Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Peygamberler Dışında Seçilmiş İnsan Var Mıdır?



Peygamberler Dışında Seçilmiş İnsan Var Mıdır?

"Eğer o (peygamber) Bize isnat ederek bazı sözler uydurup-söylemiş olsaydı. Elbette onu kuvvetle tutup-yakalardık. Sonra onun can damarını mutlaka keserdik. O zaman sizden hiçbiriniz bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdınız. (69-Hakka 44...47)"

Selamaleykum Mehmed hocam,
İman ettiğim bu ayetlerin hikmetini anlamakta zorlanıyorum. Allah Peygamberimizin yalan ve iftirada bulunmayacağını bildiği halde bize bu örneği neden veriyor?

                                   <<< İnşirah MELÂL >>>

Ve aleykümselam kardeşim

Ayetleri tefekkürden kaynaklanan güzel bir soru sormuşsun. Elbetteki şanı yüce Rabbimiz alemleri rahmet olarak gönderdiği Efendimiz (s.a.v.)'in iyi niyetler ve doğru sözlerle bile olsa Allah'tan olmayan bir sözü O'na nisbet etmeyeceğini biliyordu. Nitekim vahiyle muhatap olmadığı kırk yaşına kadar bir çok batılı ve yanlışlığı görmesine rağmen Allah adına hiçbir davette bulunmayan Efendimiz (s.a.v.)'in bizlere (bilmeden konuşmama konusunda) örnek olması gereken bu dönemdeki suskunluğu, Resulullah (s.a.v.)'in de böylesi bir zulümden çok uzak bir kişiliğe sahip olduğunu göstermektedir.

Peki Rabbimiz bu açık tehdidi niye gündeme getirdi?

Bunun ilk sebebi veya ilk hikmeti Kur'an-ı Kerim'e olan imanımızı şüphe gölgelerinden kurtarmak ve kuvvetlendirmek içindir. Bu ayetin öncesindeki "Muhakkak ki o, kerim-çok şerefli bir elçinin sözüdür. O (Kur'an) bir şair sözü değildir. Ne kadar az inanıyorsunuz? Bir kahinin de sözü değildir. Ne kadar az düşünüp-öğüt alıyorsunuz? Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir. (69-Hakka 40..43)" ayetlerini dikkate aldığımız zaman öncelikli meselenin Kur'an-ı Kerim olduğunu ve bu Kitab'taki kelamın peygamber bile olsa bir beşer kelamı olmadığını beyan etmektedir. Burada Allah'a nisbet edilen sözlerin doğru veya yanlış olmasının hiçbir önemi yoktur. Nitekim bu ayet nazil olasıya kadar inmiş olan ayetlerin hepsi batıldan çok uzak bir hak gerçekliği ifade ediyordu. Ancak o zamana kadar inmiş olan ayetlerin hepsi hak gerçekliği ifade etse de, bu ayetler Efendimiz (s.a.v.)'in Allah'a nisbet ettiği kendi görüşleri olsaydı söz konusu tehdidin kapsamına girecek ve kendisini hiç kimse kurtaramayacaktı. Çünkü ayette apaçık görüleceği üzere Rabbimiz "Eğer o (peygamber) Bize isnat ederek bazı 'batıl ve yanlış' sözler uydurup-söylemiş olsaydı.." buyurarak yanlış ve batıla bir istisna getirmemiş, Allah'a nisbet edilen sözlerin herbiri hak söz dahi olsa böyle bir iddiada bulunmanın başlı başına bir zulüm olduğunu beyan etmiştir. Dolayısıyle bu açık tehdidin içeriğini tefekkür eden ve anlayan bütün mü'minler için Kur'an-ı Kerim peygamber dahi olsa bütün beşeri müdahalelerden uzak ve sadece İlahi kelamı beyan eden Hak bir Kitab'tır.

