Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Güncel Gündem Üzerine Bir İstisna!



Güncel Gündem Üzerine Bir İstisna!

S.a. Bu site gündem yokmuş gibi davranmaya daha ne kadar devam edecek acaba?
Son dönem Türkiye'sinde olup bitenleri, Kur'ani bakışla değerlendiren bir yazı okumayı diliyoruz. Zira ayetlerin manalarını düşüneceğimiz kadar, olup biteni bu manayla değerlendirebilmemiz de önemli değil mi? Pek çok insanın kafası karış(tırıl)mışken, bu sessizlik dönemi sıkıntılı.
                                   <<< Abdullah >>>

Ve aleykümselam
Sessizlik dediğiniz bu dönemin bizler için sıkıntılı olduğunu söyleyemem. Bu sitede devamlı konuşulacak sözü verilmediği gibi önemli bir mesaj anlaşılmadan bir başka meseleye geçilecek gibi bir yaklaşımımız da yok. Şahsım adına hergün bu siteyi açıp, günlük Kur'an'ı Kerim ayetlerimi dinleyip-düşünmeye ve çalışmaya devam ediyorum. Tabi ki bu arada bazı güncel sorularla da karşılaşıyoruz. "Yaşayan Sıffin" yazımızı anlamakta zorluk çekenler bizlere "Suriye veya Irak'taki birçok çatışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusunu yönelttikleri gibi Kur'an-ı Kerim'e dayalı İslami çalışmalarla ilgili yazdıklarımızı dikkate almayanlar da bizlere güncel gelişmelere ait benzer sorular yöneltmektedirler. Oysa ferde veya topluma yönelik İslami çalışmaların mahiyetiyle ilgili ayet-i kerimeleri ve bu ayet-i kerimelerden hareketle yazdıklarımızı dikkate alanlar, öyle sanıyoruz ki günümüz dünyasında gelişen olayları vahye göre okumakta zorluk çekmiyorlardır. Elbetteki bu olayları doğru bir şekilde okumak ile gündeme alıp uzun uzadıya konuşmak ayrı şeylerdir.

Bizler kendimize göre haklı gerekçelerle böylesi gündemlere vakit ayırmadığımız ve ayıramayacağımız için sitenin ana sayfasındaki bir etikete "Burası öncelikle halka değil hakka açık özel ve küçük bir sitedir. Ayet-i kerimelere muhalif yollarda karşılaşılan sorunları tartışma ve çözme gayesi olmadığı gibi vahiyden kaynaklanmayan popüler gündemlere de dahil olma niyeti yoktur..." ifadesini yazmak zorunda kalmıştık. Çünkü İlahi vahye mutabık olmayan yollarda karşılaşılan sorunlar Kur'an-ı Kerim'de de çözme gayesiyle muhatab alınmamakta ve bu yollarda olan kimseler doğru yola davet edilmektedir.

Meseleye bu şekilde yaklaşmamız, hiç kuşkusuz ki yaşadığımız dünyayı ve gelişen olayları takip etmediğimiz anlamına gelmez. Çünkü yaşanan olaylar bizim de ilgi sahamızda olan ve dikkate aldığımız bir realitedir. Bunu söylememiz tabi ki hareket fıkhımızı veya ne yapıp-ne yapmayacağımızı güncel realiteye göre belirlediğimiz için değildir. İnandıkları Kur'an-ı Kerim'i yol gösterici olarak kabul ettiklerini söylemelerine rağmen ne yapıp-ne yapmayacaklarını yaşanan realiteye göre belirleyen geniş kitlelerin aksine, bizler hareket fıkhını inandığımız ve teslim olduğumuz Kur'an-ı Kerim'den almaya çalışan müslümanlarız. Realite açık bir gerçek olmasına rağmen hak olmadığı için bizlerin ne yapıp-ne yapmayacağını cahili realite değil Kur'an-ı Kerim'deki apaçık hükümler belirler. Dolayısıyle güncel realiteyi dikkate almamızın nedeni ne yapacağımızı belirlemek hususunda değil, zaten belirlenmiş olan hükümleri günümüz şartlarında nasıl yaşayacağımız ve ne şekilde pratiğe geçirebileceğimiz noktasında önem kazanmaktadır.

