Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Birlikte Değerlendirelim-9 /Dünya Düz Mü?



Birlikte Değerlendirelim-9 /Dünya Düz Mü?

Euzübillahimineşşeytaniracim

Bismillahirrahmanirrahim

Bu konuyu gündeme getireceğimiz hiç aklımıza gelmezdi. 16 yaşındayken evimizde televizyon olmadığı için İzmir fuarında bulunan Amerikan pavyonundaki televizyondan aya inişi canlı olarak seyretmiş ve dünyanın küre şeklindeki fotoğraflarını açıkça görmüştüm. Ay ve güneş de küre olduğuna göre bu durum beni hiç şaşırtmamıştı. Rabbimin hidayetiyle İslam'a yöneldiğim yirmili yaşlarda ise Resulullah (s.a.v.)'e nisbet edilen ve şu anlamı içeren bir rivayetle karşılaşmıştım.,

"Bir sahabe dünyanın yuvarlak olduğunu öğrendiği zaman "Vay başıma gelenler, ben de sağlam bir zeminde yürüdüğümü sanıyordum" demiş."

Tabi ki gülmüştüm bu sahabenin sözlerine ve rivayeti doğru sandığım için Resulullah (s.a.v.)'in daha o dönemlerde dünyanın yuvarlak olduğunu söylediğine inanmıştım!. Dini ve bilimsel veriler aynı olduğu için dünya düz mü yoksa yuvarlak mı sorusu bu yaşıma kadar hiç gündemime girmedi. Kur'an araştırmalarına başladıktan sonra da Rabbimizin yeryüzünü yaymasıyla ilgili ayetlerini hiç yadırgamadan genel değil yerel ve coğrafi yaymalar olarak kabul ettim.

Kur'an araştırmalarımı sürdürdüğüm sonraki yıllar ise dünya bilimselliğinin küfrünü ve saçmalığını ayet ayet anladığım ve böyle bir bilimselliğe şiddetle karşı çıktığım yıllar oldu. Mesela onlarca yıl önce 1654 yılında Otto von Guericke tarafından Almanya'nın Magdeburg kentinde gerçekleştirilen ve Magdeburg küreleri denilen deneyden çıkarılan ve 350 yıldır fizik derslerinde bir kanıt olarak öğretilen safsataya karşı çıkmış ve havası boşaltılan kürelerin birbirinden ayrılmama nedeninin atmosfer basıncından kaynaklanmadığını, bu olayın kürenin içindeki boş mekanın büyütülmesi yani yeni bir mekan açılması anlamına geldiği için kürelerin kolaylıkla açılmadığını anlatmış ve yoklukta kudretle açılan gök gibi boş bir mekanın asıl itibariyle genişlemeye değil kapanmaya ve bitişmeye meyyal olduğu için kendiliğinden genişlemeyeceğini ancak büyük bir kudret tarafından genişletilebileceğini açıklamıştım. Kur'an-ı Kerim'i esas alarak yaptığım bu açıklamalar bilimsel çevrelerce suskunlukla karşılandığı gibi Kur'an adına da olsa bilimselliğe karşı çıktığım için dindar aydınlarca da hoş karşılanmadı. Dolayısıyle bu yıllarda bilimsellikten ayrıldığım gibi bilimselliği esas alarak ayetleri tevil eden hoca, düşünür ve böylesi aydınlardan da ayrıldım.

Kur'an araştırmalarımız ilerledikçe Nuh (a.s.)'ın gemisiyle dünya insanlarına bırakılan ayetin ne olduğunu, henüz ciddiye alınıp-ortaya çıkarılmayan iki deniz arasının ve firavunun korunmuş cesedinin nerede olduğunu anladığımız gibi lakabı Zülkarneyn olan Süleyman (a.s.)'ın Maya'ların yaşadığı Amerika da dahil olmak üzere dünyanın birçok tarafına gitmesinin yanısıra zamanda da seyahat ettiği gerçeğiyle karşılaştık. Nitekim yaşadığımız mutlak zamanda henüz yapılmamış olan yecuc ve mecuc seddini, zamanda seyahatle kıyamet öncesi döneme gelerek gerçekleştirdiğini anladık. İşte araştırmalarımızın bu noktasında Kur'an'da beyan edilen yöntemle zamanda seyahati ilmen anlayabilsek de zamanla birlikte aynı sistemle uzay mekanda da seyahatin mümkün olamayacağını gördük. Halbuki dünya dönmese, geçmişi ve geleceği aynı mekanda yaşasak, bütün taşlar yerli yerine oturacaktı.

Dünya dönmese!.
İyi ama dünya dönüyordu ki? Çocukluğumuzdan beri bildiğimiz bu açık gerçeğe rağmen onlarca yıl önce Rabbimizin lutfuyla yine Kur'an'a yönelip, bazılarına göre gereksiz olan bu soruyu Kur'an'a sorduk. Tabi ki dünyanın bilimsel olarak ittifak ettiği bu konuda farklı bir sonuçla karşılaşacağımızı biz de düşünmüyorduk. Ancak araştırmalarımızı defalarca tekrar etsek de gördük ki Kur'an'a göre dünya değil yıldızlarla birlikte gök dönüyordu. O yıllarda acaba "Dünya dönmüyor" diyen başka birileri var mı diye internetten araştırdığımızda ise birkaç kişisel haber vardı ama "Dünya dönmüyor" diyen bu kimseler de iddialarını "Şayet dönüyor olsa olduğum yerde zıpladığımda ileri düşmem gerekirdi!." diyerek iddialarını savunan kimselerdi. Dolayısıyle bu saf ve samimi insanlar atmosferin dünyaya bağlı ve bağımlı olduğunu dikkate almadıkları için ilmi bir cevaba gerek duymayan karşı tarafın "Doğru söylüyorsun kardeşim, dünya dönmüyor yağlamak lazım" gibi alaycı cevaplarıyla karşılaşıyorlardı.

Herneyse,...
Bu açık gerçekle karşılaştığımız zaman Kur'an'da beyan edilen zamanda seyahat sisteminde her taş yerli yerine oturmuştu ama dünyanın dönmediğini insanlara nasıl anlatacaktık. Bunu anlattığımızda bizlere deli denilip-denilmemesi hiç umurumuzda değildi fakat o zamana kadar gündeme getirdiğimiz Kurani ve tevhidi gerçeklerden faydalanan ve faydalanmaya devam eden kesimleri önceki yazdıklarımız konusunda şüpheye düşürmüş olmaz mıydık?

Böylesi endişelerle karşılaştığımız bir çok gerçeği kaleme almayı ertelesek de, bir vasiyet olarak çevremizdeki kardeşlerimizle paylaştık. Yaş ilerleyip Rabbe dönüş vaktinin iyice yaklaştığını hissedince ve müslümanlar genel olarak okumayı bırakıp dini gerçekleri değil politik gelişmeleri konuşmaya başlayınca, bu hususları da dikkate almadan "Dönen dünya mı yoksa gök mü" meselesini gündeme getirdik. Küresel dünyacıların işimizi yokuşa süren yıldızların uzaklığı ve büyüklüğü gibi verilerini de (!) dikkate alarak dünyanın değil göğün döndüğüne açıklık getirdik. İşte bu değerlendirmeyi yaparken Salih Akın isimli bir kardeşimizden şu yorum geldi.,

"Mehmet hocam Amerika'da ve dünyanın birçok yerinde benzer akımlar var ki bu akımlar dünyanın dönmediğini söylüyorlar. Ama hepsinin ortak noktası dünyanın dönmediğiyle birlikte düz olduğunu atmosferin olmadığını uzaya falan çıkılmadığını vb.. bir çok şeyleri bununla birlikte vermeleri.. Ve bunlar genelde "DÜNYA DÜZ" diyenler olarak anılıyor. Bunları tanıyor musunuz veya bunlardan haberiniz var mıydı?"

Kendi kendime "Haydaa, bu da nereden çıktı?" desem de yaşadığım tecrübelerden dolayı hiç şaşırmadım. Çünkü o yaşıma kadar batı kaynaklı birçok haberle hakkın batılla örtülmeye ve karıştırılmaya çalışıldığına şahit olmuştum. Mesela Kur'an-ı Kerim tüm insanlığa açık bir ayet olarak bırakılan ve bilimsel olarak hiçbir izahı olmayan iki deniz arasındaki mucizeye ve bu iki denizin Musa (a.s.)'ın asasıyla yardığı Kızıldeniz'de olduğunu ve Firavun'un cesedinin de bu iki deniz arasında ortaya çıkacağını beyan ederken, batı merkezli haberlerle -ki bu haberlerin Türkiye'deki merkezi F. Gülen yayınlarıydı- iki deniz arasının Cebelitarık olduğu haberi Kaptan Kusto'nun müslüman olduğu dedikodusuyla soslandırılarak bütün dünyaya yutturulmuştu. Aynı şekilde beşbin yıllık bir mumya da aynı çevrelerce Firavun'un korunmuş cesedi gibi dünyaya lanse edildi. Rabbimizin dünya insanlarına ilk günkü tazeliğinde koruyarak ayet olarak bıraktığı firavunun cesedi, sanki mumyacılık yöntemiyle korunup bırakılmış gibi!.

Bütün bunlar dünya insanlarının dikkatini hak ayetlerden çevirmek ve batıl haberlerle onları hak ayetleri araştırmaktan engellemek içindi. Bunları bildiğim ve bunlarla sıkça karşılaştığım için "Dünya düzmüş" haberini de, "Dünya dönmüyor" gerçeğini sulandırmak için uydurulmuş bir haber olacağını düşünerek Salih Akın kardeşime şu cevabı yazdım.,

"Salih kardeşim bunları hiç duymadım ve hiçbirinden haberim yok. Sözünü ettiğiniz bu akımların "Dünya dönmüyor" ifadelerini Kur'an'a göre gayet iyi anlasam da diğer söylediklerini ve "Dünya düzdür" demelerini ise Kur'an'a ve akla göre anlayabilmem mümkün değil. Yorumunda söz ettiğin bu akımlar gerçekten varsa, bu duruma şaşırmasam da üzüldüğümü ifade etmeliyim. Şaşırmamamın nedeni Kur'an'ın gündeme getirdiği her hakkı batılla örtmeye çalışan şeytan aleyhillaneyi dikkate aldığım içindir. Nitekim karşılaştığımız bu gibi haberler de doğruyu sulandırmak için bu doğruyu batılla karıştıran şeytanın bir müdahalesinden kaynaklanmaktadır. Allah hepimizi muhafaza etsin ve hakta birleştirsin.."

Dönen dünya değil göktür meselesini sitemizde netleştirip-bitirdikten bir süre sonra oğlum Seyyid Hüseyin bana Antartika'daki mavi buzla ilgili bazı açıklamalarda bulundu ve "Baba, bu meseleyi araştırıver" dedi. İşte bu meseleyi araştırırken düz dünyacılarla karşılaştım. Vaktim müsait olduğu için onların da ne dediklerini, nasıl bir yanılsama ile böyle bir yanlışa düştüklerini anlamak istedim. Kısa bir araştırmadan sonra anladım ki ben Salih Akın kardeşime düz dünyacılarla ilgili bir cevap yazarken, ilimden uzak bir ciddiyetsizlik içindeymişim. Çünkü bu insanların çok doğru tesbitleri ve cevaplanması gereken çok haklı soruları vardı. Bu çevreleri dinleyip-araştırmadan bir yaftalamada bulunduğum için açık bir Özür ve Tashih yazısı yazdım.

Özür ve tashih başlıklı yorumumda da kendimle ilgili belirttiğim gibi "İlmi ciddiyetten uzak" ifadesi, söz konusu yorumumla ilgili çok doğru bir ifadeydi. Çünkü ben bütün kardeşlerime bir insan 99 kere hırsızlık yapsa ve hırsızlığı onun yaptığı bilinse, yüzüncü hırsızlık olayında "Ben yapmadım" diyorsa bu sözün yalanlanmaması ve olayın araştırılması gerektiğini söyleyen birisiyim. Dolayısıyle bu güne kadar batı kaynaklı yüzlerce yalan görüşle karşılaşmış olsam dahi yeni karşılaştığım bir görüşü araştırmadan kanaat bildirmemem gerekiyordu. Dolayısıyle bu konudaki yaklaşımımın ilimden uzak bir ciddiyetsizlik olduğunu tekrar kabul ediyor ve böyle bir ciddiyetsizliğe bir daha düşmemem için dua etmenizi istiyorum.

"Dünya bir tepsi gibi düzdür, üzerinde bir kubbe vardır ve etrafı Antartika buzullarıyla kuşatılmıştır" diyen insanlara gelince. Tabi ki Nasa'nın dünya insanlarına attığı devasa kazıktan sonra ilmi ciddiyetin bir gereği olarak onların iddialarını da araştıracak ve Kur'an'a arzedeceğiz. Batı kaynaklı haberlere artık daha da ihtiyatlı yaklaşan birisi olsak da fiziki verileri ve konuyla ilgili açık ayetleri dikkate alarak kafamızda fosilleşmiş yanlış bilgi atıklarını dışarı atıyor ve dünyanın küre olduğu yalanını zihinsel olarak hemen kusuyoruz. Nereye kustuğumuzu soranlara ise vereceğimiz cevap açıktır.

"Siyonist mason zihniyetinin, Nasa'nın ve para için bunlara kul olan bilim adamlarının üzerine kusuyor ve kusmaya devam ediyoruz."

Büyük patlama ve evrim gibi küfür teorilerinden sonra bu bilimselliğe hiç güvenmememize rağmen sahtekarlığı bu boyutlara getirebileceklerini, sahte fotoğraflar yayınlayacaklarını hiç düşünmemiştik!. Fakat karşımızdaki Allah'a savaş açmış olan siyonist şeytani üst akılı dikkate aldığımız zaman hiç şaşırmamamız gerektiğini şimdi daha iyi anlıyoruz. Bu kusma ile temizlenen zihnimizle tekrar Kur'an-ı Kerim'e yöneliyor ve beş asır gecikmiş olsak da "Dünya düz mü yoksa küre mi?" sorusunu bu yüce Kitab'a tekrar yöneltiyoruz. Rabbimizin yeryüzünü yayması ve düzleştirilmesiyle ilgili ayetlerini bu temiz zihinle tefekkür etmeye başladığımız zaman küre olmadığı konusunda gayet rahat netleşirken genel mahiyetini bilmesek de yayılmış ve düzleştirilmiş görüşünün hızla ağırlık kazandığına şahitlik ediyoruz.

Bunları söylemize rağmen "Dünya düzdür" diyen bu batılı insanların konuyla ilgili ölçü ve gözlem dışı varsayımlarına Kur'an'ı dikkate almadan katılmamız elbetteki mümkün değildir. Çünkü bu insanların görüşleri fiziki olarak ölçümlere, metafizik olarak da inandıkları İncil'e ve Kur'an dışındaki semavi kitablara dayanmaktadır. Oysa İncil de dahil olmak üzere dikkate aldıkları semavi kitablar, şimdilerde şiddetle karşı çıktıkları aynı mason zihniyetinin tarihi süreçte tahrif ettiği kitablardır. Oysa Allah'ın lutfuyla tahrif edilmemiş, masonlar çok istese de tahrif edilememiş yegane semavi Kitab olan Kur'an'a yönelip-Kur'an'ı inceledikleri zaman bu Yüce Kitab'ın araştırdıkları meselenin çok çok ötesini anlattığını ve konuyla ilgili her soruya cevap verdiğini göreceklerdir.

Yaratılışı anlamanın en doğru ve en kısa yolu elbetteki bunları yaratan Yaratıcı'nın beyan ettiği temel gerçekleri dikkate almaktır. Dolayısıyle meselenin bundan sonraki gözlem ötesi boyutlarında dünya müslümanlarının onları değil, onların Kur'an'ı veya Kur'an'ı esas alan dünya müslümanlarını takip etmeleri gerekir. Bizler de müslümanlar olarak kendi durumumuzu bilmeli, bu başlangıç noktasında dahi elimizde ve kalbimizde Kur'an olduğu için "Dünya düzdür" diyen bu insanlardan çok daha ileri bir noktada olduğumuzu kabul etmeliyiz. Çünkü onların fiziki delillerle ulaştığı ve ulaşamadığı birçok sonuca bizler zaten Kurani bilgilerle ulaşmış bulunuyoruz. Mesela onların henüz bilmedikleri ve farkedemedikleri gerçek, içindeki yıldızlarla beraber göğün dönmekte olduğu gerçeğidir.

"GÖK DÖNÜYOR.."

Biz onların "Dünya düzdür" dediklerini duyduğumuz ve araştırdığımız gibi isteriz ki onlar da bizlerin Kur'an kaynaklı "Gök dönüyor" hitabımızı duysunlar ve araştırsınlar. Çünkü bu Kurani gerçeği dikkate almadıkları zaman yaptıkları birçok gözlemi yanlış zeminlere oturtacaklardır. Buradan kendilerine açık bir davetimiz olsun. Çok merhametli olan Allah'ın dünya insanlarına karşı ilgisiz olmadığına ve İncil gibi İlahi kitablar gönderdiğine inanıyorsanız, bu kitabların sonuncusu olduğu söylenen Kur'an-ı Kerim'i kültürel nedenlerle reddetmeden önce lütfen ciddiyetle okuyup-araştırın. Objektif ve samimiyseniz ağlayarak göreceksiniz ki okuduğunuz bu Kitab inandığınız Allah'ın kelamıdır. Ve bunu yaptığınız zaman bizler de ağlayarak göreceğiz ki sizler en yakın kardeşimiz olmuşsunuz.

Evet,
Bu konuyu birlikte değerlendirmeye açıyor ve hakkı arayan bütün düşünen insanları ciddi araştırmaya davet ediyoruz. Allah hepimizi hidayete layık kılsın..
                                                                 <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [156]

Önceki Yorumlar: 1 2 » 
Mehmed Alagaş
16.03.2019 16:40
Ve aleykümselam
Bu yazdıklarımızın ne kadar dikkate alındığı, gelen ve gelmeyen yorumlardan bellidir. Bazı kardeşlerimiz ise "Dünyada müslümanlar öldürülürken siz nelerle meşgulsünüz?” diyerek bizlere ne kadar şuurlu ve meselelere vakıf olduklarını göstermektedirler!. Bu katilleri besleyen ve yönlendiren şeytani üst akılı niye ısrarla gündeme getirdiğimizi anlamakta güçlük çeken bu kardeşlerimiz, kiminle satranç oynadıklarını bilmeyen ve yüz yıl önce şahı kaybetmelerine rağmen ellerindeki küçücük kaleye güvenerek oyunu kazanacaklarını zanneden saf kardeşlerimizdir.

Şeytani üst akıldan niye bahsediyoruz?
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şeytandan niye bahsediyorsa, bu şeytanın günümüz dünyasındaki güçlü takipçilerinden onun için bahsediyoruz. Resulullah (s.a.v.) yaşadığı zaman diliminde Lat ve Uzza’yı niye reddediyorsa, günümüzde yüceltilerek kutsallaştırılan, kutsallaştırılarak putlaştırılan bilimselliği onun için reddediyoruz. Dikkat edin bilimselliğe karşı çıkmıyoruz, dünya insanlarını Yaratıcı’yı küfür teorileriyle inkar etmeye davet eden günümüzdeki bu bilimsellik anlayışına karşı çıkıyoruz. Asırlardır yüceltilerek kutsallaştırılan bu en büyük put, şeytani üst aklın beslediği bilim adamlarının görüşlerinden oluşan böylesine lanet bir puttur. Dünya düz ve dönmüyor meselelerini gündeme getirme nedenimiz de bilimsel bir kaygı nedeniyle değil bu puta hak bir balta indirmek içindir.

Peki müslümanların bu bilimsellik putuna karşı genel tavrı ve duruşu nasıldır? Sizlere ne yazık ki sürü haline getirilmiş müslümanlardan değil bu müslümanlara yön veren çobanların durumundan bahsedelim. Allah’ın dini adına konuşan alim veya hocalardan(!) bir kısmı bu bilimselliğe karşı çıkmak bir yana bu bilimseliğin küfür teorilerini ayetleri tevil ederek desteklemeye çalışırken, bir kısmı bu dünyada yaşamıyormuş gibi ahiretten bahsetmekte ve geniş bir kısmı ise demokratik hareketlere destek vererek demokrasi yoluyla emparyalizmi yani şeytani üst akılı yeneceklerini düşünmektedirler!.

Oysa demokrasi dedikleri şey yine bu şeytani üst aklın kurduğu ve kurallarını kendine göre belirlediği bir faizli sistemdir. Siyasi ve ekonomik yaptırımlarla dış müdahaleye her an açık olan bu sisteme göre, ülke şartları zorlaştığı zaman bunlara çözüm getirebilecek olan yüzde onluk bir azınlık bile darbeye gerek kalmadan (sadece dini değil, dinle beraber dünyayı ve dünyalığı önemseyen) halk çoğunluğunun yüzde 51’i tarafından iktidara gelebilir. O ülkedeki şartları zorlaştıracak ve dünyalık çözüm anahtarını istediği azınlığa verecek olan şeytani üst akıl, acaba bu çözüm anahtarını hangi zihniyete ve hangi şartlarla verecektir? Cevabı kolay değil mi?

Bütün bunları bilen bazı kardeşlerimiz ise “Onların bir planları varsa, Allah’ın da bir planı vardır” ayetinin rahatlığı içinde dünya yaşantılarına devam etmektedir. Ayete amenna ve sadakna. Fakat Rabbimizin bu planı karşısında, bizler yardıma layık müslümanlar durumunda mıyız? Zafere mi yoksa müstahak olduğumuz bir belaya mı yaklaşıyoruz?

Affedersiniz rahatsızlık verdik.
Bugün hangi mitinge gidecek ve gece hangi diziyi izleyecektiniz?
İnşirah Melal
16.03.2019 15:10
Selamaleykum
Hocam yapmış olduğunuz tashih ve açıklamanın özellikle de gerçek düşmanımızı hatırlatmak ve karşı karşıya olduğumuz asıl tehlikenin farkına varmak adına çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle Antartikanın Ötesi ile ilgili açtığınız yeni başlığın giriş kısmında belirttiğiniz şu önemli bölümün altı da bir kez daha çizilmiş oldu;

"..Kendi dostlarını müslümanlar aleyhine kışkırtan Şeytan aleyhillane bizlerin nükleer bir silahla mü'min olarak ölmemizi ve dünya imtihanını yüz akıyla bitirip cennete kavuşmamızı değil, önemle ve öncelikle dünya insanlarını nükleer silahlarla tehdit ederek sapmasını ve küfretmesini istemektedir... "

Albert Pike denilen şeytan uşağının, içine üç dünya savaşını sığdırdığı planlamalarının nihai hedefinde de bu durum açıkça görülmektedir. Allah bizleri muhafaza etsin..
Bekir Ziya
15.03.2019 20:41
Esselamü Aleyküm
Hocam, özellikle Abd ve İngiltere'deki iç mücadelenin farkındayım. Fakat doğrusu, bunu sizin tespit ettiğiniz şekilde anlamamıştım. Şimdi yine bir soru var ortada. Acaba silaha hükmedenler mi, yoksa paraya hükmedenler mi Şeytani üst aklın askerleri? Ya da iç içe mi geçmişler? Allah'a emanet olunuz.
Abdurrahman Toraman
15.03.2019 20:26

Bir meseleye dikkatleri çekmek isterim, Kainatın yaratılış sebebi aslen, Ademoğlu ile şeytan arasındaki mücadelenin kıyamete kadar sürüp gideceği gerçeğidir. Her konuda olduğu gibi, Kainatın yaratılış şekli konusunda da bir mücadele verilmektedir. Şeytanın yarenleri, her konuda olduğu gibi bu konuda da ilahi bildirimlerin tam tersini yaparak insanları yanıltmak suretiyle Yaratanına karşı yanlış bir itikat a düşürmek istemektedir. Bunu yaparken de doğal olarak hiçbir değer ve ahlaki ölçüleri baz almaz. Onun için her şey mubahtır. Ellerindeki tüm teknolojik argümanları kullanarak sözüm ona Müslümanları içinden çıkılması zor ve meşakkatli olan bir kuyuya atmışlardır. Kuyuların başlarına diktikleri hisbe teşkilatı sayesinde durumu kontrol altın da tutmaktadırlar.
Sonuç şu ki, Şeytanın hilesi pek zayıftır. İnsanlar ilahi veriler ışığında kendine zaman ayırıp, çok az dahi düşünebiliyor olsalar mutlaka akledip varacakları son nokta ilahi veriler ışığında ki gerçek hakikatler olacaktır. Ve bu hakikatler bizi asla saptırmaz yanlış yola sokmaz. Batıl bir amaç uğruna kullanılacak teknolojinin, teorilerin ve her türlü kuram ın, dönüp dolaşıp varacağı son nokta bu ilahi verilerdir. Gerisi safsata, sihir ve şeytani hilelerdir. “Teknoloji bireyselleştikçe” anlamış olduk ki, bu güne kadar bizlere sunulan her bilgi, aslında dinin temellerine konmuş birer dinamit taşı olup, pimi nin elimize verildiğidir. Amaçlanan şeytana daha iyi hizmet e decek yeni nesiller yetiştirmektir. Vesselam
Mehmed Alagaş
14.03.2019 16:38
Ve aleykümselam
Son yorumda yer alan tashih yazımıza tek bir neden veya niye sorusunun gelmemesi bizleri düşündürmüştür. Ya herkesin bildiği fakat bizleri hiç ikaz etmediği bir gerçektir bu, ya da siyonizm düşmanlığı gözleri o kadar kör etmiştir ki onların da kullanılmakta olduğu varsayımı dikkate bile alınmak istenmemektedir. Oysa günümüzdeki genel dünya siyasetini ve uluslararası düzlemdeki güç savaşlarını anlayabilmemiz için, bu güçler arasında özellikle son on yılda meydana gelen çatlağın nedenlerini önemsememiz gerekir. Gördüğümüz kadarıyla şeytani üst akıl tarafından asırlardır desteklenen dindar siyonistler, lucifere yani şeytana tapan üst akılın kendilerini de kullandıklarını anlamışlar ve sahip oldukları tüm imkanları kullanarak onlarla mücadeleye başlamışlardır.

Bu mücadelede karşılıklı deşifreye yer verildiği için “Amerika’yı kuran masonlar” gibi belgesellerin birkaç yıl önce History kanalda gösterilmesi veya YouTube kanallarında düz dünya videolarının sansüre tabi tutulmadan yayınlatılarak Nasa’nın itibarsızlaştırılması, bu güçler arasındaki çatlağın dışa yansıması olduğundan hiç şaşırtıcı değildir. Burada önemli olan bu çatlağın nedenini anlamamız ve bu anlayışla gelişmeleri dikkatlice takip etmemizdir. Meseleyi daha iyi anlamak isteyen kardeşlerimizin, hiç olmazsa aşağıda linkini vereceğimiz Albert Payk’ın 3 dünya savaşıyla ilgili mektubunu dikkatlice dinlemelerini istiyoruz.

Masonluğun Eflatun’u denilen Albert Pike tarafından 19. yüzyılda yazılan bu mektubun 20. yüzyılda tek tek gerçekleşmesi, tabi ki onun bir kahin değil şeytana tapan ve şeytanizmi hakim kılmak isteyen bir teorisyen olduğunu göstermektedir. Gerçekleştirdikleri ilk iki dünya savaşından sonra 3. dünya savaşıyla ilgili yazdıklarını dikkatlice dinleyiniz.,

https://www.youtube.com/watch?v=HQ90PFrzEJI
Mehmed Alagaş
12.03.2019 16:57
TASHİH
Selamunaleyküm
Bu başlıktaki yorumlarda sık sık kullandığımız “Siyonist üst akıl” veya “Siyonist şeytani akıl” ifadelerimizi yeni anlayışımız istikametinde tashih ediyor ve sadece “Şeytani üst akıl” demek istiyoruz. “Şeytani üst akıl” ifademizin içinde siyonist akıl olabileceği gibi siyonistleri de kullanan şeytani bir üst akıl vardır. Çünkü şu an için anladığımız odur ki, batıl da olsa dini referanslar istikametinde mücadele eden ve bu mücadelelerinde hiçbir zulümden sakınmayan dindar siyonistler bile bu “Şeytani üst akıl” tarafından kullanılmakta ve belli bir dönem sonra tarihin çöplüğüne atılmak istenmektedir. Süleyman (a.s.) döneminden sonra onun gibi mülk ve iktidar sahibi olabilmek için küfretmeyi ve şeytana tapmayı tercih eden bu alçak zihniyetin hedefi, vadedilmiş topraklara inanan musevilerin hedeflerinden çok farklı olarak yeryüzünde şeytanizmi hakim kılmaktır. Şeytani üst akıl ile kendilerince dindar siyonist akıl arasında son yıllarda meydana gelen ciddi çatlak da, bizlere böyle bir durumu göstermektedir.
Bu tashihi yapıyor ve hepsinin şerrinden tekrar tekrar Allah’a sığınıyoruz.
Bir Kardesiniz
07.03.2019 22:19
KUR'AN'DA ARZ
https://drive.google.com/file/d/1v4tIIf4GRXUwIBjxC1JpvFHMFubKRjN-/view

insandergisi.com:


Değerli kardeşlerimiz;

"Bir kardeşiniz" ismiyle gönderilen bu isimsiz çalışmada Kur’an’a göre arz meselesinin çok güzel bir şekilde ele alındığını gördüğümüz için kardeşlerimizin de istifadesine sunuyor ve "bir kardeşimize" teşekkür ediyoruz. Çalışmanın daha sonrasına değinilen ve kısa alıntıların paylaşıldığı bölümlerde ise bazı hatalar görsek de zaman içinde düzeltilebileceğini umud ediyoruz. Saygı ve selamlarımızla..
Mehmed Alagaş
05.03.2019 16:31
Ve aleykümselam
Amin İsmail kardeşim. Rahman olan Rabbimiz seni ve senin gibi güzel kardeşlerimizi hayırlı dualarımıza dahil etsin..
İsmail Karagülle
05.03.2019 12:53
Selamün Aleyküm
Sayın Mehmet ALAGAŞ hocam bu klavye tuşlarına dokunurken gözlerim yaşlı yaptığınız çalışmalardan dolayı Rabbi Rahim sizden razı olsun öyleki üzerinizde hiç bir hata emaresi bulunmadan ancak yüce olan Allah celle celalühe kulluk görevinizi takva üzre yerine getirerek hem dünyanızı bereketli hemde ahiretinizi cennetle emin kılsın. Rabbimiz kusursuz bir samimiyetle ona kul olmayı resulu Hz. Muhammad Mustafaya (s.a.v.) e ümmet olmayı tüm islam alemine ve iyi olan her kuluna nasip eylesin.dualarınızda bulunmak dileğiyle rabbime emanet olun.
Mehmed Alagaş
28.02.2019 14:05
Ve aleykümselam
Bizler çok yavaş ilerlediğimizi düşünüp meselenin farklı konularıyla yeni bir başlık açmaya niyetlenirken, bazı kardeşlerimiz çok hızlı gittiğimizi ve meselenin bazı zihinlerde yeterince anlaşılmadığını ifade etmektedirler. Bu tesbiti tabi ki yalanlamayacağız. Ancak meselenin bazı zihinlerde anlaşılmamasının en önemli nedeni, anlatılan doğrulardan ziyade kusulamayan yanlışlarla ilgilidir. Günümüz bilimselliğinin yalanlarını kusamayan zihinler, anlatılan doğruları da yeterince anlayamamaktadır. Oysa giriş yazımızda ve ilk yorumlarımızda önemle dikkat çektiğimiz gibi öncelikle bu kusmanın gerçekleştirilmesi ve zihinlerin temizlenmesi gerekmektedir.

Burhan kardeşim Mehmed abin giriş yazısında ilmi ciddiyetten bahsetmiş ve bize aykırı gelen görüşlerin öncelikle araştırılması gerektiğini söylemişti. İnternetten iki-üç saatlik bir araştırma yapıp, tarafsız gözlemcilerin tesbitlerini dikkate alsaydın bizlere böyle bir soru yöneltmezdin. Küresel ifadesini artık kullanmak istemediğim için dünyasal diyebileceğim bu büyük yalana, dünya devletlerinden bir itiraz çıkmaması elbetteki düşündürücü olmakta ve bizlere siyonist tahakkümün genişliğini göstermektedir.

Sözünü ettiğin uydular dünya atmosferinin dışındaki bir yörüngede hareket ediyorlarsa, sözünü ettiğin dünya fotoğraflarının hatta videolarının elde edilmesi tabi ki çok kolaydır. Dolayısıyle dünya atmosferinin dışında binlerce uydu varsa, bizlerin elinde yüzbinlerce dünya fotoğrafının veya videosunun olması gerekirdi. İşte mesele bu basit noktaya geldiği zaman küçük bir sorunla karşılaşıyoruz!.

Dünyayı bütün olarak gösteren ve sahte olmayan bu fotoğraflar veya videolar niye yok?
Bu sözlerimizi duyan ama dünyayı bir bütün olarak gösteren fotoğrafların photo shop’da hazırlandığını bilmeyen sen güzel kardeşimizin “Ama var ki!.” diyeceğini biliyoruz. Varsa bize gönder ve bu tartışmayı hemen bitiriverelim Burhan kardeşim. Yoksa (ki şimdiye kadar görmedik), meseleyi araştırarak yazdıklarımızı baştan sona okumanı isteriz.

Cahid kardeşime de güzel anlayışı ve anlatımı için teşekkür ediyoruz. Yukarıda sözünü ettiğimiz zihinsel kusma, ne yazık ki birçok İslami çevrede gerçekleşmiş değildir. Biz bu durumu imam cemaat ilişkisine bağlıyoruz. İmamın arkasında bir grup müslüman namaz kılarken, cemaatten birisinin yellenmesi sadece yellenen kişinin namazını bozarken, imamın yellenmesi tüm cemaatin namazını bozmaktadır. İşin tuhaf tarafı imamın yellendiğini duyacak ve kokusunu alacak keyfiyette olan müslümanların da hala namaza devam etmeleri ve imamı uyarmamalarıdır!.

Allah ile değil önce bilimsellikle çatışmak istemeyen bu imamlar, kutsallaştırılan bu bilimselliği esas alarak dünyanın düz ve dönmediğine ilişkin ayetleri zorlanarak tevil etmeyi sürdürüyorlar!. Oysa bu değerlendirmenin başında da ifade ettiğimiz gibi dünyanın şekliyle veya dönüp-dönmediği ile ilgili bilimsel verilerde çok ciddi çelişkiler varsa, bütün bu verileri bir kenara bırakarak sadece Kur’an’a yönelmeniz gerekmez mi? Bu bilimsel verileri bir kenara bıraktığınız zaman konuyla ilgili açık ayetler size net bir görüş vermiyor mu? Kur’an’a göre “Dönen dünya mı yoksa gök mü?” sorusunun cevabı, çok zor bir cevap mı? İşte bunu niye yapmıyor ve bilimsel verilere göre ayetleri tevil etmeye niye devam ediyorsunuz?