Tehdid içeren bu ayetlerin ikinci hikmeti, Resule olan imanımızı kuvvetlendirmek içindir. Bu hikmeti görebilmek için ayeti tefekkür ettiğimiz zaman "Rahman olan Rabbimiz Efendimiz (s.a.v.) iyi niyetle böyle bir ciddi hata yapsaydı neden affetmeyeceğini, tevbe fırsatı bile vermeden neden şah damarını koparacağını beyan etmektedir?" sorusuyla karşılaşabiliriz. Bu sorunun cevabı İlahi emir gereği iman etmemiz gereken, verdiğini alıp-sakındırdığından sakınmamız emredilen Resulullah (s.a.v.) üzerindeki İlahi kefaletle ilgilidir. Birçok kitab çalışmamızda belirttiğimiz gibi Kur'an-ı Kerim bütünlüğünde bu konuyla ilgili olarak beyan edilen İlahi gerçek, İlahi bir seçim olan İlahi tayin ile İlahi kefaletin birbirinden ayrı olmadığıdır. Sadece Rabbimize ait olan İlahi tayinde, bu tayinin gereği olarak İlahi kefalet de vardır. Nitekim İlahi tayinle seçilen tüm peygamberler, Rabbimizin İlahi kefaleti altında oldukları için, bütün mü'minlerin bu peygamberlere dinle ilgili bütün konularda şartsız itaat ve iman etmeleri emredilmiştir. İşte böylesine bir İlahi kefalet altında olan bir peygamberin hak bile olsa kendisine ait bir sözü Allah'a nisbet etmesi ve "Bu İlahi kelamdır" demesi Rabbimiz katında kesinlikle ve kesinlikle affedilir bir hata değildir. Dolayısıyle iman etmemiz gereken tüm peygamberlerin maslahat tercihinden kaynaklanan ictihadi hataları affedilip-vahiyle hemen düzeltilse de, iyi niyetle de olsa Allah'a karşı böyle kasıtlı bir nisbetin anında cezalandırılacağı bildirilerek, böylesi bir İlahi denetim altında bulunan peygamberlere olan imanımız tüm şüphe veya vesveselerden kurtarılmakta ve kuvvetlendirilmektedir.

Tehdid içeren bu ayetlerin üçüncü hikmeti ise "Bu açık tehdid Allah'a iftirada bulunan diğer zalimleri, bel'amları veya din adamlarını niye kuşatmıyor?" sorusunun cevabında gizlidir. Bilindiği gibi hem günümüzde, hem de insanlık tarihi boyunca Allah'a iftirada bulunan birçok müfteri vardır. Mesela Kur'an-ı Kerim'de "Artık vay hallerine, kitabı kendi elleriyle yazıp sonra da az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere. Artık elleriyle yazdıklarından dolayı vay onlara, vay kazanmakta olduklarına. (2-Bakara 79)" buyruğunda beyan edildiği gibi kendi elleriyle yazdıklarını Allah'a nisbet edenlerin şah damarı koparılmamakta ve bunların cezası hesap gününe bırakılmaktadır.

Peki neden?

Günümüzde bile Allah'a ve Resulüne batıl iftirada bulunarak arkalarından ciddi kalabalıkları sürükleyen ve kendilerine takipçileri tarafından 'Seçilmiş' denilen kimseleri Rabbimiz neden yaşatıyor, peygamberler söz konusu olduğunda yapacağı gibi neden hemen şahdamarını koparmıyor? İşte bu uzun sorunun kısa cevabı şudur.,

"Kendilerine seçilmiş denilen bu kimseleri Rabbimiz seçmemiştir.."

Bunları Rabbimiz seçmediği için bu kimselerin üzerinde İlahi bir kefalet, İlahi bir düzeltme ve denetim de yoktur. Zaten bunun içindir ki şanı yüce Rabbimiz seçtiği peygamberler dışında hiç kimseyi seçilmiş kabul etmememizi ve peygamberler dışında hiç kimseye imani bir yaklaşımda bulunmamamızı, İslam'ın hakim olduğu coğrafyalarda bile bizden olması şartıyla emir sahiplerine sadece itaat etmemizi emretmektedir.,

"Ey iman edenler. Allah'a itaat edin, Resule ve sizden olan emir sahiblerine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız onu Allah ve Resulüne arz edin (onların emirlerine göre halledin). Bu (sizler için) hem hayırlı ve hem de sonuç bakımından daha güzeldir. (4-Nisa 59)"

