Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Kıyamet Saatini Bilen Resul



Kıyamet Saatini Bilen Resul

Hiç şüphesiz kıyamet-saati yaklaşarak-gelmektedir. Herkes yaptığının karşılığını görsün diye onu neredeyse (bir resul hariç herkesten) gizliyorum. (20-Tâ-Hâ 15)
Ona inanmayıp nefsinin hevasına uyan kimse sakın seni ondan (saatin her an gelebileceğinden) alıkoyup-uzaklaştırmasın yoksa helak olursun. (20-Tâ-Hâ 16) Şeklinde verdiğiniz mealde, (bir resul hariç) diyorsunuz. Kıyamet saatini bilen böyle bir resul gerçekten var mıdır?                   <<< Fatma CEREN >>>

Fatma kardeşim!
Uzun sorulara ve geniş meselelere kısa cevaplar verebilen bir abiniz olsam da, esas itibariyle gayb-kıyamet ve resullerle ilgili yüzlerce ayetle bağlantılı olan bu meseleyi site ortamında kısaca özetlemek benim için de kolay değil. Gönderdiğin önemli soruyla ilgili olarak öncelikle gayb üzerinde duracak olursak, masdar ve sıfat olarak kullanılan "gayb" kelimesi vahye dayalı bilgi olmaksızın bilinmeyen, görülmeyen ve gizli kalan her şey demektir. Görselliğe dayanan ve görmediğine inanmayan günümüz bilimselliğinin aksine, müslümanlar (veya Allah'a inanan insanlar) gördüklerinden hareketle görmedikleri gaybe de iman ederler. En geniş anlamında gayb kavramı, muhatablar dikkate alındığında genel itibariyle görece bir kavramdır. Biz insanlar için gayb olan bir gerçeklik cinler için gayb olamayacağı gibi, cinler için gayb olan bir gerçeklik de melekler için gayb olmayabilir.

"..Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez... (27-Neml 65)"  buyruğunda ve benzer ayetlerde beyan edildiği gibi hiçbir yaratılmışın vakıf olmadığı mutlak gayb ve bu gayb ilmi, sadece ve sadece Rabbimize ait bir ilimdir. "Göklerde ve yerde" ifadesinden meleklerin, cinlerin ve insanların kastedildiğini dikkate alırsak, bizler için henüz gayb olan bazı gerçeklerin cinler tarafından fıtraten gözlenip-bilinmesi veya cinler için gayb olan bazı gerçeklerin melekler tarafından bilinmesi, bu varlıkların gayb ilmine muttali oldukları anlamına gelmeyeceği gibi herhangi bir peygamberin kısmi gayb haberlerine vakıf olması da mutlak gayba ve gayb ilmine vakıf olduğu anlamına gelmez.

İlimde bütünlük-meseleyi kuşatıcılık ve yeterlilik söz konusu olduğu için bütün bunlar ilim değil kısmi bilgidir ve bu bilgiden hareketle diğer gaybi bilgilere ulaşmak mümkün değildir. Dolayısıyle gaybı kendi bütünlüğünde ele alırsak "Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez" gerçeği, kalben olduğu gibi aklen de tasdik ettiğimiz bir gerçektir. Tabi ki bu ve benzer ayetlerde kullanılan, melek ve cin örneğinde belirttiğimiz gibi görece olan 'Gayb' ifadesi, Yaratıcı değil yaratılmışlar dikkate alınarak söylenen bir ifadedir. Zahir ve Batın, Alim ve Habir olan Rabbimiz için yani Rabbimizin Zatına göre gayb diye hiçbir şey yoktur. Çünkü herşeyi hakkıyle görüp-bilen bir Rab için (varlık alemine hiç çıkmamış olsa da en küçük bir) gayb olabilir mi?

Kendi Zatı için değil biz yaratılmışlar için gayb olan herşeyi hakkıyle bilen Rabbimiz"Allah mü'minleri içinde bulunduğu durumda bırakacak değildir, murdarı (pis olanı) temizden ayıracaktır. Allah size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah resullerinden dilediğini seçer. O halde Allah'a ve Resulüne iman edin. Eğer iman eder ve korkup-sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir-mükafat vardır. (3-Al-i İmran 179)"  buyruğunda, Resuller dışında hiç kimseye gaybı kesinlikle bildirmeyeceğini ancak resullerinden dilediğine-dilediği kadar gaybi haberler verebileceğini ve bu nedenle bizlere sadece resullerin vereceği bu gibi gaybi haberlere iman etmemizi emretmektedir. (Günümüz dünyasında inanç enflasyonu yaşayan, kendilerine gaybi haberler veren hocalarına, üstadlarına, imamlarına ve şeyhlerine imani yaklaşımda bulunan Muhammed ümmetinin ne kadarda muhtaç olduğu bir gerçek, öyle değil mi?)