Nefesiniz varsa lütfen ses verin..
Burhan Deniz
28.02.2019 02:31
Değerli hocam,
Bildiğim kadarıyla şu an dünya üzerinde 20 ülkenin uzaya fırlattığı roketler ve bu roketlerden gelen resimler var. yani bu dünyanın yuvarlak olması ve resimler artık sadece NASA nın elinde olan bir şey değil. Rusya ve benzeri bazı ülkeler uzaydan resim alıyorlar. hatta artık türkiyeninde uydusu var ve uzaydan resim alıyor. Yani ben bu dünya düz görüşünü daha önce duymuş meraklanmış fakat şu an yazdığım yani bilgi sadece NASA dan gelmiyor olmasından dolayı merakımı rafa kaldırmıştım. Sizin kitaplarınızla büyüdük desek mübalağa yapmış olmayız. Sizden böyle bir düşünce yani dünyanın düz olması vs. okuyunca merakım tekrar ceryan etti. Sizden resimlerin sadece NASA ya ait olmadığına ve farklı ülkelerdeki resimlere görede dünyanın yuvarlak olduğunu bilgisi hakkında fikrinizi rica ediyorum
Cahid Eker
27.02.2019 12:57
Selamun aleyküm
Her ne kadar sınıfta en arka sıralarda oturup sessiz kalsam da uzun zamandır özelde bu başlığı genelde tüm siteyi takip etmekteyim. Yazmak için geciktiğimi farketsemde değerlendirmenin sonuna yetişebildim. Rabbim bu ve bunun gibi konuları Kur'ani bir perspektifle değerlendirilmesini, hak kisvesi adı altında batıl faaliyetlerin açığa çıkarılmasına, bizlerin de ders alıp KENDİSİNE ve vahyine olan bağlılığımızın daha da artmasına vesile kılsın.

"Kur'an talebesiyiz bizler" sloganını kendilerine şiar edinmiş, oldukça popüler olan topluluğun müntesiplerinden bazıları ile neden illa bilimin Kur'anla çelişmediğini anlatma gayretiyle tevillere yöneldikleri hakkında konuştuğumda "karşı tarafa yani seküler, pozitivist cenaha İslam'ın aslında öyle korkulacak bir şey olmadığını, Kur'anın bilim kitaplarına ışık tuttuğunu(!), onlara hakkı duyurmak için böyle yaptıklarını" işitmiştim. İyi ama "Çağın ilerlemelerini anlamak istiyorsanız antik metinleri ezberleyip tartışmak yerine bilimsel makaleler okumaya zaman ayırmalı ve laboratuvar deneyleri yapmak zorundasınız" diyen bilimselliğe köle bu insanlara iyi görünmek için hakkı eğip bükmek ne derece ahlâkî olabilir?

Eskiden ve halen günümüzde de bazı çevrelerce birer komplo teorisinden öteye gitmeyen "siyonizm, üst akıl, evanjelizm vs." gibi oluşumların aslında ne denli bir tehlike ve gerçek bir yapılanma olduğuna bir kere daha şahit olduk bu değerlendirmeyle. Mehmet hocamızın daha önce katı bilimselcilere hitaben yaptığı ve durumun vehametini özetler nitelikteki çağrıyı tekrarlamak gerektiğini düşünüyorum;

"Birazcık yüreğiniz varsa ve birazcık dürüstseniz “Biz Allah’a ve Allah’a inanan insanlara düşmanız” deyin. “Biz insanları yegane Yaratıcı’dan uzaklaştırmak için yaratılışla ilgili küfür teorileri ürettik ve ürettirdik” deyin. “Bizler hiçbir insani ilkesi olmayan yalancılarız, zalimleriz” deyin..."

Allah razı olsun. Rabbim başta Mehmet hocamız olmak üzere gayretlerimizin karşılığını versin. Bu değerlendirme başlığı ve benzer araştırmaların semeresi henüz somut olarak delillendirilemeyip sadece imani noktada kaldığı için, çıkan sonuçlar kimilerine gerçek dışı, saçma, safsata gelse de bizler Rabbimizin bildirdiklerince yaklaşma gayretindeyiz. Onlar basiretimizin bağlandığını söyleyip dursunlar ama sonuç hiç de öyle olmayacak inşAllah, asıl KÖR'ün kim olduğu bilinecektir;

"Kim bunda (dünyada) kör ise o kimse ahirette de kördür ve yol bakımından daha şaşkın-daha sapıktır. (17-İsrâ 72)...
Kadriye Haşimoğlu
19.02.2019 19:53
Acelecilik
Önceki yorumumda "Ayetlerde göğün dönüşünden bahsedip yerin dönmesinden bahsedilmiyor olması Yerin dönmediğine ya da hareketsiz olduğuna delil olarak gösterilemez"derken bu husustaki değerlendirme sayfasını henüz farketmemiştim. Zira uzun zamandır sitenizi ve değerlendirmeleri takip edemiyordum. Orada sunduğunuz ayetler ışığında bu hususu tekrar gözden geçirmem gerekiyor elbet. Benimkisi erken bir yorum oldu. Hakkınızı helal ediniz.

insandergisi.com:


Değerli kardeşlerimiz;
Kadriye HAŞİMOĞLU kardeşimizin bu yorumundan önce ALAGAŞ hocamızın son yorumu bizlere ulaşmış ancak bizlerden kaynaklı gecikme sebebiyle az önce yayınlanabilmişti. Dolayısıyla gerek hocamızın gerekse Kadriye kardeşimizin ilgili yorumları yaparlarken birbirlerinin son yorumlarından habersiz olduklarını dikkate almanızı rica ediyor ve kendilerinden özür dileyerek anlayışlarına sığınıyoruz.
Mehmed Alagaş
19.02.2019 19:42
Ve aleykümselam
Eyvallah Hüseyin kardeşim, güzel dualarına amin diyoruz. Mustafa kardeşim bizler önceki yorumlarımızda You Tube’de Düz Dünya videolarının yayınlanmasını tuhaf karşıladığımızı belirtmiş ve bu durumu siyonist üst akılın Amerika merkezli iç çatışmasına bağlamıştık. Yine aynı kanaatte olmamıza rağmen yayınlanan bu videoların arkasında farklı bir siyonist plan gördüğümüz için “Düz dünyacıların dikkatine” başlıklı yazıda bu tehlikeye önemle dikkat çekmiştik.

Linkini verdiğin yorumda araştırmanın mimarı Profesör Asheley Landrum’un düz dünyaya karşı olmasına rağmen “Dünyanın düz olduğuna inanmak tek başına illa ki kötü değil ancak genellikle kurumlara ve otoriteye güvensizlikle sarmalanıyor” sözleri dikkat çekicidir. Dünyanın düz olduğu bir komplo, bir yalan, bir iftira ise dünya insanlarının bu saçmalığa inanması neden kötü olmasın ki? Hem de bunu söyleyen, gerçek bilime önem verdiğini söyleyen bir bilim adamı ise bu sözleri nasıl anlamalıyız!.

Profesör Asheley Landrum’un otorite derken kastettiği, dünya hegemonyasını sürdürmek isteyen ve birçok devlete yön veren Siyonist üst otoritedir. Kurumlar derken kastettiği ise başta Nasa olmak üzere uzay araştırma kurumlarıdır. Bu kurumlara karşı güvensizlik artıyorsa -ki artıyor-, bu kurumlar kendi güvenilirliklerini savunabilecek yeterlilikte değil midir ki, düz dünyacıların haklı sorularına açıkça cevap vermek yerine bu yayınların You Tube’den kaldırılmasını tercih ediyorlar!. Dünya insanlarına Mars’ın fotoğraflarını, videolarını gösterenler(!), dünyanın bir bütün olarak canlı videosunu veya fotoğrafını göstermekten niye aciz kalıyorlar?

Nasa adına dünyanın küre olduğunu savunan bilim adamı Neil Degrassetyson’un son videosunda, bu savunuyu yapabilmek için sahte fotoğrafları kanıt olarak sunduğunu, gemilerin kıyıdan uzaklaştıkça gözden kaybolduğunu(!) söylediğini ve dünyanın küre olduğunu isbat edebilmek için Milattan üçyüz yıl öncesine giderek Eratosthenes deneyini gündeme getirdiğini biliyor musunuz? Başka hiçbir çare bulamadıkları için eski gemi masalından bahsetmeleri ve Eratosthenes’in asıl itibariyle eksik ve yetersiz deneyinden medet ummaları çok gülünç değil mi?

Size gelince Kadriye kardeşimiz. Yayınladığınız bu yorumla birlikte “Umarım geç kalmadım” başlığında gönderdiğiniz diğer üç yorumu da okuduk. Bizim açımızdan değil ama kendi açınızdan epey geç kaldığınızı söyleyebiliriz. Oysa meseleye “Dönen dünya mı yoksa gök mü?” meselesinden başlayarak “Dünya dönüyor” diyen Nasa’nın nasıl bir sahtekarlık yaptığını görmenizi ve daha sonra onların yalana dayalı verilerinden oluşan ön kabülünüzü bir kenara bırakarak “Dünya düz mü yoksa küre mi?” meselesini araştırmanızı isterdik.

“Pek çok yorumu akla uygun bulurken, ne yazık ki ayetlerle desteklenmediğini gördüm” diyorsunuz. Meseleyi ve ayetleri Kur’an bütünlüğünde değerlendiren müslümanlar elbetteki konuyla ilgili onlarca, bazen yüzlerce ayeti dikkate almalarına rağmen bunları tek tek zikretmezler. Geniş bir araştırma yaparsanız, söz konusu yorumların birçok ayetle desteklendiğini görebilirsiniz. Böyle bir imkanınız yoksa meseleye aksi yönden yaklaşıp, söz konusu yorumun tek bir ayetle çatıştığını göstermeniz de yeterli olacaktır.

Tabi ki bu ayeti getirirken, o ayetin anlam kapsamını da göz önünde bulundurmanız gerekir. Kıyametten sonra yerin başka bir yer, göğün başka bir göğ olacağı hepimizin malumudur. Bu yeni yer elbetteki “Yer uzatılıp-düzlendiği (84-İnşikak 3)” ayetinde belirtildiği gibi olacaktır. Bundan hareketle “O zaman günümüzde yer düz olamaz” çıkarımında nasıl bulunuyorsunuz? Rabbimiz günümüzdeki yeri de “Yere, nasıl düzleştirildi (düz satıh yapıldı)? (88-Ğaşiye 20)” ayetiyle tarif etmiyor mu?

İnşikak suresinde Rabbimiz elbetteki günümüzden farklı bir uzatıp-düzleştirmeye işaret etmektedir. Ve bu farklılığın ne olduğunu da “Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki "Rabbim onları ufalayıp savuracak. Yerlerini dümdüz-bomboş bırakacaktır. Orada ne bir çukur göreceksin, ne de bir tümsek." (20-Taha 105..107)” ayetiyle beyan ediyor. Çukurlar pek dikkat çekmese de dağ gibi farkı anladınız değil mi?

Söz yeryüzündeki dağlara gelmişken kendisine bilim adamı denilen Celal Şengör “(Sarsılıp) sizi sarsmasın diye yere sabit (köklü) dağlar koydu… (16-Nahl 15)” ayetini her nasıl anlamak istiyorsa, Kur’an’da bir yanlış bulmuş sevinciyle “Bu ayetin aksine depremler özellikle dağlık yerlerde gerçekleşiyor” diyerek İlahi Kitablara artık inancının kalmadığını söylüyor. Çok üzüldük!.. İşte size günümüz bilimselliğinin vitrinlik bir bilim adamı!. Ayeti gündeme getirerek hakkı değil belasını arayan bu şaşkın, Rabbimizin insanları daha fazla sarsmasın diye dağları çok doğru bir tesbitle dosdoğru yerlere yani deprem bölgelerine koyduğunu anlayacağına, o bölgelere dağlar konulduğu için o bölgelerde deprem olduğunu anlamaktadır!. Şimdi sıra depremlerin Hay’dan ve faydan değil dağdan olduğunu isbat etmesine geldi!. Bakalım bunu da becerebilecek mi?

Herneyse, bizleri düz dünya konusunda uyarmak isteyen kardeşlerimizi nedense hiç değinmek istemedikleri “Dünya dönüyor mu?” meselesine davet ediyor ve öncelikle ayetlere göre çok daha kolay anlaşılacak bu meseleyi değerlendirmelerini istiyoruz. Lütfen kendinizi hiç zorlamadan cevap veriniz. Kur’an-ı Kerim’de içindeki yıldızlarla birlikte göğün döndüğünü beyan eden Rabbimiz “Allah arz'ı (dünyayı) sizin için bir karar yeri, gökyüzünü de bir bina kıldı… (40-Mü'min 64)” buyruğunda ‘karar yeri-karargah’ derken kendi ve güneşin etrafında dönüp-duran bir arzdan mı bahsediyor? Yoksa aynı Yaratıcı’nın yarattığı atom örneğinde gördüğümüz gibi merkezi bir çekirdekten mi?

Öncelikle bu soruyu cevaplasınlar..
Hüseyin Azizefendioğlu
19.02.2019 09:57
Muhterem Mehmed bey,
Kardeşim, daha doğrusu, Ağabeyim, Çünkü ben 1958 doğumluyum. Sayhfanızı görmekle sizinle tanıkşma ihtiyacı hasıl oldu. Tesadüflere inanmam. Allah böyle dilediği için oldu. Kitaplarınızın tanıtımlarını da okuyunca sizi de manen tanımış oldum. Allah yar ve yardımcınız olsun.

Kitaplarınızın listesini aldım. İlk Türkiye' ye gelişimde Kitapyurdundan temin ederim inşallah. Almanya'da öğretmen ve eğitimci olarak çalışmaktayım... Ve inşallah ümüt ediyorum ki, sizinle şahsen tanışıp sohbet etmek nasib olur.

Selam, sevgi ve dualarla...
Hüseyin Azizefendioğlu
Kadriye Haşimoğlu
19.02.2019 09:49
Umarım geç kalmadım
Selamun aleykum arkadaşlar ve Mehmet hocam. Değerlendirmeyi geç farketmis olmam ve gözden kaçtığını düşündüğüm ayetler acaba önceki yorumlarda değerlendirildi mi diye kontrol etmem epeyce zamanı mı aldı. Doğrusu pek çok yorumu akla uygun bulurken ne yazık ki ayetlerle desteklenmediğini gördüm. Dünyanın düz olduğu iddiası Kur'an'daki şu ayetlerle çelişiyor zira;

Taşlanmış Şeytan'ın şerrinden Rabbime sığınırım.
 " Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere çevrilip) değiştirileceği gün, onlar Vahid (tek) ve Kahhar (kahredici) olan Allah'ın huzuruna çıkarlar. "(14-İbrahim 48)

Bu ayette Kıyamet gününde yerin başka bir yere değiştirileceği söylenmekte. Kıyamet gününde yere ne olacağını bildiren ayette ise;

 " Yer uzatılıp-düzlendiği" (84-İnşikak 3)
denilmektedir. İki ayet birlikte değerlendirildiğinde Yerin hali hazırda düz olmadığı, lakin Kıyamet günü uzatılıp düzlenerek baska bir Yere değiştirileceği bildirlmektedir. O zaman günümüzde yer düz olamaz. Düz olsaydı Kıyamette düzlenerek başka bir şekle dönüştürüleceği bildirilmezdi.
Mustafa Kayhan
18.02.2019 22:23
Dünya Düz Mü
Bugün bir haberde you tube'un desteklediği videolarla dünyanın düz olduğunu savunanlara yardım ettiği şeklinde bir haber var. Haberin linki buradadır.;
"The Guardian'ın haberine göre, Teksas Teknik Üniversitesinden uzmanlar, 2017'de Kuzey Carolina'da ve geçen yıl Colorado'da "Düz Dünyacılar" hareketinin yıllık toplantısına katılan 30 kişiyle röportaj yaptı."
Mehmed Alagaş
18.02.2019 15:40
Ve aleykümselam
Güzel oğlum Enes’e ve değerli kardeşlerime teşekkür ediyoruz.

Selami kardeşimizin düşüncesi, bizim de son zamanlarda gündemimizde olan bir düşünceydi. Ağır konuların üst üste bindiğini bizler de görüyor ve yeni bir başlık gereğini hissediyorduk. Bizim düşüncemiz “Antartika’nın ötesinde ne var?” başlığı ile yeni bir değerlendirmeye geçmek, yerin ve göğün bucaklarını bu başlık altında ele almaktı. Ancak bu başlığa gelmeden önce kısa da olsa değerlendirmemiz veya değinmemiz gereken birçok konuyu düşündüğümüz zaman bu değerlendirmeyi daha fazla yoğunlaştırmadan bitirmenin uygun olduğunu kabul ediyoruz. Bu değerlendirmeyi ciddiyetle izleyen bütün kardeşlerimize teşekkür ediyor ve yeni bir değerlendirme başlığı açıyoruz.

Rabbimiz iman ve teslimiyetimizi korusun, hakkı anlamamızı, anlatmamızı, hidayet ve hayırlara vesile olmasını nasib etsin..
Selami Özcan
18.02.2019 12:45
Selamunaleyküm
Hocam dünyanın değil göğün döndüğünü daha önceki değerlendirmede anlamıştık. Bu değerlendirmede ise özellikle de dünyanın düz olduğunu ve ayın nur kılınan bir gezegen olduğunu yani ışığının kendinden olduğunu ayetler ışığında görmüş olduk.

Elbetteki siz daha iyi bilirsiniz ama önemli konuları daha fazla üst üste getirmeden yeni bir değerlendirme başlığıyla mı devam etsek?
Aksel Aksel
18.02.2019 00:35
Selamun aleyküm
Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize, üzerimize olsun inşallah..
Bu konularla ilgili gerçekleri ilk okuduğumda bu konunun imanıma ne katacağını düşünmüştüm, çünkü "ben zaten Allah’ın büyüklüğüne iman etmiştim" dedim kendi kendime, fakat yine hayat kitabını okurken gördüm ki Allah’ın dostum diye bahsettiği İbrahim as'ın Rabbiyle geçen bir kıssası var, hepinizin bildiği üzere Rabbimizin nasıl dirilttiğini öğrenmek istiyor;

“Hani İbrahim "Rabbim bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona) "İnanmıyor musun" deyince "Hayır (inanıyorum), ancak kalbimim tatmin (mutmain) olması için" demişti. “(Bakara-260)

Bu cevaptan sonra bu tarz şeylerin yabana atılmaması gerektiğine kanaat ettim ve araştırıyorum mütmain olmak ve etmek için inşallah.. Yazışmaları uzun süredir takip ediyorum, ayetler bağlamında söylendiği için Rabbin emri üzerine iman ettim. Fakat henüz tam kalbime yerleşmedi ve başkasına açacak kadar bilgim yok. Anlamaya gayret ediyor ve henüz yeterince anlayamadığım konuları başkalarıyla paylaşıp konunun sulandırılmasına vesile olmaktan çekiniyorum. Selam ve dua ile..
Kemal Sallabaş
18.02.2019 00:17
Selamünaleyküm
Belli bir zamandır yorumlara bakamıyordum. Ama konu baya bir ilerlemiş.. Konuşulanları anlamak için tüm yorumları okumak gerekiyor hatta aslında zamanında okuyabilseydim arada tefekkür fırsatım daha çok olurdu.

Öncelikle bu şekilde istişare eden kardeşlerim ve abilerimden allah razı olsun. Bilimsellik putunu kasıtlı olarak bu noktaya getiren ehli küfür tüm ayrıntıları hesap etmeye çalışıyor, lakin en ince hesap Allah'ındır..! İnsanlık tarihi boyunca insan hep göz ile görmeyi tercih etmiştir, mantık şeklini de buna göre dizayn etmiştir. Ama görme olayı sadece göz ile tamamlanamaz, gözün Rabbi ne kadar müsaade ederse o kadar görür işte bu yüzden görmek için Allah’ın izin vermesi gerekmektedir.

Allah’ın izin vermesi için de bizlerden istediği şartlar vardır. Umarım bu şartları yerine getirebiliriz. Görmek denen şeyin, idrak ve iman etmek olduğuna inandığımız zaman Rabbimizin hiç gören ile görmeyen bir olur mu ayetini daha iyi anlıyoruz.

Gündeme gelen bu konuyu anlamaya çalışırken hem anlamaya hemde haddimi bilerek hareket etmeye çalışıyorum. Sesim çıkmasa da sınıftayım inşallah.. Allah emeklerimizin karşılığını misliyle versin. GÖRENLER den olabilmek duası ile..
Enes
17.02.2019 22:37
Selamın aleykum abilerim, hocalarım
Araştırmaları takip ediyorum ve bu ciddi meseleleri sizlerin yorumları ile idrak etmeye çalışıyorum. Rabbim Alagaş hocamızın ve bizlerin yardımcısı olsun selam ve dua ile .
Yusuf Gökçe
17.02.2019 18:57
SA. Mehmet Hocam,
Yerin ve göğün bucakları ve bunların ardında ne olduğu konusu çok isabetli olur. Allah ilim sıfatıyla bizleri aydınlığa çıkarsın. Şu ana kadar geldiğimiz seviye bile inanın kardeşlerim küfrün sonunun çok yakın olduğunun işaretlerini veriyor. Buna öncülük edene ve destekleyenlere selamlar olsun. Selametle...
İnşirah Melal
17.02.2019 17:54
Selamaleykum
Hocam bucaklar meselesi bence de öncelenmeli. Sizin daha önceleri vermiş olduğunuz örneklere atıfta bulunarak ifade edersem; bu meselede öncelikle somut dallar ele alınıp meselenin köşe taşları yerlerine konulursa, soyut olan diğer boyutların daha rahat somutlaştırılıp muhkem bir anlama kavuşacağı kanaatindeyim.
Talha
17.02.2019 16:45
SELAMÜN ALEYKÜM
Yerin ve göğün bucakları ile birlikte Van Allen kuşağından başlayalım amca... Bu Van Allen kuşağı yakın göğün sınırı olabilir mi?
Mehmed Alagaş
17.02.2019 15:53
Ve aleykümselam
Bizleri yüzümüze karşı değil arkamızdan eleştirmeye devam eden bazı çevreler bu meseleleri gündeme getirişimizdeki nedeni hala anlayamamışlardır. Dünyanın düz ve dönmüyor oluşu asırlardır kandırılan insanlık açısından önemli bir mesele olmasına rağmen biz müslümanlar açısından bütün bunlardan daha önemli olan mesele, insanları asırlardır küfre davet eden bilimsellik putunun ifşa edilmesidir.

Kur’an-ı Kerim ile hem hal olan kardeşlerimiz “Andolsun ki onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler…” (39-Zümer 38)” veya “Andolsun ki onlara "Kendilerini kim yarattı?" diye soracak olursan kesinlikle "Allah" derler. (O halde haktan) nasıl da çevrilip-döndürülüyorlar? (43-Zuhruf 87)” gibi ayetlerle sık sık karşılaşmaktadırlar. İnsanların semavi kitablara karşı güvenlerinin devam ettiği beş asır öncesine kadar İlahi gerçekler kısmen de olsa dikkate alınıyor, bir Yaratıcı olduğu biliniyor ve bilimsel veriler semavi kitabların tastiğine sunuluyordu.

Ancak dünyanın küre ve dönüyor olduğu teorisi bilimsellik adına kabul ettirildikten sonra insanların “Dünya düz ve dönmüyor” diyen semavi kitablara ve Yaratıcı’ya karşı inançları sarsılmış, tanrıtanımazlığın ilk tohumları filizlenmiş ve esas alınan bilimsellik her asır daha bir yüceltilerek günümüze kadar gelmiştir. Bilimselliğin putlaştırıldığı bu batıl din son yüzyıldaki küfür teorileri ile zirve yapmış ve bilimi esas alan dünya insanlarını “Yaratıcı” gerçeğinden hızla uzaklaştırmışlardır.

Artık bu insanlara “Gökleri, yeri ve sizi kim yarattı?” sorusunu sorduğunuz zaman “Yegane Yaratıcı olan Allah” cevabı hiç akıllarına gelmemekte, büyük patlamayla kainatın, evrim süreciyle de kendilerinin varolduğunu anlatıvermektedirler!. Böyle bir tablo ile karşılaştığımız zaman bizler bu zavallılara değil, bunları “Bir yokmuş, bir varmış” masallarıyla kandıran bu bilimselliğe öfkeleniyor ve böyle bir bilimselliğin küfürle kararmış yüzünü insanlara göstermek istiyoruz. Geniş kesimlerce yüceltilen bu puta karşı çıkmak, bizim inancımızın ve “La ilahe” dememizin bir gereğidir.

Allah’ın dini adına hala bu bilimselliği referans olarak alanlar ve Allah’ın ayetlerini bu bilimselliğe göre tevil edenler, bu yaptıklarımızı tabi ki anlayamayacaklar ve bizlere “Sizler Kur’an’ı bilimselliğe ters düşen bir Kitab durumuna getiriyorsunuz” demeye devam edeceklerdir. Hiç telaşlanmasınlar, bu Kitab hiçbirimizin gölge düşüremeyeceği çok yüce ve Kerim bir Kitab’dır. Esas itibariyle de bilimselliğe ters olan Kur’an değil, Kur’an’a ters olan böyle bir bilimselliktir. Nitekim dünyanın düz ve dönmüyor oluşu bile günümüz bilimselliğinde tamir edilemez bir tahribat oluşturacak ve bu tahribat birçok insan zihninde bu putun yıkılmasına vesile olacaktır. Temennimiz bu putun öncelikle önder konumundaki bazı müslüman zihinlerde yıkılmasıdır.

Sözün öfke sınırına ulaştığı bu noktada yine “Herneyse” diyecek ve konumuza devam edeceğiz. Şimdiye kadar dünyanın dönmediğini, düz olduğunu ve ayın kendisine ait bir nuru-ışığı olduğunu ayetler ışığında anladık. Elbetteki bu konuyla ilgili araştırılması gereken çok gerçek, cevaplanması gereken daha çok soru olduğunu biliyoruz. Yedi kat gökler, gece ve gündüzün oluşması, ayın evreleri, güneş ve ay tutulmasının nasıl gerçekleştiği gibi sorular, ayetler dikkate alınarak araştırılması gereken konulardır. Bu gibi sorulara küre dünyacıların veya Nasa’nın verdiği cevaplar, yanlışlığı isbat edilmiş tutarsız cevaplar olduğu için tabi ki hiç dikkate almıyoruz. Bu sorulara düz dünyacıların verdiği cevaplara da ihtiyatla yaklaşıyor, doğrularla birlikte yanlışların da olduğu bu cevapların yine ayetler ışığında değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Ancak bizim Kur’an-ı Kerim’i dikkate alarak önemsediğimiz ve acilen gündeme getirmek istediğimiz husus, bu konuyla ilgili olarak yerin ve göğün bucakları ile bu bucakların ötesinde ne olduğu meselesidir. Bundan dolayı nihai cevaplarını zamana yaymak istediğimiz diğer sorulara kısmen değinecek ve dünya insanları için çok daha önemli olan bu meseleye ağırlık vereceğiz.

Şimdi hangisinden başlayalım?
Yusuf Gökçe
16.02.2019 18:00
SA. Mehmet Hocam,
Tavsiyenize uyup bu zor konuları fazla deşelemeden sizi takip edeceğim. Tekrar hakkınızı helal edin. Selametle...
Mehmed Alagaş
16.02.2019 16:07
Ve aleykümselam
Bazı insanlar karşı tarafı dinlerken “Söylediklerindeki doğru ne ola ki?” sorusuyla dinlerler ve karşı tarafın yanlışlarını farketmeden doğrularını rahatlıkla anlayabilirler. Bazı insanlar ise karşı tarafı dinlerken “Söylediklerindeki yanlış ne ola ki?” sorusuyla dinlerler ve karşı tarafın yanlışını aradıkları için doğrusunu anlamakta zorlanırlar.

Bunlardan hangisi durumunda olmak istersiniz bilmeyiz ama bizlerden helallik dileyen ve hakkımızı hoşnutlukla helal ettiğimiz Yusuf kardeşimiz ilk gruba girenlerden. Bu kardeşimiz bizlerin anlattıklarını “Söylediklerindeki doğru ne ola ki?” merakıyla ve samimiyetiyle dinlediği için birçok doğruyu bazı kardeşlerimizden daha önce ve daha iyi anlıyor. Tabi ki anlattıklarımız arasında tamamen anladığı konular olduğu gibi daha çok zaman ve araştırma gereken bazı konular da olduğundan bu konulardaki doğruları kısmen anlıyor. İşte bu kardeşimizle sıkıntımız, kısmen anladığı bu doğrular konusunda oluyor. Çünkü kısmen anladığı konuları bir an önce daha iyi anlayabilmek için farklı kaynaklara, farklı kişilere yöneldiği zaman onları da “Söylediklerindeki doğru ne ola ki?” merakıyla ve samimiyetiyle dinlediğinden onların yanlışlarını fark edemeden mantıklı açıklamalarını da doğru kabul ediyor ve bizim karşımıza her defasında kendisine mantıklı gelen bu doğrularla (!) çıkıyor.

Oysa üzerinde çalıştığı konuya yeterince hakim olsa, o konuda söylenilen ve bazı boyutlardan mantıklı gelen sözleri Kur’an bütünlüğünde ele alsa, doğru ile yanlışı kendisi ayırabilecek ve Mehmed abisini de bu kadar yormayacaktır. Gördüğümüz kadarıyla henüz netleşemediği konularda büyük bir telaşa kapılmakta ve evinde yangın çıkmış bir insanın telaşıyla bir an önce netleşmeye çalışmaktadır. Yusuf kardeşimiz Mehmed abinizin de uzun yıllardır netleşemediği ve belki de ölünceye kadar netleşemeyeceği bir çok konu vardır. Bu gibi konular telaşla değil sabırlı bir azimle araştırmaya devam edilerek netleşilebilecek konulardır. Telaşa ve aceleciliğe hiç gerek yok.

Yorumun başında iki türlü dinleyiş şeklinden bahsetmiş ve sizlerin hangisini tercih ettiğinizi bilmediğimizi söylemiştik. Sizleri bilmesek de bizlerin bu konudaki tercihi karşı tarafı dinlerken, meseleye iki taraftan yaklaşıp “Söylediklerindeki doğru ve yanlış ne ola ki?” sorusuyla dinlemek de değildir. Bizler öncelikle karşı tarafın doğrularını anlamak için “Söylediklerindeki doğru ne ola ki?” sorusuyla dinleyip, anlamaya çalışırız. Bunları anladıktan sonra “Söylediklerindeki yanlış ne ola ki?” sorusuyla yanlışlarını tesbit eder ve doğrularla yanlışları birbirinden ayırırız.

“Bu tavsiyedeki doğru ne ola ki?” merakıyla düşünenler, ne demek istediğimizi daha çabuk ve daha iyi anlayabileceklerdir.
Yusuf Gökçe
16.02.2019 11:52
SA.İNSAN DERGİSİNDE GÖREVLİ KARDEŞLERİM,
UZUN SÜREDİR HOTMAİLİME BAKMIYORDUM. HALBUKİ BAZI YAZILARIMA CEVABI HOTMAİL ÜZERİNDEN GÖNDERMİŞSİNİZ. SİZ BİR ALT YAZIDA UYARANA KADAR AYIKMAMIŞTIM. YAZILARIMA CEVAP VERİLMEDİĞİNİ ZANNETMEMİN NEDENİ BUYDU HOTMAİLİMİ ÇOKTANDIR KULLANMADIĞIMDAN GÜNCELLEME GEREKİYORDU. ÇOK ŞÜKÜR BUGÜN MEİLLERİ OKUYABİLDİM. BU İLETİŞİMSİZLİK ANLAŞILAN HEM BENİ HEM DE SİZİ ZOR DURUMDA BIRAKTI. BU DURUMA BENİM DİKKATSİZLİĞİM NEDEN OLDUĞUNDAN BAŞTA MEHMED ALAGAŞ HOCAM OLMAK ÜZERE TÜM KARDEŞLERİMDEN ÖZÜR DİLİYOR, HAKLARINI HELAL ETMELERİNİ ÖZELLİKLE İSTİRHAM EDİYORUM.
Mehmed Alagaş
14.02.2019 19:51
Ve aleykümselam
Bizlere Youtube’den “Kur’an’a göre evren nasıl oluştu? Evrenin gaz aşaması” gibi bilimselliği esas alarak ayetlerin tevil edildiği videoları tavsiye eden arkadaşlar bulunmaktadır. İşlediğimiz konuları hiç anlayamayarak ve bu konuların özünden uzaklaşarak bizlere arka arkaya yorum gönderen bu arkadaşların, bizlere yorum yazmak için değil öncelikle yazılanları anlamak için bir çaba göstermelerini tekrar istirham ediyoruz. Çünkü konuyla ilgili bütün ayetleri dikkate almayan altı boş yorumları, yayınlamaya değil okumaya bile değer görmüyoruz. Lütfen vaktimizi ve vakitlerini boşa harcamasınlar.

Bu sözlerimiz elbetteki bir büyüklenme veya karşı tarafın yazdıklarını küçümseme değildir. Bizler muhatap aldığımız insanların vakitlerinin değerli olduğunu dikkate alarak nasıl ki on kere düşünüp-araştırıp bir kere konuşuyorsak, karşı tarafın da bu hassasiyeti göstermesini ve bir kere düşünüp on kere konuşmaktan vazgeçmelerini istiyoruz. Ki bu ciddi değerlendirmeye katılan kardeşlerimiz genel olarak bu inceliği gösterdikleri için kendilerine tekrar teşekkür ediyoruz.

Bekir kardeşim “Andolsun ki Biz ademoğlunu mükerrem (şan ve şeref sahibi) kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık, temiz-güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir çoğundan (önemli bir şekilde) üstün kıldık. (17-İsra 70)” ayetinden hareketle istisna olan kısmın uzaylılar veya melekler dışında yüce varlıklar olduğunu ileri sürmek, ayetlerin açık anlamından uzaklaşarak gayba taş atmaktır. Bizlere bilmemiz gerekenleri bildiren Rabbimiz sadece meleklerden, insanlardan ve cinlerden bahsettiğine göre bunlar dışında kamil varlıklar olduğunu ayetlere dayanmadan iddia etmek, en hafif ifadesiyle haddi aşmaktır.

Söz konusu ayet insanların genelinden bahsetmeseydi, ayetlere dayanarak hayvanların bile birçok insandan üstün olduğunu ifade edebilirdik. Ancak ayette genelleme yapıldığı için yaratılmışları da genel olarak ele alıyor ve insanların genelinden üstün olan yaratılmışların özellikle melekler olduğunu görüyoruz. Söz buraya geldiği zaman sakın ola ki insanların genel olarak (Adem aleyhisselama secde eden) meleklerden üstün olduğunu düşünmeyiniz. Nefse rağmen Allah’a yaptıkları kulluk ile meleklerden üstün bir mertebeye yükselen insanlar olmasına rağmen bunlar kesinlikle ve kesinlikle insanların geneli değildir.

