Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Bilimsellik Putunun Büyük Patlama Saçmalığı!



Bilimsellik Putunun Büyük Patlama Saçmalığı!

Selamunaleyküm.
Takdir ettiğim birçok kitap çalışmanızdan çok faydalandım. Ancak "Yaratılış ve insanlık tarihi" gibi bazı kitaplarınızda bing bang teorisine karşı çıktığınızı ve bunun da ötesinde saçma olduğunu söylemişsiniz! Halbuki uzun yıllardır müslüman aydınların da kabul ettiği, savunduğu bir teoridir bing bang teorisi. Müslüman düşünürlerin söylediği gibi fussilet 11 ayeti de bu teoriyi açıkça desteklemektedir. Bildiğinizi sanıyorum bilim adamlarınca büyük patlamadan milyarlarca yıl sonra güneş sistemi ve dünyanın oluştuğu söylenip, bu gerçeği matematiksel olarak da ifade ediyorlar. Bu ifadeye göre evren 13.8 milyar yıldır genişliyor, dünyanın yaşı ise 4.5 milyar yıl. Zariyat 47 ayetine bakarsanız, genişlemeyle ilgili bu teorinin tasdik edildiğini görürsünüz. Bunlar gibi gerçekleri okuduğunuz zaman haddim olmasa da fikrinizi değiştireceğinizi umut ediyorum.
                                                                <<< Ferhat Özgenç >>>

Ve aleykümselam Ferhat kardeşim,
Öncelikle kulağınıza gelen bir cümlelik rivayetleri değil bu cümlelerin geçtiği bölümleri dikkatlice okuyup-değerlendirmenizi tavsiye ederim. Ayrıca kusura bakmayın, başlıkta yine saçma ifadesini kullandım. Aslında buna "küfür teorisi" demem gerekirdi ama meseleyi düşünüp-akletmeden kabul eden geniş müslüman kesimleri dikkate aldığımdan hafifletici bir ifade olarak saçma kelimesini kullanıyorum. Çünkü ne tuhaftır ki büyük patlama gibi teoriler çok geniş müslüman çevrelerde de kabul görmektedir. Seksenli yılların başlarında özellikle Fethullah Gülen'in Sızıntı gibi yayın organlarında başlatılan böylesi bilimsel propagandalarla bing bang teorisinden Cebel-i Tarığın Kur'an-ı Kerim'de zikredilen iki deniz arası olduğu(!) veya bir mumya kalıntısından hareketle Firavun'un cesedinin bulunduğu(!) gibi saçmalıklar "Bilim ayetleri tasdik ediyor" tabağında dünya müslümanlarına servis edilmeye başlanmış ve tabağın içindekine değil tabağa bakan geniş kitlelerce kabul görmüştür.

Buradaki amaç müslümanlarca araştırılması gereken iki deniz arası ve firavunun cesedi gibi yarınlarda tecelli edecek ayetlerin üstünü kapatmak ve Muhammed ümmetinin dikkatini bu ayetlerden uzaklaştırmaktır. Öncelikle şunu belirteyim ki günümüzdeki modern bilimin insanlık tarihinde zirve yaptığını zanneden şaşkınlar şunu bilmelidir ki yücelttikleri bu modern bilim Süleyman (a.s.) zamanındaki (halkın geneline yansımasa da) maddenin mekanlar arası transferinin ilmen gerçekleştiği veya mekanda değil zamanda seyahatin bizzat yaşandığı ilmi dönemin çok çok gerisindedir. Kendilerine düşünür, aydın, profesör denilen kitleler bu gerçeklerden habersiz olsalar da, dünyayı yönetmeye çalışan ve ellerindeki gizli ve gizledikleri kaynaklarla Kadim ilmin ne olduğunu bilen yahudi merkezli Üst akıl ve Üst çevreler bu gerçekleri çok iyi bilmektedirler. Bunu bilmelerine rağmen (kadim ilminin gücünü sadece kendi ellerinde tutmak için) dünya insanlarına bu bildiklerini değil bildirmek istediklerini iletmekte, büyük finansal desteklerle batıl ve küfri teorilerin propagandasını yaptırmaktadırlar.

Bu çevrelerce kendilerine sağlanan finansal imkanların bir şartı olarak at gözlüğü takan ve Yaratıcıyı yok sayarak yaratılmış alemle ilgili teoriler üreten günümüz bilimselliği, müslümanlar için hiçbir konuda referans alınacak bir bilimsellik değildir. Dünya insanları için adeta bir put, bir din haline getirilen bu bilimsellikten müslümanların önemle ve özenle sakınmaları gerekmektedir. Hak görüntülere batıl yorumlar getiren bütün belgeseller, bu bilimsellik dininin açık bir propagandası olduğu için müslümanların özellikle evren ve yaratılışla ilgili bu gibi belgeselleri batıl yorumları dikkate almadan sadece görüntü olarak seyretmeleri ve hak görüntüleri bildikleri hak ile yorumlamaları şarttır.