Böylesi gerekçelerle bizler de dünya gündemini ve yaşanan olayları genel olarak takip ediyor, her gün gelişen ve değişen bu olayları kaleme almasak da görüşebildiğimiz kardeşlerimizle karşılıklı değerlendirme konuşmaları yapıyoruz. Elbetteki yaşanan realiteden ve bu gibi olaylardan ister istemez etkilenen kardeşlerimiz de oluyor. İnsan aklı somut şeylerden etkilenmeye meyyal olduğu ve cahiliyenin somutlaştığı yaşadığımız dünyada İlahi gerçekler (yeterince iman etmeyenlere) soyut kaldığı için bu durumu makul karşılıyor ve böylesi kardeşlerimizi uyarmaya devam ediyoruz. Güncel gelişmelerle ilgili olarak son üç-beş yıldır en çok karşılaştığımız soru ise şuydu;

"Seksenli yılların başlarından bu yana "Rabbani yol, Rabbani yol" dediğinizi, İslami olmadığını her fırsatta dile getirdiğiniz ve ayetlerle tenkid ettiğiniz birçok fırka veya grup çalışmalarıyla birlikte politik çalışmaları da tasvip etmediğinizi biliyoruz. Bu fikrinizde hala ısrar ettiğinize göre karşı çıktığınız bu gibi çalışmalarla ne kazanımlar elde edildiğini görmüyor musunuz? Yoksa görmezlikten mi geliyorsunuz?"

Sadece yaşanan realite dikkate alındığı zaman elbetteki kendi içinde tutarlı ve mantıklı bir sorudur bu. Dolayısıyle bize böylesi sorular yönelten arkadaşları gayet iyi anlıyor ve üç-beş yıldır bu arkadaşlara şu cevabı veriyorduk;

"Bir çalışma veya harekette İlahi vahiy esas alınmadan değişen konjonktüre veya güncel realiteye göre kazanılan mevziler (toplumun bazı gerçekleri kavrama veya farkındalık seviyesini o dönem için yükseltse de) müslümanlar için hiçbir zaman gerçekten kazanılmış ve kalıcı mevziler değildir. Çünkü değişen konjonktüre göre kazanılan mevziler, bu konjonktürün değişmesiyle kaybedilebilecek mevzilerdir. Elbetteki bunu bir temenni olarak değil, konuyla ilgili hükümlerden ve bu hükümlerin ortak hikmetinden anladığımız açık bir gerçeği dile getirmek için söylüyoruz. Bunun aksine İlahi vahye uygun yollarda kazanılan mevzilerse, genel itibariyle gerçek ve kalıcı mevzilerdir. Çünkü sizler de biliyorsunuz ki konjonktür veya güncel realite değişse de İlahi vahyin beyan ettiği hak değişmez. Bu söylediklerimiz bardağın dolu tarafını görerek meseleye iyimser bakan sizlerin kazanımlar dediğiniz şeylere yöneliktir. Bardağın boş değil zehirli tarafı ise meselenin çok daha vahim bir tarafıdır. Çünkü 1950'li yıllarda demokrasinin ne olduğunu bilmeyen bu coğrafyadaki muhafazakar insanlar ezanın aslına döndürülmesi gibi motiflerle nasıl demokrat yapılmaya çalışılmışsa, şimdi de aynı misyon çok daha geniş bir coğrafyada gündeme gelmekte ve demokrasi adına parmaklarının bile kanamasını istemediğimiz nice inananların canları verilmektedir. Bu konuda demokrasiyi bir araç veya çıkış yolu kabul edenlere de kesinlikle katılmıyoruz. Çünkü çıkış yolu ifadesi, tıkanan ve ne yapması gerektiğini bilmeyen çaresiz insanlara özgü bir ifadedir. Bu davada Allah ile beraber olduklarını bilen müslümanlar çaresiz olmadığı gibi kendileriyle beraber olan alemlerin Rabbine yönelerek "Ya Rabbi, günümüz şartlarında demokrasiden faydalanmamız gerekir, bizler için çıkış yolu bu!." demekten de utanan ve utanması gereken müslümanlardır."

