Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Müteşabih Ayeti Müteşabih Mi?



Müteşabih Ayeti Müteşabih Mi?

Âli İmrân 7. ayette Allah bizlere hediye ettiği bu mübarek kitabı küçük bir çocuğun bile okuyunca anlayabileceği bir dil ile anlatmakta. Bu kitabın yazarı benim diyerek kitabını anlatıyor yüce Rabbim. Bu kitabımızın adeta önsözü niteliğindeki ayete müteşabih muamelesi yapılmasa, bu ayetin (ki hüküm koyucu bir ayettir) gösterdiği pencereden bakılsa gözümüzün nuru Kitabımıza, ne kavga kalır ne gürültü. Oysa müteşabih muamelesi dahi yapılmıyor günümüzde, adeta saklanıyor gizleniyor. Üzerine yüzlerce program yapılması, binlerce makale yazılması gereken bu ayeti arama motorlarının tümünde arattım. Meal ve kısa tefsirler haricinde bir sonuç yok. 1400 yıldır ekmek yedikleri benim kitabımı benden saklamaları için mecburlar çünkü böyle davranmaya. Allah Kur'an'ı cümlemize okuyup kendimizi düzeltelim diye göndermiştir. Birilerine kazanç kapısı olması için gönderilmiş kriptolu bir bulmaca kitabı değildir benim kitabım.
                                                                 <<< Berk Erkay >>>

Sayın Berk ERKAY!
"Kısa Sorular" bölümü aracılığıyla bizlere iletmiş olduğunuz mesajınızda yer alan "Âl-i İmrân Suresi"nin yedinci ayetiyle ilgili görüşümüzü "MÜTEŞABİH MÜSLÜMANLAR" kitabında bildirdiğimizi hatırlatarak, sitemizde yer verdiğimiz  "Rabbimizin Muradı Tek Midir?" başlıklı yazıyı da okumanızı ve hatta şayet okumadıysanız kitabın tamamını okumanızı tavsiye ediyoruz. Bununla birlikte sizin vesilenizle kitabın "Müteşabih Ayet Ne Demektir?" başlığından bir bölümü de tüm kardeşlerimizin istifadesine sunuyor ve bu alıntıyı "Âl-i İmrân-7'yi nasıl anlamalıyız?" sorusuna cevap niteliği taşıyacağı için "Kısa Sorular" bölümünde değil "Ayetleri Anlamak" bölümünde paylaşıyoruz;

          ----------------------------------------------------------------------------------------------------------


".... Bu kısmi açıklamalardan sonra muhkem ve müteşabih ayetlerle ilgili lokomotif kabul edilen Al-i İmran 7 ayetine tekrar dönmemiz ve bu ayeti Kur'an'ı Kerim bütünlüğünde net olarak anlamamız gerekmektedir. Çünkü bu çok önemli meselede lokomotif kabul edilen bu ayet-i kerime yeterince anlaşılmayıp, tarihi süreçteki yanlışlar dikkate alınıp kabul gördüğü zaman bu lokomotife bağlı olan diğer bütün anlayış ve anlatım vagonları aynı yanlış istikamette gitmeye devam edeceklerdir. Bu yanlışlardan sakınarak meseleyi Kur'an'ı Kerim bütünlüğünde değerlendirdiğimiz yukardaki açıklamaları dikkate aldığımızda, söz konusu ayet-i kerimeyi parantez arası açılımlarla şu şekilde meallendirebiliriz.,

"Sana Kitab'ı indiren O'dur. O'nun bazı ayetleri (tek başına bile) muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır (aslı ve esasıdır). Diğerleri de (tek başına muhkem olmayan-benzer ve birbiriyle ilgili) müteşabihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve (hevalarına göre) te'vil etmek için (tek başına muhkem olmayan) müteşabih olanlara uyarlar. Oysa onun (tek başına hak ve muhkem) te'vilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise (müteşabihleri tek başına te'vil etmeyip) "Biz ona (Kur'an'a ve içindeki ayetlere bütünüyle) inandık, hepsi Rabbimizin katındandır" derler. Ancak ulul elbab (zikir, hikmet ve hayır sahibleri) hatırlayıp-öğüt alır." (3-Al-i İmran 7)