Bilimsel propagandalarla müslümanlara yutturulmaya çalışılan ve büyük ölçüde yutturulan bing bang teorisi de bunlardan biridir. Hiçbir kuşkunuz olmasın ki bizler için tasdik edilecek değil tasdik edecek İlahi bir kaynak olan Kur'an-ı Kerim böyle saçma bir teoriyi kesinlikle desteklememektedir. Şuursuz bir patlamadan evrimsel bir süreçle şuurlu bir nizamın oluştuğunu açıklamaya çalışan bu teorinin, yer ve göklerin yaratılış gerçeğiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bing bang teorisine destek olarak gündeme getirilen Fussilet 11 ayet-i kerimesi öncesi ve sonrasıyla şu şekildedir.,

"De ki "Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratana (karşı) küfre sapıyor ve O'na birtakım eşler koşuyorsunuz? (Oysa) O, alemlerin Rabbidir." Orada (yerde) onun üstünde sabit-sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve onda isteyip-arayanlar için (insan-hayvan, mü'min-kafir gibi) fark gözetmeden oradaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler. Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve herbir gökte Kendi emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle (yıldızlarla) süsleyip-donattık ve koruma (altına aldık). İşte bu Aziz (üstün ve güçlü olan) Alim (herşeyi hakkıyle bilen) Allah'ın takdiridir."(41-Fussilet 9...12)

Kur'an-ı Kerim ayetleri birbirini beyan eden, birbirini açıklayan ayetlerdir. Mesela yaratılışla ilgili olarak "O küfre sapanlar görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) gökler ile yer birbiriyle bitişik iken (mekanları yokken), Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de (düşünüp) inanmayacaklar mı?"(21-Enbiya 30) ayet-i kerimesini "Göğü, kitabın sahifelerini dürer gibi dürüp-kapatacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız (günkü) gibi yine onu (önceki yokluk durumuna) iade edeceğiz. (Bu) üzerimize aldığımız bir vaiddir. (Bunu) yapanlar Biziz."(21-Enbiya 104) buyruğunu dikkate alarak tefekkür ederken "Yerleri ve gökleri bir kitab sayfası gibi ayıran ve aynı şekilde dürecek olan Allah (c.c.) bunları ayırırken önce sadece mekanı mı yarattı?" sorusuyla karşılaşıyoruz. İşte bu önemli sorumuzun cevabını şanı yüce Rabbimiz "Sonra duman halinde olan göğe yöneldi" buyruğu ile vermektedir.

Rabbimizin bu buyruğundan, bir kitap sahifesi gibi açılan bu muazzam mekanın, sadece mekan olmadığını, mekan ile maddenin birlikte yaratıldığını anlıyoruz. Çünkü radyasyonu bile bir varlık, bir madde olarak kabul edersek, varlıksız ve maddesiz bir mekan, duman halinde değil, şeffaf bir berraklık içinde olurdu. Dolayısıyle "Duman halinde olan" ifadesinden, mekanın kendi içindeki madde ve varlık ile birlikte yaratıldığını ancak maddeyi meydana getirecek materyal veya atomların, mekan içinde bir toz bulutu gibi dağınık biçimde bulunduğunu anlayabiliriz. Peki mekan içinde bir toz bulutu gibi dağılmış bir vaziyette bulunan bu materyal veya atomlar, neden, nasıl ve ne için bir araya gelerek, kainattaki şu an ki varlıklarıyla, şu an ki yerlerini aldılar? İşte bu sorumuzun cevabı, yine aynı ayet-i kerimelerde verilmektedir.,

"Sonra, kendisi duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler. Böylelikle onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve herbir gökte kendi emrini vahyetti.."

Bu apaçık ayet-i kerimelerde gördüğümüz gerçek, yer ve gökler birbirinden ayrıldığı zaman, big bang yani büyük patlama teorisini savunanların zannettiği gibi mekanın içinde bir toz bulutu halindeki materyal veya atomlar, kendiliklerinden birleşerek böylesine muhteşem bir nizama gelmediler ve gelemezlerdi. İşte bu nedenle Allah Celle Celaluhu, yeri ve gökleri yaratmazdan önce, yerin ve göklerin nasıl bir ahenk, nasıl bir nizam ve nasıl bir ihtişam içinde olması gerektiğini belirlemiş yani takdir etmişti. Dolayısıyle yerler ve gökler birbirinden ayrıldığı zaman Rabbimizin henüz bir duman halinde olan göğe yönelmesi, yere ve göğe bu emri vermesi, yerlerin ve göklerin takdir edilen ahenk ve nizama gelmesi içindi. Nitekim onlar da İlahi emri aynı şekilde anlamışlar ve "İsteyerek geldik" cevabını vererek, bugün de gözlemlediğimiz bu muhteşem yapıya ve nizama gelmişlerdir.

