Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

15 Temmuz Sonrası Müslüman Tanımı ve Yol-Yöntem Meselesi



15 Temmuz Sonrası Müslüman Tanımı ve Yol-Yöntem Meselesi

Selamunaleyküm. 
Mehmet abi 15 temmuzdan sonra takip ettinizmi bilmiyorum müslümanlar arasında çok sivri tartışmalar yaşandı. Siz bu tartışmalara hiç girmediniz. 15 temmuzla ilgili kısa yorumunuzda;

"Bizler yolcuların samimiyetine bakarak yanlış bir yolu doğru görmeyeceğimiz gibi, yola bakarak yolcuları acımasız bir genellemeyle mahkum etme durumunda da değiliz." diyorsunuz. Bu sözlerinizi biraz açarmısınız, tabi size göre mahsuru yoksa.                                     <<< Selami Özcan >>>

Ve aleykümselam Selami kardeşim
15 temmuz sonrası müslümanlar arasındaki tartışmaları kendim takip etmedim. Ancak Kemal Songür kardeşim bu tartışmalarla ilgili bana genel bir bilgi verdi. Gördüğüm kadarıyla tartışmaların temelinde müslüman tanımı ve yol-yöntem meselesi var. Meseleye müslümanların tanımı noktasından başlayacak olursak, müslümanın tanımı hususunda Fatiha suresini iyi anlamamız lazım. Bildiğiniz gibi bizlerin duasına istikamet veren ve bizler için Allah'ın lutfu olan Fatiha suresinin ilk ayetlerinde dua edenin vasıfları bildirilmektedir.

"Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. (O) Rahman'dır, Rahim'dir. Din gününün Malik'idir. Yalnız Sana kulluk-ibadet eder ve yalnız Sen'den yardım dileriz. (1-Fatiha 2..5)" ayetleriyle verilen bu vasıflar, "Yalnız Sana kulluk-ibadet eder ve yalnız Sen'den yardım dileriz" ayetini yaşamakta zorlanan bizler için hiç kuşkusuz ki bir insanın müslümanlığına gönül rahatlığı ile şahitlik edeceğimiz yeterli vasıflardır. Böyle bir insanı gördüğümüzde ona gıpta ile bakar ve "Sen gerçekten dosdoğru bir yoldasın" deriz.

İyi ama şanı yüce Rabbimiz bizim dosdoğru bir yolda gördüğümüz bu insanlara "Bizi dosdoğru yola ilet (1-Fatiha 6)" duasını neden tavsiye ediyor? Allah'ı Rahman ve Rahim olarak bilen, Din gününe iman eden, yalnız O'na kulluk eden ve yalnız O'ndan yardım dileyen bu insanlar zaten dosdoğru bir yolda değil midir?

Elbetteki doğru,
elbetteki dosdoğru bir yoldadır. Rabbimiz dosdoğru bir yolda olan bu insanlara "Bizi dosdoğru yola ilet" duasını tavsiye etmesinin hikmeti ise bizlere doğru yolun ve müslümanlığın bir süreç olduğunu beyan etmesi içindir. Doğru yol ve müslümanlık, bizler için son nefesimize kadar devam edecek ve devam etmesi gereken bir süreçtir. Bu sürecin Allah'a ve ahiret gününe imanla başlayan ilk aşamasından, tağutu inkar etmekle devam eden ve alemlerin Rabbi olan Allah'ı hayatın en küçük detayında dahi birleyen noktalarına kadar uzanan ve "Ya Rabbi bilerek şirk koşmaktan Sana sığınırım, bilmediklerimi bağışla" buyuran Resulullah (s.a.v.)'in bile güç yetiremeyeceği aşamaları vardır.