Yaptığımız parantez arası açılımlarla, bu ayetin çok daha açık ve anlaşılır olduğunu görebiliriz. Elbetteki bir ayeti anlaşılır kılmak için kişisel yorumlarımızdan kaynaklanan açıklamalarda ve parantez arası ilavelerde bulunmaktan Rabbimize sığınırız. Kur'an'ı Kerim bütünlüğünde değerlendirmemize rağmen herhangi bir ayeti anlayamıyorsak (illa ki anlama mükellefiyetimiz ve iddiamız zaten yoktur), bu durumda birçok ayetle ilgili olarak söylediğimiz gibi "Bu ayeti şu an için anlayamıyoruz" der ve hiçbir vebale girmeden suskunluğun güvenli gölgesine çekiliriz. Ancak bu ayete dair yaptığımız açıklamalar ve parantez arası açılımlar, Kur'an'ı Kerim'de bu konuyla ilgili diğer ayet-i kerimeleri dikkate alarak yaptığımız açıklama ve açılımlardır.

Mesela Al-i İmran suresinde Kur'an ayetlerini muhkem ve müteşabih olarak tanımlayan Rabbimiz, Lokman suresinde "Bunlar Hakim (hüküm ve hikmet dolu muhkem) Kitab'ın ayetleridir." (31-Lokman 2) buyruğu ile Kitab'ı bir bütün olarak hakim-muhkem vasfıyla tanımlamakta ve bu vasıf bütün ayetleri kapsamaktadır. Al-i İmran suresindeki muhkem ve müteşabih tasnifini dikkate alanlara tuhaf veya biraz çelişkili gelebilecek olan bu durum Hud suresindeki "Elif, Lam, Ra, (Bu, bütün) ayetleri muhkem kılınmış (muhkemleştirilmiş) sonra da Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) ve Habir (her şeyden haberdar) olan tarafından (ayrıntılı olarak) açıklanmış bir Kitab'tır." (11-Hud 1) ayetiyle açıklık kazanmaktadır.

İlginç değil mi? Müteşabih ayet tanımına açıklık getirebilecek ayetlerden olan bu üç ayet, aynı konuda birbiriyle ilgili ve benzer olan müteşabih ayetlerdir. Belki de asırlardır devam eden ihtilafların önemli bir nedeni de, meseleyi açıklığa kavuşturacak bu ayetlerin de muhkem değil müteşabih olmasıdır. Müteşabihin anlam ve tanımlama kapısını açacak anahtarın kendisi de ayrı bir kilit olarak gözükünce, anahtar nasıl bulunacak ve ihtilafa düşmeden hangi kilit açılacaktır ki? Dolayısıyle muhkem ve müteşabih meselesini doğru anlayabilmemiz, öncelikle meselenin anahtarı mahiyetindeki bu üç müteşabih ayete doğru bir şekilde yaklaşıp, doğru anlamamızla mümkündür.

Kaldı ki bu zor bir iş değildir.
Çünkü konu itibariyle birbirine benzer olan bu üç ayet birbiriyle çelişen değil birbirini tasdik edip destekleyerek birbirini açıklayan ayetlerdir. Konuyu anlamakta zorluk çeken bazı kardeşlerimiz "İyi ama bir ayette ayetlerin bir kısmı müteşabih olarak tanımlanırken, diğer ayette hepsi muhkem vasfına dahil edilmektedir" diyeceklerdir. Bu söyledikleri söz elbetteki doğrudur ancak bunda bir çelişki yoktur. Dikkat edilirse Al-i İmran suresinde "Muhkem ayet" denilirken, Hud suresinde "Muhkemleştirilmiş ayetler" denilmektedir. Bunun açık anlamı ise muhkem ayetler bizatihi yani tek başlarına bile muhkem iken; Kur'an'ı Kerim bütünlüğünde aynı konudaki diğer ayetlerle muhkemleştirilmiş müteşabih ayetler, tek başına muhkem olmayan ayetlerdir.

Zaten ayetlerin beyan ettiği bu gerçekliği dikkate aldığımız içindir ki Al-i İmran 7'yi meallendirirken ".. O'nun bazı ayetleri (tek başına bile) muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır (aslı ve esasıdır). Diğerleri de (tek başına muhkem olmayan-benzer ve birbiriyle ilgili) müteşabihlerdir.." diyerek, parantez arası açılımlarda bu Kurani gerçekliğe yer verdik. Nitekim konuyla ilgili diğer ayetlere dayalı parantez arası bu açılımlardan sonra söz konusu ayetin devamı daha bir açıklık kazanmakta ve Kur'an'a uygun olarak çok daha rahat anlaşılmaktadır.

