Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Birlikte Değerlendirelim-9 /Dünya Düz Mü?



Birlikte Değerlendirelim-9 /Dünya Düz Mü?

Euzübillahimineşşeytaniracim

Bismillahirrahmanirrahim

Bu konuyu gündeme getireceğimiz hiç aklımıza gelmezdi. 16 yaşındayken evimizde televizyon olmadığı için İzmir fuarında bulunan Amerikan pavyonundaki televizyondan aya inişi canlı olarak seyretmiş ve dünyanın küre şeklindeki fotoğraflarını açıkça görmüştüm. Ay ve güneş de küre olduğuna göre bu durum beni hiç şaşırtmamıştı. Rabbimin hidayetiyle İslam'a yöneldiğim yirmili yaşlarda ise Resulullah (s.a.v.)'e nisbet edilen ve şu anlamı içeren bir rivayetle karşılaşmıştım.,

"Bir sahabe dünyanın yuvarlak olduğunu öğrendiği zaman "Vay başıma gelenler, ben de sağlam bir zeminde yürüdüğümü sanıyordum" demiş."

Tabi ki gülmüştüm bu sahabenin sözlerine ve rivayeti doğru sandığım için Resulullah (s.a.v.)'in daha o dönemlerde dünyanın yuvarlak olduğunu söylediğine inanmıştım!. Dini ve bilimsel veriler aynı olduğu için dünya düz mü yoksa yuvarlak mı sorusu bu yaşıma kadar hiç gündemime girmedi. Kur'an araştırmalarına başladıktan sonra da Rabbimizin yeryüzünü yaymasıyla ilgili ayetlerini hiç yadırgamadan genel değil yerel ve coğrafi yaymalar olarak kabul ettim.

Kur'an araştırmalarımı sürdürdüğüm sonraki yıllar ise dünya bilimselliğinin küfrünü ve saçmalığını ayet ayet anladığım ve böyle bir bilimselliğe şiddetle karşı çıktığım yıllar oldu. Mesela onlarca yıl önce 1654 yılında Otto von Guericke tarafından Almanya'nın Magdeburg kentinde gerçekleştirilen ve Magdeburg küreleri denilen deneyden çıkarılan ve 350 yıldır fizik derslerinde bir kanıt olarak öğretilen safsataya karşı çıkmış ve havası boşaltılan kürelerin birbirinden ayrılmama nedeninin atmosfer basıncından kaynaklanmadığını, bu olayın kürenin içindeki boş mekanın büyütülmesi yani yeni bir mekan açılması anlamına geldiği için kürelerin kolaylıkla açılmadığını anlatmış ve yoklukta kudretle açılan gök gibi boş bir mekanın asıl itibariyle genişlemeye değil kapanmaya ve bitişmeye meyyal olduğu için kendiliğinden genişlemeyeceğini ancak büyük bir kudret tarafından genişletilebileceğini açıklamıştım. Kur'an-ı Kerim'i esas alarak yaptığım bu açıklamalar bilimsel çevrelerce suskunlukla karşılandığı gibi Kur'an adına da olsa bilimselliğe karşı çıktığım için dindar aydınlarca da hoş karşılanmadı. Dolayısıyle bu yıllarda bilimsellikten ayrıldığım gibi bilimselliği esas alarak ayetleri tevil eden hoca, düşünür ve böylesi aydınlardan da ayrıldım.

Kur'an araştırmalarımız ilerledikçe Nuh (a.s.)'ın gemisiyle dünya insanlarına bırakılan ayetin ne olduğunu, henüz ciddiye alınıp-ortaya çıkarılmayan iki deniz arasının ve firavunun korunmuş cesedinin nerede olduğunu anladığımız gibi lakabı Zülkarneyn olan Süleyman (a.s.)'ın Maya'ların yaşadığı Amerika da dahil olmak üzere dünyanın birçok tarafına gitmesinin yanısıra zamanda da seyahat ettiği gerçeğiyle karşılaştık. Nitekim yaşadığımız mutlak zamanda henüz yapılmamış olan yecuc ve mecuc seddini, zamanda seyahatle kıyamet öncesi döneme gelerek gerçekleştirdiğini anladık. İşte araştırmalarımızın bu noktasında Kur'an'da beyan edilen yöntemle zamanda seyahati ilmen anlayabilsek de zamanla birlikte aynı sistemle uzay mekanda da seyahatin mümkün olamayacağını gördük. Halbuki dünya dönmese, geçmişi ve geleceği aynı mekanda yaşasak, bütün taşlar yerli yerine oturacaktı.

Dünya dönmese!.
İyi ama dünya dönüyordu ki? Çocukluğumuzdan beri bildiğimiz bu açık gerçeğe rağmen onlarca yıl önce Rabbimizin lutfuyla yine Kur'an'a yönelip, bazılarına göre gereksiz olan bu soruyu Kur'an'a sorduk. Tabi ki dünyanın bilimsel olarak ittifak ettiği bu konuda farklı bir sonuçla karşılaşacağımızı biz de düşünmüyorduk. Ancak araştırmalarımızı defalarca tekrar etsek de gördük ki Kur'an'a göre dünya değil yıldızlarla birlikte gök dönüyordu. O yıllarda acaba "Dünya dönmüyor" diyen başka birileri var mı diye internetten araştırdığımızda ise birkaç kişisel haber vardı ama "Dünya dönmüyor" diyen bu kimseler de iddialarını "Şayet dönüyor olsa olduğum yerde zıpladığımda ileri düşmem gerekirdi!." diyerek iddialarını savunan kimselerdi. Dolayısıyle bu saf ve samimi insanlar atmosferin dünyaya bağlı ve bağımlı olduğunu dikkate almadıkları için ilmi bir cevaba gerek duymayan karşı tarafın "Doğru söylüyorsun kardeşim, dünya dönmüyor yağlamak lazım" gibi alaycı cevaplarıyla karşılaşıyorlardı.

Herneyse,...
Bu açık gerçekle karşılaştığımız zaman Kur'an'da beyan edilen zamanda seyahat sisteminde her taş yerli yerine oturmuştu ama dünyanın dönmediğini insanlara nasıl anlatacaktık. Bunu anlattığımızda bizlere deli denilip-denilmemesi hiç umurumuzda değildi fakat o zamana kadar gündeme getirdiğimiz Kurani ve tevhidi gerçeklerden faydalanan ve faydalanmaya devam eden kesimleri önceki yazdıklarımız konusunda şüpheye düşürmüş olmaz mıydık?

Böylesi endişelerle karşılaştığımız bir çok gerçeği kaleme almayı ertelesek de, bir vasiyet olarak çevremizdeki kardeşlerimizle paylaştık. Yaş ilerleyip Rabbe dönüş vaktinin iyice yaklaştığını hissedince ve müslümanlar genel olarak okumayı bırakıp dini gerçekleri değil politik gelişmeleri konuşmaya başlayınca, bu hususları da dikkate almadan "Dönen dünya mı yoksa gök mü" meselesini gündeme getirdik. Küresel dünyacıların işimizi yokuşa süren yıldızların uzaklığı ve büyüklüğü gibi verilerini de (!) dikkate alarak dünyanın değil göğün döndüğüne açıklık getirdik. İşte bu değerlendirmeyi yaparken Salih Akın isimli bir kardeşimizden şu yorum geldi.,

"Mehmet hocam Amerika'da ve dünyanın birçok yerinde benzer akımlar var ki bu akımlar dünyanın dönmediğini söylüyorlar. Ama hepsinin ortak noktası dünyanın dönmediğiyle birlikte düz olduğunu atmosferin olmadığını uzaya falan çıkılmadığını vb.. bir çok şeyleri bununla birlikte vermeleri.. Ve bunlar genelde "DÜNYA DÜZ" diyenler olarak anılıyor. Bunları tanıyor musunuz veya bunlardan haberiniz var mıydı?"

Kendi kendime "Haydaa, bu da nereden çıktı?" desem de yaşadığım tecrübelerden dolayı hiç şaşırmadım. Çünkü o yaşıma kadar batı kaynaklı birçok haberle hakkın batılla örtülmeye ve karıştırılmaya çalışıldığına şahit olmuştum. Mesela Kur'an-ı Kerim tüm insanlığa açık bir ayet olarak bırakılan ve bilimsel olarak hiçbir izahı olmayan iki deniz arasındaki mucizeye ve bu iki denizin Musa (a.s.)'ın asasıyla yardığı Kızıldeniz'de olduğunu ve Firavun'un cesedinin de bu iki deniz arasında ortaya çıkacağını beyan ederken, batı merkezli haberlerle -ki bu haberlerin Türkiye'deki merkezi F. Gülen yayınlarıydı- iki deniz arasının Cebelitarık olduğu haberi Kaptan Kusto'nun müslüman olduğu dedikodusuyla soslandırılarak bütün dünyaya yutturulmuştu. Aynı şekilde beşbin yıllık bir mumya da aynı çevrelerce Firavun'un korunmuş cesedi gibi dünyaya lanse edildi. Rabbimizin dünya insanlarına ilk günkü tazeliğinde koruyarak ayet olarak bıraktığı firavunun cesedi, sanki mumyacılık yöntemiyle korunup bırakılmış gibi!.

Bütün bunlar dünya insanlarının dikkatini hak ayetlerden çevirmek ve batıl haberlerle onları hak ayetleri araştırmaktan engellemek içindi. Bunları bildiğim ve bunlarla sıkça karşılaştığım için "Dünya düzmüş" haberini de, "Dünya dönmüyor" gerçeğini sulandırmak için uydurulmuş bir haber olacağını düşünerek Salih Akın kardeşime şu cevabı yazdım.,

"Salih kardeşim bunları hiç duymadım ve hiçbirinden haberim yok. Sözünü ettiğiniz bu akımların "Dünya dönmüyor" ifadelerini Kur'an'a göre gayet iyi anlasam da diğer söylediklerini ve "Dünya düzdür" demelerini ise Kur'an'a ve akla göre anlayabilmem mümkün değil. Yorumunda söz ettiğin bu akımlar gerçekten varsa, bu duruma şaşırmasam da üzüldüğümü ifade etmeliyim. Şaşırmamamın nedeni Kur'an'ın gündeme getirdiği her hakkı batılla örtmeye çalışan şeytan aleyhillaneyi dikkate aldığım içindir. Nitekim karşılaştığımız bu gibi haberler de doğruyu sulandırmak için bu doğruyu batılla karıştıran şeytanın bir müdahalesinden kaynaklanmaktadır. Allah hepimizi muhafaza etsin ve hakta birleştirsin.."

Dönen dünya değil göktür meselesini sitemizde netleştirip-bitirdikten bir süre sonra oğlum Seyyid Hüseyin bana Antartika'daki mavi buzla ilgili bazı açıklamalarda bulundu ve "Baba, bu meseleyi araştırıver" dedi. İşte bu meseleyi araştırırken düz dünyacılarla karşılaştım. Vaktim müsait olduğu için onların da ne dediklerini, nasıl bir yanılsama ile böyle bir yanlışa düştüklerini anlamak istedim. Kısa bir araştırmadan sonra anladım ki ben Salih Akın kardeşime düz dünyacılarla ilgili bir cevap yazarken, ilimden uzak bir ciddiyetsizlik içindeymişim. Çünkü bu insanların çok doğru tesbitleri ve cevaplanması gereken çok haklı soruları vardı. Bu çevreleri dinleyip-araştırmadan bir yaftalamada bulunduğum için açık bir Özür ve Tashih yazısı yazdım.

Özür ve tashih başlıklı yorumumda da kendimle ilgili belirttiğim gibi "İlmi ciddiyetten uzak" ifadesi, söz konusu yorumumla ilgili çok doğru bir ifadeydi. Çünkü ben bütün kardeşlerime bir insan 99 kere hırsızlık yapsa ve hırsızlığı onun yaptığı bilinse, yüzüncü hırsızlık olayında "Ben yapmadım" diyorsa bu sözün yalanlanmaması ve olayın araştırılması gerektiğini söyleyen birisiyim. Dolayısıyle bu güne kadar batı kaynaklı yüzlerce yalan görüşle karşılaşmış olsam dahi yeni karşılaştığım bir görüşü araştırmadan kanaat bildirmemem gerekiyordu. Dolayısıyle bu konudaki yaklaşımımın ilimden uzak bir ciddiyetsizlik olduğunu tekrar kabul ediyor ve böyle bir ciddiyetsizliğe bir daha düşmemem için dua etmenizi istiyorum.

"Dünya bir tepsi gibi düzdür, üzerinde bir kubbe vardır ve etrafı Antartika buzullarıyla kuşatılmıştır" diyen insanlara gelince. Tabi ki Nasa'nın dünya insanlarına attığı devasa kazıktan sonra ilmi ciddiyetin bir gereği olarak onların iddialarını da araştıracak ve Kur'an'a arzedeceğiz. Batı kaynaklı haberlere artık daha da ihtiyatlı yaklaşan birisi olsak da fiziki verileri ve konuyla ilgili açık ayetleri dikkate alarak kafamızda fosilleşmiş yanlış bilgi atıklarını dışarı atıyor ve dünyanın küre olduğu yalanını zihinsel olarak hemen kusuyoruz. Nereye kustuğumuzu soranlara ise vereceğimiz cevap açıktır.

"Siyonist mason zihniyetinin, Nasa'nın ve para için bunlara kul olan bilim adamlarının üzerine kusuyor ve kusmaya devam ediyoruz."

Büyük patlama ve evrim gibi küfür teorilerinden sonra bu bilimselliğe hiç güvenmememize rağmen sahtekarlığı bu boyutlara getirebileceklerini, sahte fotoğraflar yayınlayacaklarını hiç düşünmemiştik!. Fakat karşımızdaki Allah'a savaş açmış olan siyonist şeytani üst akılı dikkate aldığımız zaman hiç şaşırmamamız gerektiğini şimdi daha iyi anlıyoruz. Bu kusma ile temizlenen zihnimizle tekrar Kur'an-ı Kerim'e yöneliyor ve beş asır gecikmiş olsak da "Dünya düz mü yoksa küre mi?" sorusunu bu yüce Kitab'a tekrar yöneltiyoruz. Rabbimizin yeryüzünü yayması ve düzleştirilmesiyle ilgili ayetlerini bu temiz zihinle tefekkür etmeye başladığımız zaman küre olmadığı konusunda gayet rahat netleşirken genel mahiyetini bilmesek de yayılmış ve düzleştirilmiş görüşünün hızla ağırlık kazandığına şahitlik ediyoruz.

Bunları söylemize rağmen "Dünya düzdür" diyen bu batılı insanların konuyla ilgili ölçü ve gözlem dışı varsayımlarına Kur'an'ı dikkate almadan katılmamız elbetteki mümkün değildir. Çünkü bu insanların görüşleri fiziki olarak ölçümlere, metafizik olarak da inandıkları İncil'e ve Kur'an dışındaki semavi kitablara dayanmaktadır. Oysa İncil de dahil olmak üzere dikkate aldıkları semavi kitablar, şimdilerde şiddetle karşı çıktıkları aynı mason zihniyetinin tarihi süreçte tahrif ettiği kitablardır. Oysa Allah'ın lutfuyla tahrif edilmemiş, masonlar çok istese de tahrif edilememiş yegane semavi Kitab olan Kur'an'a yönelip-Kur'an'ı inceledikleri zaman bu Yüce Kitab'ın araştırdıkları meselenin çok çok ötesini anlattığını ve konuyla ilgili her soruya cevap verdiğini göreceklerdir.

Yaratılışı anlamanın en doğru ve en kısa yolu elbetteki bunları yaratan Yaratıcı'nın beyan ettiği temel gerçekleri dikkate almaktır. Dolayısıyle meselenin bundan sonraki gözlem ötesi boyutlarında dünya müslümanlarının onları değil, onların Kur'an'ı veya Kur'an'ı esas alan dünya müslümanlarını takip etmeleri gerekir. Bizler de müslümanlar olarak kendi durumumuzu bilmeli, bu başlangıç noktasında dahi elimizde ve kalbimizde Kur'an olduğu için "Dünya düzdür" diyen bu insanlardan çok daha ileri bir noktada olduğumuzu kabul etmeliyiz. Çünkü onların fiziki delillerle ulaştığı ve ulaşamadığı birçok sonuca bizler zaten Kurani bilgilerle ulaşmış bulunuyoruz. Mesela onların henüz bilmedikleri ve farkedemedikleri gerçek, içindeki yıldızlarla beraber göğün dönmekte olduğu gerçeğidir.

"GÖK DÖNÜYOR.."

Biz onların "Dünya düzdür" dediklerini duyduğumuz ve araştırdığımız gibi isteriz ki onlar da bizlerin Kur'an kaynaklı "Gök dönüyor" hitabımızı duysunlar ve araştırsınlar. Çünkü bu Kurani gerçeği dikkate almadıkları zaman yaptıkları birçok gözlemi yanlış zeminlere oturtacaklardır. Buradan kendilerine açık bir davetimiz olsun. Çok merhametli olan Allah'ın dünya insanlarına karşı ilgisiz olmadığına ve İncil gibi İlahi kitablar gönderdiğine inanıyorsanız, bu kitabların sonuncusu olduğu söylenen Kur'an-ı Kerim'i kültürel nedenlerle reddetmeden önce lütfen ciddiyetle okuyup-araştırın. Objektif ve samimiyseniz ağlayarak göreceksiniz ki okuduğunuz bu Kitab inandığınız Allah'ın kelamıdır. Ve bunu yaptığınız zaman bizler de ağlayarak göreceğiz ki sizler en yakın kardeşimiz olmuşsunuz.

Evet,
Bu konuyu birlikte değerlendirmeye açıyor ve hakkı arayan bütün düşünen insanları ciddi araştırmaya davet ediyoruz. Allah hepimizi hidayete layık kılsın..
                                                                 <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [92]

Mehmed Alagaş
17.01.2019 21:08
Ve aleykümselam
Sesini duymak güzeldi Diyar. Faydalandığın için Allah razı olsun diyorsun. Senden de Allah razı olsun. Çünkü bazı konularda İlahi gerçeklere birlikte ulaşabilmemiz için anlatmaya çalışmak önemli olduğu gibi anlamaya çalışmak da çok önemlidir. Anlaşılması için samimi gayret gerektiren böylesi meseleleri anlamaya çalıştığın için Mehmed abin de sana teşekkür eder. Yorumunda “Kafamda yer ile ilgili sorular devam etse de belki henüz Rabbim dilememiştir diyor ve sabrediyorum” diyerek düz olasılığını kabul etmekte cevaplayamadığın sorular olduğunu belirtiyor ve müşkil ayetlerde olduğu gibi bu durumu Allah’ın dilemesine bağlıyorsun. Anlamakta zorlandığın düz olasılığını bir kenara bırakarak küre olasılığını düşün ve küre bir dünyada yeryüzünün dörtte üçünü oluşturan denizlerdeki su yüzeyinin “Nasıl olur da dümdüz olur?” sorularına cevap ara, belki sabretmene gerek kalmadan Rabbinin dilemesiyle netleşmen daha rahat ve daha kolay olur.

Son yorumumuzdan sonra konuştukları dil ne olursa olsun bütün insanlara indirilen Kur’an-ı Kerim’i sadece arapçaya hapsetmek isteyen çevrelerden yükselen homurtuları ise hiç ciddiye almıyoruz. Son yorumda da belirttiğimiz gibi “Kur’an-ı Kerim’de zikredilen bir kelime cümledeki yeri, lugat karşılığı veya farklı kıraat yönünden muteber olarak birden fazla anlama geliyorsa, bu kelimeyi kullananın bir beşer değil Rab olduğunu yani Rabçayı dikkate alarak bu anlamlardan hiçbirini dışlamadan tefekkür etmemiz gerekir” demeye devam ediyoruz.

Mesela bizler Bakara suresindeki sığır kıssasını, arapçayı değil Rabçayı esas alarak anlayabildik. Sadece arapçayı dikkate alsaydık Rabbimizin kesilmesini murad ettiği sığırın insanlarca bilinen bir sığır mı yoksa bilinmeyen bir sığır mı olduğu konusunda bir tercih yapmamız ve ayeti ona göre anlamaya çalışmamız gerekecekti. Oysa Rabbimiz söz konusu ayet-i kerimede her iki anlamı da kastetmekte ve kesilmesini murad ettiği sığırın bir kısım yahudiler tarafından bilinen bir sığır olmasına rağmen diğer yahudilerin bilmediği bir sığır olduğunu beyan etmekte ve ayetteki hikmetleri anlamamıza önemli yol açmaktadır.

“Gökte burçları yaratan, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir. (25-Furkan 61)” ayet-i kerimesindeki ‘munira’ kelimesi de, hem nurlu hem de nuru yansıtan anlamlarında kullanılmıştır. Bu ayete sadece “Kendisinin nuru olmayıp, nuru yansıtan” anlamını verenler “Ve ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de bir çerağ-kandil yapmıştır." (71-Nuh 16)” ayetinde açıkça zikredilen ‘nur’ kelimesini nasıl tevil edeceklerdir ki?

‘Munira’ kelimesine sadece yansıtıcı anlamını vererek “Ey Peygamber. Biz seni şahid, müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ-ışık olarak (gönderdik). (33-Ahzab 45.46)” buyruğunun muhatabı olan Resulullah (s.a.v.)’i de sadece bir ayna gibi yansıtıcı olarak görenler, ne yaptıklarının farkındalar mı? Bu kimseler Resulullah (s.a.v.)’e ve iman eden mü’minlere Allah’ın nur verdiğini, bunları nurlandırdığını bilmiyorlar mı?

“Ey iman edenler. Allah'tan korkup-sakının ve O'nun Resulüne iman edin ki size Kendi rahmetinden iki kat versin. (Bu iman ve takvanızı) size (ışığında cennete koşup) yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin (bağışlasın). Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (57-Hadid 28)”

Allah’tan korkup-sakınan ve salih amellerde bulunan mü’minler hem nurlu, hem de nuru yansıtan-etraflarını aydınlatan insanlardır. Bunlardaki yansıtma ışığın bir maddede, bir aynada yansıtılması gibi değildir. Bir ayna ışığı kendi içine almadan, kendisine mal etmeden dışarıya yansıtır. Nitekim nur içerikli ayetleri okuyarak etrafını sadece sözle aydınlatan fakat Allah’tan korkup-sakınarak iman edip-salih amellerde bulunmayan kimseler, içinde nur olmadan nuru yansıtan ve asıl itibariyle karanlık olan bir ayna gibidir. Resulullah (s.a.v.) ve salih mü’minler ise bu nurdan alabildikleri, kendilerine mal edebildikleri kadarıyla kendilerini aydınlatan ve bu aydınlığı halleriyle, yaşantılarıyla, ahlaklarıyla, nasihatleriyle diğer insanlara yansıtırlarken, henüz ulaşamadıkları nurani hakikatleri de kendilerine değil sadece Allah’a ve Kur’an’a nisbet ederek anlatırlar.

Resulullah (s.a.v.)’i sadece nuru yansıtan olarak görenlerin bu anlayışından tenzih ediyor ve konumuza devam ediyoruz. Nur 35 ayet-i kerimesini anlamaya çalışırken ayın hem nurlu, hem de nuru yansıtan özelliklerini birlikte ele almamız gerekeceği için bu hususa açıklık getirmek istedik. Anlaşılması zor olan bu müşkil ayet-i kerimeyi birlikte değerlendirirken, ayetteki her ayrıntı üzerinde acele etmeden önemle durmamız gerekmektedir. Ayeti tekrar hatırlayalım.,

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali içinde misbah (ışık saçan kaynak-fitil) bulunan bir mişkat (kandil oyuğu-fitil yuvası) gibidir. O misbah (ışık saçan kaynak) bir sırça (cam-billur) içerisindedir. Sırça sanki incimsi bir gezegen ki doğuya da, batıya da ait olmayan mübarek-kutlu bir zeytin ağacından (bir yağ ile) yakılır. (Bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için (insanların sınırlı anlayışına göre) emsaller vermektedir. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (24-Nur 35)”

Dikkat ederseniz ayet-i kerime “Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali..” ifadesiyle başlarken “Allah insanlar için emsaller vermektedir. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir.” ifadeleriyle bitmektedir. Burada misal ve emsal arasındaki farkı dikkate almamız gerekir. Mesela ayet girişinde “O’nun nurunun emsali” ifadesi kullanılmamıştır. Çünkü Rabbimizin nurunun bir emsali yoktur ve olamaz. Bu bakımdan emsal değil misal denilmiştir. Mesele bizim beşeri anlayışımıza göre ifade edilirken ise “Allah insanlar için emsaller vermektedir” denilmekte ve verilen emsale dikkat çekilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimizin emsal olarak gösterdiği şeyleri araştıracak olursanız, bunların hiçbirinin sanal alemden olmayıp-müşahade edilebilecek şeyler olduğunu görürsünüz. Dolayısıyle bu ayet-i kerimede netleşmemiz gereken ilk husus, bizlere emsal olarak verilen şeyin ne olduğudur? Ayetteki ‘kevkebun’ kelimesine yıldız anlamı vererek, bu emsalin uzaklardaki yıldızlardan bir yıldız olduğunu söyleyenler, daha ilk adımda ayetin anlamından uzaklaşmaktadırlar. Bizleri daha önce ikaz eden Fatih Sağlam kardeşimizin de söylediği gibi ‘kevkebun’ yıldız değil gezegen anlamına gelmektedir.

Müşahade alanımız içinde olan yakın dünya göğünde ise Allah’ın belirlediği yörüngelerde akıp-giden ay, güneş ve onbir gezegenden başka bir gezegen bilmiyoruz. Şanı yüce Rabbimiz de bunlar arasında sadece ayı nur kıldığını beyan ediyorsa, bu ayette “Sanki incimsi bir gezegen” denilen gezegen ile bizlere emsal olarak verilen gezegenin ne olduğu konusunda en ufak bir ihtilafımız var mı?

Varsa konuşalım yoksa acele etmeden devam edelim.
D. Demirel
16.01.2019 21:23
Selamunaleyküm
Sessiz ve sakince takipte olma tavsiyenizin bana çok şey kattığını belirtmek isterim. Özellikle son yorumlardaki ayetler ile ilgili paylaştıklarınız neden bazı ayetleri anlayamadığımızı da netleştirdi. Allah razı olsun Mehmet abi.
Yusuf Gökçe abinin yorumunu okuduğumda size olan sevgisini herhangi bir hocaya veya şeyhe olan sevgi gibi değil de bir yerlerde müslüman olarak yaşayan birilerinin varlığına şahitlikten kaynaklanan bir sevgi olarak hissettim. Burayı takibin sebeblerinden biri de bizzat tanımadığım ama müslüman olduklarına inandığım insanlarla (sanal da olsa) aynı derdi paylaştığımı görmek. Allah (cc) ecrinizi versin.

Nur-35 te “Sırça sanki incimsi bir gezegen ki ” ifadesinin ışığının kendinden olduğunu söyleyebilmemiz ayetin devamındaki “(Bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir.” Cümlesidir diye anladım.
Ayın ışığı kendinden midir diye sorduğunuzda delil olarak Yunus-5, Furkan-61 ve (sıralama olarak önce ayın zikredildiği) Nuh-15/16 ayetleri yeterliyken bir de Nur 35 ile desteklendi.
Kafamda yer ile ilgili sorular devam etse de belki henüz Rabbim dilememiştir diyor ve sabrediyorum.

Bir süre önce Kur’an’a geniş kapsamlı bir konuyu arz ettim, ayetleri içeriğe göre tasnifledim ancak ayetler arasında ilişki kurmakta ve bazı ayetlerin neyi vurguladığını ifade etmede epey zorlandım. İşte bu değerlendirme bana nelere dikkat etmediğimi öğretiyor. Yoksa ben kim böyle bir değerlendirmeye yorum yapabilmek kim :)

Mehmed Alagaş
16.01.2019 15:49
Ve aleykümselam
Bazı ayetlerin herkese açık olmayan derin anlamına kavuşma noktasında söylediğimiz “Ne kadar iman edersek edelim, ne kadar akledersek akledelim, ne kadar düşünürsek düşünelim, sadece böylesi çabalarımızla bu ayette işaret edilen hakka ve hakikate ulaşabilmemiz mümkün değildir" sözlerimizi doğru anlamışsın İnşirah kardeşim. Bu sözlerimize “Kur’an açık bir kitabdır, Allah anlayamayacağımız bir ayet göndermez..” gibi yaklaşımlarla itiraz eden kimseler tabi ki olacaktır. Bu kimselere henüz anlayamadığımız ayetleri göstererek “Madem ki her ayetin anlamı açık, bize şu şu ayetlerde ne anlatılıyor?” diye sorsanız, sizlere ayet mealini vermekten başka bir açıklamada bulunamadıklarını göreceksiniz.

Bizlere yükümlü olduğumuz kulluk fıkhını beyan eden bütün ayet-i kerimeler elbetteki açık ve anlaşılırdır. Ancak kulluk fıkhımızın ötesinde olup, birey olarak bizlerden ziyade bütün insanları ilgilendiren bazı önemli ayetler vardır ki, bu ayetlerdeki hakikatler anlamı herkese açık bir şekilde beyan edilmemiştir. Bunun elbetteki İlahi takdirdeki hikmetli zamanlama ile çok ilgisi vardır. Mesela Rabbimiz bir ayetteki hakikatin 11.ci asırda insanların gündemine girmesini murad etmiş ise bu ayeti bütün müslümanlar ilk 10 asır boyunca okumalarına rağmen anlayabildikleri kadarına iman ederek geçerler. 11.ci asra gelindiğinde Rabbimiz bir vesile ile bu ayeti müslümanların gündemine getirir ve bu ayet üzerinde çalışıp çabalayan müslümanlardan dilediklerine bu hakikati açarak insanlara ulaştırır. Dolayısıyle lafzı açık fakat anlamı derin olan ayet-i kerimelere ait beyyinelerin insanlık gündemine gelmesi, Rabbimizin dilemesine ve hikmetli zamanlamasına bağlıdır. Rabbimiz bir ayete ait beyyinelerin 15. asırda açıklık kazanmasını ve insanlık gündemine girmesini dilemişse, 14. asırda binlerce salih alim söz konusu ayeti canla başla tefekkür etseler bile o ayetteki beyyineye ulaşamazlar.

Bizler için ufuk ötesi olan bu meselelerde fazla konuşmadan konumuza dönelim. Arapçayı sular seller gibi bilen kimseler Furkan 61 ayetindeki ‘munira’ kelimesine ışık yansıtıcı anlamını vererek, ayın kendi ışığı olmayıp-güneşten aldığı ışığı yansıttıklarını söylüyorlarmış. Ayetleri anlayabilmek için arapça bilmek önemlidir ama bundan daha önemlisi Rabça bilmektir. Rabça derken elbetteki Rabbimize bir lisan nisbet etmiyoruz. Bu kelimeden muradımız Rabbimiz vahyini hangi dilde indiriyor olursa olsun, o dili noksansız ve hiçbir çelişkiye mahal bırakmayacak İlahi bir usulde kullanmaktadır. Mesela arapçayı çok çok iyi bilen hiçbir edebiyatçı, birbirinden farklı anlamlara gelen kelimeleri aynı cümle içinde iki farklı anlama da gelecek ve birbiriyle çelişmeden, birbirini tamamlayarak anlamı çok üst boyutlara taşıyacak bir şekilde kullanamaz.

Bu arap edebiyatçının kitabını okuyan kimseler, farklı anlamlara gelen böyle bir kelimeyle karşılaştıkları zaman kullanıldığı cümleyi esas alarak “Yazar bu kelimeyi, bu cümlede şu anlamda kullanmıştır” diyebilirler. Bunu derken elbetteki kelimenin farklı olan diğer anlamını o cümleden uzaklaştırırlar. İşte bu alışkanlıktan kaynaklansa gerek İlahi kelama da aynı usulle yaklaşıp, iki ayrı anlama gelebilen mesela ‘munira’ gibi bir kelimeyle karşılaştıkları zaman “Allah bu kelimeyi, bu ayette şu anlamda kullanmıştır!” diyerek, Allah’ın İlahi meramını anlatmasına yardımcı olduklarını zannederler!..

Lütfen ağır olun beyler!. Karşınızda arapçayı iyi kullanan bir edebiyatçı değil arapçayı Rabça kullanan bir Allah vardır. O Allah ki birçok ayet-i kerimesinde farklı anlamlara gelebilen kelimeleri, muteber olan bütün farklı anlamlarında kullanan ve bu anlamlar ile ayetlerine muhteşem bir derinlik kazandıran Rabdır, Rabbimizdir Elhamdülillah..
İnşirah Melal
16.01.2019 13:34
Selamaleykum
Hocam son yorumunuzdaki "ne kadar iman edersek edelim, ne kadar akledersek akledelim, ne kadar düşünürsek düşünelim, sadece böylesi çabalarımızla bu ayette işaret edilen hakka ve hakikate ulaşabilmemiz mümkün değildir. " ifadeniz ile ilahi takdire işaret ettiğinizi anlıyor ve bu değerlendirmede de birkaç kez altını çizdiğiniz "şimdilik anlayamadım, anlayamıyorum" diyebilmenin ne kadar elzem ve kıymetli olduğunu görüyorum. Zira "anlayamadım" demek ayetin anlam kapısının önünde beklemek iken, tevillerle zorlama anlamlar yüklemek o kapıya "kalın bir duvar" örmektir.

Ayın ışığının kendinden olduğunu anlamak için sadece önceki yorumlarınızda hatırlattığınız ayetler bile yetebilirdi. Fakat ben kendi adıma yorum yapmadığım bu birkaç günde Kur'an bütünlüğü içerisinde daha kapsamlı bir araştırma yapmaya gayret ettim. Ayın güneşin ışığını yansıttığına dair herhangi bir işaretle karşılaşmamış olmama rağmen yine çok cesur(!) tevillerle karşılaştım. Mesela hiç çekinmeden ve paranteze ihtiyaç duymadan yapılmış şuna benzer mealler gördüm;

"Göğe büyük yıldız kümeleri serpiştiren, yine oraya (güneş gibi) bir ışık kaynağı ve ay (gibi) bir IŞIK YANSITICI yerleştiren Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır! "(25-Furkan/61)

Arapçayı sular seller gibi bilen bu abilerin "Muniran" kelimesini "ışık yansıtıcı" şeklinde tercüme etmelerinin elbetteki kendilerince haklı ve mantıklı gerekçeleri de var..! Kelimenin dilsel yapısı "hem başkası tarafından aydınlanan nesne, hem de başkasını aydınlatan özne" gibi her iki anlamda da kullanılmaya müsait olup bir de ayın ışık yansıtıcı oluşu KOZMİK BİR HAKİKAT(!) olunca, buyurun size "Kur'an'ın MUCİZESİ"....

