Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Cehennemlik Olabilecek Bir Kişinin Bebekken Ölmesi



Cehennemlik Olabilecek Bir Kişinin Bebekken Ölmesi

Selamun Aleyküm Mehmet Bey. Kehf Suresi 80. ayette şu geçiyor: "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk." Pek çok çeviri "endişe edip-korktuk" şeklinde. Bunu okuduğumuzda burada bir olasılık söz ifadesi olduğunu görüyoruz ancak Kur'an'ı bütünüyle ele aldığımızda Allah'ın herşeyi olasılıksız- tam olarak bildiğini anlıyoruz. Bu ayet nasıl çevrilmeli ve anlaşılmalıdır? Ayrıca bu konu ile ilgili ikinci sorum ise şu: Hızır(a.s), bebeği öldürdü. Bebek günahsızdı. Bu bebek cennete mi gider cehenneme mi? Eğer ileride büyük günahlar işleceğinden dolayı öldürüldüyse, yaşasaydı cehenneme gidecekti. Teşekkürler.              <<< Erkan SARIBAY >>>

Ve aleykümselam Erkan kardeşim
Kitablarda ve bu sitedeki yorumlarda cevaplamaya çalıştığımız bazı sorulara değiniyorsunuz. Önce sözünü ettiğiniz ayetleri cevap bütünlüğü içinde tekrar hatırlayalım.,

"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) onların arkasında her (sağlam) gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı. Erkek çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk. Rablerinin onlara, temizlikçe daha hayırlı ve daha şefkatli-merhametli birini vermesini diledik. Duvar ise şehirde iki yetim oğlana ait idi, altında (ise) onlara ait bir mal-hazine vardı, babaları da salih biriydi. Rabbin diledi ki onlar erginlik çağına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak kendi mallarını-hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu kendiliğimden (kendi görüşüm) olarak yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin tevili-içyüzü budur."(18-Kehf 79...82)

Üç ayrı olayı açıklayan bu cevapları dikkatle incelediğimiz zaman salih kulun ilk olaydaki eylemi "...Onu kusurlu yapmak istedim.." ifadesiyle sadece kendisine nisbet ettiğini görüyoruz. İkinci olaydaki eylemi "..Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk. Rablerinin onlara, temizlikçe daha hayırlı ve daha şefkatli-merhametli birini vermesini diledik.." ifadesiyle "Biz" dediği bir çoğunluğa nisbet etmektedir. Üçüncü olaydaki eylemi ise "..Rabbin diledi ki onlar erginlik çağına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak kendi mallarını-hazinelerini çıkarsınlar.."ifadesiyle sadece Allah'a nisbet ettiği görülmektedir.

Sizin ilk sorunuz ikinci olaydaki "Biz" kavramıyla ilgilidir. "Biz" kavramına Allah'ı dahil ettiğiniz zaman elbetteki şaşkınlığa düşecek ve böyle bir sorunun cevabını almak isteyeceksiniz. Oysa kitab çalışmalarımızda da ısrarla belirttiğimiz gibi buradaki "Biz" kavramına, korkmaktan ve şüphe etmekten münezzeh olan Allah dahil değildir. Buradaki "Biz" kavramı, salih kulla birlikte meseleyi istişare eden ve Allah'ın izniyle karara bağlayan yaratılmışlarla ilgili bir kavramdır. Salih kulla birlikte karar veren ve ins mi, cin mi, melek mi olduğunu bilmediğimiz bu yaratılmışlardan oluşan şuranın yaptığı eyleme bakarak gördüğümüz gerçek ise bunların ya Levh-i Mahfuzdan aldıkları kısmi bir bilgiyle (ki bu bize oldukça muhal gözüküyor), ya da zamanda ileri gitmek gibi ilmi ve beşeri imkanlarla yarınlara yönelik bazı gelişmelere vakıf olduklarını ancak Allah'ın mutlak olan takdirini bilmedikleri için verdikleri cevapta bu ilmi ve gözlemsel öngörülerine yine ilmi bir edeble istisna koyarak korku ve şüpheye yer verdiklerini anlayabiliriz.

