Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Birlikte Değerlendirelim-8 /Süleyman (a.s.)'ın Rüzgarla Seyahati?



Birlikte Değerlendirelim-8 /Süleyman (a.s.)'ın Rüzgarla Seyahati?

Euzubillahimineşşeytaniracim

Bismillahirrahmanirrahim

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi İslami araştırmalarda bulunduğumuz konular veya meseleler genellikle ağaç gibidir. Kur'an-ı Kerim bazı ayetlerle meselenin gövdesini beyan ederken, bazı ayetler de bu gövdeye bağlı olan dalları beyan eder. Gövdeye bağlı olan bir dalı açıklayan ayeti gövde yerine koymak ne kadar yanlış ise bu dalları gövdeden bağımsız olarak ele alıp-açıklamaya çalışmak da o kadar yanlıştır.

En kolay araştırma konuları Kur'an-ı Kerim'de gövdesi ve dalları somut yani müşahhas olarak verilen konulardır. Bu konuları araştırmak ve müslümanlarla ortak bir çizgide anlayarak anlatmak genellikle kolaydır. Kur'an-ı Kerim'de bazı konular ise gövde somut ve anlaşılır ayetlerle verilirken, dallara ait bazı ayetler soyut yani mücerret olarak verilmektedir. Araştırmacı kardeşlerimiz bu durumlarda ciddi bir dikkat ile somut gövdeden hareket ederek, dallara ait soyut ayetleri müşahhas yani somut hale getirebilirler.

Meselenin daha zor olan üçüncü kademesinde ise konuya ait dalları beyan eden ayetler somut iken araştırmacı kardeşlerimiz için gövde soyut yani mücerret bir durumdadır. Böylesi konularda araştırma yapan kardeşlerimizin büyük bir dikkat ve derinlik ile somut ayetlerin hepsini ayrı ayrı tesbit etmeleri ve bu ayetlerin ortak istikametinden hareket ederek gövdeyi somutlaştırmaları gerekir. Tabi ki çok ciddi ve uzun çalışmalar gerektiren araştırmalardır bunlar. Böylesi araştırmalarda konuya hakim olarak sonuca ulaşmak ve meseleyi anlamak zor olduğu gibi ulaştığınız sonucu kardeşlerinizle paylaşabilmek de zordur. Çünkü yüz ayrı dalın ortak istikametinden hareketle ulaştığınız gövdeyi kardeşlerinize anlaşılabilir kılmanız, onların da bu yüz ayrı dalın ortak istikametini görmelerine ve anlamalarına bağlıdır.

Nitekim ahir zamanla ilgili "Sona son kala" ve "2012 ve İki deniz arası" kitablarımız, kardeşlerimiz tarafından en az anlaşılan kitablar olmuştur. Çünkü somut yani müşahhas olan ana gövdeden, soyut yani mücerret olan dallara doğru yaptığımız diğer kitab çalışmaları daha rahat anlaşılabilir iken ana gövde soyut olduğu için somut dallardan soyut gövdeye doğru yaptığımız ve soyut gövdeyi ancak somut dalların birleştirilmesiyle somutlaştırdığımız çalışmalar, kendileriyle birebir konuştuğumuz kardeşlerimiz dışında kalanlar için çok daha zor anlaşılan kitab çalışmaları olmuştur.

Tabi ki bu kitabları yazdığımız ve yayınladığımız için bir pişmanlığımız yoktur. Pişman olmak bir yana bu çalışmayı yayınlayıp-raflara koymasaydık, yoğun bakımda olsam bile işaretlerle bu kitabı yazdırıp-yayınlatmak isterdik. Çünkü bütün dünya insanlarının şahit olacağı gibi o kitabda yazılan ahir zamana ait gerçekler, yakın tarihin gündemine oturacak Kurani gerçeklerdir. Bunu bildiğimiz için söz konusu kitabların henüz anlaşılamaması bizi üzmüyor ve bunu İlahi takdirin hikmet dolu zamanlamasına bırakıyoruz.

Mesela "2012 ve İki Deniz Arası" kitabımızda Süleyman (a.s.) ile ilgili yazdıklarımız, somutlaştırdığımız dallardan soyut gövdeye uzanan yazılardı. Ancak son zamanlarda farkettik ki ciddi araştırmacılar tarafından bile Süleyman (as.) ile ilgili bu konularda soyut olan gövdenin anlaşılması bir yana, bu kardeşlerimiz gövdeye ait dallarla ilgili ayetleri dahi somut olarak anlayabilmiş değillerdir. Ne yazık ki araştırmacı müslümanlar da dahil olmak üzere Süleyman (a.s.) ve ahir zamanla ilgili çok önemli birçok ayetin soyut anlamı ile hikaye gibi okunup, anlam somutlaştırılmadan geçildiğini görüyoruz.

Bu olumsuz durum müslümanlar için aşılması gereken bir engel, üstesinden gelinmesi gereken fikri bir tembelliktir. Çünkü meselenin bazı boyutlarında hem gövde hem de bazı dallar Kur'an'da açık bir somutluk içinde verilmemişse ve öncelikle somutlaştırılması gereken dallar için ciddi bir araştırma ve tefekkür gerekiyorsa, henüz bütün dalları somutlaştıramadığınız muhataplarınızda bu dallardan hareketle gövdeyi somutlaştırabilmeniz imkansız gözükmektedir.