Muhtemelen bazıları da Kur'an'da bu kelimenin "muniran" şekliyle geçtiği diğer beş yerden birinde peygamber diğerlerinde kitap için kullanılıyor olmasından hareketle, "nasıl ki Hak'kın kaynağı Allah'dır kitap ve peygamber bunu yansıtır, işte ışığın da kaynağı güneştir ve ay da onu yansıtır." deyip sonunda da "ohh beee, elhamdulillah yine kurtardık kitabımızı bilimin karşısında aciz kalmaktan(!)" demiş olabilirler, bilmiyorum.. Neticede bu abiler "kardeşim biz güneşin değil, Allah'ın nurunu yansıtıyor dedik." demeyeceklerdir herhalde?! Zira bunu derlerse başka sorunlar ortaya çıkar.

Bu araştırmalar vesilesiyle ne denli tehlikeli bir PUT ile karşı karşıya olduğumuzu çok daha iyi anlıyorum hocam. Rabbim bizleri muhafaza etsin ve sabırla dosdoğru yolda dosdoğru yürüyebilenlerden eylesin.

Nur-35 ayetine gelince,
Rabbimizin Kitab-ı Kerim'inde bazı hakikatleri bizlere misaller vererek anlattığını biliyoruz. Örneğin Ra'd-17 de "Hak ile Batılın", İbrahim-24,25'de "güzel sözün" misalini verirken bizlerin müşahede edip anlayabileceği bir şekilde örneklendirdiğini görüyoruz. Dolayısıyla Nur-35'de de Kendi Nur'unun misalini veren Rabbimizin "EMSAL" olarak getirdiği şeyde yine bizlerin müşahede edip anlayabileceği bir şeyler olmalı diye düşünüyorum. Zaten önceki yorumunuzda bu ayeti kastederek "ayın nurunun-ışığının kendinden olduğunu Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’deki bir ayetle daha açık bir hale getirmiş midir?" demenizin sebebi de bu olsa gerek. Elbette “Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir” kısmını dikkate aldığımdan ayetin ana teması olan nura ulaşabilmek ve onun emsalini hakkıyla anlayabilmekten söz etmiyorum.

Ayette verilen misali en basitinden "yağ lambası" gibi tasavvur ettiğimde zihnimde oluşan şudur;

Camın içinde ve yuvasında duran fitilin ucundaki ateş aydınlatıyor, lakin ateşin hiç temas etmediği yağın bulunduğu hazne de aydınlatıyor. Yani altta bir nur, üstte ayrı bir nur. Nur üstüne nur..!

Bu noktaya gelince yeni sorular doğuyor ama, şimdilik tefekküre devam edip bekliyorum inşaallah..
Mehmed Alagaş
15.01.2019 16:24
Ve aleykümselam
Resulullah (s.a.v.)’i ve onun rahmetle bezenmiş güzel ahlakını yeterince anlamaktan aciz olan, inancı ile yaşadıkları arasında ciddi boşluklar olan Mehmed abinize Allah için bu samimi sevgiyi gösteriyorsanız, dikkatinizi alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.v.)’e çevirin ve onu tanımış olsaydınız, tanıdıkça Allah için ne kadar çok, ne kadar çok seveceğinizi düşününüz. Kalbinizdeki bu engin sevgiyi hissettikten sonra yaşlanmış Mehmed abinizi de fazla önemsemeden yanınıza alarak onun yokluğunda, onun davasına nasıl sarılmamız, bu dava için nasıl canla başla çalışmamız gerektiğine karar veriniz. Bizleri Resulullah (s.a.v.)’e lutfuyla ümmet kılan Allah’a hamd ve şükürler olsun.

Yusuf kardeşim ayın-nuru-ışığı ile ilgili olarak sorduğumuz “Bizlerin inandığı fakat bir çok kardeşimizin inanmakta zorlandığı bu durumu, Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’deki bir ayetle daha açık bir hale getirmiş midir?” sorumuza “Nur 35 olabilir” cevabını veriyorsun. Bu arada şunu da hatırlatalım ki bu sitede meseleleri değerlendirirken karşılıklı çetleşmiyoruz. Bunu dikkate alarak karşınızda hemen cevap bekleyen biri varmış gibi hissetmeyin ve kendinizi hemen cevap vermeye zorlamayın. Mesela bir meyve soruluyorsa, bir ağacı göstererek “Bu ağaçta olabilir” demeden önce o ağaca çıkman, o ağacı araştırman ve meyveye ulaştığın zaman elindeki meyveyi göstererek “İşte bu ağaçta” demen gerekir. Bunu tekrar hatırlatmamızın nedeni, senin için de yorucu olan bu acelecilikten uzaklaşman içindir.

Aceleyle de olsa verdiğin cevaba gelince, doğru bir cevap. Zaten Mehmed abin de siz kardeşlerine “Böyle bir ayet var mıdır?” diye sorduğunda, kastettiği ayet-i kerime Nur suresine ismini veren 35. ayet idi. Sizlerin de bildiği gibi Kur’an surelerinin isimlendirilmesinde de İlahi takdir olduğunu düşünüyor ve bu isimlerin sure içindeki önemli bir olaya işaret ettiğini görüyoruz. Dolayısıyle sureye ismini veren Nur 35 ayet-i kerimesi, müslümanlar için önemli bir olaya, önemli bir gerçeğe işaret eden ayet-i kerimedir. Anlamı derin olan bu ayet-i kerimenin bizler tarafından anlaşılması türkçe meali üzerinde titizlik gerektirdiğinden, bizler gücümüz oranında bu titizliği göstererek meali şöyle verdik.,

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali içinde misbah (ışık saçan kaynak-fitil) bulunan bir mişkat (kandil oyuğu-fitil yuvası) gibidir. O misbah (ışık saçan kaynak) bir sırça (cam-billur) içerisindedir. Sırça sanki incimsi bir gezegen ki doğuya da, batıya da ait olmayan mübarek-kutlu bir zeytin ağacından (bir yağ ile) yakılır. (Bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için (insanların sınırlı anlayışına göre) emsaller vermektedir. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (24-Nur 35)”

Peşinen söyleyelim ki bu ayet-i kerime Kehf 17 gibi çok zor, çok müşkil ayet-i kerimelerdendir. Neden zor, neden müşkil diye soracak olursanız, önce Kehf 17 yi hatırlayalım.,

“(Onlara baktığında) görürdün ki, güneş doğduğunda mağaralarının sağına sapıp-meyleder, batarken de onları sol yandan (teğet) geçer-giderdi ve onlar onun geniş boşluğundalardı. İşte bu (durum) Allah'ın ayetlerindendir. Allah kime hidayet verirse o hakka (doğruya) ulaşmıştır, kimi de saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bir veli bulamazsın. (18-Kehf 17)”

Rabbimiz bu ayet-i kerimede “İşte bu (durum) Allah'ın ayetlerindendir” buyurarak, bizlerin dikkatini büyük bir ayete çekiyor. İyi ama bu ayet ne ki, bu ayeti görüp-anlayabilmemiz için ne yapmamız gerekir? İşte ayette bunun cevabı yok. Oysa Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’de bizlerin dikkatini birçok ayete çekerken “Bunda iman edenler için, akledenler için, sabredenler için, şükredenler için, gezip gözlemleyenler, araştıranlar, düşünenler için… ayetler vardır” buyurarak, o ayetleri görmenin özel şartı ve gereği olarak ya iman etmeyi, ya akletmeyi, ya sabretmeyi, ya şükretmeyi, ya düşünmeyi.. öne sürmektedir.

Oysa Kehf 17 deki büyük ayeti görmenin şartı ve gereği olarak hiçbir şey öne sürülmemekte; bu ayeti görüp-anlayabilmenin, diğer ayetleri görüp-anlayabilmemiz için ileri sürülen şartların fevkinde olduğuna işaret edilmektedir. Daha açık bir ifadeyle ne kadar iman edersek edelim, ne kadar akledersek akledelim, ne kadar düşünürsek düşünelim… (ki Mehmed abiniz bu durumu yaşadı ve yaşıyor) sadece böylesi çabalarımızla bu ayette işaret edilen hakka ve hakikate ulaşabilmemiz mümkün değildir.

Peki ne olacaktır?
Ne olduğunu ve ne olacağını Rabbimiz ayetin devamında “Allah kime hidayet verirse o hakka (doğruya) ulaşmıştır” buyurarak beyan etmektedir. Buradaki hidayet, ayette zikredilen hak ve hakikate ulaşmaktır. Yani “İşte bu (durum) Allah'ın ayetlerindendir” buyurularak işaret edilen büyük ayetteki hakkı ve hakikati anlayabilmek, kişisel çabalarımızın ötesinde ancak ve ancak Allah’ın dileyip-hidayet etmesine bağlıdır. İşte bu nedenle Kehf 17 ayet-i kerimesi, müslümanlar için çok müşkil bir ayet-i kerimedir.

Aynı durum Nur 35 ayet-i kerimesi için de söz konusudur. Bu ayette de şanı yüce Rabbimiz “Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir” buyurarak, ayetin ana teması olan nura ulaşabilmemizi ve onun emsalini anlayabilmemizi sadece imana, akletmeye veya tefekküre değil Kendi dilemesine bağlamıştır.

Ne kadar anlatabildik ve ne kadar anlayabildiniz bilmiyoruz. Fakat yine de anladığınız kadarını dikkate almanızı ve bu ayet-i kerimeyi böyle bir dikkatle acele etmeden tefekkür etmenizi istiyoruz.
Yusuf Gökçe
15.01.2019 13:08
SA.Burhan kardeşim,
yazdığın kısa ama nitelikli yazını okuyunca ''Çok şükür yeryüzünde hala saf kalpli Allah dostları varmış.''derken yüreğim kabardı, gözlerim yaşardı. Kardeş, Mehmet Hocamı ben hiç görmedim. Ancak Hocamızın İnsan dergisindeki yazılarını okurdum. Yazıya başlar başlamaz adeta büyülenirdim. İlk kitabından itibaren çıkaracağı yeni kitabını iple çekerdim. Birçok insana onun kitaplarını hediye ettim. Bunlardan bazısı inançsızdı bazısı Türkçü, bazısı şuursuz geleneksel Müslümandı... Gördüm ki okuyanın dünyası köklü bir değişime uğruyordu. Kitaplarının içeriği anlatılamaz ancak yaşanır. Birçok İslam alimini de okudum ama Mehmet Hocam'ı farklı bir yerde görüyorum. Yazan kendisi lakin bir anda kendisi aradan çekiliyor sanki Rabbimizle baş başa kalıveriyoruz. İçimizdeki bütün kirlerden arınıveriyoruz. Bir sahabe samimiyetiyle Allah'a yöneliyoruz. Kaskatı olan gönlümüz muma dönüveriyor. Neyse yıllar yılları kovaladı yaşımız kemale erdi, birkaç yıldır Hocamı bu site üzerinden takip etmeye çalışıyorum. Hocam hep tazeliğini koruyor. Sanki her dem yeniden doğuyor.

Aslında gündeme getirdiği mevzular yenir yutulur cinsten değil. Bütün ezberleri bozuyor. 1400 yıldır bizler Mehti ve Hz.İsa gelecek diye beklerken o, hayır gelecek tek kişi var bu Hz. Süleymandır diyor. Bizler dünya dönüyor derken o, hayır dönen göklerdir deyiveriyor. Biz Yecüc Mecüc Zulkarneyn'in settini yıkacaklar diyoruz o, henüz bu set yeryüzünde yapılmadı deyiveriyor. Kardeşler Hocamızın kıymetini bilelim ve onu anlamaya çalışarak çokça şükredelim. Selametle...
Burhan Akdeniz
14.01.2019 21:30
Selamunaleyküm
Başından beri yorum yapmamış olsam da dikkatle takip ettiğim bu değerlendirmeye katkıda bulunan tüm kardeşlerime ve sadece ilminden değil uzun yıllardır kardeşliğinden-muhabbetinden de istifade ettiğimiz Mehmed abimize dua ediyorum.

Ve Yusuf Gökçe kardeşime dönerek,
Nefsilikten uzak olan son yorumundan dolayı takdir etmek istiyorum. Yusuf kardeşim yazdıklarından Mehmed abiyi överek lüzumsuz bir yüceltme girişiminde olmadığını ve samimi olarak "örnek alınması gereken" tavrının altını çizdiğini anlıyorum. Bu sebeple de Mehmed abiyi şahsen tanımıyor olmana rağmen çok güzel ifade ettiğini söylemek isterim. Çünkü gündeme getirdiği konuların ciddiyetini kavrayamayıp sulandırma gayreti içinde olanlara karşı bizleri de sürekli olarak aynı sakinliğe davet edip duaya teşvik ederken, imani bir heyecanla hemen harekete geçmek isteyen kardeşlerine de sabırla "Allah'ın takdiri" ni işaret eder.

Hele bir de dostlarının yanlışlarına kaygı duymadan gösterdiği tavırdan bahsetmişsin ki, Allah ecrini versin kardeşim.. Yorumunda küçüldüğünü ifade ederken Rab katında büyüdüğünü söylemek isterim. Mehmed abimizin rahmet dolu ikazlarını bir de bizlere sor. Senin de belirttiğin gibi bizler onun hesap günü korkusuyla bizlere hiç çekinmeden söylediği nasihatlerin samimi bir yürekten çıktığını bizzat görüyor, kızmak bir yana Rabbimiz eksikliğini göstermesin diyoruz.
Yusuf Gökçe
14.01.2019 17:31
SA.Mehmet Hocam,
Öncelikle bir önceki yazımda unutmuşum Mahmut Balcı kardeşimize Allah rahmetiyle muamele etsin.Son durağı Cennet olsun.

Hocam üslubunuzda bir rahatlık, bir olgunluk, bir sakinlik görüyorum.Sanki şunu der gibisiniz:Yusuf kardeşim biz aciz varlıklarız,bu davanın sahibi kendi dinini üç beş soysuza bırakmayacak kadar yücedir.Aynen Hz. Ebubekir mağarada korku içindeyken '' Korma, Allah bizimle beraberdir.'' diyen Efendimizin sakinliği, rahatlığı gibi.Hocam yine küçüldüğümü iliklerime kadar anlayıvermeme vesile oldunuz.Size saygım ve güvenim her yazınızda biraz daha artıyor.Bir de şu özelliğiniz dikkatimi çekmeye başladı, dostlarınıza da hiç kaygı duymadan dosdoğru bir şekilde yanlışını ifade ediyorsunuz. Önceleri biraz kırılıyordum.Ancak şimdi hiçbir art niyetinizin olmadığına bizzat kalbim şahitlik ediyor. Açıklamalarınız ve uyarılarınız için teşekkür ediyorum. Allah istikametinizi bozmasın ve inşallah uzun bir ömrünüz olur.

Hocam bir de Ay'ın bizzat ışık kaynağı olduğuna dair ayet var mı diye soruyorsunuz. Nur suresi -35. ayet olabilir diye düşünüyorum: ''Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.'' Selametle...
Mehmed Alagaş
14.01.2019 15:32
Ve aleykümselam
Allah razı olsun Talha. Putlardan kaynaklanan gölgelerin koyu olduğu bir çağda yaşadığımız için Allah imanını ve imanımızı lutfuyla korusun kardeşim. Mehmed Güneş’e de ilgisi için teşekkür ediyoruz. Linkini gönderdiği kitabı inceledik. Ayetlerle birlikte çok sayıda rivayetler de yer almakta. Zikredilen ayetler daha ziyade rivayetlerle açıklanmaya çalışılmakta ve Kur’an’ın tasdiğine sunulmamış bu rivayetler içinde faydalanacağımız hususlar olduğu gibi kabul edemeyeceğimiz haberler de bulunmaktadır. Bizlerin araştırma yöntemi ise konuyu öncelikle ilgili ayetler bütünlüğünde araştırmak, bu araştırma ile genel bir anlayış istikameti ve çerçevesi oluşturmak ve daha sonra rivayetlere yönelerek, rivayetler arasında Kur’an’ın verdiği anlayış istikametinde olanları tesbit ederek bunlardan faydalanmaktır. Dolayısıyle bu birlikte değerlendirmede yaptığımız, konuları öncelikle ilgili ayetler bütünlüğünde araştırmak ve konu hakkında Kurani bir anlayış istikametine ulaşmaktır.

Sana gelince Yusuf kardeşim, imani bir heyecanla ve acelecilikle “Kollarımızı sıvamalı ve işe koyulmalıyız. Allah'ın ayetleri aynı zamanda dakik araştırmalar ve gözlemlerle de ispatlanabilir. Bu ispatı başkalarından beklememeliyiz. Bizzat gerekirse güç birliği yapıp bizler yapmalıyız” diyorsun. Öncelikle hiç acele etme ve iman ettiğimiz ayetleri illa ki ispat etme zorunluluğu hissetme. Ayetlerin açık anlamından “Ayın nuru-ışığı kendisindendir” gerçeğini anlıyorsak ve bu analayışı başka şeylere tevil etmeden “İnandık” diyorsak, ayetlere dayalı bu inancımızı ispat etme zorunluluğumuz yoktur. Hele ki böyle bir zorunluluğu diğer insanlara haklı olduğumuzu ispat etmek için hissediyorsak, nefsanilik kokan böyle bir hissiyattan da uzaklaşmamız gerekir.

Kaygımız kendimizin değil ayetlerin hak olduğunu ispat etmekten kaynaklanıyorsa, bu konuda da hiç şüphen olmasın ki bu zaten ortaya çıkacak ve herkes tarafından görülecektir. Ayrıca şunu da bilmelisin ki ayın nurunun-ışığının kendisine ait olduğu ve hilalden dolunaya nasıl geldiği ispat edilip-anlaşıldıktan sonra bu konudaki ayetlere olan imanımız, artık mesele bilindiği için şu an ki imanımızın değerinde ve mertebesinde olmayacaktır. O halde acele etmeden ayetlere yönelik bu imanımıza hamd ederek bunun hazzını yaşayalım.

Bu sözlerimizden sonra “Ayetler üzerinde çalışıp-meseleyi araştırmayacak mıyız?” diye soracak olursan, elbetteki çalışıp-araştıracağız. Ancak bir işe kalkışıldığı zaman o işin büyüklüğü iyi kavranılmalı ve ona göre sağlam ve aşamalı adımlar atılmalı. Yer, gök, ay, güneş, gece, gündüz… vs. meseleleri de, birbirleriyle yakından ilgili oldukça büyük ve geniş bir meselelerdir. Mesela Bekir Ziya kardeşimizin “Ayın ışığı kendisinden midir?” yorumuna Zeyd der ki de verilen ilk karşılıkta, yakın göğe, gezegenlere ve birinci kat göğe dikkat çekilmiş, cevaplanması gereken bazı sorular belirtilmişti.

Zeyd’in gündeme getirdiği “Kur’an’da yakın gök olarak zikredilen dünya göğü, birinci kat gök müdür yoksa birinci kat göğün bize yakın olan bölgesi midir?” sorusu, ay ve ayın durumları ile yakından ilgisi olan bir sorudur. Önemsediğimiz bu sorunun cevabı bizlere ayın ve güneşin hareketlerini mantığımıza göre değil hakka göre anlayabilmemizi sağlayacaktır. Çünkü güneş, ay ve gezegenlerin içinde bulunduğu yakın dünya göğü, yıldızların içinde bulunduğu gökten ayrı ise güneş, ay ve gezegenlerin hareketlerini sadece kendi yörüngelerine göre değerlendirebiliriz. Ancak yakın dünya göğü, yıldızların içinde bulunduğu birinci kat gökten ayrı değilse, güneş, ay ve gezegenlerin hem bu gökle birlikte, hem de kendi yörüngelerinde hareket ettiklerini dikkate alarak farklı yörüngelerde iki taraflı gerçekleşen bu hareketliliğin bize nasıl yansıdığını-bizlere nasıl göründüğünü anlamaya çalışabiliriz.

Bunlara dikkat çekmemizin nedeni meselenin büyüklüğünü anlamamız ve aceleye kapılmadan sağlam adımlarla ilerleyebilmemiz içindir. Araştırmamızın bundan sonra ki aşamalarında “Küre dünyacılar bunu diyor, düz dünyacılar şunu diyor” sözlerine itibar etmeden ayetler ne diyor ona bakacağız. Zaten “Kur’an’a göre dünya dönmüyor” dedikten sonra dünya dönüyor yalanını tekrar eden Nasa’yı ve onun sahte verilerini bir kenara attığımız bellidir.

Nasa’nın bilimselliğine karşı çıkarak “Dünya düz ve dönmüyor” diyen batılı kesimlere gelince bunların birçok fiziki gözlemlerini dikkate almamız gerekse de, onların gözlem dışı konularda Kur’an dışı semavi kitablara veya varsayıma dayanarak yaptıkları açıklamaları fazla ciddiye almadan bir kenara koymamız gerekir. Çünkü bu konularda hakkı arıyorsak, bu hak ancak ve ancak Kur’an-ı Kerim’dedir. Bu nedenle bundan sonraki meselelerde bizlerin bu batılı kesimleri değil, bu batılı kesimlerin Kur’an’ı veya Kur’an’ı araştıran müslümanları dikkate almaları gerekir.

Evet konumuza dönüyor ve Bekir kardeşimizin gündeme getirdiği için öncelik verdiğimiz ayın nuru-ışığı üzerinde duruyoruz. Birçok kardeşimizle birlikte “Ayetlere baktığımız zaman ayın nurunun-ışığının kendinden olduğuna inanıyoruz” demiştik. Peki sizlere sormak istiyoruz. Bizlerin inandığı fakat bir çok kardeşimizin inanmakta zorlandığı bu durumu, Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’deki bir ayetle daha açık bir hale getirmiş midir?

Dikkatlice Kur’an’a yönelelim..
Talha
14.01.2019 14:33
SELAMÜN ALEYKÜM
Mahmud abime Rabbimizden rahmet diliyorum... Yurdu cennet olsun inşaallah...

Neredeyse her gün 6,7 sefer siteye girerek yeni bir gelişme var mı diye merak ve heyecanla konuyu takip ediyorum... Elhamdülillah yorumları okudukça ayetlere dayalı olan tespitlere -görmesemde, gözlemleyemesemde- teslim olarak iman ediyorum...

Buna vesile olan tüm kardeşlerime ve iman edenlere Rabbimiz merhamet etsin, anlayış ve kavrayış genişliği versin, razı olsun ve bu hakikatleri gözlemleyebildiğimiz zamanları görmeyi nasibetsin...

Köydeyken geceleri tek başıma yaptığım yürüyüşlerde ayı hep takip ederdim.Güneşin battığı hizayla ayın doğduğu hizayı karşılaştırır farkları anlamaya çalışırdım... Ama bunu hiç başaramadım. Hergün evreleri dikkatle takip eder yaptıkları hesaplarla uyuşup uyuşmadığına bakardım. Çoğu zaman uyuşurdu ancak uyuşmayan zamanların sebebi neydi ki?

Dikkatle takip etmeye devam ediyorum inşaallah...
Mehmed Güneş
14.01.2019 02:56
Düz Dünya Eseri
Selamun aleykum
Dünyanın düz ve durgun olduğunu ayet, hadis ve sahabe kavilleri ile ispat eden bir eser, bazı akli işkallerin de cevabı mevcut. Konuya katkım olsun, indirme linki:
http://m.yollayap.com/bbtc/1547423583393.pdf
Gülsüm Alagaş
13.01.2019 21:51
Selamunaleyküm
Mahmud abimize ben de Rabbimizden rahmet diliyorum. Başından beri dikkatle takip ettiğim bu birlikte değerlendirme için başta Sayın Alagaş hocam olmak üzere katkı sağlayan tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun İnşaallah. Günümüzde bilimin ve bilimselliğin bu denli önemsenerek putlaştırılması geçmiş insanlık tarihinde de görüldüğü üzere insanların aynı sapkınlıklarının ifadesi olan nefislerini ve akıllarını ilahlaştırmalarından öte bir şey değildir. Sayın Alagaş’ın son yorumunu okuduğumda Yaratılış ve İnsanlık Tarihi adlı kitabındaki bu konuyla ilgili bir bölümü hatırladım. Bilmek ve iman etmek arasındaki farkı çok güzel bir şekilde açıkladığı bu bölümü yeri gelmişken sizlerle paylaşmak istiyorum.

“...Evet, zayıf ve fakir olan bu mazlumların İlahi daveti kabul etmeleriyle toplumun ikiye bölünmeye başladığını gören ve bu durumdan hiç hoşnut olmayan kavmin ileri gelenleri, daveti kabul eden bu mazlumlara ve mustazaflara "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? (7-A'raf 75)" dediler. Tabi ki inancı değil bilgiyi ön plana çıkaran ve bilimsel gözüken bu soru ile müminleri şaşırtmak, onları şüpheye düşürmek ve imanlarına kuşku katmak istiyorlardı. Böyle bir soru ile karşılaşan müminler ise Allah'ın yardımıyla hiçbir şüpheye düşmeden "Biz, gerçekten onunla gönderilene inananlarız. (7-A'raf 75)" cevabını verdiler.

Bilmek ile iman etmek arasındaki tercihlerini bilmekten yana koyan ve "Bilmediğimiz şeye iman etmeyiz!." anlayışında olan müstekbirler ise "Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız. (7-A'raf 76)" diyerek karşılık verdiler. Bilimsellik adına yaptıkları bu itiraz, elbetteki nefislerine hoş gelen, kibirlerine kibir katan bir itirazdır. Çünkü "Aşağı sınıflardaki insanlar inanmak, bizler ise bilmek isteriz" cümlesiyle kendisini ifade eden, bilemediği her şeyi inkar eden ve günümüze kadar varlığını sürdüren bu yaklaşım; sınırlı olan insan aklını mutlak hakim görerek, bu akılı ilahlaştırmaya çalışan bir yaklaşımdır.

Oysa yaratılmış bir nesne olan akılı,
her şeyi kuşatıcı görerek ilahlaştırmaya çalışmak, bu akıla en büyük ihanettir. Aklını doğru kullanabilen kimseler, görünür gerçeklerden hareket ederek, bu gerçeklerin görünmeyen nedenlerini, görünmeyen hikmetlerini algılayan ve bunlara iman eden kimselerdir. Bir heykeli gördüğü zaman, hiç görmediği heykeltraşın varlığını kabul eden akıl; yaratılmış bir kainatı veya küçük bir taş parçasını gördüğü zaman, hiç kuşkusuz ki bu kainatı ve o küçücük taş parçasını yoktan yaratan Yaratıcı'yı da kabul edecek ve görmese bile bu Yaratıcı'ya yakinen iman edecektir.

Ancak imandan değil bilmekten yana tavır koyan,
nefsi bir kibirle büyüklenen Semud kavminin müstekbirleri, bilimsellik adına ileri sürdükleri bu itirazdan vazgeçmemişler ve kendilerini imana davet eden peygamberlerine "... Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın tapmakta olduklarından çevirip engellemek istemektesiniz, öyleyse bize apaçık olan ispatlayıcı bir delil getirin. (14-İbrahim 10)" diyerek, Salih Aleyhisselam'dan apaçık bir kanıt, bir delil, bir mucize istediler.

İşin garip tarafı, atalarının uydurduğu ve hiçbir şey yaratmayan cansız putlara en ufak bir delil, bir kanıt olmaksızın tapınmakta olan bu akılcı(!) müstekbirler; herşeyi yaratan ve "Herşeyi Ben yarattım (40-Mü'min 62)" buyuran Allah’a yönelmek için apaçık bir kanıt, bir delil, bir mucize istemektedirler!..”

İnanmayı değil bilmeyi ön plana çıkaran müstekbirlerin sorusuna “Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini bilmiyoruz fakat İMAN EDİYORUZ” diyen bu mü’minleri rahmetle anıyor ve onların izinden giderek “Arkasından gelecek soruların cevabını bilmesem de Rabbimin bizlere bir kandil kıldığı ayın nurunun kendisine ait olduğuna iman ettim” diyorum.

Allah yar ve yardımcımız olsun.
Yusuf Gökçe
13.01.2019 18:22
SA.Mehmet Hocam,
''Ay ışığnı güneşten mi alır yoksa kendisi müstakil bir ışık kaynağı mıdır?'' sorusuna bir çok kardeşimin cevap yazmasını ummuştum ama sizin dışınızda şu ana kadar yazan olmadı açıkçası sükutu hayala uğradım. Hocam ,bizim en büyük sorunumuz da tembellik olmalı. Şimdi siz apaçık bir kitabın apaçık beyanını apaçık bir yüreklilikle ortaya koydunuz. Peki sonraki aşama ne olmalı? Kollarımızı sıvamalı ve işe koyulmalıyız. Allah'ın ayetleri aynı zamanda dakik araştırmalar ve gözlemlerle de ispatlanabilir. Bu ispatı başkalarından beklememeliyiz. Bizzat gerekirse güç birliği yapıp bizler yapmalıyız.

Şimdi Ay ışığını Güneş'ten alıyor diyenlere bir soru soralım? Ay'ın ''dolunay evresi'' nasıl olabilir? Bir de tabi tam Ay tutulması olayı var. Diyorlar ki Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geldiklerinde Ay'ın dolunay evresini görüyoruz. Bu şu demektir. Boş bir odadayız odanın ortasından doğrusal bir çizgi çizelim bu çizginin bittiği yerin bir metre üstüne futbol topu koyalım çizginin son bulduğu yere de küçük bir plastik top koyalım.Odamız zifiri karanlık olsun sonra çizginin başladığı noktadan bir el lambasının ışığını birinci topa yani dünyaya tutalım.Topun ışığı gören tarafı gündüz arka tarafı ise gece oluyor.Gece olan yerden Ay'a bakarsak ne görürüz? Dolunay mı? Hayır? Ay'ı göremeyiz. Küre dünya modelini inceledim bu modelde Ay asla dolunay şeklinde görülemez. Zaten kendi kendilerini yalanladıklarını gördüm. Tam Ay tutulmasını da yukarıdaki modele göre izah ediyorlar tek fark şu Güneş ,Dünya ve Ay aynı hizaya geldiklerinde Dünya'nın gölgesi Ay'ın üzerine düşüyor diyorlar. Bu iki izah birbirini tekzip ediyor.

Peki bizim inancımızda '' dolunay evresi '' sorunu var mı? Yok, biz aşağıdayız üzerimizde Ay dolanıyor ve ışığı kendinden. Ancak bizim de Ay'ın diğer evrelerine mantıklı makul ve gözleme dayalı bir cevap bulmamız gerekiyor. Bence bize yol gösterecek ayet Yunus suresi beşinci ayetin içinde “Güneşi bir kandil, ayı da bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller tayin eden O'dur. Allah bunları hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı açıklamaktadır. '' Ay'a tayin edilen menzillere odaklanmalıyız.

Ay'ın gözlenen evreleri şunlardır;
Yeni Ay: Bu evrede Ay'ın Dünya'ya bakan yüzü ışık vermez. Dünya'dan bakıldığında Ay görünmez.
Hilal: Dünya'dan bakıldığında Ay ters "C" harfi gibi görünür.
İlk Dördün: Yeni ay evresinden bir hafta sonra görülür. Ay'ın Dünya'ya bakan yüzünün sağ tarafının aydınlandığı evredir. Ay'ın aydınlık kısmı yarım daire biçiminde görülür.
Şişkin Ay: Ay, ilk dördün evresinden dolunay evresine geçerken görülen ara evredir.
Dolunay: İlk dördün evresinden bir hafta sonra görülür. Ay'ın, Dünya'ya bakan yüzünün tamamen aydınlandığı bir evredir.
Şişkin Ay: Ay, dolunay evresinden son dördün evresine geçerken görülen ara evredir.
Son Dördün: Dolunay evresinden bir hafta sonra görülür. Ay'ın, Dünya'ya bakan yüzünün sol tarafının aydınlandığı evredir. Ay'ın aydınlık kısmı yarım daire şeklinde görülür.
Hilal: Dünya'dan bakıldığında Ay "C" harfi gibi görülür.

Evet kardeşler, Ay üzerimizde bir ışık kaynağı ve menzilleri var. Bu menzillere sebep ne olabilir? Ay'ın üzerimizde daire çizdiğini düşünürsek bir ay içinde aldığı şekillere neden olan nedir? Acaba göremediğimiz cisimlerin önünden ya da arkasından geçerken mi bu evreler oluşuyor yoksa Ay'ın nuru Allah'ın tayin ettiği şekilde azalıp artıyor mu? Ya da başka bir izahı mı var? Bütün bu soruların yanıtını hep birlikte bizzat biz Müslümanların araştırması gerekmiyor mu? Çünkü Rabbimiz yer ve göklerle ilgili ayetlerin sonunda '' bakmaz mısınız ?'' diyerek bizi gözleme davet ediyor. Selametle...
Mehmed Alagaş
13.01.2019 14:37
Ve aleykümselam
Aslen Kilisli olup uzun yıllar Erzurum’da İslami faaliyetlerde bulunan Mahmud Balcı kardeşimiz, insanlara tebliğde bulunurken kulluk yaptığımız Rahman’a kavuşmuştur. Bu dava arkadaşımıza Rabbimizden rahmet diliyor ve sizlerin de dua etmenizi istirham ediyoruz. Rabbimiz hepimize müslümanca ölmek nimetini nasip etsin İnşaallah..

Henüz ölmemiş müslümanlar olarak davamıza dönecek olursak, bu birlikte değerlendirmenin diğerlerinden farklı ilerlediğini söyleyebiliriz. Gerçi ne kadar ilerliyor onu da bilemiyoruz. Kendimizi ara sıra raylara oturmamış vagonları çekmeye çalışan bir lokomotife benzetiyoruz. “Bu örnekteki raylar ne ola ki?” diye soracak olursanız, utana sıkıla “Ayetlere hiç kuşku duymadan iman etmek ve bunu ifade etmekten hiç çekinmemek” cevabını verebiliriz. İlmi bir çekinceyle susmayı tercih ederek yazılanları ciddiyetle takip eden kardeşlerimiz elbetteki çoğunluktadır. Fakat anlayış ve anlatım düzleminde belli bir seviyeye gelen arkadaşlarımızın suskunluğunu neye yoralım ki?

Niye susuyorlar,
ayetlerin zahirinden ne anladıklarını hangi çekinceyle söylemiyorlar ki? Mesela “Ay ışığını güneşten mi alır yoksa bu ışık-bu nur kendisinden midir?” şeklinde gündeme gelen bir soru var. Bu soruyla Kur’an-ı Kerim’e yöneldiğinizde sorunuza cevap niteliğinde aşağıda zikredeceğimiz ayet-i kerimeler vardır.,

“Güneşi bir ziya (aydınlık), ayı da bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller (duraklar) tayin-takdir eden O'dur. Allah bunları hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı açıklamaktadır. (10-Yunus 5)”

“Gökte burçları yaratan, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir. (25-Furkan 61)”

“Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü (birbirleriyle uyumlu) tabakalar halinde nasıl yaratmıştır? Ve ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de bir çerağ-kandil yapmıştır." (71-Nuh 15.16)”

Bu açık ayetleri okuduğunuz zaman sizlerde “Ayın nuru-ışığı kendisindendir” şeklinde net bir görüş oluşmuyor mu? Oluşuyorsa niye susuyorsunuz? Daha önce de söylediğimiz gibi Allah’a ve Allah’ın ayetlerine karşı yersiz ve gereksiz bir korkuyla niye yaklaşıyorsunuz? Rabbinizin Rahman olduğunu bilerek O’nun ayetlerindeki zahir ve açık anlamı söylemekten niye çekiniyorsunuz?