Bu yaratılışta rızıkların dört günde takdir edilmesi, yedi gök olarak iki günde tamamlanması ise zamandan münezzeh Yaratıcı ile değil zamana bağımlı yaratılmış şeylerle ilgili süreçlerdir. Çünkü biliyoruz ki zamandan münezzeh olan Rabbimiz bir şeye "Ol" dediği zaman o hemen oluverir. Ancak yaratılması murad edilen şey zamansal süreçte yeni yeni yaratılışlarla değişecek ve gelişecek bir şey ise Rabbimizin emri geniş zamana yayılmakta ve "İsteyerek veya istemeyerek (emrime) gelin" buyruğunda olduğu gibi emir istikametindeki İlahi takdir yaratılmışlar nezdinde peyderpey gerçekleşmektedir.

Bing bang teorisine destek olarak gündeme getirilen "Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve Biz (onu) genişletici olanlarız."(51-Zariyat 47) ayet-i kerimesi ise bizlere farklı bir gerçeği beyan etmektedir. Bu saçma teoriyi savunanlar "Evren genişliyor" derken ve Yaratıcıyı dikkate almadan evrenin kendi kendine genişlediğini savunurlarken, şanı yüce Rabbimiz evrenin kendi kendine genişlediğinden değil "Biz (onu) genişletici olanlarız" buyruğu ile genişletildiğinden söz etmektedir. Zaten modern bilimin açıkça sınıfta kaldığı, akıldan uzak bir duruma sürüklendiği nokta da burasıdır.

Yoklukta mekan açmanın ne anlama geldiğini düşünmekten bile aciz olan modern bilim, küfri bir ön kabulden hareket ettiği için Magdeburg küreleri deneyini de bu ön kabule göre açıklamış ve görülmesi gereken gerçeklerden hiç ama hiç nasiplenmemiştir. "Yaratılış ve İnsanlık tarihi" çalışmamızın ilgili bölümünde şunları yazmıştık.,

"Söz buraya geldiği zaman küçük yaşlarda karşılaştığım Magdeburg küreleri deneyini hatırlıyorum. 1654 yılında Otto von Guericke tarafından Almanya'nın Magdeburg kentinde gerçekleştirilen bu deneyde, ağızları birbirine gelecek şekilde tutulmuş iki metal yarım kürenin içindeki hava bir musluktan boşaltılmakta, musluk kapatıldıktan sonra bu kürelerdeki herbir halkaya altı at bağlanarak aksi istikametlere çekilmesine rağmen, oniki atın gücü bu küreleri ayırmaya yetmemektedir. Yaratılışı ve mekanı düşündüğüm o yaşlarda bu deneyden haberdar olduğum zaman, bunu havası alınmış kürenin içindeki boş mekanın bir milim dahi genişletilmesinin, küre içinde bir milim mekan daha varetmek anlamına geldiğine yorumlamış ve çapı yaklaşık kırk santimetre olan bu boş kürelerin oniki at tarafından açılamamasını, boş mekanın asıl itibariyle kapanmaya ve bitişmeye meyyal oluşuna bağlamıştım."

Evet bunları yazmış ve yüzyıllardır okullarda ders olarak verilen Magdeburg küreleriyle ilgili bilimsel açıklamaların tuhaflığından bahsetmiştik, bahsetmiştik ama ne gariptir ki "Mesele öyledir veya öyle değildir.." gibi hiçbir değerlendirmeyle karşılaşmadık. Böylesi durumlarda kendimizi boş sınıfa ders anlatan bir garip gibi görüyor fakat yazılı anlatımlarımızın kalıcı olduğunu bilerek ve yarınlarda sınıfı dolduracak gençler bulunabileceğini umud ederek bazı önemli meseleleri kısmen de olsa anlatmaya devam ediyoruz. Kaldı ki bu Magdeburg küreleri meselesi düşünen her insanın anlayabileceği bir meseledir. Basit bir örnekle açıklamam gerekirse elinize bir şırınga alın ve şırınganın ucunu kapatarak şırınganın emme basma kolunu çekmeye çalışın. Şırınganın içinde hava yoksa, şırınganın ağzını iyi kapatmışsanız ve emme basma kolunun contaları hava geçirmez bir sağlamlıktaysa ne kadar kuvvetle çekerseniz çekin kolun yukarı çıkmadığını göreceksiniz. Bunun açık manası havası alınan şırınganın haznesinde sadece küçük bir mekan kaldığı için haznesine hava girmeden kolu yukarıya çekmenizin anlamı, hazne içindeki küçük mekanı biraz büyütebilmeniz yani haznenin içinde yeni bir mekan açmanız anlamına gelmektedir.

