Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Hadis İmamlarına Yaklaşımımız



Hadis İmamlarına Yaklaşımımız

Selamun Aleykum.

Hem Kuranı öncelediğinizi hemde Buhariyi sevdiğinizi ve  de ona rahmet okuduğunuzu söylüyormuşsunuz.
Resulullah'ın sümüğünü kutsayarak sahabenin o sümüğü eline elbisesine sürdüğünü rivayet eden Buhariye inanıyormusunuz? Bunun Kurani delili nedir?                      
<<< Abdullah >>>

Ve aleykümselam
Peygamberler dışında hiçbir insana, hiçbir raviye iman etme mükellefiyetimiz yoktur Abdullah kardeşim. Buhariyi ve benzer hadis imamlarını sevdiğimiz ve onları rahmetle andığımız doğrudur. Çünkü ilk iki asırda yaşayan müslümanlarca yokluğu fazlaca hissedilmeyen Nebevi sünnet halk arasında unutulmaya ve tahrif edilmeye başlandığında sahih rivayetlerin toplanması ve bir araya getirilmesi Muhammed ümmeti için çok önemli bir çalışmadır. Bunun Kurani delili ise aşağıdaki ayet-i kerimedir.,

"Ey iman edenler. Allah'a itaat edin, Resule ve sizden olan emir sahiblerine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız onu Allah ve Resulüne arz edin (onların emirlerine göre halledin). Bu (sizler için) hem hayırlı ve hem de sonuç bakımından daha güzeldir."(4-Nisa 59)

Hepimizin bildiği gibi bu ayet-i kerime sadece asr-ı saadet müslümanlarını değil, kıyamete kadar yaşayacak olan bütün müslümanları muhatab almaktadır. Anlaşmazlığa düştüğümüz bir meseleyi Allah'a götürmek elbetteki İlahi kelam olan Kur'an'a götürmektir. Ayette önce Allah zikredildiği için tabi ki önce Kur'an'a yönelecek ve anlaşmazlığımızın cevabını önce Kur'an'da arayacağız. Peki Kur'an'da bulamazsak veya Kur'an'da olmasına rağmen bunu anlayış seviyemize göre fark edemezsek ne yapacağız? Bu sorumuzun cevabı ayetin devamında verilmekte ve "Resulüne arzedin" buyurulmaktadır.

Kur'an-ı Kerim ve bu ayet-i kerime evrensel olduğuna göre bu hükümle amel etmemiz gereken bizler, karşılaştığımız anlaşmazlığı Efendimiz (s.a.v.)'e nasıl arzedecek ve konuyla ilgili cevaba nerede ulaşacağız. İşte bu noktaya geldiğimizde Resulullah (s.a.v.)'in örnekliğine ve bizlere bu örnekliği açıklayan sahih hadislere ne kadar muhtaç olduğumuzu anlayabiliyoruz.

Girişte de belirttiğimiz gibi ilk iki asırda bu Nebevi ihtiyacı karşılayacak şahıslar ve bu şahısları görenler bizzat toplumun içinde yaşadığı için sahih sünnetin yazılı olarak bulunmamasının yokluğu fazlaca hissedilmiyordu. Ancak bu sünnet unutulmaya ve özellikle siyasi veya mistik etkilenmelerle tahrif edilmeye başlandığında, bu gidişatın Muhammed ümmeti için bir facia olduğunu fark eden salih alimler, güçleri nisbetince sahih rivayetleri toplama ve kayıt altına alma çalışmasına başlamışlardır. Hiç kuşkunuz olmasın ki Kur'an'ın insanlara indirilmesinden hoşlanmayan şeytan aleyhillane, sahih sünnetin unutulup-tahrif edilmesini önlemeyi amaçlayan bu çalışmalardan da hiç hoşlanmamıştır. Çünkü sahih hadisleri toplama çalışması daha sonraki asırlara bırakılsaydı, bu gün Kurani bir dikkatle pirincin içinden taş ayıklama durumunda olan müslümanlar, taşların içinden pirinci ayıklamak zorunda kalırlardı.

İşte Muhammed ümmeti için çok önemli ve İlahi takdir gereği biraz gecikmiş bu çalışmaya ömürlerini veren salih hadis imamlarını elbetteki rahmetle anıyor ve "Allah hepsinin ecrini versin" diyoruz. Genellikle ravilerin sıhhat durumunu güçleri nisbetince önceleyerek bu çalışmayı yapan Buhari ve benzeri imamların bizlere ilettiği rivayetler arasında Kur'an'a aykırı olanlar varsa -ki vardır-, bir müslüman olarak yine müslüman olan o imamlar hakkında şunu düşünmemiz gerekir ki onlar söz konusu rivayetleri Kur'an'a aykırı olduğunu bile bile çalışmalarına dahil etmemişlerdir. Zaten onlar ulaştığımız rivayetleri derin bir Kur'an anlayışıyla eledik iddiasında da bulunmamaktadır. Rivayetleri daha ziyade ravilerin sıhhat durumunu dikkate alarak bizlere ileten bu imamlar hadisin Kur'an'la değil, hadisin hadisle mukayesesini bile derinlemesine yapmadan bizlere iletmişlerdir.

Zaten ravilerin sıhhat derecesini önemseyen bir hadis imamı için doğru olan da budur. Velev ki ravileri sıhhatli olmasına rağmen kendi anlayışına göre tuhaf veya garip gördüğü bir rivayetin üstünü çizmek yerine, bu rivayet 'Nebevi bir emanet' olabilir endişesiyle onu kitabına alması ve rivayetin derinlemesine tahlilini-değerlendirilmesini o konuyla ilgili alimlere bırakması ilme ve ilmi edebe göre çok doğru bir yaklaşımdır.

Şimdi bizler,
bu hadis imamlarının ilettikleri arasında mevzu bir rivayet varsa, bu mevzu rivayeti reddetmenin dışında onlara niye düşman olalım ki? Mesela büyük bir çölde açlıkla karşı karşıya gelsek ve içimizden Buhari isimli bir müslüman uzun yollar katederek bizlere ulaştığı ağaçlardan bir çuval elma getirse, bizler birçok sağlam elmanın yanında bazı çürük elmaların da olduğunu gördüğümüzde bu çürükleri farketmeyen Buhari'ye hakaret eder, bu müslümanı dövmeye kalkar mıyız?

Arasında bazı çürükler var diye sağlam elmaları atmaz ve o kardeşimize bize gerekli olan sağlam elmaları getirdi diye teşekkür eder ve (bazı rivayetleri tahlil ederek doğru boyutundan faydalandığımız gibi) çürük elmaların sağlam kısmından bile faydalanmaya çalışırız. Elbetteki aramızda sağlamı çürüğü bilmeden sadece çürüklere yönelen, çürükleri seven ve yanındaki insanları çürüklere davet eden kimseler de olacaktır. Bunun suçlusu bizlere gerekli olan bir çuval elmayı getiren Buhari değil, Kurani bir ölçüyle çuvala yaklaşıp sağlamı çürüğünden ayırmayan ve hatta ayırmak istemeyen kimselerin ta kendileridir.

Resulullah (s.a.v.)'in "Biriniz sümkürürse, sümüğünü gidersin de bir mü'minin cildine ya da elbisesine bulaşmasın." rivayetini bilmeme rağmen bana gönderdiğin soruda Buhari'de olduğunu söylediğin rivayeti duymadım. Dolayısıyle sözünü ettiğin rivayet ravilerin sıhhat durumunu ciddiyetle gözeten Buhari'de zikrediliyorsa hemen karşı çıkmayacağım ve doğru olabileceğini düşünebileceğim bir rivayettir. Çünkü tarihin her döneminde olduğu gibi Resulullah (s.a.v.)'in döneminde de kişileri kutsallaştırıp-tabulaştıran ve ebedi kurtuluşlarını onların sakallarında, tırnaklarında hatta sümüğünde arayan kimseler, Resulullah (s.a.v.) döneminde de olabilir.

Bu bizler için bir örnek teşkil etmez ki!.
Efendimiz (s.a.v.)'i gören ve onun zamanında yaşayan her müslümana sahabe dedikten sonra bu sahabeleri bir bütün olarak yücelterek tabulaştıran kimseler, ne yazık ki açık bir şaşkınlık içindedirler. Resulullah (s.a.v.)'i görmesine ve onun döneminde yaşamasına rağmen müşrik, kafir ve münafık kimselerin olduğunu kabul etmek zorunda kalan bu şaşkınlar, o dönemdeki bir insan müşriklerden ve kafirlerden ayrılarak müslüman olduğu ve sahabe ünvanını kazandığı zaman, o kişinin ani bir yükselişle kamil bir müslüman makamına çıktığını zannetmektedirler. Oysa durum siyah beyaz ayrımı kadar net bir durum değildir. Sahabe denilen bu müslümanlar arasında gerçekten sıddık, gerçekten alim, gerçekten salih kimseler olduğu gibi ilim ve nefsi zafiyetler konusunda değişik seviyelerde bulunan kimseler de vardır.

Bunun neresi şaşırtıcı ki!..
Ancak değişik nedenlerle sahabeleri yüceltip-tabulaştıran kimseler, bu söylediklerimizi anlamayan veya anlamak istemeyen kimselerdir. Bir insan olan sahabenin herhangi bir ayet hakkında söylediğini ayetin ayetle açıklanması gibi kabul eden(!) ve evrensel olan ayeti o beşeri çerçeveye mahkum eden bu kimseler, elbetteki sümükle ilgili bu rivayetten de ibret değil örnek alacaklar ve bunu delil kabul ederek benzer davranışları hocalarına veya şeyhlerine karşı göstereceklerdir.