Mesela ayetin devamında ".. kalblerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve (hevalarına göre) te'vil etmek için (tek başına muhkem olmayan) müteşabih olanlara uyarlar.." buyurulmaktadır. Kalblerinde eğrilik bulunanların müteşabih ayetlerde yapmaları mümkün olup da, muhkem ayetlerde yapmaları mümkün olmayan şeyler nelerdir sorusu, ayet içinde cevabını bulan bir sorudur. Dikkat edilirse bu anlatımda birçok ayette yer alan "Eğip-bükerler" ifadesi yerine "Uyarlar" ifadesine yer verilmiştir. Allah'ın indirdiği bir ayete uymak genel düzlemde makul ve makbul bir yaklaşım olmasına rağmen ayet-i kerime elbetteki bu makbul maksada işaret etmemektedir.

Asıl maksatları hakkı eğriltmek ve fitne çıkarmak olan bu insanlar, tek başına muhkem olan ayetlerin nefse göre te'vil edilemeyeceğini gördükleri için müteşabih ayetlere yönelmekte ve tek başına ele aldıkları müteşabih ayetleri, esas anlamından başka anlamlara te'vil ederek bu ayetlere uymaktadırlar? Dolayısıyle fitne ve fesadı gözeten bu uymada müteşabih ayetlerin peşinden giderek bu ayetleri nefs ve hevaya göre te'vil etmeye çalışmak söz konusu olduğu gibi; hareket fıkhıyla ilgili müteşabih ayetlerin gelişim sürecini ve hikmetini anlamadan, konum ve şartları dikkate almadan birbiriyle ilgili ayetlerden bir tanesini nefse göre seçerek zamansız yaşamak da söz konusudur.

"..Oysa onun te'vilini Allah'tan başkası bilmez.." ifadesi de tarihi süreçte yanlış anlaşılan ve tartışılan bir ifadedir. Bu ifadeden hareket eden birçok düşünür, kalblerinde eğrilik bulunanların durumuna düşmemek için müteşabih görülen bütün ayetlerin te'vil ve tefsirini Allah'a bırakmışlardır. Müteşabih ayet yanlış tanımlandığı zaman doğru olan bu yaklaşım, müteşabih ayet doğru tanımlandığı zaman yanlış olan bir yaklaşımdır. Çünkü "Muhakkak ki bu (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacak-sorumlu tutulacaksınız." (43-Zuhruf 44) ayetini imanla ve önemle dikkate alan müslümanlar olarak "Bunlar müteşabihtir ve bunları sadece Allah bilir" diyerek rafa kaldırdığımız zaman, Kur'an-ı Kerim'in önemli bir kısmını düşünüp-anlamadan rafa kaldırmış oluruz.

Oysa "Andolsun ki Biz sana apaçık ayetler indirdik..." (2-Bakara 99) buyruğunda işaret edildiği ve "Elif, Lam, Ra, (Bu, bütün) ayetleri muhkem kılınmış (muhkemleştirilmiş) sonra da Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) ve Habir (her şeyden haberdar) olan tarafından (ayrıntılı olarak) açıklanmış bir Kitab'tır." (11-Hud 1) ayetinde açıkça bildirildiği gibi müteşabih denilen bu ayetler, Kur'an'ı Kerim bütünlüğünde aynı konudaki diğer benzer ayetlerle muhkemleştirilmiş, muhkem bir anlama kavuşturulmuş ayetlerdir. Bizler kalblerinde eğrilik olanlar gibi bu ayetleri tek başına ele alıp, tek başına te'vil edemeyiz. Çünkü bu ayetlerin bizler için tek başına muhkem bir anlamı yoktur.