Gayb konusunda bu çok kısa ve özet bilgiyi verdikten sonra kıyamet meselesine gelecek olursak, kıyamet saatinin bilgisi elbetteki melekler, cinler ve biz insanlar için gaybi bir bilgidir. Burada sorulması gereken soru "Mutlak gayba ve gayb ilmine hiçbir varlığı, hiçbir yaratılmışı vakıf kılmayan Rabbimiz, gayb ilmine değil kıyamet saatiyle ilgili bu gaybi bilgiye bir yaratılmışı vakıf kılmış mıdır?" sorusudur. İslam ümmetindeki şimdiye kadar ki genel kanaat, bu bilginin Resulullah (s.a.v.) Efendimize dahi verilmediğinden hareketle "Vakıf kılmamıştır" şeklindedir. Ancak bu önemli sorunun cevabı Kur'an-ı Kerim bütünlüğünde böyle değildir.

Sorunuzda zikredilen ayet-i kerimede "Hiç şüphesiz kıyamet-saati yaklaşarak-gelmektedir. Herkes yaptığının karşılığını görsün diye onu neredeyse gizliyorum." (20-Taha 15)" buyurulmaktadır. Ayetteki "Neredeyse" ifadesi, müfessirler için müşkil bir ifade olmuş ve bu müşkili çözmekte zorlanan bazı müfessirler ayetin bu bölümünü "onu neredeyse (kendimden) gizliyorum" şeklinde tefsir etmişlerdir. Bu cevabı tartışmaya gerek duymadan ayete dönecek olursak, ayetteki 'neredeyse' ifadesi elbetteki bizlerin de üzerinde durması gereken bir ifadedir. Bizlere apaçık Kitab ve ayetler gönderen Rabbimiz 'neredeyse' ifadesini kullanmayıp "Herkes yaptığının karşılığını görsün diye onu gizliyorum" buyursaydı, bu ayet hem bizler hem de geleneksel anlayıştakiler için elbetteki çok açık ve anlaşılır bir ayet olurdu. Ancak eksiklikten ve fazlalıktan münezzeh olan bu ayette 'neredeyse' ifadesine yer verilmesi, istisna içeren bu ifadenin gerekli olduğuna işaret etmekte ve bizlere bu önemli meselede ciddi bir istisna olduğunu beyan etmektedir. Meseleyle ilgili olarak sorabileceğimiz "Bu istisna nedir?" sorusu ise Cin suresinde cevaplanmakta ve şöyle buyurulmaktadır;

De ki "Ben bilmiyorum, size vaadedilen (kıyamet) yakın mı yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?" (72-Cin 25)

O, gaybı bilendir. (Kıyamet saatiyle ilgili) gaybını kimseye zahir etmez-açmaz. (72-Cin 26)

Ancak beğenip-seçtiği (açmayı dilediği) bir Resul bunun dışındadır. (Ona açıp-zahir ettiği için) onun önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar. (72-Cin 27)

Ki Rablerinden gelen risaletin gereğince tebliğ edildiğini bilsin. (Allah) onların nezdinde olanları (hubren, evvel ve ahir ilmiyle) sarıp-kuşatmış ve her şeyi sayı olarak da sayıp-tesbit etmiştir. (72-Cin 28)