İbret alınması gereken bir rivayeti örnek olarak ileri sürüp insanların zihinlerini iğdiş eden ve bu zavallıları bir sürü haline getiren çobanları ilme değil insafa davet ediyor ve "Yakanızdan tutulmadan önce bu insanların yakalarını bırakın" diyoruz. Bizlere ilettiği böylesi rivayetler ile tabulaştırılan sahabe gerçeğinin bir başka boyutunu gösteren İmam Buhari'ye ve diğer hadis imamlarına ise tekrar rahmet diliyoruz.

Dua ile..

                                                 <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [29]

Mehmed Alagaş
05.12.2017 21:37
Selam
Beni ve söylediklerimi anlayamadığın doğru kardeşim. Mehmed abinin Nebevi sünnetin önemi ve bu sünnetin Kur’an karşısındaki yeri hakkında 30 yıldır yazdıklarını ne kadar takip edebildin bilmiyorum. Bizlerin Nebevi sünnete ihtiyacı, ayrıntısı beyan edilen veya edilmeyen Kurani hükümlerin yaşanması noktasında Resulullah (s.a.v.)’in vahiy kaynaklı örnekliğini, ayetlere dayanarak yaptığı ictihadlerini ve nasihatlerini dikkate alarak amel etmek düzlemindedir. Daha açık bir ifadeyle Efendimiz (s.a.v.) bizlere hüküm koyma konusunda değil, Rabbimizin koyduğu hükümleri yaşama konusunda örnektir.

Resulullah (s.a.v.)’in kendisine gelen vahy-i metlüv ile vahy-i gayri metlüvü hiçbir çelişkiye düşmeden nasıl ayırdığını tarihte ilk kez Kur’an ayetleriyle açıklayan Mehmed abin, Kur’an’da yer almayan vahy-i gayri metlüv ile Efendimiz (s.a.v.)’in Kur’an’a rağmen hüküm koymayacağını, koyamayacağını da yine ayetlerin açık anlamında görmektedir. Dolayısıyle bu derin meselede mola almanı ve meseleyi tekrar araştırıp-düşünmeni tavsiye ediyorum.

Dua ile..
Mehmed Güneş
05.12.2017 17:48
Anlayışlar Hakkında
Sizin samimiyetinizden hiç bir kuşku duymayan birisi olmama rağmen ne yazık ki ben sizi hiç anlayamıyorum Mehmed abi. Çünkü icma ile sabit olan bu durumun rivayet seviyesinde kaldığını söylemek ne makul ne de makbuldür. Eğer bu hadis olmasa tevatüren kabul edilip yaşanan bir olgu olarak karşımıza çıkmazdı. İcmâ'yı kabul edip bu konuda bir istisna getirmeniz de bariz bir tearuzdur. Çünkü İcmâ'dan ancak burhan ile çıkılır. Şanı yüce Rabbimiz eğer doğru söylüyorsanız burhan getirin, buyurmaktadır. Kuran'ın tasdik ya da tekzip etmediği bir konuda Kuranı Kerim'i, icma ve hadisin önünde bir kalkan olarak kullanmak ilimden nasibi olanlara yakışmaz. Nebî sallallahu aleyhi ve selleme nispet edilen hüküm koyma yetkisi vahiyden bağımsız değildir. Dolayısıyla bu nüansı belirtmeden teşrî yetkisini nefyetmek nakıs bir girişimdir. Pek hâlâ gayri metluv bir vahiy ile Allah subhanehu ve teala bunu teşrî de bulunmuş olabilir. Kesin olan şudur ki, Peygamber bunu beyan etmiş ve ashab bunu uygulamıştır.

Mehmed abi şuna da dikkat çekmek isterim ki, her rivayetin sahih olduğunu tespit etmede Kuran'ı Kerim’in hakemliğine başvurma iddiası görecelidir. Nitekim herhangi bir kişi Kuranı Kerim'e aykırı olduğu iddiası ile tekzip ettiği bir rivayeti diğer bir kişi Kuranı Kerim’in tasdik ettiğini söyleyerek hadis olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla Kuran üzerinde yapılan değerlendirmeler de zan söz konusu olabilmektedir. Bunun en güzel örneği günümüzün meal okuyucularıdır.

Selam ve dua ile
Mehmed Alagaş
05.12.2017 16:22
Ve aleykümselam
Mehmed kardeşim söylediklerini çok iyi anlıyorum. Zina olayına verilecek ceza konusunda hadislerdeki recm cezasıyla Kur’an’daki celde cezasını birlikte kabul ederek, her ikisini ortak bir anlayışta izah etmeye çalışan kardeşlerimizin söylediklerini tekrarlıyorsun. Ancak aynı meseleye korunmamış rivayetlerden değil korunmuş Kur’an-ı Kerim’den bakarak “Hadis olarak öne sürülen rivayetleri Kur’an’ın hakemliğine götürmeliyiz, hadis olduğu ileri sürülen hiçbir rivayet ayeti neshedemez, Rabbimiz Kur’an’da zinanın cezalarını açık olarak beyan etmiş ve “Sizler bu Kitab’tan sorumlusunuz” buyurmuştur” diyerek yaklaşan kardeşlerinizi ve bu kardeşlerinizin açık delillerini dikkate almak durumundasınız.

Kur’an’ın tamlığına ve tamamlanmışlığına inanmış bir müslüman olarak bazı hükümlerin pratiğe geçirilmesinde Nebevi sünnete muhtaç olduğumuzu kalbi bir mutmainlikle söyleyebiliyorum. Mesela Resulullah (s.a.v.) döneminde zinaya ilişkin ceza ayetleri indikten sonra müslümanlar arasında bir zina olayı yaşansaydı, Efendimiz (s.a.v.) bu Kur’an’daki celde cezasının kişilere göre nasıl, nerde ve kimler tarafından uygulanacağı konusunda ümmete yol gösterici bir örneklik sergiliyebilirdi. Resulullah (s.a.v.)’in bu örnekliği bizler için zina olayına hüküm koyma değil, zina olayında Allah’ın koyduğu hükmü uygulama çerçevesinde anlaşılır ve hiç tartışmasız kabul edilirdi. Çünkü hepimiz birçok ayette görüyor ve biliyoruz ki, İslam şeriatını oluşturan temel meselelerde şanı yüce Rabbimiz hüküm koyma yetkisini peygamberlerine dahi vermemiştir.

Dolayısıyle Resulullah (s.a.v.)’in müslüman bir kadına recm cezası verdiği iddia ediliyor ve bu ceza İslam hukukuna giriyorsa, burada Resulullah (s.a.v.)’e Kur’an’da olmayan bir hükmü koyma yetkisi verilmektedir. Ki meseleyi yeterince araştıran müslümanlar, yaşayan ve yürüyen bir Kur’an olan Peygamber (s.a.v.)’i böyle bir icraattan tenzih edecek müslümanlardır. Burada önemli olan sahih rivayetlerden hareketle “Recm cezası vardır” diyen kardeşlerimizle, açık ayetlerden hareketle “Kur’an’a göre zinanın cezası recm değildir” diyen kardeşlerimizin birbirlerini iyi anlamaları ve recm uygulamasının sahabenin samimi icması ile şeriata nasıl girdiğini ortaya koymalarıdır.

Bu yapılmadığı sürece herkes meseleye kendi penceresinden bakarak konuşmaya devam edecek ve bu önemli mesele ümmet penceresinden bir sonuca ulaşamayacaktır.
Mehmed Güneş
05.12.2017 11:20
Kuran ve sünnet açısından recm
Selamun aleykum
Mehmed abi, Ali radıyallahu anh'dan miras aldığım bir ilke ile söze başlamak isterim: "Hak kişilerle bilinmez fakat kişiler hak ile bilinir." İttifak ettiğimiz üzere, ashabın icma ettiği her bir husus haktır. Bunun nedeni onların vahiy üzere icma etmeleridir. Aksi halde dinde Allah'ın izin vermediği bir alanda teşrî koymuş olurlar ki bu küfür ve muhaldir. Muhal olmasının sebebi şudur: Allah subhanehu ve teala bize onlardan razı olduğunu haber vermiştir. Allah'ın verdiği haber haktır. Küfür ve rıza aynı anda bir araya gelmez. Vahyi mukaddime yaparak istidlal ettiğim bu önerme haktır. Nitekim daha önce de bunu destekleyen ayetleri ifade etmiştim.

Tarih de recmi inkâr eden ilk fırka olarak haricileri buluruz. Dolayısıyla bu bidat bir görüştür. Ne sahabe ne tabiin ne de ondan sonra gelen asır bu görüşe itibar etmemiştir. Ümmet arasında bu konu ihtilaf konusu da olmamıştır. Asrımızdaki İhtilafın çoğu da recm hukukunu bilmemekten kaynaklanmaktadır. Tıpkı bir erkeğin bir den fazla eşle evlenmesinin alt yapısının ve şartlarının bilinmediği gibi. Nitekim siz bunu kitabınızda müstakil olarak ele aldınız. İhtilafın bir kısmı da bazı ilahiyatçıların batının konuya yaklaşımı ile ilgili korkularıdır. Küçük bir kısmı da Peygamberi mücerret bir postacı olarak gören grupların çalışmalarının etkisidir.

