönmez!
Kemal Erkent
29.12.2015 01:14
Selamunaleyküm,
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misali, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren bir tane gibidir. Allah dilediğine (bundan daha fazla) kat kat arttırır. Allah Vasi'dir , Alim'dir (2-Bakara 261)

Bu ayeti kerimede iyi bir amelin yediyüz ve Allah'ın dilemesiyle çok daha fazla değer kazanacağı açıklıkla ortaya konmaktadır.

Kötülüğün karşılığı ise ona denk bir kötülüktür(Şura 40).

Kim bir iyilikle gelirse, kendisine ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan da (uzak) emin kalırlar. (27-Neml 89)

Kim de bir kötülükle gelirse, onlar da (dehşetle bakmakta oldukları) ateşe yüzüstü atılır (ve onlara) "Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?" (denilir). (27-Neml 90).

İyiliklerin karşılığı daha hayırlısıyla karşılanırken, kötülüklerin karşılığı ona denk bir cezadır.Adalet terazisinde iyiliklerin daha fazlasıyla değerlendirilmesi Allahu Teala'nın rahmetinin ağır bastığının göstergesidir.

Diğer taraftan"Hiç şüphesiz Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanları ise dilediğine bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, elbette o çok uzak bir dalalete (derin bir sapıklığa) düşmüş olur. (4-Nisâ 116) ayetiyle Allahu Teala'nın asla affetmeyeceği en büyük cürümün şirk olduğu ortaya konmuştur.Şirk üzere ölenlerin affedilmesi Kur'an'a göre mümkün değilidir.Şüphesiz Allah doğruyu söyler.Bizler de müslümanlar olarak Allah'ın söylediklerine inanmakla mükellefiz. Birilerinin zanlarına değil.

Selam ve dua ile,
Bekir Ziya
29.12.2015 00:06
Esselamün Aleyküm
Allah(cc), Kur'an'da 'Rahmetinin her şeyi kuşattığını'(Araf-156) bildiriyor ki buna gazabı da dahil olmalıdır. Ve yine 'eğer yer yüzündekileri, işlediklerinden dolayı cezalandırsa idi yer üstünde kimsenin kalmayacağını'(Fatır-45) bildiriyor. Demek ki, Allah(cc)'ın, yedi kat cennetle ödüllendirdiği kullar büyüüük bir rahmete nail olmuşlardır. Rahmeti her şeyi kuşatmış olmasaydı cennet diye bir yer olmazdı. Ayrıca, Mehmet Abi'nin de belirttiği gibi Allah Resulunun(sav), 'Allah buyurdu ki.... diye başlayan bir sözünün olma ihtimalini ben de zannetmiyorum. Fakat bu hadis yukarıdaki ayetleri anlam olarak tasdik etmektedir. Dolayısıyla kudsi olmasa da efendimizin bir hadisi olma ihtimali yüksektir.
İnşirah Melal
28.12.2015 20:38
Ve aleykümselam
Zeyd kardeşimizin sorusunun bendeki cevabı şu şekildedir;

Bizler Kur'an ayetleri dışında hiçbir sözü Kur'an'a arzetmeden doğru kabul edemeyiz. Buna "hadis-i kutsi"ler de dahildir. Kaldı ki doğruluğundan şüphe duymasak da "doğru anlamak" için Kur'an ayetlerini dahi Kur'an'ın bütününe arzediyor ve meseleyi anlamaya gayret ediyoruz. Zira elimizdeki kitabın "DOĞRULAYICILIK" vasfı özelde daha önceden gönderilmiş olan HAK kitablar için olsa da genelde söylenen her söz, yazılan her yazı içindir diye düşünüyorum, Yani Müminlerin "MİHENK TAŞI" Kur'an-ı Kerim'dir ve O'na muhalif olan hiçbir söz ve hiçbir yazı doğru değildir. Bunun içindir ki, Allah'ın koruması altında olmayan her söz Kur'an'a arzedilmelidir.