Nedenini söyleyelim, meselenin bir üst aşamasını düşünüyor ve “Ayın ışığı kendisinden ise yarım ay haline geldiğinde o karanlık bölge nasıl oluşuyor?” sorusuna cevap veremiyor ve bilimselliğin verdiği “Ay ışığını güneşten alır” cevabını mantıklı gördüğünüz için çelişkiye düşüyor ve susuyorsunuz!.. Ayetin açık anlamı ile günümüz bilimselliği arasında çelişkiye düşmenizi anlayışla karşılarız ama böyle bir çelişkide bilimsellikten değil ayetin açık anlamından kuşku duyup susmanızı siz mü’minlere yakıştıramayız. Bizler de bu çelişkiyi görüyor ve hiç kuşku duymadan “Hak gerçek Rabbimizin açık kelamındaki açık anlamdadır” diyerek “Ay ışığını güneşten almaktadır” diyen bilimselliği bir kenara atıyor ve hiç kimseden çekinmeden “Ayın nuru-ışığı kendisindendir” diyoruz.

Sizler de mü’minler olarak ayetlerde gördüğünüz bu açık gerçeği gayet rahat söyleyebilirsiniz. Bunu söyledikten sonra velev ki “Madem ışığı kendisinden, her zaman niye dolunay gibi gözükmüyor?” sorusuyla karşılaştınız. Buna illa ki cevap vermek zorunda değilsiniz ki!. Cevabını bilmediğiniz bir soruyla karşılaştığınız zaman Musa (a.s.) gibi “Bunun bilgisi Rabbimin katında bir Kitab'tadır.. (20-Taha 52)” der, imanınızla birlikte dimdik bir şekilde yürür gidersiniz. Bir mü’min olarak ayetlere iman etme zorunluluğunuz olmasına rağmen bu ayetle ilgili her şeyi bilmek, her şeyi açıklamak zorunluluğunuz yoktur!. Şayet araştırmacı bir müslümansanız ve ayetlerin açık anlamından hareketle “Ayın nuru-ışığı kendisindendir” dedikten sonra imandan kaynaklanan bu anlayış istikametinizi hiç bozmadan meseleyi tüm ayetler kapsamında araştırmaya devam edebilirsiniz. Çünkü bir olay hakkında yapılan mantıklı bir açıklamayı değil hakkı arıyorsanız, araştırmalarınızda ayetlere imandan kaynaklanan bu anlayış istikametinizi zerre değiştirmemeniz gerekmektedir.

Hakkı bulmanın yolu budur..
Yusuf Gökçe
10.01.2019 19:53
düz dünya
SA. İyi bir girizgah olmuş sevgili hocam,Hayırlara vesile olsun. Ay'ın evreleri gerçekten ilginç. Işığı kendinden mi,Güneş'ten mi? Ben kendi adıma henüz net bir şey söyleyebilecek durumda değilim. Kardeşlerin tespitlerini merakla bekliyorum.Selametle...
Mehmed Alagaş
10.01.2019 17:50
Selamunaleykum
Gördüğümüz kadarıyla birlikte değerlendirmenin ilk yarısını bitirmiş gibi gözüküyoruz. Yeryüzünün şekli hakkında söylediğimiz “Alt katlar da dahil genel kütle yapısının şeklini ve mahiyetini bilmesek de, üstünde yaşadığımız yeryüzünün küre değil yayılmış ve düzleştirilmiş bir satıh olduğuna kesinlikle inanıyoruz.” sözlerimize ayetlere dayalı ciddi bir itirazla karşılaşmadık. Bazı kardeşlerimiz dünyanın küre olduğuna dair tefsirlerden alıntılar gönderse de, ayetleri açık bir şekilde başka manalara tevil eden bu açıklamaları elbetteki ciddiye alma durumunda değildik.

Kaldı ki bazı değerli müfessirleri de, bu gibi tevillerden tenzih etmek istiyoruz. Mesela kendisini rahmetle andığımız Fahreddin Razi gibi bir alimin açık ayetlere rağmen küre dünyayı savunabileceğine ihtimal vermek istemiyor ve İsrailliyat kökenli bazı anlatımların söz konusu tefsir kitabına sonradan ilave edilmiş olabileceğini düşünüyoruz. Sakın ola ki “Yaparlar mı?” demeyin!. Siyonist kaynaklı İsrailiyatın Fahreddin Razi’ye nisbet edilen bir tefsire değil Resulullah (s.a.v.)’e nisbet edilen hadis rivayetlerine bile sızdıklarını görmüyor musunuz?

Bu başlıkta en çok itirazı ise “Kur’an bilimle çelişmez” diyen çevrelerden duyduk. Böyle söyleyerek bizim bilime karşı olduğumuzu söyleyenlere öncelikle “Gerçek bilim Kur’an’la çelişmez” diyerek bu sözlerini düzeltiyor ve gerçek bilim anlayışımızı ortaya koyuyoruz. Yaratılışı ve yaratılan şeyleri inceleyip-değerlendirirken Yaratıcı’yı ve O’nun kelamını dikkate almayan bir bilim, biz müslümanların nezdinde kesinlikle gerçek bir bilim değildir. Bizler “Rabbimiz acaba doğru mu söylüyor?” kuşkusuyla ayetleri günümüz bilimselliğinin tasdiğine sunmaz, “Bu bilimsellik acaba doğru mu söylüyor?” kaygısıyla bilimsel verileri ayetlerin tasdiğine sunarız. Çelişen bir durum varsa elbetteki “Kur’an’la çelişen bilim gerçek bilim değildir” diyecek ve tercihimizi şüphesiz bir hak olan İlahi kelamdan yana koyacağız.

Meselenin önemini anlamayan bazı samimi kardeşlerimizin ise “Muvahhid olarak bildiğimiz Mehmed abi, tevhidi konuları bırakıp bu meselelere niye giriyor ki?” diyerek üzüldüklerine şahit olduk. Arkadaşlar en önemli konumuz, en asli meselemiz elbetteki tevhiddir. Ancak bilmeniz gerekir ki tevhid “La İlahe” ile başlar ve insanlara ilahlık taslayan her ne varsa onların ifşasını ve reddini önemser. Nitekim “Temel Konularda Kur’an Öğretisi” çalışmamızda önemine binaen “Sahte ilahların ifşa edilmesi” başlığını açmış ve ilgili ayetleri bu başlık altında toplamıştık. 

Günümüzdeki sahte ilahlara gelecek olursak, 

özellikle son yüzyılda dünya insanlarına ilahlık taslayan en önemli put, Yaratıcıyı dikkate almayan küfür teorileri ile dünya insanlarını küfür dolu bir helaka sürükleyen bilimsellik putudur. Hz. İbrahim (a.s.) bu asırda yaşasaydı, hiç kuşkunuz olmasın ki yıkıp-parçalamak isteyeceği ilk put bu olurdu. Bizler de o güzel peygamberin hanif dinine bağlı muvahhidleri olarak elbetteki Muhammed ümmetini de etkileyen bu putun küfür teorilerini reddedecek ve insanlara ilahlık taslayan bu putu ifşa edeceğiz.

Geldiğimiz noktada ayetlere göre dünyanın yuvarlak olduğunu iddia edenlerden bizleri yaftalamanın dışında ayetlere ve ilme dayalı ciddi veya makul bir bir ses gelmediğine göre artık birlikte değerlendirmenin ikinci kısmına geçebilir, bilimselliği ve bilimsel verileri esas alarak “Dünya küredir” diyenlerin cevaplayamadıkları ve tevillere sapmadan asla cevaplayamayacakları bazı ayetleri değerlendirebiliriz. Asla cevaplayamayacaklardır diyoruz çünkü bizler de küre dünya yalanını doğru sandığımız yıllarda ne yerin ve göğün bucaklarından-sedlerinden bahseden, ne yeryüzünün etrafından eksiltilmesiyle ilgili olan, ne de gece ve gündüzü beyan eden ayetleri anlayabilmiştik.

Tabi ki bizim farkımız anlayamadığımız ayetleri bilim ve mantık ölçüsüyle tevil etmiyor, bu ayetleri anlayamadığımızı açıkça söylüyorduk. Mesela Rabbimizin gece ve gündüz ayetlerine onlarca kez dikkat çekmesi ve bunlarda ayet olduğunu söylemesi çok dikkatimizi çekiyor fakat bu ayetlerin ne olduğunu anlayamıyorduk.,

 “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde ulul elbab (zikir, hikmet ve hayır sahibleri) için gerçekten açık ayetler vardır. (3-Al-i İmran 190)” 

“Gece ile gündüzün ard arda gelip-değişmesinde (uzayıp kısalmasında), Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınabilen bir topluluk için nice ayetler vardır. (10-Yunus 6) 

“O, yaşatan ve öldürendir. Gece ve gündüzün (birbiri arkasına gelip) değişmesi de O'na aittir. Hiç düşünüp-akletmeyecek misiniz? (23-Mü'minun 80)” 

“Allah, gece ile gündüzü evirip çevirir. Bunda basiret sahibleri (gerçeği görebilenler) için birer ibret vardır. (24-Nur 44)”

Nitekim “Dönen gök mü yoksa dünya mı?” başlığında Rabbimizin gece ve gündüz ayetlerine dikkat çekmiş ve “Rabbimizin bir ayet olarak onlarca kez öne çıkardığı ve ‘Ben yapıyorum’ dediği bu olay, evrende küçücük olan bir dünyanın kendi etrafında dönmesinden kaynaklanabilecek basit bir olay değildir” demiştik. Bunu söylerken söz konusu ayetlerde görülmesi gereken gerçekler-ayetler olduğuna iman etmemize rağmen bu ayetlerin ne olduğunu bilmiyor fakat tevil de etmiyorduk. “Allah’ın dini adına konuşan bütün kardeşlerimize de nasihatimiz budur” dedikten sonra Bekir kardeşimizin gündeme getirdiği konuyu birlikte değerlendirmeye başlayabiliriz.

Allah yardımcımız olsun..
Zeyd Der Ki
09.01.2019 16:36
Ve aleykümselam
Bekir kardeşim yorumunun sonunda yer alan ‘sanki’ kelimesini kaldırabilirsin. Çünkü kandilin ışığı, senin de düşündüğün gibi kendisindendir. Sözünü ettiğin "Ve ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de bir çerağ-kandil yapmıştır. (71-Nuh 16)" ayet-i kerimesini, aşağıdaki ayetlerle birlikte ele almamız gerekir;

“Hani (bir zamanlar) Yusuf babasına "Babacığım ben (rüyamda) onbir gezegen, güneşi ve ayı gördüm. Onları bana secde ederlerken gördüm" demişti. (12-Yusuf 4)”

“Biz yakın göğü (dünya göğünü) zinetle, gezegenlerle süsleyip-donattık. (37-Saffat 6)”

“Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve herbir gökte Kendi emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve koruma (altına aldık). İşte bu Aziz (üstün ve güçlü olan) Alim (herşeyi hakkıyle bilen) Allah'ın takdiridir. (41-Fussilet 12)”

“Andolsun ki Biz yakın göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip-donattık. Onu şeytanlar için (atılan) taşlar kıldık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. (67-Mülk 5)”

Dikkat edilirse yakın olan dünya göğünde yıldızlardan değil sadece ay, güneş ve gezegenlerden bahsediliyor. Burada cevaplamamız gereken soru, yakın olan dünya göğü birinci kat gök mü, yoksa birinci kat göğün bize yakın olan kısmı mı? Araştırıp-düşünelim derim.
Bekir Ziya
09.01.2019 11:57
Esselamü Aleyküm
Nuh-16'daki, Güneşi bir kandil, ayı da bir nur kıldık ifadesi iki farklı ışık kaynagından bahsediyor. Düz Dünya düşüncesinde de Ay'ın kendi ışığı olduğu var sayılıyor. Kur'an bu görüşü onaylıyor sanki.
Mahmut Uçak
08.01.2019 09:59
selamünaleyküm
Değerli hocam asıl siz hakkınızı helal edin. yazılan yorumları bir daha dikkatlice düşünerek okurum inşallah.
İnşirah Melal
07.01.2019 21:20
Ve aleykümselam
Değerli hocam, farklı bir usul ile yürüttüğünüz bu "Birlikte Değerlendirelim" başlıklarının her biri bana çok şey kattı ve katmaya da devam ediyor. Açılan her bir başlık Selami kardeşimizin de belirttiği gibi son kitaplarınızda okuduğum fakat zihnimde oturtamadığım bazı konuların da yerlerini bulmasını sağlıyor. Size nasıl teşekkür edeceğimi zaman gösterecek inşaallah. Zira ben teşekkürün verilen hediyeyle doğru orantılı olduğunda makbul olacağını düşünenlerdenim. Bu sebeple ciddiyetle kafa yorduğunuz bu çalışmaların kıymetini bilip gereğini yapmanın en güzel teşekkür olacağını düşünüyorum.. Rabbimiz katında ise zaten ziyan olmayacağına, ecrinin verileceğine inanıyor ve dua ediyorum.

Ben de Mahmud kardeşimizin son yorumlarının özellikle zihinleri bulanık kesimler için hayra vesile olduğunu düşünüyor ve teşekkür ediyorum. Zira konuyu sessizce takip eden kardeşlerimden bazıları önceki değerlendirmelerdeki kadar net bir sonuca varamadığımızı söylediler. Bu kardeşlerimin bilimselliği yücelten bir yapıları olmadıklarını bildiğimden tüm yorumları tekrar okuyup yapmış olduğum araştırmaları da dikkate aldığımda, gayet sağlıklı bir yolculuk yaptığımıza tekrar tanıklık ettim.

Bu vesileyle izninizle o kardeşlerime diyorum ki,
Lütfen yorumlardaki açıklamalar doğrultusunda ciddi araştırmalar yapmadan böyle bir kanaate varmayın. Yapılan her yorumun ardından mantık açısından "öyle de olabilir, böyle de olabilir" demeden önce hak gerçek aranmalı, bir ayete göre değil Kur’an'ın tamamına göre "gerçekten iki türlü de olabilir mi?" diye sağlam bir araştırma yapılmalı.. Aksi taktirde dehşet bir yalanı kusmaya teşvik eden, dolayısıyla diğer değerlendirmelerden daha farklı bir ağırlığı olan bu konuyu anlamak gerçekten de zor olacaktır. Zira bu konu anlaşıldığında, Alagaş hocamızın daha önceden gündeme getirdiği bazı konuları da anlamak kolaylaşıyor. Eğer yorumlarda özetin özeti şeklinde yapılan açıklamaları tenkit edecekseniz bu özet genişletildiğinde karşımıza ne çıkıyor diye sormalı ve araştırmalısınız. Ben kendi adıma tüm değerlendirmelerde aynı metodu takip etmeye gayret ettim ve şunu farkettim;

Her birlikte değerlendirmede bizleri bir maden ocağına sokan Alagaş hocam, bizleri yıllarca kazıp-attığı hafriyata hiç yönlendirmeden maden damarlarını işaret ederek birlikte kazalım diyordu. Ancak bu birlikte değerlendirmede maden damarını göstermekle kalmıyor, bizlerin ağırlığından olsa gerek, kazma işini de kendi yapıp "buyurun size maden" diyor. E maden "hazır" olunca, çıkarılan madenin kıymetini bilmeyip çok rahat burun kıvıranlar da oluyor(!). Tamam kardeşler.. Siz buyurmayın, buyurmayın da, aynı araştırmalarla aynı noktaya vararak kendilerine bu madeni sunan adamı severek kucaklayanlara da çamur atmayın..!

Haklı bir itirazınız varsa “Biz de ilgili ayetlerde araştırmalar yaptık ve sizin araştırmalarınızda şu şu noktalarda yanıldığınızı gördük.” deyin. Bunu söylemiyor veya söyleyemiyorsanız, diğer söylediklerinizin ne ağırlığı olabilir ki? Sizlerin ilme ve ayete dayanmayan boş itirazlarınızı dinledikten sonra Alagaş hocamızın saflığa ve temizliğe işaret ederek “Çoban kardeşimiz” dediği Müslümanın fazla araştırmadan doğru yolda, doğru anlayışla attığı bir adımın, sizin yanlış yollarda attığı bin adımdan daha ileri olduğunu görüyor ve “Keşke sizler de o kardeşimizin seviyesine çıkabilseniz” diyorum.

Katkı sağlayan bütün kardeşlerime teşekkür ve Rabbimize hamd ediyorum.
Mehmed Alagaş
07.01.2019 19:47
Selamunaleyküm
Önce Mehmed abine hakkını helal et Mahmud kardeşimiz. Çok uzun olmasına rağmen yayınladığımız son yorumunda görüleceği üzere kalemin güzel ve yeterli olmasına rağmen bir önceki yorumunda meramını yanlış anlatıp öyle bir cevapla karşılaşmışsın. Ancak yine de hayra vesile olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü senin vesilenle meseleye o şekilde yaklaşan geniş kesimlere cevap vermiş olduğumuz için hiç pişman değiliz. Tabi ki senin bu son yorumunu okuyunca, sen güzel kardeşimizi o kesimden ayrı bir yere koyuyoruz.

Yorumunu okuyunca kendini zihinsel olarak çok yorduğunu ve çok çaba harcadığını görüyoruz. Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemeyeceği için sen de sakın yüklenmeye kalkışma. İlerlemen gereken bir menzil varsa yokuşu değil düz yolu tercih et. Aslında Mehmed abinin bazı yazdıkları üzerinde durup, iyice anlamaya çalışsaydın zor gördüğün meselenin kolaylaştığını fark edebilirdin. Mehmed abin ilk yorumlarında özellikle seni muhatab alarak şöyle demişti.,

“Mahmud kardeşim, Kur’an-ı Kerim sadece belli bir zaman dilimindeki insanları değil kıyamete kadar bütün insanlığı muhatap alan zamanlar üstü bir Kitab’dır. Mucizevi özelliklerinden birisi de en derin hakikatlerin dahi herkesin kendi çapına göre anlayabileceği bir sadelikte verilmesidir. Nitekim astronomiyle ilgili bir ayetten iman sahibi bir profesör yüz sayfalık bir gerçek anlarken, aynı ayetten hiç ilim sahibi olmayan bir kardeşimiz sadece bir cümlelik gerçek anlayabilir. Burada önemli olan husus her iki anlayış arasında derinlik farkı olmasına rağmen istikamet farkı yoktur. Çünkü Kur’an-ı Kerim ayetleri açık lafız olarak böyle bir duruma kesinlikle izin vermez.”

Bu ifadelerin ne anlama geldiğini yeterince düşünseydin, yeryüzüyle ilgili ayetlerde “Acaba nasıllık mı yoksa başka bir şey mi kastedilmiştir” sorularıyla kendini yokuşlara vurmazdın. Allah’ın kitab’ı ve ayetleri senin de bildiğin gibi çelişkisizdir Mahmud kardeşimiz. Buradaki çelişkisizlik ayetlere muhatab olan müslümanları da kapsadığı için temiz akılla bir ayeti okuyan çoban ile aynı ayeti okuyan alimin anlayışları arasında derinlik farkı olsa da anlayış istikametlerinde kesinlikle bir çelişki yoktur. Alim ve araştırmacıların bu gerçeği bilmesi, bu ayetlerin kendilerine özel indirilmediğini farketmeleri ve ayetlerde derinleşmek istedikleri zaman bu ortak anlayış istikametinden sapmadan derinleşmeleri gerekir.

Bu gerçeği bilmeyenler ve kendilerini sıradan müslümanlardan ayırmak isteyenler, ayetlerde kimsenin göremediği gerçekleri (!) ortaya koyabilmek için değişik anlayış istikametlerinde araştırma yaparak kendilerince farklı şeyler ortaya koyarlar. Bu beyhude bir çalışmadır. Elbetteki ayetler üzerinde derinleşecek ve kardeşlerimizin henüz görmediği gerçeklere ulaşmak isteyeceğiz. Ancak alim ve araştırmacıların ayetler üzerindeki bu çalışması, aynı ayetten çoban kardeşimizin anladığı istikamette olacaktır. Çünkü hem çoban kardeşimizi, hem alim kardeşimizi birlikte muhatab alan bu ayetin doğru anlam istikameti, her ikisinin ortak anlayışındaki doğru anlam istikametidir.

Bu istikametten şaşmayan araştırmacılar, ellerinde adres olmadan bir yere ulaşmak isteyen şaşkınlara benzemeyecekleri gibi onlar kadar da çok yorulmazlar. Çünkü hakkı anlamak ve anlatmak kolay iken aynı hakkı başka şeylere tevil etmeye çalışmak oldukça zordur. Zaten bu nedenledir ki bizler onlarca hak gerçeği küçük bir kitabla anlatılabilirken, sadece bir hakkı başka manaya tevil etmeye çalışan kitablar oldukça hacimlidir.

Şimdi sana gelelim Mahmud kardeşimiz. Açık ayetlere bir çoban anlayışıyla yaklaştığın zaman “Kur’an’a göre yer düzdür dedikten sonra burda açılan konu üzerine katkı yapabilme umuduyla araştırmalarına devam eden ve daha sonra aslında Kur’an yerin nasılından bahsetmiyor, nedeninden bahsettiği için bu vasıfları kullanıyor kanaati oluştu. Ama netleştirmediğim için sağlamlaştırılmamış dedim..” diyorsun. İşte burada kendini yokuşa vuruyorsun. Oysa bu istifhama yine yorumlarda yer vermiş ve “Çok boyutlu olan ayetlerde bazı meselelerin hem nedeni, hem de nasıllığı birlikte verildiği için bunları birbirinden ayırmamamız gerekir” demiştik. Zaten tefekkür ettiğimiz zaman da ayetlerdeki neden ve nasıllığın da birbiriyle kesinlikle çelişmediğini görür, nasıllığını henüz kavrayamadığımız boyutlarına da “Amenna” deriz. Niye kendini yoruyorsun ki? Ayetlerde anlayamadığımız derinlikler olsa da, Allah’a hamdederek anladıklarımızla yetinmemiz ve ayetin anlam istikameti konusundaki mutmainliğimizi kesinlikle bozmamamız gerekir.

“Hiçbir şekilde yerin tamamını göremeyen insanlara bakın yeri (n tamamını nasıl düzleştirdim demiş midir? Demişse bunu nasıl anlayacağız?” gibi sorular soruyorsun. Mahmud daha önceki bazı yorumları tekrar tekrar okuman gerekiyor. Rabbimizin “Yaydım, döşedim, düzleştirdim” ifadeleri, yeryüzünün genelini anlatan ifadelerdir. Ard kelimesine dahil olan denizlerin bile düz bir satıhta olması, bu ifadeyi genel yeryüzünün çoğunluğu anlamında zaten doğrulamakta ve Rabbimiz buna rağmen dağlar, vadiler, yollar gibi ayrıntıları istisna olarak zaten zikretmektedir. Dolayısıyle hangi akıl sahibi insan, hangi gözleme dayanarak ve hangi verilerle Rabbimizin genel bir yeryüzü için söylediği “Yaydım, döşedim, düzleştirdim” buyruğuna karşı çıkabilir?

Kendini çok yorma güzel kardeşimiz. Mehmed abin anlayamadığı birçok ayeti anlayabilmek için farklı anlam istikametlerinde kendini yokuşlara vurarak hiç yormuyor, gerekirse o ayetin anlam kapısında uzun yıllar tefekkür ederek beklemeyi tercih ediyor.
Dua ile..
Yusuf Gökçe
07.01.2019 19:33
SA Mahmut kardeşim,
Yazılarını dikkatlice okudum.Diyorsun ki asıl önemli olan söz konusu ayetlerden öncelikle anlamamız gereken Allah'a yönelmemiz ve onun rızasına bir yol aramamızdır.Söylediklerin genel anlamda doğrudur.Ancak Kuran-ı Kerim yer ve göklerle ilgi bunca ayrıntılı ayetleri indirmesinin bir sebebi de yer ve göklerle ilgili insanlığın ekserisinin yanlışa düşeceklerini biliyor olması olamaz mı?

Henüz on sekiz yaşlarındaydım Furkan suresi 45'inci ayeti okuduğumda şaşırıp kalmıştım ayet şuydu: "Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık." Bu ayet çok açık şekilde gölgenin uzayıp kısalmasının sebebini güneşe bağlıyordu.Halbuki biz okulda gece ve gündüzün,gölgenin uzayıp kısalmasının sebebini, dünyanın küre olmasına ve kendi etrafında dönmesine bağlı olduğunu öğrenmiştik.Meseleyi birçok Kardeşimle müzakere etmiştim ancak kardeşlerim modern ilme o kadar inanmışlardı ki bu araştırma azmimi kırmışlardı. İlimce benden daha ileride kabul ettiğim bu kardeşlerin hepsi mi yanılıyor herhalde ben hata ediyorum diye düşündüm .Halbuki bu mevzuya kardeşlerim biraz ilgi gösterselerdi dünyanın düz ve sabit olduğu üstümüzde dönüp duranın güneş olduğunu o günlerde çözmüş olacaktık. Selametle...
Mahmut Uçak
07.01.2019 14:29
(alttaki yorumun devamı...)
- Melekler ve cinler kuşkusuz vardır(nedeniyle ilgilenmeden) ama geleneğin anladığı gibi ruhani bir varlık değilerdir. Efendim melek me-le ke kökünün asıl anlamı güç-kuvvet-yeti(meleke) dir vs dolayısıyla melek dediği şey de tabiat olayları Allahın gücü vahiy vs dir yoksa haşa Allah’ın sekreteri değildir diye nasıllığını açıklamaya çalışırlar

- Allah insanı yaratmıştır.(nedeniyle ilgilenmeden) Ama geleneğin anladığı gibi önce cansız bir heykel yapıp sonra ruh üflenerek değil şöyle şöyle evrimsel süreçlerle önce beşer üzerinden uzun bir süre geçtiğinde de adem diye birini seçip şöyle böyle diye yine yaratılışın nasıllığını ortaya koymaya çalışırlar

- Mucize(ayet) tabi ki vardır. Vardır ama bu öyle geleneğin anladığı gibi mistik-olağanüstü şekilde değildir; işte efendim musa aleyhiselam asasını gerçekte taşa vurmadı deniz yarılmadı gelgit olayı vs İbrahim aleyhiselam ateşe atılmadı, ateş serin olmadı ateş denilen şey kavminin ona kurdukları tuzaktı vs deyip bunun nasıllığını anlatırlar.

- Uzatmadan bing-bang saçmalığı da evrim saçmalığı da ve diğer bütün teoriler de varlığın nedenini değil nasıllığını açıklamaya çalışan bu düşünüş biçimi ile ortaya çıkmıştır.

- Yine Kur’an bir çok ayette akletmemizi ister; ama bu akletme durumu istisnalar olmakla birlikte gayesinin Allah’a yönelmek, ahireti düşünmek, dünyaya dalmamak, ahiret kurtuluşu için ilim ve reçeteleri yerin ve göğün ve ikisi arasında bulunanları yaratandan almaya yönelik olduğu halde modern kafa bunu alıp bak Allah aklet diyor düşün diyor diye dünyevi ilim ve reçeteler elde etmeye çalışırlar. Bu sebeple de dünya (hayatı) çok rahat olmuş her şey bir tık uzağımıza düşmüş ama ahiret de bir o kadar uzaklaştırılmış ve sonraya ertelenmiştir.

Son olarak diyorum ki evet Allah yeri yaymış, döşemiş, uzatmış, beşik yapmış, düzleştirmiş, dağlarını dikmiş, düzenlemiştir. Göğü yükseltmiş, bir tavan yapmış, yedi kat olarak düzenlemiş, kandillerle süslemiş gecesini karartmış gündüzünü belirgin kılmıştır. Bunu yapmasının ‘’neden-niçin’’iyle ilgili ayetler ‘’nasıl’’ lığıylayla ilgili ayetlerdençok daha açıktır? Ve bize ve insanlığa kurtuluş olacak şey de ‘’neden-niçin’’ini hala gökleri ve yeri yaratana yüzünü ve kalbini döndürmeyip dur bakayım gökle ilgili ne keşifler yapılmıştır deyip yüzünü ekranlara dikenlere hatırlatmaktır. Dolayısıyla Kur’ana ardz(yer) ı arz ederken nedenini de unutmadan ve nasıllığını Ku’anın açıklamadığı şekilde açıklamaya çalışmadan değerlendirmek inşallah daha hayırlı olabilecektir.Gök ayetleri üzerinde düşünürken anladığım ana konu şu oldu: gökleri de yeri de yaratan onlardaki incellikleri tümüyle bilen Allah’tır. Bunlar sebepsiz değillerdir. Bunları düşünerek akledin ve hayatınızı düşünün ve Allah’a dönün.
Mahmut Uçak
07.01.2019 14:11
selamünaleyküm
Çok değerli Abi ve kardeşlerim benim yazmam çok iyi değil öyle kısa cümleler net cümleler yazamıyorum. bunun için uzunca yazabildim.

Çok değerli Mehmet ALAGAŞ HOCAM
Düz dünya ile ilgili araştırmalarıma burdaki değerlendirmeden daha önce başlamıştım. Kur’anı baştan sona bu konu da içinde olmak üzere okumuştum bununla yetinmeyip konuyu ele alan kitap da bulduysam okudum. Ve vardığım kanı yer’in düzlüğüdür. Hatta "Dönen gök mü yoksa dünya mı" başlığında bir kardeşimiz özetle "Mehmet abi düz dünyacılar var" demesinden de önceydi. Kendimce Kur'an'a arz etmiş ve Kur'an'a göre yer düzdür. Ben de buna inanmıştım. Hatta o zaman "Mehmet ABİ’nin verdiği cevabı anlamadığım ve onaylamadığım halde bunun altında ayet vardır demesem de bir ilim vardır bildiği bir şey vardır diye düşünmüştüm. Çünkü bizim henüz netleştiremediğimiz bazı şeyleri netleştirmiş ve bu netlikle olaylara bakıyor" diye düşünmüştüm. Konu burda açılınca da sevinmiş ve inşallah netliğe kavuşur diye düşünmüştüm. Burda açılınca da katıldım. Fakat zar zor vakit bularak iki satır bir araya getirerek yazdığım yorumlar da ya yeterince anlaşılmamış(anlatılmamış da) ya da sitenin kriterlerine takılmıştı. Meramımı dile getiremediğimi görünce de sınıfın arka tarafına çekildim. Araştırmalarıma devam ettim hala da ediyorum. Bundan dolayı biraz da sitemkar yorumlar yaptım. Allah razı olsun ilgili kişilerce buna gerek olmadığı, kendilerince doğru olanını yaptıklarını dile getirdiler. Ben de inandım samimiyetlerine. Allah razı olsun. Rabbim emeklerini boşa çıkarmasın. Ayaklarını sırat-ı mustakime çıkarsın ve orda sabit kılsın. Ve bizim de inşalah. Yazdıklarıma gelince kesinlikle ahkam kesmek değildir.

Mehmet Abi’nin ‘’Ne demek bu? Yazılanları ve meseleyi yeterince anlayamamış olabilirsin. Bu durumda ahkam kesmek yerine şu an susmayı tercih eden birçok kardeşin gibi “Araştırıyor, düşünüyor ve anlamaya çalışıyorum” demen gerekmez miydi?’’ sorusuna gelince; Çok değerli Mehmet abim bunu zaten yaptım/yapıyorum; ama bunu yaparken benim konuyla ilgili gündemime giren şeylerin burda gündeme gelmemesi ve tamamen düz dünya önkabulü ile ilerlemesi bana ‘’ Bu gidişat sağlamlaştırılmış bir gidişat gibi görünmüyor.’’ Dedirti.

Kur’an’a göre yer düzdür dedikten sonra burda açılan konu üzerine katkı yapabilme umuduyla araştırmalarına devam eden ve daha sonra aslında kur’an yerin nasılından bahsetmiyor, nedeninden bahsettiği için bu vasıfları kullanıyor kanaati oluştu. Ama netleştirmediğim için sağlamlaştırılmamış dedim. Bunu da niye dedim(dövecekseniz bi daha böyle şeyler de demem abi) sağlamlaştırdığınızı düşünüyorsanız bizimle paylaşın. Yok sağlamlaştırmamışsanız bunu birlikte sağlamlaştırabilelim diye. Karşılıklı konuşamadığımız için meramımı dile getirmekte zorlanıyorum. Ama Allah’ın izni, rahmeti ve lütfuyla hakikati arıyorum. Benim gördüğüm Yer düzdür. Görmediğimi ise Allah’a havale ediyorum ya Rabbim ‘’bilmiyorum’’ diyorum. Bu konuda görmediğim şeyleri tabi ki modern batılı epistemolojik materyalist paradigmanın verileriyle belirleyecek değilim onların küfürlerine rağmen getirdiklerini nasıl kabul edebilirim. Kur’an’ın zaman üstü mekan üstü oluşuna iman etmekle birlikte bir zamanda, bir zemine ve bir insan topluluğuna indirdiğini de göz ardı edemediğim için şu da aklıma geliyor; hiçbir şekilde yerin tamamını göremeyen insanlara bakın yeri (n tamamını nasıl düzleştirdim demiş midir? Demişse bunu nasıl anlayacağız. Tam bu noktada göğün yedi kat olduğuyla ilgili ayetler aklıma geliyor ama burda da bakın, görün, değil yaptım bina ettim diyor ben de şu an görmesem de ‘’NASIL’ını bilmesemde iman ediyorum yedi kat olduğuna. Nasıllıkla ilgili bir örnek vermek gerekirse Kur’an yerin diriltildiğinden bahseder. Eğer yerin nasıl diriltildiğine şahit olmasaydık yerin diriltimesini kur’an’a arz etseydik bu ayetteki ‘’yer’’ yerin tamamı ya da yeryüzünün tamamı için almamak için bir delilimiz olur muydu. Her ayeti söylendiği gibi yalın düz mü anlıyoruz yoksa manasıyla mı? Yerin diriltilmesinden kasıt üzerinde yeşeren bitkiler ağaçlar mıdır. Kur’an dağların kazık kılındığını söyler peki baktığınız sıra dağların şekilsel olarak kazığa benzer yanı mı var. Kur’an bütünlüğünde ele aldığımız bir konuda bunlara da bakmayacak mıyız? İnsan bilmediklerinin sağlamasını bildikleri ve gördükleri ile yapar. Kur’an adına henüz olmamış olaylar üzerine konuşurken doğru söyleyip söylemediğimizi kur’an’a doğru yaklaşıp yaklaşmadığımızı kesin olarak görüp bildiklerimiz üzerinden test etsek ne olur acaba. bir örnek olarak:

‘’ Yeryüzü onları sarsmasın-sarsıntıya uğratmasın diye (orada köklü) sabit dağlar yarattık ve (istedikleri yerlere) gidebilsinler diye (aralarında) geniş yollar açtık. (21-Enbiyâ 31) Biz görüp bilmesek Bize dense ki gavurlar bir yerden bir yere havadan gidiyorlar. Biz de hele dur bunu kur’an’a soralım desek ve yukarıdaki ayeti görsek. Şunu demez miyiz kur’an bir yere varmanın şartı olarak geniş yolar-vadileri gösteriyor havadan bahsetmiyor. Dolayısıyla bu mümkün değil bunu mu deriz. Evet herhalde kendimize çok geldik şimdi lütfen biraz kendimizden geçelim. Yaptığımız açıklamalar tutarlı mıdır? Yoksa günümüz aklıyla mı ilgilidir? Bunları da soruyorum. Çünkü korkuyorum. Düne kadar ağzımdan salyalar akarak okuyup dinlediklerimi şimdi onaylayamıyorum. Yusuf kardeşim bizim karşı olduğumuz modern paradigmanın temel prensiplerinden biri de bir şeylerin ‘’Nasıl’’ını açıklamaya çalışmasıdır. Bizim Kur’an’a bir şey nasıldır diye soru yöneltmemiz bile bu tür bir zihinsel soru(n)dur. Acaba diyorum, Kur’an yeri şu vasıflarla anlatırken gerçekten nasıl’ını mı söz konusu etmiş?