Recm hükmünün Kuran'ın hükmü ile çelişmediğini bilakis muvafık olduğunu ispat edeceğim inşallah.
Teknik kısma geçmeden önce recmi inkâr edenlere vicdani açıdan bir sorum var. İki kişi düşünün bunlardan birisinin dört tane eşi var. Eşleri bütün ihtiyaçlarını karşılayacak dahası tatmin edecek nitelikte. Diğer kişi ise bekar. Evli olan kişi hiç bir zarureti söz konusu olmadan zina ediyor. Bekar olan kişi ise son derece dikkatli olmasına rağmen nefsi ona galebe çalıyor ve bir anlık gaflet ile zina ediyor. Sorum şudur: Hangi vicdan sahibi her ikisinin cezasının eşit şekilde verilmesi gerektiğini söyleyebilir? Eğer dünyada iken cezaları eşit fakat âhirette farklı denirse. Bu delilsiz ve bâtıl bir sözdür. Çünkü hadler zaten ahiretteki cezalara kefarettir.
...
Kuranı Kerim’in hiç bir yerinde evli olarak zina edenlere recm uygulanmaz, diye bir ayet yoktur. Dolayısıyla hadis ve ayet arasında kurulan çelişki iddiası sakıt olmuştur. Kaldı ki Kuranı Kerim'de evli iken zina edenlere şu şekilde ceza uygulayın, şeklinde de bir ayet yoktur. Kuranı Kerim'deki celde cezası umum olarak değil;mutlak olarak gelmiştir. Eğer bir hüküm mutlak ise cüzlerinden birinin tatbik edilmesi ile hüküm yerine gelir. Eğer Kuranı Kerimdeki - zina için - celde cezası umum olsa idi, zina eden herkese aynı cezayı uygulamayı gerektirirdi. Halbuki başka ayette cariye hakkında "hür kadına verilen cezanın yarısı" Nisa 25 buyurulmuştur. Yine, mecnun/deli birisi zina ettiği zaman şu soruyu sorarız;

Mecnun/deli birisi zina ettiği zaman ona had cezasını tatbik eder misiniz?
-Evet, derlerse bu üzerine durmaya değmeyen bâtıl bir iddiadır.
-Hayır, derlerse. Onlara sizi âyeti tahsis etmeye götüren nedir, diye sorarız.
Onlar, delinin mükellef olmadığına dair elimizde başka nass(ayet - hadis) var, derlerse biz de onlara şunu söyleriz:
Bizim elimizde de evli olarak zina edeni istisna edecek nass (icma ve hadis) olduğunu söyleriz.
Başarı Allâh'tandır.
Mehmed Alagaş
04.12.2017 15:01
Ve aleykümselam Mehmed kardeşim
Ayetler ışığında söylediğin “Mü’minlerin yolu, sahabenin üzerinde ittifak-icma ettiği yoldur” sözüne kalbi bir mutmainlikle katılıyorum. Çünkü kıyamete kadar örnek alacağımız cemaat veya toplum, Resulullah (s.a.v.)’in rehberliğinde şekillenen o toplumdur. Bu örnek toplumun içinde anlayış veya nefsi zafiyetler konusunda değişik derecelerde müslümanlar olmasına rağmen bizlere örnek olarak gösterilen bu toplumun her hangi bir yanlışta icması genel olarak kabul edemeyeceğimiz bir husustur.

Yaşanan tarihe ve sahih rivayetlere bakarak bizim dile getirdiğimiz husus, Recm cezasının uygulanması konusunda sahabelerin gerçekten icması varsa (ki böyle bir icma olmasa Resulullah (s.a.v.)’in vefatından sonra İslam fıkhına girmezdi düşüncesindeyiz), zinaya ilişkin açık Kur’ani hükümler olmasına rağmen ilim, insaf ve feraset sahibi bu sahabeler neyi-nasıl anlayarak bu icmada bulunmuşlardır sorusuna cevap aramaktır.

Bu cevabı ararken rivayetlerin ortak noktalarını Kurani açıklamalarla anlamaya ve açıklamaya çalıştık. İcma konusunda ise sahabelerin ilmine ve samimiyetine gölge düşürmeden bu olayda İlahi bir takdir olduğunu ve Tevrat’ta olan recm cezasını hüküm çerçevesinde Kur’an’a koymayıp, zinaya ilişkin yeni şeriatını belirleyerek recmi nesheden Rabbimiz, neshedilen bu recm cezasının sahabenin icması ile pratik yaşantıda belli bir süre yaşanmasını takdir ettiğini belirttik. Bu olayı Rabbimizin takdirine bağlamamızın nedeni de Kur’an-ı Kerim’de bizlere örnek ve diğer ümmetler üzerinde şahit olacak olan Muhammed ümmetinin, şeytani bir dileme etrafında sadece Allah’ın izniyle icma edemeyeceklerini, bu icmada Rabbimizin hem izninin, hem de dilemesinin olması gerektiğini dikkate aldığımız içindir.

Meseleyi kısaca özetleyecek olursak, Kur’an’da zinanın cezası recm değilse ve zinanın cezasına ilişkin iki uygulama arasında kalarak her ikisini de reddetmek istemedikleri için sahabelerin evli bekar ayırımına giderek recm cezası konusundaki icmaları, samimiyet ve teslimiyetten kaynaklansa dahi Kur’an’a göre yanlış olan bir icmadır. İlahi takdir istikametinde gelişen bu olaydaki ve bu takdirdeki hikmeti de, gördüğümüz ve anlayabildiğimiz kadarıyla önceki yorumlarda açıklamaya çalıştık. Ümmetin yaşadığı bu ihtilafa ve birbirlerini itham eden taraflara, ümmet penceresinden getirebileceğin farklı bir Kurani açıklaman varsa, elbetteki dinlemek isteriz.

Dua ile..
Mehmed Güneş
03.12.2017 22:24
Yanlış İcmâ(!) ve Hakikatin kapalı oluşu (!)
Selamun Aleykum
Mehmed abi sana eleştiri bağlamında iki soru tevcih edeceğim:
"... sahabeler bu önemli konuda çelişkiye düşmezler ve bizlere göre samimiyetle ancak yanlış bir icmada bulunarak bu uygulamayı İslam hukukuna sokmazlardı."
1-Mezkur yazında (Fehmim de bir hata varsa tashih et) sahabenin yanlış bir İcmâ'da bulunabileceğini söylüyorsun.
Bu iddian vahiy ve aklî burhan açısından merdud ve son derece zayıf bir rey.
Buna delilimiz, Allah subhanehu ve teala şöyle buyurdu: "... Kim müminlerin sebilinin/yolunun gayrısına uyarsa onu cehenneme atarız.." Nisa 115
Bu son derece açık bir burhandır ki "Müminlerin yolu" Sahabenin üzerinde ittifak ettiği yoldur. Ve ondan sonra gelen müminler de o yola ittiba ederler. Nitekim Allah subhanehu ve teala şöyle buyurdu: "Ancak sizin iman ettiğinizin misli gibi iman ederlerse hidayet bulurlar." Bakara 137
Aklen de sahabenin yanlış üzerine İcmâ etmeleri mümkin değildir. Çünkü vahye şahit olan, yaşayan ve aktaran onlardır. Onların bilmediği bir iman asla İslam değildir. Sahabenin hepsinin bilmediği bir hüküm, İslam’ın hükmü olamaz. Kaldı ki onların İcmâ ile dinde Allahın izin vermediği bir meselede teşrî koymaları muhaldir ve küfürdür.

Allâhtan selamet dileriz.

İkincisi, Allah subhanehu ve teala dinini tamamladığı söylemiş ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem veda hutbesinde "size dinin hepsini aktardım" buyurmuştur. " Nebî aleyhisselam sukut eder, sahabe de bunu yanlış anlayıp, yanlış bir yol edinir!?" bu nasıl olabilir?
Mehmed Alagaş
29.11.2017 22:43
Ve aleykümselam
Kardeşlerime ben de teşekkür ediyorum. Nesh konusunda İnşirah kardeşimin getirdiği üç maddelik açıklama, meselenin genel olarak anlaşılabilmesi için yeterlidir. Birinci ve ikinci madde birçok ayetle örneklendirilecek maddelerdir. Üçüncü maddede belirtilen ve özellikle İslami hareketin fıkhını beyan eden ayetlerde bir nesh söz konusu ise bu elbetteki hükümde nesh değil, Kurani hükmün yaşanılan konum itibariyle pratiğe konulup-konulmama noktasında yani o konum itibariyle pratikte nesh olarak kabul edilebilir.

Bekir kardeşimin sorduğu “Biz bir ayetten her neyi nesheder (hükmünü o dönem için yürürlükten kaldırır) veya unutturursak ondan daha hayırlısını yahut mislini (benzerini) getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir (güç yetirendir). (2-Bakara 106)” ayetinde nesh ile birlikte ancak neshden ayrı olarak zikredilen unutturma ise özenle değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu ayette araştırılması ve düşünülmesi gereken “unutturursak” beyanı, asırlardır tefsir ehline müşkil gelen ve son yayınladığımız kitabta ortaya konan vahyi gayri metlüv gerçeği dikkate alınmadan anlaşılmayacak, açıklık kazanmayacak bir beyandır.