Bir bütün olarak tefekkür etmemiz gereken bu ayet-i kerimelerde, konumuzla ilgili meselenin anahtarı "O, gaybı bilendir. Gaybını kimseye zahir etmez-açmaz" ayetindedir. Sormamız gereken önemli soru ise ayetteki "Gaybını kimseye zahir etmez-açmaz" ifadesindeki gaybın ne olduğudur. Buradaki gayb ifadesi mutlak gaybı ve gayb ilmini kastetmiş olsaydı, hiçbir istisnaya açık olmayan "Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez (27-Neml 65)" veya "Gaybın (görülüp-bilinmeyenin) anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse onu bilmez... (6-En'am 59)" hükümleri gereğince bunun istisnası olmayacağı için bir sonraki ayette "Ancak beğenip-seçtiği (açmayı dilediği) bir Resul bunun dışındadır" ifadesine yer verilmezdi. Dolayısıyle bu ayetteki gayb ifadesi, mutlak gaybı ve gayb ilmini değil (önceki ayetlerde belirtilen ve bu ayette de devam eden kıyamet saatiyle ilgili) gaybi bir bilgiyi içermektedir. Zaten bu nedenledir ki gayb ilmiyle ilgili olarak "Gaybın (görülüp-bilinmeyenin) anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse onu bilmez... (6-En'am 59)" buyurulurken, kıyamet saatinin bilgisiyle ilgili olarak A'raf suresinde "O'ndan başka hiç kimse onu bilmez" ifadesi değil "Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz" ifadesi kullanılmıştır;

"Saatin ne zaman demir atacağını (kıyametin ne zaman gelip-çatacağını) sorarlar. De ki "Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağırlaşmış-ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir." Sanki sen onu (gaybden gizlice) biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki "Onun ilmi ancak Allah katındadır ama insanların çoğu bilmezler. (7-A'raf 187)"

Araştırma bu noktaya geldiği zaman kıyamet saatiyle ilgili bilgiye vakıf olan bir resulün olduğunu kuşku duymadan kabul eder ve bu resulün kim olduğunu düşünürsünüz. Kur'an-ı Kerim bütünlüğünde aylarca süren araştırmalarınızda "Resulullah (s.a.v.)'e dahi verilmeyen bu çok önemli bilgi herhangi bir peygambere değil, Kur'an'da kendisine de Resul denilen ve Rabbimiz katında şerefli bir makamı olan Cebrail (a.s.) olabilir" düşüncesine ulaşırsınız. Meseleyle ilgili pek çok taşı yerli yerine oturtan ve birçok ayetle paralel bir anlayışta olan bu düşünceyi Cin 27 ayetine getirip tekrar tekrar tefekkür ettiğiniz zaman, bu ayetle gizli bir çelişki arzeden düşüncenizin eriyip-gittiğini farkedersiniz. Çünkü ayetin devamında "(Ona açıp-zahir ettiği için) onun önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar" buyurulmaktadır.

Neden?
Resulden kastedilen Cebrail (a.s.) ise Rabbimiz Cebrail (a.s.)'ın önüne ve arkasına neden gözetleyici koysun ki? Ana konu dikkate alınarak verilebilecek "Bu resulden başka hiçbir varlığın bu gizli bilgiye vakıf olmaması içindir" cevabı, elbetteki konu bütünlüğünde doğru bir cevaptır. İyi ama A'raf 187 ayetini Resulullah (s.a.v.)'e bizzat indiren Cebrail (a.s.), Allah'tan başkasının bu bilgiyi açıklayamayacağını zaten biliyor. O halde evvel ve ahir ilmiyle Cebrail (a.s.)'ın bu bilgiyi açmayacağını bilen ve onunla ilgili olarak "(Bu elçi) güç sahibidir. Arş'ın Sahibi katında şereflidir. Orada ona itaat edilir, emindir-güvenilirdir. (81-Tekvir 21.22)" buyurarak eminliğini ve güvenilirliğini bizlere de bildiren Rabbimiz onun önüne ve arkasına niye gözetleyiciler koysun ki?

Ayrıca bu resulün önüne ve arkasına gözetleyiciler konulması güvenle ilgili bir tedbir ise şanı yüce Rabbimiz güvensizlik nedeniyle tedbir alacağı bir varlığa, böyle bir bilgiyi neden versin ki? Meselenin bu boyutunu araştırdığınızda, resulün önüne ve arkasına gözetleyici koyma gereğinin, kesinlikle ve kesinlikle bu resule güvensizlikten kaynaklanamayacağı sonucuna ulaşırsınız. Çünkü bu resul, şanı yüce Rabbimizin alemler içinde seçip-beğendiği çok özel bir resuldür.