Yer için bahsedilen vasıflar;
Medde= uzatma, yaymak, (ray hat)döşemek. Mesela rabbimiz gölgenin uzatılmasından bahseder(56/30) gölge uzatıldığında üzerine düştüğü yerin şeklini alır. Ve yine uzatma işini ‘’dileyseydik durgun kılardık’’ diyerek hareketliliğin karşısına zikretmiştir. Bisat= yaymak, sermek, yaygı, sergi. Rızkın genişletilmesinde bu kavram (genişletme-açma-genişletme)kullanılır. Firaş= döşek, döşemek, Mebsüsetun(be -se- se)= yaymak, dağıtmak, saçmak. Yeryüzüne dağılma, yayılma bu sözcükle kullanılır. Bulutların yayılması da Taha= bir nesneyi yaymak, genişletmek. Mihada= küçük çocuk için hazırlanan şey, beşik. Sutihat= düz hale getirmek, düzlem de bu kökten gelen kelime ile ifade edilen kelimelerdendir.

Benim anladığım ‘’neden-niçin’’ ini konu etmiştir. Bakın sutihat(88/20) dışında hepsi bir hazırlanmışlığa, hepsi insanın yaşamı için uygunluğa işaret eden sözcüklerdir. Sutihat sözcüğüne gelince(ki ben burda bu sözcüğün geçtiği bu ayette durdum ve tamam dedim, işte yer düz olsa ancak bu sözcükle bildirilirdi) ama söz konusu ayet ‘’efela yenzurune..’’- bakmıyorlar mı ? diye başlayan ğaşiye 17. ayet ile bağlantılı olarak yani yere bakmıyorlar mı nasıl düz bir satıh yapılmış. Şimdi soruyorum gördüğünüzden fazlasına bakabildiniz mi? Ben diyorum bakmadım baktığım kadarıyla zaten dümdüzdür. Baktık yüzü düz olsa da yapısı küredir diyenlere zaten inanmıyoruz. Cenab-ı Allah zaten nasıl’ını kendi sorup bize bir bakın nasıl düzleştirmişim diyor. Bakın sözcükleri te’vil etmiyorum. Sözcüklerin sözlük anlamı bunlar. Ve ilginçtir meallerde hepsi hemen hemen aynı anlamda kullanılmıştır. Döşek-beşik-sergi(hasır) bunlar aynı değil ama işlev olarak benzerdir diyebiliriz. Bu da yayma düzleştirme midir? Bakın sadece bunları anladım aklıma bunlar geliyor ve soruyorum. Ahkam kesmiyorum.

Kur’an döşedim, döşek yaptım dediğinde aklımıza döşeğin düz ya da yuvarlaklığı mı geliyor yoksa döşek sizin için ne anlam ifade ediyorsa yer de o anlamı ifade eder. Bir döşeyici olmadan döşek olur mu? Yoksa bu mu aklımıza gelir? Allah yaygı kıldım diyor yaygı nedir diye sormamız gerekmez mi? Yaygı deyince neden düzlük aklımıza geliyor. Yer size düşman değil, diken değil, taş değil( ki modern paradigmayla burdan da ayrılıyoruz çünkü onlar doğayı canına okunması gereken vahşiymiş gibi kontrol altına alınması gerekenbir varlık olarak görüyorlar. Beşik kıldım beşik nedir diye sormamız gerek mez mi? Beşikten düzlüğü anlamak ile deve kuşu yuvasından ( yumurtasına dendiğini ileri sürenler olmuşsa da böyle bir bilgiye ulaşamadım. Ulaştığım bazı kaynaklar da bunun yersiz olduğunu söylüyordu.) Kısacası Bunlar (sutihat hariç) nasılı belli olmayan kavramlardır. Bunu netleştirelim sağlamlaştıralım. Hiç birimiz bilerek yanlış söylemiyoruz. Kaç yıldır Kur’an talabesiyim diyen insanlarda külliyatla kitap yazmışlar ve bizi bilgileriyle döverler ama gel gör ki yaptıkları izahları SAĞLAM bulamıyoruz. Bunu anlatmak için kendilerini de hem gerçekten bulamıyoruz hem de samimi bulamıyoruz. Ama sizin samimiyetinize tüm içtenliğimle inanıyorum. Hakkınızda söylediklerinizi ben de sizin hakkınızda söylüyorum.

Modern dönemden önce yani (16-17. Yüzyıldan önce) doğa bilimlerde ve belki diğer alanlarda da bir şeyler üzerinde düşünülürken sorulan soru ‘’niçin- neden’’ sorusu iken modern dönemde bilgi ve varlık anlayışının değişmesiyle bu sorular şekil değiştirip ‘’nasıl’’ sorusuna dönüşmüştür? Bu gün islam dinindeki okumalarda da bu ‘’nasılların çoğalması biraz da bu şekilde bu kültürle inşa edilen kafalarla ilgilidir. Bu nasıllara bildiğim birkaç örnek vereyim;
...
(devamı sonraki yorumda)
Mehmed Alagaş
07.01.2019 13:52
Ve aleykümselam
Bekir kardeşim Allah’a hamdolsun ki bilimselliğin putlaştırıldığını ve küfür teorileriyle insanları helaka sürüklediğini yıllardır söylüyoruz. Rabbimizin bu lutfu nedeniyledir ki Allah’ı dikkate almayan bu bilimselliğe karşı hep dikkatli yaklaşmış, evrim ve büyük patlama gibi küfür teorilerine şiddetle karşı çıktığımız gibi aynı bilimselliğin “Dönüyor” dediği dünya için Kur’an’a göre dönmediğini ortaya koymuştuk. Dolayısıyle bu bilimsellik putu bizim itikadımızı ve Allah’a kulluğumuzu etkilememiştir. Ancak müslümanların önemli bir kesimi de dahil olmak üzere bu bilimselliği haddinden fazla dikkate alan ve onun bütün teorilerine sıcak yaklaşan milyarlarca insan vardır.

İşte bizim bilimsellik putuna karşı bu öfkemiz, bizler Allah’ın lutfuyla sakınmış olsak da sakınamayan milyarlarca insanın meçhul akibetleri içindir. Bu nedenledir ki insanları küfre ve sapıklığa davet eden böylesi bilimselliğe şiddetle karşı çıkıyor ve yüceltilen bu putun ayetlerle yıkılmasına çok büyük önem veriyoruz. Suriye cephesinde fiilen karşı karşıya olduğumuz bu şeytani siyonist zihniyetin dünya insanlarını asırlardır nasıl aldattığına açıklık getirerek, onları küresel değil dünyasal düzlemde de mahkum etmek istiyoruz.

Bu çabamız, anlamayanlara tabi ki gereksiz gelebilir..
Bekir Ziya
06.01.2019 21:11
Esselamü Aleyküm
Bir fasık size bir haber getirdiğinde onu iyice tetkik edin demiyor muydu Kur'an? Amerika ve O'nun sözcüsü NASA'dan daha fasık kim vardır ki?! Rabb'im bizleri affetsin ki bu fasık ve kafir güruhun bize sunduğu haberleri yıllarca sorgulamadan kabul etmişiz.
Mehmed Alagaş
06.01.2019 19:10
Ve aleykümselam
Mahmud kardeşim, Mehmed abin Allah’ın razı olacağı din hakkında doğruları yazmaktan ziyade yanlış yazmamaya özen gösteren ve bu nedenle Kur’an bütünlüğünde netleşmediği konularda kesinlikle konuşmayan bir abindir. Konuştuğu konular da ayetlere dayalı olduğu için 35 yıldır gündeme getirdiği görüşler bazı kesim ve kişilerin hiç hoşuna gitmese dahi “Altında mutlaka ayetler vardır” denilerek suskunlukla karşılanır. Asıl itibariyle konuşmayı değil susmayı seven Mehmed abin Kur’an ayetlerine dayalı olarak dünyanın dönmediğine ve yeryüzü itibariyle yayılmış ve düzleştirilmiş olduğu sonucuna ulaşmışsa, putlaştırılan bilimsellikten çekinerek bunları ifade etmekten de geri durmaz. Gönderdiğin yorumda “Bu gidişat sağlamlaştırılmış bir gidişat gibi görünmüyor” diyorsun.

Ne demek bu?
Yazılanları ve meseleyi yeterince anlayamamış olabilirsin. Bu durumda ahkam kesmek yerine şu an susmayı tercih eden birçok kardeşin gibi “Araştırıyor, düşünüyor ve anlamaya çalışıyorum” demen gerekmez miydi? Hem ‘sağlamlaştırılmış’ derken kastettiğin nedir? Birçok Müslümanın söylediği gibi dünyanın üst yüzeysel şeklini uzaydan bizzat görmek mi istiyorsun? Oysa Nasa’nın yıllardır gösterdiği küre dünya görselleri karşısında bu itirazda bulunulmamış ve “Dünyayı uzaydan bizzat görmemiz gerekir” denilmemişti!. Kaldı ki Nasa’nın iddiası, yeryüzünün yayılıp-düzleştirildiğini beyan eden ayetlere muhalif gözüken bir iddia olmasına rağmen böyle bir genel itirazda ve “Dünyayı uzaydan bizzat görmemiz gerekir” talebinde hiç bulunulmamıştı!.

Şimdi Nasa’ya gösterilmeyen bu itiraz ve bu talep, Allah’ın ayetlerini anlamaya ve anlatmaya çalışan biz Müslümanlara mı yöneltiliyor? Böyle bir durumdan en azından kardeşlerimizin sakınması gerekir, çünkü tarih ne yazık ki tekerrüre devam ediyor. Geçmişte de putlara hiçbir delilleri olmadan, hiçbir şart koşmadan inanıp-kulluk edenler, kendilerini hak delillerle hakka davet eden Müslümanlardan illa ki ayet-mucize istememişler miydi?

Lütfen kendimize gelelim!.
Nasa’nın görsellerine şartsız iman edenler, Allah’ın ayetlerine inanmak için şart koşmasınlar. Bizler şart koşmadan iman ettiğimiz ayetlere dayanarak “Yayılmış-düzleştirilmiş dünya kesinlikle dönmüyor” diyorsak ve sizler bu sözü sağlam görmüyorsanız, alimlerinizi ve hocalarınızı da çağırarak en çürük gördüğünüz noktasına ayetlere dayalı olarak var gücünüzle darbe vurmaktan hiç çekinmeyin.

Bakalım yıkılacak mı?
Yusuf Gökçe
06.01.2019 17:55
SA. Mahmut kardeş,
ne dediğin anlaşılmıyor. Biraz açıklama yaparsan seviniriz. Selametle...
Mahmut Uçak
06.01.2019 11:55
selamünaleyküm
Daha sonra ''Neden kimse o zaman gelip bir şey demedi'' demeyesiniz diye şimdi diyorum: Bu gidişat sağlamlaştırılmış bir gidişat gibi görünmüyor.
Selami Özcan
04.01.2019 12:54
Selamun aleykum
Hocam değerlendirme başlığı açıldığından beri ilgiyle ve sessizce sınıfta ve takipteydim. Başlangıçta "o kadar da değildir" diyerek temkinli yaklaştığım bu konu ilerledikçe ve açıklamalar ile birlikte araştırmaları derinleştirdikçe "ne kadar" olabileceğine hayretler içinde şahit oldum. Böylesine temelsiz ve büyük bir yalana tüm insanlığı nasıl inandırabilmişler?! Başta siz değerli hocam olmak üzere sitedeki bu çalışmalara katkıda bulunan tüm kardeşlerim nasıl bir durum ve düşmanla karşı karşıya olduğumuzu her geçen gün daha da açık bir şekilde anlamamı sağlıyor. Rabbim cümlenizden razı olsun..

Sadece bu da değil, durumun farkına varmanın ötesinde gelinen nokta itibariyle bu başlık, daha önceleri anlayamamış olduğum bazı meseleleri de daha iyi anlamama vesile oldu. Örneğin Nuh a.s.'ın duası ile yecüc ve mecüce yapılan sed arasındaki bağlantıyı daha önce okuduğumda kuramamışken "Yaratılış tarihi kitabınızda Nuh ve Ad kavmi" bölümünü tekrar dikkatlice okuyunca, taşların nasıl da yerli yerine oturduğunu gördüm.

Size nasıl dua edeceğimi bilmiyorum. Peygamberlerin kendileri hakkında yaptıkları duayı siz ve kardeşlerim için yapıyorum . “Allah canımızı müslüman olarak alsın”…
Yusuf Gökçe
03.01.2019 15:47
SA. Mehmet Hocam
Yaptığınız açıklamadan dolayı sizlere teşekkürlerimi iletiyorum. Büyük olaylara gebe olan son çağın arefesinde olduğumuzu iliklerimize kadar hissediyoruz. Biz Müslümanlar'a bu çağı anlayıp anlatacak Alimlere gerçekten ihtiyacımız var. Selametle..
Mehmed Alagaş
03.01.2019 15:15
Ve aleykümselam
Yusuf kardeşim Cern deneyi yapıldığı yer itibariyle şu an için olasılıklarımız dışındadır. Bu meseleyi uzun süredir tefekkür ettiği belli olan Şahin kardeşime de teşekkür ederim. Konunun bu aşamasına hemen geçmek istemediğimiz için yorumunu ilk gönderdiği zaman yayınlamamıştık, affedersin güzel kardeşim. Konuya kafa yoran bütün kardeşlerimizin öncelikle iki seddin ne olduğu ve bu iki sed arasının nerede olduğuna yoğunlaşmaları gerekir. Yaratılış Tarihi kitabımızda açıkladığımız gibi Nuh (a.s.)’ın insanlık için büyük rahmet olan duasıyla yeryüzünde yurt edinemeyen ve kendilerine yeryüzünden uzaklık verilen nesiller için Rabbimizin koyduğu bir sed, bir engel vardır. Kur’an’da ye’cuc me’cuc olarak isimlendirilen bu varlıkların, Rabbimizin kendileri için koyduğu bu seddi, kendi imkanlarıyla aşmaları ve yeryüzüne girerek yayılmaları mümkün değildir. Rahman suresinde bu duruma şöyle açıklık getirilmektedir.,

“Ey (en büyük-en kalabalık) cin ve ins topluluğu. Eğer göklerin ve yerin sınırlarından (sedlerinden) aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşıp-geçin. Ancak bir sultan (güçlü bir delil-sebeb) olmaksızın aşıp-geçemezsiniz. (55-Rahman 33)”

Parantez içi açılımında da belirtiğimiz gibi ayetteki ‘maşere’ kelimesi en geniş-en kalabalık topluluk anlamına gelmektedir. Bizler bu ayeti açıklarken en geniş ins ve cin topluluğu yaşadığımız yeryüzünde olamayacağı için bu geniş ifadeyle ye’cuc ve me’cucun kastedildiğini anlayarak onların bu seddi, bu bucakları aşamayacaklarını belirtmiştik. Bu anlayışımızda her hangi bir değişiklik yoktur. Ancak küre dünya yalanını kusup, yerin ve göğün bucakları olduğunu gördüğümüzde, ayetteki ‘maşere’ kelimesine hem ye’cuc me’cucun, hem de bulunduğumuz yeryüzünde yaşayanların dahil olduğunu anladık. Daha açık bir ifadeyle söz konusu sedleri-bucakları aşabilmek ye’cuc ve me’cuc için söz konusu olduğu gibi yeryüzünde yaşayanlar için de söz konusuydu. Nitekim yakın göğden çıkışı engellediği söylenen ve pratikte henüz yalanlanamayan Van Allen kuşağı, Rabbimizin bu ayette zikrettiği göğün sed veya sınırlarından birine işaret ettiği gibi Antartika da yerin sınırına, bucağına işaret etmekte ve iki sed arasının, bu iki ayrı seddin birbirine kavuştuğu Antartika’nın buz duvarı ile yine Antartika ufku arasında olduğunu düşünebiliriz.

Bizim üzerinde duracağımız husus ye’cuc ve me’cucun kendi güç ve imkanlarıyla delip-aşamayacakları bu sedler delinecek midir? Bizlere ayette yazdığı gibi “Ye’cuc ve me’cuc bir sultan-bir güç ile delebilir” diyemezsiniz. Çünkü kitap çalışmalarımızda açıkladığımız gibi Rabbimizin bir ümmet, bir varlık topluluğu için koyduğu sed, o ümmet veya o topluluk tarafından kesinlikle açılamaz. Yukarıdaki ayette “Ancak bir sultan (güçlü bir delil-sebeb) olmaksızın aşıp-geçemezsiniz..” buyurulurken, Rabbimiz bu buyrukta ye’cuc ve me’cucu değil ‘maşere-en büyük topluluk’ ifadesine dahil olan bizleri muhatap almaktadır.

Peki dünya insanlarına büyük bir musibet olacak bu olay gerçekleşecek midir? Ayetin devamına baktığımız zaman “Ne yazık ki evet” cevabını veriyoruz.,

“(Şayet sınırı-seddi geçerseniz) ikinizin de üzerine kor ateşten bir alev ve (erimiş bakırdan bir) duman salıverilir de kurtulup-başaramazsınız. (55-Rahman 35)”

Rabbimizin “Size isabet eden her musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir… (42-Şura 30)” buyruğunda beyan edildiği gibi bizler ne kadar haykırırsak haykıralım insanlar bu seddi kendi elleriyle delecekler ve böyle bir musibetle karşılaşacaklardır. Bu büyük musibetle karşılaştıklarında kimden yardım isteyecekleri ve bu seddi kimin onaracağı ise kitablarımızda da yazdığımız gibi Kehf suresinde anlatılmaktadır.

Bu değerlendirmeye ilk başlarken söylediğimiz gibi Kur’an’ı esas alan biz müslümanlar, düz dünya meselesine sonradan girmiş olsak da şu an itibariyle onların çok önündeyiz. Kaynak olarak İncil’i ve Kur’an dışındaki semavi kitabları esas alan bu çevreleri ve bu görüşe inanan dünya insanlarını, araştırdıkları meselenin çok çok ötesini anlattan Kur’an-ı Kerim’e davet ediyoruz. Gerçeği dikkate alarak Nasa’ya ve yüceltilen dünya bilimselliğine karşı çıkıyorlarsa, el ve akıl yordamıyla geldikleri noktayı ve bu noktanın ilerisini hak ayetler ile aydınlatan Kur’an’a Allah’ın lutfuyla iman edecekler ve dinde kardeşlerimiz olacaklardır. Umarız bizlerin de duyurmak istediği bu İlahi Kelamı duyarlar.

Gayemiz hakka tebliğ, duamız da budur..
Şahin Yetik
03.01.2019 15:13
Müslümanlar Adına Bir Heyecan Vesilesi
Es selamu aleykum değerli arkadaşlar ve hassaten sevgili Alagaş ağabeyim . Uzun zamandır sanal bir ortam olan Facebook tan bu konuyu yer yer dillendiriyorum. Size bu konu ile ilgili yapılan çirkin ithamların aynılarından ben de istifade ettim fazlasıyla :) Rabbimizin kitabı ve berrak aklımızı kullanmak sureti ile hikmete ulaşabileceğimize inanıyorum. Bununla alakalı olarak Kurandan bazı dikkatimizi çeken hususları müsadenizle kısa kısa paylaşmak istiyorum. Kuran da gök ile ilgili tasvir olarak tavan kelimesi ile karşılaşırız incelediğimizde dahi tavanın ancak düz bir zemin için olabileceği vakıadır. Yuvarlak bir şeyin üzerine tavanı hayal edebilecek bir zihin zannediyorum ne Kuran'ın indiği dönem de ne de günümüzde kolay olmasa gerektir. Diğer bir husus gök ile alakalı kusursuzluğu herhangi bir çatlağı olmadığını bildiren hicr 15. ayetin yanı sıra göğün de yerin de bir sınırı olduğu ve bunun aşılamayacağını bildiren Rahman suresindeki 33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp öteye geçebilirseniz haydi geçin! Ama (tarafımızdan verilmiş) bir güç ve yetki olmadıkça geçemezsiniz ayettir ve bu ayetin bir hodri meydan olduğu ifadesindeki netlikten gayet rahat anlaşılabilmektedir. Bu ayetten göklerin sınırı konusunda belki spekülasyonlar yapılabilecektir lakin yerin sınırı konusunda küreci arkadaşlar ne diyebileceklerdir? Ayrıca yine cinlerin dahi bilgi almak adına yaklaşamadıkları göğün sınırlarını insanlar nasıl aşabilip de aya veya marsa gidebilirler!
Yusuf Gökçe
03.01.2019 12:41
S.A.Mehmet Hocam,
Uyarıların için Allah sizden razı olsun iyi ki varsınız. Sevgili hocam bu setti açığa çıkaracak olan şey cern deneyi olabilir mi? Selametle...
Mehmed Alagaş
02.01.2019 19:32
Ve aleykümselam
Yusuf ve Abdurrahman kardeşlerimize teşekkür ederiz. Son yorumumuzda “Alt katlar da dahil genel kütle yapısının şeklini ve mahiyetini bilmesek de, üstünde yaşadığımız yeryüzünün küre değil yayılmış ve düzleştirilmiş bir satıh olduğuna kesinlikle inanıyoruz” desek de, küre dünyaya ait veri ve görselllerin sahte olabileceğini anlayıp-gözardı ettikten sonra konuyla ilgili dolaylı veya dolaysız ayetleri tekrar tefekkür ettiğimiz zaman zaten bu gerçeği daha ilk başta görmüş fakat bu sonuca sizinle birlikte yaptığımız değerlendirmede ulaşmak istemiştik. Ayetlerde beyan edilmesine rağmen küre dünyadan hareketle uzun yıllardır yerine koyamadığımız bütün taşların yerli yerine oturduğuna şahit olduğumuz içindir ki bu başlığı açmadan önce yaptığımız yorumda, Antartika’nın ötesini merak edenleri acilen uyarmak ihtiyacı duyarak şunları demiştik.,

“Dünya düzdür diyen batılı çevreler, kaynak olarak İncil’i ve Kur’an dışındaki semavi kitabları esas almaktadırlar. Bizim yıllarca yazdığımız gibi siyonist zihniyetin yücelttiği bilimsellik putuna karşı çıkan bu samimi kesimler Allah’ın lutfuyla Kur’an’a yönelip-Kur’an’ı inceledikleri zaman bu Yüce Kitab’ın araştırdıkları meselenin çok çok ötesini anlattığını ve konuyla ilgili her soruya cevap verdiğini göreceklerdir. Bu cevaplardan en açık olanları ise yerin ve göğün bucaklarının bir araya geldiği iki sed arasının nerede olduğu, Rabbimizin ye’cuc ve me’cuc için koyduğu bu sedlerin ye’cuc ve me’cuc tarafından kesinlikle aşılamayacağı fakat meraklı yaratılan insanoğlunun bu sedleri bir sultan-bir güç ile delmeye kalkıştığı zaman yecuc ve mecucün dünyaya yayılacaklarına vesile olacaklarını göreceklerdir. Temennimiz Kur’an’a iman edip, bu teşebbüste bulunmamaları iken ne yazık ki bunu yapacaklar ve seddin öte tarafında ne olduğunu yaşayarak göreceklerdir. Dünya düzdür diyen bu batılı çevreler yine Kur’an’ın haber verdiği Zülkarneyn gerçeğiyle karşılaşacaklar ve dünya insanları onun yardımıyla bu seddin onarılışına şahit olacaklardır. Bunlar kehanet değil, ayet ayet karşılaşacağımız gerçeklerdir…”

Dünya insanlarının dikkatini tahrif edilmemiş yegane semavi kitab olan Kur’an-ı Kerim’e çekmek için söylediğimiz bu ifadelerimizi lütfen tekrar tekrar okuyup-düşünün. Çünkü Kur’ani haberlere göre müslümanlar da dahil olmak üzere tüm dünya insanları çok vahim günlere yaklaşmaktadırlar. Dünya insanlarını asırlardır egemenlikleri altında tutan siyonist şeytani akıl, şimdiye kadar delemedikleri bu seddi bir sultan-bir güç ile delecekler ve bütün Kur’ani uyarılara rağmen ye’cuc ve me’cucun dünyaya yayılmalarına fırsat vereceklerdir.
Gidişat ne yazık ki budur..
Abdurrahman Toraman
02.01.2019 01:19
Bir Nokta
Bir meseleye dikkatleri çekmek isterim, Rabbimizin Kuranda işaret buyurduğu, yeryüzünün fiziki yapısına dair açık ayetler olmasına rağmen, dünya yönetimini elinde bulunduran bir takım güçler teknolojik argümanları bir silah olarak kullanmaktadırlar. Bu sayede çokça taraftar toplamalarına karşın, eli kalem tutan ilahi veriler ışığında yürüyen akli selim insanların olması umut vericidir.

Kainatın yaratılış sebebi aslen, Ademoğlu ile şeytan arasındaki mücadelenin kıyamete kadar sürüp gideceği konusu bilinen bir gerçektir. Şeytanın yarenleri, her mücadele de olduğu gibi bu konuda da ilahi bildirimlerin tam tersini yaparak bu konuda da, insanları yanıltmak suretiyle Yaratanına karşı yanlış bir itikat a düşürmek istemektedir. Bunu yaparken de doğal olarak hiçbir değer ve ahlaki ölçüleri baz almaz.

Onun için her şey mubahtır. Ellerindeki tüm teknolojik argümanları kullanarak sözüm ona Müslümanları içinden çıkılması zor ve meşakkatli olan bir kuyuya atmışlardır. Kuyuların başlarına diktikleri hisbe teşkilatı sayesinde durumu kontrol altın da tutmaktadırlar.

Sonuç şu ki, Şeytanın hilesi pek zayıftır. İnsanlar ilahi veriler ışığında kendine zaman ayırıp, çok az dahi düşünebiliyor olsalar mutlaka akledip varacakları son nokta ilahi veriler ışığında ki gerçek hakikatler olacaktır. Ve bu hakikatler bizi asla saptırmaz yanlış yola sokmaz.

Batıl bir amaç uğruna kullanılacak teknolojinin, teorilerin ve her türlü kuram ın, dönüp dolaşıp varacağı son nokta bu ilahi verilerdir.
Yusuf Gökçe
01.01.2019 19:01
düz dünya
SA.Mehmet Hocam,kesinlikle onların işi zor.Selametle.
Mehmed Alagaş
01.01.2019 14:35
Ve aleykümselam
Sizlerden de Allah razı olsun. “Dünya düz mü?” başlığını açmamız, birçok kesimin rahatsızlığına neden oldu. Daha önce de “Dönen dünya mı yoksa gök mü” başlığımızdan rahatsız olmalarına rağmen birlikte yaptığımız değerlendirmede vardığımız “Kur’an’a göre dönen dünya değil göktür” sonucuna ayetlere dayalı hiç bir itirazda bulunamamışlardı. Son açtığımız “Dünya düz mü?” başlığında ise ayetleri tekrar tefekkür etmeye bile gerek duymadan Kur’an’a değil kendilerine gösterilen dünya fotoğraflarına bakarak gülüp-geçmeyi tercih ederlerken, deliliği tescillenmiş olan bizlere de acilen doktora gitmemizi tavsiye ettiler!. Bunları yaparken bizleri yine de sevip-saydıklarını ifade etmeleri, geçmişteki çalışmalarımıza karşı bir kadirşinaslığı gösterdiği için kendilerine teşekkür ediyoruz.

Bu kesim içindeki bazı merhametli kardeşlerimiz ise “Mehmed abi bu konuyu gündeme getirerek niye kendisine yazık etti! Hem dünyanın düz veya küre olmasının kulluğumuzla ne ilgisi var?” dediler. Arkadaşlar işte anlayamadığınız husus bu!. Karşımızda beş asırdır bilimsellik adına teori üreterek dünya insanlarını Kur’an’dan ve diğer semavi kitablardan uzaklaştırmayı amaçlayan siyonist bir zihniyet vardır. Müslümanları da etki altına alan bilimsellik putunu yüceltmek için beş asırdır yanlış tuğla üzerine yanlış tuğla koyan bu bilimsellik, ortaya attığı küfür teorileri ile dünya insanlarını beş asırdır helaka sürüklemeyi amaçlamaktadır. Müslümanları da olumsuz etkileyen ve insanlara ilahlık taslayan böyle bir bilimselliği ve onun verilerini Kur’an’a göre değerlendirerek ifşa etmeye çalışmamız boş, batıl veya gereksiz bir çalışma mı?

Böyle olduğunu hiç düşünmüyor ve şimdiye kadar sahte dünya fotoğraflarından hareketle ayetleri tevil ettiğimiz için Rabbimizden af diliyoruz. Bir nebze mazeretimiz olsa da, ayetler ile görseller çelişiyorsa mola almamız ve ilgili ayetleri tekrar tefekkür etmemiz gerekirdi. Rabbimizden tekrar tekrar af diliyor ve zihnimizi görsel pisliklerden temizlemiş bir halde konumuza devam ediyoruz. Bizim bir nebze mazeret olarak zikrettiğimiz görsellerin sahte olduğu iddia edildikten sonra bile bu görsellere inananlar varsa, onlar da Rabbimiz nezdinde mazeret olmaktan çıkmış verilere dayanarak itirazlarına devam edebilirler!.

Artık Zeyd’in konuyla ilgili güzel sorusunu biz cevaplayalım. Sözüne güvendiğimiz kişi elindeki hamuru “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” diyerek bir kutunun içine koymuşsa, bizler bu kutunun içindeki hamurun yuvarlanarak küre yapıldığını değil, yayılıp-düzeltildiğini anlarız. Bu örnekten hareketle dünyanın yani yeryüzünün genel şekline geçecek olursak, yeryüzünün de Rabbimizin buyurduğu gibi yayılıp-düz bir satıh haline getirildiğini düşünürüz.

Ancak verilen örnekteki hamurun şeklini tasavvur etmemiz ile yeryüzünün şeklini tasavvur etmemiz arasında önemli bir fark vardır. Kutunun içindeki hamuru hiç görmememize rağmen yeryüzünün gördüğümüz ve müşahade ettiğimiz birçok yönü vardır. Yeryüzünün şekline işaret eden evrensel ayetlerde “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyuruluyorsa ve bu buyruğun sahibi olan Allah (c.c.) bizlerden yeryüzünü gezip-müşahade etmemizi istiyorsa elbetteki bu İlahi buyruğun kıyamete kadar yaşayacak olan insanların gözlem ve müşahadeleri ile hiç çelişmemesi gerekmektedir. Tabi ki bu gözlem ve müşahadede, insanlığın ulaştığı tüm teknolojik imkanların kullanılması da dahildir.

Rabbimizin “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyruğuna günümüz insanları hangi gerçek verilerle ve hangi müşahadelerle itiraz edecektir. Kıyamete kadar dünyayı gözleyip-müşahade edecek olan insanların “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyruğuna karşı gözlemden kaynaklanan haklı bir itirazları olsaydı, herşeyi hakkıyle bilen Rabbimiz söz konusu ayetlerde haklı olarak itiraz edilecek olan bu duruma da cevap vermez miydi? Elbetteki verirdi. Çünkü İlahi kelamın sahibi olan şanı yüce Rabbimiz bir konuda genel bir beyanda bulunduğu zaman bu genel beyanın istisnaları varsa ya aynı ayet içinde, ya da ayetin devamında bu istisnaları bildirmektedir.

Peki “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyruğunda böylesi istisnalar ve bu istisnalardan kaynaklanacak itirazlar muhtemel midir? Tabi ki muhtemeldir. Allah’ın ayetlerine iman eden ve yeryüzünü de gezip-dolaşarak müşahade eden biz müslümanlar, yeryüzü hakkında “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyuran Rabbimize “Ya Rabbi böyle buyuruyorsun ve bizler de iman ediyoruz ama bu buyruğuna aykırı gibi gözüken şu yüksek dağlar da neyin nesi?” diyebilirdik!. İşte Rahman olan Rabbimiz bu sorumuzu makul görmekte ve aynı ayetlerde dağların bu istisnai durumuna açıklık getirerek muhtemel istifhamlarımızı cevaplayarak gidermektedir.,

“Yeri de döşeyip-yaydık, oraya sabit-sarsılmaz dağlar yerleştirdik ve orada her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik. (15-Hicr 19)”

“Yeri (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sabit dağlar bıraktık ve onda her çiftten göz alıcı-ferahlatıcı (nice bitkiler) bitirdik. (50-Kaf 7)” 

“Onları sarsmasın-sarsıntıya uğratmasın diye yeryüzünde (köklü) sabit dağlar yarattık ve (istedikleri yerlere) gidebilsinler diye (aralarında) geniş yollar açtık. (21-Enbiya 31)”

Ayetlerdeki “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyruğuna aykırı gibi gözükecek olan dağlar hakkındaki bu istisnai durumu Rabbimiz dikkate almakta ve yeryüzünde yüksek dağları görerek istifhama, tereddüte düşecek tüm insanlara dağların durumunu ve yaratılma nedenlerini açıklamaktadır. “Allah yeri sizin için yaydı-yaygı kıldı. Gezip-dolaşmanız için onun içinde geniş yollar (bıraktı)." (71-Nuh 19.20)” gibi ayetler de, derin vadiler gibi coğrafi farklılıkların hikmetli nedenine açıklık getirmektedir.

Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerin konu tamamlayıcılığını ve anlam bütünlüğünü gördünüz mü? Bunları gördükçe Rabbimize hamd üstüne hamdediyor ve O’nu her türlü eksiklikten tenzih ediyoruz. Konuyla ilgili şu hususa da açıklık getirelim ki ayetlerdeki “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyruklarında kastedilen arza yani yer yüzüne, bu yeryüzünün dörtte üçünü oluşturduğu söylenen denizler de dahildir. Çünkü Rabbimizin “Sonra duman halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler. (41-Fussilet 11)” buyruğunda denizler ayrı olarak zikredilmemiş ard-arz kelimesinin içine dahil olarak kendilerine emredilen nizama birlikte gelmişlerdir.

Zaten karalar ve denizler aynı ard-arz kelimesiyle birlikte kastedildiği içindir ki Rabbimizin arza ait söylediği “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyruğu, denizler de dahil bütün bir yeryüzü esas alındığında genel bir doğruyu ifade etmektedir. Aslında “Dünya düz mü yoksa küre mi?” sorusunun en genel ve en doğru cevabı deniz yüzeyindedir. Mesela bir masanın üzerine -ki bu masa Diyar kardeşimin örnek gösterdiği masa da olabilir- üzerinde değişik girintiler ve çıkıntılar bulunan içi su dolu geniş bir tabak koysanız, bu tabağın masaya düz konulup-konulmadığını ve genel itibariyle düz olup-olmadığını içindeki suyun yüzeysel eğimine bakarak anlayabilirsiniz.

Peki günümüzdeki tarafsız gözlemlerde kullanılan teknolojik aletlerle denizlerdeki su yüzeyinin küre dünyada ileri sürüldüğü gibi eğimli değil de dümdüz olduğu tesbit edilebiliyorsa, dörtte üçü denizlerle kaplı olan yeryüzünün genel durumu hakkında ne düşünürsünüz? Bizler bu önemli konuyla birinci, ikinci, üçüncü dereceden ilgili bütün ayetleri birlikte ele aldığımız zaman hiçbir kuşku duymadan ve hiçbir kınayıcının kınamasını dikkate bile almadan şunları rahatça söyleyebiliyoruz.,

“Alt katlar da dahil genel kütle yapısının şeklini ve mahiyetini bilmesek de, üstünde yaşadığımız yeryüzünün küre değil yayılmış ve düzleştirilmiş bir satıh olduğuna kesinlikle inanıyoruz.”

Sapmaktan ve sapıklığa neden olmaktan Rabbe sığınan bir müslüman olarak yaşlandığımı ve Rabbe dönüşümün çok yaklaştığını tabi ki hissediyorum. Bu bilinçle yeryüzünün şekli hakkında söylediğim “Alt katlar da dahil genel kütle yapısının şeklini ve mahiyetini bilmesek de, üstünde yaşadığımız yeryüzünün küre değil yayılmış ve düzleştirilmiş bir satıh olduğuna kesinlikle inanıyoruz.” sözlerimle birlikte Rabbe kavuşacağımı da biliyor fakat bu sözlerimden dolayı en ufak bir kuşku ve korku duymuyorum.

Hem niye korkalım ki?

Rabbimiz arz hakkında “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyurmasına rağmen küfrü aşikar olan bilimselliğin “Dünya küredir” yalanını din adına savunanlar Allah’tan korkmuyorken, biz ayetlere dayalı anlayışımızdan niye korkalım ki? Uzaydan bütünsel olarak görmediğimiz bir dünya hakkında bilimsellik ve ayetler olmak üzere iki farklı anlatım ile karşı karşıya isek bir mümin, bir müslüman olarak hangisine iman edecek, hangisini savunacağız?

Biz Rabbimizin lutfuyla, Rabbimizin hidayetiyle Rabbimize ve Rabbimizin kelamına iman ediyoruz. Bu iman ile İnşaallah müslüman olarak Rabbimize kavuştuğumuz zaman yeryüzüne ilişkin bu söylediklerimiz için her hangi bir pişmanlık duymayacak, açık alnımız ve bükük boynumuzla “Ya Rab indirdiğin ayetlerinden biz bunu anladık” diyebileceğiz. Bazılarının söylediği ve zannettiği gibi Rabbimiz bizlere “Görmeden neden iman ettiniz?” buyurursa yine boynumuzu bükerek “Neden iman etmeyelim Ya Rabbi, bu Senin kelamındı” cevabını verebiliriz.

Peki,

ayetleri tevil ederek din adına dünyanın küre olduğunu savunanlar ne diyecekler? Birbiriyle çelişen beşeri verileri dikkate alarak İlahi kelamı niye tevil ettiklerini ve bu tevil etme hakkını kimden aldıklarını nasıl izah edecekler? Hesap gününde bizim mi yoksa onların mı işi daha zor?

D. Demirel
31.12.2018 15:25
Selamunaleyküm
Dualarınız için Rabbim sizlerden razı olsun. Mehmet abi uyarını dikkate alacağım inşaallah. Yazı dili ile konuşma dili çok farklı. Yorumlarımı göndermeden önce arkadaşlarımla paylaşıyorum, onlar “sorunu anladık açık ve net olmuş” deyince sizin de anlayabileceğinizi düşündüm. Son yorumda beni anladığınızı ve tam da sorduğum soruya cevap verdiğinizi söylemek istiyorum. Tel ve hamur örneklerimi şekline işaret için değil yüzeyin düzlüğünün şekli hakkında bilgi vermeyebileceğine dikkat çekmek için verdim.

Bu değerlendirmedeki bütün sorularımın amacı Kur’an’a yaklaşırken nasıl bir yöntem izleyeceğimizi öğrenebilmek. Dikkat ederseniz hep “Nasıl” diye sordum. “Neden böyle düşünüyorsunuz, ben size katılmıyorum” vs. demedim hiç.

Ayrıca sizi yazı diliyle tanıdığım için( önce zahirine bakın diyen sizin yönteminizden farklı olarak) Mülk-15 i neden “omuzlarına” ifadesine ağırlık vererek açıkladığınızı anlayamamıştım. Çünkü ayette (Sizin için yeryüzüne boyun eğdiren O'dur...) ile “itaat” anlamı ağır basıyor ve omuzlarında ifadesi tam da bu “itaate”uygun olarak onun üst yüzeyindeki hareketlerimizi nasıl yapabildiğimizi açıklıyor.

Tabi en doğrusunu Rabbim bilir diyorum. İnşirah kardeşin sorularına da cevap verebilmişimdir umarım. Sessiz ve ‘sakince düşünmeye’ gayret edeceğim inşaallah.
İnşirah Melal
31.12.2018 05:04
Selamaleykum
Hocam Diyar kardeşimize ettiğiniz duaya amin diyor, müsadenizle yorumunu ben de farklı bir açıdan değerlendirmek istiyorum;

Diyar kardeşim, şayet yanlış anlamadıysam "teldeki iz" derken gölgeden değil telin aldığı şekilden bahsediyorsunuz. Yani teli önce masanın yüzeyinde gererek uzatıyor sonra yüzeyden kaldırdığınızda telin dümdüz olduğunu görüyorsunuz. Daha sonra aynı teli topun birbirine en uzak iki noktası arasında gerip uzatıyor fakat bu kez teli kaldırdığınızda düz değil topun (yarım küresinin) ovalliğini almış bir şekilde görüyorsunuz.

Tamam güzel de, biz o teli dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir ırka veya dile mensup insana versek ve desek ki "bu teli düzle-düzelt-uzat-yay-döşe" sizce birinin aklına bu işlemi yapmak için top gelir mi? Biliyorum verdiğiniz örnekle zımnen "küre olmak düz ve yayılmış olmaya gerçekten engel midir?" sorusunu soruyorsunuz. Fakat ben de aynı örnek üzerinden bu soruyu neden sorduğunuzu farketmek-farkettirmek istiyorum. Zira gelmez diyorsanız, bizim aklımıza neden geliyor sorusu gerçekten önem arzediyor..!

Araştırmalarım sırasında "büyük bir topun üzerindeki minik bir karınca misali" olduğumuzu söylediklerini duymuştum. "Heyhaat..!" demiştim; "Karıncaya Rabbi 'yayılıp-düzleştirilmiş bir kütlenin omuzlarında yürüyorsun' diyecek de karıncanın aklına "top" gelecek...!? Söylesek inanmaz, fotoğrafılarını videolarını çekip göstersek sahtedir bunlar der dikkate almaz..!" Ve sonra eşime nükteli bir şekilde şöyle söyledim; "karınca misaliysek bu teslimiyeti gösterelim, yok bizler karınca değilsek dünya da küre değil.." :)

Elbetteki tebessüm ederek kurduğum son cümlemde bir mantık hatası bulunabilir. Lakin mana itibariyle "yayılıp-düzleştirilmiş bir kütlenin omuzlarında yürüyorsun" hitabından sonra küreyi tahayyül etmek mantığın da ötesinde daha vahim hataları barındırabilir..!

Rabbim bizleri muhafaza etsin.
Ben bu ara çok konuştum, başta hocam olmak üzere tüm sınıf arkadaşlarım haklarını helal etsinler..
Bir sonraki adıma kadar takipte ve beklemedeyim inşaallah...
Mehmed Alagaş
30.12.2018 20:32
Ve aleykümselam
İnşirah ve Diyar kardeşlerimizin karşılıklı yazışmalarını takdirle izledik. Samimi ve seviyeli yazışmaları için teşekkür ediyoruz. Öyle sanıyoruz ki karşılıklı konuşsalar, çok kısa bir sürede ortak noktada buluşabilecekler. Yorumundan Diyar kardeşimizin öğretmen olduğunu anlayarak sevindik, gelecek nesillere yönelik çok önemli bir görev olduğu için Rahman olan Rabbimiz yardımcısı olsun diyoruz.

Diyar kardeşimiz meseleye cidden kafa yorduğunu görüyor ve seni anlamaya çalışıyoruz. Önceki yorumlarında hamur örneğiyle ilgili olarak “Güvendiğimiz bir kişi bize masa düzdür dediğinde masanın girintili çıkıntılı olmadığını tümseklerinin veya çukurluklarının olmadığını tasavvur ederiz. Yani şeklinden ziyade vasfı hakkında fikrimiz olur. Masa yuvarlak da olabilir kare veya dikdörtgen de olabilir” demiştin. Son cümleni yazarken, muhatabın anlayışını dikkate alarak daha bir açık yazmanı isterdik. Son yorumundaki tel ve gölge örneğini kendinin değil başkasının gözüyle okursan bu cümlelerin kardeşlerin için yeterince açık olmadığını görecek ve yazdıklarını mecburi bir hüsnü zanla anlamaya çalışan kardeşlerine daha sakin yaklaşabileceksin. Diyeceğimiz o ki yazımda güzel bir kalemin olmasına rağmen aceleden olsa gerek ilave etmen gereken bazı kelimeleri atlayabiliyorsun.

Mesela “Masa yuvarlak da olabilir kare veya dikdörtgen de olabilir” derken, masanın üst tablasını mı kastettin yoksa genel kütlesini mi anlayamadık. Masanın üst tablasının yüzeysel şeklini kastetmişsen bu konuda tabi ki bir sorun yok, daire de olabilir kare de. Genel kütlesini kastederek yuvarlak olabilir demişsen, bu hayli zorlama bir yorum olacağı için neden kendini zorladığını düşünebilirsin. Gerçi hamurla ilgili olarak “Yuvarlak bir portakal gibi olduğunu tabi ki tasavvur edemem” cevabınla, bu düşünceyi bizzat senin tekzip ettiğini görebiliyoruz. Son yorumundaki teli de masanın veya topun üzerine mi gerdin yoksa iki ayrı tarafına mı diktin anlayamadık. Bu örnekten dünyanın şekline işaret etmek istediysen, tel düz olmasına rağmen bu telin topun üzerindeki gölgesi senin değiminle topun yüzeyi düz olsa da genel kütlesi düz olmadığı için bükülmüş yani eğimli gözükecekti. İyi ama bu örnekle varmak istediğin noktaya açıklık getirmemişsin.

Yorumunun sonunda “Rabbimizin yaydım-düzledim dediği yer (i doğru tanımlamak) için Kur’an’a nasıl yaklaşacağız?” diyorsun. İlk yorumlarda bu soru üzerinde durmuş ve Kur’an’da ard-arz kelimesi ile genel olarak bütün bir yeryüzünün kastedildiğini açıklamıştık. Bu konuda sen bize “Düzlük geneli için mi yoksa gördüğümüz kısmı için mi söylenmiştir?” diye bir soru sormuşsan, elbetteki gözümüzün gördüğü kısmi bir coğrafya için değil genel bir yeryüzü için söylenmiştir cevabını veririz. Şayet sen bu soruda arzın genel yüzeyini değil genel kütlesini kastetmek istediysen, bize yönelteceğin soru “Düzlük ifadesi arzın genel kütlesi için mi, yoksa gördüğümüz yüzey kısmın geneli için mi kullanılmıştır?” olmalıydı. Bu şekilde sorsaydın elbetteki yüzeyinin geneli için kullanılmıştır cevabını verirdik.

Bu konuda yeterince anlaşamamış olacağız ki “Mehmed abi; “Omuzlarında” buyurarak arzın yukarı ve üst kısmına işaret ediyorsa, bizler bu açık işaretten hareketle “Dünyanın genel olarak kütle yapısını ve şeklini görüp-bilmesek de, bizler bu kütlenin yayılıp-düzleştirilmiş olan üst ve yukarı kısmında yaşıyoruz” deriz diyerek yüzeyini anladığını ifade ediyor. Buna nasıl karar verdik?” diyorsun.

Evet Diyar kardeşimiz söylediğimiz gibi arzın yüzeyini yani yeryüzünü anladığımızı ifade ediyoruz. Başka neresini anlayabiliriz ki? Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de yedi kat yerden bahsetmesine rağmen bizlere diğer katlar hakkında (oraya sürgün edilenler hariç) hiç bilgi vermiyor ve sadece üzerinde yaşadığımız yeryüzünü anlatıyor öyle değil mi? Sarsılmayalım diye koyduğu dağlar, ekin yaptığımız topraklar, ağaçlar, bitkiler, içinden yürüyüp-geçebileceğimiz vadiler, ovalar, yaylalar…. hep arzın yüzeyiyle, yeryüzüyle ilgili değil mi?

Sakince düşünelim..

insandergisi.com:


NOT: Alagaş hocamızın arka arkaya gönderdiği iki yorumdan ikincisini yayınlamak yerine ilkini yayınlayarak yaptığımız yanlışı an itibariyle düzelttiğimizi bildiriyor, bizden kaynaklanan bu hatadan dolayı özür diliyoruz.
D. Demirel
30.12.2018 15:14
Selamunaleyküm
Bir hakkım varsa helal olsun siz de helal ediniz lütfen. Bu arada ben erkek değilim. Müsaadenizle bir sorum daha olacak;

Öğrencilerime bir süre önce “ dünya ile ilgili fotoğraf ve videolar olmasaydı sizin dünya ile ilgili tasavvurunuz nasıl olurdu?” diye bir soru yönelttim büyük bir çoğunluğu gördüğümüz şey düzlüğüdür dedi.

Önceki yorumlarda düzlük geneli için mi yoksa gördüğümüz kısmı için mi söylenmiştir sorusuna ayetlerin geneli için kullandığını ifade ettik. Burada bir kafa karışıklığım yok inşaallah. Mehmed abi; “Omuzlarında” buyurarak arzın yukarı ve üst kısmına işaret ediyorsa, bizler bu açık işaretten hareketle “Dünyanın genel olarak kütle yapısını ve şeklini görüp-bilmesek de, bizler bu kütlenin yayılıp-düzleştirilmiş olan üst ve yukarı kısmında yaşıyoruz” deriz diyerek yüzeyini anladığını ifade ediyor. Buna nasıl karar verdik?

Elimizde bir top, bir daire masa ve bir de dörtgen masa olsun (şekilleri çoğaltabilirsiniz). Topun yüzeyini incelediğimizde düz ve yayılmış olduğunu ve masaların yüzeyini incelediğimizde düz ve yayılmış olduğunu gözlemledik. Bir de elimize bir tel alıp topun en uzak iki noktasına yerleştirip teldeki ize baktık ve bir eğri ile karşılaştık. Sonra masaların da en uç noktalarına tel yerleştirdik ve telin bükülmediğini gördük. Dikkat edilirse topun yüzeyi düz olduğu halde teldeki görüntü düz değildir, masalar için her durumda düzdür.

Sorum şöyle ki Rabbimizin yaydım- düzledim dediği yer için Kur’an’a NASIL yaklaşacağız?
İnşirah Melal
30.12.2018 13:49
Vealeykumselam D.DEMİREL
Güzel abim/kardeşim sizinle ilgili bir zanda bulunduğum doğrudur, lakin bu zannım HÜSN-İ ZANDIR.. Zira Alagaş hocamın "ayetlerin birbirleriyle çelişmeyen fakat derinlikleri farklı birden fazla anlamı olabilir" mealindeki yazılarını okumuş olsaydınız "omuzun hem şeklen hem de dayanak olarak" anlaşılmasında bir sakınca görmezdiniz diye düşündüm. Yoksa sizin bu ayeti küre dünyaya delil getirdiğinizi falan düşünmemiştim. Yani yorumumdaki ilk paragraf sizinle ilgili değildi, böyle anlaşıldıysa düzeltmek isterim.

Sizin de yaptığınız şekilde "ANLADIĞIM KADARIYLA" diye başlayarak 'açık kapı bırakmak istiyor' dediğim bölümde ise bir zan ile yaklaşmadım ki güzel abim.. Geldiğimiz noktaya rağmen son iki yorumunuzdan anladığımı en kestirme yoldan söyleyiverdim, yanlış anlamışsam hakkınızı helal edin.

"Kur’an’a sorduğunuz soruya göre cevap da bulursunuz bu yüzden dikkatli olun" uyarısını bir kez daha hatırlattığınız için teşekkür ediyorum. Tam da bundan bahsediyoruz. Gerçek kabul edilen görüntülerden hareketle "dünya küre midir" sorusuyla Kur'an'a yönelenlerin nasıl bir maharetle cevaplar bulduklarını gördük. Şimdi birileri de "dünya düzdür" deyip görüntüler ve bilgiler paylaşıyor bizler de bu görüntülere aldanıp "dünya düz müdür" sorusuyla Kur'an'a yönelip aynı hataları yapmayalım diyorsanız eğer, kesinlikle haklısınız... Nitekim Alagaş hocam da “Birbiriyle çelişen ve çatışan iki olasılığı da bir kenara bırakarak ayetlere yönelin” ikazı ile aynı gerçeği hatırlatmıştı.! İyi ama zaten başından beri bu hassasiyetle yürümeye gayret etmiyor muyuz? Dünyanın şekline dair zihnimizdeki tüm tasavvurları kusup BİSMİLLAH diyerek “Kur’an’a göre dünya nasıl bir yerdir?” sorusuyla başlamadık mı? Bu soru bizler için ön kabullü bir soru mu?

Bu ana soruya bir itirazınız yoksa bana yönelttiğiniz soruya şu cevabı verebilirim;
“Kur’an’a göre dünya nasıl bir yerdir?” sorusuyla Kitab-ı Kerim'e yönelmiş ve ilgili tüm ayetleri bir bütünlük içerisinde değerlendirip birbirleriyle çelişmeyen anlamlarını dikkate alarak anlamaya çalışırken kardeşlerimizden biri gördüğü bir AYETTEN HAREKETLE "yer uzun mudur" diye soruyorsa elbetteki bunu önkabullü bir yaklaşım olarak görmez ve kendisini bu soruya yönelten ayeti anlamaya-anlatmaya çalışırız.

Yani aslolan sorunun içeriğinden ziyade kalkış noktası ve yönelten sebeplerdir. Bizlerin ise "Şöyle midir?-Böyle midir?" diyerek önerme içeren noktalardan ve batıl sebeplerden değil, "NASILDIR?" diyerek sıfır noktasından ve hak bir sebeple başladığını düşünüyorum inşaallah.

Bu sebeple de Alagaş hocamın “Dünyanın genel olarak kütle yapısını ve şeklini görüp-bilmesek de, bizler bu kütlenin yayılıp-düzleştirilmiş olan üst ve yukarı kısmında yaşıyoruz” cümlesine konuyla ilgili diğer ayetleri de dikkate alarak hiçbir çekince duymadan katılıyorum. Çekince duymadan dedim çünkü sözünü ettiğiniz ön kabulü hala bünyelerinden atamayanlar, hocamın ifadesiyle semavi değil beşeri nedenlerle “Ama bundan emin olamayız, ama görmedik ki” demeye devam edip, kutudaki hamurun yayılıp-düzeltilmiş olduğunu tasavvur ederiz demekten çekinen kimselerdir..!

Rabbim cümlemizi rızasına uygun olmayan değerlendirmelerde bulunmaktan muhafaza etsin. Selam ve dua ile..
D. Demirel
30.12.2018 01:17
Selamunaleyküm
Derdimi anlatamadığımı görüyorum. Burayı meşgul etmek can sıkıcı gerçekten.

Yaydım-düzledim ifadesini okuduğumda aklıma portakal görüntüsü gelmiyor dediğim halde küre dünya fikrinden uzaklaşamadığımı söylüyorsunuz. Bir yerlere açık kapı bırakmak isteseydim bunu lafı evirip çevirmeden söylerdim. Kendi zannınızı benim fikrimmiş gibi sunmanızı anlayamıyorum. Benim dert edindiğim şey Kuran’a yaklaşımımızla ilgilidir diyorum, bana katıldığınızı söylüyorsunuz ancak sanki omuz kelimesinin yuvarlaklığını küre dünyaya ispat diye ben söylemişim gibi beni eleştiriyorsunuz.

Anladığım kadarıyla çevrenizde böyle düşünüp size itiraz eden insanlar var ve beni de böyle düşünenlerden ZANNEDİYORSUNUZ. Lütfen şu soruma bir cevap veriniz. Kur’an’a “yer uzun mudur? ” diye bir soru yöneltip ilgili tüm ayetleri inceleyerek şu şu ayetlerden dolayı uzundur diyebilir miyiz? Yani bu soruyu soran zaten bir ön kabulle yaklaşmamış mıdır?

Mehmet abinin bir çok cümlesini ezbere biliyorum. Bunlardan biri de Kur’an’a sorduğunuz soruya göre cevap da bulursunuz bu yüzden dikkatli olun uyarısıdır. Kimseyi kırmak veya incitmek gibi bir niyetim yoktur bir hatam varsa affola. Son olarak sizin eleştirilerinizden değil Rabbimin rızasına uygun olmayan bir değerlendirmede bulunmaktan korktuğumu bildirmek istiyorum. Tüm gayretim Rabbimin rızasına uygun bir yaklaşımın ne olduğunu öğrenebilmek ve öğrendiğimi yaşayabilmek üzeredir.

Rabbim bizleri affetsin, bizlere rahmet etsin.
İnşirah Melal
29.12.2018 13:45
Ve aleykümselam
"Düzleştirdi, yaydı, döşedi" gibi anlamları açık ve net olan kelimeler dahi binbir takla attırılarak yuvarlatılabildiğine, deve kuşunun yumurtlayacağı yeri düzleştirmesi anlamındaki ifade "neticede orada yumurtlayacak ve yumurta ovaldir(!)" noktasına getirilebildiğine göre, “… Böylece onun omuzlarında yürüyün… (67-Mülk 15)” ayetindeki "omuzlar" ifadesinden hareketle "omuz ovaldir, o halde dünya küredir(!)" tarzındaki açıklamalar gayet normaldir diye düşünüyorum.

D.Demirel kardeşimiz "Rabbimiz bu kelimeyi şeklinden dolayı mı seçmiştir yoksa bir dayanak özelliğinden dolayı mıdır?" sorusuyla meselenin Kur’an’a yaklaşımımızla ilgili olabileceğini belirtiyor. Bu sözüne katılıyorum, Alagaş hocamın ayetlerin çok boyutlu anlam içermesi konusundaki yazdıklarını okusaydı, böyle bir ikileme düşmezdi diye düşünüyorum. Beşeri kelamlar genellikle tek boyutlu anlam ifade ederken İlahi vahyin anlamı çok boyutludur. Ancak bilmemiz gereken husus, bu anlamlar birbirini tekzip etmez. Anlam itibariyle bir boyuttan doğru olan vahiy, anlatımın diğer boyutundan bakıldığı zaman yanlış olmaz. Omuzun hem şeklen hem de dayanak olarak anlaşılabileceği gibi bunlar birbirini tekzip etmez.

Ancak anladığım kadarıyla konuyu bir boyuttan ifade etmeye çalışan D.Demirel kardeşimiz “Neden akla şekil ile ilgili bir değerlendirme geliyor?" diyerek bir önceki yorumuyla paralel bir yere dikkat çekiyor ve küre olasılığına da açık kapı bırakmak istiyor. İyi ama biz bu meseleyi sadece bu ayete göre ele almıyoruz ki. Bu ayete anlam verirken, konuyla ilgili bütün ayetleri birlikte ele almamız ve bu ayeti de ona göre anlamaya çalışmamız gerekmez mi?

Hamur örneği konusunda kendisinin de affına sığınarak bu hususta bir şeyler söylemek istiyorum, zira etrafımdaki bazı kardeşlerimden de bu minvalde yaklaşımlar duymuştum. Kur'an'a yönelişimizde bir önyargı veya önkabul olduğunu düşünen kardeşlerimizin öncelikle bu deneysel araştırmayı yapmalarını şiddetle tavsiye ediyorum;

Zeyd derki de çok güzel bir örnekle sorulan bu soruyu konuyla alakasız olan insanlara sorsunlar. Bu değerlendirme başlığından bihaber olan insanların hepsinin cevabının aşağı yukarı aynı ve şu şekilde olduğunu işiteceklerdir; “Kutunun zeminine yayılmış bir hamur ya da 'pişi' olmaya hazır hale getirilmiş yassı bir hamur". Bu cevabı rahatça verecek olan insanlara, bu soruyu dünyanın düz olabileceğiyle ilgili olarak ayetler bağlamında sordukları zaman far görmüş tavşan gibi durakaldıklarını, lafı eveleyip-gevelediklerini göreceklerdir;

"Görmeden şeklini tahayyül edemem, açtığımda görürüm!"
"O hamur ile ne yapılacağı, ne işime yarayacağını sorar ona bakarım!" vs. vs.

Eğer bu basit deney ile "önyargı ve önkabul nedir? Yöneliş problemi nasıl olur?" bunu farkedebilirlerse böylesi bulanık yaklaşımlara "açtırma kutuyu, söyletme kötüyü" demekten başka çarenin olmadığını da yaşayarak tecrübe edeceklerdir. Zira beşeri teorileri kabul etmek için kesin delil istemeyen bu kimseler, ayetlerin açık anlamını tasdik etmek için kesin delil istemektedirler. Ben geldiğim nokta itibariyle bir çok taşın yerli yerine oturduğunu fark ediyor olsam da acele etmeden düşünmeye ve takip etmeye devam ediyorum.
D. Demirel
28.12.2018 17:09
Selamünaleyküm
Mehmet abi kendi yorumumu ve sizin yorumunuzu tekrar okuyunca verdiğim portakal örneği size küre fikrinden uzaklaşamadığımı hissettirdi sanıyorum. Portakal örneğini küre şeklinden ziyade Zeyd Der ki kardeşin yorumundaki “güvendiğiniz kişinin “Yaydım-düzledim” diyerek kutuya koyduğu hamur için tasavvurunuz ne olurdu? En azından bu hamurun yuvarlak bir top haline getirildiğini düşünmezdiniz değil mi? “ ifadesinden yola çıkarak yazdım. Batılı kusmak kolay oldu evet ancak hakkı aradığımız bu değerlendirmede Rabbimizin bildirmediği bir husus varsa dikkatli olalım demek istiyorum.

Sorduğunuz soruyla ilgili olarak “omuzlarına” ifadesi çoğul olduğu için birden fazla çıkıntısı olabileceği geliyor aklıma ancak şunu yine sormadan edemiyorum; Rabbimiz bu kelimeyi şeklinden dolayı mı seçmiştir yoksa (omuz ile ilgili olarak yükün bindiği yer anlamında ) yer ile ilgili bir dayanaktan mı bahsediyor? bunu kestiremiyorum. Neden akla şekil ile ilgili bir değerlendirme geliyor?
Bu durum Kur’an’a yönelişimizle ilgili olabilir.

İnşaallah bu sefer ifade edebildim.
Mehmed Alagaş
28.12.2018 14:19
Selamunaleyküm
Ayeti nasıl tevil ettiklerini biz de bilmiyorduk, teşekkür ederiz Bekir kardeş. Biz konumuzla ilgili bu ayet-i kerimeyi gündeme getirirken müslümanların tertemiz bir akılla düşünmelerini ve kendilerini hiç zorlamadan ne anladıklarını söylemelerini istemiştik. Ancak bu arkadaşlar kendilerini zorlayıp, akıllarını esneterek böyle bir tevilde bulunmuşlar!. İnanmak isteyenler tabi ki böyle bir tevile de inanacaklardır. Biz ise kendimizi zorlamadan ve aklımızı esnetmeden şunları söylüyoruz.,

Biz insanlar omuz denilince canlı bir beden kütlesinin yukarı ve üst kısmının kastedildiğini biliriz. Dünyanın genel kütlesi küre olsaydı, bu kütlenin her tarafı omuz olamayacağı için Rabbimiz çelişkisiz olan açık kelamında “… Böylece onun omuzlarında yürüyün… (67-Mülk 15)” ifadesi yerine “Böylece onun üzerinde yürüyün…” ifadesini kullanırdı. “Omuzlarında” buyurarak arzın yukarı ve üst kısmına işaret ediyorsa, bizler bu açık işaretten hareketle “Dünyanın genel olarak kütle yapısını ve şeklini görüp-bilmesek de, bizler bu kütlenin yayılıp-düzleştirilmiş olan üst ve yukarı kısmında yaşıyoruz” deriz.

İtirazı olan var mı? Ayetlerin zahirine göre bizlerin bu sözleri ile onların tevillerini yan yana koysunlar ve hangisinin akla ve nakle uygun olduğuna kendileri karar versinler.

Herneyse diyerek konumuza devam edecek olursak,

Zeyd der ki de sorulan soru mu zordu yoksa cevabı açıkça vermek mi anlayamadık. Gördüğümüz kadarıyla ayetlere yanlış anlam vermekten kaynaklanan bir çekince var. Böyle bir çekince elbetteki hepimizde, her zaman olması gereken bir çekincedir. Ancak daha önce de ifade ettiğimiz gibi ayetlerin batıni veya ledünni anlamlarından değil, açık olan zahir anlamlarından sorumluyuz. Bu nedenle Allah’ın ayetlerine karşı yersiz ve gereksiz bir korkuyla yaklaşıp, zahirinden ne anladığımızı rahatça söylemekten çekinmemeliyiz. Hele ki bu çekince nedenleri, semavi değil de bazı beşeri verilere dayanıyorsa!.

Samimi niyetimiz Allah’ın ayetlerini eğip-bükmeden anlamak ve gizlemeden anlatmak ise ne anladığınızı söylerken bizlere bizden daha yakın olan Rahman’dan korkmanıza gerek yoktur. Çünkü Rahman olan Rabbiniz “Ayetlerimin zahir manalarından hareketle dünyanın küre olmayıp-düz olabileceğini niye söylediniz?” diye hesaba çekecek bir Rab değildir. Bizler ayetleri tevil etmeden açık manalarını anlamaya ve anlatmaya çalışan müslümanlarız. Rahman olan Rabbimiz katında bu niye yanlış olsun ki? Yarınlarda farklı gözlemlerle, farklı dünya tasavvurlarıyla karşılaşsak bile bu durum bizleri pişmanlığa ve söz konusu ayetlere karşı en ufak bir kuşkuya düşürmez.

“Bu ayetlerde mutlaka bir hikmet var fakat bizler bunu henüz anlayamadık” diyerek aynı mutmainlikle iman etmeye devam ederiz. Mesela Kur’an araştırmalarımızda Nuh (a.s.) tufanından sonra tüm zamanların insanlarına bırakılan ayetin Nuh (a.s.)’ın yaptığı gemi olmadığını, bu ayetin gemilerin suda yüzmesi-yüzebilmesi olduğunu görmemize rağmen bu ayetin ne olduğunu henüz anlayabilmiş değiliz. Elbetteki bu olayın suyun kaldırma kuvveti veya özgül ağırlıkla rahatça açıklandığını biliyoruz. Ama iman ettiğimiz bir husus var ki Kur’an’da Rabbimizin önemle dikkat çektiği bu ayet, söz konusu basit açıklamaların fevkindeki bir durumu bildirmektedir. Daha açık bir ifadeyle normal şartlarda yüzmemesi gereken gemiler, Allah’tan bir rahmet ve ayet olarak denizlerde yüzmektedir. Kıyametten önce insanlar tarafından bulunup-anlaşılacak olan bu ayetin henüz ne olduğunu bilmiyor fakat hiç kuşku duymadan iman ediyoruz.

Dünyanın şekliyle ilgili ayetlere de yaklaşımımız bu şekildedir. Ayetlere iman eder ve ayetlerin zahirinden ne anladığımızı da açık yüreklilikle dile getiririz. Öyle değil mi?
Mehmed Can
28.12.2018 11:18
Eyvaĺlah
Bekir kardeş. Sallanan beşiğin ayağındaki ovallıktan küre denildiği gibi desene!.
Bekir Ziya
28.12.2018 00:22
Esselamü Aleyküm
Omuzdaki eğimin Dünyanın yuvarlaklığına işaret ettiğini söylediler. Düz kısmını ıska geçerek tabi. Bu kısa açıklama merakınızı gidermiştir umarım M.Can Bey.
Mehmed Can
27.12.2018 23:05
Ve aleykümselam,
Bu ayeti dünyanın küre olduğuna nasıl delil getirdiklerini gerçekten çok merak ettim. Birkaç cümle ile açıklar mısın Bekir kardeş...
Bekir Ziya
27.12.2018 17:00
Selamün Aleyküm
Bu konuyla ilgili sohbet ederken zikrettiğiniz ayetteki 'omuzlarında yürüyün' ifadesini Dünyanın küre olduğuna delil getirdi biri. Benim küre olmadığına delil getirdiğim ayet bir anda kürenin delili oldu! O yüzden bu konuları insanlarla fazlaca paylaşmadan sadece bu siteden takip edeceğim bir müddet.
Mehmed Alagaş
27.12.2018 15:53
Ve aleykümselam
Eyvallah Mahmud kardeşim. Sesli düşünen D. Demirel kardeşimize gelince önceki yorumunda “Kusmak kolay oldu” demene rağmen yine de farkında olmadan dünya küre ise ihtimalindan hareket ederek bazı olasılıklar üzerinde durmak istiyorsun. Tabi ki bunu yadırgamıyor ve sözlerini dikkate alıyoruz. Ancak yorumunda bir şeyin şeklini, vasfını ve keyfiyetini sanki birbirinden tamamen ayrı şeylermiş gibi zikrediyorsun. Oysa örnekte belirttiğin ayetlerde de, yerin veya göğün şekliyle beraber keyfiyetine de işaret eden anlamlar vardır.