Sonra düşünün..
Sizler bu deneyi yoklukta değil büyük bir hazır mekanın içinde yaparken bir sızıntı olmayacağı süre ne kadar kuvvet harcarsanız harcayın içindeki mekanı genişletemeyeceğinize veya küçük bir delik olmadan şırınganın içine dışarıdan mekan transfer edemeyeceğinize göre yer ve gökler birleşikken, dışarıda hazır bir mekan yokken yer ve gökler nasıl bir kudretle ayrılmıştır. Yoklukta muazzam bir mekan açan bu kudret, nasıl bir kudrettir? Yoklukta açılan bu mekan neyle kuşatılmıştır? Bütün mekanların içinde bulunduğu bu nihai mekanı yaratan ve bu mekanı kuşatan kudretin, temiz aklın açık bir gereği olarak mekandan münezzeh bir kudret olması gerekmez mi?

Bütün bunları düşünmeyen, düşünmekten aciz olan günümüz bilimselliği yoklukta açılan bu mekana Yaratıcıyı dikkate almadan bir teori üretebilmek için Bing bang-Büyük patlama saçmalığını savunmaktadır. Oysa herşeye Kadir şanı yüce Rabbimiz yer ve gökler bitişikken bu muazzam mekanı akli hiçbir dayanağı olmayan bir patlama ile değil büyük bir kudretle, kudret eliyle açtığını, bina ettiğini bildirmektedir.,

"Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve Biz (onu) genişletici olanlarız."(51-Zariyat 47)

Yoklukta bizler için hayal ötesi olan muazzam bir kudretle açılan bu mekan, kendi haline bırakıldığı zaman genişlemeye değil hemen kapanmaya meyyal bir mekandır. Şırınga örneğinden de anlayabileceğiniz gibi şırınganın ağzını kapatarak şırınganın kolunu kuvvetle biraz yukarı kaldırabilseniz dahi asılmayı bıraktığınız an kolun içeri çekildiğini görebilirsiniz. Çünkü yer ve gökler bitişikken yoklukta büyük bir kudretle açılan bu mekan daha önce de belirtiğimiz gibi kendi haline bırakıldığı zaman kapanmaya ve bitişmeye meyyal bir mekandır. Nitekim aynı gerçek Kur'an-ı Kerim'de de açıkça beyan edilmektedir.,

"Allah gökleri ve yeri (yokluğa kapanıp) zeval bulmasınlar diye (mekandan münezzeh kudretiyle) tutmaktadır. Andolsun ki eğer (tutmayı bırakıp) onlar zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra onları kimse tutamaz. O Halim'dir (rahmetiyle yumuşak davranandır), Gafur'dur (çok bağışlayandır)."(35-Fatır 41)

"Görmedin mi, Allah yerdekileri ve denizde O'nun emriyle akıp gitmekte olan gemileri sizin buyruğunuza-hizmetinize verdi. Göğü de izni olmaksızın yerin üstüne düşmekten (O) tutuyor. Allah insanlara karşı Rauf'tur (şefkat edendir), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir)." (22-Hacc 65)

Her şey açık,
her şey anlaşılır değil mi? Batıl misyonları itibariyle ısrar ve inatla Allah'ı dikkate almadıkları için evrenin kendi doğası gereği genişlediğini söyleyen bu bilim adamlarına "Evren genişlemiyor, onu büyük bir kudretle Biz genişletiyoruz" buyuran Rabbimiz, çok açık bir şekilde kendi hallerine bırakıldığı zaman (bitişmeye ve kapanmaya meyyal olan) bu muhteşem mekanın kapanacağını ve göklerin yerin üzerine düşeceğini beyan etmektedir.

O halde bizler, biz müslümanlar şanı yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de bizlere yaratılış ve evrenle ilgili bu muazzam gerçekleri verirken, ana okulundaki çocuk bilgiçliği ile dünya insanlarına büyük patlamadan ve evrenin genişletilmesinden değil genişlemesinden bahseden şaşkınlara mı itibar edeceğiz? Şanı yüce Rabbimizin yeri ve gökleri yaratmasını şuursuz, nedensiz ve varlıksız bir patlama ile mi açıklayacağız? Dünya genelinde Üst aklın beslemeleri olan bilim adamları bunları hiç görmese, hiç anlamasa veya anlamak istemese bile bizlerin bir müslüman olarak bu ayetleri düşünmemiz, bu gerçekleri anlamamız gerekmez mi?