Bizler bu sürecin içinde yaşıyor ve son nefesimize kadar tekrar edeceğimiz "Bizi dosdoğru yola ilet" duasıyla her gün yeni bir üst aşamaya gelme gayretinde bulunuyoruz. İşte bu aşamaları yaşarken dikkat etmemiz gereken husus, ilk aşamaları yaşayan kardeşlerimizin müslümanlığını, bulunduğumuz aşamaya göre tanımlamamak ve bulunduğumuz aşamaya göre yargılamamaktır. Meseleyi örneklendirmek gerekirse Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir insan bu doğru yolun A aşamasındayken, inancı istikametindeki salih amellerle ve namaza başlamakla B ve C aşamalarına geçer. Daha sonra tevhidi gerçeklerle karşılaşan, bu gerçeklere göre günümüzdeki tağutların ne olduğunu anlayan ve tağuta kulluktan sakınan bu müslüman artık D ve E aşamalarına gelmiş tevhidi bir müslümandır.

Gördüğünüz gibi bu bir süreçtir. Nitekim şanı yüce Rabbimiz "Şüphesiz iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiiler(den her kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder, salih amellerde bulunursa artık onların Allah katında ecirleri-mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. (2-Bakara 62)" buyurarak, doğru yolun ilk aşamasında bulunan bu insanların amellerini zayi etmeyeceğini bildirmekte ve onların müslümanlık iddialarını da doğru kabul etmektedir.,

"Bundan (Kur'an'dan) önce kendilerine Kitab verdiklerimiz buna iman ederler. Onlara (kendilerine önceden verilen hakka iman edenlere Kur'an) okunduğu zaman "Biz ona inandık. O, Rabbimizden gelen bir haktır. Biz bundan önce de müslüman idik" derler. İşte onlara sabretmeleri dolayısıyle ecirleri-mükafatları iki defa verilir. Onlar kötülüğü iyilikle savıp-uzaklaştırıp, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler (Allah rızası için harcarlar). (28-Kasas 52..54)"

Tevhidi gerçekliklerden hareketle, bildiklerini anlayabildikleri kadar yaşayan cami cemaatine müslüman sıfatını vermekten sakınan kardeşlerimiz bu yazdıklarımızı anlamakta zorlanabileceklerdir. Burada dikkate alınması gereken ayırım, bir insanın bizlerin nezdinde müslüman görülmesi ile Allah'ın nezdinde müslüman görülmesinin aynı şey olmadığıdır. Kelime-i tevhide iman eden ve tevhidi gerçeklikler istikametinde tağuta kulluktan sakınarak Allah'a kulluk eden D ve E aşamasındaki bizler, elbetteki müslüman ve müslümanlık tanımını bu bilince göre yapacak ve ancak bu bilince sahip olan kardeşlerimizin müslümanlığına gönül rahatlığı ile şahitlik yapacağız.

Fakat bu şahitliği yaparken henüz A,B,C aşamalarında bulunan insanlara kesin bir sıfat vermekten sakınacak ve ayetler istikametinde onların Rabbimiz nezdinde müslümanlardan olabileceği gerçekliğini gözardı etmeyeceğiz. Çünkü daha önceki kitab çalışmalarımızda ısrarla vurguladığımız gibi İslami mükellefiyetlerimiz tebliğe muhtaç ve tebliğe muhtaç olmayan mükellefiyetler olmak üzere ikiye ayrılır. Bir olan Allah'a iman etmek gibi fıtri gerçekliklerden kaynaklanan mükellifiyetler tebliğe muhtaç değilken, bunların dışında kalan bütün mükellefiyetler tebliğe muhtaç mükellefiyetlerdir.

Tebliğe muhtaç mükellefiyetler konusunda henüz tebliğle karşılaşmamış ve bu tebliği anlamamış kimseleri Rabbimiz o konularda mükellef tutmayacağı gibi bizlerin de o insanları yerine getiremedikleri o mükellefiyetlere göre yargılamamamız gerekir. Çünkü bildiklerini yaşayan, gelebildikleri noktadan görebildikleri İslam'a teslim olan bu insanların Rabbimiz nezdinde müslüman olduklarını bilmemiz ve o insanlara bu bilgiden kaynaklanan bir hüsnüzanla yaklaşmamız gerekir. Kurani olan ve hüsnüzanna dayanan bu yaklaşım, hiç kuşkusuz ki tevhidden ve tevhidi kimlikten ödün vermek anlamına gelmez.