Bizler için tek başına muhkem olmayan bu ayetlerin "Tek başına muhkem bir anlamı gerçekten yok mudur?" sorusuna ise ayetteki beyanı dikkate alarak "Elbetteki vardır. Ancak bu ayetlerin tek başına muhkem anlamını sadece ve sadece Allah bilir" diyoruz. İşte bu gerçeklikten hareketle parantez arası açılımında bulunup, ayetin bu bölümünü ".. Oysa onun (tek başına hak ve muhkem) te'vilini Allah'tan başkası bilmez.." şeklinde meallendiriyoruz. Zaten ayetin devamında yer alan ilimde derinleşen kimselerin yaklaşımı da, Kur'an ayetlerini birbirinden ayırmayan, benzer ayetlerin hepsine iman eden ve birbiriyle ilgili ayetlerin hepsini dikkate alan bir yaklaşımdır.

Al-i İmran 7. ayete getirdiğimiz bu kısmi açıklamadan sonra Hud suresindeki "Elif, Lam, Ra, (Bu, bütün) ayetleri muhkem kılınmış (muhkemleştirilmiş) sonra da Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) ve Habir (her şeyden haberdar) olan tarafından (ayrıntılı olarak) açıklanmış bir Kitab'tır." (11-Hud 1)  ayeti üzerinde durmamız ve müteşabih ayetlerin muhkemleştirilmesi, muhkem anlama kavuşturulması meselesini yine Kur'an'ı Kerim bütünlüğünde değerlendirmemiz gerekecektir. Çünkü müteşabih ayet tanımını doğru yapmak ne kadar önemliyse, müteşabih ayetlerin muhkemleştirilmesi de o kadar önemli bir meseledir...." 
                                                                  <<< insandergisi.com >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [13]

Mehmed Alagaş
13.12.2015 14:22
Ve aleykümselam
Ferda kardeşim modern bilimin ışığında Kur’an-ı Kerim’e değil, Kur’an-ı Kerim’in ışığında modern bilime bakmanızı öneririm.

Müteşabih ayetlerin Kur’an-ı Kerim’e göre ne olduğu konusunda “Müteşabih Müslümanlar” kitabından faydalanabileceğiniz gibi büyük patlama gibi saçma teorilerin de Kur’an-ı Kerim’deki karşılığını “Yaratılış ve İnsanlık tarihi” çalışmamızın özellikle ’Yoktan ve yokluktan başlamak’ bölümünde görebilirsiniz.

Dua ile..
Fatma Ceren
12.12.2015 16:49
Selam
O cümlenin içime sinmediğinin tekrar altını çizmeden, şöyle devam edeyim.

Kur'an'ı Kerim'i daha iyi anlayabilmenin yaşanılan dönemle olan ilgisi hiç bir ayette belirtilmediğine göre, sizin değerlendirmeniz de benimki gibi bir yorum, ki başka yorumlar da olabilir. Ve yorumunuza göre, geçmişe nazaran azaldığını söylediğiniz artıların geçmişe gidildikçe arttığı sonucuna varırım ki; bu da resul dönemindeki anlamanın en yüksek olması gerektiğini bana düşündürür. Buna göre, resul de aralarındayken, o dönemdeki eksileri de merak edebilirim.

Muhakkak fıtri gerçekliklere yabancılaşmayla ilgili sözlerinizde haklılık payı var ama bazı beyyinelerle açıklık kazanacak ayetlerin ve bilginin -bahsettiğiniz artılardan uzak da olsalar- o dönem insanı üzerindeki etkisini hafifseyemeyiz. Bilgin büyücülerin durumunu hatırlayalım.