Sözünü ettiğimiz bu ayetler tecelli ettiği zaman herkes tarafından açıkça görüleceğini bilmemize rağmen bu İlahi ayetleri tecelli etmeden önce Kur'an-ı Kerim'de görmek isteyen kardeşlerimizin yolunu açmak için Süleyman (a.s.) ve ahir zamanla ilgili önemli ayetlerin "Birlikte Değerlendirelim" başlığında ele almak istiyoruz. Belli bir insicam içinde değerlendirilecek ayetleri bizim gündeme getireceğimiz bu çalışmaya, araştıran ve düşünen bütün kardeşlerimizi davet ediyoruz.

Duyanlar duymayanlara duyura..

Bu çalışmalarda geleneksel, modern veya bilimsel anlayış ayırımına gitmeden hakkı araştırmaya ve anlamaya çalışacağız. Herkes ayetleri istediği hocaya sorup, istediği kaynaklardan araştırıp, Kur'an'la çelişmeyen bütün açıklamalarını kısa ve öz bir şekilde gündeme getirebilirler. Rabbimizin vereceği ömür kadar yürütmek istediğimiz böylesi ortak çalışmalara ciddi olarak katılacak ve araştıracak kardeşlerimiz, Allah'ın lutfuyla bu çalışmaların sonunda batıl cevaplarla kuşatılan birçok hak sorunun hak cevabını anlayabilecekler ve Kur'an-ı Kerim'in yaptığı açılımlarla günümüz bilimselliğinin çok çok önünde olduğunu göreceklerdir.

Peki Kur'an-ı Kerim'deki hangi peygamber günümüz bilimselliğinin çok çok ötesindedir?

Bu sorunun açık cevabı Süleyman (a.s.)'dır. 1492'nin hemen öncesinde Endülüs kütüphaneleri yağmalanırken Süleyman (a.s.)'a ait haritaları ve daha birçok belgeyi ele geçiren özellikle siyonist zihniyet, bir çok sorunun cevabını içeren bu gerçekleri kendilerine saklamış ve dünya insanlığı ile paylaşmamıştır. Ne var ki üst akıl denilen zihniyetin insanlardan sakladıkları bu gerçekleri bizlere Kur'an-ı Kerim açıklamakta, ahir zamanda tecelli edecek bu ayetleri ayrı ayrı beyan etmektedir. Tecelli edecek bu ayetlerin en önemli şahsiyeti ise Süleyman (a.s.)'dır.

Süleyman (a.s.)'ı Kur'an-ı Kerim'den tanımak, günümüz müslümanlarının hem ilmi ufuklarını bir başka boyuta taşıyacak, hem de yakın tarihte tecelli edecek önemli olaylara ışık tutacaktır. Bu nedenle Birlikte değerlendirmeye almak istediğimiz ilk ayet "Süleyman için de sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgarı (müsahhar, emrine hazır-seyahatine uygun) kıldık..."(34-Sebe 12) buyruğudur. Şimdi araştırmaya katılmak isteyen bütün kardeşlerimizi Kur'an-ı Kerim bütünlüğünde ciddi bir tefekküre davet ediyor ve "Bu buyruğun bize vermek isteği gerçek veya gerçekler nedir?" sorusunu soruyoruz. Böylesine ciddi konulara katılım gösterilirken internet alışkanlığı ile hemen cevap verme aceleceliğine düşülmemesini ve çok düşünülüp-az ve öz konuşulmasını tavsiye ediyoruz.

Rahman olan Rabbimiz, hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin..
                                                      <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [114]

« 2 
Mehmed Alagaş
19.07.2018 15:14
Ve aleykümselam
Arkadaşlar her türlü eksiklikten münezzeh bir İlahi kelamla karşı karşıya olduğumuzu unutmamalıyız. Bu öyle bir kelamdır ki her kelimesi, her ayrıntısı önemle dikkate almaya değerdir. Bu açıdan ayetin zahirine sadık kalarak ve bu zahir anlama sım sıkı tutunarak düşüncelerimizin farklı istikametlere saçaklanmasına izin vermememiz, ayetin zahir anlamı istikametinde derinleşmemiz gerekir.

Bu ayette Rabbimiz “Sizin için sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay..” ifadesini kullansaydı, Kur’an-ı Kerim’in evrenselliğinden hareketle bu mesafeyi insanın yaya yolculuğundan başlayarak kıyamete kadar ulaşabileceği en yüksek hızı esas alarak hesaplayabilirdik. Ancak Rabbimiz bu ayette “Sizin için” değil “Süleyman için” ifadesini kullanarak gidilen veya gidilebilecek bu mesafeyi Süleyman (a.s.) dönemine nisbet etmekte ve bu dönemde yaşayan insanların mevcut imkanlarla gidebilecekleri mesafeye işaret etmektedir.