Vahyi gayri metlüv gerçeğini kabul etmemekte ısrar eden kardeşlerimiz, vahiy kaynaklı hangi Kurani ayetin unutturulduğunu söyleyebilirler ki? Kur’an’da yer alması gerekirken unutturulan ve bu nedenle Kur’an’da yer almayan bir ayet olabilir mi? “Her hadis vahiydir” diyenlere delil olur korkusuyla vahyi gayri metlüv yoktur diyen ve karşı tarafın yanlışları savunmak yerine bu gerçeğin arkasına saklanmalarına imkan veren kardeşlerimizin bu açık soruya cevap vermeleri gerekir.

Bakara 106 da unutturulduğu söylenen ayet, vahyi metlüv ile değil vahyi gayri metlüv ile Resulullah (s.a.v.)’e bildirilen ayettir. Çünkü arapça bir lisanla inen vahyi metlüv kaynaklı her ayet, unutturulmadan son harfine kadar yazdırılmış ve Kur’an tamamlanmıştır. Nitekim 23 Mesele kitabımızın Vahyi gayri metlüv bölümünde, konunun bu boyutuyla ilgili olarak şunları yazmıştık.

“….Burada bizler için önemli olan Resulullah (s.a.v.) için kesin hatlarla birbirinden ayrılan vahyi metlüv ve vahyi gayri metlüvün bizler nezdinde de birbirinden ayrılması ve eksiklikten beri olarak tamamlanmış olan Kur'an-ı Kerim'in son harfine kadar kaleme alındığını bilmemizdir. Ayrıca şu hususu da önemle dikkate almamız gerekir ki vahyi gayri metlüv kapsamındaki (gaybi) haberler kıyamete kadar ki Muhammed ümmeti için mutlak bir gereklilik olsaydı, elbetteki eksiksiz ve korunmuş bir Kitab olan Kur'an-ı Kerim'de yer alırdı. Nitekim kendisine arapça olarak okunan Kur'an ayetleri dışında kalbine vahyolunan bazı gerçeklerle karşılaşan Resulullah (s.a.v.)'in bir ihtimal sorabileceği "Rabbim bunları niye Kur'an'a dahil etmiyor?" sorusu da "Biz bir ayetten her neyi nesheder (hükmünü o dönem için yürürlükten kaldırır) veya unutturursak ondan daha hayırlısını yahut mislini (benzerini) getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir (güç yetirendir)." (2-Bakara 106) buyruğunda cevap bulmakta ve Kur'an-ı Kerim'in eksiklikten uzak bir bütünlük içinde tamamlandığı beyan edilmektedir….”

Doğru anlaşılması duasıyla..
İnşirah Melal
29.11.2017 15:33
Selamaleykum
Hocam "recm" meselesindeki "İlahi takdir'in hikmeti ile ilgili yorumunuzdan dolayı teşekkür ediyor ve düşünüyorum. Lakin şimdi izninizle Bekir abimin ifade ettiği Bakara-106'dan hareketle gündeme gelen ve "Nasih-Mensuh" olarak bilinen çokça ihtilaflı mesele hakkında şimdiye kadar sizin kitaplarınızdan ve sitedeki yazı ve yorumlarınızdan anladığım üç farklı boyutu zikretmek ve böylece size de doğru anlayıp anlamadığımı sormak istiyorum, çünkü bu hususta benim de takıldığım yerler var;

Ayetin sitemizdeki meali şu şekilde;

Biz bir ayetten her neyi nesheder (hükmünü o dönem için yürürlükten kaldırır) veya unutturursak ondan daha hayırlısını yahut mislini (benzerini) getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir (güç yetirendir). (2-Bakara 106)

1- Önceki kitaplardaki bazı İlahi hükümlerin Kur'an'ı Kerim ayetleri ile neshedilmesi. (Bir önceki ayette Kitap ehlinden bahsediyor olması meselenin bu boyutunu birinci sıraya koymamı gerektirdi diyebilirim. Zina yapana verilecek olan ceza meselesi bu boyutu ihtiva eder.)

2- Gayri metluv olan bir vahyin Kur'an'ı kerim ayetleriyle neshedilmesi. (Her ne kadar 105. ayette Kitap ehli zikrediliyor olsa da 106. ayet genel bir hakikati ortaya koyduğundan dolayı yine çok tartışılan "Vahyi gayri metluv" meselesinin de bu bağlamda dikkate alınması gerektiğini düşünüyor, kıblenin değiştirilmesi bu boyutu ihtiva eden bir örnek olabilir mi diye de sorguluyorum.)

3- Kur'an ayetlerinin yine başka Kur'an ayetleri ile dönemsel olarak neshedilmesi. (Aynı konudaki bazı hükümler farklı gibi algılansa da esasen birbirlerini tamamlayan hükümlerdir. Bu boyutun doğru anlaşılması için müteşabih ve muhkem meselesine vakıf olunması ve de içinde bulunulan durum, konum ve seviye tespitinin doğru yapılması gerektiğini düşünüyorum. Zira meselenin bu boyutu diğer iki boyuttan farklı olarak mensuh durumda olan ayet ya da hükümlere bir daha dönülemeyeceğini değil, bazı hükümlerin uygulanabilirliği için bazı şartların oluşması gerektiğini vurgulamaktadır. Buna bir çok örnek verilebilir lakin ben bu son boyut ile ilgili hüküm ve ayetlerin konum, durum ve kişiye göre uygulanabileceği gerçeğinden dolayı "neshedilmek" şeklinde ifade edilip-edilemeyeceği hususunda emin değilim.
Bekir Ziya
28.11.2017 23:53
selamun Aleyküm
Açıklamalarınız için teşekkür ederim Hocam. Ben 14 asır önce 'nesh' edilen hüküm derken bunu Kur'an'daki bir nesh zannetmiştim; oysa siz çok daha geniş ve doğru bir perspektiften indirilen diğer kitapları da bu konunun içinde değerlendirmişsiniz. Benim için yeterli bir açıklamadır bu. Bu arada yeri gelmişken, konuyla ilişkili olduğunu zannettiğim Bakara 106'daki ' Biz bir ayeti nesheder ya da unutturursak mutlaka daha iyisini veya bir benzerini getiririz.' ayetinde söz edilen neshi, Tevrat ve İncil'deki bazı ayetlerin neshedilmesi olarak mı anlamalıyız?
Mehmed Alagaş
28.11.2017 14:19
Ve aleykümselam
Rabbim cümlemizin ecrini lutfuyla versin Mehmed kardeşim. Meselenin önemli noktalarının anlaşılabilmesi bizim için hamd vesiledir.

Bekir kardeşim bu müşkil meseleyi çok çok kısa özetlediğimin farkındayım. Ümmetin yaşadığı bu olayda İlahi takdiri gördüğüm ve bu takdire dışarıdan bakarak söylediğim bir cümledir o. İstersen cümleyi daha da açarak söyleyeyim. Rabbimiz Tevrat’ta bulunan ve Kendisinin koyduğu recm cezasını, Muhammed ümmetinin şeriatını beyan eden Kur’an’a koymayarak neshetmesine rağmen bu neshin pratiğinin ahir zamanda yürürlüğe girmesini takdir etmiştir. Dikkat edersen ben recm cezasının Kur’an’da neshedilmesinden bahsederken, metluv veya gayri metluv vahiyle Resulullah (s.a.v.)’in şeriatında bulunan bir hükmün veya bir ayetin neshedilmesinden bahsetmiyorum.

Zaten böyle bir ceza Efendimiz (s.a.v.)’in şeriatında bulunsaydı, zina eden kadının cezasını erteleyemez ve o kadını üç kez geri gönderemezdi. Zina cezası Allah’ın hükmü olmasına rağmen Allah’ın Tevrat’taki hükmüdür. Allah (c.c.) zinayla ilgili olarak İsrailoğulları için koyduğu bu hükmü, Muhammed ümmetinin şeriatına dahil etmeyerek neshetmiş ve son ümmet için zinayla ilgili cezaları Kur’an’da beyan etmiştir. Nitekim Maide 41 den 49. ayete kadar bu olayı açıklayacak ip uçları verilmektedir. Mesela Maide 48 de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.,

”Sana da ellerinde kitabdan olanı doğrulamak ve onu korumak üzere bu kitabı hak ile indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevalarına (nefsi arzularına) uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı. Ancak size verdikleriyle sizi denemek istedi. O halde hayırlarda yarışınız. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. (5-Maide 48)”

Bu ayetteki “Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevalarına (nefsi arzularına) uyma.” buyruğu, asırlardır ehl-i kitabın arasındaki meselelerde “Allah’ın indirdiği ile yani Kur’an ile hükmet” şeklinde anlaşılmıştır. Şayet ayet “… aralarında Allah’ın sana indirdiği ile hükmet..” şeklinde olsaydı, bizler de bu ayeti aynı şekilde anlamak zorunda kalırdık. Oysa Rabbimizin indirdikleri, bu ayetin öncesine bakıldığında görüleceği gibi sadece Resulullah (s.a.v.)’e indirilenler değildir. Önceki ayetlerde Tevrat ve İncil’den bahsedilmekte, kendilerini bu kitablara nisbet etmelerine rağmen Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafir, zalim, fasık olarak nitelendirilmektedir.