Bu bağlamda 'hadis-i kutsi' ile 'ayet' arasındaki farkı ise iki boyuttan ele almak isterim; DOĞRULUĞUNA İMAN bakımından ele alırsak sanırım şu ayetler ve benzerleri açıklamaya yetecektir;

"...Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?" (4-Nisâ 87)

Hiç şüphesiz ki zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik ve onun koruyucuları da gerçekten Biziz. (15-Hicr 9)

Kendilerine zikir gelince (batıl yorumlarla çarpıtanlar), onlar onu inkar etmişlerdir. O elbette aziz (şerefi yüksek, üstün) bir Kitab'dır. Batıl ona önünden de ardından da gelemez...."(41-Fussilet 41-42)

"Bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?"(77-Mürselât 50)

"İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Sana bunları hak (apaçık gerçek) olarak okuyoruz. Artık onlar Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?" (45-Câsiye 6)

Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı üzere koruma meselesi sadece Kur'an-ı Kerim ayetleri için geçerlidir. Dolayısıyla bu boyuttan ele alındığında "sorulması gereken asıl soru 'hadis-i kutsi ile ayet arasındaki fark' dan ziyade 'hadis-i kutsi ile hadis arasındaki fark' olmalıdır" diye düşünüyorum. Aksi halde MİHENK TAŞI ile ALTIN arasındaki fark sorulmuş olur ki; Eğer soru buysa cevabı da sorunun içindedir.

Farkın diğer boyutu ile ilgili ise "Vahiy Gerçeği Ve Vahyi Gayri Metlüv" başlıklı yazının ışık tutmaya yeteceğini düşünüyor ve o makaleden birkaç bölümü paylaşıyorum;

(http://www.insandergisi.com/vahiy-gercegi-ve-vahyi-gayri-metluv-62h.html)

""....Çünkü diğer muhtemel vahiyler kalbe mana olarak gelirken, Kur'an-ı Kerim'i meydana getiren vahiyler apaçık bir arapça lisanıyla gelmekte ve kendisine bu lisanda okunmaktadır.....""

""....Burada bizler için önemli olan Resulullah (s.a.v.) için kesin hatlarla birbirinden ayrılan vahyi metlüv ve vahyi gayri metlüvün bizler nezdinde de birbirinden ayrılması ve eksiklikten beri olarak tamamlanmış olan Kur'an-ı Kerim'in son harfine kadar kaleme alındığını bilmemizdir. Vahyi gayri metlüv kapsamındaki haberler kıyamete kadar ki Muhammed ümmeti için mutlak bir gereklilik olsaydı, elbetteki eksiksiz ve korunmuş bir Kitab olan Kur'an-ı Kerim'de yer alırdı....""

Not: Bu vesileyle Fatma ablama da cevabından dolayı teşekkür ettiğimi bildiriyor ve takibe devam ediyorum inşaallah..
Zeyd Der Ki..
28.12.2015 12:53
Selamunaleyküm
Bu konu vesilesiyle “Her hadis-i kutsiyi Kur’an’a arzetmeden doğru kabul edebilir miyiz” sorusunu soruyor, bu sorunun açılımı mahiyetinde ayet ve hadis-i kutsi arasındaki farkın kısaca açıklanmasında fayda görüyorum.
Mehmed Alagaş
28.12.2015 12:42
Ve aleykümselam
İnternette “Rahmetim gazabımı geçti..” hadis-i kutsisinden hareketle ne yorumlar yapıldığını araştıran kardeşlerimiz, çoğunlukla Kur’an-ı Kerim’den çok uzak olan yorumlara şahit olabileceklerdir. Hatta hatırı sayılır kimselerin yaptıkları bu yorumlardan birinde “Allah’ın kafirleri yok etmeyip ebedi hayata tekrar diriltmesi bile rahmetinin gazabını geçtiğini göstermektedir..” denilebilmektedir. Bu kimseler ebedi hayata diriltilen kafirlerin Kur’an-ı Kerim’deki “Bizi helak et, bizi yok et” çığlıklarını herhalde henüz duyamayan kimselerdir.