M.Ö. beşinci asırda yaşayan insanların en yavaş ilerleyişleri yaya olarak yürümek iken en hızlı ilerleyişleri de o dönemin en hızlı bineği olan atlarla ilerlemeleridir. Ayette bilerek ve istenerek atlı-yaya ayrımı yapılmadığı için, bir ayda gidilebilecek veya dönülebilecek bu mesafe her iki olasılığa da açık bir mesafedir.

Kur’an-ı Kerim’de istisnası yapılmayan beyanlarda vasatı yani ortalamayı dikkate almamız gerektiğinden vasat bir insanın yıllık gün ortalamasında on saat yolculuk yapabileceğini esas alabiliriz. Yine ortalama yaşta vasat bir insanın saatte 4 km. yürüyebileceğini düşünürsek, bir ayda yaya olarak alınabilecek ortalama mesafenin 1200 km. olduğunu görürüz. Ayet "İnsanlar içinde haccı duyur. Gerek yaya, gerekse derin (vadileri)-uzak yolları aşarak yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler. (22-Hacc 27)” buyruğunda olduğu gibi yaya veya binekli sınırlandırması yapmadığı için bu mesafenin atlı olarak hesaplanmasında da saatte 40 km. hız yapabilen ortalama atları esas alarak bu mesafenin günde 400, ayda 12000 km. olduğunu görürüz.

İşte bunlar ayetin zahirinden hareket edip, istisnai durumları ve hızları dikkate almadan ulaştığımız vasat yani ortalama sonuçlardır. Bu açık sonuçlara göre Süleyman (a.s.) sabah giderken ve akşam dönerken ortalama 1200 ve 12000 km. arası olan mesafeleri katedebiliyordu. Burada aklınıza gelebilecek olan soru “Bu mesafeleri ne kadar zamanda katediyordu?” sorusudur. Bir maksat üzerine gittiğine ve bu maksadı yerine getirdikten sonra aynı gün döndüğüne göre gidiş veya gelişin bir veya birkaç saatten fazla olamayacağını anlayabilirsiniz. Ki bizim düşüncemize göre bu yolculuk süresi Süleyman (a.s.)’ın isteğine bağlıydı.

Çünkü,
(Fatma kardeş dikkatlice tefekkür et) şanı yüce Rabbimiz ayette de belirtildiği gibi Süleyman (a.s.)’ın emrine ortalama hızları belli olan rüzgarları değil sadece bir rüzgarı vermişti ve bu rüzgar Süleyman (a.s.)’ın emrindeydi. Bizi hiç itiraz etmeden dinlediğinizi ve “Evet, rüzgar Süleyman (a.s.)’ın emrindeydi?” dediğinizi duyuyoruz. İyi ama itiraz etmediğiniz ve anladığınızı sandığınız bu ifadenin nelere şamil olduğunu hiç düşündünüz mü? Tefsir kitablarında olmadığı gibi sizin de gündeminizde olduğunu pek sanmıyoruz. Zaten ayetlerin zahirine bağlı kalarak biraz derinleşmemiz gerekir derken kastettiğimiz de budur.

Rüzgarın nesi Süleyman (a.s.)’ın emrindeydi hiç düşündünüz mü?
Biz söyleyelim “Herşeyi”. Rüzgarın yönü, esmeye başlaması, hızlanması, atmosferde hangi yükseklikte eseceği, Süleyman (a.s.)’ın istediği her yönde hangi hızla, hangi manevrayı yapacağı, nerede yavaşlayacağı, nerede duracağı…. yani Süleyman (a.s.)’ın istediği ve emrettiği her şeyi. Şimdi bunu anladığınız zaman Süleyman (a.s.)’ın sabah gidişi 12000 km. olan mesafeyi ne kadar zamanda almıştır sorusuna vereceğiniz cevap ne olur?

Mehmed abinizin “Süleyman (a.s.)’ın isteğine bağlıydı” cevabını paylaşır mısınız?
İnşirah Melal
19.07.2018 02:09
Selamaleykum
Değerli hocam,
Cevabınız, açıklamalarınız ve son yorumunuzdaki önemli uyarı ve hatırlatmalarınız için teşekkür ediyorum. Acı bir tebessümle okuduğum Fatma ablamın "UWM" ler hakkındaki tavsiyesine de aynen katılıyor, kendisine ben de Rabbimden şifalar diliyorum.

Orhan abinin hatırlattığı Hac-27'deki "gerek yaya, gerek binek" ihtimallerinin mesafeyi hesaplamamızı sağlayacak olan sebe-12'de verilmediğini görüyoruz. Dolayısıyla rüzgarın sabit bir hızı olmadığını söyleyerek Fatma ablanın yorumunda sıraladığı her bir ihtimali ve dahasını hesaplayabiliriz. Bu yüzden olsa gerek siz de soruyu sorarken "mesafe" değil de "mesafeler" diye sormuşsunuz.

Ancak ben kendi adıma, benim için şimdilik çok "kapak altı" olan bu ihtimalleri bir kenara bırakarak Süleyman as.'ı kendi zaman dilimi içerisinde değerlendirip yaya veya atlarla gidilebilecek mesafeleri hesaplamaktan yanayım.