O halde güvenilir olan, güvenilir olması gereken bu resulün sahip olduğu bilgi nedeniyle önüne ve arkasına niye gözetleyiciler konsun ki? Söz konusu resul bu gizli ve özel bilgiyi kendisi açmayacağına-açıklamayacağına göre, bu tedbir neden alınmıştır? İşte bu soru üzerinde yoğunlaştığınız ve araştırmalarınızı genişlettiğiniz zaman sözkonusu tedbirin resule yönelik bir güvensizlikten kaynaklanmadığını, tam aksine bu resulün güvende ve güvenlikte olması için alındığını anlamaya başlarsınız. Ayetler ışığında anlarsınız ki Rabbimizin alemler içinde seçip-beğendiği bu resul söz konusu çok özel bilgiyi hiç kimseye açmasa-açmayacak olsa da, bu bilgiyi ondan alabilecek varlıklar vardır.

Çünkü bu resul bir insandır.
Çünkü şeytan aleyhillane ve fırkası, insanı tanımak ve hangi insana hangi vesveseyi vereceğini bilmek için insanların iç dünyasına girebilmekte ve insan düşüncesine nüfuz edebilmektedirler. Resuller bizlerden çok daha fazla şeytandan Allah'a sığınıp, şeytana geçit vermek istemeseler de, insan olmaları hasebiyle bu sığınma her daim devam edememekte ve şeytan aleyhillane bir resul Allah'a dua ederken bile bir gedik bulup vesvese verebilmektedir;

"Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir temennide bulunduğu zaman şeytan onun dileğine (bir vesvese, bir acelecilik) katıp-bırakmış olmasın. Allah (ise rahmetiyle) şeytanın katıp-bırakmalarını giderir sonra ayetlerini (onların mü'min kalblerinde) sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (22-Hacc 52)"

Araştırmanız bu noktaya geldiği zaman ayetler ışığında hiçbir çelişki kalmadığını ve Kur'an-ı Kerim bütünlüğünde meseleyle ilgili her taşın yerli yerine oturduğunu görürsünüz. Kıyamet saatiyle ilgili gaybi bilgi sadece bir resule verilmiştir ve şanı yüce Rabbimiz bu resulün önüne ve arkasına onu gözleyen-gözeten melekler (ki melek oldukları benim kanaatimdir) koyarak, bu bilginin deşifre olmaması için şeytan ve dostlarına en ufak bir gedik vermemiştir.

Sorunuzla ilgili bu çok kısa açıklama az düşünüp çok konuşan kimseler için yeterli olmasa da, ayetlere gereken ciddiyeti göstererek sabırlı araştırmalarda bulunan kardeşlerim için umarım yeterli ve faydalı olacaktır. Bazı aceleci kardeşlerim "Konunun bu bölümünü anladık. Peki bu resul, bu peygamber kimdir?" sorusuyla, meselenin çok daha geniş olan bir sonraki aşamasına geçmek isteyeceklerdir. Öncelikle belirtmek isterim ki ilmi çalışmalarda aceleciliğe kesinlikle yer yoktur. Bazı önemli gerçeklere, kısmi bilgilerden oluşan derme çatma merdivenlerle ulaşılamaz. Araştırmanın her aşamasında Kurani bir mutmainliğe kavuşmamız, ayağımızı yere sağlam basmamız ve daha sonra bir üst aşamaya geçmemiz gerekir.

Biliyorum ki "Konunun bu bölümünü anladık" diyen kardeşlerimin, konunun bu bölümüyle ilgili olarak bizlerin gündeme getirmediği ve kendilerinin de henüz anlayamadıkları daha birçok gerçek vardır. Mesela bu kardeşlerime sormak isterim ki şeytan aleyhillane insanlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağını (7-A'raf 17) söylemesine rağmen bu resulün sağına ve soluna değil de, niye sadece önüne ve arkasına gözetleyiciler konmuştur?

Anlayan kardeşlerimizin cevaplarını, anlamaya çalışan kardeşlerimizin yazılanlarla ilgili soru ve yorumlarını bekliyoruz.
                                                                         <<<Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [13]

Ozgur Esrefoglu
06.03.2016 01:57

Ahsab 7 ayeti bu resulun peygamberlerden sonra gelecek olan resule variyo...seytanin sagdan soldan onden arkadan gelmesi soĺdan izimle ataizme insanlari vardirdigi.sagdan ise insanlari irkciliga vardirmasi sebebindedir...ve bunlar genel icinde genelle beraber kisilerin kufre varmalaridir.ama seytan onden ve arkadan ise kisileri genelle beraber degil.kisisel birebir cinsel sapmalarla kisileri kufre goturmesi sebebi iledir...onden ve arkadan korunmanin sebebinin budur baskacada sebepler de.olabilir...
Fatma Ceren
17.06.2015 02:13
Selamun Aleyküm
Ufuk açıcı cevaplarınız için bir kez daha teşekkürler.