"Yaratılış Ve İnsanlık Tarihi" kitabımızın "Yoktan ve yokluktan başlamak" bölümünde düşündüklerine hüsnü zan ettiğimiz bilim adamlarını da muhatap almış ve yoktan yaratılışla ilgili bu önemli meseleleri tane tane açıklamıştık. Gördüğümüz kadarıyla anlayanlar olsa da dünyevi ve makamsal kaygılarla anlamaya çalışmayan, anlasa da kabul etmeyen kimseler çoktur. Batılda ısrar eden bu bilim adamlarından konuyla ilgili olarak yazdıklarımıza bilimsellik adına bir eleştiri, küçük bir ilmi eleştiri getirmelerini beklerdik. Ancak bunu yapmayacaklar, yapamayacaklar ve batılda ısrar ettikleri sürece bu anlatılanları da kabul etmeyeceklerdir. Çünkü anlatılanları anladıkları ve kabul ettikleri zaman kendi bilimselliklerinde yeri olmayan Yaratıcıyı da kabul etmek durumunda kalacaklardır. Mesela evrenin kendi kendine genişleyemeyeceği gerçeğini kabul ettiklerinde "O halde hangi kudret genişletiyor?" sorusunu soracaklar ve bu sorunun kaçınılmaz cevabı olarak "Allah" demek zorunda kalacaklardır.

Kur'an-ı Kerim'i okuyup-anladığını söyleyip özellikle müslüman kesime her platformda bu gibi bilimsel saçmalıkları tekrarlayan kardeşlerimizin bir an önce kendilerine gelmesi gerekir. "iki deniz arası" kitabımızı yayınlamamıza rağmen Kur'an-ı Kerim'de önemle ve defalarca tekrar edilen iki deniz arası ayetinin Cebel- Tarık olduğunu zanneden veya televizyonlarda İslami bir kimlikle yaptıkları konuşmalarda Bing bang teorisini destekleyip bilimsel bir edayla "Evren 13.8 milyar yıldır genişliyor, dünyanın yaşı ise 4.5 milyar yıldır" diyebilen bu kardeşlerimi birazcık ilim ve insafa davet ediyorum. Çünkü kendileri aldandıkları gibi müslümanların da aldanmasına vesile olmaktadırlar. Nitekim İslami bir kimlikle yapılan bu konuşmaları dinleyen Ferhat gibi kardeşlerimiz, bunları Kurani bir doğru sanmakta ve çok iyi niyetlerle bizleri ikaz etmeye çalışmaktadırlar.

Meseleyi yeterince anlamadan ve araştırmadan büyük patlama saçmalığını kabul eden ve bu batıl kabulde ısrar eden ilim adamlarına şunu sormak istiyorum. Sizler Allah (c.c.) yaratılışla ilgili "Ol" emrini verdiği zaman büyük patlama olup, bu evren oluşuncaya kadar aradan milyarlarca yıl geçtiğini savunurken; kıyametten sonra Zatı dışında herşeyi yokluğa iade edecek olan Allah (c.c.), gökleri yeni bir gök olarak varedeceği ikinci yaratılışta da yine bir patlama olacak ve yine milyarlarca yıl geçecek mi sanıyorsunuz? Böyle bir zannınız, böyle bir Yaratıcı telakkiniz varsa hiç olmazsa bu saçma zannınızı, bu batıl telakkinizi -sözde bilimsellikle bulanan zihninizle- hiç anlayamadığınız Kur'an-ı Kerim'e nisbet etmeyiniz.

Ayrıca merak ediyorum kendilerini Kur'an'a vakıf araştırmacılar olarak gören ve böyle bir kimlikle büyüklere anlatılan bilimsel masalları rakamsal ifadelerle üst perdeden tekrarlayarak konuşan bu kimseler "Evren 13.8 milyar yıldır genişliyor, dünyanın yaşı ise 4.5 milyar yıldır" derken aşağıdaki ayet-i kerimeyi hiç okumadılar mı?

"Gerçek şu ki Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabına (takdirine) göre onikidir...."(9-Tevbe 36)

Kendilerine İslami düşünür denilen böylesi kimseler yukarıdaki ayeti okumalarına rağmen anlamamışlarsa "Dağdaki çoban" dedikleri Ahmed efendiye sorsunlar. Dağdaki o kardeşimiz fazla düşünmeye gerek duymadan kendilerine "Yer ve gökler yaratıldığı zaman Rabbimizin emri-takdiri gereği şu an ki sistem kurulmuştur" diyecek ve bu sistemin yaratılıştan sonra evrimsel bir süreçle oluştuğu masalını hiç tereddüt etmeden reddedecektir.