Böylesi sorulara üç-beş yıldır genel olarak bu cevabı verirken küresel emperyalizmin kontrolünde olan güncel realitenin veya konjonktürün her an değişebileceğini ihtimal dahilinde görsek de, Bülent Arınç gibi bizim de saflığımızdan kaynaklansa gerek bu değişimde kendilerine hizmet camiası denilen kimselerin mahalli bir rol alacağını hiç düşünmemiştik. Bizler öyle sanıyorduk ki geçmiş operasyonlarda kendilerini ifşa eden bu kimseler artık köprüleri yaktılar ve kaderlerini bu ülke toplumunun kaderine bağladılar. Fakat ne tuhaftır ki bu ülke toplumuyla değil çok güvendikleri farklı çevrelerle bir kader birliğine girdikleri gözükmektedir. Bundan sonra ne denir, ne söylenebilir ki?

Günlerce konuşulan beddua meselesi ise gerçekten vahim bir meseledir. Öncelikle şunu belirtelim ki bu beddua söz konusu malum çevrelere güvenmekten kaynaklanan bir öngörünün neticesinde yapılan ve "Hoca beddua ettikten sonra iflah olmadılar" sonucunu gözeten bir beddua ise (ki ekranlara yansıyan bu görüntünün yanlış olduğuna inanmak istiyoruz) beşeri hesaplar ile manevi bir pay gözeten böyle bir beddua Rabbimiz katında hiç hoş karşılanmaz. Cahil kimseler mazur görülse de, bilen kimseler için böylesi hesaplarla yapılan bedduanın tevbesine ömür yetmez.

Biraz önce bedduayla ilgili olarak 'gerçekten vahim bir meseledir' dememizin asli nedeni ise bedduanın karşı tarafa yapılan bölümü değildir. Çünkü karşı tarafa yapılan beddualarda, bu bedduada bulunan kimselerin öfke, kızgınlık veya nefret gibi nefsi durumları dikkate alındığı gibi, bedduada bulunulan kimselerin de böyle bir bedduaya müstehak olup-olmadıkları dikkate alınır. Rabbimiz katında çok önemsenen ve geri dönüşü çok zor olan beddualar ise kişilerin kendileri hakkında yaptıkları beddualardır. Nitekim Rab katında ciddiye alınan böylesi bedduaların Kur'an-ı Kerim'de çok açık örnekleri vardır;

"Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir. Beşinci defa da eğer yalan söyleyenlerden ise Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir. Kadının da onun (kocasının) yalan söyleyenlerden olduğuna dört defa Allah adına (yeminle) şahidlik etmesi kendisinden cezayı kaldırır. Beşinci defa da eğer o (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesidir. (24-Nur 6..9)"

Zina isnadıyla ilgili bu olayda erkek için önemli olan doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin etmesinin ötesinde beşinci defada eğer yalan söyleyenlerden ise Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir. Zina isnadını yalanlayan kadın için de önemli olan kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dört defa Allah adına (yeminle) şahidlik etmesinin ötesinde beşinci defada eğer kocası doğru söyleyenlerden ise (bu sefer lanet değil) Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesidir. Nitekim kişilerin kendilerini de kapsama alanına dahil eden böylesi bedduaların ne kadar önemli ve vahim olduğu Al-i İmran suresinde de farklı bir içerikte zikredilmektedir;

"Hak (asıl gerçek) Rabbindendir. Öyleyse şüphecilerden olma. Artık sana gelen bunca ilimden sonra seninle bu konuda çekişip-tartışmalara girişirlerse de ki "Geliniz oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım sonra karşılıklı lanetleşelim de, Allah'ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım." (3-Al-i İmran 60.61)

Rabbimiz katında ciddiye alınan böylesi beddualar, kendi iplerini kendileri çeken haksız kimseler için vahim sonuçlar doğuran beddualardır. Şimdi Kur'an-ı Kerim'deki bu ayetleri bilen ve bilmesi gereken bir kimse T.C. hukukuna göre savcılık yapan kimselere kendisini de dahil ederek "Bunlar dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa, yaptıkları şey Kur'an'ın temel disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha'ya aykırıysa, İslam'ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, günümüz demokratik telakkilere aykırıysa.. Allah bizi de onları da yerlerin dibine batırsın! evlerine ateş salsın! yuvalarını başlarına yıksın!" diyorsa, hak ile batılın birbirine karıştığı bu sözlerin vahim akibetinden binlerce kez Allah'a sığınılması gerekir.