Ayrıca insanlar ve müslümanlar konusunda rahmete, merhamete ve hüsnüzanna dayalı yaklaşımlarımız yanlış dahi olsa, Rabbimiz katında mazur görülen, mazur görülecek yaklaşımlardır. Mesela babası için bağışlanma dileyen ve bunun da ötesinde o iğrenç sapıklığı yaşayan Lut kavminin helak edilmemesi konusunda elçilerle tartışmaya-mücadeleye girişen İbrahim (a.s.)'ın rahmet ve merhamet kaynaklı bu yaptıkları yanlış olmasına rağmen Rabbimiz tarafından azarlanmamakta ve bunları ne için yaptığına bakılmaktadır.,

"İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, ona yalnızca verdiği bir sözden dolayı idi. Onun gerçekten Allah'a düşman olduğu kendisine belli olunca, ondan (ve onun için yaptığı duadan) uzaklaştı. Doğrusu İbrahim çok içli-duyarlı ve halimdi (yumuşak huyluydu). (9-Tevbe 114)"

"İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman Lut kavmi hakkında bizimle mücadeleye (elçilerimizle tartışmaya) girişti. İbrahim gerçekten yumuşak huylu, çok içli-duyarlı ve (Allah'a) gönülden yönelen biriydi. (11-Hud 74.75)"

Şimdiye kadar anlattıklarımızın en kısa özeti doğru yolun ve müslümanlığın bizler için son nefesimize kadar devam edecek ve devam etmesi gereken bir süreç olduğu ve Allah'ın lutfuyla bu sürece dahil olan müslümanların, bu sürecin değişik aşamalarında bulunan kardeşlerini kendi aşamalarına göre tanımlayıp-yargılamaktan sakınmalarıdır. Resulullah (s.a.v.) kendi müslümanlığına göre bizim müslümanlığımızı tanımlayıp-yargılasaydı, aramızda kaç kişi ayakta kalabilirdi?

Lütfen itidalli,
lütfen merhametli olalım. Allah'a ve ahiret gününe inanıp-salih amellerde bulunan ve Allah merkezli duygularla sokaklara çıkarak dış odaklı bir darbeye direnen insanlara ve müslümanlara saygı gösterelim. Bunların yolunu acımasız bir genellemeyle demokratik olarak tanımlayıp, bu yola göre yargılamayalım. Bu insanların hangi söylemlerle karşılaştığını, İslam adına neyi bilip-neyi bilmediklerini dikkate alalım. Kaldı ki tevhidi gerçeklerle karşılaştıktan sonra bile realitenin somutluğundan etkilenerek demokratik yollara savrulanları ve o yolları savunanları gördükten sonra, Allah'a ve ahiret gününe iman edip-namaz kılmasına rağmen henüz tevhidi gerçeklerle karşılaşmayan insanları acımasızca yargılamayalım. Bilelim ki gelebildikleri noktadan görebildikleri İslam'a teslim olan bu insanlar, (bazı kardeşlerimizin itirazı olsa da) Rabbimiz katında müslümandır.

Ayrıca siyasi parti hareketiyle D aşamasından C aşamasına gerileyenleri bir kayıp olarak görürken, aynı hareket nedeniyle bu kayıptan çok daha fazla olan A,B ve C aşamalarına ilerleyenleri de bir kazanç olarak telakki edelim. Kazanç olarak gördüğümüz bu ilerlemeye yapıcı bir dille yaklaşalım ve aradaki bağları koparmayalım ki, devlet gücüne karşı korku kabuğunu kıran bu insanların tebliğle ve gelişen olaylarla D aşamasına gelmelerini kolaylaştıralım.

Müslüman ve müslümanlık tanımı noktasında bu kısa açıklamayı yaptıktan sonra yol ve yöntem meselesine gelecek olursak, o yorumda da belirttiğimiz gibi bizler "Yolcuların samimiyetine bakarak yanlış bir yolu doğru görmeyeceğimiz gibi, yola bakarak yolcuları acımasız bir genellemeyle mahkum etme durumunda da değiliz" sözümüzün arkasındayız. Çünkü yıllar önce "Kimlik tercihi" kitabımızda kısaca açıkladığımız gibi bizler dünya devletlerini istediği gibi kullanan küresel emperyalizmin, dış ve iç müdahaleye her an açık olan demokratik yollarla yıkılabileceği görüşünde değiliz.