Yazı sonundaki sorunuzun cevapsız kaldığını gördüm ve "Mesela bu kardeşlerime sormak isterim ki şeytan aleyhillane insanlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağını (7-A'raf 17) söylemesine rağmen bu resulün sağına ve soluna değil de, niye sadece önüne ve arkasına gözetleyiciler konmuştur?" sorunuza şöyle bir cevabım var inşaallah;

Önce şuna dikkat etmeli;
ayetlerde saptırma amaçlı 'önlerinden,arkalarından,sağlarından,sollarından' ifadesini kullanan kişi şeytan iken; resulünü koruma/gözetme amaçlı 'ön ve arka' ifadesini buyuran Yüce Allah(c.c)'tır.

Bir yaratılmış olan şeytanın kullandığı "önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından" ifadesi ancak şeytanın düşünebileceği ve kuşatabileceği boyutu kadarıyla bir yanaşma şeklidir. Çünkü saptıracağı kişi, yine bir yaratılmış olan ve zamana/mekana bağımlı insandır..

Halbuki,
Hubren ilmiyle her şeyi kuşatan Rabbimizin Cinn suresinin 27 "Onun önüne ve ardına gözetleyiciler koyar" ayetinde buyurduğu "ön ve arka" ifadesi, zaten mekansal ve zamansal açıdan mümkün olabilecek bütünsel bir kuşatmadır. Dolayısıyla, Yüce Rabbimizin Bakara suresi 255. ayetinde buyurduğu üzre, ilim söz konusu olduğunda ön ve arka ifadeleri O'nun tam bir kuşatmasını ifade etmesi için yeterlidir. "..O önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Dilediği kadarının dışında O'nun ilminden izinsiz hiçbir şeyi kavrayamazlar..."

Devamlı Rablerinin emrinde olan melekler söz konusu iken hep aynı ifadeler kullanılır ki, Enbiya suresinin 28. ayetinde ve Hacc suresinin 76.ayetinde, "O (meleklerin) önlerindekini de ardındakilerini de bilir." buyurulur.

Mesela Allah(c.c.) insan için, "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin.." ifadesini kullanırken, yine melekler Meryem suresinin 64. ayetinde kendileri için "..önümüzde ardımızda ve bunların arasındaki her şey O'nundur.." ifadesiyle, Rabblerinin kuşatıcılığını kendi hareket ve hız kabiliyetleriyle kavradıklarını ancak bu kadar güzel ifade etmişlerdir. Tıpkı, bütün perdeler kalktığında iki batı ve iki doğu uzaklığı ifadesinin kullanıldığı gibi..

Özetle,
Yüce Allah(c.c.) geçmiş ve geleceğe seyahatler yapan resulünün, tüm yaptıklarını ve yapacaklarını gözetlemesi/koruması için önüne ve arkasına melekler konmasıyla, zaten hubren(evvel ve ahir) ilmiyle tam bir kuşatma/koruma/gözetme sağlamıştır. Önüne ve ardına konulan melekler, geçmişte ve gelecekte tüm yaptıkları ve yapacaklarında kendindeki bilginin peşine düşenlerden bu resulü tam kapasite koruyacaktır. Bu bağlamda sizin Hubren İlmiyle ilgili soruma verdiğiniz cevabın son kısmı Cinn suresinin 28 "Ki Rablerinden gelen risaletin gereğince tebliğ edildiğini bilsin".." ayetinin tefsiri niteliğinde..
Fatma Ceren
28.05.2015 17:31
Selamun aleyküm
Cevabınız için teşekkür ederim.
Allah(c.c.) razı olsun.

Mehmed Alagaş
26.05.2015 21:06
Ve aleykümselam Fatma kardeşim
Kehf 68’i değil Kehf 91’i kastettiğini anlıyorum. Hubren kelimesini genel olarak herhangi bir meselenin veya olayın öncesi, sonrası ve tüm ilintileriyle birlikte ilmen kuşatılması olarak anlamalıyız. Daha açık bir ifadeyle Rabbimizin bir meseleyi veya bir olayı ilmen kuşatması demek, o olayı veya meseleyi müstakil olarak ve sadece şimdiki zamana ait konjonktürel bir bilgiyle kuşatması anlamına gelmez. Çünkü sadece şimdiki zamana ait konjonktürel bilgi, konjonktürelin değişmesiyle farklılaşabilecek bir bilgi olup, bu kısır bilgi o konuyla ilgili bir ilim değildir. Çünkü bir olayı veya meseleyi kuşatacak ilim, o olay veya meselenin öncesini (tüm oluşum sebeblerini), sonrasını (takdir, Sünnetullah ve tercih istikametindeki tüm gelişimlerini) ve tüm ilintilerini (uzak veya yakın sebeblerle bağlı olduğu, etkilediği ve etkilendiği diğer şeyleri) hakkıyle bilerek dikkate alan ilimdir.