Bizler hangi grup veya hangi çalışmalarda olurlarsa olsunlar, samimi bir şekilde Allah'a inanan geniş kitleler için dua etmeye devam ediyor "Allah hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin" diyoruz. Tabi ki bu samimi kimselerin de aynı samimiyetle Kur'an-ı Kerim'i açmaları ve Rablerinin kendilerinden ne isteyip-ne istemediğini okuyup anlamaya çalışmaları gerekir. Unutmasınlar ki realite bir gerçek olmasına rağmen hak değildir. Zaten peygamberler de realist olmadıkları, realiteye göre davranmadıkları ve bunun aksine realiteyi değiştirmeye çalıştıkları için kendilerine deli veya mecnun denilen kimselerdir. Dolayısıyle bu samimi insanlar da ne olup-ne olmadıklarını realiteye göre değil hakka göre anlamaya çalışmalıdırlar. Kendilerini geniş kalabalıklara ve cahili realitede yapılan gelip-geçici şeylere göre tanımlayanlar ise elbetteki kendilerini bir şey üzere zannedecekler ve bu zannı kesin bir inanç haline getirerek Rablerinin huzurunda dahi bir şey üzere olduklarına dair yemin edebilen kimselerden olacaklardır;

"Allah'ın onların hepsini dirilteceği gün, (onlar) sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır. İyi bilin ki onlar gerçekten yalancıdırlar. (58-Mücadele 18)"
                                                                      <<< Mehmed ALAGAŞ >>>

 




Yorum yap yorum

Yorumlar [19]

Mehmed Alagaş
09.04.2015 01:46
Ve aleykümselam
Al-i İmran 61 ayetini kısmen anlamış biri olarak beddua olayına bu bir mübaheledir diyemiyorum. Ayetin siyak, sibak ve nüzul sebebi dikkate alındığında, bu teklifin tartışmada çok ileri giden ve hak söze kulak vermeyen bazı hıristiyan önderlerine yapıldığı görülmektedir. Bunu belirtmemizin nedeni, müslümanlar için devamlı rahmet dualarında bulunan Resulullah (s.a.v.)’in böyle bir lanetleşme teklifini kendisine isyan eden müslümanlara bile kesinlikle yapmayacağı içindir. Atası İbrahim (a.s.)’ın;

“Rabbim, gerçekten onlar (o putlar) insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa artık o bendendir, kim de bana isyan ederse kuşkusuz Sen Gafur'sun (çok bağışlayansın), Rahim'sin (rahmetinle çok esirgeyensin). (14-İbrahim 36)”

niyazının ne anlama geldiğini çok iyi bilen Efendimiz (s.a.v.), İlahi emirle söz konusu hıristiyanlara karşı böyle bir teklifte bulunmasına rağmen tüm insanlığa gönderilmiş bir rahmet peygamberi olarak tüm kalbiyle bu teklifin karşı tarafça kabul edilmemesini diliyordu. Nitekim bu kalbi dileği gerçekleşmiş ve karşı taraf lanetleşmeyi kabul etmemiştir.

Zaten mübahele meselesinin en önemli tarafı, karşılıklı kabul ile gerçekleşecek bir lanetleşme olmasıdır. Daha açık bir ifadeyle tek taraflı mübahele olmaz. Nitekim söz konusu ayet-i kerimede de muhatablara tek taraflı lanet okumaları değil, iki taraf da kabul ederse karşılıklı lanetleşmeye davet vardır;

“Artık sana gelen bunca ilimden sonra seninle bu konuda çekişip-tartışmalara girişirlerse de ki "Geliniz oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım sonra karşılıklı lanetleşelim de, Allah'ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım." (3-Al-i İmran 61)”