Bu küresel emperyalizmin yerle yeksan edilebilmesi ancak ve ancak bu emperyalizme yön veren devletler üstü aklın Allah ile karşı karşıya getirilmesiyle mümkün olacaktır. Kur'an-ı Kerim'de önemle vurgulanan toplumların akibetiyle ilgili bu Sünnetullah gerçeği dikkate alınmadığı ve bu müstekbirler Sünnetullah ile tehdit edilip-Allah ile karşı karşıya getirilmedikçe, realitedeki bu konjonktürel dalgalanmalar ve sonuçsuz iniş-çıkışlar devam edecektir.

Allah (c.c.) lutfuyla hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin..
                                                    <<< Mehmed ALAGAŞ >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [7]

Mehmed Alagaş
23.08.2016 21:53
Ve aleykümselam
Fatih kardeşim meseleye hangi pencereden baktığını görüyor ve bazı söylediklerinin realitedeki karşılığını anlayabiliyorum. Ancak kişiye özel değerlendirilmesi gereken olayları, genel bir bakış açısıyla ele almak ve genel bir yargıya tabi tutmak doğru değildir. 15 temmuz olayında kendilerine göre haklı nedenlerle sokağa çıkanlar olduğu gibi yine kendilerine göre haklı nedenlerle sokağa çıkmayanlar da vardır. Bu iki kesimden birinin haklı olması, diğer kesimi haksız durumuna düşürmez. “Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu?” hükmü gereğince herkesin bu konudaki tavrı, bildiklerine ve İslami anlayışlarına göre değerlendirilecektir.
Müslümanların ifrat ve tefritte kümeleştikleri bu gibi meselelerde çok dikkatli ve itidalli konuşulması ne kadar önemliyse, belli bir tarafgillik ile sonuçsuz tartışmalara girilmemesi de o kadar önemlidir.
Dua ile..
Fatih Sağlam
22.08.2016 11:09
müslümanın darbeye karşı tavrı ne olmalıydı? sonuna kadar okuyun lütfen
selamunaleykum .
yazınızda da kısmen belirttiğiniz üzere müslümanlar, karsıdakinin bazı şeyleri neden yaptığı üzerinde durmadan topyekün karşıdakini tekfir etmekten imtina etmiyorlar.

etraflarına ve olaylara çok sığ bakan bir nesil yetişti ne yazık ki.

darbe gecesi meydana inmiş ve darbenin püskürtülmesi için elimden geleni yapmaya karar vermiş biri olarak bunları yazıyorum. gerekirse ölümü bile göze alarak. kim için peki? tabiki allah ve islam için. yoksa demokrasi için değil. Meydana her inen demokrasi için iniyor değil.

ülkemizin siyasi durumuna bakınca halkın ekseriyetinin islami bir yaşantıdan uzak olduğu gözlerden kaçmıyor ne yazık ki.

ülke yönetimi de bu halkın seçtiği, islamdan uzak bu halkın istediği şekilde şekillenmiş bir iktidarla yönetiliyor. allahın emrettiği ve yasaklarının bir kenara itildiği, meclisinden harıl harıl laik düzenin kanunlarının çıktığı bir ülkede ve dünyada yaşıyoruz.

Fethullah gülenin oluşturduğu terör örgütü de bu halkı bir kenera iterek yapacağı darbe sonucunda ülkeyi yönetmeyi düşündü. Yaptığı en büyük hata da takip ettiği method da saklı. Halka dayanmayan hiçbir yönetim başarılı olamaz. Müslüman bir yönetim de kurmuş olsanız kısa bir sürede çökmeye mahkumdur. Allah rasülü kendisine teklif edilen krallığı red etmiş ve önce halkın müsülman yapılması yolunu tercih etmiştir. Nebevi methot işte budur. ....

Yoksa peygamber, kral olup ipleri ele alınca İslami bir yönetim oluşturabilir ve bu yönetimle Müslüman bir halkın inşası yoluna koyulabilirdi. Ama bunu yapmadı.