Dikkat ederseniz Allah'a ve Resulüne imanla ilgili bütün ayetlerde Allah ve Resulünün yanına ulu'l emr yani emir sahipleri ve imamlar dahil edilmezken, itaatle ilgili bu ayette 'bizden olması şartıyla' ulu'l emr de dahil edilmektedir. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus emir sahibinin, imamın veya önderin bizden olması şartıdır. "Emir sahibinin bizden olup-olmadığını nasıl anlayacağız?" sorusunun cevabı ise elbetteki karşımızdaki kişinin sadece "Elhamdülillah müslümanım" demesi, birçok ayete hak açıklama getirmesi veya söylediklerinin büyük çoğunlukla hak olması değildir. Çünkü bin hakkın içine bir batıl karıştığı zaman bu karışımın genel vasfı batıl olur. Dolayısıyle imam veya emir sahibi olan bu kişinin din adına yaptığı BÜTÜN davetleri, BÜTÜN telkinleri Kur'an-ı Kerim'e götürecek ve küçük veya büyük herhangi bir çelişki, herhangi bir ihtilaf olduğu zaman bu çelişkili konuda itaati bir kenara bırakarak bunun çözümünü ayette beyan edildiği gibi imama veya emir sahibine değil Allah ve Resulüne arzedeceğiz. Zaten masum olmadığını bilen ve ahiret korkusuyla titreyen salih hocaların veya salih imamların kendisini dikkate alan bütün müslümanlardan en önemli isteği de, tüm samimiyetleriyle söyledikleri "Benim din adına söylediklerim içinde Kur'an-ı Kerim'in bir ayetiyle değil, bir kelimesiyle bile çelişki arzedecek bir sözüm, bir davetim varsa Allah rızası için beni düzeltin" cümlesiyle ifade edilmektedir.

Söz konusu ayetlere ait sadece üç hikmeti kısaca zikrettiğimiz bu meselenin müslümanlara yönelik yönünü özetliyecek olursak biraz önce de belirttiğimiz gibi Kur'an-ı Kerim'in bütünlüğünden anlaşılması gereken İlahi gerçek, İlahi tayin yani İlahi seçilmişlik ile İlahi kefaletin birbirinden ayrı olmadığıdır. İlahi tayinle seçilen tüm peygamberler, Rabbimizin İlahi kefaleti altında oldukları için, bütün mü'minlerin bu peygamberlere hiç kuşku ouymadan şartsız itaat ve iman etmeleri emredilmiştir. Müslümanların peygamberler dışındaki imam ve emir sahiplerine Kur'ani yaklaşımlarında ise böyle bir imani mükellefiyetleri yoktur. Daha açık bir ifadeyle imam ve emir sahiplerine iman etmeleri değil, kendilerinden olmaları kaydıyle itaat etmeleri emredilmiştir. Çünkü İlahi seçilmişlik ve İlahi kefalet, sadece ve sadece peygamberler için söz konusudur.

Konumuzla ilgili olarak Resulullah (s.a.v.)'in Hz. Ali (r.a.) ve diğer bazı mü'minler hakkındaki müsbet ifadeleri de, asr ı saadet dönemindeki müslümanlar için İlahi bir tayin değil, Nebevi bir tavsiye niteliğindedir. Asırlardır tartışılan bu gibi meseleler, Kur'an-ı Kerim'e göre değerlendirilmediği sürece dünya müslümanlarının vahdetine değil, ihtilaf ve ayrılmalarına vesile olmaya devam edecektir. Meseleyi Kur'an-ı Kerim'e göre değerlendiren müslümanlar için Allah'ın seçtiği ve İlahi kefalet altında bulunan peygamberler dışında hiç kimseye imani bir yaklaşımda bulunmak söz konusu değildir. Bu kişi bazı haberlerde geleceği bildirilen Mehdi dahi olsa, dünya müslümanlarının bu Mehdi'ye karşı iman etme değil Kur'an-ı Kerim hükümleri çerçevesinde itaat etme mükellefiyetleri vardır.

Dua ile..
                                                    <<< Mehmed ALAGAŞ >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [8]

Haluk Efe
05.06.2015 00:22
Selamün aleyküm...
Tevhid ve Şirk kitabınızı ve bir çok kitabınızı okudum."islamı anlayamamış" dan kastım tâğut ve sistemlerini tanıyamamak değildi. Günümüzde İslam'ı sorumluluklarımızın gerekleri nelerdir?kime götürmeliyiz,kimlerden beri olmalıyız? Günümüzde İslam'ı eline silah Alıp cihad etmek olarak anlayan insanlara Karşı tavrımız ne Olmalı,ailesini tekfir etmekle islâma Başlayan,çocuğunu okula Gönderen ailelerin direk tekfir edilmesi gibi daha bir çok sorular varken demek istedim. Belki internet ortamı cvp için uygun değil ama uygun gördüğünüz bir ortamda yada bir kaynakta bu Konuları bizlere aktarırsanız bizlerde daha doğru adımlar atarız inşaAllah...


insandergisi.com:


Sayın Haluk EFE!

Gündeme alınmasını istediğiniz meselelerin kitaplardan yapacağımız alıntılarla belli zaman aralıklarıyla sitemizde paylaşılacağını bilmenizi isteriz.