Allah bizlere lutfuyla hidayet etsin,
bizleri hak ve hakikatte birleştirsin..
F. Çakır
09.04.2015 00:04
S.A
Mehmet hoca yazınızda Al-i İmran 61 ayetini bizzat yazmışsınız. Bu ayeti çok iyi anlamış biri olarak hocaefendinin bedduası Kuran'a göre mübaheledir diyoruz. Sizin de bunu görmeniz gerekmez mi?
Mehmed Alagaş
24.02.2014 20:37
Ve aleykümselam
Senden de Allah razı olsun Ebuadnanemin kardeşim. Soruya verdiğimiz cevap kısa ve öz olduğu için tevhid için çok önemli bu meseleyi anlayamadığı görülen Ersin Köseoğlu'na ise Kur'an'ın ilgili ayetlerini veya bu ayetlerin açılımı mahiyetindeki "Şeytanizme rağmen İslami Uyanış" ve "Kimlik tercihi" gibi kitabları dikkatle okumasını tavsiye ediyoruz.
Ersin Köseoğlu
24.02.2014 11:53
Einstein der ki;
Einstein der ki; Bir soruya kısa cevap veremiyorsanız, o konuyu anlamamışsınız demektir.
Sayın hocam soru güzelmiş ama cevap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. soru ne kadar kısa cevap ne kadar uzunsa amaç cevaptan ziyade bastırmadır.
Selametle..........
Ebuadnanemin
23.02.2014 09:28

Selamünaleyküm Allah.cc sizden razı olsun.
Haluk Efe
31.01.2014 09:54

Selamun aleyküm Mehmed Abi'm.

insandergisi.com:


Sayın Haluk EFE!
Yapmış olduğunuz yorum konudan bağımsız bir soru içerdiğinden değerlendirilmek üzere "sorular" klasörüne alınmıştır.
Bilgilerinize sunarız...
Mehmed Alagaş
14.01.2014 19:33
Aleykümselam Rüstem kardeşim
İnşaallah iyisindir. Seksenli yılların ikinci yarısında dergide yayınladığımız ve daha sonra İşaret Yazıları kitabına aldığımız İran ve İslam devrimiyle ilgili yazdıklarımız ortadadır. O yıllarda Kurani bir öngörüyle kaleme aldığımız ve daha sonraki yıllarda bu öngörülerin ne yazık ki birçok boyuttan gerçekleştiğini gördüğümüz bu yazdıklarımıza, o yazılanlar bile bazı çevrelerce yeterince anlaşılmadığı için şu an bir ilavede veya güncellemede bulunmaya gerek duymuyoruz.
Kardeşlerimize selamlar..
Rüstem Topal
14.01.2014 11:56
Teşekkürler...
İhtiyacımız vardı,gerçekten bu açıklamayı bekliyorduk Mehmed abi...Hatta kitaplarınız ve İnsan Dergisi yazılarınızda,İslam Devrimi ve İran hakkındaki görüşlerinizin de revizyonunu bekliyoruz abi.
Allah'a teslim ve emanet olunuz,selamlar.
Ömer Muhtar
13.01.2014 22:34
dua için teşekkür
mü'minin mü'mine en güzel hediyesi dua olsa gerek diye düşünüyorum. istirhamım üzere duasını esirgemeyen kardeşlerime teşekkür ediyorum.
Sait Ali Korkmaz
13.01.2014 13:01
Allah razı olsun
Alagaş hocam Allah razı olsun.İhtiyacımız olan boşluğu doldurdun.Hamdusena Rahmana.Günlerce bu konuylan meşgulüz.İşyerimde tartışmalar aldı yürüdü.Hergün bir yorum hergün bir sapma üstüne sapma.Reed gündeme mesafemizi korumanın ehemmiyetini önemle üstüne basmanızdan şimdi daha iyi anladım hocam.Haklısınız.Sizden gündemi arasıra ele almanızı istirhamımla dua ediyorum.Yazınızı tavsiye ettim hocam.Düzelecek inşallah.Mevlam sizi korusun cennetinle müjdelesin hocam.Selametle kalın.
Fatma Ceren
13.01.2014 03:00
Selamun aleyküm
Batıla cevher muamelesi yapmak değil de, böylesi mühim açıklamalarla söndürerek nasıl da yok olmaya mahkum bir köpük olduğunu hatırlatmak; batıl düzende yaşayan müminin, batıl ve tartışmalarıyla olan mesafesine güzel bir örneklik teşkil edecektir. Allah razı olsun.