Dua ile..
                                                   <<< Mehmed ALAGAŞ >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [12]

Mehmed Alagaş
14.03.2016 12:19
Ve aleykümselam Dilhun kardeşim
Yazıda da ayetlerle belirttiğimiz gibi şanı yüce Rabbimiz bitişik olan yer ve göklerin açılması, şu an müşahade ettiğimiz uzay mekanın yaratılmasıyla ilgili olarak gereksiz ve nedensiz bir patlamadan değil, ilme ve kudrete bağlı bir açmadan, bir açılımdan bahsetmektedir. Patlama teorisini ileri sürenler, uzay-mekanın açılmasını yokluktaki bu patlamanın (!) gücüne nisbet ederlerken, böyle bir şeye ihtiyacı olmayan Rabbimiz “Biz ayırdık” buyruğu ile bu şuurlu eylemi şuursuz bir patlamaya değil bizzat Kendisine nisbet etmektedir. Dolayısıyle bir müslüman olarak bizlerin de inancı bu istikamette olmalıdır.
Dilhun
13.03.2016 23:39

Selamun aleyküm hocam bing bang teorisindeki patlamayi yaratan da Allahtir diye anlasak yinemi yanlis anlamis oluruz ben bu konularla yeni ilgilenen biri olarak soruyorum






Bekir Ziya
25.02.2016 21:54
Esselamu Aleykum
Kucuk yorumumu yaptiktan sonra, her kelimeyi ince ince degerlendiren Mehmed Abi'nin buyuk yanlislar gorecegini ve de yazdiklarimi kinayacagini anladim; anladim ama gondere basmistim bir kere! Evet, kucuk yorumumda belki buyuk problemler vardi ama ben yine de Rabb'imizin her isini (hatta emr'edisini) bilemedigimiz bir ilim uzere yaptiginda israr ediyorum. Mehmed Abi'nin beni uyardigi diger meselede ise tamamen hakli oldugunu biliyorum. Haddi asmissam Rabb'imden af dilerim sadece.
Fatma Ceren
25.02.2016 17:09
Ve Aleyküm Selam
Burada kişileri değil ama yorum sahiplerini fikirsel olarak az çok tanıyoruz. Mehmed abinin bazı çıkışlarına kısmi bir itirazım olsa da bu çıkışını haklı buluyorum.

Çünkü söylenen söz mahiyeti açısından, tüm bilgileri birbirine bağlı tutan bir ip işlevinde. Ve bu söz doğruyu yansıtmazsa olmazsa işlevini yerine getiremez. Yaratılışı deneysel olarak izah etme çabası ancak "deneysel iman!" gibi bir yanılsamayı üretir.

Big Bang'in iyi anlaşılmadığını görüyorum. Eğer Big Bang, istendiği gibi(yani Fussilet 11'i destekleyen bir tez olarak) değil de gerçek mahiyetiyle anlaşılırsa ve Higgs alanı / bozonu, Einstein'in genel görelilik kuramı, Peter Higgs'in yıllardır sürdürdüğü çalışmaları biraz incelenirse, olayın bizim müslümanın anladığı çerçevede olmadığı görülecektir. Big Bang, tüm yaratmayı bir patlamaya mâl etmek ister. Sonra da o ilk patlayan maddeyi(Higgs'i) Cern'in altındaki tünellerde arar durur. Bulsa da, bulduğu parçacığın (maddenin) nasıl oluştuğuna akıl erdiremez. Çünkü deneyin, araştırmaların ya da tezin bir yaratıcı ile alakası yoktur. Peki Kur'an'da anlatılan ilk yaratma böyle midir? Elbette değil. Mehmed abinin konuya dair güzel ve öz bir açıklama getirdiğini düşünüyorum. Neden ayetlere bakıp bu tezin doğruluğunu düşünmüyoruz da teze bakıp ayetleri anlamaya, yorumlamaya çalışıyoruz?

Bence tek başına bu ayet bile konuyu aydınlatıyor.