Daha önceki çalışmalarınızda bu mesafeleri yaya olarak 1200 km civarı atlı olarak ise 12000 km civarında hesapladığınızı biliyorum.

Fakat sizin yaya 4km/saat olarak bazaldığınız hesabı Fatma ablanın verdiği rakamın ortası 6km/saat olarak bazalıp yaparsak 1800km mesafeyi,

Yine sizin atlı 40km/saat olarak bazaldığınız hesabı Talha kardeşimizin verdiği 60km/saat olarak bazalıp yaparsak 18000km mesafeyi buluruz.

Kaldı ki bu hesaplarda yol alma süreleri günlük 10 saat üzerinden hesaplanmıştır. Talha kardeşimizin dediği gibi 12 saat olarak hesapladığımızda örneğin atlı olarak saatte 60 km gidersek 21600km mesafeye, 40km gidersek 14400km mesafeye ulaşırız.

Aradaki bu farklar ne kadar önemli bilmiyorum. Lakin bu mesafeleri hesaplarken ortalama verilerin dışında dikkate almamız gereken başka hususlar da var mı diye merak ediyorum.?
Fatma Ceren
19.07.2018 00:55
Selamun Aleyküm
Süleyman(a.s.)'ın seyahatleriyle ilgili, ayetin zahirindeki bilgi; sabah gidişi 1 ay, akşam dönüşü 1 ay olan mesafeyi; mesafenin uzaklığına göre bazen yumuşak bazen sert rüzgarlarla yapıyor olmasıdır. Dünya üzerinde ölçülebilen en yüksek rüzgar hızının ortalama 500 km/saat olduğu varsayımıyla düşünürsek, ki bu ölçüm tüm zamanlardaki mutlak gerçek veri tabanını teşkil etmez, muazzam mesafelerle karşılaşırız.

İnsan, yürüyerek, koşarak, binekle/taşıtla yol alan bir varlıktır. Yaşadığı dönemin araçlarına göre bu mesafe değişkendir. Mesela, Hz. Peygamber döneminde bu mesafe develerle alınabilecek yol iken; şimdilerde otomobil ya da uçakla alınabilmesi düşünüldüğünde ve hesaplamalar yapıldığında, daha uzun mesafeler hatta muazzam uzaklıklar karşımıza çıkacaktır.

Bir insan ortalama 5-7 km/saat hızla günde 70 yürüyebilir, sabah 1 aylık akşam 1 aylık mesafe 70x30=2100 km dir.
Deveyle bu mesafe, saatte ortalama 25 km/saat hızla, günde 200 km, 1 aylık mesafe 200x30= 6000 km dir.
...
..
.
"Teşekkür ederim Sn. Özcan ve Talha kardeş"
Talha
18.07.2018 22:18
SELAMUN ALEYKUM
Bende sınıfta olduğumu ve dikkatle takip ettiğimi belirtmek istiyorum...

Sabah gidişi ve akşam dönüşü birer aylık mesafeden günde iki aylık yol aldığını hesap edersek bunu da o dönemin en hızlı taşıtı atların hızı üzerinden yola çıkarak hesaplarsak(dinlenme süreleriyle birlikte) saatte ortalama 60 km hız yapabilen bir atın yine günün yarısını dinlenerek geçirdiğini hesaba katarsak bir ayda hemen hemen 20000 km. lik mesafe demek oluyor. Yani Allahu alem günde 40000 km. lik bir yol katetmiş oluyor. Tabi bu benim basit hesabım. Aslında bende Piri reisin yararlandığı Süleyman'ın haritasını ve birçok şeyi açıklığa kavuşturuyor bu hesap ama dediğim gibi daha fevkalade olabilir bu durum.

Sabırla takip etmeye devam ederken Fatma ablama ayrı şifalar, "beklenen müslümanlara" ayrı şifalar, bilimin büyülediği ve körleştirdiği "tanımlanamayan bekleyen müslümanlara da" ayrı şifalar dileyerek tekrar selam ediyorum...
Orhan Akdeniz
18.07.2018 21:39
selamun aleykum
Bizlere göre bir ay olan mesafeyi sabah gidip aynı mesafeden akşam dönen Hz. Süleyman'ın atlara da sahip olduğunu biliyoruz. Kuran'da Hac'ca davet edilirken gerek yaya veya binekle gitmemizi bildiriyor! Buna göre bu 1 aylık mesafe nasıl ve neye göre hesaplanır tam olarak kestiremiyorum. Ama bir araç içinde yaptığı bu seyahatin Kudüs'den başladığını düşünerek "içinde bereketler kılınan yer" ifadesini dikkate aldığımda aklıma ilk gelen yer Mekke'dir başka yerlere de seyehat etmiştir. Ama şimdilik bu kadarıyla yetineyim.
Dua ile
Mehmed Alagaş
18.07.2018 14:01
Ve aleykümselam
Öncelikle bu sayfayı hala takip edebilen kardeşlerimizi tebrik etmek isteriz. Çünkü bu sayfayı ve bu çalışmayı ciddi bir şekilde takip etmek, şeytan ve dostlarına rağmen yapılan bir takiptir. Ufo konusunda uzun yıllardır batıl propaganda yaptıran şeytan aleyhillane, bu konudaki Kurani gerçeklerin gündeme gelmesini ve getirilmesini hiç istemez. Çünkü bizlere Rabbimizin büyük bir lutfu olan bu Kur’an-ı Kerim, onların Ufo dedikleri tanımlanamayan uçan cisimleri TANIMLAMAKTADIR. Bu hak tanımın gündeme gelmemesi için müslümanlar da dahil olmak üzere tüm insanları bu hakikatlerden uzak tutabilmek adına onların önüne seksen türlü engel çıkarabilirler. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in gündeme getirdiği bu konuyu küçümseyenler, alayla karşılayanlar, dinle devleti ayırdıkları gibi dinle ilimi de ayıranlar bu engellere maruz kalan insanlardır.