Burada şanı yüce Rabbimiz Medine anlaşması nedeniyle İsrailoğullarının aralarındaki meselelerde onların Kitablarına göre hüküm verme durumunda olan Resulullah (s.a.v.)’i uyarmakta ve “…Sana gelirlerse aralarında hükmet ya da onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir zarar veremezler. Aralarında hakem olursan da adaletle hükmet. Şüphesiz Allah adil olanları sever. (5-Maide 42)” emrinin gereği olarak “Aralarında hüküm vermeyi tercih edersen, onların kitabındaki tahrif edilmiş hükümlerle değil Allah’ın indirdiğiyle hükmet” buyurmaktadır. Mesela zina olayından sonra İsrailoğullarının hahamlarına bunun cezasını soran Resulullah (s.a.v.)’e, hahamlar “Zanilere katran sürüp, bir eşeğin üstünde şehirde gezdiririz” cevabını vermişlerdir. Tabi ki Allah’a nisbet edilen bir semavi din adına Resulullah (s.a.v.) böyle bir ceza veremez, dine sonradan giren bu cezayı kendisinin uygulatmasıyla tasdik edemezdi. Nitekim Tevrat’ı açtırmış ve recm ayetini örtmeye çalışan parmağı kaldırarak Tevrat’taki Allah’ın indirdiği hükmü göstererek bu hükümle recm cezasını vermiştir.

Burada Resulullah (s.a.v.) Allah’ın kendisine ve ümmetine indirdiği bir hükümle değil, yeni şeriatı kabul ederek müslüman olmayan ve dolayısıyle Tevrat’a bağlı olduklarını iddia eden İsrailoğullarına indirilmiş olan Allah’ın hükmüyle hükmetmiştir. Zaten adil olan da azınlıklara kendi kitablarına göre hükmetmek olduğu için Rabbimizin bu olayda İlahi takriri yani İlahi tasdiği olmuştur. Kendi şeriatında bu cezanın olmadığını veya olmayacağını bilen Efendimiz (s.a.v.)’e de “Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık… (5-Maide 48)” buyurularak, bu durumun şaşırtıcı veya çelişkili bir durum olmadığı beyan edilmektedir.

Ümmetin bu çok müşkil meselesine önyargılı yaklaşmayıp anlamak istediğini bildiğim için, anlayamadığın hususları rahatça sorabilir ve ben de anlayabildiğim kadarını paylaşmaya devam edebilirim.
Dua ile..
Mehmed Can
28.11.2017 01:59
Allah ecrini ziyade etsin inşaallah abicim.
Anlamak isteyen kardeşler için çok açık ve doyurucu bir cevap olmuş. Sünnet ifadesine takılan kardeşlerimizin şu ifadeleri dikkate alarak tekrar değerlendirme yapacaklarını ümit ediyorum;

"..'sünnet' kelimesi Kur’an-ı Kerim’de elbetteki Sünnetullah bağlamında kullanılmakta ve sık sık bu İlahi sünnetin değişmeyeceği-değiştirilemeyeceği vurgulanmaktadır. Bu önemli vurgulamanın nedeni, sünnetin kelime anlamı itibariyle değişmez-değiştirilemez manasını ihtiva etmediği içindir. Çünkü sünnet kavramı, Rabbimizin uluhiyyetiyle ilgili ve sadece Kendi zatına ait bir kavram değildir."

"Kur'an ve sünnet" ifadesinin bir ikileme dönüşmemesi için gerekli şartın ise sünnete ait rivayetlerin, ravi zinciri ve hangi alimin kitabında yer aldığı gibi kriterlerden ziyade, öncelikli olarak "İlahi bir koruma" altında olan Kur'an'a sunulması olduğunu anlıyorum.

Bu yüzdendir ki değerli abim, beni seninle dost kılan Allah'a bir kez daha hamd etmeme vesile olan ilk yorumundaki, Rabbimizin "Kur'an yetmez mi?" sorusuna verdiğin cevabı tekrar ediyorum;

“Yeter ya Rabbi. Hem hükümleri öğrenmemiz, hem de bu hükümleri nasıl pratiğe geçireceğimiz konusunda muhtaç olduğumuz sahih hadisleri batıl rivayetlerden ayırabilmemiz için Kur’an bize yeter. Hamd Sanadır.”
Bekir Ziya
27.11.2017 23:04
Selamün Aleyküm
Hocam, Rabb'imizin Kur'an'da 14 asır önce neshettiği recm cezasını pratik yaşamda da neshetmeyi dilediği ortaya çıkmaktadır; şeklinde bir cümle kurmuşsunuz.Bu nesh, kıble olarak Mescidi Aksa'ya yönelinmesi ya da orucla ilgili, yazılı olmayan ayetler gibi midir yoksa yazılı olup da nesh olan bir ayet midir? Bir de daha önceki yorumunuzda recm cezasının Tevrat hükmü olarak uygulandığını söylemiştiniz. Bir çelişki var gibi görünüyor. Açıklama yaparsanız sevinirim Hocam.
Mehmed Alagaş
27.11.2017 14:20
Ve aleykümselam
Mehmed kardeşim ‘sünnet’ kelimesi Kur’an-ı Kerim’de elbetteki Sünnetullah bağlamında kullanılmakta ve sık sık bu İlahi sünnetin değişmeyeceği-değiştirilemeyeceği vurgulanmaktadır. Bu önemli vurgulamanın nedeni, sünnetin kelime anlamı itibariyle değişmez-değiştirilemez manasını ihtiva etmediği içindir. Çünkü sünnet kavramı, Rabbimizin uluhiyyetiyle ilgili ve sadece Kendi zatına ait bir kavram değildir. Sözlük anlamı yol, gidiş, prensip veya adet demek olan sünnet, yol veya adet sahibi olan her insanın devamlı ve mükerrer davranışları için kullanılabilir. Ancak beşere ait bu sünnetler şartlara göre değişmesi veya değiştirilmesi söz konusu olsa da, Sünnetullah için böyle bir şey söz konusu olmadığı için Sünnetullah’ın değişmeyeceği-değiştirilemeyeceği vurgulanmaktadır.

Sünnetin sözlük anlamından hareketle Resulullah (s.a.v.)’in devamlı olarak yaptığı ve bir mazeret olmaksızın terketmediği şeylere Nebevi sünnet veya kısaca sünnet denilmiştir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.v.)’e ait genel sünnetin gövdesini farzlar oluşturmasına rağmen İslami anlayışta sünnete farz veya farzlara sünnet denilmemesi, farzların ayetle sabit olması nedeniyle olup doğru bir anlayıştır.

Birçok Kur’ani hükmü pratiğe geçirmemizde Nebevi sünnete muhtaç olduğumuz için, müslümanların İslami kaynak olarak Kur’an ve sünnete yönelmeleri, Kur’an ve sünnet ifadelerini kullanmaları tabi ki yanlış değildir. Burada önemli olan ilk kaynak olarak Kur’an’ın kabul edilmesi ve İlahi koruma altında olmayan sünnete ait rivayetlerden. İlahi koruma altında olan Kur’an ışığında faydalanmamızdır.
Mehmed Can
27.11.2017 13:52
Selamunaleyküm
Mehmet abi Kur’an ve Sünnet dememiz bir ikilem mi? Buna sert ifadelerle karşı çıkanlar, Kur’an’da sadece Sünnetullah vardır diyorlar. Peygamberimizin müslümanlara örnek davranışlarına sünnet denilmesi yanlış mı?
Mehmed Alagaş
26.11.2017 15:58
Ve aleykümselam İnşirah kardeşim
Allah hepimizden razı olsun ve hepimizi hakta birleştirsin İnşaallah. Benim de düşündüğüm ancak Kurani cevabını bulmakta zorlandığım bir soruyu soruyorsun. Son yayınlanan 23 Mesele kitabımızda hikmetle ilgili olarak “İlahi bir hükmün yaşanılmasında veya terkedilmesinde karşılaşacağımız anlamlı sonuçtur” demiştik. Bana İlahi takdirdeki hikmetle ilgili bu soruyu Hicri 1. 2. yüzyılda sorsaydın “Bilmiyorum, Rabbim Kur’an’da recm cezasını nesh etmesine rağmen pratikte yürürlükte kalmasını takdir etmiştir” dedikten sonra bu takdirin hikmeti konusunda hiçbir şey söyleyemezdim. Ama aradan ondört asır geçip, dünyanın ne hale geldiğini gördükten sonra bu İlahi takdirin hikmetini kısmen anlamaya başlayabiliyorum.

Bildiğiniz gibi hiçbir nefse güç yetiremeyeceği şeyi yüklemeyen Rabbimiz, biz müslümanlara zinaya yaklaşmamamızı emretmektedir. Çünkü zinaya yaklaşıldığı zaman o şehvet girdabına kapılıp zina yapmamak, bizler için zinaya yaklaşmamaktan daha zordur. Bizi bizden iyi bilen Rabbimiz, bizleri zinadan koruyabilmek için “Zinaya yaklaşmayın” buyurmaktadır. Son yüzyıla kadar müslümanların buna güç yetirebileceğini bilen Rabbimiz, caydırıcı bir ceza olarak recm uygulamasının Kurani hükümde olmasa da pratik yaşantıda kalmasını takdir etmiştir.