Kur’an’a göre canlı yaşamın olduğu yegane yer, birçok ayetteki “Yer ve gökler” ifadelerinden de anlayacağımız gibi tekil olarak zikredilen tek yer olan dünyadır ve dünya dışı uzaylılar gibi farklı varlıklar yoktur. Dünya dışı derken tabi ki dünyanın kütle itibariyle genel mahiyetini ve katlarının ne olduğunu bilmediğimiz için sadece müşahade alanımız içinde olan yeryüzünü değil bütün bir dünyayı kastediyoruz. Çünkü gördüğümüz yeryüzünün dışında ancak dünyanın içinde ve nüfus olarak da bizlerden çok daha fazla olan varlıkların yaşadığını biliyoruz. Bunlar uzaylılar değil Kuran-ı Kerim ifadesiyle ye’cuc ve me’cuc denilen varlıklardır.

Uzaylılar veya Anunakiler gibi fantastik varlıkları konuşmaya meraklı olan dünya insanları, bilim kurgu değil tahrif edilememiş yegane semavi bir Kitab olan Kuran-ı Kerim’de bildirildiği için hiç ciddiye almadıkları bu varlıklar ile yakın zamanda karşılaşacaklardır. Çünkü genel gidişat, ne yazık ki o günlere doğrudur..
Yusuf Gökçe
13.02.2019 17:13
SA.Bekir kardeşim,
Ayet gayet açık değil mi?Ben yine de kısa bir açıklama yapayım.Aşağıdaki ayet sorunun cevabını zaten veriyor.
Allah: Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? dedi.(sad-75)
İfade direk Rabbimize ait.Şeytanın secde etmeme sebebini soruyor’’kibirlenenlerden olmak’’,’’yücelerden olmak’’ yani iki sebepten hangisi ,birincisi kibirlendiğin için mi ikincisi yarattığım yüce varlıklardan olduğunu mu sandın.Bu yüceler kim? Bunlar melekler olamaz çünkü secde emrine melekler de dahildir.Ancak melekler dışında bir takım yüce varlıklar var ve bunlar Ademe secde etmekle le emredilmemişlerdir.Neden, çünkü bunlar ademden üstünler de ondan.Selametle…

insandergisi.com:


Sayın Yusuf GÖKÇE,
Ve aleykumselam değerli kardeşimiz, sizi ikaz etmek için e-mail adresinize defalarca mesaj göndermiş olmamıza rağmen okumadığınızı düşünerek benzer bir ikazı buradan da yapmak durumunda kaldık; Lütfen artık Mehmed abinizin sözünü dinleyerek biraz mola alın ve dinlemeye-düşünmeye odaklanın..!

Ayrıca bu yorumunuzdaki yüceleri de hangi ayet bağlantılarından çıkardınız? ALAGAŞ hocamızın bundan otuz sene önce yazdığı “Büyüyor muyuz, büyütülüyor muyuz yoksa büyükleniyor muyuz?” yazısını veya “Yaratılış ve İnsanlık Tarihi” kitabını dikkatlice okumuş olsaydınız, böylesine bir yorumda bulunmazdınız...!

Hayrı murad eden bu ikazları artık dikkate alacağınızı umuyor saygı ve selamlarımızı sunuyoruz..
Bekir Ziya
12.02.2019 22:20
Esselamü Aleyküm
Bakara-98 ayetinden anladığım bir başka gerçek de, "insanı yaratılmışların bir çoğundan üstün kıldık." ayetine tutunarak çogunluğun dışında kalanların uzaylılar olduğunu iddia edenleri tekzip edip, azınlığın kimler olduğunu belirtmesidir. Allah-u alem.
Mehmed Alagaş
12.02.2019 14:35
Ve aleykümselam
İnşirah kardeşimize anladığı husus için, Diyar kardeşimize de anlayamadığını farkettiği hususlar için teşekkür ediyoruz. Bakara 17 de ve devamındaki ayetlerde verilen misaller, münafıkların durumuyla ilgili harika misallerdir. Mü’minlerle karşılaştıkları zaman “İman ettik” (2-Bakara 14) diyen bu münafıklar, müslümanlar nezdinde dalaletin karanlığından kurtulup, hidayetin aydınlığına kavuşmuş kimseler zannedilir. Tıpkı yanan ateşin etrafında oturan insanlara baktıklarında, onların aydınlıkta olduklarını ve gördüklerini zannettikleri gibi!. Oysa inkarları nedeniyle nurları giderildiği zaman baktıkları halde görememekte ve ateşin aydınlığında olmalarına rağmen karanlığın görmezliğini yaşamaktadırlar.

Münafıkların durumuyla ilgili olarak verilen iki ayrı misal hakkında konuşulacak çok şey olmasına rağmen bizler sadece konumuzla ilgili hususa dikkat çekerek nurun hem görülebilen, hem de görmemizi sağlayan bir özellikte olduğuna değinmek istemiştik. İnşirah kardeşimizin belirttiği gibi bizler de İlahi esmaların bizlerdeki kısmi tecellilerinin nurdan uzak tecelliler olduğunu düşünmüyor ve gözle görmemizi sağlayan basiretimizin de nurla olan ilişkisini göz ardı etmiyoruz.

Diyar kardeşimiz “Anlayamadıklarımın anladıklarımdan çok olduğu bir durumla karşı karşıyayım” dediği zaman bizler de “Elhamdülillah, maksat hasıl oldu” dedik. Çünkü son yorumlarda nurla ilgili bazı soruları gündeme getirmemizin nedeni, nurun ne olduğunu bilmemizden ziyade haddimizin ne olduğunu bilmemiz içindi. Nurun ne olduğunu, ne olmadığını anlamadan ve anlamadığını bilmeden gelişi güzel konuşup-tartışanlardan olmamamız için elbetteki haddimizi bilmemiz gerekmektedir. Hele ki Nur 35 gibi müşkil bir ayet üzerinde konuşuyorsak.

Şimdiye kadar ki değerlendirmelerimizle bu müşkil ayetin anlam kapısını araladığımızı düşünüyoruz. Yer ve göklerin nuru olan Rabbimizin, yer ve göklerdeki nurunun misali biz müslümanlara sanki incimsi bir gezegen olan ay ile verilmektedir. Bazı ayetlerde güneş, ay ve gezegenler ayrı ayrı zikredildiği için ayın gezegen olup-olmadığı konusunda hala kararsız olan kardeşlerimizin “Her kim Allah'a, meleklerine, resullerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise artık şüphesiz Allah da kafirlerin düşmanıdır. (2-Bakara 98)” ayet-i kerimesini düşünmeleri gerekir. Çünkü ayette de görüleceği üzere Cebrail ve Mikail asıl itibariyle melek olmalarına rağmen önemlerine binaen meleklerden ayrı zikredilmişlerdir. Güneş ve ay da asıl itibariyle dünya merkezli gezegenler olup, önemlerine binaen diğer gezegenlerden ayrı zikredildikleri gibi.

Bu müşkil ayetin anlam kapısını araladığımızı söylememize, ayın nur kılındığını, bu nurun bir mişkat içinde olduğunu bilmemize rağmen elbetteki henüz anlamadığımız, anlayamadığımız çok husus vardır. Mesela ayetin devamında bu nurla ilgili olarak “…Sırça sanki incimsi bir gezegen ki doğuya da, batıya da ait olmayan mübarek-kutlu bir zeytin ağacından (bir yağ ile) yakılır. (Bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. Nur üstüne nurdur. …” buyurulmaktadır. Bu buyrukta ifade edilen gerçekleri değil, bu gerçeklere ulaşabilmek için ne sormamız gerektiğini dahi bulmakta zorlanıyoruz.

Buradaki nurun kaynağı nedir? “Neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir” buyurulmasına rağmen ’yekadu’ yakılır-tutuşturulur ne demektir? “Nur üstüne nurdur” ifadesinin ne anlama geldiğini düşündüğümüz zaman aydaki nurun doğuya ve batıya ait olmayan bir tutuşturucusu-bir tetikleyicisi var mıdır?…. gibi sorular, cevabını soru sahibinin de henüz bilmediği sorular olacaktır. Ancak daha önce ısrarla söylediğimiz gibi anlayamadığımız bu gibi hususlar, anladıklarımızı gölgelendirmemelidir.

Araştırmak ve anlamakla ilgili şu hususu tekrar belirtelim ki bir şeyi tüm boyutlarıyla anlayamamak, o şeyi hiç anlayamamak anlamına da gelmez. Bu nedenle özellikle müşkil ayetleri tefekkür ederken anlayabildiğimiz gerçekler, bu gerçeklerin anlam derinliğini bilmesek bile sımsıkı tutunmamız gereken gerçeklerdir. Derinliğini ve mahiyetini bilmiyorum diyerek gördüğünüz bu gerçeklere tutunmadığınız zaman, ayette göremediğiniz derinlik ve mahiyetten artık vazgeçmişsinizdir demektir. Oysa ayetlerdeki derinliğe ve anlam mahiyetindeki genişliğe ulaşabilmeniz, bir dağcı gibi ulaşabildiğiniz gerçeklere tutuna tutuna yükselmeye çalışmanızla mümkündür.

Nur 35 ayetinde de anlayamadığınız ve bizim de ulaşamadığımız gerçekler elbette vardır. Burada önemli olan anladığımız gerçeklere anlayabildiğimiz kadarıyla tutunarak ilerlemeye çalışmamızdır. Bu gerçeklere tutunmamız, ayet üzerinde tefekkür ederken bizlere doğru bir istikamet vereceği için de çok önemlidir. Nitekim bizler de yıllar sonra anlayabildiğimiz birçok müşkil ayetin geniş anlamına, yıllar önce görebildiğimiz kısmi gerçeklere tutuna tutuna yıllar sonra ulaşabilmiştik.

Bu nedenle Nur 35 ayet-i kerimesinin daha derin araştırmalarını artık özel çalışmalarımıza-özel gündemlerimize alıp, bu genel gündemimize devam edebiliriz. Zaten bu ayetin konumuzla ilgili olan boyutu “Ayın kendine ait bir nuru-ışığı var mıdır?” sorusunun cevabıydı. Bu soruyu açıkça cevapladığımızı düşünüyoruz. Tabi ki bu arada yapılan bazı gözlemlerle ayın nur kaynaklı ışığının 38-40 derece gibi sıcak havalarda soğutucu etkisinin olduğunu bilmemize rağmen sıfır altı derecelerde nasıl bir etkisi olduğunu hala merak ediyoruz.
D. Demirel
11.02.2019 23:59
Selamunaleyküm
Yine anlayamadıklarımın anladıklarımdan çok olduğu bir durumla karşı karşıyayım. Anlayamadığım kısımlardan biri “ Allah nurlarını giderince” ifadesinin ne için söylenmiş olduğu, bu kişinin çevresindekiler için mi bu kişi için yoksa ikisi birden mi?

Anladığım kısma gelince Rabbimiz ayı nurlu kaldığını belirtiyor ve ay hem gördüğümüz hem de karanlıkta görebilmemizi sağlayan bir cisim.
Bakara suresi 17. ayette “nurlarını giderince” ifadesinin hangisini kapsadığına nasıl karar vereceğiz? Tanımak ve tanımlamak ile ilgili söyledikleriniz aklıma geliyor ve duruyorum.
İnşirah Melal
11.02.2019 23:20
Selamaleykum
Eyvallah hocam.. ayetler üzerinde tefekkür ederken sağa sola sapmadan dosdoğru gitmenin, gidebilmenin önemini defalarca altını çizerek bizlere öğütlediğiniz için biz kardeşleriniz teşekkür ve dua ediyoruz.

Nur ile ilgili ayetleri ilk araştırmaya başladığımda şimdi gündeme getirdiğiniz Bakara-17 ayeti dikkatimi çekmiş, tekrar tekrar okuduğum halde anlayamadığımı farketmiştim. Bazı meal ve tefsirlerdeki sizin de belirttiğiniz "ateşin daha sonra söndüğü veya Allah tarafından söndürüldüğü" düşüncesinin bariz bir yanılgı olduğu ortadaydı..! Zira her ne kadar aynı köke sahip kelimeler olsalar da "NAR" ve "NUR" apaçık bir şekilde farklı manaları ihtiva ediyordu.. Hoş, bu iki kelimenin de aynı kökten olduğunu öğrenmek ayrı bir hamd vesilesi oldu...! Aynı kökten iki farklı manaya, iki farklı yola, iki farklı sona doğru bir yolculuk...!
Senin kelamın ne muazzam Ya Rabbi..!

Evet hocam..
Adamın yaktığı NAR çevresindekileri aydınlattıktan sonra, Rabbimiz NUR larını giderip onları karanlıklar içinde göremez bir halde bıraktığına ve ateşin durumuyla ilgili ayrıca bir şey beyan etmediğine göre, ateş aydınlatmaya devam ettiği halde karanlıklar içinde kalmış olduklarını anlıyorum. Bu da NUR'un sadece görülebilen değil aynı zamanda görmemizi sağlayan bir şey olduğunu ortaya koyuyor.. Nitekim NUR ile ilgili bazı ayetler de sanki bu hakikate dikkat çekiyor.. Bu noktaya geldiğimde “Basiret nuru” ifadesinin de altının dolu bir ifade olduğunu düşündüm.

En doğrusunu Allah bilir..
Mehmed Alagaş
10.02.2019 15:32
Ve aleykümselam
‘Bir kardeşimiz’ gökte çatlak olsaydı dünyaya su boşalabileceği anlamında bir yorumda bulunmaktadır. Bazı düz dünyacıların siyonistlerce tahrif edilmiş semavi kitablara dayanarak iddia ettikleri gök camdan bir kubbe olup üstü su ile doludur ve yıldızlar bu su içinde yüzmektedir gibi iddialarını Kur’an’a arzetmeden kabul etmemiz kesinlikle mümkün değildir. Kur’an’a göre elbetteki Rabbimizin arşı su üzerindedir (11-Hud 7). Ancak ayetlerden bildiğimiz gibi yer ve gökler daha sonra yaratılmaktadır. Yer ve göklerin yer aldığı mekanı bir kitab gibi açan Rabbimiz bu açmadan sonra ise (suyla dolu göğe değil) “Duman halindeki göğe” yönelerek emrini bildirmektedir. Nuh tufanında göğün kapılarının açılmasının ne anlama geldiğini, tufan sonrası göğe neden “Suyunu çek” emri değil de “Suyunu tut” emri verildiğini yeri geldiğinde açıklarız. Kur’an’a baktığımızda sadece yıldızlar değil nurlu kılınan ay ve çerağ olan güneş de bir felekte “yüzüp-gittiğine” göre, ayetleri esas alarak bu yüzüp-gitmenin suyun içinde olduğunu düşünmemiz de tabi ki mümkün değildir.

İnşirah kardeşimizin güzel yorumuna gelince, ayetler üzerinde tefekkür edilirken sağa sola sapmadan dosdoğru gidilince nasıl doğruya varıldığını bizlere gösterdiği için kendisine teşekkür ederiz. Zaten bizler de “Misal, Allah’ın nurunun misalidir” diyenlere “Hayır, cevap bu kadar basit değil” derken cevabın sadece eksik olduğunu belirtmek istemiştik. Dolayısıyle İnşirah kardeşimizin yazdığı gibi bize verilen misal Allah’ın külli nurunun değil, Allah’ın gökler ve yerdeki cüzi nurunun misalidir. Bazıları için önemli olmayan bu ayrıntıyı anladığımız zaman, Ay misalindeki mişkatin ve sınırlandırmanın ne olduğunu da daha rahat anlayabileceğiz. Sitedeki arkadaşlarımızdan rica ediyor, Kur’an mealimize de aynı parantezin konulmasını istiyoruz.,

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun (yer ve göklerdeki) nurunun misali içinde misbah (ışık saçan kaynak-fitil) bulunan bir mişkat (kandil oyuğu-fitil yuvası) gibidir….”

Bu açıklamayla birlikte daha önce yazdığımız “Kur’an-ı Kerim’de nurun ne olduğunu kısmen araştıran müslümanlar olarak aydan dünyaya yansıyan nurun sınırlandırılarak zayıflatıldığı konusunda ise hiçbir şüphemiz yoktur. Şunu bilin ki bu sınırlandırma olmasaydı, gecelerimiz gündüzlerimizden daha aydınlık olurdu..” sözlerimiz de daha iyi anlaşılacaktır. Dikkat ederseniz bu cümlemizde “Kur’an-ı Kerim’de nurun ne olduğunu kısmen araştıran müslümanlar” diyerek nurun mahiyetine dikkat çekmiştik.

Hepinize şu hatırlatmada bulunmak isteriz ki bir şeyi hakkıyle anlayabilmek ve anlatabilmek demek, o şeyle ilgili bir gerçeği genele şamil kılarak o şeyi tanımlayıvermek değildir. Ne yazık ki içinde yaşadığımız toplum böylesi insanlarla doludur. Bunlar bir şeyi bir şeyle açıkladıkları zaman artık düşünecek ve araştıracak bir şey kalmadığını zannederler. Çünkü o şeyle ilgili bildikleriyle yetinip, bilmediklerinin hiç farkında olmadıkları için araştırıp-cevaplamaları gereken başka bir soruları da yoktur.

Oysa hakkıyle anlamak ve anlatmak istediğiniz bir şeye öncelikle her boyutundan bakmanız, her boyutundan sorgulamanız ve cevaplayamadığınız soruları belirleyerek o şeyle ilgili anlayamadığınız hususları bir bir tesbit etmeniz gerekir. O şeyle ilgili anlayamadığınız hususları önce tesbit edeceksiniz ki, bildiğiniz birkaç şeyi esas alarak o şeyin alimi değil, bilmediklerinizi dikkate alarak o şeyin henüz cahili olduğunuzu farkedeceksiniz. Ancak bunu farkettiğiniz zaman bilmediklerinizi bilme, anlayamadıklarınızı anlama fırsatını yakalayabilirsiniz.

Mesela bu konumuzla ilgili olarak sizleri bilmiyoruz ama bizlerin nur hakkında bilmediğimiz daha çok şey vardır. Henüz cahili olduğumuz bu konuyla ilgili olarak sizlere “Nur görülebilen bir şey midir, görmemizi sağlayan bir şey midir, yoksa hem görülen hem de görmemizi sağlayan bir şey midir?” sorusunu sorabiliriz. Biliyorsanız lütfen bizi hemen aydınlatın. Bilmiyorsanız bu önemli sorunun cevabını aramaya çalışan bizler gibi aşağıdaki ayet-i kerimeyi derinlemesine tefekkür etmeye başlayabilirsiniz.,

“Onların hali, ateş yakan adamın hali gibidir ki (ateş) çevresindekileri aydınlatınca Allah nurlarını gidermiş ve onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır. (2-Bakara 17)”

Bu ayeti birçok tefsirde yazıldığı gibi ateşin daha sonra söndüğünü veya Allah tarafından söndürüldüğünü dikkate alarak tefekkür ederseniz, ayet ile verilen bu misali anlamış değil aklınıza göre tanımlamış olursunuz. Oysa Rabbimiz ayet-i kerimede ateşin söndüğünden veya söndürüldüğünden değil, onların nurlarının giderildiğinden bahsetmektedir. Ateş yanmasına ve ateş kaynaklı ışık etrafına bir ışık vererek aydınlatmasına rağmen Allah onların ateş kaynaklı ziyasını değil ateş kaynaklı olmayan nurlarını giderdiği için onlar karanlıklar içinde kalmaktadırlar.

“Nur görülebilen bir şey midir, görmemizi sağlayan bir şey midir, yoksa hem görülen hem de görmemizi sağlayan bir şey midir?” sorusu, düşünülmeye değer bir soru değil mi?
İnşirah Melal
10.02.2019 03:00
Selamaleykum
Eyvallah hocam.. Rabbim sizden razı olsun inşaallah..
Yine gayret ettirip hayretimi arttırdınız elhamdulillah..

Dün yaptığım yorumda "cevap bu kadar basit değil” ifadenizi dikkate aldığımdan dolayı biraz daha tefekkür edeceğimi söylemiş ve önceki yorumlarınızı tekrar tekrar okuyarak, kaçırdığım noktaları aramaya koyulmuştum. İtiraf etmeliyim ki bugün yaptığınız son yorumunuzda biraz daha açarak verdiğiniz ipuçlarına kadar sağlıklı bir kanaate de ulaşabilmiş değildim. Fakat son yorumunuz ile birlikte Rabbimizin cemalindeki nurun ne anlama geldiğini kavradığım gibi ikinci kat gökteki İlahi nurun, birinci kat göğe nazaran fazla olduğunu ya da başka bir deyişle daha az sınırlandırılmış olduğunu çok daha iyi anlamış oldum. Ve "Rabbimiz, bizlere neyin misalini veriyor?” sorusuyla ayete tekrar yöneldiğim zaman;

"SÜBHANALLAH" dedim..!
Evet SÜBHAN'dır ALLAH..!
Her türlü eksiklikden münezzehdir..!
O'nun KÜLLİ nurunun misali-emsali olursa nasıl EL-VAHİD olurdu ki? Rabbimizi tekrar tekrar tenzih ederim...! Bu sebeple ayette geçen ve misali verilen nurun külli değil CÜZİ bir nur, yani sizin önceki yorumlarınızda belirttiğiniz gibi sınırlandırılmış bir nur olduğunu gördüm. Ayette açıkça "O'nun Nuru" ifadesi geçiyor olmasına rağmen bu sınırlandırmayı nasıl ve nerede gördüğüme gelince;

Ayetin hemen başındaki ifadede gördüm.. Yani başından beri sorduğunuz sorunun da başında duran "göklerin ve yerin nurudur" ifadesinde..! Bu ifadenin, bizlere misali verilen nurun sınırlarına işaret ettiğini farkettiğimde "Neyin misali?" sorusunun da "Allah'ın gökler ve yerdeki cüzi ve sınırlandırılmış nurunun misali..." cevabına ulaşmış oldum. Benim ulaşabildiğim, ayakları yere basan ve Kur'an bütünlüğü içerisindeki en sağlıklı sonuç budur. Buna göre de ayet mealinin ilgili kısmı şöyle olur;

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun (gökler ve yerdeki) nurunun misali...”

Elbetteki en doğrusunu Allah bilir.
Merakla beklemekteyim.. Selam ve dua ile...
Bir Kardesiniz
09.02.2019 17:22
Selamun aleykum;
Allah'in Nur'u nediri belki de devam ayetlerde aramali..

Gokte catlak olsaydi isik sizacagini nereden biliyoruz?
Belki de "Rabbin Ars'i ilk once su uzerineydi"de buyruldugu gibi ve "Biz de hemen göğün kapılarını gürül gürül boşalan su ile açtık." Kamer 11'de buyruldugu uzere gokte bir catlak olsaydi gokkubesinden SU bosalmayacagi ne malum?
Ya-Sin suresinde Gunes ve Ay icin "Her ikisi bir yorungede yuzmektedir"deki 'yuzmek' icin 'sebaha' yani bildigimiz yuzme fiili kullanilmistir. Hatta 'felekin yesbehun'daki 'felekin' f-l-k kokenli ve 'su uzerinde yuzen' 'filika' da bu kokten gelmedir.

Bu ayetteki sebeha fiilin mecaz olmadigini, bildigimiz (felekin'den dolayi) suda yuzmek oldugunu dusunuyorum.
Allah en dogrusunu bilendir.

Dikkatinizi suya cekmek istedim sadece.
Takipteyim, selamlarla
Fatma Ceren
09.02.2019 16:01
Selam
Birinci kat göğün tavanındaki bir çatlağın görülebilmesi için ikinci kat göğün aydınlık olması gerekir.

Bu durumda,

"Rabbimiz dağın etrafına değil sınırlı ve çok az bir şekilde sadece dağa tecelli edince, dağı paramparça eden şey;

O esnada zerre kadar bir çatlaktan bir ışık hüzmesi gibi süzen; misbahı da mişkatı da nur olan nurdur.
Mehmed Alagaş
09.02.2019 14:10
Ve aleykümselam
Arkadaşlar konumuz öncelikle aydan dünyaya yansıyan nur ise bizlerin Kur’an-ı Kerim bütünlüğünde İlahi nurun ne olduğunu tefekkür etmemiz ve Nur 35 ayetinin girişini anlamaya çalışırken bu İlahi nur gerçeğini dikkate almamız gerekir. Mesela aşağıdaki ayet-i kerimeyi biraz düşünelim.,

“Musa tayin edilen sürede gelince ve Rabbi de onunla konuşunca "Rabbim, bana (Kendini) göster, Seni göreyim" dedi. (Allah) "Beni asla göremezsin. Ama şu dağa bak, eğer o yerinde karar kılabilirse (durabilirse) sen de Beni göreceksin." Rabbi dağa tecelli edince onu param parça etti, Musa da baygın düştü. Ayılıp-kendine geldiğinde "Sen sübhansın (münezzehsin-yücesin). Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim" dedi. (7-A'raf 143)”

Rabbimiz dağın etrafına değil sınırlı ve çok az bir şekilde sadece dağa tecelli edince, dağ neden param parça oldu? Şanı yüce Rabbimiz günahtan uzak bu dağa Kahhar, Cebbar .. gibi şedit sıfatlarıyla tecelli etmediğine göre dağın bile dayanamadığı bu şey neydi? Ayrıca Rahman olan Rabbimiz bizlere birinci kat gökle ilgili şu gerçeği bildirmektedir.,

“Üstlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz onu nasıl (yükseltip) bina ettik ve onu nasıl donatıp-süsledik? Onun hiçbir çatlağı da yok. (50-Kaf 6)”

“O, yedi göğü kat kat (ayrı tabakalar halinde) yaratmıştır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk (düzensizlik) göremezsin. Gözünü çevir de bir bak (iki gök-iki tabaka arasında) bir yarık-bir çatlak görüyor musun? (67-Mülk 3)”

Burada Rabbimiz bazı düz dünyacıların sandığı gibi camdan bir kubbeden değil, birinci kat gökten bahsetmekte ve “Gözünü çevir de bir bak (iki gök-iki tabaka arasında) bir yarık-bir çatlak görüyor musun? (67-Mülk 3)” buyurmaktadır. Burada üzerinde durmamız gereken ilk soru “Bir çatlak olsaydı görebilir miydik?” sorusudur. Birinci kat göğün tavanında çatlak olmasına rağmen dünyadaki bizler için görülmesi mümkün olmasaydı, Rabbimizin bu sorusu muhal olacağı için Rabbimizi böyle bir sorudan tenzih ediyor ve çatlak olsaydı hiç şüphesiz bir şekilde görebileceğimizi anlıyoruz.

Peki birinci kat gök ile ikinci kat gök arasında bir çatlak olsaydı, bu çatlak dünyada yaşayan bizlere hangi şartta görülebilirdi? Süpürge sattığım dönemlerde Ödemiş’teki bir evde bulduğum ve sizlerle kitablarda paylaştığım bu cevabı, tabi ki düşündüğünüz zaman sizler de bulabilirsiniz. Özellikle gecenin karanlığında gökyüzüne bakarken birinci kat göğün tavanındaki bir çatlağın görülebilmesi için ikinci kat göğün nasıl olması gerekir? sorusunun cevabı, bizler için önemli bir cevap olmakta ve üzerinde düşündüğümüz soruya açıklık getirmektedir.

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali..” buyuran Rabbimiz, bizlere neyin misalini veriyor?”
İnşirah Melal
08.02.2019 18:49
Selamaleykum
Hocam öncelikle "Düz Dünyacıların Dikkatine" başlığıyla yaptığınız yorum için teşekkür ederiz. "MÜKELLEFİYET" bilinci ve de "İLMİ BİR CİDDİYETLE" yapılmış yorumunuz gerçekten de kısa, öz ve çok önemli bir uyarıyı barındırıyor. Her ne kadar yaptığımız değerlendirmelerde zaten bu hassasiyeti gösteriyor olsak da, açıkça dikkat çekip özelde bazı kesimlere genelde ise hepimize yaptığınız bu hak nasihatten dolayı Rabbim ecrinizi versin..

"Önceki yorumlarda yaptığımız açıklamalardan sonra" diyerek sorduğunuz "Bu misal, neyin misalidir?" sorusunun cevabını ise “Hayır, cevap bu kadar basit değil” ifadesini de dikkate aldığımdan biraz daha tefekkür edip ayrı bir yorumda paylaşmayı düşündüm. Dua ile..
Fatma Ceren
08.02.2019 17:42
Selam
Bu misalin,
mekânın (ve bu mekânda evrenin, yerin göklerin içerisindekilerin) yaratılışıyla; sonra mekândan münezzeh olan Allah(c.c.)'ın arşıyla ve bu arş-ı istiva etmesiyle ilgisi olduğunu düşünüyorum. Ve verilen emsal, bu ilişkiyi anlamamıza yardımcı oluyor. Şimdilik paylaşacağım bunlar.
Talha
08.02.2019 16:38
SELAMÜN ALEYKÜM
Allah'ın nuru, karanlıklardan aydınlığa çıkaran bir nur olduğu için, Kur'an içinde bu özellikten bahsediliyor. Aynı zamanda ayda karanlığı aydınlatma yapısına sahip olduğundan dolayı böyle bir misal verilmiş olabilir diye düşünüyorum...
Mehmed Alagaş
08.02.2019 15:32
Ve aleykümselam
Konumuza yavaş yavaş devam edelim. Belki de yavaş dememize hiç gerek yoktur zaten oldukça yavaş ilerliyoruz. Onca yoruma rağmen geldiğimiz noktaya dair sınıftan bir ses çıkmıyor!. Meselenin ağırlığını ve Nur 35 ayetinin gerçekten müşkil bir ayet olduğunu dikkate aldığımız için yapılan kısa yorumların hemen hazmedilmemesini makul karşılıyoruz. Ayeti yeterince anlayamadığını bilen bu kardeşlerimizin yanısıra Nur 35 ayetini değişik tefsirlerden bir çırpıda anladığını zanneden müslümanlara ise tebessümle bakıyor ve onlara “Biz bu ayeti anlamak bir yana henüz anlam kapısından içeri girmeye çalışıyoruz” diyoruz. Bizim saflığımıza acıyıp “Neresini anlamadınız? Sorsanıza.” dedikleri zaman ise “Henüz girişindeyiz. Rabbimiz “Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali..” buyuruyor. Bu misalin, neyin misali olduğunu düşünüyoruz” dediğimizde sorunun kolaylığına bakarak tebessüm etme sırası onlara geliyor ve cevabı yapıştırıveriyorlar.,

“Allah’ın nurunun misali”

“Hayır, cevap bu kadar basit değil” dediğimizde bizim kalın kafalılığımızı anlamış olacaklar ki “Siz daha bunu anlayamadıysanız gerisini hiç düşünmeyin” diyerek yanımızdan uzaklaşıyorlar. Onları tabi ki durdurmaya kalkışmıyoruz. Çünkü onlar bizlere bir şey anlatamayacaklarını anladıkları gibi bizler de onlara bu müşkil ayeti şimdilik anlatamayacağımızı biliyoruz.

Herneyse suskun sınıfımıza dönelim ve sınıfı biraz hareketlendirmek için aynı soruyu kardeşlerimize de soralım.,

“Rabbimiz “Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali..” buyuruyor. Bu misal, neyin misalidir?”

Önceki yorumlarda yaptığımız açıklamalardan sonra bunun cevabını verecek kardeşlerimiz var mı?
Mehmed Alagaş
06.02.2019 14:35
DÜZ DÜNYACILARIN DİKKATİNE
Selamunaleyküm
Araştırmamıza kısa bir ara vererek kendilerine “Düz dünyacı” diyen kardeşlerimizi uyarmak istiyoruz. Öncelikle bizler kendimiz için “Düz dünyacı” gibi bir tanımlamayı kabul etmiyoruz. Bizler Kur’an-ı Kerim’den dünyanın dönmediği ve düzleştirilmiş olduğu gerçeğiyle karşılaşan, bu gerçeği tarafsız gözlemlerle de teyid eden müslümanlarız. Düz dünya görüşünü aynı duygularla paylaşmalarına rağmen kendilerine “Düz dünyacı” diyen kardeşlerimizle birlikte Allah’a inanmalarına rağmen henüz İslam’la tanışmamış düz dünyacı birçok samimi insanın da olduğunu biliyoruz.

İşte sözümüz bunlaradır..
Arkadaşlar doğrudan veya yanlıştan fazlaca korkmanıza gerek yoktur. Doğrunun doğru olduğunu görerek kabul edebilir, yanlışın yanlış olduğunu görerek reddedebilirsiniz. Korkmanız gereken doğruyla yanlışın birbirine karıştığı görüşlerdir. Rabbimiz doğruyla yanlışın birbirine karıştığı görüşlere batıl demekte ve batıl görüşlere karşı bizleri önemle uyarmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de batıl su köpüğüne benzetilir. Bildiğiniz gibi su köpüğüne baktığınız zaman gördüğünüz ilk şey, üst tabakadaki bu köpüğü oluşturan ince su tabakasıdır. Sadece bu üst tabakayı dikkate alan kimseler, onu bir su kütlesi zannederler. Oysa bir akıl iğnesi batırıldığı zaman görüleceği gibi içi boştur. İnsanlara empoze edilmek istenen batıl görüşler de, üzerinde ince bir tabaka gerçek taşıyan köpükler gibidir. Bu köpüklerin üstüne bakarak içinin de gerçek olduğunu zannettiğiniz veya içeriğini araştırmadan gerçek olarak kabul ettiğiniz zaman, hak bir gerçeklikten hareket etmenize rağmen batılın içine düşmüş olursunuz.

Yıllar önce yazdığımız gibi şeytani siyonist akıl artık Amerika’yı gözden çıkarmıştır. Ancak kendi aralarındaki bazı konularda görüş ayrılıkları olduğu için Amerika’da şu an üst yönetim düzleminde bir iç mücadele vardır. Düz dünya görüşünün hangi çevrelere büyük zarar vereceğini bilen kesimler, bu görüşün yaygınlaşmasına engel olmadıkları gibi Youtube gibi kanallarda da yayınlanmasına izin vermişlerdir. Ancak şunu iyi bilin ki siyonist zihniyet bir hakkın gündeme gelmesine isteyerek veya istemeyerek yol açmışsa, bu hakkı illa ki batılla karıştırmak ister.

Dolayısıyle “Düz dünya” görüşünü savunan bazı kesimlerin, siyonist üst akılla başka bir koldan bağlantılarının olup-olmadığı ilerleyen zamanda açıklık kazanacaktır. Dünyanın düz olduğu gerçeğinden hareket ettikten sonra bu İlahi gerçeği farklı batıl görüşlere payanda yapmaya kalkıştıkları zaman bunların hem samimiyetsizlikleri ve hem de gerçek niyetleri ortaya çıkacaktır. Özellikle Kur’an-ı Kerim’le tanış olan müslümanların bu konuda çok dikkatli olmaları ve gelişecek süreci bu dikkatle izlemeleri gerekir. Mesela düz dünya konusunda Youtubede bir çok video yayınlayan Ersan Juan’ın, bu videoların yanısıra “Dünya simülasyon mu? İşte kanıtları” videosunu yayınlaması ve bu sapık görüşü doğruymuş gibi gündeme getirmesi çok düşündürücüdür!.