Bu gibi yorumlardan sonra kardeşlerimin konuyu açarken ayetlerden hareketle yazdıklarını saygı ve takdirle karşılıyor, hepsinden Allah razı olsun diyorum. Fatma kardeşimizin “..insanların çoğunun cehennemlik olması demek, Allah’ın gazabının ve azabının çokluğu demek değildir. Bilakis Allah’ın gazaplandığı bazı hususlarda insanların çoğunun azabı hak ettiği anlamındadır” demesi ve daha sonra bu anlamlı sözünü “Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin?” ayet-i kerimesiyle taçlandırması gerçekten çok güzel.

Bununla beraber Fatma kardeşimin şahsında yorum gönderen tüm kardeşlerime şunu hatırlatmak isterim ki konuyla ilgili ayetlerin sadece numaralarını vererek geçmeyin. Bu ayetlerde gördüğünüz genel anlayışı kısaca özetlemeniz ve merkeze koyduğunuz birkaç ayetin mealini vermeniz, yorumlarınızı takip eden yüzlerce müslüman için kolaylık olacak ve her birinin ayrı ayrı ayet meallerine bakmaları gerekmeyecektir.

Kardeşlerime tekrar teşekkür ediyorum..
Mehmed Can
27.12.2015 22:06
Selamunaleyküm
Bu konuyu şimdilik takip ediyorum..
Katkıda bulunan kardeşlerime teşekkür ederim. İstifade ettiğimi bildirmek isterim.
Allah sizlerden razı olsun.
Fatma Ceren
27.12.2015 21:01
Rahman ve Rahim Olan Allah(c.c.)
Allah(c.c.)'ın gazaplanması demek, O'nun öfkesini/kızgınlığını hak edecek bir davranış karşısında öfkenelenip/kızması/hiddetlenmesi demektir. Elbette ki,
"..."Allah'ın gazablanması, sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan elbette daha büyüktür..."(Mü'min-40)

Ve Kur'an'da, Allah'ın nelere gazaplandığı belirtilmiştir. (47/28, 58/14, 48/6, 60/13, 42/16, 16/106, 5/80, 2/90 gibi) Mesela her kim imandan sonra küfre saparsa bunların üstüne Allah'ın gazabı vardır, büyük azap da bunlaradır.

Allah'ın rahmeti ise her şeyi kapsamış, kuşatmıştır."(Allah) buyurdu ki "Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyi kapsamıştır..."(7/156) "Arş'ı taşıyanlar ve çevresinde bulunanlar Rablerini hamd ile tesbih ederler. O'na iman ederler ve iman edenlere mağfiret (bağışlanma) dilerler (ve derler ki) "Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır...."(40/7)

Dolayısıyla bu dünyada bile HER şeyi kuşatan rahmet, elbette ki gazabı hak eden bazı tutum ve davranışlardan çok daha fazladır. Bu davranışı işleyenlerin çokluğu -yani insanların çoğunun cehennemlik olması- demek, Allah'ın gazabının ve azabının çokluğu demek değildir. Bilakis, Allah'ın gazaplandığı bazı hususlarda insanların çoğunun azabı hak ettiği anlamındadır. Zira, "Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin?..."(4/147)

İnşirah kardeşin, bu dünyada mı yoksa ahirette mi sorusuna ise şöyle cevap verilebilir; bu dünyada Allah(c.c.) Rahman sıfatı gereği herkesi ve her şeyi rahmetiyle kuşatırken ve ölüm gelmezden evvel hala bir dönüş fırsatı bile kendi başına bir rahmet iken, Rahim sıfatıyla ahirette sadece müminlere rahmet edecektir. Çünkü Araf 156. ayeti şöyle devam ediyor; "...(Ahirette ise) onu (rahmetimi) korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere mahsus kılacağım."