Resul döneminden kıyamete kadarki dönemi bir çizgiyle ifade edersek, çizginin bitimine en yakın dönemdekilerin geçmişe bütüncül bir bakış atabileceğini, daha çok gerçeği görebileceğini ve ayetlerin çoğunu daha iyi kavrayabileceğini söyleyebiliriz. Zira tamamlanmış bir dinin tamamlanmamış zamanını konuşuyoruz. Zaman sona akarken, kaynaktan çıkan vahyin nereye kadar ve nasıl ulaşabileceğini, üstelik ne gibi yepyeni bereketler bitireceğini düşünüyoruz.
Ferda Yamanoğlu
12.12.2015 13:33
Müteşabih ayetler
Selamünaleyküm.
Müteşabih ayetler özellikle bilimle ilgili ayetlerdir.Bu ayetlerin sırları 19.yüzyılda bilimin ilerlemesiyle çözüldü.Misal olarak Enam suresi 101. ayet'de yazan evrenin yoktan var olması yani büyük patlamayı verebiliriz.Bilim bu olayın nasıl olduğunu insanlara ispat etti.Dağların ,depremlerin şiddetini azaltması,yerin ve atmosferin katlar halinde yaratılması,gökte dünyayı zararlı ışınlar ve göktaşlarına karşı koruyan bir tavan olması,karanlık madde,kara delik yıldızlar(Tarık-3),Dünyanın yörüngesinin ve kütlesinin 4,5 milyar yıl önce yaratılma aşamasında değiştirilmesi(Rahman-7) bilimin ispatladığı müteşabih ayetlerden bir kaç tanesiydi.
Ama bu ayetlerin tefsirlerini ne yazık ki okulların din dersi kitaplarında göremiyoruz.
Mehmed Alagaş
12.12.2015 11:45
Ve aleykümselam
Kur’an-ı Kerim ayetlerini daha iyi anlayabilmek konusunda sakin bir yaşam ritmi, kirlenmemiş bir iç dünya ve tefekküre ayrılacak zaman genişliği çok önemli artılarsa, günümüz şartlarında bu artıların geçmişe nazaran çok daha küçüldüğünü ve sanal algılarla insanların fıtri gerçekliklere yabancılaştığını görebiliriz.

Artı ve eksilerle ilgili örnekleri fazlalaştırmadan “Her dönemin Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlayabilmek hususunda kendisine özgü artı ve eksileri bulunmaktadır” cümlesinin tekrar altını çiziyorum.
Fatma Ceren
11.12.2015 22:19
Selam
Musa(a.s.)'a da kitab verildi ve o buna ve tüm yaşadıklarına rağmen bir ilme talip oldu. Kendisine -ve bize- öğretilen ilim ile, bütün yaşadıklarını ve kitabını daha iyi anladı ve yorumladı.

Bu bağlamda, "Her dönemin Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlayabilmek hususunda kendisine özgü artı ve eksileri bulunmaktadır." cümlesi içime sinmiyor. Mesela kıyamete yakın dönemdeki eksiler neler olabilir? diye soruyorum.

Dolayısıyla, kıyamete yakın bir dönemde beyyinelerin artacağı ve bir çok ayetin anlaşılmasının da artacağını düşününce; sona yaklaşan müminlerin, tüm ayetleri daha derin bir kavrayışla anlayacağını sanıyorum. Çünkü sona yaklaştıkça, Kur'an'da verilen yaşanılacak HER örnek de azalıyor.Ve sona yaklaşan müminler için muhkemleşen ayet sayısı artıyor.

Elbette "Kur’an-ı Kerim’in işaret ettiği gibi sadece beyyinelerle açıklık kazanabilecek olan ayetlerin, bu beyyinelerin ortaya çıkacağı dönemlerde daha iyi anlaşılabileceği aşikar" Ama bu ayetleri anlayan müminlerin, diğer ayetleri anlamamasından ya da eksik anlamasından bahsedemeyiz. Bilakis Kur'an'ın bütününü ve ondaki her örneği yani hayatı anlayıp yorumlamalarının, her döneme nazaran daha fazla olacağını düşünüyorum.

Mehmed Alagaş
11.12.2015 12:03
Ve aleykümselam Fatma kardeşim
Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlayabilmenin yaşanılan dönemle olan ilgisi hiçbir ayette belirtilmemektedir.

Her dönemin Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlayabilmek hususunda kendisine özgü artı ve eksileri bulunmaktadır.

Bu konudaki istisnai durum, beyyinelerle açıklık kazanabilecek olan ayetler konusundadır.

Kur’an-ı Kerim’in işaret ettiği gibi sadece beyyinelerle açıklık kazanabilecek olan ayetlerin, bu beyyinelerin ortaya çıkacağı dönemlerde daha iyi anlaşılabileceği aşikardır.
Fatma Ceren
10.12.2015 15:04
Selam
Bu yazıdan ve yorumlardan şunu anlıyorum;
Kur'an'da muhkemleştirilmemiş hiç bir ayet yok ancak biz bazılarını anlayamıyor ya da işaret ettiği esas manayı henüz idrak edemiyoruz. Fakat bu, bizlerin imanını olumsuz yönde etkileyen ya da eksilten bir durum değil.