Diğer sorunuzda "Hızır(a.s), bebeği öldürdü. Bebek günahsızdı. Bu bebek cennete mi gider cehenneme mi? Eğer ileride büyük günahlar işleceğinden dolayı öldürüldüyse, yaşasaydı cehenneme gidecekti!." diyerek gizli bir istifhamınızı gündeme getiriyorsunuz. Öncelikle ayetler ışığında bu kişinin Hızır (a.s.) olup-olmadığını bilmediğimiz için, bu kişiye ayetlere sadık kalarak Salih kul diyoruz. Bu salih kulun öldürdüğü çocuğun bebek olmadığı da, Musa (a.s.)'ın itiraz mahiyetinde verdiği şu cevapta açıkça görülmektedir.,

"...Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, (salih kul) hemen onu tutup-öldürüverdi. (Musa) dedi ki "Bir cana karşılık (kısas) olmaksızın, masum bir canı mı öldürdün? Andolsun ki sen kötü bir iş yaptın."(18-Kehf 74)

Ayetten de anlaşılacağı gibi Musa (a.s.)'ın "Bir cana karşılık (kısas) olmaksızın, masum bir canı mı öldürdün?" demesi, bu çocuğun kısas hükmüne girebilecek ergin bir yaşta olduğuna işaret etmektedir. Tabi ki bu olaydaki çocuğun ergin bir yaşta olması, sizin genel olarak sorduğunuz soruyu geçersiz kılmaz. Hepimizin bildiği gibi dünya hayatında erginlik yaşına giren çocuklar ölebildiği gibi bebek yaşlarındakiler de ölebilmektedir. Yaşasaydı cehennemliklerden olacağı düşünülen veya Rabbimiz tarafından kesin olarak bilinen bir kişinin bebekken ölmesi ve cehenneme gitmemesi, yaşayan cehennemliklere göre elbetteki büyük bir nimettir.

Adil ve Rahman olan Rabbimiz bu büyük nimeti -yaşasalardı cehennemlik olacaklara- keyfi ve tesadüfi olarak dağıtsaydı, yaşayıp ta cehennemlik olanlara elbetteki bir itiraz hakkı doğacak ve bu kişiler hesap gününde haklı olarak "Ya Rabbi bizlerin cehennemlik olduğunu biliyordun, akil baliğ yani kulluk sorumluluğu olmadan önce bizleri de neden öldürmedin?" diyebilirlerdi. Ancak biliyoruz ki Kur'an-ı Kerim'deki hesap gününe ait konuşmalarda böyle bir itiraz olmadığı gibi, haklı olanın hakkını gizlemekten münezzeh olan Rabbimiz de böyle bir hususu gündeme getirmemektedir.

Buradan anlaşılması gereken gerçek, Adil ve Rahman olan Rabbimiz bu büyük nimeti -yaşasalardı cehennemlik olacaklara- keyfi ve tesadüfi olarak dağıtmamıştır. Peki ne olmuştur da bunlar böylesine büyük bir nimete mazhar olurken, diğerleri cehenneme müstehak olmuşlardır? İşte bu önemli sorunun cevabını "Yaratılış ve İnsanlık Tarihi" çalışmamızda Kalu Bela olayıyla birlikte kısaca şöyle açıklıyoruz.,

"..... Şanı yüce Rabbimiz kıyamete kadar dünyaya gelecek bütün insanları huzurunda toplamış ve biz insanlara apaçık olan bu İlahi gerçekliğini göstererek "Ben sizin Rabbiniz deği miyim?" diye sormuştur. Rabbimizin İlahi gerçekliğini Adem Aleyhisselam ve Havva validemiz gibi açıkça gören, açıkça müşahade eden bizler de, hiçbir kuşku duymadan "Evet, Sen bizim yegane Rabbimizsin" cevabını vermiş ve verdiğimiz bu cevaba kendimiz de şahit olmuştuk. Dünya yaşantısına geldikten sonra Kalu bela denilen bu olayı bizatihi hatırlamasak bile bu olaydaki şehadetimiz, mü'min veya kafir her insanın fıtratında bulunan, İslam fıtratı üzerine yaratılan her insanın hissettiği bir şehadettir.,