Şu nüansı da belirtip öyle bitireyim; Allah kuluna gazap etmez ancak insan bunu kendisi hak eder. Rahmete ise -hak ettiği davranışları çokça yaptığı için değil- Allah(c.c.) kullarına rahmeti genişlettiği için kavuşur. Zira "Eğer Allah kazandıkları (günahlar) yüzünden insanları (hemen) hesaba çekecek (karşılığını verecek) olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde (kulluktan sorumlu) hiçbir canlıyı bırakmazdı...."(35/45)
İnşirah Melal
27.12.2015 20:40
Değerli Kemal kardeşim;
Rahmet kavramı üzerine söylediklerinize elbetteki katılıyorum. Lakin benim kastettiğim şey söz konusu rivayetteki "gazabı geçen rahmet"in; dünya hayatında herkesi ve herşeyi kuşatan er-RAHMAN'ın, GAZAPLANDIKLARI kişilere dahi mühlet verip uyarıcılar ve uyarılar göndermesi mi , yoksa hesap görülme anında amelleriyle cenneti hak etmeleri mümkün olmayacak olan müminlerin er-RAHİM'in hata ve günahların üzerini örtmesi mi? olduğuydu.

Zira ilk yorumumda zikrettiğim topuzun ucunun kaçması meselesinin biraz da bu iki boyuttan birinin ön plana çıkarılmasından kaynaklandığını düşünmüştüm.

Sizin vesilenizle de bunu daha da açmış oldum. Yani Rahmetin gazabı geçmiş olmasının dünya boyutu gazabı hak edenlere dahi rahmet edilmesi, ahiret boyutu ise kulluk bilinciyle hareket edenlerin gazabı gerektirebilecek amellerinin affedilmesidir diye düşünüyorum.

Hal böyle olunca da dünya hayatındaki baskın vasıflarıyla GAZAB ve ebedi cehennemi hak etmiş olanların RAHMET ile karşılaşması mümkün olmayacağı gibi, bu rivayet Allah'ın zatında bir değişikliğe değil, Zat'ında var olan GAZAB'ın ve RAHMET'in boyutlarına ve kapsamlarına işaret etmektedir.

En azından şimdilik ben böyle anlıyorum..
Kemal
27.12.2015 17:04

BU KONU ÜZERİNDE KONUŞURKEN BENCE ÖNCELİKLE RAHMET KAVRAMININ NE KADAR ANLAŞILDIĞI ÜZERİNDEDE DURMAK GEREKİR.

AYETLER BÜTÜNLÜĞÜNDE RAHMET KAVRAMININ DÜNYA VE AHİRET İLİŞİĞİNİ AYIRMA VE AYRI DÜŞÜNMEYE BAŞLAMA KAVRAMI ANLAMAKTA ÖNÜMÜZE ENGEL TEŞKİL EDER.

AHİRETTE RAHMET İLE KARŞILAŞABİLMEK İÇİN ÖNCELİKLE DÜNYADA RAHMET İLE KARŞILAŞMAK GEREKİR YOKSA HÜSRANA UĞRAYANLARDAN OLURUZ;

Siz ise, bundan sonra da yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütuf ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olurdunuz. (Bakara Suresi, 64)