Bildiğimiz gibi beş asırdır küre dünya iddiasında bulunanlar yerçekimi gibi bazı önemli soruları cevapsız bıraksalar da gece-gündüz ve mevsimler gibi yaşadığımız olaylara kendi teorilerinden hareketle mantıklı açıklamalar getirmişlerdir. Ki üzerinde düşünülüp-araştırıldığı zaman düz dünyayı savunanlar da, söz konusu olaylara mantıklı cevaplar verebilirler. Biz müslümanlar için mantık doğruluk ölçüsü olmadığı için elbetteki hakkı bulmak için Kur’an’a yöneleceğiz.

“Müslümanlar şimdiye kadar bu konuda Kur’an’a yönelmemişler midir?” denilecek olursa tabi ki yönelmişlerdir. Ancak son asırlardaki bu yönelişler ne yazık ki hakkı bulmak için değil, baskın olan küre varsayımına ayetlerden delil getirmek için olmuştur. Nitekim bu çabalarla ayettelerdeki yaymak kelimesi deve kuşunun yumurtasını bırakmak için temizleyip-düzelttiği yer anlamına da gelirken, bu anlam kendilerine yeterli gelmediği için birkaç adım daha ileri gidilmiş ve temizlenip-düzeltilen yere büyük ihtimal yumurta yapılacağı için “Bu kelime ile yumurtlanacak olan devekuşu yumurtası kastedilmektedir” denilerek akla zarar bir yumurtlama gerçekleşmiştir. Apaçık olan beşik kelimesi de “Tarihte beşikler sallanabilmesi için ayakları oval olarak yapılır ve beşik kelimesinin kullanıldığı ayette ayakların bu ovallığına işaret edilmektedir” şeklinde açıklanarak, ayetlerin küre dünya ile paralellik arzettiğine (!) dikkat çekilmiştir. Rabbimizin sarsılıp-sallanmasın diye dağları diktiği yeryüzünü illa ki beşik gibi sallayacaklar ya (!), açıklamayı da buna göre yapıyorlar.

Bir taraftan sahte olduğu söylenen görsellerle, diğer taraftan Kur’an adına yapılan bu gibi açıklamalarla karşılaşan müslümanların kafa karışıklığını elbetteki yadırgamıyoruz. Yapmak istediğimiz şey bu kafa karışıklığını ve bütün ön kabulleri bir tarafa bırakarak konuyla ilgili bütün ayetleri temiz akılla düşünmeye ve anlamaya çalışmaktır. Konuyla ilgili diyoruz çünkü birçok ayet meseleyi farklı boyutlardan dile getirerek aynı gerçeğe işaret etmektedir. Mesela sen de dahil bütün güzel kardeşlerimizden, bu konumuzla ilgili olan aşağıdaki ayet-i kerimeyi tertemiz bir akılla düşünmelerini ve kendilerini hiç zorlamadan ne anladıklarını sormak istiyoruz.,

“Sizin için yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. Böylece onun omuzlarında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin. Sonunda dönüş O'nadır. (67-Mülk 15)”

Bu ayette şanı yüce Rabbimiz niye “Onun üstünde veya üzerinde” değil de, “(fi menakikibi ha) Onun omuzlarında” buyuruyor? Sümme haşa bu öylesine kullanılan bir ifade midir?
D. Demirel
26.12.2018 20:43
Selamünaleyküm
Biraz sesli düşünmek istiyorum. Güvendiğimiz bir kişi bize masa düzdür dediğinde masanın girintili çıkıntılı olmadığını tümseklerinin veya çukurluklarının olmadığını tasavvur ederiz. Yani şeklinden ziyade vasfı hakkında fikrimiz olur. Masa yuvarlak da olabilir kare veya dikdörtgen de olabilir. Gök ile ilgili ayetleri tefekkür ettiğimde şekilden ziyade vasıflarını anlayabiliyorum. Mesela şu ayette bakıp göğün şekli şudur diyebilir miyiz?

Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok.(Kaf 6)

"Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip-dolaşırsınız, diye."(Nuh19-20)

Yine buradaki ayetten de yerin şeklinden ziyade niteliği hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Aşağıda Zeyd kardeşin yorumundaki hamur örneğini de okuduğumda konuyla ilgili güzel bir noktaya değiniyor. Hamuru yaydım-düzledim dediğinde aklımıza bir portakal görüntüsü gelmiyor ancak şeklen şunu tasavvur ediyor da diyemiyorum. Şimdilik Rabbimin yer için bildirdiklerine iman ediyor henüz anlayamadığım kısımları için en doğrusunu Rabbim bilir diyorum.
Mahmut Uçak
25.12.2018 20:40
selamünaleyküm
Kur’an’a yeri arz ettiğimiz bu değerlendirmede kur’an’nın konuşmadığı bir konuda konuşturmak değil, yer kelimesi ‘’ardz’’ şeklinde 461 kere, gök kelimesi ‘’sema’’ şeklinde 310 kere geçtiği için acaba ‘’Kur’an bu konuda bize ne diyor?’’ diye hakkı ve hakikati aradığımız bir değerlendirmedir. Hevasından konuşan, kafasından(aklından) konuşan insanlar gördükçe konunun ehemiyeti ve değerlendirmeye açılmasının önemi daha da ortaya çıkmaktadır. Şeytan ve dostlarına yönelik, göklerin ve yerin yaratılışından bahseden aşağıdaki ayetlerde Allah u Teâlâ şirkten, ortak tutmaktan ve denk tutmaktan bahsetmektedir. Bu ayetler indiği gün insanlar muhatap olduğu gibi bu gün ve daha sonra da muhataptırlar;

Göklerin ve yerin yaratılışında da, kendilerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben sapıp-saptırıcıları yardımcı edinmiş değilim. (18-Kehf 51)
Gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, şirk koştukları şeylerden münezzehtir-yücedir. (16-Nahl 3)

Allah’ı bırakıp insan ürünü olan ilke ve prensipleri kanun ve kaideleri ölçü alarak Allah subhanehu ve teala’ya ortak koşanlar Allah’ın ve mü’minlerin düşmanıdırlar. Kendilerini islama nispet edenler ama bunu bilmeyenler şu ayetlerin muhatabıdırlar;

Onlar mü'minleri bırakıp kafirleri veliler-dostlar edinirler. İzzeti (kuvvet ve şerefi) onların yanında mı arıyorlar? Oysa izzet bütünüyle Allah'a aittir. (4-Nisâ 139)
Ey iman edenler. Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli-dost edinmeyin. Onlar, kafirlerin mezar halkından umud kesmeleri gibi ahiretten umud kesmişlerdir. (60-Mümtehine 13)
De ki "Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mıdır?" De ki "Hakka ulaştıracak Allah'tır. Öyleyse hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşamayan mı? (O halde) size ne oluyor? Nasıl hükmediyorsunuz?" (10-Yunus 35)

Evet yerin şekline inanmak belki tek başına insanı kafir veya mü’min yapmıyor; ama ölçü olarak neyi aldığımız dinimizi belirleyen ana unsurdur;

Kendilerine Kitab'tan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar tağuta ve cibte (putlaştırılan şeylere) inanıyorlar ve küfredenler için "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar. İşte bunlar, Allah'ın kendilerini lanetlediğidir. Allah kime lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın. (4-Nisâ 51- 52)
Ey iman edenler. Allah'a itaat edin, Resule ve sizden olan emir sahiblerine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız onu Allah ve Resulüne arz edin (onların emirlerine göre halledin). Bu (sizler için) hem hayırlı ve hem de sonuç bakımından daha güzeldir. (4-Nisâ 59)

Yine Rabb’ul a’lemin şüphesiz ve kesin bir yaratılış ile ‘’YEDİ GÖK’’ten bahsediyorken; Bugünkü kör astronomi bilimi evrenin sınırlarını bulduğunu zannetmesine rağmen ‘’yedi gök’’ten, göğün yollarından, göğün korunmuşluğundan hiç haber verememeleri Kur’an’ın nerde onların nerde olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır;

Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip de onları yedi gök olarak düzenleyen de O'dur. O (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (2-Bakara 29)
O, yedi göğü kat kat (ayrı tabakalar halinde) yaratmıştır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk (düzensizlik) göremezsin. Gözünü çevir de bir bak (iki gök-iki tabaka arasında) bir yarık-bir çatlak görüyor musun? (67-Mülk 3)
(Hareli-kıvrımlı) yollara-yörüngelere sahip göğe andolsun ki. Siz gerçekten ihtilaflı-çelişkili bir söz içindesiniz. (51-Zâriyât 7-8)
Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve herbir gökte Kendi emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve koruma (altına aldık). İşte bu Aziz (üstün ve güçlü olan) Alim (herşeyi hakkıyle bilen) Allah'ın takdiridir. (41-Fussilet 12)

Bir ara evren sınırsızdır deyip Allah’ın bazı sıfatlarını evrene vererek şirk koştuklar. Sonra yok yok bizim bu evrenimizin sınırları var ve genişliyor diyerek kendi gözlerindeki ve gözlüklerindeki problemleri yine göremediler. Hepimizin yaptığı ‘’Allah bizi hak ve hakikate birleştirsin’’ duasını yerine getirmek istiyorsak Kör önyargı ve kabullerle değil, ‘’HAK’’ olan Allah’ın kitabını kendi düşünce, bilgi, birikim ve tecrübesine göre te’vil ederek değil apaçık olan ayetlerine iman ve teslimiyetle yerine getireceğimiz bir duadır.
Mehmed Alagaş
25.12.2018 14:52
Ve aleykümselam
Bekir kardeşim Zeyd’e verdiğin cevap, bizlere “At öldü” kıssasındaki bilge kişinin sözlerini hatırlattı. O ifadeyi söylemiyor ama atın hiç kımıldamadan yayılıp-uzandığına işaret ediyorsun. Hicr 14.15 ayetlleriyle ilgili yazdıklarına gelince, senin ifadenle “Sorunun cevabı içinde” diyemiyoruz. Çünkü insanlık o aşamaya geldiği zaman dünyanın şeklini değil göğün yollarını tartışıyor olacak ve Mearic suresinin girişinde beyan edildiği gibi göğün yükselten yollarının ne anlama geldiğini yaşayarak gördükleri için büyük bir hayrete düşecekler. Bİzim ayetlerden anladığımız bu olayda görecekleri ayet dünyanın şekli değil, göğün açılan ve yükselten yolları olacaktır. Ayrıca bu konuyla ilgili ön meselelere sıçramadan, şimdilik bu konuyu değerlendirelim.

R. Engin kardeşim meseleye senin gibi yaklaşan birçok insanın duygu ve düşüncelerine tercüman olmuşsun. Evrim ve büyük patlama teorileri hakkında dünya insanlarını küfre sürüklemek için ileri sürülen Allah’a isyan maksatlı teoriler diyorsak, bu küfür teorilerini uyduran aynı bilimselliğin diğer öngörülerine de şüpheyle yaklaşmamız gerekmez mi? Elbetteki gerekir. Ki sen de artık dünyanın küre olduğuna inanan müslümanlardan ayrılıp-şüpheyle bakanlardan olmalısın ki “Dünyanın küre mi yoksa düz mü olduğu konusu şaibelidir” diyorsun. Bu olayı şaibesiz görüp “Dünya küre değil düz olabilir” diyen müslümanları alaya alıp-tedaviye sevketmek isteyen diğer dindaşlarımızı gördükten sonra “Bu konu şaibelidir” diyen sen kardeşimizi bağrımıza basmak istiyoruz.

Çünkü baştan beri bizim de söylediğimiz bu. Karşımızda birbirini çürüten bilimsel veriler varsa ve bu konu biz müslümanlar için şaibeliyse, şaibeyi ortadan kaldıracak yegane kitab olan Kur’an-ı Kerim’e yönelelim ve bu yüce Kitab’ın verdiği cevabı anlayalım diyoruz. Tabi ki bizim bu ciddi değerlendirmemize katılabilmen için “Dünyanın küre olması fikri Kur’an’a zıtlık olsun diye ortaya atılmış bir fikirden çok, bilimin ancak ulaşabildiği kadar ki elde ettiği verilerden kaynaklanıyor” sözünü, tekrar tekrar düşünmen gerekmektedir. Bak aynı konuyu biz nasıl ifade ediyoruz.,
“Dünyanın küre olması fikri gerçek bilimi yansıtmak için ortaya atılmış bir fikirden çok, dünyanın düz olduğuna işaret eden Kur’an’ı ve diğer semavi kitabları yalanlayıp-insanları semavi dinlerden uzaklaştırmak için ortaya atılan bir fikirdir.”

Bu iki ifadeden hangisinin doğru olduğu, beş asırdır bilimselliğe yön veren şeytan ve dostlarının neyi amaçladığı elbetteki bütün bir insanlık nezdinde açıklık kazanacaktır. Zaten insanları küfre sürüklemeyi amaçlayan bu şeytani maksadı ortaya çıkarmak için Kur’an’a yöneliyor ve bu soruya Rabbimizin verdiği cevabı anlamaya çalışıyoruz. Değerlendirdiğimiz ayetlerde dünyanın “Yayıldığını ve düz bir satıh haline getirildiğini” görmene rağmen “Yaymak tabiri biz insanların görüş ve anlayışı çerçevesinde olabilir” diyerek küre olasılığına da açık kapı bırakıyorsun.

Zikrettiğimiz ayetlerde küre olasılığına hiçbir işaret, hiçbir açık kapı yoktur kardeşim.
Bu ayetler biz insanların görüş ve anlayışı çerçevesinde olabilir derken ‘olabilir’ kelimesini kaldırabilirsin. Çünkü öyledir. Burada önemli olan ‘biz insanlar’ derken sadece 15 asır öncesi insanları değil kıyamete kadar yaşayan ve yaşayacak olan bütün insanları kastettiğimizi bilmektir. Önceki yorumlarımızı okuduysan “Dünyanın şekline işaret eden söz konusu ayetler bugün inecek olsa, yine aynı şekilde inerdi” diyerek Rabbimizin hak kelamının anlam istikameti olarak değişmeyeceğini açıklamıştık.

Zeyd der ki yorumunda da açıkça belirtildiği gibi bizlere bu evrensel ayetleri gönderen Rab, ahir zamanda bazı teknolojik gelişmelerin olacağını ve gözlem imkanlarının genişleyeceğini bilerek bu ayetleri gönderen bir Rab’dır. İşte söz konusu ayetlere bu bilinç ve bu iman ile yaklaşmamız gerekmektedir. Mana olarak “Dünyayı dünya dışından gözlemleyerek düz olduğuna kanaat getirsek, küre fikrinde ısrar ederek (ayetlerin açık manasına aykırı düşünüp) isyan etmezdik” diyorsun. İşte yine birçok dindaşımızın fikrine ortak olmuşsun.

Bizler ise görmeden, görmeye gerek duymadan ayetleri anlamaya çalışıyor ve Rabbimizin ayetlerde zikrettiği açık manaya iman ediyoruz. Bekir Ziya’ya sorulan soruya, bu anlayış ve bu iman ile bizler de cevap verelim.
R. Engin
25.12.2018 01:26
Selam olsun
Evrim teorisi ya da patlama sonucu oluşan evren teorileri Allah'a açık bir isyan ve küfürdür. Ancak dünyanın küre mi düz mü olduğu konusu şaibelidir. Bunda kesin bir bilgi var denemez. Ayette bahsedilen yaymak tabiri biz insanların gözü ve anlayışı çerçevesinde de olabilir. Nitekim bizim algıladığımız ve gördüğümüz dünya düzdür. Fakat dünya dışında gözlemleme imkânımız bulunsa ve düz olduğuna kanaat getirip buna rağmen küre fikrinde ısrarcı olsaydık işte o zaman açık bir isyanda olurduk. Büyük patlama bu nedenle bu konuya emsal olamıyor; temelinde Allahsızlığa, Allah'tan gayrı bir şekilde ve tesadüfe dayanıyor. Ancak küre olması fikri Kur'an a zıtlık olsun diye ortaya atılmış bir fikirden çok; bilimin ancak ulaşabildiği kadar ki elde ettiği verilerden kaynaklanıyor.
Bekir Ziya
24.12.2018 21:34
Esselamü Aleyküm
Önceki yorumumu okuyunca Hicr yerine Hacc süresi yazdığımı farkettim. Bu yüzden özür dilerim. Allah beni affetsin.
Bekir Ziya
24.12.2018 18:13
Esselamü Aleyküm
Sorunun cevabı içinde derdim herhalde. Bu sıralar Hacc 14 ve 15'i düşüyorum. Acaba o kafirlere açılacak olan kapıyla uzaya yükselseler neyi görüp büyülendiklerini düşünürler diye merak ediyorum. Eğer o kapı göğün yollarına açılan bir kapı değilse, sanırım o zaman Dünya'nın şekli ile ilgili bir şaşkınlıktan ötürü yaşanan bir şok olabilir.
Zeyd Der Ki
24.12.2018 16:26
Selamunaleykum
Önceki yorumlarda da verilen dünyanın şekliyle ilgili ayetleri anlamaya çalıştığım zaman Rabbimizin dünyadaki ovaları veya yaylaları değil arzı yani bütün bir yeryüzünü “Yaydım, uzattım, düz bir satıh yaptım” buyurduğuna şahit oluyorum. Bu ayetleri sadece bizler değil 15 asırdır koskoca bir ümmet okuduğuna göre önce şunu düşündüm. Geçmişten günümüze bu ayetleri hiçbir önyargısı olmadan okuyan temiz akıl sahibi müslümanlarda nasıl bir dünya tasavvuru olurdu? Bu ayetleri tefekkür eden müslümanlardan binde biri, bu ayetlerden hareketle “Dünya küre şeklindedir” diyebilir miydi? Hiç sanmıyorum.

Çağın bilimsel pisliklerini ve tartışmalı verilerini bir kenara bırakarak meseleyi sizler de kendi aklınıza, kendi deneyimlerinize göre değerlendirebilirsiniz. Mesela sözüne güvendiğiniz birisine bir topak hamur verseniz ve bu kimse size göstermeden “Hamuru yaydım-düzledim” diyerek hamuru bir kutunun içine koysa, bu kapalı kutudaki hamurun şeklini nasıl düşünür, nasıl tasavvur edersiniz? Bu örneği abes gören bazı sivri akıllılar “Koskoca dünyayı insanın elindeki bir avuç hamurla nasıl örneklendiriyorsunuz?” diyebilirler. Aslında doğru söylüyorlar. Mesele dünya ve buradaki el Sahibi Allah ise bu yüce Yaratıcı için dünya elbetteki bir avuç hamur bile değildir. Nasıl olmasını dilemişse ve nasıl olmasını diliyorsa “Ol” buyurduğu zaman zaten oluverir. Biz sadece meseleyi anlaşılabilir kılmak için bu basit örneği verdik.

Evet, 

güvendiğiniz kişinin “Yaydım-düzledim” diyerek kutuya koyduğu hamur için tasavvurunuz ne olurdu? En azından bu hamurun yuvarlak bir top haline getirildiğini düşünmezdiniz değil mi? Çünkü kutuyu açtığınız zaman onun yuvarlak bir top olduğunu görseydiniz, aklı başında bir insan olarak doğru sözlülüğüne inandığınız o kişiye “Hamuru yaydım-düzledim” dedin ama “Bu ne?” sorusunu sorardınız. Aklı başında diyorum çünkü bu kişi iman ettiğiniz bir bilim adamı, bir imam veya bir hoca ise aklınızı geri plana atabilir ve hamurun genelini değil bazı yerlerindeki düzlüğü esas alarak “Mübarek hocamız düz derken buralarını kastetmiş” diyebilirdiniz.

Fakat biliyoruz ki karşımızda bir hacı-hoca veya bilim adamı değil alemlerin Rabbi olan ve bizleri gözü kapalı bir imana değil ayetleri görmeye ve akletmeye davet eden bir Rab vardır. Ve bizlere evrensel ayetleri gönderen bu Rab, ahir zamanda bazı teknolojik gelişmelerin olacağını ve gözlem imkanlarının genişleyerek kutunun kısmen açılabileceğini de bilen bir Rab’dır. Söz buraya gelince sakın ola ki bilimselliğe inanmış bazı hocalar gibi bu Rab ve bu Rabbın dünyanın şekline işaret eden kelamı için en ufak bir kuşkuya, en ufak bir endişeye kapılmayın.

Hikmetini anlasak da, anlayamasakta bu kelam Hakkın ta kendisidir.

Bizler bu kelama iman eden müslümanlar olarak, bu kelamı hiç tevil etmeden anlamaya çalışıyoruz. Zaten Rahman olan Rabbimizin de bizlerden istediği budur. Nitekim hamur örneğini vermemiz de, bu anlayabilme çabamızdandır. Dolayısıyle ayetlerin açık ve zahir anlamlarında “Yayılıp-düz bir satıh” yapıldığını görüyorsak, bu gördüğümüzü ifade etmekten neden çekinelim ve niye susalım ki?

Mesela hamur örneğinde zikrettiğim soruyu, şimdiye kadar susmayı tercih eden Bekir Ziya kardeşime sormak istiyorum. Bekir kardeşim güvendiğin kişinin “Yaydım-düzledim” diyerek kutuya koyduğu hamur hakkında genel tasavvurun ne olurdu?
_____________
23.12.2018 22:51

BİLGİLENDİRME..!
Değerli kardeşlerimiz;
Konuyla ilgisiz veya gereksiz gördüğümüz bazı yorumları sitemizde yayınlamıyor olsak da gereken durumlarda bu kardeşlerimizin e-mail adreslerine yeterli açıklamayı gönderiyoruz. Bu sebeple geri dönüş bekleyen kardeşlerimizin gönderecekleri yorumlarda e-meil adreslerini bildirmeleri gerektiğini hatırlatıyor saygı ve selamlarımızı sunuyoruz.

<<< insandergisi.com >>>
Mehmed Alagaş
23.12.2018 15:10
Selamunaleyküm
Arkadaşlar ayetleri birlikte değerlendirdiğimiz bu çalışmaya katılmak istiyorsanız, bizlere falanca hoca bunu diyor, filanca alim şu yorumu yapıyor gibi cevaplarla lütfen gelmeyin. Sözünü ettiğiniz alim veya hocaların bilimselliğe ters düşmemek için evrim ve büyük patlama gibi küfür teorilerini reddetmediklerini, Allah’ın ayetlerini tevil ederek bu görüşleri savunduklarını biliyoruz. Bu kimseler daha ölmediklerine göre şimdiye kadar yazdıklarımıza bir itirazları varsa bırakın kendi adları ile kendileri konuşsunlar. Ana bilimsel akımı esas alan bu gibi hocalar, “Sonra duman halinde olan göğe yöneldi… (41-Fussilet 11)” ayetiyle paralel gördükleri için büyük patlama teorisini Kur’an adına kabul edebilmektedirler. Oysa bu ayetteki duman ifadesi ve göğün duman halinde gözükmesi, “Yaratılış tarihi” kitabımızda açıkladığımız gibi şuursuz bir patlamanın olduğuna değil Rabbimizin madde ile mekanı birlikte yarattığına işaret etmektedir. Çünkü biliyoruz ki göğü maddesiz bir mekan olarak yaratsaydı, içinde hiçbir madde olmayan bu gök gayet şeffaf ve berrak olurdu. Dolayısıyle Rabbimizin “Duman halindeki göğe yöneldi” ayeti ile beyan ettiği gerçek, orada madde ile mekanın birlikte olduğunu ve “İsteyerek veya istemeyerek emrime gelin” buyruğu ile söz konusu nizamın gerçekleştiğini göstermektedir.

Fakat ne yazık ki bunları anlamayan ve anlayan müslümanları da dinlemeyen bu hocalar ayetleri tevil ederek konuşmaya devam etmekte ve söz meydanlarında “13.7 milyar yıl önce büyük patlama oldu ve 4.6 milyar yıl önce de dünya meydana geldi” diyebilmektedirler. Günümüz bilimselliği ile ters düşmemek yani Zeyd kardeşimin güzel ifadesiyle “Allah’ı bilimsel (!) tenkidlerden kurtarmak” için ayetleri tevil eden bu hocalara inanıyorsanız, aşağıdaki ayet-i kerimeyi nasıl anlayacak veya nasıl tevil edeceksiniz?

“Gerçek şu ki Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabına (takdirine) göre onikidir… (9-Tevbe 36)”

Bu açık ayetten şu an içinde bulunduğunuz dünyanın, güneşin hareketiyle günleri ve ayları meydana getiren bu nizamın Rabbimizin gökleri ve yeri yarattığı ilk günden beri aynı olduğunu yani büyük patlamadan (!) dokuz milyar yıl sonra gerçekleşmediğini anlamışsanız elbetteki kafanız karışacaktır. Bu kafa karışıklığınızı gidermek için inandığınız hocalarınıza dönüp bakmanızın ise size hiç faydası olmayacaktır. Çünkü bizler bu ve benzeri ayetlerle onları yıllardır defalarca ikaz etmemize rağmen ne bir cevap vermişler, ne de yanlış görüşlerinden tevbe etmişlerdir.

Sonuç olarak siz kardeşlerimize bizlere bu gibi hocaların sadece akla değil imana da zarar yorumlarını iletmek yerine, ayetleri kendi temiz aklınızla düşünmenizi ve anlamaya çalışmanızı tavsiye ediyoruz. Çünkü herbirimiz gibi sizler de kendinizden sorumlusunuz.
Zeyd Der Ki
23.12.2018 13:46
Ve aleykümselam
Mehmed Can ve İnşirah kardeşime güzel cevapları için teşekkür ediyorum. Abdullah’ın yorumunu ciddiye almaları, herhalde kafası karışmış böylesi sessiz Abdullah’ların çok olduğunu bildikleri içindir. O zaman böyle düşünen bütün Abdullah’ları muhatap alarak ben de kısa bir cevap yazayım.

Abdullah kardeşim “Yeter artık” hitabıyla bizleri ikaz etmeye çalışmışsın. Bu ikazını önemseyerek yorumunu birkaç kez dikkatle okumama ve satır aralarında aramama rağmen kalbe veya akla dokunur bir ikaz göremedim. Elbetteki Kur’an’da mühimsediğin konular, öncelediğin ayetler olabilir. Fakat şu şu ayetleri tefekkür edelim diyen müslümanlara “Eee tefekkür ettik, bundan ne anlamalıyız” Kur’an’ın bir coğrafya, bir gök bilimi, bir biyoloji, zooloji ya da botanik Kitab’ı olduğunu mu? Yeter artık, lütfen yeter!” diyorsun. Bu ayetleri tefekküre davet eden bizlere “Yeter artık” diyorsun da, bizlere bu ayetleri indiren ve bu konuları tefekkür etmemizi emreden Rabbimize karşı bir hitabın, bir seslenişin var mı? Şanı yüce Rabbimize de “Bir hidayet Kitab’ı olan Kur’an’da bu konuların ne işi var?” diyebiliyor musun?

Lütfen haddimizi bilelim.
Bilimsellik adına dünyaya hükmetmek isteyen şeytanizmin, siyonizmin varlığını kabul etmene rağmen dünya insanlarını küfre davet eden bu odakların suçlanıp-lanetlenmesi boş ve gereksiz görüyorsun. Özellikle son asırda batı emperyalizminin tahakkümünü ve yalanlarla dolu aldatıcılığını gözardı ederek sadece aldatılan insanları ve müslümanları suçlamak moda oldu gibi!. Oysa Kur’an-ı Kerim hileli baskılarla aldatılanları suçlamadan önce aldatıcıların ve ilahlık taslayan odakların ifşa edilip-lanetlenmesini emreden bir Kitab’dır. Bu yapıldıktan sonra elbetteki insanların ve müslümanların aldatılma nedenleri üzerinde duracak ve bir daha aldatılmamaları için gerekli uyarılarda bulunulacaktır.

“Onların sahte bilimine karşı doğru bilimi ortaya koymak için çaba sarfedelim” diyorsun. Bu cümle gerçekten sana ait ise müslümanları bu konularla ilgili ayetleri tefekküre davet ederek doğruya ve gerçeğe ulaşmak isteyen bizlere neden “Yeter artık!” diyorsun ki!. Hidayet Kitab’ı olduğunu söylediğin Kur’an-ı Kerim’imiz, İnşirah kardeşimizin de ifade ettiği gibi her önemli konuda hidayet rehberi değil mi? Herneyse, gerçek ismini yazmadığın için hiç pişman olmadığını düşünüyor ve Abdullah isminle müsemma olmanız için dua ediyorum.
İnşirah Melal
23.12.2018 13:15
Abdullah kardeşim;
Lütfen siz de sözlerimi hakaret, aşağılama v.s. olarak algılamayın, sadece "inandığınız doğrultuyu" anlamaya çalışıyorum..?!

"bu kitap.. bireysel olarak insana, toplumsal olarak insanlara gerek bu dünyalarını mamur etmeleri, gerek ahiretlerini kazanmaları için HİDAYET kitabıdır. " diyerek benim de inandığım doğrultuda bir cümle kurmuşsunuz. Bu cümlenin şu açılımına itiraz etmiyorsunuzdur heralde(?); "Bu kitap bizleri doğru yola çağıran ve doğru yolda dosdoğru bir duruşun nasıl gösterileceğini bildiren dolayısıyla da hem dünyamızı hem ahiretimizi mamur edecek olan bir kitaptır."

Buna bir itirazınız yoksa hadi tefekkür edelim..;
"Diyelim ki, biz dünyanın küre olduğunu ZANNEDİYORDUK, ayetlerin ise düz dediğini gördük. Amaaan neyse canım zaten Kur'an coğrafya kitabı değil HİDAYET kitabı...! Diyelim ki, dünyanın dönmediğini, güneşin, ayın bir düzende akıp gittiğini anladık. Ama şimdiye kadar çok başka şeyler öğrenmiş ve DOĞRU olduğunu ZANNETMİŞTİK.!? Neyse canım neticede Kur'an gök bilimi kitabı değil ki, biz hidayet üzere yani DOĞRULUK üzere olalım, gerisi önemli değil.!!! Ne yani! Asırlar öncesinden gelen bir kitap insanlar, kuşlar, arılar, karıncalar, bitkiler v.s. Hakkında daha bugün yeni yeni ulaşılmış bazı bilgileri veriyor diye hiç yanılmayacak değil ya..(!) Neticede kur'an biyoloji, zooloji ya da botanik bilimi kitabı değil yani..!!!".....mi diyelim!? Allah aşkına biz böyle dersek HİDAYET üzere mi oluruz? Allah’ın kitabı bizler için bilimsel meselelerde de hidayet rehberi değil mi?

Bence de yeter artık..
Artık lütfen ya hayır konuşun ya da susun..!

"İnsanlara yol göstermek, rehberlik etmek için Rabbimizin bize olan rahmetinin tecellisi", kitabı kerimimiz zerre miktar yorulmaz ve ilk günkü tezeliği ve enerjisiyle durur merak etmeyin.. Lütfen İLAHİ KELAM'ın bu hususlarda söyledikleriyle biraz da sizler YORULUN.. Ayetlerin bağlamından bir kere olsun koparıldığını bu sitede görmediğim gibi her fırsatta meseleleri değerlendirirken bırakın ayeti bağlamından koparmayı, Kur'an'ın bütününden koparılmaması gerektiğinin vurgulandığına defalarca şahid oldum. Her fırsatta bir ayeti anlamak için bağlamını ve Kur'an bütünlüğünü dikkate almayı tavsiye eden ALAGAŞ hocamızın yazdıklarından ya haberiniz yok, ya da anlamaya niyetiniz yok...!

"bin dört yüz yıldır zaten kitabımızı olur olmaz yorumlarla öyle yorduk ki, artık şimdi biz hiç bişey anlamaz olduk, o yüzden de artık yeni nesil için rehber olmuyor hayat kitabımız.." demişsiniz.. Abdullah kardeşim "edebiyat" çerçevesinde ne demek istediğinizi anlayabilirim lakin yine de Allah'ın koruması altında olan Kitab-ı Kerim'imizi hiç SAKINMADAN insanların yanlış yorumlamaları sebebiyle yorulmak ve hidayet rehberi olma özelliğini yitirmekle itham ettiğiniz bu cümlenizden dolayı Rabbimizden bağışlama diliyorum.. Şu kurduğunuz cümle bile önemle ve öncelikle Allah tasavvurunuzu bir daha gözden geçirmeniz gerektiğini ortaya koyuyor. Bunu yaptıktan sonra da bu yaptığımız değerlendirmeden önce HİDAYET ile ilgili ayetleri bağlamlarıyla ve bir bütünlük içerisinde tekrar tefekkür etmenizi tavsiye ederim.

Madem;
"Evet, doğru bilimsellik adına dünyaya hükmetmek isteyen şeytanizm (siyonizm, evanjelizm) insanları kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek için çaba sarfetmiyor, insanlığı kandırmıyor değil, onlara karşı çıkalım." diyorsunuz, neden bizleri "onların sahte bilimine karşı doğru bilimi ortaya koymak için çaba sarfeden" müslümanlardan ya da buna teşvik edenlerden olarak göremiyorsunuz?

Sonra da,
"Rabbimiz bu kainatı da ayet olarak niteledi, o zaman biz neden bu ayetlere duyarsız kalıpta ondan sonra şeytanizmi suçluyoruz;" demişsiniz.. Size kainat ayetlerine duyarsız kalın diyen mi oldu? Gördüğümüz FOTOĞRAF ve VİDEO ların kainat ayeti olduğunu söylüyorsanız yazılanlardan birşey anlamamışsınız demektir. Yok böyle değilse zaten bu başlık altında bizlerin de gücümüz nisbetince yapmaya çalıştığı şey, Kainat kitabını değerlendirirken Kur'an ile birlikte değerlendirmek. Yani bunun nesine itiraz ediyorsunuz ki.. !?