Ümmet arasında asırlardır ciddi bir ihtilaf konusu olmayan bu meselenin son yüzyılda gündeme gelmesi, konuşulması, tartışılması ve Kur’an merkezli çözüme kavuşturulmak istenmesi yine İlahi takdirdir. Bu İlahi takdirdeki hikmet ise insanlığın geldiği iğrenç durumla ilgilidir. Öyle bir zamana gelinmiştir ki insanlar zinaya değil, zina insanlara yaklaşmaktadır. İşte bu noktada hiçbir nefse güç yetiremeyeceğini yüklemeyen ve Rahman olan Rabbimizin yine rahmet dolu takdiri gerçekleşmekte, Kur’an’da ondört asır önce neshettiği recm cezasını, pratik yaşantı ve uygulamada da neshetmeyi dilediği ortaya çıkmaktadır.
Her zaman dediğimiz gibi “Takdirde hayr vardır” ve bizim küçücük aklımızla gördüğümüz hayr şimdilik budur. Tabi ki bu söylediklerimizin kesinlikle doğru olduğunu iddia etmiyor ve ümmetin yaşadığı bu İlahi takdirin hikmetini daha iyi anlayan kardeşlerimizi dinlemek istiyoruz.

Dua ile..
İnşirah Melal
26.11.2017 14:24
Selamaleykum
Hocam son yorumunuzu tekrar tekrar okuyup recm ile ilgili bu müşkil meseleyi daha iyi anlamaya başladığımı farkediyorum. Allah sizden razı olsun. Meseleyi anlamaya çalışmayanların hangi taraftan olursa olsun itirazlarını devam ettireceğini düşünsem de ulaştığınız gerçekleri ortaya koymaya çalıştığınızı ve meselenin bu tarafını pek önemsemeyeceğinizi de biliyorum.

Asırlardır işleyen süreci ve muhtemel sebeplerini idrak etmeye başlamış olsam da anlayamadığım bir hususu sormak istiyorum; Son yorumunuzda İlahi takdirden bahsediyor ve sahabelerin sahip olduğu ilim, feraset ve faziletlerinin bu İlahi takdiri değiştiremediğini belirtiyorsunuz.

Ben buradaki İlahi takdiri görsem de, İlahi takdirdeki hikmeti anlamakta zorlanıyorum. Size göre bu takdirdeki hikmet nedir?
Mehmed Alagaş
25.11.2017 17:17
Ve aleykümselam
Fatih kardeşim yukarıdaki yazıyı dikkatlice okursan Mehmed abin hadis imamlarının masumiyetinden veya hatasız olduklarından bahsetmiyor. Her insan gibi onlar da hata yapabilirler veya tarihi süreçte onlara da yalan isnat edilebilir. Recm hadisesiyle ilgili haberlerin hepsini doğru kabul ettiğimiz zaman elbetteki bu Kur’an’ın tamlığına, tamamlanmışlığına ve İslam’ın zinaya ilişkin açık ayetlerine şüphe düşürür. Ancak bizlerde Kur’an’ın tamlığı ve tamamlanmışlığı konusunda böyle bir şüphe yok ki? Bu şüphe olmadığı için söz konusu rivayetlerin o çürük bölümlerini Kur’ani bir mutmainlikle reddediyoruz.

Ancak biz bunu reddederken rivayetlere dayanarak bunu savunan müslümanlarla ayrılığa vesile olacak sonuçsuz tartışmalara girmek yerine onları anlamaya çalışıyor ve söz konusu vakayı yanlış ve doğrularından ayırıp ortaya koymaya çalışıyoruz. Çünkü böyle bir vaka yaşanmış olmasa, Resulullah (s.a.v.)’in vefatından sonra sahabeler bu önemli konuda çelişkiye düşmezler ve bizlere göre samimiyetle ancak yanlış bir icmada bulunarak bu uygulamayı İslam hukukuna sokmazlardı.

Efendimiz (s.a.v.)’in Kur’an’a göre ehl-i kitab bir kadına recm uygulayamayacağını söylüyorsun. Medine anlaşmasının mahiyetini anladıktan sonra Maide 44 ayet-i kerimesini iyice tefekkür etmeni isterim. Recm ile ilgili rivayetlerin ortak noktasında, zina itirafında bulunan kadının üç kere geri gönderildiği belirtilmektedir. Peki bu kadın müslüman olsa ve “Kızım Fatma hırsızlık yapsa elini keserim” diyerek topluma yansıyan suçlarda affetme yetkisinin bulunmadığını bilen Resulullah (s.a.v.)’in hükmü erteleme ve kadını geri gönderme yetkisi olabilir miydi? Tabi ki olamazdı. Efendimiz (s.a.v.)’e hüküm verme veya vermeme konusundaki muhayyerlik, ehl-i kitabın kendi aralarındaki meselelerle ilgili olarak Maide 44 de verilmektedir., “Onlar yalana kulak verirler ve haram yerler. Sana gelirlerse aralarında hükmet ya da onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir zarar veremezler. Aralarında hakem olursan da adaletle hükmet. Şüphesiz Allah adil olanları sever. (5-Maide 42)” Siyak ve sibakından anlaşılacağı gibi ehl-i kitabla ilgili olan bu ayetin ilk bölümünde Resulullah (s.a.v.)’e muhayyerlik verildiği için hüküm vermek istememekte ve kadını üç kez geri döndürmektedir. Fakat ayetin devamında “Aralarında hakem olursan da adaletle hükmet. Şüphesiz Allah adil olanları sever” buyurulmaktadır. Peki buradaki adil hüküm nedir?

Elbetteki Medine anlaşmasının “Azınlıklara kendi kitablarına göre hüküm” maddesine göre müslümanlığı kabul etmeyen ehl-i kitaba, kabul ettikleri Tevrat’a göre hüküm vermektir. Ve Ömer’le birlikte yahudi din adamlarının yanına giden Resulullah (s.a.v.) onlara zinanın kitabtaki hükmünün ne olduğunu sormuş ve hahamlar Tevrattaki recm hükmünü parmaklarıyla kapatmak istemelerine rağmen o parmak kaldırılarak hüküm görülmüş ve kadın recmedilmiştir. Resulullah (s.a.v.)’in bu yaptıkları İlahi vahiyle tekzip edilmediği için sahabeler nezdinde bu olayda İlahi takrir yani İlahi tasdik algılanmıştır. Doğrudur da, gerçekten Rabbimizin bu Nebevi uygulama karşısında İlahi tasdiği vardır. Ayrıca Efendimiz (s.a.v.)’e yakın olan bazı sahabeler de “Ya Resulullah, bu kadını Allah’ın hükmüne göre mi recmettin?” sorusunu sormuş olabilirler. Resulullah (s.a.v.)’in bu soruya muhtemelen vereceği cevap ise gayet açıktır., “Evet, Allah’ın hükmüne göre recmettim” Efendimiz (s.a.v.)’in verebileceği bu cevap, dosdoğru bir cevaptır. Çünkü recm hükmü “İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken… (5-Maide 43)” buyruğunda da beyan edildiği gibi sonradan Tevrat’a ilave edilen bir hüküm olmayıp, kesinlikle ve kesinlikle Allah’ın hükmüdür. Ancak İlahi takdir gereği sahabeler bu vakanın hak veçhesine yeterince vakıf olmak için fazlaca soru sormamışlar, gördükleri ve bildikleri ile yetinmişlerdir. Oysa bu konuyu daha da aydınlatacak sorular sorsalardı, bu hükmün Allah’ın Tevrat’taki hükmü olduğunu ancak “… Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık… (5-Maide 48)” buyruğu ile bu hükmün Resulullah (s.a.v.)’in şeriatında yer almadığını öğrenebilirlerdi.

Az önce dediğimiz gibi İlahi takdir böyle olunca, sahabelerin iman ve ihlasları, fazilet ve ferasetleri bu takdiri değiştirememekte ve bu olay ümmet arasında “Resulullah (s.a.v.) bir kadını Allah’ın hükmüne göre recmetmiştir” şeklinde yayılmaktadır. Nitekim Resulullah (s.a.v.)’in vefatından sonra bu mesele gündeme gelince, vakaya en yakın sahabeler bile Allah’ın hükmünü ve Allah’ın takririni gördükleri bu olay karşısında iki hüküm arasında kalmışlar ve ferasette mü’minlerin öncüsü olan Hz. Ali (r.a.) bile bir suça iki ceza uygulanamayacağını farkedemeyerek Bulhari’deki rivayete göre zina eden bir kadını perşembe günü celde uyguladıktan sonra cuma günü recmettirmiştir. Nedenini soranlara da “Perşembe günü Kur’an’a göre celde vurdum, cuma günüde Resulullah (s.a.v.)’in sünnetine göre recmettim” cevabını vermekte ve sahabeler tüm samimiyetlerine rağmen recm hükmünü İslam hukukuna icma ile dahil etmektedirler.

Fatih kardeşim olayın doğru veçhesini yine rivayetlerin ortak noktalarından anlamaya çalışan ve çok araştırıp az konuşan Mehmed abin, rivayetlerin zayıf veya mevzu taraflarını gören müslümanların sahih rivayetlere karşı genel bir menfi tavır takınmamalarına ve sahih sünnete sahip çıkmalarına özen göstermektedir. Önemli olan samimi çabalarla bizlere ulaşan rivayetlerdeki muhtaç olduğumuz doğruları almak, Kur’an’a aykırı olanları da kalbi bir mutmainlikle reddetmektir. Mesela Hz. Ömer (r.a.) Tevrat’taki ayeti açıkça görmüş ve çevresindekilere bunu söylemiş olabilir. Ağızdan ağıza dolaşan bu sözün değişmesi ve ravilerin sıhhat durumunu dikkate alarak bize ulaştıran hadis imamları tarafından karşımıza kabul edemeyeceğimiz bir ifadeyle çıkması, bizim hadis imamlarını suçlamamızı ve yine onlar tarafından bize ulaştırılan sahih hadislere karşı çıkmamızı gerektirmez ki. Biliyorsun Kur’an’a göre mevzu olan rivayetleri veya rivayetlerin mevzu tarafını reddetmek biz müslümanlar için yasak değil.