Mutlak olarak Rabbimize ait olan bu ilim, kısmi olarak Rabbimizin seçtiği bazı kullara da verilmiştir. Mesela Musa (a.s.)’ın yol arkadaşı olan salih kulda, yaptığı işlerle ilgili olarak böyle kısmi bir bilgi vardı. Bu salih kulun Musa (a.s.)’a “Hubren (önce ve sonra ilmiyle) kuşatıp-kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?" (18-Kehf 68)” demesi, yapacaklarıyla ilgili olarak Musa (a.s.)’ın bilmediği böyle bir bilgiye sahip olduğunu göstermektedir. Nitekim yolculuğun sonunda işledikleriyle ilgili olarak yaptığı açıklamalar da, Musa (a.s.)’ın itiraz ettiği olayların öncesine, sonrasına ve bazı ilintilerine kısmi açıklık getirerek Musa (a.s.)’ı mutmain kılan açıklamalardır.

Zülkarneyn (a.s.)’la ilgili olarak zikredilen “İşte böyle idi. Biz onun yanında olan herşeyi (bildiklerini ve yaptıklarını) hubren (evvel ve ahir ilmiyle) büsbütün kuşatmıştık. (18-Kehf 91)” buyruğu ise zamanda geçmişe seyehat eden bir kişi peygamber bile olsa, Rabbimizin ilmi dahilinde olan geçmişteki yaşanmış olayların (tarihi süreçte birbirleriyle zincirleme bağlantısı olduğu için) kesinlikle ve kesinlikle değiştiremeyeceğini beyan etmektedir. Nitekim güneşin son batacağı yerde gördüğü kavime (tarihin o dönemi henüz yaşanmadığı için) tebliğde bulunan Zülkarneyn (a.s.)’ın, güneşin doğduğu yere yaptığı seyahette karşılaştığı kavime hiçbir tebliğde bulunmaması ve yaşanıp-geçmiş olaylara hiç müdahale etmemesi, açıklamaya çalıştığımız bu gerçeği teyid etmektedir.

Dua ile..
Fatma Ceren
25.05.2015 23:59
Hubren İlmi
Selamun aleyküm Değerli Mehmed abi,

Çalışmalarımıza yardımcı olması açısından,
Kehf suresinin 68. ayetinde ve Cin suresinin 28. ayetinde mealini verdiğiniz "Hubren İlmi" konusunda bizi aydınlatabilir misiniz?

Selamlar.
Bekir Ziya
06.12.2013 23:56

Hocam, aceleci ve belki de bencilce davrandığım için sizden özür dilerim. Sizi Allah(cc) için seviyor ve değerli tespitlerinizden daha uzun süre faydalanmak için size uzun bir ömür diliyor ve dua ediyorum. Selametle kalın efendim...
Mehmed Alagaş
06.12.2013 22:20