"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler."(30-Rum 30)

Dünya yaşantısına gelen her insanın fıtratında, her insanın yaratılışında, her insanın içinde bu İlahi gerçeklik vardır. Nitekim büyük bir tehlikeyle karşılaşan bütün insanlar, fıtratlarında hissettikleri bu İlahi gerçeklikle "Allah" demekte ve Allah'tan yardım istemektedirler. Nitekim her insanın fıtratında Allah ve Allah'a iman gerçeği olduğu içindir ki; Allah'ı inkar eden insanlar, yaratılışlarında bulunan bu İlahi gerçekliğe rağmen inkar ettikleri için, bu inkarlarından sorumlu birer kafir durumuna düşmektedirler. Akibetleri cehennem olan bu kafirler "Keşke dünyaya hiç gelmeseydik, keşke bu imtihana hiç girmeseydik!." diyemiyeceklerdir. Çünkü dünya yaşantısına gelen her insan, sonucu cennet ya da cehennem olan bu imtihana kendileri talip olmuşlar, bu imtihanın sorumluluğunu bilerek ve isteyerek kendileri yüklenmişlerdir.,

"Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların da tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."(33-Ahzab 72.73)

Emanetin kelime anlamı, emin ve güvenilir olunması istenilen bir kişiye belli bir süre korunup-muhafaza edildikten sonra geri alınması için bırakılan şeydir. Okuduğumuz ayette geçen emaneti yüklenmek kelimesi ise, karşılığı cennet ya da cehennem olan bir sorumluluğu kabul etmek anlamına gelmektedir. Kendilerine teklif edilen emaneti yüklenerek bu sorumluluğun altına girenler; söz konusu emanetin gereğini yapıp, bu emaneti korudukları zaman cennetle mükafatlandırılacakları gibi, bu emanete hainlik ettikleri zaman da cehennemle cezalandırılacaklardır. İşte dünyaya gelen bütün insanlar, yerlerin ve göklerin bile yüklenmekten kaçındıkları böyle bir emaneti yüklenerek, böyle bir imtihanı kabul ederek dünyaya gelmektedirler.

Yerler ve gökler bu sorumluluğun muhtemel karşılıklarından biri olan mükafatı değil, bir diğer karşılığı olan ebedi azabı dikkate alarak korkmuşlar ve böyle bir sorumluluktan kaçınmışlardır. Bu imtihanın ve bu sorumluluğun ebedi mükafat karşılığını dikkate alan ve tüm ilgilerini bu muhteşem mükafata çeviren insanlar ise meselenin bir diğer karşılığı olan azabı yeterince dikkate almadan emaneti yüklendiler, yükleniverdiler!. Meseleyi tek taraflı düşünen bu insanların kendilerine karşı bir zalimliği, nefislerine karşı bir cahilliği idi bu!.

Hiç kuşkusuz ki emaneti yüklenme teklifi karşısında genel olarak böyle bir katılım varken, bu katılımın dışında kalan yaklaşımlar da olmuştur. Mesela küçük yaşta ölen ve imtihan sorumluluğunu yüklenmeden ahirette güzel bir akibetle karşılaşan insanlar, bu emaneti yüklenme konusunda çekimser kalan insanlardır. Çok istisnai bir zümre olan peygamberler ise böyle bir zalimlik ve cahillikten uzak durarak emaneti yüklenmekten açıkça sakınan ve geri çekilen kimselerdir. Nitekim emaneti yüklenen bizlerle genel olarak ahitleşen şanı yüce Rabbimiz, cahillikten ve zalimlikten uzak durarak emaneti bizler gibi yüklenmekten sakınan peygamberleriyle farklı şartlarda, ayrı ve özel olarak ahitleşmiştir.,

"Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size Kitab ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir resul geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız. Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi de "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım." demişti." (3-Al-i İmran 81)................"