Günümüz dünyasında batıl rüzgarları arkasına alan bu şeytani algının reklama ihtiyacı yoktur. Bunların batıl görüşleri, bunların yönlendirmesiyle internet üzerinden bir anda milyonlarca paylaşılır ve muteber sayılarak nefsi bir hoşnutlukla yayılır, yaygınlaştırılır. Böyle bir dünyada reklamı olmayan hak sözlerin yaygınlaşması zordur düşüncesine kapılabilirsiniz. Böyle bir düşünceye, böyle bir umudsuzluğa hiç kapılmayın. Çünkü hak sözün reklama ihtiyacı yoktur. Bu hak sözün yaygınlaşıp-yaygınlaşmaması reklama değil İlahi takdire bağlıdır. Onlar ne kadar engellemeye kalkarlarsa kalksınlar, İlahi takdir gerçekleşecektir.

Bizim bu konuda onlardan ve onların Allah’ın izni dahilinde yapabileceklerinden tabi ki bir korkumuz-endişemiz yoktur. Seksenli yıllardaki bir yazımızda açıkça belirttiğimiz gibi İlahi kelamı gündeme getiren müslümanları susturmak isteyenler, asıl itibariyle Allah’ı susturmak istemektedirler. Bizler onların bu gülünç isteklerini ve çırpınışlarını hiç kale almadan konuşmaya ve yazmaya devam edeceğiz. Şanı yüce Rabbimiz ne zaman takdir ederse bu İlahi gerçekler insanların genel gündemine o zaman girecek ve Kur’an-ı Kerim dünya gündeminin baş köşesine oturacaktır.

Sorduğumuz açık soru karşısında müslümanların suskunluğu konusunda bir kardeşimiz “Mehmed abi sen gayet açık da sorsan, soran sen olunca insanlar çok deriiin cevap arıyorlar” dedi. Arkadaşlar biz bu ayette kapağın altında ne var demedik ki? Zaten hiçbir ayetin kapağını, zahiri yüzeyini anlamadan bir alt derinliğe geçmekten Allah’a sığınıyoruz. Kur’an herkes için açık ve anlaşılır bir kitabdır. Müslümanlar arasında kişisel seviyeye göre farklı anlayış derinlikleri olsa da, anlayış istikametlerinde bir farklılık yoktur. Bu bizler için Kur’an’ın açık bir rahmeti, açık bir hidayetidir. Dolayısıyle ayetin açık anlamından ne anladığımızı rahatça konuşabilir ve gereken durumlarda bu anlayış seviyemizi biraz derinleştirebiliriz.
Şimdi tekrar ayete dönecek olursak, bu ayet bizlere rüzgarın hızı ve Süleyman (a.s.)’ın gidebileceği mesafeler hakkında nasıl bir bilgi veriyor? Yine kapağın altını sormuyor, ayetin zahirindeki açık bilgiyi istiyoruz.
Selami Özcan
18.07.2018 11:52
Selam
Ben sınıfta olduğumu bildirmek isterim.
Dikkatle takip ediyorum,katkı sağlamak isterdim,fakat Zeyd Derki kardeşin açık ayetlerde bahsedilen Rüzgârın Süleyman(as)emrine verildigini söyleyene kadar Mehmed hocamın ne sorduğunu tam anlayamamıştım.
Mehmed hocamın Zeyd kardeşe vereceği cevabı bekliyorum.
Bu vesile ile hastalığını öğrendiğim,Fatma kardeşime geçmiş olsun diyorum.
Selâm ve dua ile
Fatma Ceren
18.07.2018 01:15
Ve Aleyküm Selam
Üzerinize afiyet, bir kaç gündür klimaların esintisiyle üşütmüşüm ve hevesle beklediğim bu konuya geç dahil oluyorum. Allah(c.c.) hepimize afiyet versin.

Kışın o sert rüzgarlardan etkilenmezken, yazın yapay esintiler insanı nasıl çarpıyorsa; fizik laboratuvarlarındaki ışınlanma veya fotonların döndürülerek mekan ve zaman değiştirmesi de insanlığın hayretini öyle çarpıyor. Lakin Allah'ın kesin ve dosdoğru diye bildirdiği vahyi haberde, fiziğin kimyanın biyolojinin henüz ulaşamadığı pek çok veri tabanı ile uygulamaları mevcutken; müslüman insanlığın bu gibi konuların gündeme getirilmesinden duyduğu rahatsızlık, elbette bize çarpmıyor dokunmuyor bile...