Ve aleykümselam
Bekir kardeşim, farklı kitablarda bu konuyla ilgili olarak yaptığım az açıklamalardan çok şey anlamandan kaynaklanan bu cevabın elbetteki doğru. Ancak bu cevaba diğer kardeşlerimizle birlikte sağlam ve anlaşılır adımlarla ulaşabilmemiz için bu konuyla ilgili daha birçok soruyu Kur'an-ı Kerim bütünlüğünde tek tek araştırmamız ve bu sorularla ilgili yüzlerce ayeti en ufak bir Kurani çelişkiye düşmeden cevaplamamız gerekmektedir. Mesela kıyamet saatini bilen Resulle ilgili olarak bu kısa açıklamayı yaptıktan sonra Hüsamettin kardeşin bana sorduğu "Kıyamet saatini bilen ama hiç kimseye söylemeyen bir Resul olduğunu bilmemiz bize ne fayda sağlayacak. Çalışmalarınızın sonucunda diyelim ki bu Resulü tesbit ettiniz bu tesbit in Müslümanlara ne hayrı olacak." sorusunu, Kur'an'ın ve Kur'an'ın bize bildirdiği bütün gerçeklerin bizler için başlı başına bir hayır ve fayda olduğunu bilmemizin verdiği bir edeble Allah'a sormamız ve "Ya Rabbi Sen bizlere hiçbir şeyi boşu boşuna bildirmez, hiçbir şeyi bizlere boşu boşuna açıklamazsın. Kıyamet saatini bilen bir Resul varsa, bunu bizlere bildirmenin önemi ve hikmeti nedir?" sorusunu sormamız ve bu önemli sorunun cevabını yine Kur'an'da araştırmamız gerekir.
Benim yazdığım bir cümleden hareketle "Kıyamet saatini değil ama kıyamete yakın zamanları görmüştür" diyorsun. Bu sözün yanlış olmamakla beraber güneşin kara bir gözede batmaya başlamasını, 81-Tekvir 1 ayetini dikkate alarak kıyametin başlaması olarak da anlayabiliriz.
Bekir Ziya
06.12.2013 00:18

Mehmed Hoca'nın kitaplarından anlaşılan şey, kıyamet saatini bilen resulün Zülkarneyn, ya da asıl ismiyle Hz. Süleyman olduğudur. Çünkü geleceğe seyahat eden biri ancak bu gerçeğe vakıf olabilir; bu kişi de Zülkarneyn'dir. Kıyamet saati değil ama kıyamete yakın zamanları görmüştür. Mehmed Hocanın izah ettiği ayetlere göre durum bu.
Zeyd Can
05.12.2013 16:12
Hüsamettin abim veya kardeşim!
Tek amaçları yeni şeyler söylemek olan insanların genel vasıfları aşağı yukarı bellidir. Yakinen tanıdığım ve bu vasıfların zerresini görmediğim Mehmed abinin İlahi Kelamı bir bütün olarak ele almaya ve ayetlerin zahir manalarını birbirlerine tefsir ettirmeye olan gayretini hesaba katarsak;

"Bu minvaldeki konuların kime ne hayrı var" sorusunun gerçek muhatabının Mehmed abi değil Allah (cc) olduğunu düşünüyorum...

Zira her harfi hikmetle seçilmiş olan Kitab'ı Kerim'de hikmetini kavrayamasak da Rabbimizin murad ettiği zamanda murad ettiği vesileyle insanlara açacağı gerçekler olduğuna inananlardanım...

Bu açıdan bakarak soruyorum;
"kıyamet saatinin kimseye söylenmediği ayetiyle karşı karşıya kalıyoruz" diyerek paylaştığınız ayetteki zahir manadan "saatin kimseye söylenmediği mi? Muhammed (as) 'a söylenmediği mi anlaşılıyor?

Belki de haddim olmayarak bir tavsiyede bulunmak istiyorum;

Eğer konuyla ilgiliyseniz, Kur'an'ı Kerim bütünlüğünde meseleyi ele alıp, "Saatin sadece Allah tarafından bilindiğini ve başka da kimseye söylenmediğini" zahiren ortaya koyan ayetleri bulup düşüncenizi bu zemine oturtarak paylaşırsanız Mehmed abi için de biz site ziyaretçileri için de daha hayırlı olur kanaatindeyim...

Ancak Mehmed abinin altını çizerek paylaştığı yeri atlamadan;

"Zaten bu nedenledir ki gayb ilmiyle ilgili olarak "Gaybın (görülüp-bilinmeyenin) anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse onu bilmez... (6-En'am 59)" buyurulurken, kıyamet saatinin bilgisiyle ilgili olarak A'raf suresinde "O'ndan başka hiç kimse onu bilmez" ifadesi değil "Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz" ifadesi kullanılmıştır"

Hadsizlik ettiysem affola diyerek sizi selamlıyorum.
Dua ile...