Düz bir dünyada ve cam (!) bir yarım küre içinde yaşanıldığına ve sanal oyunlar çok büyük bir hızla geliştirilerek gerçek hayata yaklaştırıldığına göre Hollywood yapımı bilmem ne filminde gösterildiği gibi dünya insanları farkında olmadıkları bir simülasyon içinde oynayıp-oyalanmakta olabilirler!. İşte Ersan Juan bu noktada daracık Kur’an anlayışıyla ayet bağlantısı yapmakta ve Allah’a inanan insanları “Bu dünya hayatı yalnızca bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurdu ise asıl hayat odur. Bilmiş olsalardı. (29-Ankebut 64)” ayetiyle karşı karşıya getirmektedir. Ayete dayalı bu delil de zikredildikten sonra artık simülasyon olasılığı her kesim tarafından çok daha ciddiye alınabilecektir!.

Bu çevreleri ilme değil insafa davet ediyoruz.
Delil olarak zikrettikleri ayet-i kerime, bir önceki ayet dikkate alınırsa ahirete iman etmeyenlerin dünya algısını beyan etmekte ve bizler de sitemizde bu ayet mealini “(Onlar için) bu dünya hayatı yalnızca bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. (Dikkate almadıkları) ahiret yurdu ise (işte) asıl hayat odur. (Onlar bunu) bilmiş olsalardı. (29-Ankebut 64)” şeklinde vermekteyiz. Dünya hayatının mü’minler için bir oyun ve oyalanma konusu olmadığı, olamayacağı zaten bizlere açıkça bildirilmektedir.,

“Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye yaratmadık. (44-Duhan 38)”

Ersan Juan samimi olmasına rağmen bu ayetlerden haberi yoksa haddini bilmesi ve savunduğu yanlış görüşleri Kur’an’a nisbet etmemesi gerekir. Zaten Kur’an’la hem hal olsa ve Allah’tan korkmayan insanların aksine Allah korkusu ile yuvarlanan taşların (2-Bakara 74) hangi bilinçle yuvarlandıklarını düşünse, gözlenen fatonların farklı tepkiler vermesini de hiçbir şaşkınlıkla karşılamaz; taş, toprak ve ağaç gibi küçükten büyüğe yaratılan her şeyin kendine özgü bir bilinci olduğunu öğrenebilirdi. Rabbimiz evvel ve ahir ilmiyle kıyamet öncesi dönemde sanal gerçeklik(!) safsatasının çıkacağını dikkate almış ki, içinde yaşadığımız bu yaratılmış alemin sanal değil hak bir gerçeklik olduğunu birçok ayet-i kerimede beyan etmektedir.,

“Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hak (adil ve gerçek) olarak ve belirlenmiş bir süre-ecel için yarattık. Küfredenler ise uyarılıp-korkutuldukları şeyden yüz çevirmekte olanlardır. (46-Ahkaf 3)”

Bu hakkın içinde sanallık, bu hakkın içinde batıl ve aldatıcılık yoktur. Ancak son zamanlarda dünya insanlarının gündemine böylesi yalanlar getirilmekte ve bu yalanlar filmlerle desteklenmektedir. Mesela dünya hayatının simülasyon olması meselesindeki batıl teorilerini “İşte iddialar” değil “İşte kanıtlar” başlığı ile gündeme getiren aynı Ersan Juan, Anunnakiler ve Sümer yazıtlarını aynı batıl ön kabulle gündeme getirmektedir.

Burada Ersan Juan’ın amacını bilmesek de, siyonist şeytani akılın amacını çok iyi bilmekteyiz. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi hakkı batılla karıştırmak ve hak bir lokomotifin ardına batıl vagonları takmaktır. Sümer yazıtlarında yer alan ve semavi kitablarda da bulunan benzer ifadelerin ne anlama geldiğini bu sitedeki “Yazıtlar neyi gösteriyor?” başlığında kısaca ifade etmiştik. Şimdi de Anunnakiler saçmalığı üzerinde mi çalışmamız, açıklama yapmamız gerekir? Oysa bu saçmalık, yüzlerce “eğer ve ise” denildikten sonra ciddiye alınması gereken bir saçmalıktır.,

Eğer evveliyatta hiçbir şey yoktu ise,
eğer Yaratıcı yoktu ise,
eğer Yaratıcı dışında birşey kendiliğinden varoldu ise,
eğer kendiliğinden varolan bu şey yokluk içinde genişleyerek bir mekan açtı ise,
eğer bu mekanın içinde madde varoldu ise,
eğer milyonlarca yılda bu madde organizmaya döndü ise,
eğer bu organizma çok tekamül edip üstün bir ırk oluşturdu ise,
eğer bu üstün ırk bilim ve teknolojide çok çok ilerledi ise,
eğer ……..

Ne diyorsunuz, daha devam edelim mi? Sizler bizlerden bu eğerleri devam ettirip, yüzlerce “eğer ve ise” den sonra gelecek soruyu mu cevaplamamızı istiyorsunuz?
Beyler akıl sahibi kimselerseniz ilk soruya gelelim. “Yaratılış ve İnsanlık Tarihi” kitabımızın giriş bölümünde yer alan “Yoktan ve yokluktan başlamak” bölümünde ele aldığımız gibi akıl sahibi insanlar olarak sizlerle evveliyatı düşündüğümüz zaman yokluk düşüncesini makul karşılayabiliriz. Gerçekten akıl sahibi insanlar olarak düşündüğümüz zaman “Ne Yaratıcı, ne de yaratılmış” hiçbir şey olmamalıydı görüşü bizlere de makul geliyor. Gördüğünüz gibi kalkış noktasında sizlerle yan yanayız. Sonra ki ilk adımımızda hep birlekte gözlerimizi açıyor ve bir varlık alemiyle karşılaşıyoruz!. Bu varlık alemini tereddütsüz bir şekilde gördüğümüzde kalkış noktamızda hiçbir şey olmadığı için, bu gerçekten hareketle “Bir şey mutlaka ve mutlaka kendiliğinden varmış veya varolmuş” diyoruz.

Düşündüğünüz zaman bu açık gerçeğe sizler de itiraz etmiyorsunuz. Zaten büyük patlama teorisini uyduranlar da, bir şeyin kendiliğinden var olduğunu iddia etmiyorlar mı? İşte inananlarla inanmayanların yol ayırımı burada başlıyor. Biz gerçekten akıl sahibi ve düşünen insanlar olarak “Kendiliğinden varolma” vasfını maddeye mekana, taşa toprağa kesinlikle vermiyor, veremiyoruz. Böylesine muhteşem bir vasfı hiç tereddüt etmeden Allah’a verirken bile hayretlere düşen aklımız, bu vasfı taşa toprağa nasıl verebilir ki?

Evet,
bütün insanlığı bu yol ayırımının başladığı noktaya davet ediyoruz. Kendiliğinden var olma vasfı taşa toprağa mı yoksa Allah’a mı aittir. Bizler zerre kadar kuşku duymadan “Allah’a aittir” diyor, Evvel ve Ahir olan Allah’a hamdederek iman ediyoruz. Farklı düşünenler, yaratılışlarını illa ki Allah’a nisbet etmemek için büyük patlamaya, evrime veya Anunakilere nisbet etmek isteyenler elbetteki olacaktır. Ebedi sonucuna katlanmak şartıyla herkes istediği tercihte bulunabilir. Zaten imtihan aleminde küfre çağıranlar ve küfredenler olmasıydı, bunlara rağmen iman eden mü’minlerin Rabbimiz katında bu kadar değeri olmazdı.

Umarız doğrulardan hareketle yanlışlara sürükletilmek istenen düz dünyacılar bu dikkat çekmemizi, dikkate alırlar..
Mehmed Alagaş
05.02.2019 14:10
Ve aleykümselam
Bizler de teşekkür ederiz Diyar kardeşim. Daha önce de belirttiğimiz gibi bizler “Kur’an’a göre dünya düz ve dönmüyor” dedikten sonra küre dünyayı gerçek verilerle savunamayan çevrelerin asıl meseleyi çarpıtmak için “Madem dünya düz ve dönmüyor o halde şu nasıl oluyor, bu nasıl gerçekleşiyor..vs.” gibi maksatlı sorularını cevaplama zorunluluğumuz yoktur. Gerekirse bu soruların hepsine “Allah bilir” diyerek mevcut inancımızı sürdürebilir, tarafsız gözlemlerle dünyanın düz olduğu ispatlanmasına rağmen hala “Dünya küre ve dönüyor” diyen karşı tarafın acizliğini, çaresizliğini ve iki yüzlülüğünü ortaya koyabiliriz.

Bu nedenle bizlere laf cambazlığı yaparak “Madem dünya düz ve dönmüyor o halde şu nasıl oluyor, bu nasıl gerçekleşiyor..vs.” gibi sorular yöneltenlerin, öncelikle bizlere değil küre dünyacılara dönerek “Madem dünya küre, 100 km.de 800 metre eğim göstermesi gereken deniz yüzeyi niye dümdüz?” sorusunu sormaları gerekmez mi? Onlara bu soruları soracaklar, onların yan çizdiklerini görüp cevap alamadıkları zaman “Haa, dünya düzmüş ve dönmüyormuş” diyecekler ve daha sonra bizlere dönerek meselenin ileri aşamalarıyla ilgili soruları sorabileceklerdir.

Bizlerin bu konulardaki çalışmaları ise bellidir. Kur’an-ı Kerim’i esas alarak sağlam adımlarla yavaş yavaş ilerleme kaydediyoruz. Neleri anladığımızı bildiğimiz gibi henüz neleri anlayamadığımızı da çok iyi biliyoruz. Meselenin bazı boyutlarını henüz anlayamamamız elbetteki anladıklarımız üzerine gölge düşürmüyor, anladığımız gerçeklere sağlamca tutunarak anlayamadığımız hususlara doğru ilerlemeye çalışıyoruz. Bu çalışmalardaki sıkıntımız, yeterli gözlem imkanlarına sahip olamamamızdır. Zaten ay ışığı konusundaki gözlem talebimiz de, bu sıkıntımızdan kaynaklanmaktaydı.

Kur’an-ı Kerim’den ay ışığının ateş değil nur kaynaklı olduğunu biliyoruz. Cennetlerdeki ebedi yaşamla ilgili olarak “… Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler. (76-İnsan 13)” buyruğunu tefekkür ettiğimiz zaman ise nur kaynaklı bir aydınlığın hem serinletici, hem de ısıtıcı özelliğinin olabileceğini dikkate aldığımız içindir ki sıcakta yapılan bu deneyin, sıfır altındaki soğuk ortamlarda niye yapılmadığını merak etmiş ve yapılmasını istemiştik.

Gönül isterdi ki batının bilimsel varsayımlarından hareketle yeri ve gökleri araştıran müslümanların, temeli yanlış olan bu varsayımları bir kenara bırakarak Kur’an’a yönelmeleri ve ellerindeki geniş imkanları kullanarak araştırmalarını ayetlerin beyan ettiği hak istikametlerde yapmalarıdır. Hiçbir şüphemiz yok ki bu çalışmalar bugün yapılmasa bile yarınlarda illa ki yapılacak ve Kur’an-ı Kerim bütün araştırmalarda en önemli ve en öncül kaynak olarak dünyanın baş gündemine oturacaktır. Bizim temennimiz müslüman araştırmacıların bu süreci hızlandırmaları ve dünya insanlarını bu İlahi hakikatlerle bir an önce karşılaştırmalarıdır.

Dua ile..
D. Demirel
05.02.2019 00:24
Selamunaleyküm
Öncelikle bizleri sorularınızla yönlendirdiğiniz, cevabı bulmamız için içine ipuçları yerleştirip daha sonra da detaylı cevaplarla konuyu açıkladığınız için teşekkür ederim.

Sorunuzla ilgili olarak gözlemlediğim karlı günlerin sonunda gökte dolunay varken daha sıcak hissettiğimizdir. Hatta dolunay varken kar yağmaz deriz. Bir de böyle havalarda dolunay olunca etrafında bir hale oluşur. Acaba ayın farklı renklerde görünüşünün bununla ilgisi olabilir mi? Yazın mavi ay kışın da kırmızımsı ay görüntüsü gözlemleniyor.

Nur 35 te ayın bir oyuk içinde oluşuyla ilgili olarak evrelerin sebebi de budur diye düşünüyorum. Bir de sırça cam ile ilgili olarak bazen gündüz görünen ayın neredeyse arkasını da görebiliyoruz. Bu da bana oyuğun yarı saydam veya saydam olabileceğini hissettiriyor. Böylece arkasından geçen başka gök cisimlerinin gölgesi de tutulmaları açıklıyor diye düşünüyorum. Cümlelerim biraz dağınık oldu bazı şeyleri birleştirememiş olabilirim kusura bakmayın.

Rob skiba ve onun gibi kimselerin samimi gayretini görünce, konuya sessiz kalanlarla ilgili olarak aklıma En’am suresinin 156-158. ayetleri geliyor. Özellikle de “... Oysa Rabbinin bazı ayetlerinin geleceği gün daha önce iman etmemiş veya imanıyla bir hayır kazanmamış kimseye (o günkü) imanı yarar sağlamaz. De ki "Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz."kısmı. Bu ayetleri konuyla ilgili olarak değerlendirebilir miyiz?
Mehmed Alagaş
04.02.2019 14:14
Ve aleykümselam
Selami kardeşim. Ay üzerinde krater denilen çukurlardaki tek yönlü gölgeler, küre dünyacılar tarafından ışığı güneşten aldığına delil olarak öne sürülüyor. İlk bakışta doğru gözüken bu iddialarla daha önce de karşılaşmış fakat ayın evreleri yeterince incelendiği zaman bu iddiaların ciddi tutarsızlıklar taşıdığını görmüştük. Dolayısıyle konuyla ilgili ayetlere yönelirken, bu iddiaları doğruymuş gibi kabul ederek ayetleri bu iddialara göre tevil etme yoluna gitmedik.

Ayın bir nur olduğunu beyan eden ayetleri kalbi bir mutmainlikle kabul ederken, bu nurun mahiyetini ve yerini işaret eden Nur 35 ayetini de hiçbir ön yargı veya ön kabul taşımadan anlamaya çalıştık. Çok müşkil, çok derin olduğunu söylediğimiz bu ayet-i kerimeden anladığımız ilk gerçek ise ayın kütle ve keyfiyet itibariyle nur olmadığı fakat bu nurun-ışığın dünyaya aydan geldiğidir. Ay kütle ve keyfiyet itibariyle nur olsaydı, elbetteki üzerinde söz konusu gölgeler olmazdı. Fakat ayette de beyan edildiği gibi bu nur veya ışık kaynağının ayın içindeki mişkat denilen bir kandil oyuğunda, bir fitil yuvasında olduğu bildirilmektedir. Ayette misbah denilen bu nur kaynağı kendisini sınırlandıran bir oyukta veya fitil yuvasında olmasaydı elbetteki ışığı çok boyutlu olacak ve ay üzerinde hiçbir gölge oluşmayacaktı

Ancak durum böyle değildir.
Ayet-i kerimede Rabbimiz bizlere kandillerden misal vererek bu nur-ışık kaynağının kendisini sınırlandıran bir oyuk, bir fitil yuvasında olduğunu bildirdiği için küre dünyacıların gölgelerle ilgili iddialarına katılmıyor, böylesi gölgelerin çıkış açısı küçültülerek ve sınırlandırılarak zayıflatılan nurdan da kaynaklanabileceğini gayet rahat anlayabiliyoruz. Kur’an-ı Kerim’de nurun ne olduğunu kısmen araştıran müslümanlar olarak aydan dünyaya yansıyan nurun sınırlandırılarak zayıflatıldığı konusunda ise hiçbir şüphemiz yoktur. Şunu bilin ki bu sınırlandırma olmasaydı, gecelerimiz gündüzlerimizden daha aydınlık olurdu.

Bu arada nurun, ayette de işaret edildiği gibi ateş kaynaklı bir aydınlatıcı olmadığını da bilmemiz gerekir. 38-40 derece gibi sıcak havalarda ay ışığının (yarım ay halindeyken) 7-8 derece, (dolunay halindeyken) 10-12 derece soğutucu özelliğe sahip olması, güneş gibi ateş kaynaklı bir aydınlatıcı olmaması nedeniyledir. Ancak bizlerin merak ettiği husus 38-40 derece gibi sıcak havalarda soğutucu özelliğine sahip olan ay ışığı, sıfır ve sıfır altı derecelerde nasıl bir özellik göstermektedir?

Bilenlerin bildirmesini,
denemeyenlerin denemesini rica ediyoruz..
Selami Özcan
04.02.2019 13:36
Selamunaleyküm
Mehmed hocam çokça yorum yapamıyorum belki ama yazılanları dikkatle okuyup takip ediyorum. Tavsiye ettiğiniz konferans videolarını da izledim. Gerçekten de adamın iman ettiği kitaba olan sadakatinden müslümanların ders çıkarması gerekir.

İzninizle kafamı karıştıran bir konuyu da sormak istiyorum hocam; Aya zoom yapan amatör videolara baktınız mı? Ayın yüzeyindeki engebelerin gölge oluşturması ışık kaynağı meselesi hakkında beni bir daha düşündürdü? Bu görüntüler gerçekse meseleyi bir daha değerlendirmeli miyiz diye kafam karıştı?
Mehmed Alagaş
01.02.2019 15:06
Selamunaleyküm
Siyonist şeytani akıla yeterince dikkat çektikten sonra artık konumuza yavaş yavaş devam edebiliriz. Meseleyi anlayan müslümanların az olması veya siyonist üst akılın yaptıkları ve yapmaya çalıştıkları sakın ola ki moralinizi bozmasın. Meseleyi kavrayan müslümanların şimdilik az olması hiç sorun değildir. Çünkü yakın tarihte Allah’ın izniyle dünyanın rengini değiştirecek olan müslümanlar, bu işi kemiyetleri ile değil keyfiyetleriyle gerçekleştireceklerdir. Meseleye bu doğru açıdan baktığımız için kemiyeti önemsemeden keyfiyetin yükseltilmesine gayret gösteriyoruz. Siyonist şeytani aklın yaptıklarına ve yapmaya çalıştıklarına gelince, bizler hakkı esas almayan laiklik ve demokrasi gibi kavramları bir kenara bırakarak alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)’ın yanında ve O’nun razı olacağı safta isek onların ve kurdukları tuzakların akibetini şimdiden görebiliyoruz. Bakın bizimle yani mü’minlerle beraber olan Rabbimiz, onların kurmaya çalıştıkları tuzaklar hakkında ne buyuruyor.,

“Sabret. Senin sabrın ancak Allah (için ve Allah'ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları tuzaklardan (hileli-düzenlerden) dolayı da kaygıya-sıkıntıya düşme. (16-Nahl 127)”

“Onlardan öncekiler de tuzak (hileli-düzen) kurmuşlardı. Fakat bütün tuzaklar (bunları görüp-bilen ve dilediği gibi sonuçlandıran) Allah'a aittir. Her nefsin ne kazandığını O bilir. Küfredenler bu yurdun akibeti kimindir (yakında) bileceklerdir. (13-Ra'd 42)”

“Onlar (Bizim bilip-gördüğümüz) hileli bir düzen-tuzak kurdular. Biz de onların (bilip-görmediği) farkında olmadığı bir düzen-tuzak kurduk. (27-Neml 50)”

“Hani o küfre sapanlar seni tutuklamak ya da öldürmek veya seni sürgün etmek amacıyla sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (Allah'ın bildiği) bu tuzağı kurarlarken, Allah da karşılığında (onların bilmediği bir) tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. (8-Enfal 30)”

Bu ayet-i kerimelerin ne anlama geldiğini düşünüp “Amenna ve sadakna “ dedikten sonra elbetteki onlardan zerre kadar korkmayacak ve onların karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Yarınlarda karşılaşılacak akibetten korkması gerekenler bizler değil onlardır. Çünkü en korkunç akibet, Allah’tan korkmayanların uğrayacağı akibettir.

Şimdi konumuza devam edebiliriz. Ayet-i kerimelere dayanarak dünya düzleştirilmiştir ve dönmüyor dedikten sonra ay meselesine geçmiş ve yine ayetleri dikkate alarak ayın kendisine ait bir nuru-ışığı var mıdır sorusuna gelmiştik. Bu konuda esas aldığımız ayet-i kerimelerden birisi de Nur 35 idi.,

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali içinde misbah (ışık saçan kaynak-fitil) bulunan bir mişkat (kandil oyuğu-fitil yuvası) gibidir. O misbah (ışık saçan kaynak) bir sırça (cam-billur) içerisindedir. Sırça sanki incimsi bir gezegen ki doğuya da, batıya da ait olmayan mübarek-kutlu bir zeytin ağacından (bir yağ ile) yakılır. (Bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için (insanların sınırlı anlayışına göre) emsaller vermektedir. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (24-Nur 35)”

Nur suresine adını veren bu ayet-i kerime, daha önce de belirttiğimiz gibi çok önemli olmasına rağmen yeterince anlaşılabilmesi müşkil bir ayet-i kerimedir. Bunu dikkate alarak ayet-i kerimeye yaklaşacak, haddimizi bilerek mantığa dayalı açıklamalar yapmadan hakkı aramaya çalışacak ve şimdilik anlayabildiğimiz kadarıyla yetineceğiz.

Rabbimiz göklerin ve yerin nuru olduğunu belirttikten sonra “O’nun nurunun misali” buyurarak bizlere İlahi nurun sadece misalini vermektedir. Kur’an’da yaratılmışların birbirleriyle mukayeseli olarak verilen misal veya emsaller, birbirlerini örnek ve benzeşebilen şeyler olmasına rağmen bu ayetteki ‘misal’ ifadesi böylesine geniş ve kaplayıcı bir anlamda değildir. Çünkü yaratılmış hiçbir şeyde eşi-benzeri-örneği olmayan Rabbimiz, bizlere bu misali sınırlı anlayışımızı dikkate alarak yaratılmış olan müşahade alanımızdan vermektedir.

Rabbimiz nurla ilgili bu misali verirken bizlerin dikkatini öncelikle nura değil nurun içinde olduğu cisme, kütleye çekmekte ve bunu bir kandil oyuğuna, bir fitil yuvasına benzetmektedir. Burada misal olarak kandili vermesi, hem geçmiş insanların hem de günümüz insanlarının bu misali anlayabilmesi içindir. Bilindiği gibi duvardaki kandil oyuğuna konulan bir misbah, bir ışık kaynağı oyuğun arkasına değil sadece etrafına ışık verir. Fitil yuvasında yanmakta olan fitilin ışığı da, bu fitil yuvasından etrafa yansır. Burada anlamamız gereken gerçek aydınlığın bizatihi kandil oyuğundan veya fitil yuvasından değil, içindeki nurdan-ışıktan kaynaklandığıdır.

Rabbimiz daha sonra “O misbah (ışık saçan kaynak) bir sırça (cam-billur) içerisindedir” buyurarak yine nuru değil nurun içinde olduğu cismi, kütleyi tanımlamakta ve bunun nuru-ışığı geçiren saydam bir sırça gibi olduğunu beyan etmektedir. Gördüğünüz gibi daha nura gelmedik, nuru içinde bulunduran cismin-kütlenin mahiyetini anlamaya çalışıyoruz. Geldiğimiz nokta ise bir kütlenin kandil oyuğunda bir nurun olduğu ve içinde nur olan bu kütlenin ışığı geçiren bir saydamlıkta olduğudur. Rabbimiz “Bu ne ola ki?” sorumuza ayetin devamında “Sırça sanki incimsi bir gezegen” buyurarak cevap vermektedir.

İşte bu cevap, Kur’an-ı Kerim’le haşir neşir olan müslümanlar için yeterli bir cevap olmaktadır. Çünkü dünya merkezli sistemde belli yörüngelerde hareket halinde olan ve Rabbimizin nur-nurlu kıldığım buyurduğu yegane incimsi gezegen aydır. Bu ay müşahade alanımız içinde olduğu için bizlere konumuzla ilgili olarak açık bir misal, bir emsal niteliğinde olmaktadır. Dolayısıyle müşkil olan bu ayet-i kerimeden anladığımız ilk gerçek, ayın nurunun kendinde yani kendi içinden olduğu gerçeğidir.
Mehmed Alagaş
30.01.2019 16:38
Ve aleykümselam
Talha kardeşim Rob Sikaba’nın da içinde bulunduğu bu ehl-i kitab kesimi, müslümanların ilgiyle yaklaşıp-iletişim kurmaları gereken bir kesimdir. Siyonist mason zihniyetinin bilimsellik yalanına karşı savaş veren bu insanlar, İslam’ı ve dünya müslümanlarını da aynı yalancı zihniyetin propagandalarıyla tanıdıkları için İslam’dan ve Kur’an’dan uzak durmaktadırlar. Sadece Kur’an dışındaki semavi kitablara yönelmelerinin nedeni de, siyonistlerin elinde olan dünya medyasına aldanarak müslümanları ilimden uzak teröristler olarak tanımalarındandır!. “Sona son kala” kitabımızda düşünüp-araştıran ehl-i kitab insanlarını muhatap alarak şunları yazmıştık.,

“Yahudi veya hıristiyan bir ailede doğsaydım,
Allah’a inanan bir insan olarak kendi peygamberime de inanır ve “Allah niye peygamber göndermiş” sorusunu, fazla zorlanmadan cevaplayabilirdim. Peygamber gibi bir rehber, bir önder olmadan Allah’ı doğru tanıyamayacağımızı ve Allah’ın bizlere neleri emredip, nelerden sakındırdığını bilemeyeceğimizi düşünürdüm. Bu düşünceyle dünyaya ve dünyanın özellikle uzakdoğu kesimindeki milyonlarca insanına baktığım zaman, bu düşüncemin doğru olduğunu da anlayabilirdim. Çünkü peygamber gibi bir rehber ve önderden yoksun olan insanların, fıtratlarında bulunan bir Yaratıcı’nın varlığı duygusundan hareket etmelerine rağmen, bu doğru duyguyu nasıl bir yanlış adrese yönelttiklerini ve Yaratıcı’yı, yaratılmışlar arasında arama gafletine düştüklerini görebilirdim.

“Allah niye peygamber göndermiş” sorusunu böylesi düşüncelerle cevapladıktan ve belli bir olgunluğa geldikten sonra cevabını arayacağım diğer soru ise öyle sanıyorum ki “Allah niye başka peygamberler göndermiş?” olurdu. Önceki kadar kolay cevaplayamayacağım bu soru, herhalde iç dünyamı altüst eden ve kafamı karıştıran bir soru olurdu. Çünkü insanların farklı dinlere bölünmesinin ve din adına birbirleriyle savaşmalarının en önemli sebebi, birbiri ardısıra gelen bu peygamberler değil miydi? Dinde ayrılığa düşülmesini istemeyen ve istememesi gereken Allah, yeni peygamberler göndererek niye böylesine ikilikler, üçlükler meydana getiriyordu?

Bunları düşünürken,
işin kolayına kaçıp, bu soruyu din adamlarına sorsaydım, herhalde cevaplamam gereken yeni sorularla birlikte yalanlamam gereken eski cevaplarla karşılaşırdım. Kafamı karıştıran bu durum karşısında ya din taassubu ile aklımı ve düşüncelerimi bastırarak bana verilen cevapları kabul edebilir, ya da mensup olduğum dine biraz şüpheyle bakarak, doğru sorumun doğru cevabını aramaya devam ederdim. Küreselleşen dünyada bu soruyu farklı dinlerdeki insanlara da sorar ve özellikle müslümanların Kur’an-ı Kerim dedikleri son kitapta, bu soruya nasıl bir cevap verildiğini tarafsız bir göz ve önyargısız bir yaklaşımla öğrenmek isterdim. İşte bunu, sadece bu kadarını yaptığım zaman Rabbimin yardımıyla gerçeklerle karşılaşır ve yine O’nun lutfuyla hidayete “Hoşgeldin” diyebilirdim.

“Bunu yapar mıydım veya yapabilir miydim?” sorusuna, fazlaca tereddüt etmeden “Evet” cevabını verebiliyorum. Çünkü şimdi de yapacağım, şimdi de yapabileceğim bir şeydir bu. Mesela Kur’an-ı Kerim’de Resulullah (s.a.v.)’in son peygamber olduğu ve başka peygamber gönderilmeyeceği bildirilmeseydi, insanların ve müslümanların içinde bulunduğu duruma bakarak “Ya Rabbi niye, niye yeni bir peygamber göndermiyorsun? Artık bizleri, artık insanları terk mi ettin?” diye feryat ederdim. Bu haklı feryadımı yaparken dünyanın herhangi bir yerinde peygamberlik iddiasıyla bir adam ortaya çıkmışsa, kendisini daha önceki bütün hak peygamberleri gönderen Allah’a nisbet ediyorsa, “Bana vahyedilen bu Kitap, Allah katındandır” diyorsa, söz konusu Kitap’ta yüzlerce doğruyla beraber insanların aklen farkedebilecekleri bir yanlış veya bir çelişki yoksa, bu yanlışı veya çelişkiyi farkedemeyen milyarlarca insan Allah’ı razı edebilmek için yüzlerce yıldır bu Kitaba ve peygamber olduğunu söyleyen bu adama iman ediyorlarsa, Allah’ın Resulü olduğunu iddia eden bu adam kendisini kabul etmeyen ve kendisiyle çekişip-tartışmalara girişen diğer din adamlarının hepsine “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı dua ve niyaz edelim de, Allah'ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım. (3/61)” diyebiliyorsa, insanlara karşı çok merhametli olduğunu bildiğim Rabbim bu meydan okumaya müdahale etmiyor ve küçücük bir vesileyle bütün bunların yalan veya batıl olduğunu ortaya koymuyorsa, ben hiç kuşkusuz ki bu yeni peygamberin getirdiği yeni Kitab’ı, tarafsız bir göz ve önyargısız bir yaklaşımla öğrenmek isterdim…”

Yıllar önce yaptığımız bu davet, halen yapmakta olduğumuz bir davettir. Siyonist yalanları bir kenara bırakarak Kur’an’ı inceledikleri zaman bu İlahi Kitab’ın iman ettikleri Allah’ın indirdiği bir Kitab olduğunu görerek hidayete ulaşabilecekleri gibi içinde yaşadığımız kainatla ilgili cevaplayamadıkları soruların cevaplarıyla da karşılaşacaklardır. Onlarla iletişim sağlayabilen insanların, bu önemli sözlerimizi onlara iletmelerini isterdik. Göreceklerdir ki dünyaya ve ahirete ait aradıkları bütün gerçekler, Kur’an’ı Kerim’de bulunmaktadır. Ellerindeki semavi kitablarda bulunmayan ayla, güneşle, gezegenlerle, yerin ve göğün bucaklarıyla ilgili önemli cevaplarla karşılaşacaklar ve Antartika’nın ötesinde ne var merakıyla bu buzulların delinmesine şiddetle karşı çıkacaklardır. Yeter ki tahrif edilmemiş, siyonistler tarafından tahrif edilememiş yegane İlahi kitab olan Kur’an-ı Kerim’e ciddiyetle yönelsinler.

Duamız budur..
Bir Kardeşiniz
30.01.2019 14:27
Selamun aleykum Mehmed abi
Bu başlığı Twitter'da en az üç kez paylaştık, farklı çevrelerce okunuyor emin olun inşallah :) Özellikle Dünya düzdür diyen arkadaşlarda da memnuniyet duyulduğunu gördük. Diğer islamî yazarlara da nasib olsun temennileri var.

Allah cümlemizi razı olduğu gibi eylesin hocam.
Allah için seviliyorsunuz, Rabbim razı olsun sizden ve tüm güzel yürekli kardeşlerimizden..
Talha
30.01.2019 00:50
SELAMÜN ALEYKÜM
Maalesef durum tamda söylediğin gibi vahim amca...

Rob SKIBA'yı izlediğimde, Cumartesi günü seninle benzer cümleleri kurdum. Mustagim olan yola iletilesice diye dua ettiğim ve gayretine hayran kaldığım Rob, tahrif edilmiş bile olsa kitabında gördüğü bir hakikate nasıl da sarılmış, gereğini yapıp araştırmış ve ne kadar da kendinden emin... Kahrolası, yıkılası devletine nasıl da meydan okuyor...

Peki batıl bir dinin içerisinde varolan hakka, bu denli sarılmasını sağlayan imanını sorgulamakta bazen çok acımasız olan bizler kendi imanımız ve aksiyonumuz hakkında ne diyebiliriz ki?

Her neyse............

3 konferansı da izledik. Hatta kardeşlerimle birlikte "Çığ Operasyonu" filmini de izledik. Siyonizmin tuzaklarının ne denli büyük ve derin olduğunu daha da iyi kavradık elhamdülillah...

Ve şimdi Wan Allen kuşağını düşünüyorum amca, bu konuda bir kanaatin ya da araştırman var mı?
Mehmed Alagaş
29.01.2019 14:53
Selamunaleyküm
Bazı arkadaşlara hiç acele etmediğimizi, acele etmek istemediğimizi tekrar hatırlatmak isteriz. Bu meseleyi gündeme getirişimizin amacı, bu meseleden çok daha önemlidir. Çünkü dünya insanları siyonist şeytani aklın saldırısı altındadır. Suriye’de, bölgemizde ve dünyada yaşanan bütün olaylar, dünya kapitalini ellerinde bulunduran aynı şeytani aklın müdahalelerinden kaynaklanmaktadır. Süleyman (a.s.)’ın vefatından sonra onun iktidarına ve yaptığı sıra dışı işlere hayran olan bu siyonist zihniyet, Allah’ın yardımına mazhar bir peygamber olarak görmedikleri Süleyman (a.s.)’ın yaptıklarını Babil’deki Harut ve Marut’tan küfür karşılığı öğrenilen sihire bağladıkları için, bu sihirin peşine düşmüşler ve şeytanla işbirliği yaparak küfretmekten ve insanları küfre davet etmekten hiç çekinmemişlerdir.

Bu sapık zihniyet İncil de dahil geçmiş semavi kitabları tahrif ederken, bilimsellik adı altında ileri sürdürdükleri “Dünya küre ve dönüyor” gibi teorilerle bazı İlahi hakikatleri de insanlık nezdinde çürütmek istemişlerdir. Nitekim böylesi teorilerden sonra insanlar kuşku duydukları semavi kitablardan uzaklaşmaya ve semavi hakikatleri ikinci plana bırakarak bilimi ve bilimselliği önemsemeye başlamışlardır. Asırlardır böyle bir küfür temeli üzerinde yükseltilmeye çalışılan batı bilimselliği, yanlış tuğla üzerine yanlış tuğla konularak günümüze gelmiş ve son asırda evrim veya büyük patlama gibi küfür teorileriyle kendi zirvesine erişmiştir. Bu bilimsel (!) teorilere inanan insanlar, Yaratıcı olmadan yaratılışın sırrını çözmüşlerdir artık!. Şuursuz bir patlamayla bu kainat meydana geldiğine ve kendileri de bir hücrenin milyonlarca yıl evrimleşerek gelişmesinden oluştuğuna göre artık bir Yaratıcı aramak ve O’na kulluk etmek için secde de bulunmak tam bir ilkellik olacaktır.