"Göklerin ve yerin yaratılması, elbette ki insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler." (40-Mü'min 57)

Kısacası Big bang, müslümanların Fussilet 11 gibi ayetlerin -inanmak istedikleri- zorlama bir yorumudur. Ve bilimseldir.
Mehmed Alagaş
25.02.2016 12:15
Selamunaleyküm
Allah ve yaratılışla ilgili konularda aklına ve anlayışına mesnetsiz bir güven besleyerek konuşma Bekir kardeşim. Allah’ı yani Yaratıcıyı dikkate almayan bing bang teorisi hakkında “yaratılışı deneysel olarak izah etmeye çalışan eldeki en iyi yorumdur” diyorsun. Aferin sana!. Mekan ve madde yokken ilk yaratılışı, Yaratıcıyı yok sayarak -yokluktaki bir şeyin!- patlamasına bağlayan yorumun nasıl iyi bir yorum olduğunu açıklamanı beklerdim. Yaratılış tarihi kitabımızın “Yoktan ve yokluktan başlamak” bölümünden anladığın bu ise kitabı bir daha okuyup da daha başka yanlışlar üretmene gerek yok.

“Rabbimiz herşeyi bir ilim üzere yarattığı gibi evrenin yaratılışını da bir ilim üzere gerçekleştirmiştir” ifadenle, ilk yaratılışı da ilme yani sebeblere bağlama gayretindesin. Oysa bir şeyi yaratmak için sebeblere muhtaç olmayan şanı yüce Rabbimizin ilme ve sebeblere dayalı bir çok yaratışı olduğu gibi emre ve kudrete bağlı yaratışları da vardır. Şimdi biraz Kur’an okuyarak denizin hangi ilmi sebeble ikiye yarıldığını anladıktan sonra bitişik olan yer ve göğün ilmen mi, emirlen mi yoksa kudretlen mi yoklukta bir kitab sayfası gibi açıldığını araştırmaya çalışın. Daha sonra karşılaştığınız gerçekleri, ayetler ışığında biz kardeşlerinizle de paylaşın.

Allah hepimize sabır versin..
Bekir Ziya
24.02.2016 22:38
sayin serdag
Big Bang teorisi, evrimi teyid etmez, aksine o iddia sahiplerini curutur! Big Bang teorisine kadar evrimciler statik bir evrene inaniyordu ama big bang, evrenin statik olmadigini, genisledigini ispatlamistir. Mehmed Abi'nin itiraz ettigi husus, zannedersem bu teoriyi ileri surenlerin hasa Allah yokmus gibi davranmalaridir. Tabii ki Rabb'imiz herseyi bir ilim uzere yarattigi gibi evrenin yaratilisini da bir ilim uzere gerceklestirmistir. İsin ozu Big Bang, yaratilisi deneysel olarak izah etmeye calisan eldeki en iyi yorumdur.
Serdag Yeni
23.02.2016 16:16
bigbang
mehmet kardeşim....tabiki herkesin bir görüşü vardır...sizde bu görüşlerinizi açıklamışsınız....ALLAH razı olsun....ama bilime bu kadar önyargılı yaklaşmanızı anlayamadım.....evrim....çok iddiali birşey söylemeyi dogru bulmuyorum....ihtiyatlı yaklaşmanın daha dogru oldugu kanaatindeyim....sonuçta ortada bir teori var çok kabul gören....bu teoriyi müslüman düşünürler inançları istikametinde biryere oturtmaya çalışıyorlar...bu na referansda KURAN daki bilinen ayetler...sizde aynı teoriye tersinden yaklaşarak bir yorum getiriyorsunuz.....yani sizin dediğinizde hemen hemen aynı yani bu işi BÖYLE YAPAN ALLAH tır....bunlar tesadüfen olmamıştır....ALLAH KUDRETİYLE bunları yapmıştır....diyerek fail olanın ALLAH oldugunu net bir ifadeyle açıklamışsınız.....zaten bu konuda bir sıkıntı yok....zaman konusuna itiraz ediyorsunuz....4.5 milyar yıl çok gibisinden bir amel allah'A GÖRE 1 gün bize göre 1000yıl veya 50 bin yıl a tekabül ediyorsa neden bu uzun yıllar olmasın.....galaksiler arası mesafeler düşünüldüğünde bu o kadar garip degildir....batıya olan düşmanlığımız bilgiyede sıçramamalı biraz daha bu konularda müsamahalı olmakta yarar oldugu kanaatindeyim....bilgisayar da bir bilgi ürünü onu kabul ediyorsak....digerlerinide eger KURAN a ters bir durum yoksa niye kabul etmeyelim....her bilginin anahtarı KURAN dır kabul edecegimiz ne varsa bu kabulleri kitaba göre degerlendirmek bana göre sorunları sonuca ulaştırır....sonuçta bizler her şeyi idrak edecek kadar yetenekli değiliz
Fatma Ceren
20.02.2016 00:31
Gök ve Arz
Oysa ben bize birer süreç olduğu ifade edilen, göğün genişletilmesi ile yerin etrafından eksiltilmesi arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda Allah'ın mahiyetini henüz bilmediğimiz bir şekilde Arza gelişi ve etrafından eksiltişiyle, arzı çevreleyen göğün genişletildiğini ya da Arza gelişi ve çevresinden eksiltişinin göğü genişlettiğini düşünebilirim. Çünkü her iki fiilin ortak öznesi "Biz" ifadesini kullanan Allah (c.c.). Üstelik hem Rad 41 de hem de Enbiya 44 de Arza geliş olayının "Görmüyorlar mı? "sorusu ile görülebilir, gözlemlenebilir olduğu söyleniyor.
Mehmed Alagaş
19.02.2016 11:28
Ve aleykümselam
Dualar için teşekkür ederim. Allah sizlerden de razı olsun. Ra’d 41 ayet-i kerimesi benim de uzun yıllardır düşündüğüm ancak Kur’an çerçevesinde yeterli ve hak bir sonuca henüz ulaşamadığım bir ayet-i kerimedir. Ayetteki “Biz” ifadesinden Rabbimizin Kendisini de dahil ettiği bu fiilin bazı vesilelerle gerçekleştiğini anlıyor fakat “Biz” ifadesinin içeriğinde bulunan bu vesilenin ne olduğunu bilmiyoruz. Arzın eksiltilmesi meselesinde yerden aldıkları materyallerle vücut bulan insanların nüfus olarak çok fazlalaşması, yerin kısmen küçülmesine neden olduğu görüşü doğru bir görüş olmasına rağmen bu doğal süreçteki olayın gerçekleşmesi “Biz arza geliyoruz” buyruğuna ihtiyaç duymayacağı için söz konusu olayın bunun fevkinde bir olay olduğunu düşünüyoruz.