Peki bu Kur'an'ı, yaşadığı dönem itibariyle en iyi/en çok anlayacak olanlar kimler? Kıyamete en yakın dönemde yaşayanlar mı? Resulullah(s.a.s.) dönemindekiler mi? Yoksa böyle bir soru yanlış mı?

Soruyu bana sorduran,
"Andolsun ki Biz bu Kur'an'da HER çeşit misali tekrar tekrar açıkladık. Fakat insan, her şeyden çok tartışmacıdır." (18-Kehf 54)

"Andolsun ki Biz bu Kur'an'da düşünüp-öğüt alırlar diye insanlar için HER türlü misali verdik." (39-Zümer 27)

gibi ayetlerdir.
Mehmed Alagaş
03.10.2014 20:56
Ve aleykümselam
Senden de Allah razı olsun Murtaza kardeşim.
İnşirah kardeşimizin gayet güzel açıkladığı gibi Kur'an-ı Kerim'de tek başına müteşabih olan binlerce ayet vardır. "Binlerce müteşabih ayet vardır" dememiz, konuyla ilgili birçok ayeti lafzen açık ve anlaşılır gördükleri için muhkem zanneden bazı çevrelere elbetteki tuhaf gelecektir. Oysa herhangi bir konudaki birbiriyle ilgili olan ayetler, tek başına açık ve anlaşılır gözükse de, bu ayetin muhkem anlamına diğer ayetler ışığında yapılacak tefsirle ulaşılabilir.

Sonuç olarak Kur'an-ı Kerim'de tek başına müteşabih olan binlerce ayet olmasına rağmen Kur'an-ı Kerim bütünlüğünde (bazı ayetleri biz henüz anlayamasak da) muhkemleştirilmemiş yani muhkem anlama kavuşturulmamış hiçbir ayet yoktur. Çünkü konuyla ilgili olarak zikredilen;

"Elif, Lam, Ra, (Bu, bütün) ayetleri muhkem kılınmış (muhkemleştirilmiş) sonra da Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) ve Habir (her şeyden haberdar) olan tarafından (ayrıntılı olarak) açıklanmış bir Kitab'tır. (11-Hud 1)"

buyruğundaki muhkemleştirmede hiçbir istisna yoktur.
Dua ile..
İnşirah Melâl
02.10.2014 23:56
Selamalekum
Değerli Murtaza kardeşimiz,
Gerçi siz hocamızdan yorum beklemişsiniz ama izin verirseniz ben de bir kaç şey aktarmak ister, bu vesileyle ben de yorum beklerim.

Anladığım kadarıyla Kitab-ı Kerim'in her ayeti tek başına ele alındığı zaman, Allah için her biri muhkem, bizler içinse bazıları muhkem bazıları müteşabihdir.

Ancak bir bütün olarak ele alındığında bizler için de tamamı muhkem olabilecek bir kitap'tır. Olan değil de olabilecek dememin sebebi; müteşabih ayetlerin muhkem anlamlarına ulaşabilmesi için bazı şartların yerine gelmesi gerektiğinden kaynaklıdır.

Bu şartların altını çizmez isek, büyük ihtimalle anlamamaya ahdetmiş birileri, bizatihi kendisi müteşabih olan Al-i İmran-7' inci ayeti delil getirip, "sen Kur'an'da müteşabih ayet yok diyerek bu ayete aykırı konuşuyorsun" diyecektir.

Sizin "TÜMLEME OLARAK" ifadeniz dikkate alınmadığı takdirde haksız ve yersiz bir eleştiri de olmayacaktır bu.

Özetle ben de sizin gibi anlıyor, altını önemle çizdiğim ifadenizi açabildiğim kadar açıyorum.

Selam ve dua ile...
Murtaza Sayın
30.09.2014 12:19

S A hocam ALLAH razı olsun bu ayeti bu zamana kadar yanlış anlamışım yani kitabımızda mütaşabih ayet tümleme olarak yok diye bilirmiyiz S A
Mehmed Alagaş
18.09.2014 22:21
Ve aleykümselam
Ahmed kardeşimizin duraklamaya ilişkin getirdiği açıklama yeterli görülüyor. Al-i İmran 7 ayetini nasıl anladığımız ise Müteşabih Müslümanlar kitabında yeterince açıklanmakta. Bu anlayışımızın en kısa açılımı, bu ayete verdiğimiz mealdeki parantez içi açıklamalarda görülmektedir.,