Ancak isimlerini zikretmediğiniz için hatırlatmak isteriz ki, bilhassa "Tartışılan Sorular" ve "İki Fecr Arasında" kitaplarında sormuş olduğunuz konulara ışık tutacak cevaplar yer almaktadır. Okuduğunuz kitaplar arasında olsalar dahi tekrar gözden geçirmenizi ve anlaşılmayan ya da açılmasını gerekli gördüğünüz bölümleri, sitemizde bulunan "Kitaplar" bölümünden ilgili kitabın altındaki yorum kısmına yazabilirsiniz.

İlginize teşekkür ediyor,
Saygı ve selamlarımızı sunuyoruz...
Mehmed Alagaş
04.06.2015 02:50
Ve aleykümselam Haluk
İslam’ı bile tam anlayamamış senin gibi kardeşlerimize (ki özellikle şahsın için söylüyorum) Din gerçeği ve İslam, Tevhid ve Şirk, Kişiye Özel ve Kimlik Tercihi gibi çalışmalarımızı önemle tavsiye ediyoruz. Bu çalışmaları dikkatle okuyabilir ve takıldığın yerleri biz kardeşlerine sorabilirsin. Bu yazıda gündeme getirdiğimiz ayet ve açılımı senin ilgi sahanda olmasa da, batıl dini öğretilerle hak umudlara kapılan ve kendilerine seçilmiş gözüyle bakılan hocaları, imamları, önderleri körü körüne takip eden geniş kitleleri muhatab almakta ve onları Allah rızası için uyarmayı amaçlamaktadır.
Umudumuz hayırlara vesile olmasıdır..
Haluk Efe
02.06.2015 17:24
Selamün aleyküm Mehmed abi..
Gerekli gördüğünüz Konuları gündem aldığınızı söylüyorsunuz ama bizim gibi (şahsım için söylüyorum) İslam'ı bile tam anlayamamış,günümüz de nasıl davranmalıyız diye araştıranlara Yönelik çalışmalarınız bize daha fazla Işık tutacağını düşünmekteyim. Bir Sürü karanlık varken neden gündeminiz bu ayeti anlatmaya çalışmak oldu merak etmekteyim. Dua ile...
Mehmed Alagaş
31.05.2015 21:16
Ve aleykümselam İbrahim kardeşim
Resulullah (s.a.v.)’in Kur’an dışındaki herhangi bir söz için “Yüce Allah şöyle buyurur…” ifadelerini kullanabileceğini düşünmüyoruz.
Dua ile..
İbrahim Salih
30.05.2015 22:05
Selamun Aleyküm Mehmed Ağabey
Efendimize nispet edilen "Yüce Allah şöyle buyurur...."ifadelerini içeren; hadis külliyatında kutsi hadisler olarak belirtilen sözleri nasıl değerlendirmeliyiz.
Allah'a emanet olun

insandergisi.com:


Sayın İbrahim SALİH!
Sorunuzun cevabı ile ilgili "AYETLERİ ANLAMAK" bölümünden "Vahiy Gerçeği Ve Vahyi Gayri Metlüv" başlıklı yazıyı ve altındaki yorumları da okuyabilirsiniz. Bilgilerinize sunar, ilginize teşekkür ederiz;

www.insandergisi.com/vahiy-gercegi-ve-vahyi-gayri-metluv-62h.html
İnşirah Melâl
28.05.2015 22:29
Eyvallah hocam...
Allah razı olsun... Tekrar teşekkür ederim.
Mehmed Alagaş
25.05.2015 22:05
Ve aleykümselam
Allah senden de razı olsun kardeşim. Verdiğimiz cevab ile bu konuyla ilgili diğer meseleler arasında ki bağlantıyı görmen güzel. Zaten bizler de herhangi bir konuyu Kur’an’a göre değerlendirirken, verdiğimiz cevaba yansıtmasak da o konuyla ilgili diğer meseleleri de gücümüz nisbetince dikkate almaya çalışıyoruz.

“O zaman kim seçmiştir?” sorusuna açılım getirirken “Seçen de, seçilen de kendisiydi” tesbitine kişisel düzlemde itiraz etmesem de, genel düzlemde katılamam. Çünkü birçok insan kendisini kişisel düzlemde özel ve seçilmiş hissedebilmesine rağmen kendilerine seçilmiş denilen bu insanlar sadece kendi kendilerini seçmeleriyle genel düzlemde belli bir noktaya gelebilecek insanlar değildir.