Neyse,

arada göz ucuyla yorumlara baktığımda tırdı, şofördü, ağaçtı, daldı, yakıttı ...okurken ayette en bariz olan rüzgara niye değinilmiyor demiştim ki, Allah razı olsun, Zeyd kardeş yazmış. Bu seyahatler zaman ve mekan ötesi boyutta ele alınacaksa, her zaman ve her mekanda mevcut ortak bir kuvvetten yararlanılması oldukça manidar, öyle değil mi?

Yıllarca Süleyman(as.)'a verilen saltanat ve mülkün, zenginlik mücevher para kısmı müslümanın çenesini yordu da; emrine verilen rüzgar, cinlerden ve şeytanlardan bir kısmı, yaptığı havuz büyüklüğündeki çanaklar, timsaller bir türlü zihinleri yoramadı.. Niye? Çünkü "iman et gerisini düşünme o kadar derin!" bakışı; insanlığın pek yakın olduğu hatta yüzyıllardır tanımlayamadığı bir çok olayı aydınlatmaya vesile olan vahyi haberleri ciddi tefekkürlerden uzaklaştırdı...

Mesela adına UFO dediği, Unidentified Flying Object( Tanımlanamayan Uçan Nesne) bir ayetle bilimsel kitaptan incelenince normal, Kesin ve değişmez bir haber olan Kur'an'dan incelenince anormal oluyor öyle mi! Böylelerini ancak UWM (Unidentified Waiting Muslims), (Tanımlanamayan Bekleyen Müslümanlar) olarak adlandırıp incelenmek üzere laboratuvarlara sunuyor ve konuya geçmek istiyorum.

Fakat çok geniş olan bu konunun rüzgarla seyahat kısmı netleştiğine göre, bu seyahatlerin amacı mı yoksa nasıl yapıldığı mı sıradaki gündem maddesi, bir yönlendirme bekliyorum.

Konuyu gündeme getirenden de katkı sunanlardan da Allah(c.c.) razı olsun.
Zeyd Der Ki
17.07.2018 23:07
Selamunaleyküm
Monolog gibi olacak ama cevap vereyim. Ayette açıkça bildirildiği gibi herhangi bir yakıtla değil rüzgarla, rüzgarın gücüyle gidiyordu. Nitekim aşağıdaki ayetlerde de aynı gerçek vurgulanmaktadır.,

“Süleyman'a da şiddetle esen rüzgarı müsahhar (emre hazır-hizmetine uygun) kıldık. Onun (Süleyman'ın) emriyle (kendisini) içinde bereketler kıldığımız yere (yumuşacık) akıp-götürürdü. Biz her şeyi bilenleriz. (21-Enbiya 81)”

“Böylece Biz rüzgarı onun hizmetine-buyruğuna verdik. Emriyle dilediği yere (sarsılıp-zorlanmadan) yumuşakça akıp-giderdi. (38-Sad 36)”

 Enbiya 81’in sonunda Rabbimiz nasıl ki “Biz herşeyi bilenleriz” diyorsa, bizler de durumumuza bakarak “Biz de bilmeyenleriz Ya Rabbi” diyoruz.

Rahmet duasıyla..

Mehmed Alagaş
16.07.2018 16:19
Ayrıca şunu da belirtelim ki,
Meselenin önemini anlayamayan bazı kardeşlerimiz “Bilimsel dünyanın gündeminde neler konuşulurken, siz insanların gündemine Süleyman (a.s.)’ı getirmeye çalışıyorsunuz?” gibi sözler etmektedirler. Bu gibi sözler uyanıkken gafilce söylenen sözler değil, uyurken tekrarlanan sayıklamalardır. Asırlardır dünya insanlarına yön vermeye çalışan siyonist şeytani akıl, günümüz insanlarını büyük bir hızla dijital bir dine, dijital bir kişiliğe sürüklemektedir. Dini referanslardan hareket etmelerine rağmen Süleyman (a.s.)’ın yaptıklarını ilme değil büyüye nisbet eden ve bu büyüyü devam ettirmek isterken tarihi verileri kendi anlayışlarına göre yorumlayan bu yapılar, kendi ellerinde olan belgeleri dünya insanlarıyla paylaşmadıkları gibi bu belgelerdeki hakikatleri de örtmek istemektedirler.

Mesela bu gizli dini yapılar Piri Reis haritasının asıl kaynağını elinde tutmalarına ve tarihin değişik dönemlerinde havada görülen metal çanakların kime ait olduğunu bilmelerine rağmen bütün bunları dünya insanlarına Ufo kaynaklı takdim etmekte ve dünya dışı varlıkların olduğu teorisinden hareketle yeni komplolar hazırlamaktadırlar. Bu komplo teorilerini televizyon veya bilgisayarlardan saatlerce seyretmeyi bilime ilgi zanneden bazı kardeşlerimiz de, bizler bu olayların Kur’an’daki hakikatini açıklamak için bir başlık açtığımızda sanki gündemle ilgisi olmayan eskilerin bir masalını anlatacağımızı zannederek böylesi tuhaf sözler söylemektedirler.