Günümüzde hadis imamlarına ve hadislere genel olarak karşı çıkarak gereksiz tartışmalara giren ve farkında olmadan müslümanları yaşantıda Deistliğe sürükleyen kardeşlerimize, Allah’a kulluğumuzu yaşarken bir hükmün pratiğe geçirilmesi noktasında örnek aldığımız Nebevi uygulamalardan Kur’an’a aykırı olan var mı-yok mu diye sormak isteriz. Resulullah (s.a.v.)’i örnek alarak namazla, oruçla, hacla, zekatla, müslümanlara ve insanlara yaklaşımımızla ilgili olarak rivayetten kaynaklanan bir yanlışımız varsa bizlere bunları söyleyip gerekçelerini açıklasınlar. Bunları bırakıp deve sidiği içmeyen, içmeyi düşünmeyen ve insanları buna davet etmeyen müslümanların önüne deve sidiğini getirip, meseleyi sidik seviyesine indirmesinler.

Dua ile..
Bekir Ziya
25.11.2017 16:13
Esselamu Aleykum
Hz. Omer'e nispet edilen soz, hadis alimleri tarafindan Kur'an'in eksik oldugu yorumuna sebebiyet vermedigi icin kitaplara alinmistir. Bu da "nesh" konusundaki yanlis tespitlerinden kaynaklanmaktadir. Bilindigi gibi, lafzi nesh olup da(!) hukmu baki olan ayetler vardir rivayet literaturumuzde. Hz. Omer'e nispet edilen soz bu baglamda degerlendirildigi icin boyle bir vehamet ortaya cikmistir. Dolayisiyla yorumcu iki arkadasin degerlendirmeleri gecersizdir. Recm ile ilgili Efendimizin yaptigi iki uygulamaya, Mehmet Abi'nin dedigi gibi ya Tevratin hukmunu uygulamistir diyecegiz, ya da Kur'an, konuya dair hukmunu vermeden onceki uygulamalardir, diyecegiz. Efendimiz(sav), Medine'de ehli kitapla yapilan anlasma geregi gayrimuslumlerin kendi aralarindaki anlasmazliklarda Tevratla hukmetmistir. Bununla ilgili sahih rivayetler mevcuttur. O iki arkadasin iddialari eksik ve Mehmed Abi'ye yaptiklari ithamlar esef vericidir. Alagas gibi "Denge Ehli" bir zata karsi yapilan bu cahillige, bu sayfanin edebine hurmeten bu kadar tepki gosterebiliyorum.
Fatih Sağlam
25.11.2017 14:19
konumuz recm değil ki!
selamünaleyküm mehmet abi. yazılanları takip ediyorum ve sizin yanlış şeye yoğunlaştığınızı fark ettim. özellikle selçuk kardeşimizin vurgulamaya çalıştığı nokta recm in kendisi değil ki. adam size bir hadis sunmuş ve diyorki: bu hadisi dikkatle tekrar ve tekrar okursanız göreceksiniz ki, bu hadis aslında mevcut kuranın inkarıdır mevcut kuranın orjinal kuran olmadığını söylemektedir. ayen beyan mevcut kuranın eksik olduğunu dile getiren bu hadisi kitaplarında insanlara aktaran kişilerin masumiyetinden söz edilemez. bu basit bir hata değilki!

söz gelimi ben bir kitap yazsam ve kitabın vir cümlesini şöyle kursam: "elimizdeki mevcut kuran eksiktir bu kitabı toplayanlar bazı ayetleri dışarıda tutmuşlardır." desem benim gakkımda ne düşünürdünüz ki? valla ben kendim hakkımda hiç iyi şeyler düşünmezdim! akif kardeşimiz/abimiz de bunu demek istiyor abi. selcuk beyin gündeme getirdiği recm hadisine bir de bu gözle bakmanızı istiyorum.

Mehmet abim, allah rasülünün recm'i ehli kitaptan biri için uyguladığını söylüyor. peygamber böyle birşey yapmaz. yapamaz! allah kaynaklı olmayan bir hükmü uygulayarak birinin ölümüne hükmetmiş olamaz. çünkü o bu hükümleri hükümsüz kılmak için gelmiş değilmidir? "Allahın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendisidir!"diyr bir ayet boşuna mı vardır? hiç bir rasül böyle bir olaya alet olmaz.olamaz. ikendisine "aramızda hüküm ver" diye geliniyorsa tutupta allahın istemediği bir hükmü önermez. bu açıdan yaklaşırsak, müslüman olmayan (ehli kitap diye nitelendirebileceğimiz) toplumlardaki iktidar sahiplerinin allahın hükümleri olmayan hükümleri vermesini de aklamış olmaz mıyız?

yine aynı noktaya geliyoruz. "peygamber, kuranda olmayan, allahın istemediği recm cezasını müslüman bir kadına değil bir yahudi kadına uyguladı" sözü de kuranla bağdaşmayan, maide 44 e aykırı bir safsata rivayetdir. olaya neresinden bakarsanız bakın elinizde kalıyor.

bu yazımı yayımlamanızı önemle ve katiyetle bir kardeşiniz olarak istiyor, umuyor ve mehmet abimin kuranı apaçık şekilde değiştirilmiş kabul eden bu hadisleri kitaplarına koyan hadis alimlerine bakışını gözden geçirmesini istiyorum. çünkü bu tür, kuranı açığa düşüren hadisleri sahih kabul edip yayımlamak apaçık bir fitnedir ve HATA değildir ki.

allaha emanet olunuz
Mehmed Alagaş
23.11.2017 23:14
Ve aleykümselam
Akif kardeşim, Mehmed abini anlamadan itham etmemen gerekmez miydi? Mehmed abin çok uzun yıllar önce “Peygamber (s.a.v.)’e iman etme mükellefiyetimiz olmasına rağmen bizlere ondan haber rivayet eden ravilere iman etme mükellefiyetimiz yoktur” diyerek recm cezasının Kur’an’ı esas alan İslam hukukuna aykırı bir ceza olduğunu söylemiş ve Resulullah (s.a.v.)’in müslüman bir kadını recmetmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Nitekim 23 Mesele isimli son kitabımızda da böyle bir hadise yaşanmışsa (ki Kur’an-ı Kerim ve gelişen olaylar yaşandığına işaret ediyor) recm edilen bu kadının kesinlikle ehl-i kitab olduğunu belirtmiştik.

Konuşma üslubunuzdan öyle görüyorum ki siz bu meseleyi çözmüşsünüz. Kur’an’da zinanın açık cezası belli iken Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra recm cezasının (zinayla ilgili ayetleri çok iyi bilen) sahabenin icması ile İslam hukukuna nasıl girdiğini, rivayetlerin doğru kısımlarının ne olduğunu ve buradaki yanılgıların nereden kaynaklandığını tesbit ederek olaya açıklık getirmişsiniz. Bu doğru ise bu bildiklerinizi lütfen bizimle de paylaşınız. “Ben meselenin o tarafıyla ilgilenmiyorum” diyorsanız, meselenin o tarafını dert edinerek ümmetin bu müşkilini çözmeye çalışan kardeşlerinize ilim değil insaf gereği saygı gösteriniz.

Yakın zamanda müstakil bir değerlendirme yapacağımı söylemiştim ama her kafadan ayrı bir sesin çıktığı bu ortamda böyle bir çalışmaya şimdilik gerek duymuyorum. Hadis imamlarımıza yaklaşımımızla ilgili yazdıklarımıza ciddi bir tenkidi, bir eleştirisi olanlar varsa Allah rızası için bizi uyarsınlar. Ellerine aldıkları birkaç çürük elmayı devamlı gündeme getirerek, müslümanları muhtaç oldukları elma çuvalından uzaklaştırıp Rabbe kulluk yaşantılarında birer Deist durumuna getirmeye çalışmasınlar.

Allah’tan korkalım..
Akif Sayın
23.11.2017 17:05
recm mi dediniz?
esselamu Aleykum herkese.
Mehmet alagaş beyin selçuk kardeşimize verdiği cevap beni hayli üzdü. kendini Kuran müslümanı olarak gördüğüm Mehmet Alagaş'ın, allahın zinaya verilecek ceza konusunda, kurandaki ayet duruyorken tutup rivayetlere dayalı recm cezasını bir çırpıda red edemeyişi beni derinden üzdü.

Nur 2 ayeti orta yerde duruyorken tutup çürük elma dolu bir sepete yönelmek, kurana yeteri kadar iman edilmediğinin göstergesi değil midirki?


insandergisi.com:


Sayın Akif SAYIN!
Değerli kardeşimiz, ALAGAŞ hocamızın bu hususta mustakil bir değerlendirme yapacağını söylemesinden ve sabır duasında bulunmasından sonra yapmış olduğunuz bu yorumu diğer kardeşlerimiz de yapmasınlar ve sabretsinler diye yayınlıyor, "recm" hususundaki yorumların yayınlanmayacağını bu vesileyle tüm kardeşlerimize bildiriyoruz.

Saygı ve selamlarımızla.
Mehmed Alagaş
21.11.2017 12:03
Ve aleykümselam
Yazının önemli bir eksikliğini ne güzel tamamlamışsın Talha kardeşim. Zaten birçok kitabımızda kendilerine hüsnüzanla yaklaştığımız salih kimselere nisbet edilen yanlış görüşler karşısında “Bu konuda yanılmış veya bu görüş sonradan kendilerine nisbet edilmiş olabilir” derken, bizler de aynı gerçeğin altını çizmek istiyorduk.