Siyonist şeytani aklın merasında otlayan bilim adamları, bu bilimsellik putunun maaşlı ruhbanları durumundadır. Aldatılmış dünya insanları yeni bir haber, yeni bir vahiy bekleme heyecanıyla dikkat kesilerek bu ruhbanlara bakmaktadırlar. Bilimsellik putuna kul oldukları için kendilerine prof ve aydın denilen bu kimseler, afyonlanmış yani afyon çekmiş insanlar gibidir. Bu insanların ünvanlarına bakarak bunlara değer veren ve bunlara yakın olan bazı müslüman aydınlar da, kendileri afyon çekmese bile duman altı olmakta ve onlarla aynı çukura düşmektedirler.
Gelinen nokta budur!.

Gelinen bu noktada müslümanlar olarak silkelenmemiz, kendimize gelmemiz ve siyonizm kontrolünde olan bu bilimsellik putuna Allah adına karşı çıkmamız gerekiyordu. Kaldı ki son yorumumuzda linklerini verdiğimiz Rob Skiba gibi samimi bir ehl-i kitab kişinin, tahrif edilmiş semavi kitablara dayanarak verdiği mücadeleyi gördükten sonra Kur’an’a sahip müslümanlar olarak utanılacağını ve bu utançla gözlerimizi hep birlikte açacağımızı düşünmüştük. Öncelikle meselenin önemini kavrayamayıp o linkleri izlemeye gerek duymayanların, bu yorumları izlemelerine de hiç gerek olmadığını söylemek isteriz. Bizler o linkleri kaç kişi izledi bilmediğimiz gibi izledikten sonra neden hiçbir tepki verilmediğini de anlayamıyor ve kendimizi kadavralar üzerinde çalışan doktorlar gibi hissediyoruz.

Gerçi Rabbimizin takdiriyle alıştığımız bir durumdur bu. Mesela Kur’an’da önemle zikredilen ve yakın tarihte tecelli ederek dünya insanlarının gündemine girecek olan İki deniz arası ayetinin nerede olduğunu açıklayan kitab çalışmamızı yayınladığımız zaman ümmetin heyecanla ayağa kalkacağını düşünmemize rağmen büyük bir sessizlik ve bu sessizliğin içinde birkaç müslüman ağız tarafından esneyerek söylenen “Velev ki iki deniz arası Kızıldeniz’de ortaya çıksın, bunun ne önemi var ki?” sözleriyle karşılaştık. Dolayısıyle ümmetin ve müslümanların üzerine örtülen yorganların ne kadar kalın olduğunu gördüğümüz için bu meselede uslubumuzu biraz daha sertleştirmiş ve müslümanlar olarak içinde bulunulan gaflete dikkat çekmek için son yorumumuzda şunları söylemiştik.,

“Ne tuhaf bir durum değil mi? Dünya insanlarını küfür teorileri ile Allah’ı inkara davet eden bilimsellik putunun karşı tarafında tahrif edilmiş semavi kitablara ve Yaratıcılık gerçeğine dayanarak yıkmak isteyen samimi bir ehl-i kitab çevre varken, yan tarafında tahrif edilmemiş yegane semavi Kitab olan Kur’an-ı Kerim’e sahip olmalarına rağmen ayetleri bilimsellik adına tevil ederek bu putu ayakta tutmak isteyen müslümanlar! bulunmaktadır. Yüz kızartıcı bir cevapla karşılaşmamak için “Acaba hangi kesim doğru yolda?” sorusunu sormuyoruz.

Oysa tevhid dini olan İslam, yüceltilerek kutsallaştırılan ve insanları küfre davet eden kurumlar bilimsellik adı da taşısa, bütün bunları reddeden ve insanları da reddetmeye davet eden bir dindir. Batılı ehl-i kitab çevreler tahrif edilmiş semavi kitablara dayanarak yaratıcılığı inkar eden bu bilimselik putuyla mücadele ediyorlarsa, bizler de Kur’an-ı Kerim gibi eşsiz bir Kitab’a sahip müslümanlar olarak bu mücadelenin en ön safındaki yerimizi almamız gerekmektedir. Bu hem Allah’a karşı, hem de hakkı ve doğruyu arayan bütün dünya insanlarına karşı bir sorumluluğumuzdur. Dünyevi gibi gözüken bu mesele, asıl itibariyle insanların ahiret kurtuluşlarıyla yakından ilgili bir meseledir. Çünkü hidayete ulaşmada “İllallah” demek ne kadar önemliyse, “La İlahe” diyerek bütün putları ve putlaştırılmış şeyleri inkar etmek de o kadar önemlidir.”

Arkadaşlarımız bu kısa alıntıyı üç-beş gün önce İnsan Dergisinin face sayfasına koydular. Biraz önce ne kadar dikkate alındığına, gündemi nasıl sarstığımıza baktık. Birisi hanımım olmak üzere 8 beğeni ve 8 paylaşım. Nasıl bir dünyada ve nasıl bir ülkede yaşadığımız dikkate alırsak, hiç de fena değil öyle değil mi? Onların ifadesiyle tek deli, tek mecnun olmadığımızı anlamak ne güzel.

Elhamdülillahirabbilalemin..
Mehmed Alagaş
25.01.2019 13:56
Ve aleykümselam
Fatma kardeşime teşekkür ediyoruz. Birinci kat gök ve korunmuş tavan meselesine daha sonra gelecek olsak da, bizler de konuyla ilgili diğer ayetleri dikkate aldığımızda yakın göğün, birinci kat göğün bizlere yakın kısmı olduğunu düşünüyoruz. Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de verdiği emsaller müşahade ve anlayış alanımızda olduğu için, Nur 35 de verilen emsalin de ay olduğu konusunda bir tereddütümüz olmadığı gibi bu ayın kendisine ait bir nuru olduğunu da görüyor ve kardeşlerimizin de görmesini bekliyoruz.

Tabi ki bütün bunlardan önce bir müslüman olarak bu meselenin ne kadar önemli olduğunu ve bu mesele karşısındaki Kurani sorumluluğumuzu kavramamız gerekmektedir. Bunu anlamak ve öğrenmek isteyen bütün müslümanların, bu konuyla ilgili olarak hiç olmazsa youtubeden Düz dünya konferansı 1.2. 3. bölümlerini izlemeleri gerekmektedir. Önemle tavsiye ettiğimiz bu üç bölümlük sunumu izledikleri zaman bu sunumu yapan ve samimi bir hıristiyan olan Rob Skiba’nın, Kur’an dışındaki semavi kitablara dayanmaya çalışarak insanları küfre davet eden bilimsellik putuna karşı nasıl bir mücadele verdiğini göreceklerdir.

Doğru gözlemlerle dünyanın düz ve dönmediği gibi doğru sonuçlara ulaşan Rob Skiba, gözlem ötesi konularda “Bütün semavi kitablara baktım” demesine rağmen sadece Kur’an dışındaki tahrif edilmiş semavi kitablara baktığı için çok ciddi çıkmazlara girmekte ve çaresizlik içinde olsa da mücadelesine devam etmeye çalışmaktadır. Özellikle 2 ve 3 bölümde küre dünyayı savunan günümüz bilimselliğinin asıl itibariyle dünya insanlarını Allah’tan uzaklaştırmak ve küfre davet etmek olduğunu çok iyi anlayan ve anlatan Rob Skiba, Kur’an’dan bihaber olduğu için gözlem ötesi konularda sarsılmakta, doğru ile yanlışın bir arada bulunduğu Tevrat ve İncil gibi kitablara sor çare olarak tutunmaya çalışmaktadır. Bu insanlar böyle bir yokluk içinde bu mücadeleyi veriyorlarsa, Tevrat ve İncil’in her kelimesi üzerinde durarak İlahi gerçeği arama gayreti gösteriyorlarsa, Kur’an-ı Kerim’e sahip olan biz müslümanların ne kadar çok çalışması gerektiğinin önemi her halde daha iyi anlaşılacaktır.

Fakat ne yazık ki bunun anlaşıldığı kanaatinde değiliz. Bu samimi insanların tahrif edilmiş semavi kitablara dayanarak ve küfür teorilerine karşı çıkarak yıkmaya çalıştıkları günümüz bilimselliğini, tahrif edilmemiş yegane kitab olan Kur’an ayetlerini tevil ederek ayakta tutmaya çalışan din adamlarının nasıl bir gaflet içinde olduğunu gördüğünüzde, bu hocaları takip eden müslümanların uyanmasının ve bu gerçeği görebilmelerinin de çok zor olduğunu anlayacaksınız.

Ne tuhaf bir durum değil mi? Dünya insanlarını küfür teorileri ile Allah’ı inkara davet eden bilimsellik putunun karşı tarafında tahrif edilmiş semavi kitablara ve Yaratıcılık gerçeğine dayanarak yıkmak isteyen samimi bir ehl-i kitab çevre varken, yan tarafında tahrif edilmemiş yegane semavi Kitab olan Kur’an-ı Kerim’e sahip olmalarına rağmen ayetleri bilimsellik adına tevil ederek bu putu ayakta tutmak isteyen müslümanlar! bulunmaktadır. Yüz kızartıcı bir cevapla karşılaşmamak için “Acaba hangi kesim doğru yolda?” sorusunu sormuyoruz.

Oysa tevhid dini olan İslam, yüceltilerek kutsallaştırılan ve insanları küfre davet eden kurumlar bilimsellik adı da taşısa, bütün bunları reddeden ve insanları da reddetmeye davet eden bir dindir. Batılı ehl-i kitab çevreler tahrif edilmiş semavi kitablara dayanarak yaratıcılığı inkar eden bu bilimselik putuyla mücadele ediyorlarsa, bizler de Kur’an-ı Kerim gibi eşsiz bir Kitab’a sahip müslümanlar olarak bu mücadelenin en ön safındaki yerimizi almamız gerekmektedir. Bu hem Allah’a karşı, hem de hakkı ve doğruyu arayan bütün dünya insanlarına karşı bir sorumluluğumuzdur. Dünyevi gibi gözüken bu mesele, asıl itibariyle insanların ahiret kurtuluşlarıyla yakından ilgili bir meseledir. Çünkü hidayete ulaşmada “İllallah” demek ne kadar önemliyse, “La İlahe” diyerek bütün putları ve putlaştırılmış şeyleri inkar etmek de o kadar önemlidir.

Nitekim yüceltilerek kutsallaştırılmış,
kutsallaştırılarak putlaştırılmış bilimselliğe karşı olan savaşımız bunun içindir.

insandergisi.com:


İzlenmesi tavsiye edilen konferansın linkleri;
Düz Dünya Konferansı 1.BÖLÜM
Düz Dünya Konferansı 2.BÖLÜM
Düz Dünya Konferansı 3.BÖLÜM

Fatma Ceren
24.01.2019 23:49
Selam
Nur 35'te verilen emsalin "ay" olduğu tüm bu açıklamalardan sonra gayet net. (Ayrıca Süleyman a.s.'ın yaptığı timsaller de mevcutta olandan yola çıkılarak yapıldı. Bu iddiaya bir delil örnek olarak.)

Yakın göğün, 1.kat göğün bize yakın olan kısmı olduğunu düşünüyorum. (Ancak Kur'an'da spesifik ve "delen" olarak verilen Tarık yıldızı ile Şira yıldızının 2. veya bir başka katmanda olduğunu düşünebilirim.)

Yıldızların mevkilerine verilen büyük yemini de ihmal etmeden,

dönüşlü olan 1.katta yer alan ve gökle birlikte dönen yıldızlar ile kendi yörüngelerinde hareket eden güneş, ay ve gezegenlerin; düz olan dünyanın her bölgesinde ayın durumlarını, gece ve gündüzü oluşturduğu iç içe dönüşlü muazzam bir sistem karşımızda duruyor.

Yani,
sadece güneş ve ayın bu dönüşlerinden gece ile gündüz, ışığı hiç sönmeyen ay ve gezegenlerin iç içe orantılı dönüşlerinden ayın durumlarıyla belirlenen zamanın, son olarak da yalnız güneşin dönüşünden mevsimlerin ve gölgenin meydana gelişi gibi genel bir toparlama yapılabilir. Tabi 1.kat göğün dönüşünü ihmal etmeden..

Yazı ile anlatmam zor gözüken bu fikirlerimi az da olsa paylaşmak istedim.
Mehmed Alagaş
24.01.2019 13:25
Ve aleykümselam
Yusuf bu sınıfın akıllı, aceleci ve sesli düşünen bir talebesisin. Mehmed abin ağır meselelerde kardeşlerini de dikkate alarak bir fil gibi ağır ağır yürümeye çalışırken, sen çekirge gibi ön konulara zıplayabiliyorsun. Onbir gezegenle ilgili ilk yorumunda meselenin oldukça önemli bir boyutuna dikkat çekiyorsun ama biz o hususu ayın evreleri ve bunun nedenleri konusunda ele alacaktık. Henüz bulunduğumuz nokta ise Nur 35 de bizlere emsal olarak gösterilen gezegenin ay olup-olmadığı ve ayın kendisine ait nuru-ışığı var mıdır noktasındadır.

Anlayanlar anladıklarını, anlayamayanlar niye anlayamadıklarını yeterince ifade edemedikleri için adım atmakta ve ilerlemekte zorlanıyoruz. Gezegenle yıldız arasındaki farkı soruyorsun. İçinde bulundukları gökle birlikte dönen yıldızların, kendilerine özgü belli ve farklı yörüngelerde hareket etmeleri söz konusu değildir. Gezegenler ise bir merkezi sistem etrafında ve belli bir yörüngede hareket ettikleri için bu ismi almışlardır. Ay da dünya merkezli belli bir yörüngede hareket ettiği için, bu yönüyle gezegen tanımına dahil olmaktadır.

Değerlendirmeye hız katmak ve daha hızlı ilerlemek istediğini biliyoruz. Fakat bu çalışma birlikte değerlendirme olduğu için acele etmiyor ve birlikte ilerlemeye çalışıyoruz. Bir adam bindiği eski taksinin yol açık olmasına rağmen çok ağır gittiğini görünce “Şöför bey daha hızlı gidemez miyiz?” demiş. Şöför yolcuya dönerek “Gideriz de bu taksiyi nerede bırakacağız?” cevabını vermiş. Yusuf bizler de daha hızlı gideriz, gideriz ama bu arkadaşları nasıl ve nerede bırakacağız?
Yusuf Gökçe
23.01.2019 23:28
SA.Mehmet Hocam,
Son yazınızda'' Dolayısıyle dünya merkezli bir sistemde ve belli bir yörüngede hareket halinde olan ay ve güneş de bu yönleriyle gezegen tanımına girmekte fakat diğer özelliklerine binaen ayrı olarak da zikredilmektedirler.'' diyorsunuz. Enam yetmiş altıncı ayette de:

"Gece onun üzerini örtünce, bir gezegen(kevkeben) gördü. “Bu benim Rabbim.” dedi. Fakat kaybolunca, “Kaybolup gidenleri sevmem.” dedi." buyruluyor. Muhtemelen Hz. İbrahim'in gözlemlediği gezegen Venüs'tü. Parlaktır ve en son batan gök cismidir.Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor.Yıldız (necm) ile gezegen(kevkeben) farkı nedir?Ayetlerden hareketle bir sonuca ulaşabildiniz mi? Dua ile.

Yusuf Gökçe
22.01.2019 22:54
SA.Kardeşler,
Mehmet hocamın net ifadesiyle yakın sema; Ay,Güneş ve on bir gezegenden oluşuyor. Burada üzerinde durulması gereken husus on bir gezegen yerine sekiz gezegenin biliniyor olması. Kalan üç gezegenin özel görevleri olduğu için Rabbimiz bunları gözlerden ırak tutuyor olabilir mi? Şu an, Ay'ın evreleri gibi açıklamakta zorluk çektiğimiz bazı gizemli olayların bu gizemli gezegenlerle ilişkisi olabilir mi? Dua ile...
Mehmed Alagaş
22.01.2019 14:43
Ve aleykümselam
Mehmed abinin de daha anlayamadığı çok şey vardır Diyar kardeşim. Burada önemli olan anlayamadığımız hususların, anlayabildiklerimizi gölgelendirip-bizi kuşkuya düşürmemesidir. Ayetleri Kur’an bütünlüğünde tefekkür ettiğimiz zaman dünyanın dönmediğini ve düz olduğunu anlıyorsak, bu konuya bağlı diğer soruları henüz cevaplayıp-cevaplayamamamız -ki böyle bir mecburiyetimiz de yoktur- bizleri anladıklarımız konusunda en ufak bir kuşkuya düşürmez. Zaten sizlerin de anladıklarınız konusunda kuşku duyduğunuzu düşünmüyoruz.

Bu durum ayın nuru-ışığı konusunda da böyledir. Ayetlerden ayın hem ışık kaynağı, hem de ışığı yansıtan bir gezegen olduğunu anlıyorsak, ayetlerin zahirine yani açık manasına imandan kaynaklanan bu anlayışımıza tutunabilmemiz için illa ki mahiyetini henüz kavrayamadığımız diğer soruları cevaplamamız gerekmez. Ay ile ilgili beyan edilen İlahi hakikatlerin anlayabildiğimiz boyutlarına iman ederken, anlayamadığımız boyutlarına da kuşkuyla yaklaşmadan yine iman ederiz. Ayın ve güneşin birer gezegen olup-olmadığnı soruyorsun.

Gezegen tanımını güneş sitemine göre yapan günümüz bilimselliğinin aksine bizler Kur’an’ı dikkate alarak dünya merkezli gezegen tanımı yapıyoruz. Bu tanımda belli bir yörünge ile dünyanın etrafında dönen ay ve güneş de gezegen tanımına dahil olmaktadır. Nitekim “Biz yakın göğü (dünya göğünü) zinetle, gezegenlerle süsleyip-donattık. (37-Saffat 6)” buyruğundaki gezegenler ifadesine, ayrıca zikredilmemesine rağmen güneş ve ay da dahildir.

Konuyla ilgili diğer ayetlerde güneş ve ayın diğer gezegenlerden ayrı olarak zikredilmesi ise bunların gezegen olmadığı anlamına gelmez. Ay ve güneş de dünya merkezli birer gezegen olmalarına rağmen önemlerine binaen diğer gezegenlerden ayrı zikredilmektedirler. Mesela “Sonra Biz resullerimizi ve iman edenleri kurtarırız, (çünkü) mü'minleri kurtarmamız Bizim üzerimizde bir haktır. (10-Yunus 103)” buyruğunda görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim’deki birçok ayette peygamberlerle mü’minlerin ayrı ayrı zikredilmesi, bu söylediklerimize birer örnek niteliğindedir. Bütün peygamberler aynı zamanda gerçek birer mü’min olmalarına rağmen önemlerine binaen mü’minlerden ayrı zikredilerek ön plana çıkarılmaktadırlar.

Dolayısıyle dünya merkezli bir sistemde ve belli bir yörüngede hareket halinde olan ay ve güneş de bu yönleriyle gezegen tanımına girmekte fakat diğer özelliklerine binaen ayrı olarak da zikredilmektedirler. Müşkil dediğimiz Nur 35 ayetinin pek de müşkil olmayan bu kapı eşiğinde böyle açıklamalar yapmak zorunda kalıyorsak, bu anlam kapısından hep birlikte nasıl içeri girebileceğimizi düşünmekte zorlanıyor ve “Allah hepimizin yardımcısı olsun” diyoruz.
D. Demirel
20.01.2019 13:20
Selamunaleyküm
Monolog gibi oluyor, olsun. Kur’an’a yeri arz ettiğimde okuduğum ayetlerden çıkardığım sonuç; düzdür, yayılmıştır, insanların kullanımına uygun kılınmıştır şeklindeydi. Daha sonra düz dünyacılar ne diyormuş diye (sorduğunuz sorunun cevabının ve daha fazlasının da içinde olduğu) belgesele baktığımda gördüğüm şey bugün NASA’nın sayısal verilerini kullanarak hatta belki benzer araçlarla küre dünyacılara reddiye diye anladım. Onlara şöyle diyorlardı ‘siz şu şu verileri kullanarak küredir diyorsunuz bakın biz ispatladık küre değil düzdür’.

Açıkçası “genel kütlesini bilmesek de üzerinde yaşadığımız yeryüzü düzdür” demeyi tercih ediyorum. Bu hem Kur’an’ın bize söylediğidir hem de (görmüyor musun sorusuna cevaben) gördüğüm budur.

Anlayamadığım şeyler kısmına gelince çoktur. :) sabırla gök ile ilgili ayetlerin ve kıyamet ile ilgili hem yer hem de göğün durumundan bahseden ayetlerin incelenmesini bekliyorum.

Dün arkadaşlarımla konuşurken Nur 35’te geçen ‘incimsi gezegen’ ile ilgili kısma geldiğimizde “ay için gezegen ifadesi kullanılıyor mu?” acaba diye sorduk.

Hani (bir zamanlar) Yusuf babasına "Babacığım ben (rüyamda) onbir gezegen, güneş ve ayı gördüm. Onları bana secde ederlerken gördüm" demişti.

(12-Yusuf 4) Burada ay ve güneş onbir gezegene dahil midir? Yoksa gezegen derken belli bir yörüngede hareket eden cisim anlamında mıdır? bilemedik.

Biraz köşeme çekilip düşünmeye devam edeceğim inşaallah.
Yusuf Gökçe
19.01.2019 20:20
SA.Muhalefet kardeşim,
Geçmişte yanlış anlaşılan ayetlere örnek verebilir misin, diye soruyorsun. Mehmet Hocam kısa, ama öz bir cevap yazmış, biraz da bizlerin de araştırmasını istediğinderdir. Biraz da verdiği önemli örneklerin bizlerin de, araştırıp düşünmesini istediği içindir. Dua ile...
Mehmed Alagaş
19.01.2019 14:04
Ve aleykümselam
Muhalif kardeşim, muhalefeti bırakarak bazı ayetlerin açıklık kazanmasındaki İlahi zamanlama ile ilgili yazdıklarımızı anlamaya çalışsaydın, örnek istemene bile gerek kalmayabilirdi. Kaldı ki geçmiş anlayışlardan örnek olarak Bakara suresindeki sığır kıssasını zikretmiştik. Verdiğimiz bu örneği tefekkür etmeyip başka bir örnek istemeni anlayamadık. Bu kıssa ile ilgili olarak geçmiş tefsir kitablarında neler yazıldığını okuduktan sonra “Yaratılış ve İnsanlık tarihi” kitabımız ilgili bölümünü okursanız, ikisi arasındaki farkı ve bu farkın neden kaynaklandığını görebilirsiniz.

Geçmişte anlaşılmayıp da Rabbimizin dilemesiyle günümüzde anlaşılabilen ayetlerden başka örnekler istiyorsanız, Kur’an’da önemle zikredilen iki deniz arası hakkında tefsirlerde ne yazıldığına baktıktan sonra “İki Deniz Arası” kitabımızı okuyabilirsiniz.
Muhalif Duran
18.01.2019 09:36
selamünaleyküm
Değerli hocam ifade ettiğiniz şu gerçeği: ’’Mesela Rabbimiz bir ayetteki hakikatin 11.ci asırda insanların gündemine girmesini murad etmiş ise bu ayeti bütün müslümanlar ilk 10 asır boyunca okumalarına rağmen anlayabildikleri kadarına iman ederek geçerler. 11.ci asra gelindiğinde Rabbimiz bir vesile ile bu ayeti müslümanların gündemine getirir ve bu ayet üzerinde çalışıp çabalayan müslümanlardan dilediklerine bu hakikati açarak insanlara ulaştırır. ‘’ geçmiş tarih içerisinde herkesin rahatlıkla müşahade edebileceği örneklerle açabilir misiniz. Yine Kur’an’ı kerim’i anlama ve ona yaklaşma usulu ile ilgili gerçekleşmeyen, henüz şahitlik etmediğimiz üzerinden değil de yine herkesin rahatlıkla şahitlik edebileceği, ‘’ evet kesinlikle bu böyledir’’ diyebileceği bir iki örnekle gönlümüzü serinletebilir misiniz. Örnek vermem gerekirse örnek verdiğiniz ayın nurunun kendinden olduğu hakikatine benzer olarak kur’an’a bu sizin yaklaştığınız gibi(ki sizin gibi kur’an’ı bu şekilde tenzih ederek yaklaşan başka kimseyi bilmiyoruz.) yaklaşılsa anlaşılabilecek hakikatlerin böyle yaklaşılmadığı için ihtilaf edilmiş anlaşılmamış ancak o olaya şahitlik edildikten sonra netleştirilmiş örnekler var mı ? Allah sizin ve hakkı arama gayretine giren herkesin ayaklarını hakta sabit kılsın. Ve razı olacağı kullarının arasına katılabilecek bir yaşam nasip etsin.
Mehmed Alagaş
17.01.2019 21:08
Ve aleykümselam
Sesini duymak güzeldi Diyar. Faydalandığın için Allah razı olsun diyorsun. Senden de Allah razı olsun. Çünkü bazı konularda İlahi gerçeklere birlikte ulaşabilmemiz için anlatmaya çalışmak önemli olduğu gibi anlamaya çalışmak da çok önemlidir. Anlaşılması için samimi gayret gerektiren böylesi meseleleri anlamaya çalıştığın için Mehmed abin de sana teşekkür eder. Yorumunda “Kafamda yer ile ilgili sorular devam etse de belki henüz Rabbim dilememiştir diyor ve sabrediyorum” diyerek düz olasılığını kabul etmekte cevaplayamadığın sorular olduğunu belirtiyor ve müşkil ayetlerde olduğu gibi bu durumu Allah’ın dilemesine bağlıyorsun. Anlamakta zorlandığın düz olasılığını bir kenara bırakarak küre olasılığını düşün ve küre bir dünyada yeryüzünün dörtte üçünü oluşturan denizlerdeki su yüzeyinin “Nasıl olur da dümdüz olur?” sorularına cevap ara, belki sabretmene gerek kalmadan Rabbinin dilemesiyle netleşmen daha rahat ve daha kolay olur.

Son yorumumuzdan sonra konuştukları dil ne olursa olsun bütün insanlara indirilen Kur’an-ı Kerim’i sadece arapçaya hapsetmek isteyen çevrelerden yükselen homurtuları ise hiç ciddiye almıyoruz. Son yorumda da belirttiğimiz gibi “Kur’an-ı Kerim’de zikredilen bir kelime cümledeki yeri, lugat karşılığı veya farklı kıraat yönünden muteber olarak birden fazla anlama geliyorsa, bu kelimeyi kullananın bir beşer değil Rab olduğunu yani Rabçayı dikkate alarak bu anlamlardan hiçbirini dışlamadan tefekkür etmemiz gerekir” demeye devam ediyoruz.

Mesela bizler Bakara suresindeki sığır kıssasını, arapçayı değil Rabçayı esas alarak anlayabildik. Sadece arapçayı dikkate alsaydık Rabbimizin kesilmesini murad ettiği sığırın insanlarca bilinen bir sığır mı yoksa bilinmeyen bir sığır mı olduğu konusunda bir tercih yapmamız ve ayeti ona göre anlamaya çalışmamız gerekecekti. Oysa Rabbimiz söz konusu ayet-i kerimede her iki anlamı da kastetmekte ve kesilmesini murad ettiği sığırın bir kısım yahudiler tarafından bilinen bir sığır olmasına rağmen diğer yahudilerin bilmediği bir sığır olduğunu beyan etmekte ve ayetteki hikmetleri anlamamıza önemli yol açmaktadır.

“Gökte burçları yaratan, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir. (25-Furkan 61)” ayet-i kerimesindeki ‘munira’ kelimesi de, hem nurlu hem de nuru yansıtan anlamlarında kullanılmıştır. Bu ayete sadece “Kendisinin nuru olmayıp, nuru yansıtan” anlamını verenler “Ve ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de bir çerağ-kandil yapmıştır." (71-Nuh 16)” ayetinde açıkça zikredilen ‘nur’ kelimesini nasıl tevil edeceklerdir ki?

‘Munira’ kelimesine sadece yansıtıcı anlamını vererek “Ey Peygamber. Biz seni şahid, müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ-ışık olarak (gönderdik). (33-Ahzab 45.46)” buyruğunun muhatabı olan Resulullah (s.a.v.)’i de sadece bir ayna gibi yansıtıcı olarak görenler, ne yaptıklarının farkındalar mı? Bu kimseler Resulullah (s.a.v.)’e ve iman eden mü’minlere Allah’ın nur verdiğini, bunları nurlandırdığını bilmiyorlar mı?

“Ey iman edenler. Allah'tan korkup-sakının ve O'nun Resulüne iman edin ki size Kendi rahmetinden iki kat versin. (Bu iman ve takvanızı) size (ışığında cennete koşup) yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin (bağışlasın). Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (57-Hadid 28)”

Allah’tan korkup-sakınan ve salih amellerde bulunan mü’minler hem nurlu, hem de nuru yansıtan-etraflarını aydınlatan insanlardır. Bunlardaki yansıtma ışığın bir maddede, bir aynada yansıtılması gibi değildir. Bir ayna ışığı kendi içine almadan, kendisine mal etmeden dışarıya yansıtır. Nitekim nur içerikli ayetleri okuyarak etrafını sadece sözle aydınlatan fakat Allah’tan korkup-sakınarak iman edip-salih amellerde bulunmayan kimseler, içinde nur olmadan nuru yansıtan ve asıl itibariyle karanlık olan bir ayna gibidir. Resulullah (s.a.v.) ve salih mü’minler ise bu nurdan alabildikleri, kendilerine mal edebildikleri kadarıyla kendilerini aydınlatan ve bu aydınlığı halleriyle, yaşantılarıyla, ahlaklarıyla, nasihatleriyle diğer insanlara yansıtırlarken, henüz ulaşamadıkları nurani hakikatleri de kendilerine değil sadece Allah’a ve Kur’an’a nisbet ederek anlatırlar.

Resulullah (s.a.v.)’i sadece nuru yansıtan olarak görenlerin bu anlayışından tenzih ediyor ve konumuza devam ediyoruz. Nur 35 ayet-i kerimesini anlamaya çalışırken ayın hem nurlu, hem de nuru yansıtan özelliklerini birlikte ele almamız gerekeceği için bu hususa açıklık getirmek istedik. Anlaşılması zor olan bu müşkil ayet-i kerimeyi birlikte değerlendirirken, ayetteki her ayrıntı üzerinde acele etmeden önemle durmamız gerekmektedir. Ayeti tekrar hatırlayalım.,

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali içinde misbah (ışık saçan kaynak-fitil) bulunan bir mişkat (kandil oyuğu-fitil yuvası) gibidir. O misbah (ışık saçan kaynak) bir sırça (cam-billur) içerisindedir. Sırça sanki incimsi bir gezegen ki doğuya da, batıya da ait olmayan mübarek-kutlu bir zeytin ağacından (bir yağ ile) yakılır. (Bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için (insanların sınırlı anlayışına göre) emsaller vermektedir. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (24-Nur 35)”

Dikkat ederseniz ayet-i kerime “Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali..” ifadesiyle başlarken “Allah insanlar için emsaller vermektedir. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir.” ifadeleriyle bitmektedir. Burada misal ve emsal arasındaki farkı dikkate almamız gerekir. Mesela ayet girişinde “O’nun nurunun emsali” ifadesi kullanılmamıştır. Çünkü Rabbimizin nurunun bir emsali yoktur ve olamaz. Bu bakımdan emsal değil misal denilmiştir. Mesele bizim beşeri anlayışımıza göre ifade edilirken ise “Allah insanlar için emsaller vermektedir” denilmekte ve verilen emsale dikkat çekilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimizin emsal olarak gösterdiği şeyleri araştıracak olursanız, bunların hiçbirinin sanal alemden olmayıp-müşahade edilebilecek şeyler olduğunu görürsünüz. Dolayısıyle bu ayet-i kerimede netleşmemiz gereken ilk husus, bizlere emsal olarak verilen şeyin ne olduğudur? Ayetteki ‘kevkebun’ kelimesine yıldız anlamı vererek, bu emsalin uzaklardaki yıldızlardan bir yıldız olduğunu söyleyenler, daha ilk adımda ayetin anlamından uzaklaşmaktadırlar. Bizleri daha önce ikaz eden Fatih Sağlam kardeşimizin de söylediği gibi ‘kevkebun’ yıldız değil gezegen anlamına gelmektedir.

Müşahade alanımız içinde olan yakın dünya göğünde ise Allah’ın belirlediği yörüngelerde akıp-giden ay, güneş ve onbir gezegenden başka bir gezegen bilmiyoruz. Şanı yüce Rabbimiz de bunlar arasında sadece ayı nur kıldığını beyan ediyorsa, bu ayette “Sanki incimsi bir gezegen” denilen gezegen ile bizlere emsal olarak verilen gezegenin ne olduğu konusunda en ufak bir ihtilafımız var mı?

Varsa konuşalım yoksa acele etmeden devam edelim.
D. Demirel
16.01.2019 21:23
Selamunaleyküm
Sessiz ve sakince takipte olma tavsiyenizin bana çok şey kattığını belirtmek isterim. Özellikle son yorumlardaki ayetler ile ilgili paylaştıklarınız neden bazı ayetleri anlayamadığımızı da netleştirdi. Allah razı olsun Mehmet abi.
Yusuf Gökçe abinin yorumunu okuduğumda size olan sevgisini herhangi bir hocaya veya şeyhe olan sevgi gibi değil de bir yerlerde müslüman olarak yaşayan birilerinin varlığına şahitlikten kaynaklanan bir sevgi olarak hissettim. Burayı takibin sebeblerinden biri de bizzat tanımadığım ama müslüman olduklarına inandığım insanlarla (sanal da olsa) aynı derdi paylaştığımı görmek. Allah (cc) ecrinizi versin.

Nur-35 te “Sırça sanki incimsi bir gezegen ki ” ifadesinin ışığının kendinden olduğunu söyleyebilmemiz ayetin devamındaki “(Bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir.” Cümlesidir diye anladım.
Ayın ışığı kendinden midir diye sorduğunuzda delil olarak Yunus-5, Furkan-61 ve (sıralama olarak önce ayın zikredildiği) Nuh-15/16 ayetleri yeterliyken bir de Nur 35 ile desteklendi.
Kafamda yer ile ilgili sorular devam etse de belki henüz Rabbim dilememiştir diyor ve sabrediyorum.