Erkan kardeşim sorunuzun cevabı "Hiç kuşkusuz ki emaneti yüklenme teklifi karşısında genel olarak böyle bir katılım varken, bu katılımın dışında kalan yaklaşımlar da olmuştur. Mesela küçük yaşta ölen ve imtihan sorumluluğunu yüklenmeden ahirette güzel bir akibetle karşılaşan insanlar, bu emaneti yüklenme konusunda çekimser kalan insanlardır." cümlesinde olup, akil baliğ olmadan ölen kimseler böylesine büyük bir nimete İlahi teklif karşısında kibir ve büyüklenmeden kaçınarak gösterdikleri çekimserlikle ulaşan kimselerdir. İlahi emanet teklifi karşısında kendilerinin gösterdikleri duruşla ulaştıkları bir nimet olduğu için, emaneti açıkça kabul eden diğer cehennemliklerin herhangi bir itiraz hakkı kalmamaktadır.

Dua ile..
                                                    <<< Mehmed ALAGAŞ >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [5]

Ferda Yamanoğlu
07.12.2015 11:59
Bakara suresi-243
Selamünaleyküm.
Ölen çocuklara ALLAH, Ankebut suresi 2. Ayete göre sınanmaları için,Bakara suresi 243. Ayetinde yazdığı gibi yeniden can verecek.
Mehmed Alagaş
07.09.2015 22:11
Ve aleykümselam
Doğru anlamışsın Bekir kardeşim. Başımıza gelen menfi veya müsbet herşey, yaratılmışlar düzleminde başkalarından önce bizim yaptıklarımız veya yapmadıklarımızla ilgilidir.
Kendimizden Allah’a sığınalım..
Bekir Ziya
06.09.2015 00:45
Selamün Aleyküm.
Genel kabul gören anlayışa göre biz insanlar, babamız Adem'in yaptığı hatadan dolayı Dünya sürgününe gönderilmişiz. Oysa sizin Kur'an ışığında yaptığınız açıklamaya göre Hz. Adem hariç hepimiz gönüllü gelmişiz dünyaya! Çünkü Kur'an, Adem ve oğullarının bellerinden.... demiyor; Ademoğullarının bellerinden.... diyor. Yani babamıza karşı en ufak bir sitemde bulunma hakkımız dahi yok değil mi hocam?
Mehmed Alagaş
01.09.2015 22:46
Ve aleykümselam İnşirah kardeşim
İnanan veya inanmayan birçok insanın asırlardır tartıştığı bir meseleyle ilgili olarak bu konudaki benzer ayetler bütünlüğünden anladığımız Kurani bir kanaatimizi, ilgili ayetleri tek tek zikretmeden kısaca gündeme getirdik. Bu genel kanaatin konuyla ilgili bazı önemli istifhamları giderebileceğini umuyor, meseleyi çetrefelli hale getirecek felsefi tartışmalardan uzak durulması gerektiğine inanıyoruz.
Dua ile..
İnşirah Melal
30.08.2015 23:25
Selamaleykum
Genel olarak bütün yazılarınız ve çalışmalarınız için söyleyebileceğim bir hususu bu yazı vesilesiyle söylemeden geçemeyeceğim hocam.

Yazıyı defalarca okudum.
Okurken "ama o zaman şu şöyle olmaz mı?" gibi bir soru takıldığı için kafama tekrar başa aldım. Ve her başa aldığımda kafama takılan sorunun da cevabının olduğunu farkettim..

Bu da kelimeleri ne kadar özenle seçtiğinizi, ve bir soruya cevap vermek için "Bismillah" dediğinizde aslında bir çok soruya cevap verdiğinizi gösteriyor ki; bu da Allah'ın dini hakkında konuşanların ciddiyetini gösteren bir işaret olsa gerek.

Ciddiyetinizi taktir etmek bana düşmez elbet, lakin bir teşekkür ve dua olarak kabul edin.

Ancak bu yazının bazı bölümleriyle ilgili cevabını bulamadığım sorular da var tabi :)
Biraz daha okuma ve araştırma yaptıktan sonra bir noktaya varamazsam yeni bir yorumla sorularımı iletirim inşaallah..

Selam ve dua ile...
Yorum yap yorum