Rahmet duasıyla..
Talha
20.11.2017 14:13
SELAMUN ALEYKUM
Yine muhteşem ve elzem bir konu başlığı...
Allah razı olsun...
Aslında elma örneği konuyu çok güzel açıklıyor...
Benim aklıma o sepetin içine dışarıdan çürük elma koyulma ihtimalide geliyor ve hatta çok ağır basıyor... En nihayetinde beşeri bir kitap ve koruma altına alınması söz konusu değil... Kur'an gibi birçok insan tarafından hıfzedilip asırlar boyu aktarılmış da değil. İllaki dış müdahalelere açık bir kitap...
Topyekûn çöpe atıp tenkitlerde sınır tanımamak bana hadsizliğin zirvesi gibi geliyor...
Hakkınızı helal edin...
Mehmed Alagaş
19.11.2017 14:08
Ve aleykümselam
Biraz sakin ol, her elmayı kabuğuna veya çürüğüne göre değerlendirme Selçuk kardeşim. Muhammed ümmetinin bir müslümanı olarak bazı ihtilafların ortadan kalkmasını istiyorsan, bu ihtilafların nereden kaynaklandığını ve Resulullah (s.a.v.)’in vefatından sonra yaşayan sahabelerin, Kur’an’da olmayan recm cezasını niye uyguladıklarını araştırıp anlamaya çalışmalısın ki meseleye vakıf olup, müslüman zihinleri bu ihtilaftan kurtarabilesin.

Ben şahsım adına bu konudaki rivayetleri, sağlam ve çürük tarafı olan bir elmaya benzetiyorum. Elmanın çürük tarafını Kur’an’a aykırı görüp elmayı reddetmemiz, elmanın sağlam tarafını öne süren kimselerin itirazlarıyla karşılaşacak ve asırlardır sürdüğü gibi bu ihtilaf yine sürmeye devam edecektir. Müslümanlarla şimdiye kadar paylaşmadığım bu oldukça müşkil konudaki çalışmalarımı, kardeşlerimle paylaşmamın artık bir zaruret olduğunu görüyorum. İnşaallah ya mustakil bir yazı ile ya da “Birlikte değerlendirelim” başlığında bu meseleyi ele alabiliriz.

Sabır duasıyla..
Selcuk Ege
18.11.2017 23:40
selamunlaeykum
Mehmet abi. aşağıda yazdığım hadisi buhari dahil diğer tüm hadis kitabı yazanlar kitaplarına almakta bir sakınca görmemişler. hepsine göre de bu hadis, sahih.

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

"Hz. Ömer (radıyallahu anh)'i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti:

"Allah Teâla Hazretleri Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'i hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitab'ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum:

Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: 'Biz Kitabullah'da recm cezasını görmüyoruz.' (deyip inkâra sapabilecek ve) Allah'ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalâlete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, sübut bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah'da mevcut bir haktır. Allah'a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: 'Ömer Allah Teâla'nın kitabına ilâvede bulundu.' demeyecek olsalar, recm âyetini (Kitabullah'a) yazardım." [Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu'l-Ensar 46, Megâzi 21, İ'tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, ( 823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).]

apaçık bir şekilde elimizdeki kuranın değiştirilmiş olduğunu söyleyen bu hadisi kitablarına koymaları onların müslüman olmadıklarını gösteriyor! ve siz bu adamı halen savunabiliyorsunuz. pes doğrusu
Celâl Demirtaş
18.11.2017 21:52
Buhari ve Müslim
Buhârî, sahih olan bütün hadisleri derlemenin kitabın hacmini büyüteceğini düşünerek bu yola gitmediğini, ancak SAHİH OLMAYAN hiçbir hadisi de eserine almadığını belirtmiştir (İbnü’s-Salâh, Muķaddime, s. 168). Onun eserine el-Câmiu’l-müsnedü’ś-śaĥîĥu’l-muħtaśar min umûri Resûlillâh śallallāhü aleyhi ve sellem ve sünenihî ve eyyâmihî adını vermesi de sahih olan bütün hadisleri derlemeyi düşünmediğini göstermektedir. Aynı düşünceye sahip olan Müslim de sıhhatinde muhaddislerin ittifak ettiği hadisleri derlemekle yetindiğini söylemiştir (Müslim, “Śalât”, 63). Sahih olan bir hadisin Buhârî ile Müslim’in benimsediği şartlara uymaması, senedinin bir başka sahih rivayete göre daha düşük seviyede olması, diğer hadis âlimlerinin sika kabul ettiği râvileri Buhârî ile Müslim’in güvenilir bulmaması, bir hadiste başkalarının farketmediği gizli bir kusuru (illet) onların görmesi ve aynı değerde olan iki sahih hadisten birini tercih etmeleri gibi sebeplerle Śaĥîĥayn’da yer almaması o hadis için bir kusur sayılmaz. Eserine "SAHİH” adını veren hiçbir musannif kitabındaki BÜTÜN HADİSLERİN SAHİH OLDUĞUNU söylememiş, fakat Buhârî ile Müslim’in sahih olmayan hiçbir hadisi eserlerine almadıklarını belirtmeleri ve bunun doğru olduğunun anlaşılması sebebiyle Nevevî’nin dediği gibi İslâm ümmeti, bu iki eserdeki hadislerin tamamının sahih ve bu hadislerle amel etmenin VACİP olduğu hususunda görüş birliği etmiştir (Nevevî, Tehźîbü’l-esmâ, s. 143)
İnşirah Melal
18.11.2017 13:12
Selamaleykum
Değerli hocam, Allah sizden razı olsun..
Her ne kadar yine itidalde durmak adına meseleye ifrat ve tefrit boyutundan yaklaşanları rahatsız edecek bir yaklaşım ortaya koymuş olsanız da güzel bir örnekle gayet açık bir şekilde meseleye yaklaşımınızı ifade etmişsiniz. Rabbim ecrinizi versin.
Mehmed Alagaş
18.11.2017 12:50
Selamunaleyküm
Yazıyı ve yazılanları anlayamadığını görüyorum Receb kardeşim. Kullandığım ifadede Kur’an’da bulamadığımız şeyleri zanni rivayetlerde değil, sahih hadislerde bulabiliriz demiştim. Rivayetlerin zanni olduğunu ve sahih hadislerin de bu zanni rivayetler arasında bulunduğunu elbetteki biliyorum. Ancak Kur’an’da hükmü olsa bile pratiğini bulamadığımız meselelerde Nebevi pratiğe yani sahih hadislere muhtaç isek elbetteki bu zanni rivayetlere yönelecek ve zanni rivayetler içindeki sahih hadisleri öpüp-başımıza koyacağız.

Bazı İlahi hükümleri pratiğe geçirmek konusunda “Allah’ın Kitab’ında neyi eksik gördünüz?” soruna ise hiç cevap vermiyor, Allah’a kulluğunu yaşarken birçok konuda hangi sahih hadislerle amel ettiğinin farkına varmanı istiyorum. Bana Allah’ın “Kur’an yetmez mi?” sorusuna ne cevap vereceğimi soruyorsun. Rabbimize vereceğimiz bu cevabı sen de duyabilirsin.,

“Yeter ya Rabbi. Hem hükümleri öğrenmemiz, hem de bu hükümleri nasıl pratiğe geçireceğimiz konusunda muhtaç olduğumuz sahih hadisleri batıl rivayetlerden ayırabilmemiz için Kur’an bize yeter. Hamd Sanadır.”
Recep Tokalıoğlu
18.11.2017 11:02
Zanni rivayetler
Sayın hocam Nisa 59 Ayeti ALLAH'ın Resulü'nün söylediği ZANNEDİLEN sözleri uymak olduğunu onlardan faydalanmak KUR'AN DA Bulamadığımız şeyleri ZANNİ Rivayetlerde olduğunu yazmışsınız. Ancak ALLAH'ın Resulünün yazdırmadığı 4 büyük Halifenin de yazdırmadığı yazılanları da yaktırdığı halde özellikle de ALLAH'ın ZAN Konusunda onlarca Ayetle uyardığı Halde ZANNİ Sözleri hele içerisinde sahih denilen Rivayetlerde KUR'AN'A Aykırı şeylerin olduğu halde nasıl Rivayetleri DİN olarak değerlendirebiliriz. İçinde çürüklerin olmasından dolayı hepsini reddedemeyiz demişsiniz ALLAH'IN DİNİNDE HAAŞA ÇÜRÜKLER OLABİLİR Mİ? ALLAH KİTABI EKSİKSİZ TAMAMLADIM BUYURDUĞU HALDE ALLAH'IN KİTABINDA NEYİ EKSİK GÖRDÜNÜZ DE RİVAYETLERDE BULDUNUZ. İnsanların geleneklerinden gelen alışkanlıklarıyla oluşturdukları beşeri DİNİ Mİ Bulamayınca Hadislere yöneldiniz. Hani Yahudilerde ALLAH'IN İndirdiklerini beğenmedikleri için Resullerinden devamlı değiştirmelerini istiyorlardı da ALLAH'ta onların işini zorlaştırıyordu. ALLAH'IN İndirdiğini yeterli görmüyorlardı. ALLAH Soruyor KUR'AN Yetmez mi? Cevabınız nedir?
Yorum yap yorum