Bir süre önce Kur’an’a geniş kapsamlı bir konuyu arz ettim, ayetleri içeriğe göre tasnifledim ancak ayetler arasında ilişki kurmakta ve bazı ayetlerin neyi vurguladığını ifade etmede epey zorlandım. İşte bu değerlendirme bana nelere dikkat etmediğimi öğretiyor. Yoksa ben kim böyle bir değerlendirmeye yorum yapabilmek kim :)

Mehmed Alagaş
16.01.2019 15:49
Ve aleykümselam
Bazı ayetlerin herkese açık olmayan derin anlamına kavuşma noktasında söylediğimiz “Ne kadar iman edersek edelim, ne kadar akledersek akledelim, ne kadar düşünürsek düşünelim, sadece böylesi çabalarımızla bu ayette işaret edilen hakka ve hakikate ulaşabilmemiz mümkün değildir" sözlerimizi doğru anlamışsın İnşirah kardeşim. Bu sözlerimize “Kur’an açık bir kitabdır, Allah anlayamayacağımız bir ayet göndermez..” gibi yaklaşımlarla itiraz eden kimseler tabi ki olacaktır. Bu kimselere henüz anlayamadığımız ayetleri göstererek “Madem ki her ayetin anlamı açık, bize şu şu ayetlerde ne anlatılıyor?” diye sorsanız, sizlere ayet mealini vermekten başka bir açıklamada bulunamadıklarını göreceksiniz.

Bizlere yükümlü olduğumuz kulluk fıkhını beyan eden bütün ayet-i kerimeler elbetteki açık ve anlaşılırdır. Ancak kulluk fıkhımızın ötesinde olup, birey olarak bizlerden ziyade bütün insanları ilgilendiren bazı önemli ayetler vardır ki, bu ayetlerdeki hakikatler anlamı herkese açık bir şekilde beyan edilmemiştir. Bunun elbetteki İlahi takdirdeki hikmetli zamanlama ile çok ilgisi vardır. Mesela Rabbimiz bir ayetteki hakikatin 11.ci asırda insanların gündemine girmesini murad etmiş ise bu ayeti bütün müslümanlar ilk 10 asır boyunca okumalarına rağmen anlayabildikleri kadarına iman ederek geçerler. 11.ci asra gelindiğinde Rabbimiz bir vesile ile bu ayeti müslümanların gündemine getirir ve bu ayet üzerinde çalışıp çabalayan müslümanlardan dilediklerine bu hakikati açarak insanlara ulaştırır. Dolayısıyle lafzı açık fakat anlamı derin olan ayet-i kerimelere ait beyyinelerin insanlık gündemine gelmesi, Rabbimizin dilemesine ve hikmetli zamanlamasına bağlıdır. Rabbimiz bir ayete ait beyyinelerin 15. asırda açıklık kazanmasını ve insanlık gündemine girmesini dilemişse, 14. asırda binlerce salih alim söz konusu ayeti canla başla tefekkür etseler bile o ayetteki beyyineye ulaşamazlar.

Bizler için ufuk ötesi olan bu meselelerde fazla konuşmadan konumuza dönelim. Arapçayı sular seller gibi bilen kimseler Furkan 61 ayetindeki ‘munira’ kelimesine ışık yansıtıcı anlamını vererek, ayın kendi ışığı olmayıp-güneşten aldığı ışığı yansıttıklarını söylüyorlarmış. Ayetleri anlayabilmek için arapça bilmek önemlidir ama bundan daha önemlisi Rabça bilmektir. Rabça derken elbetteki Rabbimize bir lisan nisbet etmiyoruz. Bu kelimeden muradımız Rabbimiz vahyini hangi dilde indiriyor olursa olsun, o dili noksansız ve hiçbir çelişkiye mahal bırakmayacak İlahi bir usulde kullanmaktadır. Mesela arapçayı çok çok iyi bilen hiçbir edebiyatçı, birbirinden farklı anlamlara gelen kelimeleri aynı cümle içinde iki farklı anlama da gelecek ve birbiriyle çelişmeden, birbirini tamamlayarak anlamı çok üst boyutlara taşıyacak bir şekilde kullanamaz.

Bu arap edebiyatçının kitabını okuyan kimseler, farklı anlamlara gelen böyle bir kelimeyle karşılaştıkları zaman kullanıldığı cümleyi esas alarak “Yazar bu kelimeyi, bu cümlede şu anlamda kullanmıştır” diyebilirler. Bunu derken elbetteki kelimenin farklı olan diğer anlamını o cümleden uzaklaştırırlar. İşte bu alışkanlıktan kaynaklansa gerek İlahi kelama da aynı usulle yaklaşıp, iki ayrı anlama gelebilen mesela ‘munira’ gibi bir kelimeyle karşılaştıkları zaman “Allah bu kelimeyi, bu ayette şu anlamda kullanmıştır!” diyerek, Allah’ın İlahi meramını anlatmasına yardımcı olduklarını zannederler!..

Lütfen ağır olun beyler!. Karşınızda arapçayı iyi kullanan bir edebiyatçı değil arapçayı Rabça kullanan bir Allah vardır. O Allah ki birçok ayet-i kerimesinde farklı anlamlara gelebilen kelimeleri, muteber olan bütün farklı anlamlarında kullanan ve bu anlamlar ile ayetlerine muhteşem bir derinlik kazandıran Rabdır, Rabbimizdir Elhamdülillah..
İnşirah Melal
16.01.2019 13:34
Selamaleykum
Hocam son yorumunuzdaki "ne kadar iman edersek edelim, ne kadar akledersek akledelim, ne kadar düşünürsek düşünelim, sadece böylesi çabalarımızla bu ayette işaret edilen hakka ve hakikate ulaşabilmemiz mümkün değildir. " ifadeniz ile ilahi takdire işaret ettiğinizi anlıyor ve bu değerlendirmede de birkaç kez altını çizdiğiniz "şimdilik anlayamadım, anlayamıyorum" diyebilmenin ne kadar elzem ve kıymetli olduğunu görüyorum. Zira "anlayamadım" demek ayetin anlam kapısının önünde beklemek iken, tevillerle zorlama anlamlar yüklemek o kapıya "kalın bir duvar" örmektir.

Ayın ışığının kendinden olduğunu anlamak için sadece önceki yorumlarınızda hatırlattığınız ayetler bile yetebilirdi. Fakat ben kendi adıma yorum yapmadığım bu birkaç günde Kur'an bütünlüğü içerisinde daha kapsamlı bir araştırma yapmaya gayret ettim. Ayın güneşin ışığını yansıttığına dair herhangi bir işaretle karşılaşmamış olmama rağmen yine çok cesur(!) tevillerle karşılaştım. Mesela hiç çekinmeden ve paranteze ihtiyaç duymadan yapılmış şuna benzer mealler gördüm;

"Göğe büyük yıldız kümeleri serpiştiren, yine oraya (güneş gibi) bir ışık kaynağı ve ay (gibi) bir IŞIK YANSITICI yerleştiren Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır! "(25-Furkan/61)

Arapçayı sular seller gibi bilen bu abilerin "Muniran" kelimesini "ışık yansıtıcı" şeklinde tercüme etmelerinin elbetteki kendilerince haklı ve mantıklı gerekçeleri de var..! Kelimenin dilsel yapısı "hem başkası tarafından aydınlanan nesne, hem de başkasını aydınlatan özne" gibi her iki anlamda da kullanılmaya müsait olup bir de ayın ışık yansıtıcı oluşu KOZMİK BİR HAKİKAT(!) olunca, buyurun size "Kur'an'ın MUCİZESİ"....

Muhtemelen bazıları da Kur'an'da bu kelimenin "muniran" şekliyle geçtiği diğer beş yerden birinde peygamber diğerlerinde kitap için kullanılıyor olmasından hareketle, "nasıl ki Hak'kın kaynağı Allah'dır kitap ve peygamber bunu yansıtır, işte ışığın da kaynağı güneştir ve ay da onu yansıtır." deyip sonunda da "ohh beee, elhamdulillah yine kurtardık kitabımızı bilimin karşısında aciz kalmaktan(!)" demiş olabilirler, bilmiyorum.. Neticede bu abiler "kardeşim biz güneşin değil, Allah'ın nurunu yansıtıyor dedik." demeyeceklerdir herhalde?! Zira bunu derlerse başka sorunlar ortaya çıkar.

Bu araştırmalar vesilesiyle ne denli tehlikeli bir PUT ile karşı karşıya olduğumuzu çok daha iyi anlıyorum hocam. Rabbim bizleri muhafaza etsin ve sabırla dosdoğru yolda dosdoğru yürüyebilenlerden eylesin.

Nur-35 ayetine gelince,
Rabbimizin Kitab-ı Kerim'inde bazı hakikatleri bizlere misaller vererek anlattığını biliyoruz. Örneğin Ra'd-17 de "Hak ile Batılın", İbrahim-24,25'de "güzel sözün" misalini verirken bizlerin müşahede edip anlayabileceği bir şekilde örneklendirdiğini görüyoruz. Dolayısıyla Nur-35'de de Kendi Nur'unun misalini veren Rabbimizin "EMSAL" olarak getirdiği şeyde yine bizlerin müşahede edip anlayabileceği bir şeyler olmalı diye düşünüyorum. Zaten önceki yorumunuzda bu ayeti kastederek "ayın nurunun-ışığının kendinden olduğunu Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’deki bir ayetle daha açık bir hale getirmiş midir?" demenizin sebebi de bu olsa gerek. Elbette “Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir” kısmını dikkate aldığımdan ayetin ana teması olan nura ulaşabilmek ve onun emsalini hakkıyla anlayabilmekten söz etmiyorum.

Ayette verilen misali en basitinden "yağ lambası" gibi tasavvur ettiğimde zihnimde oluşan şudur;

Camın içinde ve yuvasında duran fitilin ucundaki ateş aydınlatıyor, lakin ateşin hiç temas etmediği yağın bulunduğu hazne de aydınlatıyor. Yani altta bir nur, üstte ayrı bir nur. Nur üstüne nur..!

Bu noktaya gelince yeni sorular doğuyor ama, şimdilik tefekküre devam edip bekliyorum inşaallah..
Mehmed Alagaş
15.01.2019 16:24
Ve aleykümselam
Resulullah (s.a.v.)’i ve onun rahmetle bezenmiş güzel ahlakını yeterince anlamaktan aciz olan, inancı ile yaşadıkları arasında ciddi boşluklar olan Mehmed abinize Allah için bu samimi sevgiyi gösteriyorsanız, dikkatinizi alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.v.)’e çevirin ve onu tanımış olsaydınız, tanıdıkça Allah için ne kadar çok, ne kadar çok seveceğinizi düşününüz. Kalbinizdeki bu engin sevgiyi hissettikten sonra yaşlanmış Mehmed abinizi de fazla önemsemeden yanınıza alarak onun yokluğunda, onun davasına nasıl sarılmamız, bu dava için nasıl canla başla çalışmamız gerektiğine karar veriniz. Bizleri Resulullah (s.a.v.)’e lutfuyla ümmet kılan Allah’a hamd ve şükürler olsun.

Yusuf kardeşim ayın-nuru-ışığı ile ilgili olarak sorduğumuz “Bizlerin inandığı fakat bir çok kardeşimizin inanmakta zorlandığı bu durumu, Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’deki bir ayetle daha açık bir hale getirmiş midir?” sorumuza “Nur 35 olabilir” cevabını veriyorsun. Bu arada şunu da hatırlatalım ki bu sitede meseleleri değerlendirirken karşılıklı çetleşmiyoruz. Bunu dikkate alarak karşınızda hemen cevap bekleyen biri varmış gibi hissetmeyin ve kendinizi hemen cevap vermeye zorlamayın. Mesela bir meyve soruluyorsa, bir ağacı göstererek “Bu ağaçta olabilir” demeden önce o ağaca çıkman, o ağacı araştırman ve meyveye ulaştığın zaman elindeki meyveyi göstererek “İşte bu ağaçta” demen gerekir. Bunu tekrar hatırlatmamızın nedeni, senin için de yorucu olan bu acelecilikten uzaklaşman içindir.

Aceleyle de olsa verdiğin cevaba gelince, doğru bir cevap. Zaten Mehmed abin de siz kardeşlerine “Böyle bir ayet var mıdır?” diye sorduğunda, kastettiği ayet-i kerime Nur suresine ismini veren 35. ayet idi. Sizlerin de bildiği gibi Kur’an surelerinin isimlendirilmesinde de İlahi takdir olduğunu düşünüyor ve bu isimlerin sure içindeki önemli bir olaya işaret ettiğini görüyoruz. Dolayısıyle sureye ismini veren Nur 35 ayet-i kerimesi, müslümanlar için önemli bir olaya, önemli bir gerçeğe işaret eden ayet-i kerimedir. Anlamı derin olan bu ayet-i kerimenin bizler tarafından anlaşılması türkçe meali üzerinde titizlik gerektirdiğinden, bizler gücümüz oranında bu titizliği göstererek meali şöyle verdik.,

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali içinde misbah (ışık saçan kaynak-fitil) bulunan bir mişkat (kandil oyuğu-fitil yuvası) gibidir. O misbah (ışık saçan kaynak) bir sırça (cam-billur) içerisindedir. Sırça sanki incimsi bir gezegen ki doğuya da, batıya da ait olmayan mübarek-kutlu bir zeytin ağacından (bir yağ ile) yakılır. (Bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için (insanların sınırlı anlayışına göre) emsaller vermektedir. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (24-Nur 35)”

Peşinen söyleyelim ki bu ayet-i kerime Kehf 17 gibi çok zor, çok müşkil ayet-i kerimelerdendir. Neden zor, neden müşkil diye soracak olursanız, önce Kehf 17 yi hatırlayalım.,

“(Onlara baktığında) görürdün ki, güneş doğduğunda mağaralarının sağına sapıp-meyleder, batarken de onları sol yandan (teğet) geçer-giderdi ve onlar onun geniş boşluğundalardı. İşte bu (durum) Allah'ın ayetlerindendir. Allah kime hidayet verirse o hakka (doğruya) ulaşmıştır, kimi de saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bir veli bulamazsın. (18-Kehf 17)”

Rabbimiz bu ayet-i kerimede “İşte bu (durum) Allah'ın ayetlerindendir” buyurarak, bizlerin dikkatini büyük bir ayete çekiyor. İyi ama bu ayet ne ki, bu ayeti görüp-anlayabilmemiz için ne yapmamız gerekir? İşte ayette bunun cevabı yok. Oysa Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’de bizlerin dikkatini birçok ayete çekerken “Bunda iman edenler için, akledenler için, sabredenler için, şükredenler için, gezip gözlemleyenler, araştıranlar, düşünenler için… ayetler vardır” buyurarak, o ayetleri görmenin özel şartı ve gereği olarak ya iman etmeyi, ya akletmeyi, ya sabretmeyi, ya şükretmeyi, ya düşünmeyi.. öne sürmektedir.

Oysa Kehf 17 deki büyük ayeti görmenin şartı ve gereği olarak hiçbir şey öne sürülmemekte; bu ayeti görüp-anlayabilmenin, diğer ayetleri görüp-anlayabilmemiz için ileri sürülen şartların fevkinde olduğuna işaret edilmektedir. Daha açık bir ifadeyle ne kadar iman edersek edelim, ne kadar akledersek akledelim, ne kadar düşünürsek düşünelim… (ki Mehmed abiniz bu durumu yaşadı ve yaşıyor) sadece böylesi çabalarımızla bu ayette işaret edilen hakka ve hakikate ulaşabilmemiz mümkün değildir.

Peki ne olacaktır?
Ne olduğunu ve ne olacağını Rabbimiz ayetin devamında “Allah kime hidayet verirse o hakka (doğruya) ulaşmıştır” buyurarak beyan etmektedir. Buradaki hidayet, ayette zikredilen hak ve hakikate ulaşmaktır. Yani “İşte bu (durum) Allah'ın ayetlerindendir” buyurularak işaret edilen büyük ayetteki hakkı ve hakikati anlayabilmek, kişisel çabalarımızın ötesinde ancak ve ancak Allah’ın dileyip-hidayet etmesine bağlıdır. İşte bu nedenle Kehf 17 ayet-i kerimesi, müslümanlar için çok müşkil bir ayet-i kerimedir.

Aynı durum Nur 35 ayet-i kerimesi için de söz konusudur. Bu ayette de şanı yüce Rabbimiz “Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir” buyurarak, ayetin ana teması olan nura ulaşabilmemizi ve onun emsalini anlayabilmemizi sadece imana, akletmeye veya tefekküre değil Kendi dilemesine bağlamıştır.

Ne kadar anlatabildik ve ne kadar anlayabildiniz bilmiyoruz. Fakat yine de anladığınız kadarını dikkate almanızı ve bu ayet-i kerimeyi böyle bir dikkatle acele etmeden tefekkür etmenizi istiyoruz.
Yusuf Gökçe
15.01.2019 13:08
SA.Burhan kardeşim,
yazdığın kısa ama nitelikli yazını okuyunca ''Çok şükür yeryüzünde hala saf kalpli Allah dostları varmış.''derken yüreğim kabardı, gözlerim yaşardı. Kardeş, Mehmet Hocamı ben hiç görmedim. Ancak Hocamızın İnsan dergisindeki yazılarını okurdum. Yazıya başlar başlamaz adeta büyülenirdim. İlk kitabından itibaren çıkaracağı yeni kitabını iple çekerdim. Birçok insana onun kitaplarını hediye ettim. Bunlardan bazısı inançsızdı bazısı Türkçü, bazısı şuursuz geleneksel Müslümandı... Gördüm ki okuyanın dünyası köklü bir değişime uğruyordu. Kitaplarının içeriği anlatılamaz ancak yaşanır. Birçok İslam alimini de okudum ama Mehmet Hocam'ı farklı bir yerde görüyorum. Yazan kendisi lakin bir anda kendisi aradan çekiliyor sanki Rabbimizle baş başa kalıveriyoruz. İçimizdeki bütün kirlerden arınıveriyoruz. Bir sahabe samimiyetiyle Allah'a yöneliyoruz. Kaskatı olan gönlümüz muma dönüveriyor. Neyse yıllar yılları kovaladı yaşımız kemale erdi, birkaç yıldır Hocamı bu site üzerinden takip etmeye çalışıyorum. Hocam hep tazeliğini koruyor. Sanki her dem yeniden doğuyor.

Aslında gündeme getirdiği mevzular yenir yutulur cinsten değil. Bütün ezberleri bozuyor. 1400 yıldır bizler Mehti ve Hz.İsa gelecek diye beklerken o, hayır gelecek tek kişi var bu Hz. Süleymandır diyor. Bizler dünya dönüyor derken o, hayır dönen göklerdir deyiveriyor. Biz Yecüc Mecüc Zulkarneyn'in settini yıkacaklar diyoruz o, henüz bu set yeryüzünde yapılmadı deyiveriyor. Kardeşler Hocamızın kıymetini bilelim ve onu anlamaya çalışarak çokça şükredelim. Selametle...
Burhan Akdeniz
14.01.2019 21:30
Selamunaleyküm
Başından beri yorum yapmamış olsam da dikkatle takip ettiğim bu değerlendirmeye katkıda bulunan tüm kardeşlerime ve sadece ilminden değil uzun yıllardır kardeşliğinden-muhabbetinden de istifade ettiğimiz Mehmed abimize dua ediyorum.

Ve Yusuf Gökçe kardeşime dönerek,
Nefsilikten uzak olan son yorumundan dolayı takdir etmek istiyorum. Yusuf kardeşim yazdıklarından Mehmed abiyi överek lüzumsuz bir yüceltme girişiminde olmadığını ve samimi olarak "örnek alınması gereken" tavrının altını çizdiğini anlıyorum. Bu sebeple de Mehmed abiyi şahsen tanımıyor olmana rağmen çok güzel ifade ettiğini söylemek isterim. Çünkü gündeme getirdiği konuların ciddiyetini kavrayamayıp sulandırma gayreti içinde olanlara karşı bizleri de sürekli olarak aynı sakinliğe davet edip duaya teşvik ederken, imani bir heyecanla hemen harekete geçmek isteyen kardeşlerine de sabırla "Allah'ın takdiri" ni işaret eder.

Hele bir de dostlarının yanlışlarına kaygı duymadan gösterdiği tavırdan bahsetmişsin ki, Allah ecrini versin kardeşim.. Yorumunda küçüldüğünü ifade ederken Rab katında büyüdüğünü söylemek isterim. Mehmed abimizin rahmet dolu ikazlarını bir de bizlere sor. Senin de belirttiğin gibi bizler onun hesap günü korkusuyla bizlere hiç çekinmeden söylediği nasihatlerin samimi bir yürekten çıktığını bizzat görüyor, kızmak bir yana Rabbimiz eksikliğini göstermesin diyoruz.
Yusuf Gökçe
14.01.2019 17:31
SA.Mehmet Hocam,
Öncelikle bir önceki yazımda unutmuşum Mahmut Balcı kardeşimize Allah rahmetiyle muamele etsin.Son durağı Cennet olsun.

Hocam üslubunuzda bir rahatlık, bir olgunluk, bir sakinlik görüyorum.Sanki şunu der gibisiniz:Yusuf kardeşim biz aciz varlıklarız,bu davanın sahibi kendi dinini üç beş soysuza bırakmayacak kadar yücedir.Aynen Hz. Ebubekir mağarada korku içindeyken '' Korma, Allah bizimle beraberdir.'' diyen Efendimizin sakinliği, rahatlığı gibi.Hocam yine küçüldüğümü iliklerime kadar anlayıvermeme vesile oldunuz.Size saygım ve güvenim her yazınızda biraz daha artıyor.Bir de şu özelliğiniz dikkatimi çekmeye başladı, dostlarınıza da hiç kaygı duymadan dosdoğru bir şekilde yanlışını ifade ediyorsunuz. Önceleri biraz kırılıyordum.Ancak şimdi hiçbir art niyetinizin olmadığına bizzat kalbim şahitlik ediyor. Açıklamalarınız ve uyarılarınız için teşekkür ediyorum. Allah istikametinizi bozmasın ve inşallah uzun bir ömrünüz olur.

Hocam bir de Ay'ın bizzat ışık kaynağı olduğuna dair ayet var mı diye soruyorsunuz. Nur suresi -35. ayet olabilir diye düşünüyorum: ''Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.'' Selametle...
Mehmed Alagaş
14.01.2019 15:32
Ve aleykümselam
Allah razı olsun Talha. Putlardan kaynaklanan gölgelerin koyu olduğu bir çağda yaşadığımız için Allah imanını ve imanımızı lutfuyla korusun kardeşim. Mehmed Güneş’e de ilgisi için teşekkür ediyoruz. Linkini gönderdiği kitabı inceledik. Ayetlerle birlikte çok sayıda rivayetler de yer almakta. Zikredilen ayetler daha ziyade rivayetlerle açıklanmaya çalışılmakta ve Kur’an’ın tasdiğine sunulmamış bu rivayetler içinde faydalanacağımız hususlar olduğu gibi kabul edemeyeceğimiz haberler de bulunmaktadır. Bizlerin araştırma yöntemi ise konuyu öncelikle ilgili ayetler bütünlüğünde araştırmak, bu araştırma ile genel bir anlayış istikameti ve çerçevesi oluşturmak ve daha sonra rivayetlere yönelerek, rivayetler arasında Kur’an’ın verdiği anlayış istikametinde olanları tesbit ederek bunlardan faydalanmaktır. Dolayısıyle bu birlikte değerlendirmede yaptığımız, konuları öncelikle ilgili ayetler bütünlüğünde araştırmak ve konu hakkında Kurani bir anlayış istikametine ulaşmaktır.

Sana gelince Yusuf kardeşim, imani bir heyecanla ve acelecilikle “Kollarımızı sıvamalı ve işe koyulmalıyız. Allah'ın ayetleri aynı zamanda dakik araştırmalar ve gözlemlerle de ispatlanabilir. Bu ispatı başkalarından beklememeliyiz. Bizzat gerekirse güç birliği yapıp bizler yapmalıyız” diyorsun. Öncelikle hiç acele etme ve iman ettiğimiz ayetleri illa ki ispat etme zorunluluğu hissetme. Ayetlerin açık anlamından “Ayın nuru-ışığı kendisindendir” gerçeğini anlıyorsak ve bu analayışı başka şeylere tevil etmeden “İnandık” diyorsak, ayetlere dayalı bu inancımızı ispat etme zorunluluğumuz yoktur. Hele ki böyle bir zorunluluğu diğer insanlara haklı olduğumuzu ispat etmek için hissediyorsak, nefsanilik kokan böyle bir hissiyattan da uzaklaşmamız gerekir.

Kaygımız kendimizin değil ayetlerin hak olduğunu ispat etmekten kaynaklanıyorsa, bu konuda da hiç şüphen olmasın ki bu zaten ortaya çıkacak ve herkes tarafından görülecektir. Ayrıca şunu da bilmelisin ki ayın nurunun-ışığının kendisine ait olduğu ve hilalden dolunaya nasıl geldiği ispat edilip-anlaşıldıktan sonra bu konudaki ayetlere olan imanımız, artık mesele bilindiği için şu an ki imanımızın değerinde ve mertebesinde olmayacaktır. O halde acele etmeden ayetlere yönelik bu imanımıza hamd ederek bunun hazzını yaşayalım.

Bu sözlerimizden sonra “Ayetler üzerinde çalışıp-meseleyi araştırmayacak mıyız?” diye soracak olursan, elbetteki çalışıp-araştıracağız. Ancak bir işe kalkışıldığı zaman o işin büyüklüğü iyi kavranılmalı ve ona göre sağlam ve aşamalı adımlar atılmalı. Yer, gök, ay, güneş, gece, gündüz… vs. meseleleri de, birbirleriyle yakından ilgili oldukça büyük ve geniş bir meselelerdir. Mesela Bekir Ziya kardeşimizin “Ayın ışığı kendisinden midir?” yorumuna Zeyd der ki de verilen ilk karşılıkta, yakın göğe, gezegenlere ve birinci kat göğe dikkat çekilmiş, cevaplanması gereken bazı sorular belirtilmişti.

Zeyd’in gündeme getirdiği “Kur’an’da yakın gök olarak zikredilen dünya göğü, birinci kat gök müdür yoksa birinci kat göğün bize yakın olan bölgesi midir?” sorusu, ay ve ayın durumları ile yakından ilgisi olan bir sorudur. Önemsediğimiz bu sorunun cevabı bizlere ayın ve güneşin hareketlerini mantığımıza göre değil hakka göre anlayabilmemizi sağlayacaktır. Çünkü güneş, ay ve gezegenlerin içinde bulunduğu yakın dünya göğü, yıldızların içinde bulunduğu gökten ayrı ise güneş, ay ve gezegenlerin hareketlerini sadece kendi yörüngelerine göre değerlendirebiliriz. Ancak yakın dünya göğü, yıldızların içinde bulunduğu birinci kat gökten ayrı değilse, güneş, ay ve gezegenlerin hem bu gökle birlikte, hem de kendi yörüngelerinde hareket ettiklerini dikkate alarak farklı yörüngelerde iki taraflı gerçekleşen bu hareketliliğin bize nasıl yansıdığını-bizlere nasıl göründüğünü anlamaya çalışabiliriz.

Bunlara dikkat çekmemizin nedeni meselenin büyüklüğünü anlamamız ve aceleye kapılmadan sağlam adımlarla ilerleyebilmemiz içindir. Araştırmamızın bundan sonra ki aşamalarında “Küre dünyacılar bunu diyor, düz dünyacılar şunu diyor” sözlerine itibar etmeden ayetler ne diyor ona bakacağız. Zaten “Kur’an’a göre dünya dönmüyor” dedikten sonra dünya dönüyor yalanını tekrar eden Nasa’yı ve onun sahte verilerini bir kenara attığımız bellidir.

Nasa’nın bilimselliğine karşı çıkarak “Dünya düz ve dönmüyor” diyen batılı kesimlere gelince bunların birçok fiziki gözlemlerini dikkate almamız gerekse de, onların gözlem dışı konularda Kur’an dışı semavi kitablara veya varsayıma dayanarak yaptıkları açıklamaları fazla ciddiye almadan bir kenara koymamız gerekir. Çünkü bu konularda hakkı arıyorsak, bu hak ancak ve ancak Kur’an-ı Kerim’dedir. Bu nedenle bundan sonraki meselelerde bizlerin bu batılı kesimleri değil, bu batılı kesimlerin Kur’an’ı veya Kur’an’ı araştıran müslümanları dikkate almaları gerekir.

Evet konumuza dönüyor ve Bekir kardeşimizin gündeme getirdiği için öncelik verdiğimiz ayın nuru-ışığı üzerinde duruyoruz. Birçok kardeşimizle birlikte “Ayetlere baktığımız zaman ayın nurunun-ışığının kendinden olduğuna inanıyoruz” demiştik. Peki sizlere sormak istiyoruz. Bizlerin inandığı fakat bir çok kardeşimizin inanmakta zorlandığı bu durumu, Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’deki bir ayetle daha açık bir hale getirmiş midir?

Dikkatlice Kur’an’a yönelelim..
Talha
14.01.2019 14:33
SELAMÜN ALEYKÜM
Mahmud abime Rabbimizden rahmet diliyorum... Yurdu cennet olsun inşaallah...

Neredeyse her gün 6,7 sefer siteye girerek yeni bir gelişme var mı diye merak ve heyecanla konuyu takip ediyorum... Elhamdülillah yorumları okudukça ayetlere dayalı olan tespitlere -görmesemde, gözlemleyemesemde- teslim olarak iman ediyorum...

Buna vesile olan tüm kardeşlerime ve iman edenlere Rabbimiz merhamet etsin, anlayış ve kavrayış genişliği versin, razı olsun ve bu hakikatleri gözlemleyebildiğimiz zamanları görmeyi nasibetsin...

Köydeyken geceleri tek başıma yaptığım yürüyüşlerde ayı hep takip ederdim.Güneşin battığı hizayla ayın doğduğu hizayı karşılaştırır farkları anlamaya çalışırdım... Ama bunu hiç başaramadım. Hergün evreleri dikkatle takip eder yaptıkları hesaplarla uyuşup uyuşmadığına bakardım. Çoğu zaman uyuşurdu ancak uyuşmayan zamanların sebebi neydi ki?

Dikkatle takip etmeye devam ediyorum inşaallah...
Mehmed Güneş
14.01.2019 02:56
Düz Dünya Eseri
Selamun aleykum
Dünyanın düz ve durgun olduğunu ayet, hadis ve sahabe kavilleri ile ispat eden bir eser, bazı akli işkallerin de cevabı mevcut. Konuya katkım olsun, indirme linki:
http://m.yollayap.com/bbtc/1547423583393.pdf
Gülsüm Alagaş
13.01.2019 21:51
Selamunaleyküm
Mahmud abimize ben de Rabbimizden rahmet diliyorum. Başından beri dikkatle takip ettiğim bu birlikte değerlendirme için başta Sayın Alagaş hocam olmak üzere katkı sağlayan tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun İnşaallah. Günümüzde bilimin ve bilimselliğin bu denli önemsenerek putlaştırılması geçmiş insanlık tarihinde de görüldüğü üzere insanların aynı sapkınlıklarının ifadesi olan nefislerini ve akıllarını ilahlaştırmalarından öte bir şey değildir. Sayın Alagaş’ın son yorumunu okuduğumda Yaratılış ve İnsanlık Tarihi adlı kitabındaki bu konuyla ilgili bir bölümü hatırladım. Bilmek ve iman etmek arasındaki farkı çok güzel bir şekilde açıkladığı bu bölümü yeri gelmişken sizlerle paylaşmak istiyorum.

“...Evet, zayıf ve fakir olan bu mazlumların İlahi daveti kabul etmeleriyle toplumun ikiye bölünmeye başladığını gören ve bu durumdan hiç hoşnut olmayan kavmin ileri gelenleri, daveti kabul eden bu mazlumlara ve mustazaflara "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? (7-A'raf 75)" dediler. Tabi ki inancı değil bilgiyi ön plana çıkaran ve bilimsel gözüken bu soru ile müminleri şaşırtmak, onları şüpheye düşürmek ve imanlarına kuşku katmak istiyorlardı. Böyle bir soru ile karşılaşan müminler ise Allah'ın yardımıyla hiçbir şüpheye düşmeden "Biz, gerçekten onunla gönderilene inananlarız. (7-A'raf 75)" cevabını verdiler.

Bilmek ile iman etmek arasındaki tercihlerini bilmekten yana koyan ve "Bilmediğimiz şeye iman etmeyiz!." anlayışında olan müstekbirler ise "Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız. (7-A'raf 76)" diyerek karşılık verdiler. Bilimsellik adına yaptıkları bu itiraz, elbetteki nefislerine hoş gelen, kibirlerine kibir katan bir itirazdır. Çünkü "Aşağı sınıflardaki insanlar inanmak, bizler ise bilmek isteriz" cümlesiyle kendisini ifade eden, bilemediği her şeyi inkar eden ve günümüze kadar varlığını sürdüren bu yaklaşım; sınırlı olan insan aklını mutlak hakim görerek, bu akılı ilahlaştırmaya çalışan bir yaklaşımdır.

Oysa yaratılmış bir nesne olan akılı,
her şeyi kuşatıcı görerek ilahlaştırmaya çalışmak, bu akıla en büyük ihanettir. Aklını doğru kullanabilen kimseler, görünür gerçeklerden hareket ederek, bu gerçeklerin görünmeyen nedenlerini, görünmeyen hikmetlerini algılayan ve bunlara iman eden kimselerdir. Bir heykeli gördüğü zaman, hiç görmediği heykeltraşın varlığını kabul eden akıl; yaratılmış bir kainatı veya küçük bir taş parçasını gördüğü zaman, hiç kuşkusuz ki bu kainatı ve o küçücük taş parçasını yoktan yaratan Yaratıcı'yı da kabul edecek ve görmese bile bu Yaratıcı'ya yakinen iman edecektir.

Ancak imandan değil bilmekten yana tavır koyan,
nefsi bir kibirle büyüklenen Semud kavminin müstekbirleri, bilimsellik adına ileri sürdükleri bu itirazdan vazgeçmemişler ve kendilerini imana davet eden peygamberlerine "... Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın tapmakta olduklarından çevirip engellemek istemektesiniz, öyleyse bize apaçık olan ispatlayıcı bir delil getirin. (14-İbrahim 10)" diyerek, Salih Aleyhisselam'dan apaçık bir kanıt, bir delil, bir mucize istediler.

İşin garip tarafı, atalarının uydurduğu ve hiçbir şey yaratmayan cansız putlara en ufak bir delil, bir kanıt olmaksızın tapınmakta olan bu akılcı(!) müstekbirler; herşeyi yaratan ve "Herşeyi Ben yarattım (40-Mü'min 62)" buyuran Allah’a yönelmek için apaçık bir kanıt, bir delil, bir mucize istemektedirler!..”