BU AYET SADECE BİR TANESİ RAHMET SAHİBİ RAHMANIN TÜM NİMETLERİ, BAZENDE CEZA GİBİ GÖZÜKEN (BU DÜNYADA) VAKIA LARDA DA RAHMETİ GÖREBİLİYORUZ.BU DÜNYA HAYATINDA HİDAYET DE ALLAH!IN RAHMETİNDEN OLUP AHİRETTEKİ RAHMETİN OLMAZSA OLMAZIDIR. SONUÇ TA YANİ AHİRETTE ALLAH RAHMET ETMEK İSTEDİĞİ İÇİN BU DÜNYADA RAHMETİNİ BİZ İDDİA SAHİBİ OLAN İNSANLARIN ÖNÜNE AÇMIŞTIR. BU DÜNYADAKİ RAHMETLERDEN BİRİDE KURAN DIR.BU DÜNYADAKİ BU ÖNEMLİ RAHMETİ GÖRMEYEN RAHMET TALİPLERİ AHİRETTE NE KADAR BEKLENTİ İÇİNDE OLABİLİRLER ?
İnşirah Melal
27.12.2015 15:10
Selamaleykum
Değerli hocam,
Abdullah kardeşimizin bu sorusunu makul kılan şey sorunun içinde yer alan iki uç noktadaki görüşler olsa gerek. Zira iki görüşü de bilgim dahilindeki Kur'an bütünlüğüne arzettiğimde topuzun ayarının kaçırıldığı kanaati oluşuyor bende.

Örneğin birinci yaklaşım bu ifadenin Allah'ın zatında bir değişiklik anlamına geleceğini söyleyerek, buradan hareketle bu sözü kabul edilemez buluyor. Öyle zannediyorum ki bu kesim, ikinci yaklaşımın oluşturduğu etkiye bir tepki olarak böylesi bir set çekiyor. Oysa bu hadis şu ayeti kerimeler esas alınarak ve yine bu minvaldeki ayetler dikkate alınarak değerlendirilse bırakın Allah'ın zatında bir değişiklik anlamına gelmesini, bizatihi zatı hakkında söylediği bir hakikati doğrular nitelikte gibi geliyor bana;

"Ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde onlara de ki "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti Kendi üzerine yazdı. İçinizden kim bir cehalet sonucu (bilmeyerek) bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse kuşku yok ki O Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir)." (6-En'’âm 54)"

"Eğer Allah kazandıkları (günahlar) yüzünden insanları (hemen) hesaba çekecek (karşılığını verecek) olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde (kulluktan sorumlu) hiçbir canlıyı bırakmazdı. Ancak onları belirtilmiş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman (onları hesaba çekecek olan) Allah (bütün) kulları için Basir'dir (durumlarını hakkıyle görmektedir)." (35-Fâtır 45)

"Kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, Biz onu ateşe atacağız. Bu Allah için pek kolaydır. Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (diğer küçük) günahlarınızı örter ve sizi kerim (şerefli-üstün) bir makama koyarız. (4-Nisâ 30-31)

"Allah Kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediğine bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, büyük bir günahla iftira etmiş olur.Kendi nefislerini arındıranları (kendilerini övgüyle-yalanla temize çıkaranları) görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini arındırır-temize çıkarır. Onlar 'bir hurma çekirdeğindeki ince iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. (4-Nisâ 48-49)

Öte yandan ikinci yaklaşım hakkında ayet paylaşmaya dahi gerek duyamıyor, bu konuda sitede yer alan "Cennet Ve Cehennem Ebedi Değil Mi?" başlıklı yazıda paylaşılanların ışık tutmaya yeteceğini düşünüyorum. Kaldı ki tek başına "Rahmetim gazabımı geçti" sözü gazabın ebediliğinin ortadan kalktığı sonucunu nasıl doğuruyor onu da anlayamadım.

Konu hakkındaki giriş sadedinde yaptığım bu değerlendirmeden sonra istifade etmek için diğer kardeşlerimin katkılarını bekliyor ve bu iki yaklaşımın yanında zihnimde canlanan şu iki boyutun hangisini ön plana çıkarmalıyım sorusuna da cevap arıyorum;

"Rahmetim gazabımı geçti" ifadesini değerlendirirken, Rabbimizin dünya hayatında göstermiş olduğu sabır, yani ölmeden önce karşılaştığımız durumları mı, yoksa tamamen öldükten sonra ve hesap kesilirken karşılaşacağımız durumu mu düşünmeliyiz? Yoksa böyle bir ayrım ifadenin kendisinde yok iken gereksiz ve anlamsız mı?

Selam ve dua ile...
Yorum yap yorum