Neyse konumuza geri dönelim,

Darbeye karşı Müslümanların tavrı ne olmalıdır sorusunu cevaplamak için, İçinde bulunduğumuz ortamın iyi bir tahlili şarttır.

Halkın gerçek islamı bilmediği, kuran okumadan uzak bir nesille yüz yüzeyiz. Tabi kuran okunmadığı için gerçekte Allahın ne dediğinden öte, hacı hoca,şehy, tarikatlara yada önceki emevi, Abbasi ve Osmanlı gayrimüslüm iktidarlarının dayattığı sahte hadislere dayalı islamdan uzak bir dinle karşı karşıyayız.

Yönetime gelince; Fethullah gülen cemaatinin devlete sızmış eski adamlarının yaptığı zulumleri bir kenera koyacak olursak, Müslümanlara karşı yumuşak, onları yerlerinden, yurtlarından etmeyen, kuranın tebliği önünde engel oluşturmayan bir yönetimle karşı karşıyayız. Tıpkı Müslümanların Mekke zulmunden göç edip sığındığı Habeşistan yönetimi gibi bir yönetim var şu an.

Ve bu yönetim darbeyle büyük bir tehlike altında idi. Burada sorulması gereken temel soru şu olmalı:
Habeşisistan hükümdarı Necaşi, Mekkeli müşriklerin ya da Romalıların saldırısına uğramış olsaydı, habeşistandaki Müslümanların tavrı ne olurdu? Elleri kolları bağlı olup bitenleri seyir mi ederlerdi yoksa Necaşinin yanında yer alıp savaşırlarmıydı?

Eminim akıl sahibi her Müslüman elbetteki “savaşırlardı” diyeceklerdir. Onların, zamanın Habeş tağutu necaşinin yanında savaşmaları ne onları tağutun bekçisi yapardı ne de onları islamdan uzaklaştırırdı.Onların savaşması insanlığın gerektirdiği bir sonuçtu.“Bana yardım edene ben de yardım ederim”

Kaldıki savaştıkları müşrikler necaşiyi devirdikten sonra ilk Müslümanları öldürürdü. Şimdide öyle değil mi? Darbeyi yapacak olan fetocu generaller darbe yapıldıktan sonra ilk Müslümanları hapse atıp işkence yapmayacakmıydı? İlk Müslümanları öldürmekten işe başlamayacaklarmıydı?

Hal böyle iken meydanlara inip darbeye direnen bizler aslında kendimiz için meydana inmiş olmuyor muyuz?Gelecekte bizlere yapılacağını düşündüğümüz açık bir zulme karşı durmamız Müslümanlar tarafından neden demokrasi bekçiliği gibi algılanıyor ki? Bu gözle bakınca meydanlara çıkmayan Müslümanların aslında işkenceye hevesli, kuranın anlatılmasının önünde engeller koyacağı açıkça bilinen bir yapıya dolaylı hizmet ettikleri açıkça görülmüyor mu?

Müslümanların konjektürel olarak, alehlerinde çalışmayan bir kavimle, İslami tebliği sağlayabilecekleri bir ittifakın içinde olmaları, bu ittifakın dinini benimseyeceği anlamı asla taşımaz. Bu onları tağutla muhakeme olmayı istedikleri anlamı da vermez. Hesap günü de, Allahın şu hitabıyla da karşılaşmak istemeyiz heralde:

“müslümanlara işkence edecek bir kavime karşı Müslümanlara yardım eden, onları yurtlarından çıkarmayan bir kavimin yanında nedenyer almadınz?"
Ömer Muhtar
08.08.2016 08:47
ve aleyküm selam can kardeş.
hatırlatman için teşekkür ederim. endişem yıllar önce D aşamasına gelipte, şuanda B, C aşamasına gelenlerin çoğunluğuna bakarak biraz da "mehmed alagaşımız da mı?" endişesi ile yorumu yazmıştım, çok şükür ki alagaş hocam da bunun yersiz bir yanılgı olduğunu ikrar etti. bu yorumu yazmam alagaş hocamın yazdıklarının içeriğine bir eleştiri değil, yazma nedenine idi. aksi takdirde yüzde doksanın A,B ya da C aşamasında müslümanları olan bir topluma bizim gibi aklı selim tebliğle yaklaşmaz isek nasıl müslümanlığımızdan bahsedebiliriz?
Harun Can
08.08.2016 00:52
Selamın aleyküm ...
Allah razı olsun amca. Gayet açık ve net bir cevap olmuş.
Rabbim hakkımız da Hayır olanı kolaylaştırsın. Ömer muhtar kardeşimize de senin yazının içinde geçen şu cümleyi tekrar etmek isterim.
"Kazanç olarak gördüğümüz bu ilerlemeye yapıcı bir dille yaklaşalım ve aradaki bağları koparmayalim ki, Devlet gücüne karşı korku kabuğunu kıran bu insanların tebliğ ile ve gelişen olaylar ile D aşamasına gelmelerini kolaylastıralım."
Bizim gercekligimizi ve esas realiteyi tüm bu gelişmelerden bi haber ve uzak iken nasıl anlatır ve davet ederiz. Bu oltasiz balığa çıkmak gibi bir durum olur herhalde...
Eğri yolda doğru yürünemiyor olması , eğri yoldan çıkılmaz ve rota degistirilmez anlamı taşımaz.
İnşallah Hayır dua ederek sabırla ve dikkatle talep edene hakkı, haksızlık yapmadan ve aşamaları dikkate alarak anlatırken, gene aşamaları ve bizi bir alt aşamaya çekmeye yemin etmiş bir şeytan olduğunu unutmadan yolumuza devam edebiliriz...
Mehmed Alagaş
08.08.2016 00:43
Ve aleykümselam
Gönlünü yersiz bir yanılgı ile üzmüşsün Ömer kardeşim. Bizler ne yapacağımızı realiteye göre değil hükümlere göre belirleriz. Bizler için realiteyi bilmenin anlamı, ne yapacağımızı belirlemek için değil, nasıl yapacağımızı tesbit etmek açısından önemlidir. Dolayısıyle günümüz müslümanları “Ne yapacağız?” sorusunun cevabını İlahi vahiyden alırken, “Nasıl yapacağız?” sorusunun cevabını da Nebevi usule göre gözlemleyecekleri realiteden alırlar. Bizler için yaşadığımız realiteyi doğru gözlemlemek ve doğru bilmek bu açıdan önemlidir.
Merhametli yaklaşımın için teşekkür ederim..
Talha
08.08.2016 00:40
Selamun aleykum
Eyvallah amca Allah razı olsun... Zaten aksi bir durumda biz nasıl insanlara tebliğ yapabiliriz ki? Aman cami cemaati devletin dinine bağlı uğraşma uzak dur, aman cemaatler sorgulamaktan uzak sende onlardan uzak dur, aman bunlar demokrasi aşığı birşey anlamazlar uzak dur, aman bunlar komünist İslam düşmanı bunlardan uzak dur, aman bunlar milliyetçi ırkçı faşist ilişme uzak dur... Kim kalır ki geriye? Haaa eğerki bile bile hakka sırt çevirip batıla teslim olduysa ozaman tabiki durum farklı. Bu durumda bile yine vazifeyi yapıp uyarıp Allah ile başbaşa bırakmak değil midir en doğrusu? Yıllarca islamın menfaati için takiyyenin caiz olduğuna inanan ve inandırılan insanların yaptığı cahillikler yüzünden nasılolurda ne haliniz varsa görün sizler kafirlik ediyorsunuz deyip onları cehenneme itebiliriz ki? Allahın yetki sınırına müdahale etmekten muhafaza edilenlerden oluruz inşaallah...
Ömer Muhtar
07.08.2016 23:54
realite
Selamaleykum. Yazdıklarınıza katılmakla birlikte,sırf bu yazıyı yazma nedeniniz dahi realitenin etkisinde kaldığınızdan olsa gerek diye düşünüyorum. Demekki realitenin etkisi geniş bir insan kitlesini içine almış. sizin de bu realitenin içine çekilmenize bir Müslüman olarak gönlüm razı olmadığı için bu yorumu yazdım, hakkınızı helal edin hocam.
Yorum yap yorum