İnanmayı değil bilmeyi ön plana çıkaran müstekbirlerin sorusuna “Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini bilmiyoruz fakat İMAN EDİYORUZ” diyen bu mü’minleri rahmetle anıyor ve onların izinden giderek “Arkasından gelecek soruların cevabını bilmesem de Rabbimin bizlere bir kandil kıldığı ayın nurunun kendisine ait olduğuna iman ettim” diyorum.

Allah yar ve yardımcımız olsun.
Yusuf Gökçe
13.01.2019 18:22
SA.Mehmet Hocam,
''Ay ışığnı güneşten mi alır yoksa kendisi müstakil bir ışık kaynağı mıdır?'' sorusuna bir çok kardeşimin cevap yazmasını ummuştum ama sizin dışınızda şu ana kadar yazan olmadı açıkçası sükutu hayala uğradım. Hocam ,bizim en büyük sorunumuz da tembellik olmalı. Şimdi siz apaçık bir kitabın apaçık beyanını apaçık bir yüreklilikle ortaya koydunuz. Peki sonraki aşama ne olmalı? Kollarımızı sıvamalı ve işe koyulmalıyız. Allah'ın ayetleri aynı zamanda dakik araştırmalar ve gözlemlerle de ispatlanabilir. Bu ispatı başkalarından beklememeliyiz. Bizzat gerekirse güç birliği yapıp bizler yapmalıyız.

Şimdi Ay ışığını Güneş'ten alıyor diyenlere bir soru soralım? Ay'ın ''dolunay evresi'' nasıl olabilir? Bir de tabi tam Ay tutulması olayı var. Diyorlar ki Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geldiklerinde Ay'ın dolunay evresini görüyoruz. Bu şu demektir. Boş bir odadayız odanın ortasından doğrusal bir çizgi çizelim bu çizginin bittiği yerin bir metre üstüne futbol topu koyalım çizginin son bulduğu yere de küçük bir plastik top koyalım.Odamız zifiri karanlık olsun sonra çizginin başladığı noktadan bir el lambasının ışığını birinci topa yani dünyaya tutalım.Topun ışığı gören tarafı gündüz arka tarafı ise gece oluyor.Gece olan yerden Ay'a bakarsak ne görürüz? Dolunay mı? Hayır? Ay'ı göremeyiz. Küre dünya modelini inceledim bu modelde Ay asla dolunay şeklinde görülemez. Zaten kendi kendilerini yalanladıklarını gördüm. Tam Ay tutulmasını da yukarıdaki modele göre izah ediyorlar tek fark şu Güneş ,Dünya ve Ay aynı hizaya geldiklerinde Dünya'nın gölgesi Ay'ın üzerine düşüyor diyorlar. Bu iki izah birbirini tekzip ediyor.

Peki bizim inancımızda '' dolunay evresi '' sorunu var mı? Yok, biz aşağıdayız üzerimizde Ay dolanıyor ve ışığı kendinden. Ancak bizim de Ay'ın diğer evrelerine mantıklı makul ve gözleme dayalı bir cevap bulmamız gerekiyor. Bence bize yol gösterecek ayet Yunus suresi beşinci ayetin içinde “Güneşi bir kandil, ayı da bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller tayin eden O'dur. Allah bunları hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı açıklamaktadır. '' Ay'a tayin edilen menzillere odaklanmalıyız.

Ay'ın gözlenen evreleri şunlardır;
Yeni Ay: Bu evrede Ay'ın Dünya'ya bakan yüzü ışık vermez. Dünya'dan bakıldığında Ay görünmez.
Hilal: Dünya'dan bakıldığında Ay ters "C" harfi gibi görünür.
İlk Dördün: Yeni ay evresinden bir hafta sonra görülür. Ay'ın Dünya'ya bakan yüzünün sağ tarafının aydınlandığı evredir. Ay'ın aydınlık kısmı yarım daire biçiminde görülür.
Şişkin Ay: Ay, ilk dördün evresinden dolunay evresine geçerken görülen ara evredir.
Dolunay: İlk dördün evresinden bir hafta sonra görülür. Ay'ın, Dünya'ya bakan yüzünün tamamen aydınlandığı bir evredir.
Şişkin Ay: Ay, dolunay evresinden son dördün evresine geçerken görülen ara evredir.
Son Dördün: Dolunay evresinden bir hafta sonra görülür. Ay'ın, Dünya'ya bakan yüzünün sol tarafının aydınlandığı evredir. Ay'ın aydınlık kısmı yarım daire şeklinde görülür.
Hilal: Dünya'dan bakıldığında Ay "C" harfi gibi görülür.

Evet kardeşler, Ay üzerimizde bir ışık kaynağı ve menzilleri var. Bu menzillere sebep ne olabilir? Ay'ın üzerimizde daire çizdiğini düşünürsek bir ay içinde aldığı şekillere neden olan nedir? Acaba göremediğimiz cisimlerin önünden ya da arkasından geçerken mi bu evreler oluşuyor yoksa Ay'ın nuru Allah'ın tayin ettiği şekilde azalıp artıyor mu? Ya da başka bir izahı mı var? Bütün bu soruların yanıtını hep birlikte bizzat biz Müslümanların araştırması gerekmiyor mu? Çünkü Rabbimiz yer ve göklerle ilgili ayetlerin sonunda '' bakmaz mısınız ?'' diyerek bizi gözleme davet ediyor. Selametle...
Mehmed Alagaş
13.01.2019 14:37
Ve aleykümselam
Aslen Kilisli olup uzun yıllar Erzurum’da İslami faaliyetlerde bulunan Mahmud Balcı kardeşimiz, insanlara tebliğde bulunurken kulluk yaptığımız Rahman’a kavuşmuştur. Bu dava arkadaşımıza Rabbimizden rahmet diliyor ve sizlerin de dua etmenizi istirham ediyoruz. Rabbimiz hepimize müslümanca ölmek nimetini nasip etsin İnşaallah..

Henüz ölmemiş müslümanlar olarak davamıza dönecek olursak, bu birlikte değerlendirmenin diğerlerinden farklı ilerlediğini söyleyebiliriz. Gerçi ne kadar ilerliyor onu da bilemiyoruz. Kendimizi ara sıra raylara oturmamış vagonları çekmeye çalışan bir lokomotife benzetiyoruz. “Bu örnekteki raylar ne ola ki?” diye soracak olursanız, utana sıkıla “Ayetlere hiç kuşku duymadan iman etmek ve bunu ifade etmekten hiç çekinmemek” cevabını verebiliriz. İlmi bir çekinceyle susmayı tercih ederek yazılanları ciddiyetle takip eden kardeşlerimiz elbetteki çoğunluktadır. Fakat anlayış ve anlatım düzleminde belli bir seviyeye gelen arkadaşlarımızın suskunluğunu neye yoralım ki?

Niye susuyorlar,
ayetlerin zahirinden ne anladıklarını hangi çekinceyle söylemiyorlar ki? Mesela “Ay ışığını güneşten mi alır yoksa bu ışık-bu nur kendisinden midir?” şeklinde gündeme gelen bir soru var. Bu soruyla Kur’an-ı Kerim’e yöneldiğinizde sorunuza cevap niteliğinde aşağıda zikredeceğimiz ayet-i kerimeler vardır.,

“Güneşi bir ziya (aydınlık), ayı da bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller (duraklar) tayin-takdir eden O'dur. Allah bunları hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı açıklamaktadır. (10-Yunus 5)”

“Gökte burçları yaratan, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir. (25-Furkan 61)”

“Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü (birbirleriyle uyumlu) tabakalar halinde nasıl yaratmıştır? Ve ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de bir çerağ-kandil yapmıştır." (71-Nuh 15.16)”

Bu açık ayetleri okuduğunuz zaman sizlerde “Ayın nuru-ışığı kendisindendir” şeklinde net bir görüş oluşmuyor mu? Oluşuyorsa niye susuyorsunuz? Daha önce de söylediğimiz gibi Allah’a ve Allah’ın ayetlerine karşı yersiz ve gereksiz bir korkuyla niye yaklaşıyorsunuz? Rabbinizin Rahman olduğunu bilerek O’nun ayetlerindeki zahir ve açık anlamı söylemekten niye çekiniyorsunuz?

Nedenini söyleyelim, meselenin bir üst aşamasını düşünüyor ve “Ayın ışığı kendisinden ise yarım ay haline geldiğinde o karanlık bölge nasıl oluşuyor?” sorusuna cevap veremiyor ve bilimselliğin verdiği “Ay ışığını güneşten alır” cevabını mantıklı gördüğünüz için çelişkiye düşüyor ve susuyorsunuz!.. Ayetin açık anlamı ile günümüz bilimselliği arasında çelişkiye düşmenizi anlayışla karşılarız ama böyle bir çelişkide bilimsellikten değil ayetin açık anlamından kuşku duyup susmanızı siz mü’minlere yakıştıramayız. Bizler de bu çelişkiyi görüyor ve hiç kuşku duymadan “Hak gerçek Rabbimizin açık kelamındaki açık anlamdadır” diyerek “Ay ışığını güneşten almaktadır” diyen bilimselliği bir kenara atıyor ve hiç kimseden çekinmeden “Ayın nuru-ışığı kendisindendir” diyoruz.

Sizler de mü’minler olarak ayetlerde gördüğünüz bu açık gerçeği gayet rahat söyleyebilirsiniz. Bunu söyledikten sonra velev ki “Madem ışığı kendisinden, her zaman niye dolunay gibi gözükmüyor?” sorusuyla karşılaştınız. Buna illa ki cevap vermek zorunda değilsiniz ki!. Cevabını bilmediğiniz bir soruyla karşılaştığınız zaman Musa (a.s.) gibi “Bunun bilgisi Rabbimin katında bir Kitab'tadır.. (20-Taha 52)” der, imanınızla birlikte dimdik bir şekilde yürür gidersiniz. Bir mü’min olarak ayetlere iman etme zorunluluğunuz olmasına rağmen bu ayetle ilgili her şeyi bilmek, her şeyi açıklamak zorunluluğunuz yoktur!. Şayet araştırmacı bir müslümansanız ve ayetlerin açık anlamından hareketle “Ayın nuru-ışığı kendisindendir” dedikten sonra imandan kaynaklanan bu anlayış istikametinizi hiç bozmadan meseleyi tüm ayetler kapsamında araştırmaya devam edebilirsiniz. Çünkü bir olay hakkında yapılan mantıklı bir açıklamayı değil hakkı arıyorsanız, araştırmalarınızda ayetlere imandan kaynaklanan bu anlayış istikametinizi zerre değiştirmemeniz gerekmektedir.

Hakkı bulmanın yolu budur..
Yusuf Gökçe
10.01.2019 19:53
düz dünya
SA. İyi bir girizgah olmuş sevgili hocam,Hayırlara vesile olsun. Ay'ın evreleri gerçekten ilginç. Işığı kendinden mi,Güneş'ten mi? Ben kendi adıma henüz net bir şey söyleyebilecek durumda değilim. Kardeşlerin tespitlerini merakla bekliyorum.Selametle...
Mehmed Alagaş
10.01.2019 17:50
Selamunaleykum
Gördüğümüz kadarıyla birlikte değerlendirmenin ilk yarısını bitirmiş gibi gözüküyoruz. Yeryüzünün şekli hakkında söylediğimiz “Alt katlar da dahil genel kütle yapısının şeklini ve mahiyetini bilmesek de, üstünde yaşadığımız yeryüzünün küre değil yayılmış ve düzleştirilmiş bir satıh olduğuna kesinlikle inanıyoruz.” sözlerimize ayetlere dayalı ciddi bir itirazla karşılaşmadık. Bazı kardeşlerimiz dünyanın küre olduğuna dair tefsirlerden alıntılar gönderse de, ayetleri açık bir şekilde başka manalara tevil eden bu açıklamaları elbetteki ciddiye alma durumunda değildik.

Kaldı ki bazı değerli müfessirleri de, bu gibi tevillerden tenzih etmek istiyoruz. Mesela kendisini rahmetle andığımız Fahreddin Razi gibi bir alimin açık ayetlere rağmen küre dünyayı savunabileceğine ihtimal vermek istemiyor ve İsrailliyat kökenli bazı anlatımların söz konusu tefsir kitabına sonradan ilave edilmiş olabileceğini düşünüyoruz. Sakın ola ki “Yaparlar mı?” demeyin!. Siyonist kaynaklı İsrailiyatın Fahreddin Razi’ye nisbet edilen bir tefsire değil Resulullah (s.a.v.)’e nisbet edilen hadis rivayetlerine bile sızdıklarını görmüyor musunuz?

Bu başlıkta en çok itirazı ise “Kur’an bilimle çelişmez” diyen çevrelerden duyduk. Böyle söyleyerek bizim bilime karşı olduğumuzu söyleyenlere öncelikle “Gerçek bilim Kur’an’la çelişmez” diyerek bu sözlerini düzeltiyor ve gerçek bilim anlayışımızı ortaya koyuyoruz. Yaratılışı ve yaratılan şeyleri inceleyip-değerlendirirken Yaratıcı’yı ve O’nun kelamını dikkate almayan bir bilim, biz müslümanların nezdinde kesinlikle gerçek bir bilim değildir. Bizler “Rabbimiz acaba doğru mu söylüyor?” kuşkusuyla ayetleri günümüz bilimselliğinin tasdiğine sunmaz, “Bu bilimsellik acaba doğru mu söylüyor?” kaygısıyla bilimsel verileri ayetlerin tasdiğine sunarız. Çelişen bir durum varsa elbetteki “Kur’an’la çelişen bilim gerçek bilim değildir” diyecek ve tercihimizi şüphesiz bir hak olan İlahi kelamdan yana koyacağız.

Meselenin önemini anlamayan bazı samimi kardeşlerimizin ise “Muvahhid olarak bildiğimiz Mehmed abi, tevhidi konuları bırakıp bu meselelere niye giriyor ki?” diyerek üzüldüklerine şahit olduk. Arkadaşlar en önemli konumuz, en asli meselemiz elbetteki tevhiddir. Ancak bilmeniz gerekir ki tevhid “La İlahe” ile başlar ve insanlara ilahlık taslayan her ne varsa onların ifşasını ve reddini önemser. Nitekim “Temel Konularda Kur’an Öğretisi” çalışmamızda önemine binaen “Sahte ilahların ifşa edilmesi” başlığını açmış ve ilgili ayetleri bu başlık altında toplamıştık. 

Günümüzdeki sahte ilahlara gelecek olursak, 

özellikle son yüzyılda dünya insanlarına ilahlık taslayan en önemli put, Yaratıcıyı dikkate almayan küfür teorileri ile dünya insanlarını küfür dolu bir helaka sürükleyen bilimsellik putudur. Hz. İbrahim (a.s.) bu asırda yaşasaydı, hiç kuşkunuz olmasın ki yıkıp-parçalamak isteyeceği ilk put bu olurdu. Bizler de o güzel peygamberin hanif dinine bağlı muvahhidleri olarak elbetteki Muhammed ümmetini de etkileyen bu putun küfür teorilerini reddedecek ve insanlara ilahlık taslayan bu putu ifşa edeceğiz.

Geldiğimiz noktada ayetlere göre dünyanın yuvarlak olduğunu iddia edenlerden bizleri yaftalamanın dışında ayetlere ve ilme dayalı ciddi veya makul bir bir ses gelmediğine göre artık birlikte değerlendirmenin ikinci kısmına geçebilir, bilimselliği ve bilimsel verileri esas alarak “Dünya küredir” diyenlerin cevaplayamadıkları ve tevillere sapmadan asla cevaplayamayacakları bazı ayetleri değerlendirebiliriz. Asla cevaplayamayacaklardır diyoruz çünkü bizler de küre dünya yalanını doğru sandığımız yıllarda ne yerin ve göğün bucaklarından-sedlerinden bahseden, ne yeryüzünün etrafından eksiltilmesiyle ilgili olan, ne de gece ve gündüzü beyan eden ayetleri anlayabilmiştik.

Tabi ki bizim farkımız anlayamadığımız ayetleri bilim ve mantık ölçüsüyle tevil etmiyor, bu ayetleri anlayamadığımızı açıkça söylüyorduk. Mesela Rabbimizin gece ve gündüz ayetlerine onlarca kez dikkat çekmesi ve bunlarda ayet olduğunu söylemesi çok dikkatimizi çekiyor fakat bu ayetlerin ne olduğunu anlayamıyorduk.,

 “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde ulul elbab (zikir, hikmet ve hayır sahibleri) için gerçekten açık ayetler vardır. (3-Al-i İmran 190)” 

“Gece ile gündüzün ard arda gelip-değişmesinde (uzayıp kısalmasında), Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınabilen bir topluluk için nice ayetler vardır. (10-Yunus 6) 

“O, yaşatan ve öldürendir. Gece ve gündüzün (birbiri arkasına gelip) değişmesi de O'na aittir. Hiç düşünüp-akletmeyecek misiniz? (23-Mü'minun 80)” 

“Allah, gece ile gündüzü evirip çevirir. Bunda basiret sahibleri (gerçeği görebilenler) için birer ibret vardır. (24-Nur 44)”

Nitekim “Dönen gök mü yoksa dünya mı?” başlığında Rabbimizin gece ve gündüz ayetlerine dikkat çekmiş ve “Rabbimizin bir ayet olarak onlarca kez öne çıkardığı ve ‘Ben yapıyorum’ dediği bu olay, evrende küçücük olan bir dünyanın kendi etrafında dönmesinden kaynaklanabilecek basit bir olay değildir” demiştik. Bunu söylerken söz konusu ayetlerde görülmesi gereken gerçekler-ayetler olduğuna iman etmemize rağmen bu ayetlerin ne olduğunu bilmiyor fakat tevil de etmiyorduk. “Allah’ın dini adına konuşan bütün kardeşlerimize de nasihatimiz budur” dedikten sonra Bekir kardeşimizin gündeme getirdiği konuyu birlikte değerlendirmeye başlayabiliriz.

Allah yardımcımız olsun..
Zeyd Der Ki
09.01.2019 16:36
Ve aleykümselam
Bekir kardeşim yorumunun sonunda yer alan ‘sanki’ kelimesini kaldırabilirsin. Çünkü kandilin ışığı, senin de düşündüğün gibi kendisindendir. Sözünü ettiğin "Ve ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de bir çerağ-kandil yapmıştır. (71-Nuh 16)" ayet-i kerimesini, aşağıdaki ayetlerle birlikte ele almamız gerekir;

“Hani (bir zamanlar) Yusuf babasına "Babacığım ben (rüyamda) onbir gezegen, güneşi ve ayı gördüm. Onları bana secde ederlerken gördüm" demişti. (12-Yusuf 4)”

“Biz yakın göğü (dünya göğünü) zinetle, gezegenlerle süsleyip-donattık. (37-Saffat 6)”

“Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve herbir gökte Kendi emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve koruma (altına aldık). İşte bu Aziz (üstün ve güçlü olan) Alim (herşeyi hakkıyle bilen) Allah'ın takdiridir. (41-Fussilet 12)”

“Andolsun ki Biz yakın göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip-donattık. Onu şeytanlar için (atılan) taşlar kıldık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. (67-Mülk 5)”

Dikkat edilirse yakın olan dünya göğünde yıldızlardan değil sadece ay, güneş ve gezegenlerden bahsediliyor. Burada cevaplamamız gereken soru, yakın olan dünya göğü birinci kat gök mü, yoksa birinci kat göğün bize yakın olan kısmı mı? Araştırıp-düşünelim derim.
Bekir Ziya
09.01.2019 11:57
Esselamü Aleyküm
Nuh-16'daki, Güneşi bir kandil, ayı da bir nur kıldık ifadesi iki farklı ışık kaynagından bahsediyor. Düz Dünya düşüncesinde de Ay'ın kendi ışığı olduğu var sayılıyor. Kur'an bu görüşü onaylıyor sanki.
Mahmut Uçak
08.01.2019 09:59
selamünaleyküm
Değerli hocam asıl siz hakkınızı helal edin. yazılan yorumları bir daha dikkatlice düşünerek okurum inşallah.
İnşirah Melal
07.01.2019 21:20
Ve aleykümselam
Değerli hocam, farklı bir usul ile yürüttüğünüz bu "Birlikte Değerlendirelim" başlıklarının her biri bana çok şey kattı ve katmaya da devam ediyor. Açılan her bir başlık Selami kardeşimizin de belirttiği gibi son kitaplarınızda okuduğum fakat zihnimde oturtamadığım bazı konuların da yerlerini bulmasını sağlıyor. Size nasıl teşekkür edeceğimi zaman gösterecek inşaallah. Zira ben teşekkürün verilen hediyeyle doğru orantılı olduğunda makbul olacağını düşünenlerdenim. Bu sebeple ciddiyetle kafa yorduğunuz bu çalışmaların kıymetini bilip gereğini yapmanın en güzel teşekkür olacağını düşünüyorum.. Rabbimiz katında ise zaten ziyan olmayacağına, ecrinin verileceğine inanıyor ve dua ediyorum.

Ben de Mahmud kardeşimizin son yorumlarının özellikle zihinleri bulanık kesimler için hayra vesile olduğunu düşünüyor ve teşekkür ediyorum. Zira konuyu sessizce takip eden kardeşlerimden bazıları önceki değerlendirmelerdeki kadar net bir sonuca varamadığımızı söylediler. Bu kardeşlerimin bilimselliği yücelten bir yapıları olmadıklarını bildiğimden tüm yorumları tekrar okuyup yapmış olduğum araştırmaları da dikkate aldığımda, gayet sağlıklı bir yolculuk yaptığımıza tekrar tanıklık ettim.

Bu vesileyle izninizle o kardeşlerime diyorum ki,
Lütfen yorumlardaki açıklamalar doğrultusunda ciddi araştırmalar yapmadan böyle bir kanaate varmayın. Yapılan her yorumun ardından mantık açısından "öyle de olabilir, böyle de olabilir" demeden önce hak gerçek aranmalı, bir ayete göre değil Kur’an'ın tamamına göre "gerçekten iki türlü de olabilir mi?" diye sağlam bir araştırma yapılmalı.. Aksi taktirde dehşet bir yalanı kusmaya teşvik eden, dolayısıyla diğer değerlendirmelerden daha farklı bir ağırlığı olan bu konuyu anlamak gerçekten de zor olacaktır. Zira bu konu anlaşıldığında, Alagaş hocamızın daha önceden gündeme getirdiği bazı konuları da anlamak kolaylaşıyor. Eğer yorumlarda özetin özeti şeklinde yapılan açıklamaları tenkit edecekseniz bu özet genişletildiğinde karşımıza ne çıkıyor diye sormalı ve araştırmalısınız. Ben kendi adıma tüm değerlendirmelerde aynı metodu takip etmeye gayret ettim ve şunu farkettim;

Her birlikte değerlendirmede bizleri bir maden ocağına sokan Alagaş hocam, bizleri yıllarca kazıp-attığı hafriyata hiç yönlendirmeden maden damarlarını işaret ederek birlikte kazalım diyordu. Ancak bu birlikte değerlendirmede maden damarını göstermekle kalmıyor, bizlerin ağırlığından olsa gerek, kazma işini de kendi yapıp "buyurun size maden" diyor. E maden "hazır" olunca, çıkarılan madenin kıymetini bilmeyip çok rahat burun kıvıranlar da oluyor(!). Tamam kardeşler.. Siz buyurmayın, buyurmayın da, aynı araştırmalarla aynı noktaya vararak kendilerine bu madeni sunan adamı severek kucaklayanlara da çamur atmayın..!

Haklı bir itirazınız varsa “Biz de ilgili ayetlerde araştırmalar yaptık ve sizin araştırmalarınızda şu şu noktalarda yanıldığınızı gördük.” deyin. Bunu söylemiyor veya söyleyemiyorsanız, diğer söylediklerinizin ne ağırlığı olabilir ki? Sizlerin ilme ve ayete dayanmayan boş itirazlarınızı dinledikten sonra Alagaş hocamızın saflığa ve temizliğe işaret ederek “Çoban kardeşimiz” dediği Müslümanın fazla araştırmadan doğru yolda, doğru anlayışla attığı bir adımın, sizin yanlış yollarda attığı bin adımdan daha ileri olduğunu görüyor ve “Keşke sizler de o kardeşimizin seviyesine çıkabilseniz” diyorum.

Katkı sağlayan bütün kardeşlerime teşekkür ve Rabbimize hamd ediyorum.
Mehmed Alagaş
07.01.2019 19:47
Selamunaleyküm
Önce Mehmed abine hakkını helal et Mahmud kardeşimiz. Çok uzun olmasına rağmen yayınladığımız son yorumunda görüleceği üzere kalemin güzel ve yeterli olmasına rağmen bir önceki yorumunda meramını yanlış anlatıp öyle bir cevapla karşılaşmışsın. Ancak yine de hayra vesile olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü senin vesilenle meseleye o şekilde yaklaşan geniş kesimlere cevap vermiş olduğumuz için hiç pişman değiliz. Tabi ki senin bu son yorumunu okuyunca, sen güzel kardeşimizi o kesimden ayrı bir yere koyuyoruz.

Yorumunu okuyunca kendini zihinsel olarak çok yorduğunu ve çok çaba harcadığını görüyoruz. Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemeyeceği için sen de sakın yüklenmeye kalkışma. İlerlemen gereken bir menzil varsa yokuşu değil düz yolu tercih et. Aslında Mehmed abinin bazı yazdıkları üzerinde durup, iyice anlamaya çalışsaydın zor gördüğün meselenin kolaylaştığını fark edebilirdin. Mehmed abin ilk yorumlarında özellikle seni muhatab alarak şöyle demişti.,

“Mahmud kardeşim, Kur’an-ı Kerim sadece belli bir zaman dilimindeki insanları değil kıyamete kadar bütün insanlığı muhatap alan zamanlar üstü bir Kitab’dır. Mucizevi özelliklerinden birisi de en derin hakikatlerin dahi herkesin kendi çapına göre anlayabileceği bir sadelikte verilmesidir. Nitekim astronomiyle ilgili bir ayetten iman sahibi bir profesör yüz sayfalık bir gerçek anlarken, aynı ayetten hiç ilim sahibi olmayan bir kardeşimiz sadece bir cümlelik gerçek anlayabilir. Burada önemli olan husus her iki anlayış arasında derinlik farkı olmasına rağmen istikamet farkı yoktur. Çünkü Kur’an-ı Kerim ayetleri açık lafız olarak böyle bir duruma kesinlikle izin vermez.”

Bu ifadelerin ne anlama geldiğini yeterince düşünseydin, yeryüzüyle ilgili ayetlerde “Acaba nasıllık mı yoksa başka bir şey mi kastedilmiştir” sorularıyla kendini yokuşlara vurmazdın. Allah’ın kitab’ı ve ayetleri senin de bildiğin gibi çelişkisizdir Mahmud kardeşimiz. Buradaki çelişkisizlik ayetlere muhatab olan müslümanları da kapsadığı için temiz akılla bir ayeti okuyan çoban ile aynı ayeti okuyan alimin anlayışları arasında derinlik farkı olsa da anlayış istikametlerinde kesinlikle bir çelişki yoktur. Alim ve araştırmacıların bu gerçeği bilmesi, bu ayetlerin kendilerine özel indirilmediğini farketmeleri ve ayetlerde derinleşmek istedikleri zaman bu ortak anlayış istikametinden sapmadan derinleşmeleri gerekir.

Bu gerçeği bilmeyenler ve kendilerini sıradan müslümanlardan ayırmak isteyenler, ayetlerde kimsenin göremediği gerçekleri (!) ortaya koyabilmek için değişik anlayış istikametlerinde araştırma yaparak kendilerince farklı şeyler ortaya koyarlar. Bu beyhude bir çalışmadır. Elbetteki ayetler üzerinde derinleşecek ve kardeşlerimizin henüz görmediği gerçeklere ulaşmak isteyeceğiz. Ancak alim ve araştırmacıların ayetler üzerindeki bu çalışması, aynı ayetten çoban kardeşimizin anladığı istikamette olacaktır. Çünkü hem çoban kardeşimizi, hem alim kardeşimizi birlikte muhatab alan bu ayetin doğru anlam istikameti, her ikisinin ortak anlayışındaki doğru anlam istikametidir.

Bu istikametten şaşmayan araştırmacılar, ellerinde adres olmadan bir yere ulaşmak isteyen şaşkınlara benzemeyecekleri gibi onlar kadar da çok yorulmazlar. Çünkü hakkı anlamak ve anlatmak kolay iken aynı hakkı başka şeylere tevil etmeye çalışmak oldukça zordur. Zaten bu nedenledir ki bizler onlarca hak gerçeği küçük bir kitabla anlatılabilirken, sadece bir hakkı başka manaya tevil etmeye çalışan kitablar oldukça hacimlidir.

Şimdi sana gelelim Mahmud kardeşimiz. Açık ayetlere bir çoban anlayışıyla yaklaştığın zaman “Kur’an’a göre yer düzdür dedikten sonra burda açılan konu üzerine katkı yapabilme umuduyla araştırmalarına devam eden ve daha sonra aslında Kur’an yerin nasılından bahsetmiyor, nedeninden bahsettiği için bu vasıfları kullanıyor kanaati oluştu. Ama netleştirmediğim için sağlamlaştırılmamış dedim..” diyorsun. İşte burada kendini yokuşa vuruyorsun. Oysa bu istifhama yine yorumlarda yer vermiş ve “Çok boyutlu olan ayetlerde bazı meselelerin hem nedeni, hem de nasıllığı birlikte verildiği için bunları birbirinden ayırmamamız gerekir” demiştik. Zaten tefekkür ettiğimiz zaman da ayetlerdeki neden ve nasıllığın da birbiriyle kesinlikle çelişmediğini görür, nasıllığını henüz kavrayamadığımız boyutlarına da “Amenna” deriz. Niye kendini yoruyorsun ki? Ayetlerde anlayamadığımız derinlikler olsa da, Allah’a hamdederek anladıklarımızla yetinmemiz ve ayetin anlam istikameti konusundaki mutmainliğimizi kesinlikle bozmamamız gerekir.

“Hiçbir şekilde yerin tamamını göremeyen insanlara bakın yeri (n tamamını nasıl düzleştirdim demiş midir? Demişse bunu nasıl anlayacağız?” gibi sorular soruyorsun. Mahmud daha önceki bazı yorumları tekrar tekrar okuman gerekiyor. Rabbimizin “Yaydım, döşedim, düzleştirdim” ifadeleri, yeryüzünün genelini anlatan ifadelerdir. Ard kelimesine dahil olan denizlerin bile düz bir satıhta olması, bu ifadeyi genel yeryüzünün çoğunluğu anlamında zaten doğrulamakta ve Rabbimiz buna rağmen dağlar, vadiler, yollar gibi ayrıntıları istisna olarak zaten zikretmektedir. Dolayısıyle hangi akıl sahibi insan, hangi gözleme dayanarak ve hangi verilerle Rabbimizin genel bir yeryüzü için söylediği “Yaydım, döşedim, düzleştirdim” buyruğuna karşı çıkabilir?

Kendini çok yorma güzel kardeşimiz. Mehmed abin anlayamadığı birçok ayeti anlayabilmek için farklı anlam istikametlerinde kendini yokuşlara vurarak hiç yormuyor, gerekirse o ayetin anlam kapısında uzun yıllar tefekkür ederek beklemeyi tercih ediyor.
Dua ile..
Yusuf Gökçe
07.01.2019 19:33
SA Mahmut kardeşim,
Yazılarını dikkatlice okudum.Diyorsun ki asıl önemli olan söz konusu ayetlerden öncelikle anlamamız gereken Allah'a yönelmemiz ve onun rızasına bir yol aramamızdır.Söylediklerin genel anlamda doğrudur.Ancak Kuran-ı Kerim yer ve göklerle ilgi bunca ayrıntılı ayetleri indirmesinin bir sebebi de yer ve göklerle ilgili insanlığın ekserisinin yanlışa düşeceklerini biliyor olması olamaz mı?

Henüz on sekiz yaşlarındaydım Furkan suresi 45'inci ayeti okuduğumda şaşırıp kalmıştım ayet şuydu: "Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık." Bu ayet çok açık şekilde gölgenin uzayıp kısalmasının sebebini güneşe bağlıyordu.Halbuki biz okulda gece ve gündüzün,gölgenin uzayıp kısalmasının sebebini, dünyanın küre olmasına ve kendi etrafında dönmesine bağlı olduğunu öğrenmiştik.Meseleyi birçok Kardeşimle müzakere etmiştim ancak kardeşlerim modern ilme o kadar inanmışlardı ki bu araştırma azmimi kırmışlardı. İlimce benden daha ileride kabul ettiğim bu kardeşlerin hepsi mi yanılıyor herhalde ben hata ediyorum diye düşündüm .Halbuki bu mevzuya kardeşlerim biraz ilgi gösterselerdi dünyanın düz ve sabit olduğu üstümüzde dönüp duranın güneş olduğunu o günlerde çözmüş olacaktık. Selametle...
Mahmut Uçak
07.01.2019 14:29
(alttaki yorumun devamı...)
- Melekler ve cinler kuşkusuz vardır(nedeniyle ilgilenmeden) ama geleneğin anladığı gibi ruhani bir varlık değilerdir. Efendim melek me-le ke kökünün asıl anlamı güç-kuvvet-yeti(meleke) dir vs dolayısıyla melek dediği şey de tabiat olayları Allahın gücü vahiy vs dir yoksa haşa Allah’ın sekreteri değildir diye nasıllığını açıklamaya çalışırlar

- Allah insanı yaratmıştır.(nedeniyle ilgilenmeden) Ama geleneğin anladığı gibi önce cansız bir heykel yapıp sonra ruh üflenerek değil şöyle şöyle evrimsel süreçlerle önce beşer üzerinden uzun bir süre geçtiğinde de adem diye birini seçip şöyle böyle diye yine yaratılışın nasıllığını ortaya koymaya çalışırlar

- Mucize(ayet) tabi ki vardır. Vardır ama bu öyle geleneğin anladığı gibi mistik-olağanüstü şekilde değildir; işte efendim musa aleyhiselam asasını gerçekte taşa vurmadı deniz yarılmadı gelgit olayı vs İbrahim aleyhiselam ateşe atılmadı, ateş serin olmadı ateş denilen şey kavminin ona kurdukları tuzaktı vs deyip bunun nasıllığını anlatırlar.

- Uzatmadan bing-bang saçmalığı da evrim saçmalığı da ve diğer bütün teoriler de varlığın nedenini değil nasıllığını açıklamaya çalışan bu düşünüş biçimi ile ortaya çıkmıştır.

- Yine Kur’an bir çok ayette akletmemizi ister; ama bu akletme durumu istisnalar olmakla birlikte gayesinin Allah’a yönelmek, ahireti düşünmek, dünyaya dalmamak, ahiret kurtuluşu için ilim ve reçeteleri yerin ve göğün ve ikisi arasında bulunanları yaratandan almaya yönelik olduğu halde modern kafa bunu alıp bak Allah aklet diyor düşün diyor diye dünyevi ilim ve reçeteler elde etmeye çalışırlar. Bu sebeple de dünya (hayatı) çok rahat olmuş her şey bir tık uzağımıza düşmüş ama ahiret de bir o kadar uzaklaştırılmış ve sonraya ertelenmiştir.