Hüsamettin Kerimoğlu
05.12.2013 10:46
Kıyamet Saati
Selamün Aleykum
Mehmed abi, Kıyametin saati ile ilgili yazınızı okudum. Anlayamadığım şu; Kıyamet saatini bilen ama hiç kimseye söylemeyen bir Resul olduğunu bilmemiz bize ne fayda sağlayacak. Çalışmalarınızın sonucunda diyelim ki bu Resul ü tesbit ettiniz bu tesbit in Müslümanlara ne hayrı olacak. Mealini verdiğiniz ayetlerin hepsini çok çeşitli meallerden defalarca okuyorum ama sizin anladığınız anlamı bir türlü çıkaramıyorum. Cin Suresini bütünüyle okuduğumuzda; Yine kıyamet saatinin kimseye söylenmediği ayetiyle karşılaşıyoruz.
“ De ki: “Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azap) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?” (Cin 25)
Bundan sonraki ayetleri de sonuna kadar okuduğumda 26-27-28 inci ayetlerin kıyametle alakalı olmayıp gayb la alakalı olduğu karşıma çıkıyor. Yani Kıyamet saati ile ilgili bir ifade burada bulamıyorum. Sadece gaybdan bazı bilgilerin bazı Resullere gerektiği kadar söylendiğini anlıyorum.
Allaha Emanet Olun
Mehmed Alagaş
04.12.2013 20:06
Ve aleykümselam
Çok güzel Fatih kardeşim.
Kurani bir soruya konuyla ilgili Kur'an ayetleriyle cevap vermen gerçekten çok güzel.
Tabi ki burada şu sorunun da cevaplanması gerekir;
Her insanın sağında ve solunda melekler olmasına rağmen şeytanın sağdan ve soldan yanaşması mümkün olduğuna göre ayetteki sadece önüne ve arkasına gözetleyiciler konmasını nasıl anlamalıyız?

Gündeme getirdiğin ayet ışığında bunu şu şekilde cevaplayabiliriz;
Sağında ve solunda melek olduğu için ilave olarak sadece önüne ve arkasına melek konulmuş fakat genel görevleri korumak değil yazmak olan sağ ve soldaki iki meleğe de özel olarak bu resulü şeytani yanaşımlardan gözetip-kollama görevi verilmiştir.

Bu kısa açıklama doğru ve Kurani olmasına rağmen genel sorumuz için yine de yeterli bir açıklama değildir. Çünkü ayetteki önüne ve arkasına gözeticiler koyduk ifadesiyle önemsenerek ön plana çıkarılan ön ve arkanın ne anlama geldiği, Resulün sahip olduğu gizli ve özel bilgiyle ön ve arkanın, geçmiş ve geleceğin nasıl bir bağlantı içinde olacağının da dikkate alınarak araştırılması gerekir.

Teşekkür ediyorum güzel kardeşim..
Fatih Sağlam
04.12.2013 17:00
önceki kitaplarınzdaki tespitler ışığında bu rasül Hz. Süleyman olmalı
S.a.
önceleri, cin suresindeki ilgili ayetleri okuduğumu zannediyordum ama farkettim ki yeni okumuşum. bize yeniden bu şekilde okuttuğunuz için Allah razı olsun sizden.

Daha önceki kitaplarınızdaki tespitler ile bu yazı çok iyi örtüşmüş ve muhakeme yapınca bu rasülün Hz. Süleyman (Zulkernayn) olduğu anlaşılıyor. (taşlar nasılda yerine oturuyor..)

Bu rasülün önüne ve arkasına koruyucu melek koyduğunu söylüyor Allah. . Rasülün Sağına ve soluna koymamasının sebebi bir başka ayette yazılı gibi duruyor:

"İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.(Kaf 17-18)

rasüller de birer insan olduğundan onların da sağında ve solunda melekler var. Hz. süleymanın önünde ve arkasında da melek olmasıyla dört bir tarafı melekle korunmuş oluyor.

ayrıca cin 27 ayeti için farklı meallere bakınca da şunu gördüm, ön ve arkaya koyulan meleklerin ifadesi geniş zaman, yani şu anda bile korunuyor anlamı var. (bilmiyorum belki de mealleri yazanlar bu zaman olayını önemsemedi. arapça bilen kardeşlerimiz bu konuda yardımcı olabilirler. )

Allaha emanet olun
İnsandergisi.com
04.12.2013 02:10

SORULAR İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLENDİRME!

insandergisi.com:


"Bazı kardeşlerimizden önemli sorular gelmesine ve tarafımızca ciddiye alınmasına rağmen yoğunluk ve çalışmalar nedeniyle hemen cevap verilmese de, bu gibi ciddi soruların "Cevaplanacak sorular" dosyasına konulduğunu ve en kısa zamanda ziyaretçi seviyesinin dikkate alındığı önem ve öncelik sırasına göre cevaplanacağını bildirmek isteriz…"
Yorum yap yorum