"Sana Kitab'ı indiren O'dur. O'nun bazı ayetleri (tek başına bile) muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır (aslı ve esasıdır). Diğerleri de (tek başına muhkem olmayan-benzer ve birbiriyle ilgili) müteşabihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve (hevalarına göre) te'vil etmek için (tek başına muhkem olmayan) müteşabih olanlara uyarlar. Oysa onun (tek başına hak ve muhkem) te'vilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise (müteşabihleri tek başına te'vil etmeyip) "Biz ona (Kur'an'a ve içindeki ayetlere bütünüyle) inandık, hepsi Rabbimizin katındandır" derler. Ancak ulul elbab (zikir, hikmet ve hayır sahibleri) hatırlayıp-öğüt alır. (3-Al-i İmran 7)"

Dua ile..
Serbülent Taşçı
18.09.2014 12:10
MÜTEŞABİH AYETLER İÇİN İLGİNÇ BİR YAKLAŞIM
MERHABALAR...

AHMET KARDEŞİMİZ İLGİNÇ BİR NOKTA YAKALAMIŞ. BEN ŞAHSEN BU DURAKLARIN ORJİNAL KURANDA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORDUM. MEĞER BUNLARDA İNSAN ÜRÜNÜYMÜŞ.

KİMBİLİR BU DURAK MEVZUSUNDAN DOLAYI MEALCİLER DAHA NE KADAR FARKLI AYETE YANLIŞ ANLAMLAR VERDİLER DE BİZLERDE BU YANLIŞ ANLAMLAR ÜZERİNDEN YANLIŞ SONUÇLAR ÇIKARDIK. SÜBHANALLAH...

ALAGAŞ HOCAM, BU DURAK MEVZUSUNA, ÖZELLİKLE DE AHMET TAN'IN SÖYLEDİĞİ ALİ İMRAN 7. AYETİ BİR İRDELEYİVERSENİZ BİZİM İÇİN?

SELAMETLE...

Ahmet Tan
12.09.2014 00:56
Selamunaleykum.
Mealleri inceleyince Ali imran suresi 7. ayet için 2 mealcinin farklı meal yaptığı görülmekte. Bu konuyla ilgili izlediğim bir videoda, bu farklılılğın nedeni "KURANA SONRADAN EKLENİLEN DURAKLAR"a yani secavente bağlanmakta. videodaki konuşan kişi, bu ayete secavent olarak sonradan eklenilen "mim" harfinin anlamı bütünüyle değiştirdiğini söylemektedir. yani ayet, mim secaventi dikkate alınarak okunduğunda Ali Bulaç'ın, diyanetin çıkardığı anlam oluşmakta;
Ayet mim secaventsiz, yani duraksız okunduğunda ise aşağıdaki anlam çıkmaktadır:

"...Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır." derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez."

yani Muhammed b. Tayfur es-Secâvendi adlı şahıs kendine uygun gördüğü anlamı baz alarak, insanlara kolaylık olsun diye oraya bir durak koymuş. Bu durak hiç bir surette ALLAHIN KOYDUĞU BİR DURAK DEĞİL.

Sizin genel olarak müteşabih ayetlerin de anlaşılabileceği söyleminiz ile "kuranın tümümün muhkem olduğunu söyleyen" ayete daha çok uyan bir meal oluyor bu son meal.

her nekadar dünya görüşü bize uzak olsa da, tarikatlara ve mezheplere karşı mesafeli duran Yaşar Nuri Öztürk, bu "mim harfiyle sağlanan durağı" dikkate almayıp ayeti meal edince ortaya yukarıdaki meal çıkıyor. ki, bu sizin yaklaşımınıza daha uygun bence.

Kendince Ali İmran 7. ayete bir anlam verip tüm insanlığın bu anlamı benimsemesine yol açan Muhammed b. Tayfur es-Secâvendi adlı şahısın koyduğu "mim" harfinin yarattığı yanlış algılama, videodaki şahıs tarafından şuna benzetiliyor:

""""oku oku adam ol, baban gibi. Eşşek olma"""" ya da
"""Oku oku adam ol. baban gibi EŞŞEK olma."""

Bu örnek, durağın yarattığı anlam karmaşasını gayet iyi açıklamış oluyor.

Allaha emanet olunuz
Yorum yap yorum