Bu kardeşlerimizi insafa ve akli selime davet ediyoruz..
Mehmed Alagaş
16.07.2018 15:38
Selamunaleyküm
Tır şöförü örneğinde belirttiğimiz gibi yeni bir konuya dönerken veya yeni bir konuyu gündeme getirirken bizim için kısa olmasına rağmen açık ve anlaşılır olan cümlelerimizin, bizi takip eden kardeşlerimiz için henüz anlaşılamadığını görüyoruz. Oysa başlangıç olarak ele aldığımız ve bazı kardeşlerimiz için anlamı soyut olan bu ayet, bizim en rahat somutlaştırdığımız bir ayetti. Böyle bir ayette zorlanıyorsak, ilerki aşamalarda gündeme getireceğimiz diğer ayetleri birlikte somutlaştırabilmemiz çok daha zor gözükmektedir. Konuyla ilgili en basit soruyu son kez tekrar ediyoruz.,
Süleyman (a.s.) neyle, hangi güçle seyahat ediyordu?
Mehmed Alagaş
13.07.2018 14:05
Ve aleykümselam
İnşirah kardeşim Kur’an’daki en zor araştırma konuları gövdesi soyut iken dalları da açık bir somutluk içinde olmayan konulardır. Bu araştırmaya gövdeden başlamak ve hakikat ölçüsü olmayan mantıklı teorilerle gövdeyi somutlaştırmaya çalışmak beyhudedir. Bu çalışmaya somutlaştırılması mümkün olan dallardan başlamak ve dalları somutlaştırıldıktan sonra gövdeye uzanmak gerekir. Bu gibi araştırmaları yapmak müslümanların geneline farz olmasa da, özellikle öncü müslümanların bu araştırmaları yapmaları ve Kur’an’da bildirilen ayetler tecelli etmeden önce bu ayetleri görerek ümmeti uyarmaları ve tecelli edecek ayetleri İlahi murada uygun olarak açıklamaları gerekir.

Kur’an-ı Kerim’in bizlere önemle bildirdiği meseleler hakkında “Bu konulardan bize ne, bu konuların bize ne faydası var?” diyenler, meselenin öneminden ve ciddiyetinden çok uzak kimselerdir. Bu kimseler asıl itibariyle “Kur’an-ı Kerim’in bizlere bildirdiği bu konulardan bize ne?” demektedirler. “Oysa “Evrensel olan ve güncelliğini hiç kaybetmeyen bu İlahi Kitab bizlere bu konuları önemle niye bildiriyor?” sorusunun cevabını araştırsalar, hikmetini anlayamasalar bile böylesi abes sözlerden uzak durabileceklerdir.

Geriye dönüp baktığımızda çok daha geniş yazılması gereken “Sona Son kala” ve “2012 ve İki deniz arası” kitablarımızın özet mahiyetinde kaleme alındığını biz de görüyoruz. Bu konudaki muhtemel hatamızı, bir tır şöförünün manevrasında gördük. Dar bir sokaktan dönmek isteyen tır şöförü, bulunduğu kabin dönebilecek duruma gelmesine rağmen arkasındaki vagonları düşünerek ilerlemeye devam etmiş ve geniş bir manevra yaparak dönmüştü. İşte o an anladık ki biz o kitabları yazarken fazla vaktimiz kalmadığını düşünerek dar bir viraj almış ve arkamızdaki bazı vagonların duvara çarpmasına neden olmuştuk. Affola..

Yarın ölecekmiş duygusunun verdiği aceleyle kısa ve öz bir şekilde kaleme aldığımız o kitabların, meseleyi ciddi bir şekilde araştıracak kardeşlerimiz için yine de açık olduğunu düşünüyor ve yakın zamanda anlaşılacağından hiç kuşku duymuyoruz. Üzüntüye kapılmadan sabretmemizin nedeni de budur.

Bu gibi konular Kur’an’da neden somut bir şekilde verilmemiştir sorusunun cevabı ise bu gibi konuların ümmetin gündemine girmesine ilişkin İlahi takdirdeki hikmettedir. İnsanların zaman darlığı yaşadığı, okumaya ve düşünmeye fırsat bulamadığı böyle bir çağda bizler yetersiz bir cehdle bu ayetleri gündeme getirirken, zamanda sakinliği ve bereketi yaşayan çok ciddi mütefekkirlerin ve müfessirlerin bu ayetleri yeterince tefekkür etmeden geçmelerini de yine İlahi takdirdeki hikmete bağlıyoruz.

Rabbimiz açılmasını ve açıklanmasını murad etmemişse, o ayetleri binlerce yıl da okusak söz konusu gerçekleri görmemiz mümkün olmayacaktır. Mesela iman, ihlas ve aklını esas alarak ulul elbabdan olduğunu düşündüğüm Bekir Ziya kardeşimizin yakıtla ilgili sorusunu görünce, bazı ayetlerin anlaşılmasıyla müslümanlar arasında aşılması gereken bir perde olduğu düşüncesinin bizlerde kuvvetlendiğini hissettik ve meselenin ciddiyetle çok daha fazla açılması gerektiğini anladık.