Yüce Allah, Kur'an'da HER çeşit örneği tekrar tekrar açıkladığına and verir. "Her" çeşit örneğin muazzam şekilde verilmesi/açıklanması; muhatabın değil muhatap alanın her şeyi bilmesinden, kuşatmasından ve her üstün özelliğe sahip olmasındandır. Bununla beraber Kur'an'ın her döneme, her topluma ve her insana hitap ettiğini(ihtiyacına cevap verdiğini) birlikte düşünürsek; insan yaşadığı dönemi vahiyle tanıyacak ve tanımlayacak kabiliyete, bilgiye ve kapasiteye sahiptir.

Fakat batılı Hak gibi göstermeye çalışan şeytan, her dönemde ortamı bulandırmaya uğraşır. Üstelik aynı ayetin devamında (18/54) insanın her şeyden çok tartışmacı olduğu da bildirilir. Dolayısıyle müminler, batıl ve gereksiz tartışmalara dalmaksızın, Hakkı ve batılı bilmeli/tanımalı, şeytanın tuzaklarına karşı daim bir uyanıklık içinde olmalıdır.

Sessiz kalmakla ilgili sözüm batıl tartışmalara girmeyi değil, batıl tartışmalardan can çekişen ortama suni teneffüs görevini yani Hakkı tavsiye etmeyi kast ediyordu.

Vakit ayırdığınız için tekrar teşekkür eder çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

*Bu arada Sümeyye kardeşe selam ediyor, muvahhide olmasını dileyen ailesine ve ortak dilekte buluşan bütün mümin ailelere çokça sabırlar diliyorum.
Mehmed Alagaş
13.01.2014 00:52
Affola Ömer kardeşim
Yorumunu farketmemişim. Rahman olan Rabbimiz Sümeyye'yi ve sizin gibi dua isteyen diğer ailelerdeki Sümeyye'leri korusun ve onları lutfuyla hoşnut olacağı kullarından eylesin.
Mehmed Alagaş
13.01.2014 00:03
Aleykümselam Fatma kardeşim
Ne kadar nazik bir uslupla söylemeye çalışsanız da "Hemen her yerden batıl seslerin yükseldiği bir ortamda susmanın hükmü onlarla aynıdır" ifadesi çok ürkütücü ve müslümanları batıl tartışmalardan uzak kalmaya davet eden birçok ayet-i kerimeye de muhalif gözükmektedir. Defalarca belirttiğimiz gibi sınırlı zamanımızı devamlı bir üretkenlik içinde olan batılı eleştirmek için değil hakkı ortaya koymak için kullanmak istiyoruz.

Bunun dışında yazdıklarınızı ve (size haber vermeden Abdullah ismiyle yayınladığımız) güzel sorunuzu ne derece haklı ve makul gördüğümüz ise istisna kaydıyla kaleme aldığımız bu yazıdan anlaşılmaktadır.

Ben de hem sana, hem de aşağıdaki yorum sahibi güzel kardeşlerime teşekkür ederim.
Fatma Ceren
12.01.2014 21:16
Teşekkür
Cevabınıza teşekkür ederim.

Sessizlik dönemi bizzat sizin için sıkıntılıdır ki; hemen her yerden batıl seslerin yükseldiği bir dönemde, susmanın hükmü onlarla aynıdır. O zamanlarda yayınladığınız "Yaşayan Sıffin"i ya da Kur'an çalışmalarınızı anlayamayanlara özel yapacağınız yeni açıklamalar -zamanlama itibariyle- Hak katında belki o çalışmalardan daha değerli ve hayırlı olabilir. Biz bilemeyiz, Allah(c.c.) bilir.

Bu bağlamda,
böylesi gündemlere vakit ayırmayışınızın gerekçelerini vahiyle delillendirebiliyorsanız elbette ki "haklı"lardır.