Evet yeter artık..! Gerçekten yeter...!!
Artık Allah'ın Kitabı, ZANNETTİKLERİNİZ ile çelişiyor diye O'na acımaktan ve kurtarmaya çalışmaktan vazgeçin ve "Lütfen kendinize gelin, Rabbimizin hidayet için gönderdiği kitabı siz de önceki kavimler gibi, -lafızda değil belki ama, anlamada- tahrif etme yanlışına düşmeyin"

Zira biz meseleleri değerlendirirken Kur'an bütünlüğünü ve öncelikle ayetlerin açık anlamlarını dikkate alıyoruz. Bizlere sunulanlarla çelişiyor diye ayetleri binbir güçlükle tevil edip, evirip çevirip YUVARLAMAKtan Allah'a sığınır kendisini İslam'a nisbet eden herkesi de buna davet ederiz..

Son bir not;
Ben sitenin takipçisiyim, bu doğrudur. Lakin ALAGAŞ hocamı öncelikle takip değil TAHKİK ederim. Yarınını bilemem ama bugün için imanından zerre şüphe duymadığım ALAGAŞ'ı tahkik ediyorsam hiç kusura bakmayın ama kafirlerin, fasıkların, mücrimlerin önüme koyduğu bilgi ve belgeleri ciddi bir tahkikatten geçirmeden doğruluğundan şüphe etmek imanımın gereğidir. Ama ne yazık ki, bu güçlerin sunduklarını tahkik etmeden doğru kabul edip onların söylemlerini TAKLİD edenler, yıllardır aynı çizgisini muhafaza eden ALAGAŞ'ı yeterince tahkik etmeden TAHKİR etmekden de geri durmuyorlar..

Ne diyelim..?!
Hasbunallah ve ni'mel vekil....
Mehmed Can
22.12.2018 21:23
Selamun Aleykum
Abdullah kardeşim bizler için üzülüp endişe eder gibi bildiğimiz klasik serzenişlerle nasihat etmeyi lütfen bırakın artık. Zihin altındaki kalıplaşmış cümlelerinizden gına geldi. Rahman olan Rabbimizin kitabı tam da bu gibi küfür teorileriyle bilimsellik adına uydurulmuş ve birçok müslümanın ön kabullerini oluşturan “Büyük patlama, evrim veya dünya dönüyor" gibi safsata anlayışları kökünden reddederek, asıl anlaşılması gereken Kur'an ayetlerini tefekkür etmemizi, sabırla doğruyu bulmamızı istemektedir.

Farkında olmadan dünyanın küre olduğuna iman etmişseniz elbetteki “Kur’an’a göre dünya düz mü?” sorusundan bile ciddi rahatsızlık duyacak ve midenizin bulandığını hissedeceksiniz. Ancak bu bulantı ile bilimi merkeze alan bazı ön kabullerinizi kusmanız gerekiyorsa, bu kusmayı bilgiç edasıyla bizlerin bu konulardaki samimi gayretleri üzerine değil, yüceltilen bilimin üzerine yapın.

Mehmed abinin geldiği bu noktayı anlayabilmeniz için sizlere ince bir ip ucu vereyim;
Mesela öncelikle "RABBANİ YOL VE SÜNNETULLAH" kitabından başlayabilirsiniz. Yalnız tüm ön kabulleri bir kenara bırakmalı ve ayetleri Kur'an bütünlüğünde düşünüp değerlendirmelisiniz. Allah'ın değişmez ve değiştirilemez Sünnetullah gerçeğini anladığınızda ”SONA SON KALA"kitabına yönelebilir ve gündeme getirdiği bu önemli konuların ümmet için ne derece önemli olduğunu daha iyi anlamış olursunuz.

İnşaallah diyerek sizden umud kesmiyor ve dua ediyorum.
Abdullah
22.12.2018 16:00
Değerli mehmed hocam ve takipçileri.
"Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir."

Bu yorumumu lütfen sizlere hakaret, aşağılama v.s. olsun diye yazdığımı sanmayın, sadece inandığım doğrultuda uyarıyorum.
Rabbim bizleri affetsin, hakta birleştirsin inşaallah.
ilgili ayetleri tefekkür etmeye davet ediyorsunuz, bende bir iki kelam etmek isterim bu konuda.
hadi tefekkür edelim...
ilgili ayetleri dediğiniz bağlamda düşündük ve yeryüzünün düz olduğunu anladık.
ne anlamamız gerekiyor bundan?
kur'anın coğrafya kitabı olduğunu mu?
yine tefekkür ettik,
dünyanın dönmediğini, güneşin, ayın bir düzende akıp gittiğini anladık.
ne anlamamız gerekiyor bundan?
kur'anın gök bilimi kitabı olduğunu mu?
ya da insanlar, kuşlar, arılar, karıncalar, bitkiler v.s.
ne anlamamız gerekiyor bu ayetlerden?
kuranın biyoloji, zooloji ya da botanik bilimi kitabı mı?
yeter artık, lütfen yeter.
bu kitap hidayet (rehber) kitabıdır.
bireysel olarak insana, toplumsal olarak insanlara gerek bu dünyalarını mamur etmeleri, gerek ahiretlerini kazanmaları için HİDAYET kitabıdır.
lütfen bu güzel kitabımızı, anlaşılmayı zorlaştırarak, ayetleri bağlamından kopararak, biz insanlara yol göstermek, rehberlik etmek için rabbimizin bize olan rahmetinin tecellisi, kitabı kerimimizi yormayalım.
ve akabinde biz insanların anlayabileceği sadelikte olan kitabımızın anlaşılmasını zorlaştırmayalım. bin dört yüz yıldır zaten kitabımızı olur olmaz yorumlarla öyle yorduk ki, artık şimdi biz hiç bişey anlamaz olduk, o yüzden de artık yeni nesil için rehber olmuyor hayat kitabımız..

Evet, doğru bilimsellik adına dünyaya hükmetmek isteyen şeytanizm (siyonizm, evanjelizm) insanları kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek için çaba sarfetmiyor, insanlığı kandırmıyor değil, onlara karşı çıkalım. ama böyle değil, onların sahte bilimine karşı doğru bilimi ortaya koymak için çaba sarfedelim biz müslümanlarda. rabbimiz bu kainatı da ayet olarak niteledi, o zaman biz neden bu ayetlere duyarsız kalıpta ondan sonra şeytanizmi suçluyoruz; insanlığı bilim safsatasıyla kandırıyorlar diye. lütfen kendimize gelelim, rabbimizin hidayet için gönderdiği kitabı bizde önceki kavimler gibi, -lafızda değil belki ama, anlamada- tahrif etme yanlışına düşmeyelim.
Mehmed Alagaş
22.12.2018 14:01
Ve aleykümselam
Mahmud kardeşimizin güzel sorusuna ve verilen cevaplara teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımızın da belirttiği gibi Kur’an’da Ard-Arz kelimesi genellikle bütün bir yeryüzü anlamında kullanılmış, bazı özel yerleri işaret eden istisna ayetlerde ise bu durum açıkça ifade edilmiştir. Zaten birçok ayetin siyak ve sibakına bakıldığı zaman da aynı gerçeği görmemiz mümkündür. Mesela göğün yükseltildiğini beyan eden ayetten sonra “Yeri (nasıl) döşeyip yaydık.. (50-Kaf 7)” buyuruluyorsa, genel bir gökten sonra zikredilen ard-arz kelimesi ile yerel bir mahal değil genel bir yeryüzü kastedilmektedir. Bu kısa açıklamadan sonra konuyla ilgili bazı ayetleri hep birlikte değerlendirebiliriz.,

“Yeri de döşeyip-yaydık, oraya sabit-sarsılmaz dağlar yerleştirdik ve orada her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik. (15-Hicr 19)”

“Üstlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz onu nasıl (yükseltip) bina ettik ve onu nasıl donatıp-süsledik? Onun hiçbir çatlağı da yok. (6) Yeri (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sabit dağlar bıraktık ve onda her çiftten göz alıcı-ferahlatıcı (nice bitkiler) bitirdik. (50-Kaf 6.7)”

“Allah yeri sizin için yaydı-yaygı kıldı. (71-Nuh 19)"

“Onlar deveye bakmazlar mı, nasıl yaratıldı? Göğe, nasıl yükseltildi? Dağlara, nasıl dikildi? Yere, nasıl düzleştirildi (düz satıh yapıldı)? (88-Ğaşiye 17..20)”

“Göğe ve onu bina edene, yere ve onu yayana (91-Şems 5.6)”

Bu ayetleri tefekkür etmeden önce günümüzde “Dünya düz veya küre” diyenlerin birbiriyle çelişen verilerini, teorilerini, fotolarını ve videolarını bir kenara bırakarak öncelikle zihninizi temizleyin. Çünkü bazı görsel verilere iman etmişseniz, hoca veya alim olsanız dahi bu ayetleri olduğu gibi anlamanız mümkün olmayacaktır. Nitekim dün akşam görüştüğüm Zeyd kardeşim “Bilimsel verilere iman eden bazı hocalar meal ve tefsir çalışmalarında kendilerince Allah’ı bilimsel (!) tenkidlerden kurtarabilmek için birçok ayeti canla-başla tevil etmeye çalışıyorlar” dedi.

Yaşanılan garabeti anlatan ne güzel bir ifade!.
Herşeyi hakkıyle bilen ve bizlere hakkı bildiren Allah’ı, bilimsel (!) tenkidlerden kurtarmaya çalışmak!. Sümme haşa diyerek böyle bir görevimiz olmadığını ve buna da hiç gerek olmadığını tekrar hatırlatmak istiyoruz. Yapmamız ve yapmanız gereken şey, yukarıda konuyla ilgili olarak bir kısmını verdiğimiz ayetleri, hiçbir önyargıya kapılmadan tarafsız olarak görmeye ve anlamaya çalışmak olmalıdır. Üzerinde yaşadığımız arzın yani yeryüzünün şekline dair önemli işaretlerde bulunan bu ayetler, bizlere genel bir öngörü veya tasavvur veriyor mu? Günümüzün kirlenmiş ve kirletilmiş zihinlerini bir tarafa bırakarak biraz düşünelim. Anlamaya çalışalım..
Mehmed Can
21.12.2018 12:58
Selamunaleyküm
Yazılanları ilgiyle ve dikkatle takip ediyorum. Bu meselenin tartışıldığı diğer ortamlara bakınca, buradaki yaklaşım ve yorumlardan bu sitenin ne kadar ciddi, ne kadar kaliteli olduğunu çok daha iyi anlıyorum. Mehmed abinin “At öldü” kıssasını çok anlamlı buldum. Bilimselliğin bizlere dönüyor, hareket ediyor diye yutturduğu atın, hareketsiz bir şekilde sere serpe yattığını zaten “Dönen dünya mı yoksa gök mü” meselesinde anlatmış ve dünya denilen atın hiç kımıldamadığını açıklamıştı. Herhalde şimdi yapmamızı istediği şey Kur’an’a göre atın nefes alıp-almadığına bakmamız ve beş asırdır yalanlarla yaşatılan bu bilimsellik atı hakkında “At öldü” diyebilmemizdir.

Mehmed abimden ve hepinizden Allah razı olsun diyorum.
Zeyd Der Ki
20.12.2018 23:52
Selamunaleyküm
Mahmud kardeşim “Kur’an’ın yer-arz dediği gördüğümüz müdür yoksa makro anlamda tamamıdır?” diye soruyorsun. Bu soruda kullandığın makro kelimesi yerine genel kelimesini koyarak Kur’an’ı araştırdığın zaman, İnşirah kardeşimiz gibi sen de bu kelimenin Kur’an’da genel itibariyle tüm yeryüzünü ifade etmek için kullandığını görebilirsin. Çünkü yüzlerce ayet-i kerimede geçen ‘ard’ kelimesi, bazı istisnalar dışında genel anlamda bütün bir yeryüzü anlamına gelmektedir. Ard kelimesinin özel bir yere nisbet edilerek kullanıldığı istisna ayetlerde de zaten bu kısmi anlam gizli tutulmamış, aşağıdaki ayetlerde görüleceği gibi yeryüzünün geneline değil özel bir yerine işaret edildiği açıkça belirtilmiştir.,

“Ey kavmim, Allah'ın size yazdığı kutsal yere girin ve (gerisin geri) ardınıza dönmeyin yoksa hüsrana uğrayanlara dönmüş olursunuz." (5-Maide 21)” 

“Onu ve Lut'u kurtarıp, içinde alemler için mübarek (kutsal ve bereketli) kıldığımız yere çıkardık. (21-Enbiya 71)”

Bu istisna ayetlerin dışında kalan bütün kullanımlarda ise İnşirah kardeşin de ifade ettiği gibi yeryüzünün tamamı kastedilmektedir. Mesela Rabbimiz bir beldede yaşayan insanlara “Yeryüzünde fesad çıkarmayın.. (2-Bakara 11)” buyurduğu zaman bu buyruk sadece o insanların yaşadıkları beldeyi değil bütün bir yeryüzünü kuşatmakta ve bu anlam genişliğinde kullanılarak yeryüzünün hiçbir yerinde fesad çıkarmamamız istenmektedir. Nitekim bizler de konuşmalarımızda “İstanbul” dediğimiz zaman İstanbulu’un bir semtini veya mahallesini değil genelini kastediyoruz. Özel bir semti kastedeceğimiz zaman ise ard kelimesinin özel bir yer anlamında kullanıldığı istisnai ayetlerde olduğu gibi Fatih’te veya Eminönü’nde diyerek İstanbul’un genelini değil bu özel semtini kastettiğimizi zaten belirtiyoruz.

İnşirah kardeşe tekrar teşekkürler..

İnşirah Melal
20.12.2018 19:05
Ve aleykümselam
Son yorumlarla birlikte meselenin neden bu kadar önemli olduğu çok daha iyi anlaşılmış durumda..

Mahmud kardeşimizin de dediği gibi Kur'an-ı Kerim'de "dünya=دُّنْيَا" kelimesinin bu haliyle yüzden fazla yerde "imtihan hayatı-ahiretten önceki yaşam" anlamında kullanılmakta olduğu, şekilsel bir durumdan bahsedilmediği aşikardır. Lakin her ne kadar değerlendirmenin başlığı "dünya düz mü?" şeklinde açılmış olsa da kastedilen arzın düz olup olmadığıdır ki bu da aşikardır..

Şekilsel durumu ve mahiyeti hakkında bilgiler veren "Ardz-أَرْض" kelimesinin geçtiği beş yüze yakın ayeti incelediğimizde ise;

Toprak, ülke, arz-ı mukaddes gibi şehir veya coğrafî bölgeleri ifade etse de (Yâsîn-33, A‘râf-110, Mâide-21, İsrâ-104 vs. gibi..) genel anlamda YERYÜZÜ'nün tamamını ihtiva eden bir anlamda kullanıldığı görülür..

Zaten yanılıyorsam düzeltin ama "şehirler-coğrafyalar" gibi çoğul ifadelerle geçen yerlerde "Ardz-أَرْض" kelimesi değil de "el-kur'a-الْقُرَىٰ" (Zuhruf-32,Ahkaf-27 vb..) veya "diyar- دِيَارِ" (Hud-67, İsra-5 vb..) gibi farklı kelimelerin kullanıldığını görüyoruz.. Yani başka bir deyişle Kur'an-ı Kerim'in birden fazla "YER" den hiç bahsetmediğini net bir şekilde söyleyebiliriz.

Dolayısla Mahmud kardeşimizin sorusunun bendeki cevabı şudur;

Görebildiğimiz, "YER" in sadece bir kısmıdır.. Diyarlar, şehirler, ülkeler, topraklar "YER"den parçalardır sadece..Benim ayetlerden anladığım budur..
Mahmut Uçak
20.12.2018 16:53
Selamünaleyküm
Kur'an'ın bize anlattığı "Yer" in düz olmadığını söylemek ya da düzlüğünden şüphe etmek Kur'an'a inananlar için mümkün değildir. Bununla birlikte cevaplayamadığım şu soruyu da yine soruyorum: Kur'an'ın Yer (ardz) dediği gördüğümüz müdür yoksa makro anlamda tamamı mıdır? Yoksa yer diyorsa yerin hem görüneni hem de tamamı mıdır? Bunu nasıl anlayacağız bunu Kur'an'ın bütünlüğünde açıklığa kavuşturmadan Kur'an'ın bahsettiği yeri doğru anlamak nasıl mümkün olur.
Mehmed Alagaş
20.12.2018 15:08
Selamunaleyküm
Bir zamanlar zalim bir padişahın çok sevdiği bir atı varmış. Atı o kadar seviyormuş ki “Her kim bana bu atın öldüğünü söylerse kellesini alırım” demiş. Bir gün saray ahalisinin üzerine titredikleri, gözleri gibi baktıkları bu at ölmüş. Herkes kelle gider korkusuyla padişahın karşısına çıkıp “At öldü” diyemeyeceği için ilim irfan sahibi bir kişiye başvurup, bu haberi onun vermesini istemişler. İnsanların çok zor durumda kaldığını gören bu kişi padişahın huzuruna çıkarak “Biraz önce atınızı gördüm, yerde sere serpe yatıyordu” demiş. Padişah “Ehh, dinleniyordur” deyince “Ama hiç hareket etmiyor, hiç kımıldamıyordu” demiş. Padişah “Belki de çok yorgundur” dediğin de ise “Yakından baktım nefes almıyor ve kalbi de atmıyordu” demiş. Padişah öfkeyle ayağa kalkarak “Be adam, at öldü desene” deyince gayet sakin bir şekilde “Atın öldüğünü ben demedim, siz dediniz” cevabını vermiş.

Bu kıssayı dünyanın şekliyle ilgili ayetlere bakıp da “Kur’an’a göre dünya küre değil” demekten bile korkup-çekinen müslümanlar için yazdık. Bunu dediğiniz zaman bilimselliği yüceltenler ve bilimsellik putuna tapanlar tarafından kellenizin uçurulmak isteneceğini ve sizlere “Kafasız, beyinsiz” denileceğini elbetteki biliyoruz. Ancak günümüz bilimselliğinin birçok sahtekarlığı ve küfrü ortaya çıktıktan sonra bile dünyanın şekliyle ilgili ayetleri küre dünyaya göre tevil edip “Kur’an’a göre dünya küredir” diyenler Allah’tan korkmuyorken, siz bu ayetlerin açık manalarını söylerken bunların bilimsellik putundan mı korkacaksınız?

Değerli istisnalar olmakla beraber konuyla ilgili ayetleri yıllardır bilmenize rağmen hala neden susuyor, neden konuşmuyor, amacı küfür olan bu siyonist bilimselliği neden lanetlemiyorsunuz? “Kur’an’a göre dünya küre değil ve düz olabilir” demekten bile korkuyorsanız, midenizde daha kusmanız gereken şeyler olduğu için boğazınıza parmak atarak kendinizi tekrar kusmaya zorlayabilirsiniz. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi bilimselliğe ve bilimsel verilere farkında olmadan iman etmişseniz, bazı yanlışlar midenizde değil iman ettiğinizden dolayı kanınıza karışmış olabileceği için midenizi değil kanınızı temizlemeniz gerekecektir.

Sihirbazlar “Görmek inanmaktır ancak herşey göründüğü gibi değildir” prensibinden hareketle insanlara sadece göstermek istediklerini göstererek, gördüklerine inanan bu insanları sihir altına alarak büyülerler. Uzun yıllardır insanlara sahte dünya fotoları ve videoları gösteren siyonist bilimselliği de, sihirbazlarla aynı yöntemi kullanmışlar ve aynı sahtekarlığı yapmışlardır. Bu nedenle onların sizlere gösterdiği her şeye inanmak ve iman etmek durumunda değilsiniz. Bizler onların bazı gözlem ve öngörülerini aklen kabul etsek bile bu gözlem ve öngörülere bir ayetmiş gibi asla iman etmeyiz.

Bu nedenle dünyanın şekliyle ilgili ayetleri değerlendirirken, doğru ile yanlışın birbirine karıştığı bilimsel verileri ve görselleri bir kenara bırakarak temiz akılla tefekkür edin ve ne anladığınızı ifade etmekten hiç korkmayın. Kur’an ayetlerine yanlış anlamlar vermek konusunda Allah’tan korkun, korkun ama lütfen Allah’a ve Allah’ın ayetlerine karşı gereksiz veya batıl korkularla yaklaşmayın. Çünkü bizler Rahman’ın geniş rahmetine iman eden müslümanlar olarak ayetlerin batıni veya ledunni manalarından değil açık olan zahiri manalarından sorumluyuz. Ayetlerin açık manası günümüz bilimselliğine uygun değilse bile bu açık manayı söylemekten korkmayın.

“Dünya düz mü, küre mi?” meselesi daha gündemde yokken bile ayetlere bakarak “Dünya dönmüyor” gerçeğiyle karşılaştığınız zaman nasıl ki bilimselliği bir tarafa itip ayetlere iman etmişseniz ve bilimsellik putuna “Senin dönüyor dediğin dünya dönmüyor” diyerek büyük bir balta vurmuşsanız, şimdi de aynı şeyi yapmanız gerekmektedir. Çünkü iman ettiğiniz ayetlerin sadece açık ve zahir anlamlarından sorumlu olduğunuz için bu kelamın sahibi olan Rahman’a karşı bir yanlışta bulunmuş olmayacaksınız. Yeter ki Kur’an’a yönelirken amacınız kendi görüşlerinize destek aramak değil Kur’an’ın açık görüşünü anlamak olsun.
Mehmed Alagaş
19.12.2018 15:33
Ve aleykümselam
Murad kardeşim “Mesele dünyanın şeklinden ziyade insanların kandırılma şeklidir” derken, Mehmed abinin özellikle dikkat çektiği hususa değiniyorsun. Yıllardır söylediğimiz gibi putlaştırılmış bilimselliğe karşı çıkarken, bu bilimselliğin insan ve yaratılışla ilgili küfür teorilerini insani bir hata veya maksatsız bir yalan olarak görmüyor, bütün bunları tasarlayan siyonist üst akılın şeytani yüzüne dikkat çekiyoruz.

Mahmud kardeşim, Kur’an-ı Kerim sadece belli bir zaman dilimindeki insanları değil kıyamete kadar bütün insanlığı muhatap alan zamanlar üstü bir Kitab’dır. Mucizevi özelliklerinden birisi de en derin hakikatlerin dahi herkesin kendi çapına göre anlayabileceği bir sadelikte verilmesidir. Nitekim astronomiyle ilgili bir ayetten iman sahibi bir profesör yüz sayfalık bir gerçek anlarken, aynı ayetten hiç ilim sahibi olmayan bir kardeşimiz sadece bir cümlelik gerçek anlayabilir. Burada önemli olan husus her iki anlayış arasında derinlik farkı olmasına rağmen istikamet farkı yoktur. Çünkü Kur’an-ı Kerim ayetleri açık lafız olarak böyle bir duruma kesinlikle izin vermez.

Mesela Kur’an’ın bizlere ayetlerle verdiği bir tevhid anlayışı vardır. Bu tevhid anlayışındaki muazzam derinlik ve kuşatıcılık, her müslümanın kendi kapasitesine göre anlayabileceği bir gerçektir. Dolayısıyle Kur’an’a iman eden müslümanların tevhid anlayışlarında farklı derinlikler olmasına rağmen tevhidi iman istikametlerinde farklılık değil vahdeti sağlayan ortak bir yönelişleri vardır. Çünkü hiçbir ayet, zahir anlamı itibariyle bu müslümanları farklı istikametlere yöneltmez, yöneltemez.

Fiziki ilimlerle ilgili ayetler de böyledir. Bu nedenle dünyanın şekliyle ilgili ayetler 15 asır önceki insanları dikkate alarak aslında şu ifadelerle inmesi gerekirken bu ifadelerle inmiştir gibi yaklaşımlar ve bu yaklaşımlardan hareketle ayetleri tevil etme çabaları çok yanlıştır. Hiç kuşkunuz olmasın ki şanı yüce Rabbimiz Kur’an’ı bu çağa yeniden indirecek olsaydı, aynı ayetler yine aynı ifadelerle inerdi. Dolayısıyle dünyanın şekliyle ilgili ayetleri tefekkür ederken, 15 asır öncesine gitmeden bu ayetlerin sanki şimdi indirilmiş ayetler olduğunu görerek ve anlayarak tefekkür etmemiz gerekir.

Tefekkür ediyoruz değil mi?
Mahmut Uçak
19.12.2018 02:23
Selamünaleyküm.
Kur'an'da yer için geçen ayetlerin açık anlamlarının yaymak, döşemek, uzatmak, vb. manalarına geldiği elbettte ilk Kur'an okuduğumuzda hemen göze çarpan şeydir. Bu noktada şu sorularımıza cevap arayarak Kur'an'a yönelme yöntemimizin doğruluğunu veya yanlışlığını da gözden geçirmiş oluruz.

1- Kur'an o günün insanlarına vahyederken onlara doğru ve anlamlı gelen şeyler üzerinden vazedip sonrakilerin bu pratik yönlendirmelerden dersler çıkararak bir hayat yaşamayı mı öngörüyor? Yani o günün insanına doğru geldiği onların muhayilelerine göre anlamlı olan ama bu gün ise anlamlı olmayan şeyler var mı?

O günkü insanlar dünyanın düz olduğuna inanıyordu Allah da bu şekilde mi vahyetti? Yoksa Allah o günün insanına vahyederken onların kendi tasavvur/tahayüllerine göre,Ve sonrakilerin de kendi tasavvur/tahayüllerine göre anlayacağı şekilde mi vahyetti?

2- Kur'an'nın bahsettiği yer vahye ilk muhatap olan insanların da gördükleri ve kavradıkları yer-yüzüdür. Yoksa Bizim bu gün bahsettiğimiz gibi yerin tamamının şekli değildir. Yani onların da bizim de gördüğümüz şudur: yer sabit kılınmış, dönmeyen, yayılmış ,serilmiş ,yaşamaya uygun düzenlenmiş, hayata elverişli bir zemindir. Bu zeminin makro anlamda Küre olması sutun olması veya tepsi gibi olmasından bahsetmiyor.Yoksa böyle bir durum mu?

(Hatta diyelim ki yer küre olsun düz olması durumunda daha kolay olan yukarıda saydığımız şeyler Küre dünyada daha da zordur. Bu da yine inananların imanını artırır.)

Özetle;
Kur'an yerin tümünün şeklinden bahsediyor mu? Yani yer diye bahsettiği bu mudur? Çünkü biz dünya diyoruz ama Kur'an'ın dünya dediği yer (arz) değil hayattır, yakın hayat, imtihan hayatı, ahiretten önceki yaşamdır.

Allah hakk'a gönüllerimizi açsın.
Murat Yağcı
19.12.2018 00:32
Düz dünya hakikati
S.A. Muhterem Hocam. Ben Murat Yağcı. İngilizce öğretmeniyim. Yaklaşık 2,5 senedir bu düz dünya olayı ile çok ilgiliyim. O kadar ki, öğretmen olduğum Pendik Ömer Çam Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde önce düz dünyacı hoca olarak tanınıyorum. Ben bundan çekinmiyorum, korkmuyorum. Bunun İslam davası içinde Kurana, Nasa veya Evrimci sözde modern bilimin gözüyle değil Rabbimizin istediği şekilde bakmaya çalışmak davası olduğunu savunuyorum. lise ve üniversite yıllarımızdan itibaren tanıdığımız ve sevip saydığımız bir Hocamız olarak sizin de bu fikirde olduğunuzu öğrenmek bizi ziyadesiyle mutlu etmiştir. Çevremdeki insanlara "MEsele dünyanın şeklinden çok, insanların kandırılma şeklidir." diyerek uyarmaya acizane gayret ediyorum. Eğer bu konuda bir toplantı, seminer yapmak isterseniz elimizden geleni yaparız. Veya o güzel kaleminizden bu konuda bir eser umabiliriz belki. Uzattığım için özür dilerim. Selam ve dualarımla.
Mehmed Alagaş
18.12.2018 13:31
Ve aleykümselam
Ne güzel düşünüyorsun D. Demirel kardeşim. Sitede yer alan “Allah gökleri ve yeri hak (adil ve gerçek) olarak yarattı. Bunda iman edenler için elbette bir ayet vardır. (29-Ankebut 44)” mealimizde parantez içi açılımla belirttiğimiz gibi buradaki hak kelimesi aynı zamanda ‘gerçek’ anlamına gelmekte ve Matrix gibi filmlerin etkisiyle sanal veya paralel bir hayat yaşadıklarını zanneden şaşkınlara “Yer, gökler ve yaşadığınız hayat hak yani gerçeğin ta kendisi olarak yaratılmıştır” buyurulmaktadır.

“Dünya düz mü?” konumuza gelince gördüğümüz kadarıyla boş meydanlardaki boş beyinlere ayetleri tevil ederek küre dünyayı savunan hocalar ve aydınlar, kendilerini davet ettiğimiz bu açık değerlendirmeye katılma niyetinde değiller. Bilimsel verileri savunan diğer kesimler ise açık ithamlar karşısında kalan Nasa’nın tuhaf suskunluğunu sorgulamak yerine “Biz aldatılmadık, biz aldatılamayız” paranoyası içinde kendilerine ezberletilen masalları tekrarlamaktadırlar. “İnsanları aldatmak kolay, aldatıldıklarına inandırmak zordur” sözü, ne doğru bir sözmüş!.

Siyonist aklın kontrolünde olan Nasa, biz müslümanların nezdinde açık bir sahtekar durumundadır. Çünkü düz dünyacıların kendilerine yönelttikleri açık sorulara verecek cevapları yoksa zaten açık bir sahtekar durumundadırlar. Bu sorulara verecekleri açık ve akli cevapları olmasına rağmen vermiyorlarsa, dünya insanlarını bilerek ve isteyerek bu kargaşaya sürükledikleri için yine sahtekar durumundadırlar. Oysa kendilerinin belirlediği dünya uçuş rotalarının küre dünyaya göre akli açıklamalarını yapsalar veya Antartika’nın kıyılarından değil üzerinden yapacakları düz bir uçuşla Antartika’nın bir tarafından diğer tarafına geçseler, bütün bu tartışmalar sona erecektir. Bunu yapmadıkları zaman biz bu sahtekarların bunu yapmadıklarını değil yapamadıklarını anlayacak ve siyonist nedenlerle insanlara yalan söyledikleri için kendilerini yine lanetleyeceğiz.

D. Demirel kardeşim “Midemizdeki yabancı maddeleri kusmak kolay oldu ama şimdi nasıl hareket edeceğiz” diyorsun. Hiç acele etmeyecek, her soruyu hemen cevaplamamız gerekir gibi gereksiz bir sorumluluğu yüklenmeyecek ve ayetlere dayalı sağlam adımlarla yavaş yavaş ilerleyeceğiz. İlk yapacağımız iş, birbirlerini çürüten bilimsel verileri, fotoları, videoları bir kenara bırakarak Kur’an’a yönelmek ve “Kur’an’a göre dünya nasıl bir yerdir?” sorusuna cevap aramak olacaktır. Haydi “Bismillah” diyerek başlayalım ve konuyla ilgili ayetlerin açık manalarını birlikte tefekkür edelim.

“Kur’an’a göre dünya nasıl bir yerdir?”
D. Demirel
17.12.2018 21:37
Selamünaleyküm
Kur’an dan ve güncel paylaşımlardan faydalanarak araştırmalarıma devam ediyorum. İlgi ile takipteyim inşaallah. Düz dünya ile ilgili görüşlerden ilk defa birkaç ay önce haberim oldu ve o günden beri Kur’an’da konu ile ilgili ayetleri incelediğimde ilk olarak konunun bir iman meselesi olduğunu fark etmiştim. Daha sonra sürekli göklerin ve yerin hak ile yaratıldığı ayetleri dikkatimi çekti. Ve şöyle düşündüm madem hak ile yaratıldı tüm batıl şeyleri reddetmemiz lazım. Okulda ve sonrasında bize öğretilenler, fotoğraflar ve videolar her şeyi!

ikinci olarak ayetlerden çıkardığım sonuç Rabbimiz göklerin, yerin, dağların, güneşin , ayın ve yıldızların yaratılışı için bunlarda ayetler vardır buyuruyor. Ayetlerin kavranması iman şartına, düşünen kalplere, akletmeye bağlanıyor. Yerin ve göklerin hakikatini anlamak için sebeblerin arkasındaki ilmi de araştırmamız gerekiyor. Bunun için de ciddi gözlem ve tefekküre ihtiyacımız var.

Vahyin ilk muhattabları ilgili ayetleri nasıl anladılar ve biz ne anlamalıyız? Ayetlere yaklaşımımız nasıl olmalı? Önceki yorumlarda söylediğiniz gibi midemizdeki yabancı maddeyi kusmak kolay oldu ama şimdi nasıl hareket edeceğiz?
Mehmed Alagaş
16.12.2018 18:30
Ayrıca şu hususu da ilave etmek isteriz ki,
Sıcak gelişmelerin yaşandığı bu günlerde yaşadığımız coğrafyadaki siyasilerin de şeytani üst akıla ilişkin bu gerçekleri daha fazla dikkate almaları gerekir. Çünkü Suriye’yi parçalamak için kuzeyinde bir Kürt devleti kurduracağını söyleyen zihniyet, aynı siyonist zihniyettir. Bunların amacı Kürt devleti değil, ümmet bilinciyle asırlardır birbirlerini severek kardeş olan bu coğrafyanın türklerini, kürtlerini ve araplarını birbirinden ayırarak güçsüz duruma düşürmeleri ve kendilerine vadedilen toprakları fazla zorlanmadan parça parça ele geçirmeleri içindir. Söz buraya gelince “Her milletin bir devleti var, bizim de olsun” diyerek Türkiye’nin güneyinde Kürt devleti düşüncesine, düşünmeden sıcak bakan bazı kürt kardeşlerimizin de kendilerine gelmesi gerekir. Müslümanım diyenler için mesele Türk veya Kürt devleti değildir. Müslümanların yaşadığı hangi coğrafyada ve hangi bayrak altında yaşıyor olursak olalım, kavmi kimliklerimizle değil müslüman kimliklerimizle birbirimizden ayrılmamamız ve siyonizm kaynaklı küresel saldırılara karşı ümmet bilinciyle bir arada olmamız gerekir.

Yıllar önce söylediğimiz gibi Amerikanın reel politikadan çok uzak olan Suriye planları, asıl saldırgan olan İsrail’in güvenliği (!) yalanı için değil Siyonizmin hedeflerini gerçekleştirmek içindir. Evanjelist kaynaklarına göre zamanının geldiğine inandıkları bu siyonist hedefin gerçekleşmesi doğrultusunda yaptıkları hesapları bozan Türkiye’yi vurmak ve gerekirse savaşmak için makul veya meşru gözükecek nedenler arayan, bu nedenlerin oluşması için Türkiye’yi zorlayan Amerika’nın hiç de reel olmayan bu dış politikasını ekonomik veya siyasi nedenlere göre yorumlamaya çalışanlar, bu gibi yorumların ne kadar yanlış olduklarını yakında anlayacaklardır. Dolayısıyle İran’da dahil olmak üzere halkında müslüman olan ülkelerin yöneticileri, bu küresel saldırılara karşı bir arada bulunmazlar ve kendi yerel politik hesaplarıyla ben merkezli yaklaşıp-ortak bir cephede buluşmazlarsa, bu coğrafyaların bir kez daha parçalanmasına engel olamayacaklardır.