Yorumunda “Şeytan seçti desem, Allah’a rağmen böyle bir yaptırımın olmayacağını biliyorum” diyorsun. Mü’minler veya mü’minliğe layık insanlar için Allah’a rağmen elbetteki şeytanın böyle bir yaptırımı söz konusu değildir. Ancak herhangi bir insan yanlış kişisel tercihleri ile şeytanın müdahalesine açık bir hale gelmiş ise “Şeytan genel düzlemde kullanılmaya müsait gördüğü bu insanı seçmez ve taraftarlarını kullanarak bu insanı ön plana çıkarmaz” diyemeyiz.

Allah’a sığınıyoruz.
İnşirah Melâl
23.05.2015 03:49
Selamaleykum hocam...
Allah sizden razı olsun inşaallah..
Ufkumu açan cevabınız için çok teşekkür ediyorum..

Cevabınızı okurken aslında bu ayetin bir çok farklı meseleye de ışık olduğunu düşündüm. Yeni sorular ve kanaatler oluştu zihnimde.

Örneğin;
"...Allah'a nisbet edilen sözlerin her biri hak söz dahi olsa böyle bir iddiada bulunmanın başlı başına bir zulüm olduğunu beyan etmiştir." cümlesini okuduğumda gayri metlüv vahiy meselesine kendiliğinden bir köprü kuruldu zihnimde. Sonra sitede yer alan "Vahiy Gerçeği Ve Vahyi Gayri Metlüv" başlıklı yazıyı yorumlarıyla birlikte tekrar okudum. Yanılıyor muyum bilmiyorum ama bu ayetin o meseleye de ışık tuttuğunu, meseleyi değerlendirirken bu ayeti de hesaba katmak gerektiğini düşündüm. Ve bu konuda, kutuplaşmış iki gruptan da uzak olmanın ne kadar makul bir yaklaşım olduğunu bir kez daha anladım.

Örneğin;
"Kendilerine seçilmiş denilen bu kimseleri Rabbimiz seçmemiştir.." cümlesini okuduğumda "O zaman kim seçmiştir?" sorusunu sormaktan geri duramadım. Istılahi manasının berisinde sözlük anlamıyla değerlendirip; kalabalıkları peşlerinde sürükleyebilen böylesi kişiler diğerlerinin içinde farkedilip öne çıktıklarına göre öyle ya da böyle "seçkin" kişilerdir diye düşündüm. Sonra "Beklenen Müslümanlara" kitabındaki samiri bölümü geldi aklıma. Samiri'yi kim seçti? dedim mesela. "Kalabalıklar seçti" desem, ayetlere baktığımda ilk adımın samiri tarafından atıldığını görüyorum. "Şeytan seçti" desem Allah'a rağmen böylesi bir yaptırımının olamayacağını biliyorum. O halde neden onca insanın içinden samiri seçildi? Kim seçti samiriyi?
Öyle anlıyorum ki; kendisine bir fırsat verilen samiri Allah ve Rasulünü seçmesi ve bu seçime sadık kalması gerekirken "şeytani fısıltıları" ve "kalabalıkları" yani kendi heva ve arzularını seçti. Yani kendi ölçtü, kendi biçti ve kendisini seçti. Seçen de seçilen de kendisiydi. Konu buraya geldiğinde ise Câsiye-23 aklıma geldi, bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum ama Allah ve Rasulünün adı anıla anıla yapılmış apaçık bir "İlahlık ilanı" değil midir bu? Salih kulların, çağın samirileri olma korkusuyla söyledikleri cümleyi şimdi daha iyi anlıyorum;

"Benim din adına söylediklerim içinde Kur'an-ı Kerim'in bir ayetiyle değil, bir kelimesiyle bile çelişki arzedecek bir sözüm, bir davetim varsa Allah rızası için beni düzeltin"


Ve son olarak hocam;
Yazının son bölümünde "Bu kişi bazı haberlerde geleceği bildirilen Mehdi dahi olsa, dünya müslümanlarının bu Mehdi'ye karşı iman etme değil Kur'an-ı Kerim hükümleri çerçevesinde itaat etme mükellefiyetleri vardır." demişsiniz ki, bu da beni yine sitede yer verdiğiniz "Mehdi Meselesi" başlıklı yazıya götürdü. Ve o yazıyı da yorumlarıyla beraber tekrar okuduğumda orada geçen şu cümlenizin altını bir kez daha çizmem gerektiğini düşündüm, zira SEÇİLMİŞ lik meselesini de özetlediği kanaatindeyim;

""Sonuç olarak "Dünya müslümanlarının vahdetini Mehdi sağlayacaktır" ifadesi yerine, "Dünya müslümanlarının vahdetini sağlayabilen mü'min Mehdi olacaktır" diyoruz.""

Selam ve dua ile...
Yorum yap yorum