Ayrıca ayetin açık anlamında “Onu (arzı) eksiltiyoruz” ifadesiyle arzın bütünlüğünde bir eksiltmeden değil, “Onu (arzı) etrafından eksiltiyoruz” ifadesiyle arzın hacim olarak kısmen küçültüldüğüne işaret edilmektedir. Dolayısıyle arzın hacim olarak kısmen küçülmesinin yani bir diğer ifadeyle özgül ağırlığının artmasının, yer altında git gide ağırlaşan Sakaleyn ile bağlantısının dikkate alınarak araştırılması gerektiğine inanıyoruz.
Fatma Ceren
18.02.2016 09:44
Selamun Aleyküm
Bilimsellik putunu kırmakta oldukça zorlanan biri olarak, bu süreçte çokça yardımı olan Mehmed abiye tekrar teşekkür ederim.

İlimden önce bilimle karşılaşan ve daha küçük yaşlarda "Ne olacaksın?" sorusuna "Bilim adamı!" cevabını veren bizlerin, Kur'an ile karşılaşmamızdan sonraki en büyük putlarından biridir bilim. Bugünün İbrahim'i, baltayı ancak "Bilim"in eline tutuşturur diyebilirim.

Bu, bilimi ya da bilimsel çalışmaları yok saymak değil ama doğru yere ve amaca oturtabilmek olarak anlaşılmalı. Mehmed abinin "bizler için tasdik edilecek değil tasdik edecek İlahi bir kaynak olan Kur'an-ı Kerim" ifadesindeki hakikat tam da buraya denk gelir.

Benimde uzun süre savunduğum Big Bang teorisinin -Kur'ani bakışla tek olduğunu düşündüğüm- bu açıklamayla kolayca yıkıldığını görmek zor olmasa gerek.

Mehmed abiye bir sorum olacak,

"Görmüyorlar mı ki Biz arza (yere) geliyor ve onu etrafından eksiltiyoruz. Allah hüküm verir ve O'nun hükmünü bozup-engelleyecek yoktur. O, hesabı pek çabuk görendir." (13-Ra'’d 41)

ayetiyle ilgili bir yorumu var mı? İsteyerek Allah'a gelen bir arza Allah'ın gelmesini nasıl anlamalıyız?


Ferhat Özgenç
16.02.2016 10:49
Teşekkür
Hakkınızı helal edin hocam. benim için fazlasıyla anlaşılır oldu. Allah razı olsun.
Ceylan Ülker
14.02.2016 15:56

Big bang hakkında karşılaştığım en ilginç ve de sıradışı bir çıkarım gerçekten. Yazıda bahsettiğiniz kitabınızı okumuş olmanın verdiği bir avantajla yazdıklarınızı daha iyi anladığımı düşünüyorum hocam, umarım biz müslimler bize servis edilen bu ve benzeri konuları kurani bir bakışla değerlendirme yoluna gitmeye başlarız. Kaleminize bereket, selametle kalın.
Yorum yap yorum