Rabbimiz bu ümmetin yardımcısı olsun..
Mehmed Alagaş
16.12.2018 15:16
Ve aleykümselam
Geçmişte yazdıklarımızı tekrar hatırlattığın için Allah razı olsun Orhan kardeşim. Ne var ki bazı kardeşlerimiz günümüz bilimselliğine yönelik öfkemizi hala aşırı bulup-anlayamıyorlar. Bakın arkadaşlar bu siyonist zihniyet bilimsellik adına dünyevi menfaatler için yalan söyleselerdi bu kadar öfkelenmezdik. Mesela bu bilimsellik kendi kulvarında gerçek bir bilim adamı olan Nicola Tesla’yı yalnızlığa iterek ve onun özellikle elektrikle ilgili buluşlarını (insanlığı petrole muhtaç etmek ve petrol satmak için) gözardı ederek dünya insanlarını yüz sene fosil yakıt kullanmak zorunda bırakmışlar ve küresel ısınmanın tetikçisi olmuşlardır. Bir asır önce yapılan elektirikli arabaların seri üretimi yine bu şeytani zihniyet tarafından engellenerek durdurulmuştur. Bütün bunlar, dünya insanlarına atılan dünyevi kazıklardır.

Bizleri öfkelendiren husus ise bütün bunların fevkinde olan ve insanlığın dünyasını değil ahiretini karartmayı amaçlayan küfür teorileridir. Kutsanan bilimsellik adına üretilen bu teoriler, insanları hak ve hakikatten uzaklaştırarak küfre düşmelerine vesile olmuş yani kısacık dünya hayatlarını değil ebedi olan ahiret hayatlarını mahvetmeyi amaçlamıştır. Bütün yaşananlara ebedi hayat penceresinden bakan her müslümanın asıl öfkelenmesi gereken husus bu olduğu için bilimsel yalanlardan ziyade bu yalanlardaki maksat üzerinde duruyor ve bu şeytani maksadı lanetliyoruz.

Son yüz yılda kutsallığın zirvesine çıkarılan bu bilimsellik rüzgarından müslümanların ve müslüman düşünürlerin etkilenmediğini söyleyebilmemiz de mümkün değildir. Mesela bu bilimselliğin dahi fizikçisi olarak ön plana çıkarılan ve büyük patlama gibi bir küfür teorisini ortaya atan Stephen Hawking için “Fiziken değil zihnen kötürüm olan ve kendisini isbat merkezi zanneden bu sapık” ifadesini kullandığımızda yüzümüze karşı değil arkamızdan bizi eleştirenler ve “Zamandan önce tanrı yoktu” diyen bu şaşkını savunan hocalar (!) olmuştur.

“Sonra duman halinde olan göğe yöneldi… (41-Fussilet 11)” ayetiyle kısmi bir paralellik arzettiği için büyük patlama teorisini ve evrim gibi bir sapıklığı din adına kabul eden çevreler acaba ne zaman tevbe edeceklerdir? Din adına çıktıkları minberlerde “13.7 milyar yıl önceki büyük patlamadan 4 milyar yıl sonra dünya ve güneş sistemi oluştu” diyen bu şaşkınlara Rabbimizin “Gerçek şu ki Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabına (takdirine) göre onikidir… (9-Tevbe 36)” ayet-i kerimesini haykıra haykıra hatırlatmamıza ve dünyayla birlikte bu nizamın ilk yaratılışta meydana geldiğini açıklamamıza rağmen ne bir cevap vermişler, ne de bu batıl görüşlerinden vazgeçmişlerdir.

Hala susacak ve susmaya devam mı edecekler?
Yoksa Nasanın küre dünya ile ilgili cevaplayamadığı açık soruları, bilimselliğe onlardan daha bağlı kalarak ve ayetleri tevil ederek açıklamaya mı çalışacaklar? Bu kimseler bizlerin akıl sağlığından endişe ediyorlarmış!. Bu endişelerinde haklı olabilirler. Çünkü bizler imanımız ile aklımız çeliştiği zaman (herşeyi kavrayamayacağını kabul ettiğimiz) akılı değil iman sağlığımızı önemsiyor ve imanımızı esas alarak aklımıza da iman ettiriyor, aklımızla da iman ediyoruz. Ve akıl sağlığını çok önemseyen bu kimselere de, ahiretleri için iman sağlığını dikkate almalarını önemle tavsiye ediyoruz.

Bekir kardeşim uzun yıllardır müslümanlara belgeselleri izlemelerini fakat sesini kapatmalarını söylüyorduk. Çünkü hak görüntülere batıl yorumlar getirildiğine şahit oluyorduk. Ancak son zamanlarda anladık ki bazı görüntü ve fotoğraflar da batılmış. Dolayısıyle bundan sonra küre dünya kabulünden hareketle genellikle anlayamadığımız birçok ayeti tekrar araştıracak ve tefekkür edeceğiz. Enbiya 44 ayet-i kerimesi de elbetteki bu konuyla ilgili olarak değerlendirilmesi gereken ayetlerdendir. Ancak öncelikle “Dünya küre mi?” sorusu üzerinde durduğumuz için şimdilik acele etmiyor, küre dünyayı savunan mukallidlerin değil muhakkiklerin cevaplarını bekliyoruz.
Orhan Adeniz
16.12.2018 01:40
Selamunaleykum
Mehmed abi daha önce yazdıklarınızdan alıntı yapıyorum, defalarca söylediğiniz gibi;

"Günümüz dünyasında Kur'an-ı Kerim hiç kimsenin hakkıyle ihata edemeyeceği, hakkıyle kuşatıp-anlayamayacağı yüce bir Kitab'dır. Herkes kendi anlayış kapasitesi çerçevesinde Kur'an'ı anlamakta, kendi ufku kadar meselelere vakıf olmaktadır. Dolayısıyle Kur'an-ı Kerim, insanlar ve insanlık hangi çağda hangi seviyeye ulaşırsa ulaşsın, bu seviyenin çok çok üstünde kalmaya devam edecektir. İçinde yaşadığımız kainatla ilgili yüzlerce ayet-i kerime yeterince incelendiği zaman bu sözlerimiz daha iyi anlaşılacak, Kur'an-ı Kerim'in günümüz bilimselliğinden binlerce fersah ötede olduğu çok rahat görülecektir,"

Mesela günümüz bilimselliğinin hep bir ağızdan söylediği "Dünya dönüyor" sözüne dahi tedbirli yaklaşmamız gerektiğini daha önceden de yazmış ve hatırlatmıştınız. Allah senden razı olsun Mehmed abi. Nitekim ayetlerde dünyanın dönmesi ile gece-gündüz gerçekleşmediği güneş ve onu takip eden ay hareketi ile ilişkili olduğu belirtilmekte ve dünyaya bir karar vasfının verildiği, dağlara sabit vasfı verildiğini anlıyor, kendi ufkum kadar meselelere vakıf olmaya çalışıyorum. Sınıfta olan tüm kardeşlerimize katkılarından dolayı Allah razı olsun.
Bekir Ziya
15.12.2018 14:07
Esselamü Aleyküm
Birisi bize 2-3 yalan söylese biz artık o birisine karşı daha temkinli oluruz değil mi? Dünya küredir diyenlerin 1 değil 100 yalanı ortaya çıkmışken niçin onlara inanmak zorunda kalalım ve Dünya küre değil demenin suçu(!) niçin bizde olsun ki? Asıl delilik, yalan söyledikleri açığa çıkmışken hala bu yalancılara inanmaktır. Bu arada konuyla ilgili düşündüğüm için Mehmet Abi'ye Enbiya-44'ü sormuş ama bir cevap alamamıştım. Mümkünse bir açıklama yapmasını bekliyorum.
Mehmed Alagaş
15.12.2018 13:49
Ve aleykümselam
İnşirah kardeşim bu siteyi takip eden kardeşlerimiz de “Ya hayır konuş, ya da sus” ile “Haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmak” arasındaki ince çizgide galiba!. Tabi ki bu hüsnü zanna yönelik bir yaklaşımımız. Oysa günümüz bilimselliği üzerine şimdiye kadar yazdıklarımız yeterince dikkate alınsaydı, ortada ince bir çizgi olmadığı da görülebilirdi. Bazı istisnalar olsa da bizleri yıllardır takip eden birçok kardeşimiz bu konu karşısında gözüne far tutulmuş tavşan gibi olduğu yerde kalakalmış ve masumane gözlerle bize bakarak “İyi ama bu yalanı bize niye söylesinler ki?” demeye başlamışlardır. İşin garip tarafı bu soruya verdiğimiz açık cevabı dahi henüz anlayamamışlar ve konuya ilmi katkıda bulunamasalar da bizlerle birlikte, kalkış noktası küfür olan böyle bir bilimselliğin yüzüne tükürememişlerdir.

Lütfen kendinize gelin!.
Temelleri beş asır öncesine dayanan ve bu temelleri yıkmadan yükseltmek için yanlış taş üzerine yanlış taş koyan bu bilimsellik, insanları Yaratıcı’dan ve yaratılış hakikatinden uzaklaştırmak için küfür teorileri üretmiş ve milyonlarca insanın küfrüne vesile olmuştur. Bu bilimselliği dikkate alarak Yaratıcı’dan ve yaratılış hakikatinden uzaklaşan, uzaklaşmaya devam eden milyarlarca insan vardır. Bütün insanların hak ve hakikate ulaşmasını arzu eden müslümanlar olarak elbetteki böyle bir bilimsel anlayıştan nefret ediyor ve böyle bir bilimselliği lanetliyerek yüzüne tükürüyoruz.

İyi ama bu bizlerin yeni söylediği bir şey değil ki? Bizleri yıllardır takip ediyor ve anlıyorsanız neden bizlerle birlikte bunların yüzüne tükürmüyor, bunları ifşa etmiyor ve şaşkın gözlerle masonik zihniyete bakarak “Bu şeytanların, şeytani maksadı ne ola ki?” sorusunu bizlere yöneltiyorsunuz? Güneşin dünya etrafında değil dünyanın güneş etrafında döndüğünü ileri sürerek kendilerince güneşi kutsayan bu pagan zihniyetin açık küfrünü ve dünya insanlarını neye davet ettiklerini görmüyor musunuz?

Kur’an’a göre dünyanın değil içindeki yıldızlarla birlikte göğün döndüğünü anlayınca bu bilimselliğin her söylediğine daha ciddi bir şüpheyle yaklaşan bizler düz dünyacıların gözleme dayalı tesbitlerini okuduktan sonra “Dünya düz mü?” sorusunu gündeme getirdiğimiz için tedaviye muhtaç bir deli durumuna mı düşüyoruz? Ki bu sözleri bizlere, bizleri kısmen tanıyan müslümanlar da söylüyor!. Ve bizlere bir ayet getirir gibi “Dünyanın uzaydan çekilmiş açık fotoğraflarını görmüyor musunuz?” diyorlar.

Evet, görüyoruz..
Nasanın resmi olarak yayınladığı dünya fotoğraflarını gördüğümüz gibi bu fotoğrafları yan yana getirince birbirleriyle alakasız olduklarını, kıtaların ölçek itibariyle ciddi şekilde küçülüp-büyüdüklerine şahit oluyoruz!. İşte bu noktada kafayı oynatıyor ve onlara göre bir deli durumuna düşüyoruz. Delilik hoş olmasa bile bu delirme nedeni bizlere yine de hoş ve akıllıca geliyor. Allah hepimizin yardımcısı olsun.

Ayrıca şunun altını tekrar çizelim ki düz dünyacıların güneş, ay, atmosfer ve uzayla ilgili görüşlerinin hiçbirini Kur’an’a arzetmeden kabul etmiyor şimdilik Kur’an’a göre “Dünya düz mü, değil mi?” sorusunun cevabını arıyoruz. Tabi ki insanları küfre sürükleyen bilimsellik putunu ve onların verilerini ayaklarımız altına aldıktan sonra..
İnşirah Melal
13.12.2018 14:35
Selamaleykum
Hocam genelde sınır ve usul gözetilmeyen sosyal medya üzerindeki tartışmalara pek girmem. Zira insanlar ölçüsüzce yazabiliyorlar. Lakin bu konunun facebook sayfası üzerinden paylaşılmasının ardından üç-dört gündür cevap yetiştirmeye çalışmaktan buraya dahil olamadım.

Bazı kardeşlerim gereksiz bir uğraş olarak görebilir bunu. Nitekim bazı cevaplarım yorum sahipleriyle birlikte sayfa tarafından silindi gitti.. Fakat bunun yanı sıra geleneksel at gözlüklerini çıkararak meseleye tarafsız olarak bakmaya çalışanlar ve olayı anlayarak “Allah razı olsun” diyenler de oldu. Zaten bu yazışmalara girmeyi gerekli görmemin nedeni, aslında şu durumu açıklığa kavuşturmaktı;

Ortada henüz dünyanın şekli ile ilgili bir iddia yokken, insanların bilimsel verilerin sorgulanmasına bile tahammülleri yok. Hadi genel olarak insanları geçtim, kendisini İslam'a nisbet edip Kur'an'ı dikkate aldıklarını söyleyenlerin bile bir çoğunun durumu da maalesef aynı. Birilerinin bu ciddiyetsiz tavırlar karşında bir şeyler söylemesi gerekiyordu.. Şimdilik düşünmeyi tercih edenleri veya yazıya dökmeyi beceremeyeceğini düşünenleri tenzih ediyorum, lakin dünyanın KÜRE olup olmadığını sorgulayıp deli damgası yemekten veya sahip oldukları konumları, itibarları vb.. yitirmekten korkanların sessizliğine bürünmekten ALLAH'a sığınırım..

Yani, "ya hayır konuş, ya sus" ile "haksızlık karşısında dilsiz şeytan" olmak arasındaki ince çizgideydim..

Herneyse..
Netice olarak ben sizin yönelttiğiniz; "... “Dünya küredir” diyenlere söz hakkı vermek istiyor ve hala bu iddialarını sürdürüyorlarsa Antartika meselesine hiç değinmeden “Dünya küre ise denizler ve göller neden dümdüz?...” sorusuna olumlu ya da olumsuz ciddi bir cevap verecek "küre dünya" kabulündeki birinin çıkacağını zannetmiyorum.

Kendilerini Kur’an’a nisbet edenler ise bu soruyu cevapsız bırakırlarken, ayetleri tevil ederek “Dünya küredir” demeye devam ediyorlar. Daha açık bir ifadeyle kendilerince “Haksızlık karşısında susarak dilsiz şeytan olmak istemeyen” bu hocalar ve bu aydınlar (!), bilimselliğe göre ayetleri tevil ederlerken, "hakka karşı gelen dilli bir şeytan durumuna düşer miyiz?" diye hiç endişe etmiyorlar galiba..!

Sizin bunlardan hiç etkilenmediğinizi ve bunların hidayeti istikametinde dua ettiğinizi biliyorum. İnşaallah bizler de kızmıyor ve aynı istikamette dua ediyoruz.

Allah yardımcımız olsun.
Mehmed Alagaş
12.12.2018 18:33
Ve aleykümselam
“Dünya düz mü?” başlığını açtığımız için face sayfalarında ne ithamlarla karşılaştığımızı, arkadaşlarımızın bizlere ilettiği kadarıyla kısmen gördük. Din ve Kur’an’la alakaları olmayanların kendilerine ezberletilen yalanlardan hareketle söylediklerini dikkate almaya gerek görmesek de, bizlere din ve Kur’an adına karşı çıkanlara, “Siz bilimselliğe karşı çıkarak Kur’an’a gölge düşürüyor ve din düşmanlığı yapıyorsunuz” diyenlere ne demeli ki? Bizleri düz dünyacıların takipçileri zanneden bu arkadaşlar çok daha önce “Kur’an’a göre dünya dönmüyor” dediğimizi ve bunu ayetlerle açıkladığımızı duymamış olacaklar ki, kendilerine göre Kur’an’a gölge düşürdüğümüzü ve din düşmanlığı yaptığımızı yeni farketmişler!.

Lütfen kendinize gelin!.
Diyelim ki batı merkezli olarak “Dünya düzdür” diyenler de farklı bir komplo kuruyorlar? Ki bizlerin de bunlarla ilgili birçok parantezimiz ve cevaplanmamış birçok sorumuz vardır. Mesela dünya medyasını ve interneti ellerinde tutan siyonist üst akıla rağmen bunlar daha ilk günde neden etkisiz hale getirilemedi, bunların sesi neden bastırılmadı ve bu iddia dünyaya nasıl yayıldı? Yoksa bunlar da güç sahibi olarak birçok imkana sahip oldukları için Amerika’da karşı karşıya gelen iki ayrı grubun hesaplaşması, birbirlerinin yalanlarını ifşa etmesi mi?…… Bu ve benzeri birçok sorumuzun cevabını henüz bilmiyor ve ilerleyen zamanda cevap bulacağını düşünüyoruz.

Peki biz müslümanlar olarak şimdi ne yapacağız?
Karşımızda farklı gözlemlerle birbirlerini çürüten iki ayrı tez varsa, hiç olmazsa bu tezlerden herhangi birini doğru kabul etmeden Kur’an’a yönelmemiz, bu konuyla ilgili Allah kelamını dinlememiz gerekmez mi? Bir tarafın tezleri sahte fotoğraf ve videolara dayanıyor diye onları daha inandırıcı bulup, ayetleri yani Allah kelamını onlara göre tevil etmeye çalışmak ilmi ve Kurani bir yaklaşım mı oluyor?

Sizin ilimden ve müslümanlıktan anladığınız bu mu?
Mehmed Alagaş
10.12.2018 14:33
Selamunaleyküm
Genelde acelecilikten uzak bir sakinlik görüyorum. Bu tabi ki güzel. Ancak bu sakinlik veya çekimserlik “Dünya düz ise gece gündüz nasıl meydana geliyor, dünya düz ise sınır ötesinde ne var, dünya düz ise …..” gibi ileride değerlendireceğimiz sorulardan kaynaklanmasın. Çünkü kendilerince akıllı olan küre dünyacılar “Dünya düzdür” diyenlerden ısrarla bunu ispatlamalarını beklerken “Şayet dünya düzse” diyerek akıllarına gelen her soruyu bu kesime yöneltiyorlar!.

Hele bir durun bakalım!.
Dünyanın düz olduğu 5 yıldır söyleniyorsa, küre olduğu beş asırdır söylenmektedir. Dolayısıyle ilk önce sorgulanması ve ispatlanması gereken husus “Dünya düz müdür?” değil “Dünya küre midir?” sorusunun cevabıdır. Dolayısıyle beş asırdır küre dünyayı savunan masonik şeytani zihniyetin ve bu zihniyete kölelik yapan bilim adamlarının öncelikle “Dünya küre ise denizler ve göller neden dümdüz?” sorusunu cevaplamaları gerekir. Bizler ve dünya insanları önce bu sorunun cevabını bekliyoruz.

Bu soruya açıkça cevap veremiyorsanız “Dünya düz ise şu şu şu nasıl olur?” sorularıyla meseleyi bulandırmaya ve aradan sıyrılmaya çalışmayın. Önce bizlere, biz dünya insanlarına hesap verin. Birazcık yüreğiniz varsa ve birazcık dürüstseniz “Biz Allah’a ve Allah’a inanan insanlara düşmanız” deyin. “Biz insanları yegane Yaratıcı’dan uzaklaştırmak için yaratılışla ilgili küfür teorileri ürettik ve ürettirdik” deyin. “Bizler hiçbir insani ilkesi olmayan yalancılarız, zalimleriz” deyin. “Bizler öyle sahtekarız ki aya ayak basmakla ilgili olarak kendimiz için küçük insanlık için büyük olan bir yalanı rahatlıkla söyleyebildik” deyin.

Önce bunları diyerek yüzünüzdeki maskeleri çıkarın ki dünya insanları ne lanetli, ne yalancı, ne sahtekar kimseler olduğunuzu açıkça görsünler. Bunları yapmadan bizlere dönüp soru sormaya ne yüzünüz, ne de hakkınız vardır. Dolayısıyle bizler konuyla ilgili diğer sorulara geçmeden önce “Dünya küredir” diyenlere söz hakkı vermek istiyor ve hala bu iddialarını sürdürüyorlarsa Antartika meselesine hiç değinmeden “Dünya küre ise denizler ve göller neden dümdüz?” sorusunu cevaplandırmalarını bekliyoruz. Tabi ki bilimsellik adına kürecilerden daha küreci olan ve Kur’an’a göre (!) bu görüşü savunanları da bekliyoruz.
Mehmed Alagaş
09.12.2018 21:00
Ve aleykümselam
Fatma Ceren’de de bir öfke, bir kusma görüyorum ama anladığım kadarıyla bu öfke ve kusma batı bilimselliğinin sahtekarlığından ziyade son asırlarda emperyal batı tasallutu altında bulunan müslümanlara yönelik. “Bugün müslümanlar bilim üretememiştir… bilim diye dayatılan kargaşanın kaynağı inançsal amaca dayanıyor ve bugün müslümanlar “Peki bunların amacı ne ki!” sorusunu cevaplandıramıyor. Çünkü kendi inancında böyle bir bilimi üretmek ve hakikati sunmak gayesi maalesef yok…” şeklindeki müslümanların genelini muhatap alan ve yargılayan bu sözlerin anlamı ve maksadı ne ola ki?

Bizler “Peki bunların amacı ne ki!” sorusunu, aşağıdaki yorumda yazdığımız gibi açıkça cevaplıyoruz. Bilim ve ilim üretmeye gelince, yukarıdaki yazıda da belirttiğimiz gibi Kur’an’ı araştıran müslümanlar olarak birçok konuda batının gerisinde değil Kurani gerçeklerden uzakta olan batının ilersindeyiz. Çünkü ilimde ve bilimde Allah’ı dikkate alarak atılan bir adım, Allah’ı dikkate almadan atılan yüzlerce adımın ilersindedir. Umarım anlarsın..

Yorum yazan diğer kardeşlerime teşekkür ediyor, Talha’nın dualarına amin diyorum..
D. Demirel
09.12.2018 19:24
Selamünaleyküm
Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman edenler için bir ayet vardır.(29/ 44)

Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.(3/ 190)

Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.(15/ 85)

O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O´nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O´nun sözü haktır. Sur´a üfürüldüğü gün, mülk O´nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.(6/ 73)

Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden Yücedir.(16/ 3)

İslam, Kelime-i tevhidde olduğu gibi LA ile başlar ve batılı reddetmemizi ister. Ancak redden sonra hakkı tasdik etmemizi de emreder. Ayetleri tefekkür ettiğimizde hak ile yaratan Rabbimiz bu yaratmadaki ayetleri ancak iman edenlerin görebileceğini buyuyor.

Dünyanın şeklinin ne olduğu neden önemli olsun ki ya da neden bu adamlar dünyanın şeklini farklı göstermeye çalışıyorlar ! Gibi soruların cevabı bana göre şudur; HAKKI gizlemek! Nasıl ki bizler Hakkın peşinde isek küfür ehli de Hakkı batılla örtmenin peşinde.

Konunun önemine binaen şimdilik söyleyeceklerim bunlar. Rabbim hak ve hakikatte birleştirsin.
Fatma Ceren
09.12.2018 15:42
Selamun Aleyküm
Dünya değil Gök dönüyor hakikatinden sonra bu ciddi araştırmanın birilerini rahatsız edeceği muhakkak.

Bilimsel veriler her zaman gözlem, deney ve ölçme içerir. Herhangi bir konuda bilimsel iddia/tez ortaya attığınızda sizden ispat ister ve siz de bilimin varsaydığı gerçeklikleri(!), formülleri, rakamları, ölçmeleri, hesapları kullanarak bir ispat yoluna girersiniz. Peki bilim bu veri tabanını insanlığa sunarken hakikatin kaynağı olan Kur'an'ı ne kadar dikkate almıştır? Burada, kahrolsun israil kahrolsun amerika söylemlerine girmeyeceğim çünkü bugün müslümanlar bilim üretememiştir.(bknz Abdülvahab M. El-Messiri- Fen ve Sosyal Bilimlerde Epistemolojik Önyargı)

Bunun nedenleri ayrı bir araştırma konusu, fakat bunu niye dile getirdim?
"Bilim, veri olarak inancı ve inançsal amacı dikkate almaz; yani "Ben kitabıma göre böyle inanıyorum" açıklamasını delil olarak kabul etmez. Lakin bilim diye dayatılan kargaşanın kaynağı inançsal amaca dayanıyor ve bugün müslümanlar "Peki bunların amacı ne ki!" sorusunu cevaplandıramıyor. Çünkü kendi inanışında böyle bir bilimi üretmek ve hakikati sunmak gayesi maalesef yok. Aslında Kur'an tüm bu verileri bildirmesine rağmen... Bugün bilim üretemeyen müslüman da, batıl güçlerin kendi batıl inancına göre şekillendirdiği bilim(!)le anlamaya, açıklamaya, yetinmeye, inanmaya başlıyor."

Konuya gelince, Mehmed Abinin yazısında katılmadığım bir husus var o da şu ki, ben bu araştırmanın girişinde Kur'an'a "Dünya düz mü, yoksa Küre mi?" sorusunu yöneltmiyor; "Dünyanın şekli nedir?" sorusunu yöneltiyorum ve ilk başta şekli değil tüm gezegenlerin, güneşin ve ayın hareketlerini düşünüyorum. Zira hareket yasası kavranmadan şekle ulaşılamaz ki küre yada düzlüğün yanı sıra tabiatta mevcut yüzlerce şekil var.

Ğaşiye 20'de ve bir çok ayetteki satıhlaştırma, düzleştirme bizim için önemli bir veri. Bence gecenin, gündüzün ve gölgenin, gökkuşağının oluşumunu, ışık optik yasalarını gözlemleyip üzerinde düşünmek ve bunların birbiriyle ilişkili hareket yasalarını kavramak, dünyanın şekli hakkında bizi yönlendirecektir.

Elbette bu konuda devam eden çalışmalarım ve bazı fikirlerim var inşallah konu ilerledikçe paylaşmak istiyorum.
Fırat M.
09.12.2018 00:58
Yayılmış dünya gerçeği
Selamunaleyküm
Aşağıdaki linkteki video, modern! bilime göre dünyanın yuvarlak olduğuna inanan bir ateist tarafından hazırlanmış. İşin ilginç tarafı Kuran’dan deliller getirerek Kuran’a göre dünyanın düz olduğunu ve göklerin de yükseltildiğini belirtiyor ve kendince Kuran’ı yalanlamış olduğunu sanıyor.

İncelediği ayetler ve kelime analizleri dünyanın yuvarlak olmadığını, ve ayrıca araştırdığımda 15-16. yy’ ya kadar ehli sünnet alimlerinin dünyanın düz olduğu konusunda ittifak ettiklerini gördüm. Yine birçok videoda dünyanın kıvrımlı yani yuvarlak olmadığını gösteren deliller mevcut. Yuvarlak dünya yalanına insanlık nasıl böyle inandırılmış anlamak mümkün değil. Bir de anlamadığım buradaki çıkarları nedir?
https://youtu.be/pI0PuUbLY9I
Selametle..
Talha
08.12.2018 19:11
SELAMÜN ALEYKÜM
Allah sana merhamet etsin, ömrüne bereket katsın amca...
Rabbimiz bu emeklerinin karşılığını dünyadaki hayatında, müslüman olanların bu hakikatleri anlayarak bir araya geldiğini göstererek versin. Birçok nimeti israf ettiğimiz gibi senin bizlere Allah'ın lutfuyla sunduğun bu hakikatleri israf etmekten beri kılsın...

İnşirah kardeşimle daha önce bu konuyu değerlendirdiğimizde, bilimsellik putundan da kurtulmuş olmanın verdiği heyecanla dünyanın düz olmasının bende daha ağır bastığını söylemiştim... Ancak bir tepsiden ziyade çekirdeğe doğru sivrilerek giden "V" şeklinde bir kaya parçasına benzetmiştim kendimce... Üstünde de kubbe şeklinde bir koruma kalkanı var edildiğini düşünmüştüm...

Tabi bunların Kur'an'dan yola çıkarak değil sadece bir heyecanla söylemiştim... Şimdi ise büyük bir heyecanla mevzuyu takip ediyorum inşaallah...

Sonu hayrolsun...
Mehmed Alagaş
08.12.2018 16:23
Ve aleykümselam
Dualarına sizleri de dahil ederek amin diyorum Harun oğlum. Sorduğun soruya gelince bir kutsalı yıkmak için bir başka şeyin kutsallaştırılması gerektiğinden, siyonist mason zihniyeti kendilerinin finans ettiği bilimselliği yüceltip-kutsallaştırarak dünya insanlarını İlahi gerçeklerden uzaklaştırmayı hedef almışlardır. Her normal insanın sorabileceği “Bu evreni kim yarattı ve ben kimim?” sorusu, müdahale edilip-cevaplanmadığı zaman her akıl sahibini Yaratıcı olarak Allah’a ve O’nun indirdiği semavi kitablara yönelteceği için bu önemli soruya cevap vermeye çalışmışlar ve evrim ve büyük patlama gibi hiçbir ispatlı delili olmayan küfür teorileri ileri sürdürmüşlerdir. Şeytani maksatları dünya insanlarını savaş açtıkları Yaratıcı’dan uzaklaştırmak olduğu için bilimsellik adına her türlü sahtekarlıktan geri durmamışlardır. 

İnşirah kardeşim, bilimsel yalanları nasıl bu kadar rahat kustuğumuzu soruyorsun. Yazıda da belirttiğimiz gibi Kur’an araştırmalarımız nedeniyle çok uzun yıllardır bilimselliğin küfrünü ve saçmalığını ayet ayet anlayan insanlarız. Son zamana kadar sahte foto ve videolardan kaynaklanan “Dünya küredir” görüşümüz, müslüman olarak ayet gibi iman ettiğimiz bir hakikat değil karşılaştığımız verilerden hareketle kabul ettiğimiz bilgisel bir görüştü. Bize yutturulan bu görüşe iman etmediğimiz için kanımıza karışmamış ve sadece midemizde bulunan bu bilgiyi zihinsel olarak kusmakta hiç zorluk çekmedik. Kutsallaştırılan bilimselliğe iman edenlerde, bu kusma eylemi senin de belirttiğin gibi çok zor ve sancılı olacaktır.
İnşirah Melal
08.12.2018 13:55
Selamaleykum
"Hiç bir şey patladı ve her şey oldu!" komedisini genel anlamda insanlığa kabullendirebilmiş bir zihniyetten bahsediyorsak, bu zihniyetin servis ettiği "her şeye" şüpheyle yaklaşmak gerçekten de zaruriyettir.

Özellikle de kendisini İslam'a nisbet eden benim gibi kişiler "sinek avlamaktan fırsat bulabilirlerse" bataklığı kurutmak için gösterilen bu çabalara ellerinden gelen desteği gösterecekler, en azından köstek olmayacaklardır. Tabi bu uğraşı verenleri de "sinek" olarak görmüyorlarsa!

Hocam eğer uygun görürseniz şu bölümü biraz daha açmanız gerektiği kanaatindeyim. Zira o kusma işi sizin de takdir edeceğiniz üzere birçokları için o kadar da kolay olmuyor. Dünyanın KÜRE olduğunu savunan ve bunun Kur'an ayetleriyle de desteklendiğini söyleyen görüşleri nasıl bu kadar rahat netleşerek ardınızda bıraktınız?;

"..Bu kusma ile temizlenen zihnimizle tekrar Kur'an-ı Kerim'e yöneliyor ve beş asır gecikmiş olsak da "Dünya düz mü yoksa küre mi?" sorusunu bu yüce Kitab'a tekrar yöneltiyoruz. Rabbimizin yeryüzünü yayması ve düzleştirilmesiyle ilgili ayetlerini bu temiz zihinle tefekkür etmeye başladığımız zaman küre olmadığı konusunda gayet rahat netleşirken genel mahiyetini bilmesek de yayılmış ve düzleştirilmiş görüşünün hızla ağırlık kazandığına şahitlik ediyoruz..."
Harun Can
08.12.2018 11:17
Selamunaleykum.
Amca Rabbim hayrını versin...
Öncelikle bu yazıda benim usül ve üslup olarak hemen ve ilk dikkatimi çeken şey;
Şimdilerde ümmetin ve toplumun çok da ihtiyaç duyduğu eksikliğini yaşadığı ve her konuda çözümün önüne geçen, bencillik ve ego ile benim bildiğim doğru deyip, hata yapabilme, yanlış anlamış olabilme ihtimalini sıfıra indirme hastalığının şifasıdır.

Rabbim sana Rahmet etsin, sen bu durumu hızla toparlamış ve araştırma yapmışsın. Bununla da kalmayıp özür beyan etmişsin, muhataplarından ve tabiki RABBİN den. Bu açığımızı ve eksiğimizi başta Müslümanlardan olmak üzere, Hayra talip tüm insanlıkdan gidermesini Rabbim den niyaz ediyorum...

Konu ile alakalı katkı sunabileceğim bir erzağım şuan için yok dua etmekden başka. Rabbimiz hakikat-i arayan aklı selim insanlara lütfu ve yardımı ile hakikate kavuştursun. Ve ne tepki alırsak alalım; ihtilafa düştüğümüz konuları o mutlak günde açığa çıkarıp açıklayacak olan Rahman dan, bizleri mahçup olmayan, razı olduğu kulları arasına katmasını niyaz ediyorum...

Ve son olarak benim şahsi merakım,
Dönmeyen dünya ya dönüyor deyip buna benzer bir çok bilimsel yalan ve yönlendirme, bu yalanı düzüp uyduranlara gerçekten ne fayda sağlayacak. Ne elde etmiş oldular... Sadece zaman mı kazandılar, yoksa bu hakikat zincirinin tek bir halkası bile çözülse ardı arkası kesilmeden gelmeye devam edecek, ve düzüp uydurduklarının hepsi çöküp gidecek endişesiyle mi, durmaksızın yalanlarına yalan ekliyorlar? Bu konuda eğer daha önce bilgilendirme yaptı isen ve ben kaçırdıysam kusura bakma.

Ama benim anlamak istediğim ve anlaşılmasında hayır gördüğüm şey şu; İnsanların bu olayların ve yalanların, ne sebeple ne planlayarak yapıldığını bilmesi, hakikate olan meraklarını ve ilgilerini arttırır gibi geliyor. Rabbim hayrınızı versin. Senin nezdinde, sana destek olup katkı sağlayacak tüm kardeşlere. Selam ve dua ile.
Yorum yap yorum