Bu çalışmanın ve araştırmanın zorluğu sakın gözünüzü korkutmasın. Önemli olan ipin ucunu bulduktan sonra sıkı bir şekilde tutmak ve çalışmayı sağlam adımlarla sürdürmeye devam etmektir. Bu kısa mukaddimeden sonra araştırmamıza başlarken, ilk soruyu Bekir kardeşimize yöneltmek istiyoruz.,

“Tefekkür edilmesini söylediğimiz yukardaki ayette, Süleyman (a.s.)’ın hangi yakıtla, hangi güçle gittiği belli değil midir?”
Bekir Ziya
12.07.2018 15:37
Esselamü Aleyküm
Dün akşam arkadaşlarla sohbet ederken bir ara Sebe-12. ayetini gündeme getirip Mehmet Abi'nin kitaplarından anladıgım kadarıyla Hz. Süleyman'ın günümüz Jetlerinin bile ulaşamadıgı hızlara, bir takım sebepler vasıtasıyla ulaştıgını söylemiştim. Güzel bir tevafuk oldu. Umarım henüz bu meselede anlamadıgımız hususlar da bu çalışmayla açıklıga kavuşur. Mesela günümüz insanlıgının hayalini kurdugu çok daha yüksek hızlara ulaşmayı saglayacak maden-enerji-yakıtı Süleyman Aleyhisselam nasıl elde etti? Acaba emrine verilen cinlerin bununla bir ilgisi var mı? Haddimi bilerek daha az yazıp daha cok takip edecegim inşaAllah.
İnşirah Melal
10.07.2018 22:58
Selamaleykum
Bana çokça şeyler katan bu bölümde yeni bir başlığın açılmasına, üstelik bu başlığın Süleyman (a.s.) ile ilgili olmasına oldukça sevindim hocam. Özellikle de ağaç-dal, soyut-somut tarifleriyle İslam Ümmeti olarak aynı yere baktığımız halde nasıl başka, hatta bambaşka şeyler görebildiğimizi zihnimde çok daha iyi resmettiğimi söyleyebilirim.

Lakin ayet üzerinde tefekküre geçmeden önce takılıp kaldığım, tekrar tekrar okuduğum ve "durum bu kadar mı vahim veya anlamak için bu kadar mı çaba gerek?" demekten kendimi alıkoyamadığım şu cümleyi mümkünse biraz daha açmanızı rica ediyorum;

"..Çünkü meselenin bazı boyutlarında hem gövde hem de bazı dallar Kur'an'da açık bir somutluk içinde verilmemişse ve öncelikle somutlaştırılması gereken dallar için ciddi bir araştırma ve tefekkür gerekiyorsa, henüz bütün dalları somutlaştıramadığınız muhataplarınızda bu dallardan hareketle gövdeyi somutlaştırabilmeniz imkansız gözükmektedir..."

Zira bu bölüm devamındaki paragrafla birlikte düşünüldüğünde şu soruları doğuruyor;

1- İlahi ayetler tecelli etmeden önce Kur'an-ı Kerim'de görmek ya da görmeyi istemek bir tercih mi yoksa o günlere şahit olacaklar için zorunlu bir kurtuluş reçetesi mi?

2- Bu meseleler bu kadar mühim ise gövdesiyle birlikte bazı dallarının da soyut olarak verilmesinin hikmeti ne olabilir?

3- Geriye dönüp baktığınızda biz muhataplarınıza, belki de her biri ciltler halinde geniş açıklamalarla somutlaştırılması gereken birçok dalı çok da kalın olmayan bir iki kitapla bizlere toplu halde sunmuş olmanızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Biz kardeşlerinizin ciddi araştırmalar yapıp tefekkür edeceğini hüznüzan ettiniz de sizi bizler mi yanılttık? Yoksa bizlerin durumunu, konumunu veya kapasitesini yeterince hesap etmediğiniz için mi yanıldınız? Başka bir deyişle bizler mi çiğnemeyi bilmiyoruz? Yoksa siz mi bizim çiğnemeyi bilip bilmediğimizi düşünmeden lokmayı ağzımıza tıktınız? :)

Değerli hocam hakkınızı helal edin,
Fikirlerine çokça değer verdiğim, hocam dediğim güzel bir adamın mühimsediği meselelerin bazı kardeşlerimiz (ki maalesef ekseriyeti) tarafından; "Bize ne?..Ne faydası var?.. Neyimize yarar?.. Neyi değiştirir?.." gibi yaklaşımlar gösterilerek hafife alındığını görüyoruz. Bu yaklaşımlar sizi nasıl ve neden üzmüyor bilmiyorum ama ben ve benim gibi kardeşlerinizi üzdüğünü bilmenizi isteriz. Biraz da bundan sebep ayete geçmeden evvel bu vesileyle bir kez daha sizin tarafınızdan bu soruların açıklık kazanmasını istedim.

Uygun görür ve cevap lutfederseniz sevinirim..
Selam ve dua ile..
« 2 
Yorum yap yorum