Son olarak diyorum ki evet Allah yeri yaymış, döşemiş, uzatmış, beşik yapmış, düzleştirmiş, dağlarını dikmiş, düzenlemiştir. Göğü yükseltmiş, bir tavan yapmış, yedi kat olarak düzenlemiş, kandillerle süslemiş gecesini karartmış gündüzünü belirgin kılmıştır. Bunu yapmasının ‘’neden-niçin’’iyle ilgili ayetler ‘’nasıl’’ lığıylayla ilgili ayetlerdençok daha açıktır? Ve bize ve insanlığa kurtuluş olacak şey de ‘’neden-niçin’’ini hala gökleri ve yeri yaratana yüzünü ve kalbini döndürmeyip dur bakayım gökle ilgili ne keşifler yapılmıştır deyip yüzünü ekranlara dikenlere hatırlatmaktır. Dolayısıyla Kur’ana ardz(yer) ı arz ederken nedenini de unutmadan ve nasıllığını Ku’anın açıklamadığı şekilde açıklamaya çalışmadan değerlendirmek inşallah daha hayırlı olabilecektir.Gök ayetleri üzerinde düşünürken anladığım ana konu şu oldu: gökleri de yeri de yaratan onlardaki incellikleri tümüyle bilen Allah’tır. Bunlar sebepsiz değillerdir. Bunları düşünerek akledin ve hayatınızı düşünün ve Allah’a dönün.
Mahmut Uçak
07.01.2019 14:11
selamünaleyküm
Çok değerli Abi ve kardeşlerim benim yazmam çok iyi değil öyle kısa cümleler net cümleler yazamıyorum. bunun için uzunca yazabildim.

Çok değerli Mehmet ALAGAŞ HOCAM
Düz dünya ile ilgili araştırmalarıma burdaki değerlendirmeden daha önce başlamıştım. Kur’anı baştan sona bu konu da içinde olmak üzere okumuştum bununla yetinmeyip konuyu ele alan kitap da bulduysam okudum. Ve vardığım kanı yer’in düzlüğüdür. Hatta "Dönen gök mü yoksa dünya mı" başlığında bir kardeşimiz özetle "Mehmet abi düz dünyacılar var" demesinden de önceydi. Kendimce Kur'an'a arz etmiş ve Kur'an'a göre yer düzdür. Ben de buna inanmıştım. Hatta o zaman "Mehmet ABİ’nin verdiği cevabı anlamadığım ve onaylamadığım halde bunun altında ayet vardır demesem de bir ilim vardır bildiği bir şey vardır diye düşünmüştüm. Çünkü bizim henüz netleştiremediğimiz bazı şeyleri netleştirmiş ve bu netlikle olaylara bakıyor" diye düşünmüştüm. Konu burda açılınca da sevinmiş ve inşallah netliğe kavuşur diye düşünmüştüm. Burda açılınca da katıldım. Fakat zar zor vakit bularak iki satır bir araya getirerek yazdığım yorumlar da ya yeterince anlaşılmamış(anlatılmamış da) ya da sitenin kriterlerine takılmıştı. Meramımı dile getiremediğimi görünce de sınıfın arka tarafına çekildim. Araştırmalarıma devam ettim hala da ediyorum. Bundan dolayı biraz da sitemkar yorumlar yaptım. Allah razı olsun ilgili kişilerce buna gerek olmadığı, kendilerince doğru olanını yaptıklarını dile getirdiler. Ben de inandım samimiyetlerine. Allah razı olsun. Rabbim emeklerini boşa çıkarmasın. Ayaklarını sırat-ı mustakime çıkarsın ve orda sabit kılsın. Ve bizim de inşalah. Yazdıklarıma gelince kesinlikle ahkam kesmek değildir.

Mehmet Abi’nin ‘’Ne demek bu? Yazılanları ve meseleyi yeterince anlayamamış olabilirsin. Bu durumda ahkam kesmek yerine şu an susmayı tercih eden birçok kardeşin gibi “Araştırıyor, düşünüyor ve anlamaya çalışıyorum” demen gerekmez miydi?’’ sorusuna gelince; Çok değerli Mehmet abim bunu zaten yaptım/yapıyorum; ama bunu yaparken benim konuyla ilgili gündemime giren şeylerin burda gündeme gelmemesi ve tamamen düz dünya önkabulü ile ilerlemesi bana ‘’ Bu gidişat sağlamlaştırılmış bir gidişat gibi görünmüyor.’’ Dedirti.

Kur’an’a göre yer düzdür dedikten sonra burda açılan konu üzerine katkı yapabilme umuduyla araştırmalarına devam eden ve daha sonra aslında kur’an yerin nasılından bahsetmiyor, nedeninden bahsettiği için bu vasıfları kullanıyor kanaati oluştu. Ama netleştirmediğim için sağlamlaştırılmamış dedim. Bunu da niye dedim(dövecekseniz bi daha böyle şeyler de demem abi) sağlamlaştırdığınızı düşünüyorsanız bizimle paylaşın. Yok sağlamlaştırmamışsanız bunu birlikte sağlamlaştırabilelim diye. Karşılıklı konuşamadığımız için meramımı dile getirmekte zorlanıyorum. Ama Allah’ın izni, rahmeti ve lütfuyla hakikati arıyorum. Benim gördüğüm Yer düzdür. Görmediğimi ise Allah’a havale ediyorum ya Rabbim ‘’bilmiyorum’’ diyorum. Bu konuda görmediğim şeyleri tabi ki modern batılı epistemolojik materyalist paradigmanın verileriyle belirleyecek değilim onların küfürlerine rağmen getirdiklerini nasıl kabul edebilirim. Kur’an’ın zaman üstü mekan üstü oluşuna iman etmekle birlikte bir zamanda, bir zemine ve bir insan topluluğuna indirdiğini de göz ardı edemediğim için şu da aklıma geliyor; hiçbir şekilde yerin tamamını göremeyen insanlara bakın yeri (n tamamını nasıl düzleştirdim demiş midir? Demişse bunu nasıl anlayacağız. Tam bu noktada göğün yedi kat olduğuyla ilgili ayetler aklıma geliyor ama burda da bakın, görün, değil yaptım bina ettim diyor ben de şu an görmesem de ‘’NASIL’ını bilmesemde iman ediyorum yedi kat olduğuna. Nasıllıkla ilgili bir örnek vermek gerekirse Kur’an yerin diriltildiğinden bahseder. Eğer yerin nasıl diriltildiğine şahit olmasaydık yerin diriltimesini kur’an’a arz etseydik bu ayetteki ‘’yer’’ yerin tamamı ya da yeryüzünün tamamı için almamak için bir delilimiz olur muydu. Her ayeti söylendiği gibi yalın düz mü anlıyoruz yoksa manasıyla mı? Yerin diriltilmesinden kasıt üzerinde yeşeren bitkiler ağaçlar mıdır. Kur’an dağların kazık kılındığını söyler peki baktığınız sıra dağların şekilsel olarak kazığa benzer yanı mı var. Kur’an bütünlüğünde ele aldığımız bir konuda bunlara da bakmayacak mıyız? İnsan bilmediklerinin sağlamasını bildikleri ve gördükleri ile yapar. Kur’an adına henüz olmamış olaylar üzerine konuşurken doğru söyleyip söylemediğimizi kur’an’a doğru yaklaşıp yaklaşmadığımızı kesin olarak görüp bildiklerimiz üzerinden test etsek ne olur acaba. bir örnek olarak:

‘’ Yeryüzü onları sarsmasın-sarsıntıya uğratmasın diye (orada köklü) sabit dağlar yarattık ve (istedikleri yerlere) gidebilsinler diye (aralarında) geniş yollar açtık. (21-Enbiyâ 31) Biz görüp bilmesek Bize dense ki gavurlar bir yerden bir yere havadan gidiyorlar. Biz de hele dur bunu kur’an’a soralım desek ve yukarıdaki ayeti görsek. Şunu demez miyiz kur’an bir yere varmanın şartı olarak geniş yolar-vadileri gösteriyor havadan bahsetmiyor. Dolayısıyla bu mümkün değil bunu mu deriz. Evet herhalde kendimize çok geldik şimdi lütfen biraz kendimizden geçelim. Yaptığımız açıklamalar tutarlı mıdır? Yoksa günümüz aklıyla mı ilgilidir? Bunları da soruyorum. Çünkü korkuyorum. Düne kadar ağzımdan salyalar akarak okuyup dinlediklerimi şimdi onaylayamıyorum. Yusuf kardeşim bizim karşı olduğumuz modern paradigmanın temel prensiplerinden biri de bir şeylerin ‘’Nasıl’’ını açıklamaya çalışmasıdır. Bizim Kur’an’a bir şey nasıldır diye soru yöneltmemiz bile bu tür bir zihinsel soru(n)dur. Acaba diyorum, Kur’an yeri şu vasıflarla anlatırken gerçekten nasıl’ını mı söz konusu etmiş?

Yer için bahsedilen vasıflar;
Medde= uzatma, yaymak, (ray hat)döşemek. Mesela rabbimiz gölgenin uzatılmasından bahseder(56/30) gölge uzatıldığında üzerine düştüğü yerin şeklini alır. Ve yine uzatma işini ‘’dileyseydik durgun kılardık’’ diyerek hareketliliğin karşısına zikretmiştir. Bisat= yaymak, sermek, yaygı, sergi. Rızkın genişletilmesinde bu kavram (genişletme-açma-genişletme)kullanılır. Firaş= döşek, döşemek, Mebsüsetun(be -se- se)= yaymak, dağıtmak, saçmak. Yeryüzüne dağılma, yayılma bu sözcükle kullanılır. Bulutların yayılması da Taha= bir nesneyi yaymak, genişletmek. Mihada= küçük çocuk için hazırlanan şey, beşik. Sutihat= düz hale getirmek, düzlem de bu kökten gelen kelime ile ifade edilen kelimelerdendir.

Benim anladığım ‘’neden-niçin’’ ini konu etmiştir. Bakın sutihat(88/20) dışında hepsi bir hazırlanmışlığa, hepsi insanın yaşamı için uygunluğa işaret eden sözcüklerdir. Sutihat sözcüğüne gelince(ki ben burda bu sözcüğün geçtiği bu ayette durdum ve tamam dedim, işte yer düz olsa ancak bu sözcükle bildirilirdi) ama söz konusu ayet ‘’efela yenzurune..’’- bakmıyorlar mı ? diye başlayan ğaşiye 17. ayet ile bağlantılı olarak yani yere bakmıyorlar mı nasıl düz bir satıh yapılmış. Şimdi soruyorum gördüğünüzden fazlasına bakabildiniz mi? Ben diyorum bakmadım baktığım kadarıyla zaten dümdüzdür. Baktık yüzü düz olsa da yapısı küredir diyenlere zaten inanmıyoruz. Cenab-ı Allah zaten nasıl’ını kendi sorup bize bir bakın nasıl düzleştirmişim diyor. Bakın sözcükleri te’vil etmiyorum. Sözcüklerin sözlük anlamı bunlar. Ve ilginçtir meallerde hepsi hemen hemen aynı anlamda kullanılmıştır. Döşek-beşik-sergi(hasır) bunlar aynı değil ama işlev olarak benzerdir diyebiliriz. Bu da yayma düzleştirme midir? Bakın sadece bunları anladım aklıma bunlar geliyor ve soruyorum. Ahkam kesmiyorum.

Kur’an döşedim, döşek yaptım dediğinde aklımıza döşeğin düz ya da yuvarlaklığı mı geliyor yoksa döşek sizin için ne anlam ifade ediyorsa yer de o anlamı ifade eder. Bir döşeyici olmadan döşek olur mu? Yoksa bu mu aklımıza gelir? Allah yaygı kıldım diyor yaygı nedir diye sormamız gerekmez mi? Yaygı deyince neden düzlük aklımıza geliyor. Yer size düşman değil, diken değil, taş değil( ki modern paradigmayla burdan da ayrılıyoruz çünkü onlar doğayı canına okunması gereken vahşiymiş gibi kontrol altına alınması gerekenbir varlık olarak görüyorlar. Beşik kıldım beşik nedir diye sormamız gerek mez mi? Beşikten düzlüğü anlamak ile deve kuşu yuvasından ( yumurtasına dendiğini ileri sürenler olmuşsa da böyle bir bilgiye ulaşamadım. Ulaştığım bazı kaynaklar da bunun yersiz olduğunu söylüyordu.) Kısacası Bunlar (sutihat hariç) nasılı belli olmayan kavramlardır. Bunu netleştirelim sağlamlaştıralım. Hiç birimiz bilerek yanlış söylemiyoruz. Kaç yıldır Kur’an talabesiyim diyen insanlarda külliyatla kitap yazmışlar ve bizi bilgileriyle döverler ama gel gör ki yaptıkları izahları SAĞLAM bulamıyoruz. Bunu anlatmak için kendilerini de hem gerçekten bulamıyoruz hem de samimi bulamıyoruz. Ama sizin samimiyetinize tüm içtenliğimle inanıyorum. Hakkınızda söylediklerinizi ben de sizin hakkınızda söylüyorum.

Modern dönemden önce yani (16-17. Yüzyıldan önce) doğa bilimlerde ve belki diğer alanlarda da bir şeyler üzerinde düşünülürken sorulan soru ‘’niçin- neden’’ sorusu iken modern dönemde bilgi ve varlık anlayışının değişmesiyle bu sorular şekil değiştirip ‘’nasıl’’ sorusuna dönüşmüştür? Bu gün islam dinindeki okumalarda da bu ‘’nasılların çoğalması biraz da bu şekilde bu kültürle inşa edilen kafalarla ilgilidir. Bu nasıllara bildiğim birkaç örnek vereyim;
...
(devamı sonraki yorumda)
Mehmed Alagaş
07.01.2019 13:52
Ve aleykümselam
Bekir kardeşim Allah’a hamdolsun ki bilimselliğin putlaştırıldığını ve küfür teorileriyle insanları helaka sürüklediğini yıllardır söylüyoruz. Rabbimizin bu lutfu nedeniyledir ki Allah’ı dikkate almayan bu bilimselliğe karşı hep dikkatli yaklaşmış, evrim ve büyük patlama gibi küfür teorilerine şiddetle karşı çıktığımız gibi aynı bilimselliğin “Dönüyor” dediği dünya için Kur’an’a göre dönmediğini ortaya koymuştuk. Dolayısıyle bu bilimsellik putu bizim itikadımızı ve Allah’a kulluğumuzu etkilememiştir. Ancak müslümanların önemli bir kesimi de dahil olmak üzere bu bilimselliği haddinden fazla dikkate alan ve onun bütün teorilerine sıcak yaklaşan milyarlarca insan vardır.

İşte bizim bilimsellik putuna karşı bu öfkemiz, bizler Allah’ın lutfuyla sakınmış olsak da sakınamayan milyarlarca insanın meçhul akibetleri içindir. Bu nedenledir ki insanları küfre ve sapıklığa davet eden böylesi bilimselliğe şiddetle karşı çıkıyor ve yüceltilen bu putun ayetlerle yıkılmasına çok büyük önem veriyoruz. Suriye cephesinde fiilen karşı karşıya olduğumuz bu şeytani siyonist zihniyetin dünya insanlarını asırlardır nasıl aldattığına açıklık getirerek, onları küresel değil dünyasal düzlemde de mahkum etmek istiyoruz.

Bu çabamız, anlamayanlara tabi ki gereksiz gelebilir..
Bekir Ziya
06.01.2019 21:11
Esselamü Aleyküm
Bir fasık size bir haber getirdiğinde onu iyice tetkik edin demiyor muydu Kur'an? Amerika ve O'nun sözcüsü NASA'dan daha fasık kim vardır ki?! Rabb'im bizleri affetsin ki bu fasık ve kafir güruhun bize sunduğu haberleri yıllarca sorgulamadan kabul etmişiz.
Mehmed Alagaş
06.01.2019 19:10
Ve aleykümselam
Mahmud kardeşim, Mehmed abin Allah’ın razı olacağı din hakkında doğruları yazmaktan ziyade yanlış yazmamaya özen gösteren ve bu nedenle Kur’an bütünlüğünde netleşmediği konularda kesinlikle konuşmayan bir abindir. Konuştuğu konular da ayetlere dayalı olduğu için 35 yıldır gündeme getirdiği görüşler bazı kesim ve kişilerin hiç hoşuna gitmese dahi “Altında mutlaka ayetler vardır” denilerek suskunlukla karşılanır. Asıl itibariyle konuşmayı değil susmayı seven Mehmed abin Kur’an ayetlerine dayalı olarak dünyanın dönmediğine ve yeryüzü itibariyle yayılmış ve düzleştirilmiş olduğu sonucuna ulaşmışsa, putlaştırılan bilimsellikten çekinerek bunları ifade etmekten de geri durmaz. Gönderdiğin yorumda “Bu gidişat sağlamlaştırılmış bir gidişat gibi görünmüyor” diyorsun.

Ne demek bu?
Yazılanları ve meseleyi yeterince anlayamamış olabilirsin. Bu durumda ahkam kesmek yerine şu an susmayı tercih eden birçok kardeşin gibi “Araştırıyor, düşünüyor ve anlamaya çalışıyorum” demen gerekmez miydi? Hem ‘sağlamlaştırılmış’ derken kastettiğin nedir? Birçok Müslümanın söylediği gibi dünyanın üst yüzeysel şeklini uzaydan bizzat görmek mi istiyorsun? Oysa Nasa’nın yıllardır gösterdiği küre dünya görselleri karşısında bu itirazda bulunulmamış ve “Dünyayı uzaydan bizzat görmemiz gerekir” denilmemişti!. Kaldı ki Nasa’nın iddiası, yeryüzünün yayılıp-düzleştirildiğini beyan eden ayetlere muhalif gözüken bir iddia olmasına rağmen böyle bir genel itirazda ve “Dünyayı uzaydan bizzat görmemiz gerekir” talebinde hiç bulunulmamıştı!.

Şimdi Nasa’ya gösterilmeyen bu itiraz ve bu talep, Allah’ın ayetlerini anlamaya ve anlatmaya çalışan biz Müslümanlara mı yöneltiliyor? Böyle bir durumdan en azından kardeşlerimizin sakınması gerekir, çünkü tarih ne yazık ki tekerrüre devam ediyor. Geçmişte de putlara hiçbir delilleri olmadan, hiçbir şart koşmadan inanıp-kulluk edenler, kendilerini hak delillerle hakka davet eden Müslümanlardan illa ki ayet-mucize istememişler miydi?

Lütfen kendimize gelelim!.
Nasa’nın görsellerine şartsız iman edenler, Allah’ın ayetlerine inanmak için şart koşmasınlar. Bizler şart koşmadan iman ettiğimiz ayetlere dayanarak “Yayılmış-düzleştirilmiş dünya kesinlikle dönmüyor” diyorsak ve sizler bu sözü sağlam görmüyorsanız, alimlerinizi ve hocalarınızı da çağırarak en çürük gördüğünüz noktasına ayetlere dayalı olarak var gücünüzle darbe vurmaktan hiç çekinmeyin.

Bakalım yıkılacak mı?
Yusuf Gökçe
06.01.2019 17:55
SA. Mahmut kardeş,
ne dediğin anlaşılmıyor. Biraz açıklama yaparsan seviniriz. Selametle...
Mahmut Uçak
06.01.2019 11:55
selamünaleyküm
Daha sonra ''Neden kimse o zaman gelip bir şey demedi'' demeyesiniz diye şimdi diyorum: Bu gidişat sağlamlaştırılmış bir gidişat gibi görünmüyor.
Selami Özcan
04.01.2019 12:54
Selamun aleykum
Hocam değerlendirme başlığı açıldığından beri ilgiyle ve sessizce sınıfta ve takipteydim. Başlangıçta "o kadar da değildir" diyerek temkinli yaklaştığım bu konu ilerledikçe ve açıklamalar ile birlikte araştırmaları derinleştirdikçe "ne kadar" olabileceğine hayretler içinde şahit oldum. Böylesine temelsiz ve büyük bir yalana tüm insanlığı nasıl inandırabilmişler?! Başta siz değerli hocam olmak üzere sitedeki bu çalışmalara katkıda bulunan tüm kardeşlerim nasıl bir durum ve düşmanla karşı karşıya olduğumuzu her geçen gün daha da açık bir şekilde anlamamı sağlıyor. Rabbim cümlenizden razı olsun..

Sadece bu da değil, durumun farkına varmanın ötesinde gelinen nokta itibariyle bu başlık, daha önceleri anlayamamış olduğum bazı meseleleri de daha iyi anlamama vesile oldu. Örneğin Nuh a.s.'ın duası ile yecüc ve mecüce yapılan sed arasındaki bağlantıyı daha önce okuduğumda kuramamışken "Yaratılış tarihi kitabınızda Nuh ve Ad kavmi" bölümünü tekrar dikkatlice okuyunca, taşların nasıl da yerli yerine oturduğunu gördüm.

Size nasıl dua edeceğimi bilmiyorum. Peygamberlerin kendileri hakkında yaptıkları duayı siz ve kardeşlerim için yapıyorum . “Allah canımızı müslüman olarak alsın”…
Yusuf Gökçe
03.01.2019 15:47
SA. Mehmet Hocam
Yaptığınız açıklamadan dolayı sizlere teşekkürlerimi iletiyorum. Büyük olaylara gebe olan son çağın arefesinde olduğumuzu iliklerimize kadar hissediyoruz. Biz Müslümanlar'a bu çağı anlayıp anlatacak Alimlere gerçekten ihtiyacımız var. Selametle..
Mehmed Alagaş
03.01.2019 15:15
Ve aleykümselam
Yusuf kardeşim Cern deneyi yapıldığı yer itibariyle şu an için olasılıklarımız dışındadır. Bu meseleyi uzun süredir tefekkür ettiği belli olan Şahin kardeşime de teşekkür ederim. Konunun bu aşamasına hemen geçmek istemediğimiz için yorumunu ilk gönderdiği zaman yayınlamamıştık, affedersin güzel kardeşim. Konuya kafa yoran bütün kardeşlerimizin öncelikle iki seddin ne olduğu ve bu iki sed arasının nerede olduğuna yoğunlaşmaları gerekir. Yaratılış Tarihi kitabımızda açıkladığımız gibi Nuh (a.s.)’ın insanlık için büyük rahmet olan duasıyla yeryüzünde yurt edinemeyen ve kendilerine yeryüzünden uzaklık verilen nesiller için Rabbimizin koyduğu bir sed, bir engel vardır. Kur’an’da ye’cuc me’cuc olarak isimlendirilen bu varlıkların, Rabbimizin kendileri için koyduğu bu seddi, kendi imkanlarıyla aşmaları ve yeryüzüne girerek yayılmaları mümkün değildir. Rahman suresinde bu duruma şöyle açıklık getirilmektedir.,

“Ey (en büyük-en kalabalık) cin ve ins topluluğu. Eğer göklerin ve yerin sınırlarından (sedlerinden) aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşıp-geçin. Ancak bir sultan (güçlü bir delil-sebeb) olmaksızın aşıp-geçemezsiniz. (55-Rahman 33)”

Parantez içi açılımında da belirtiğimiz gibi ayetteki ‘maşere’ kelimesi en geniş-en kalabalık topluluk anlamına gelmektedir. Bizler bu ayeti açıklarken en geniş ins ve cin topluluğu yaşadığımız yeryüzünde olamayacağı için bu geniş ifadeyle ye’cuc ve me’cucun kastedildiğini anlayarak onların bu seddi, bu bucakları aşamayacaklarını belirtmiştik. Bu anlayışımızda her hangi bir değişiklik yoktur. Ancak küre dünya yalanını kusup, yerin ve göğün bucakları olduğunu gördüğümüzde, ayetteki ‘maşere’ kelimesine hem ye’cuc me’cucun, hem de bulunduğumuz yeryüzünde yaşayanların dahil olduğunu anladık. Daha açık bir ifadeyle söz konusu sedleri-bucakları aşabilmek ye’cuc ve me’cuc için söz konusu olduğu gibi yeryüzünde yaşayanlar için de söz konusuydu. Nitekim yakın göğden çıkışı engellediği söylenen ve pratikte henüz yalanlanamayan Van Allen kuşağı, Rabbimizin bu ayette zikrettiği göğün sed veya sınırlarından birine işaret ettiği gibi Antartika da yerin sınırına, bucağına işaret etmekte ve iki sed arasının, bu iki ayrı seddin birbirine kavuştuğu Antartika’nın buz duvarı ile yine Antartika ufku arasında olduğunu düşünebiliriz.

Bizim üzerinde duracağımız husus ye’cuc ve me’cucun kendi güç ve imkanlarıyla delip-aşamayacakları bu sedler delinecek midir? Bizlere ayette yazdığı gibi “Ye’cuc ve me’cuc bir sultan-bir güç ile delebilir” diyemezsiniz. Çünkü kitap çalışmalarımızda açıkladığımız gibi Rabbimizin bir ümmet, bir varlık topluluğu için koyduğu sed, o ümmet veya o topluluk tarafından kesinlikle açılamaz. Yukarıdaki ayette “Ancak bir sultan (güçlü bir delil-sebeb) olmaksızın aşıp-geçemezsiniz..” buyurulurken, Rabbimiz bu buyrukta ye’cuc ve me’cucu değil ‘maşere-en büyük topluluk’ ifadesine dahil olan bizleri muhatap almaktadır.

Peki dünya insanlarına büyük bir musibet olacak bu olay gerçekleşecek midir? Ayetin devamına baktığımız zaman “Ne yazık ki evet” cevabını veriyoruz.,

“(Şayet sınırı-seddi geçerseniz) ikinizin de üzerine kor ateşten bir alev ve (erimiş bakırdan bir) duman salıverilir de kurtulup-başaramazsınız. (55-Rahman 35)”

Rabbimizin “Size isabet eden her musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir… (42-Şura 30)” buyruğunda beyan edildiği gibi bizler ne kadar haykırırsak haykıralım insanlar bu seddi kendi elleriyle delecekler ve böyle bir musibetle karşılaşacaklardır. Bu büyük musibetle karşılaştıklarında kimden yardım isteyecekleri ve bu seddi kimin onaracağı ise kitablarımızda da yazdığımız gibi Kehf suresinde anlatılmaktadır.

Bu değerlendirmeye ilk başlarken söylediğimiz gibi Kur’an’ı esas alan biz müslümanlar, düz dünya meselesine sonradan girmiş olsak da şu an itibariyle onların çok önündeyiz. Kaynak olarak İncil’i ve Kur’an dışındaki semavi kitabları esas alan bu çevreleri ve bu görüşe inanan dünya insanlarını, araştırdıkları meselenin çok çok ötesini anlattan Kur’an-ı Kerim’e davet ediyoruz. Gerçeği dikkate alarak Nasa’ya ve yüceltilen dünya bilimselliğine karşı çıkıyorlarsa, el ve akıl yordamıyla geldikleri noktayı ve bu noktanın ilerisini hak ayetler ile aydınlatan Kur’an’a Allah’ın lutfuyla iman edecekler ve dinde kardeşlerimiz olacaklardır. Umarız bizlerin de duyurmak istediği bu İlahi Kelamı duyarlar.

Gayemiz hakka tebliğ, duamız da budur..
Şahin Yetik
03.01.2019 15:13
Müslümanlar Adına Bir Heyecan Vesilesi
Es selamu aleykum değerli arkadaşlar ve hassaten sevgili Alagaş ağabeyim . Uzun zamandır sanal bir ortam olan Facebook tan bu konuyu yer yer dillendiriyorum. Size bu konu ile ilgili yapılan çirkin ithamların aynılarından ben de istifade ettim fazlasıyla :) Rabbimizin kitabı ve berrak aklımızı kullanmak sureti ile hikmete ulaşabileceğimize inanıyorum. Bununla alakalı olarak Kurandan bazı dikkatimizi çeken hususları müsadenizle kısa kısa paylaşmak istiyorum. Kuran da gök ile ilgili tasvir olarak tavan kelimesi ile karşılaşırız incelediğimizde dahi tavanın ancak düz bir zemin için olabileceği vakıadır. Yuvarlak bir şeyin üzerine tavanı hayal edebilecek bir zihin zannediyorum ne Kuran'ın indiği dönem de ne de günümüzde kolay olmasa gerektir. Diğer bir husus gök ile alakalı kusursuzluğu herhangi bir çatlağı olmadığını bildiren hicr 15. ayetin yanı sıra göğün de yerin de bir sınırı olduğu ve bunun aşılamayacağını bildiren Rahman suresindeki 33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp öteye geçebilirseniz haydi geçin! Ama (tarafımızdan verilmiş) bir güç ve yetki olmadıkça geçemezsiniz ayettir ve bu ayetin bir hodri meydan olduğu ifadesindeki netlikten gayet rahat anlaşılabilmektedir. Bu ayetten göklerin sınırı konusunda belki spekülasyonlar yapılabilecektir lakin yerin sınırı konusunda küreci arkadaşlar ne diyebileceklerdir? Ayrıca yine cinlerin dahi bilgi almak adına yaklaşamadıkları göğün sınırlarını insanlar nasıl aşabilip de aya veya marsa gidebilirler!
Yusuf Gökçe
03.01.2019 12:41
S.A.Mehmet Hocam,
Uyarıların için Allah sizden razı olsun iyi ki varsınız. Sevgili hocam bu setti açığa çıkaracak olan şey cern deneyi olabilir mi? Selametle...
Mehmed Alagaş
02.01.2019 19:32
Ve aleykümselam
Yusuf ve Abdurrahman kardeşlerimize teşekkür ederiz. Son yorumumuzda “Alt katlar da dahil genel kütle yapısının şeklini ve mahiyetini bilmesek de, üstünde yaşadığımız yeryüzünün küre değil yayılmış ve düzleştirilmiş bir satıh olduğuna kesinlikle inanıyoruz” desek de, küre dünyaya ait veri ve görselllerin sahte olabileceğini anlayıp-gözardı ettikten sonra konuyla ilgili dolaylı veya dolaysız ayetleri tekrar tefekkür ettiğimiz zaman zaten bu gerçeği daha ilk başta görmüş fakat bu sonuca sizinle birlikte yaptığımız değerlendirmede ulaşmak istemiştik. Ayetlerde beyan edilmesine rağmen küre dünyadan hareketle uzun yıllardır yerine koyamadığımız bütün taşların yerli yerine oturduğuna şahit olduğumuz içindir ki bu başlığı açmadan önce yaptığımız yorumda, Antartika’nın ötesini merak edenleri acilen uyarmak ihtiyacı duyarak şunları demiştik.,

“Dünya düzdür diyen batılı çevreler, kaynak olarak İncil’i ve Kur’an dışındaki semavi kitabları esas almaktadırlar. Bizim yıllarca yazdığımız gibi siyonist zihniyetin yücelttiği bilimsellik putuna karşı çıkan bu samimi kesimler Allah’ın lutfuyla Kur’an’a yönelip-Kur’an’ı inceledikleri zaman bu Yüce Kitab’ın araştırdıkları meselenin çok çok ötesini anlattığını ve konuyla ilgili her soruya cevap verdiğini göreceklerdir. Bu cevaplardan en açık olanları ise yerin ve göğün bucaklarının bir araya geldiği iki sed arasının nerede olduğu, Rabbimizin ye’cuc ve me’cuc için koyduğu bu sedlerin ye’cuc ve me’cuc tarafından kesinlikle aşılamayacağı fakat meraklı yaratılan insanoğlunun bu sedleri bir sultan-bir güç ile delmeye kalkıştığı zaman yecuc ve mecucün dünyaya yayılacaklarına vesile olacaklarını göreceklerdir. Temennimiz Kur’an’a iman edip, bu teşebbüste bulunmamaları iken ne yazık ki bunu yapacaklar ve seddin öte tarafında ne olduğunu yaşayarak göreceklerdir. Dünya düzdür diyen bu batılı çevreler yine Kur’an’ın haber verdiği Zülkarneyn gerçeğiyle karşılaşacaklar ve dünya insanları onun yardımıyla bu seddin onarılışına şahit olacaklardır. Bunlar kehanet değil, ayet ayet karşılaşacağımız gerçeklerdir…”

Dünya insanlarının dikkatini tahrif edilmemiş yegane semavi kitab olan Kur’an-ı Kerim’e çekmek için söylediğimiz bu ifadelerimizi lütfen tekrar tekrar okuyup-düşünün. Çünkü Kur’ani haberlere göre müslümanlar da dahil olmak üzere tüm dünya insanları çok vahim günlere yaklaşmaktadırlar. Dünya insanlarını asırlardır egemenlikleri altında tutan siyonist şeytani akıl, şimdiye kadar delemedikleri bu seddi bir sultan-bir güç ile delecekler ve bütün Kur’ani uyarılara rağmen ye’cuc ve me’cucun dünyaya yayılmalarına fırsat vereceklerdir.
Gidişat ne yazık ki budur..
Abdurrahman Toraman
02.01.2019 01:19
Bir Nokta
Bir meseleye dikkatleri çekmek isterim, Rabbimizin Kuranda işaret buyurduğu, yeryüzünün fiziki yapısına dair açık ayetler olmasına rağmen, dünya yönetimini elinde bulunduran bir takım güçler teknolojik argümanları bir silah olarak kullanmaktadırlar. Bu sayede çokça taraftar toplamalarına karşın, eli kalem tutan ilahi veriler ışığında yürüyen akli selim insanların olması umut vericidir.

Kainatın yaratılış sebebi aslen, Ademoğlu ile şeytan arasındaki mücadelenin kıyamete kadar sürüp gideceği konusu bilinen bir gerçektir. Şeytanın yarenleri, her mücadele de olduğu gibi bu konuda da ilahi bildirimlerin tam tersini yaparak bu konuda da, insanları yanıltmak suretiyle Yaratanına karşı yanlış bir itikat a düşürmek istemektedir. Bunu yaparken de doğal olarak hiçbir değer ve ahlaki ölçüleri baz almaz.

Onun için her şey mubahtır. Ellerindeki tüm teknolojik argümanları kullanarak sözüm ona Müslümanları içinden çıkılması zor ve meşakkatli olan bir kuyuya atmışlardır. Kuyuların başlarına diktikleri hisbe teşkilatı sayesinde durumu kontrol altın da tutmaktadırlar.

Sonuç şu ki, Şeytanın hilesi pek zayıftır. İnsanlar ilahi veriler ışığında kendine zaman ayırıp, çok az dahi düşünebiliyor olsalar mutlaka akledip varacakları son nokta ilahi veriler ışığında ki gerçek hakikatler olacaktır. Ve bu hakikatler bizi asla saptırmaz yanlış yola sokmaz.

Batıl bir amaç uğruna kullanılacak teknolojinin, teorilerin ve her türlü kuram ın, dönüp dolaşıp varacağı son nokta bu ilahi verilerdir.
Önceki Yorumlar: 1 2 » 
Yorum yap yorum