Sorunun amacı, tam da dediğiniz gibi gündeme dahil olmadan olan biteni doğru değerlendirebilmek, neresinde durabileceğimizi kestirmek ve bu istikamette hakkı tavsiye edebilmekti.

Güzelliğini öneminden alan şu sözlerinizi tekrarlamak istiyorum.

.....Unutmasınlar ki realite bir gerçek olmasına rağmen hak değildir. Zaten peygamberler de realist olmadıkları, realiteye göre davranmadıkları ve bunun aksine realiteyi değiştirmeye çalıştıkları için kendilerine deli veya mecnun denilen kimselerdir. Dolayısıyla bu samimi insanlar da ne olup-ne olmadıklarını realiteye göre değil hakka göre anlamaya çalışmalıdırlar....

Selamlar.
Ömer Muhtar
12.01.2014 17:56
selam aleyküm
alagaş ve siteyle ilgilenen kardeşlerim uzun süredir siteye bakamıyordum hakkınızı helal edin. sebebi; rabbim bize sümeyye adında bir kız evladı bağışladı ve bir anda bütün uğraşlarımız bu masum sümeyye'miz oldu. bu iletiyi okuyanlardan istirhamım; islam ümmetine yeni katılan bu bebeğimizin islam için muvahhide bir mümine olması için hayır dualarınız. konuyla alakalı yazdığınız yazının en sonu olan ayetten önceki parağraf benimde katıldığım düşüncelerdir. sizden de acizane isteğim bu son parağraftaki gibi "Allah hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin" duasından bizleri de mahrum etmemeniz.
Abdullah-2
12.01.2014 17:42

Mehmed hocam,Yeterince açık ve doyurucu kısa ama öz açıklamalarınız için,Allah razı olsun....
Soruya verilen cevap kadar,Mehmed hocama "Son dönem Türkiye'sinde olup bitenleri, Kur'ani bakışla değerlendiren bir yazı okumayı diliyoruz."diyerek,İstisna kabilinden de olsa,cevap yazmak zorunda bırakan ve"Zira ayetlerin manalarını düşüneceğimiz kadar, olup biteni bu manayla değerlendirebilmemiz de önemli değil mi?" sorusuyla,Mehmed hocam'a maruf bir hatırlatmada bulunarak "Pek çok insanın kafası karış(tırıl)mışken, bu sessizlik dönemi sıkıntılı."diyerek site takipçilerinin genelinin durumu dikkate alındığında ise bu sorunun ne kadar yerinde olduğunu anlıyorum.Soru genelin beklentilerine tercüman olmuş.cevap ise yeterince anlaşılır ve doyurucu,ufuk açıcı olmuştur.Allah sorandan ve cevaplayan kardeşlerimizden razı olsun.
Talha
12.01.2014 13:23
Eyvallah amca...
Öncelikle Allah razı olsun amca böyle bir yazıya ihtiyacımız vardı içinde bulunduğumuz durumu ve neden taraf olmadığımızı, olamayacağımızı anlatabilmek için... Bizlere oturduğunuz yerde müslümanlık taslıyorsunuz, dini kendinize has kılıp kuranı kendinize göre yorumluyorsunuz, islam düşmanlarıyla aynı safta yer alıyosunuz diyenlere verebilceğimiz bir cevap olmuş.
Harun Can
12.01.2014 03:41

ne mutlu !!! altı üstü sağı solu,herbir yanı kupkuru bir realiteyken,iman edip,teslim olup gemi yapan NUH'a ...
İnsandergisi.com
12.01.2014 02:46

SORULAR İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLENDİRME!

insandergisi.com:


"Bazı kardeşlerimizden önemli sorular gelmesine ve tarafımızca ciddiye alınmasına rağmen yoğunluk ve çalışmalar nedeniyle hemen cevap verilmese de, bu gibi ciddi soruların "Cevaplanacak sorular" dosyasına konulduğunu ve en kısa zamanda ziyaretçi seviyesinin dikkate alındığı önem ve öncelik sırasına göre cevaplanacağını bildirmek isteriz…"
Yorum yap yorum