Ayetleri Anlamak A+ | Normal | A-

Hadisler İle Amel Etmek!



Hadisler İle Amel Etmek!

S.a abi. Kafamı gerçekten çok fazla karıştıran bir konuda beni aydınlatıp bu karışıklığa son verecek bir şeyler söylersiniz inşallah. Sizin de bildiginiz üzere bize sadece Kitap yeter diyen bir Kur'an'ımız var ve hadislerin peygamberden 70 sene sonra yazıldığı rivayetleri de var. Peygamberin bunları yazdırmadığı ve daha sonra yazıldıkları da söyleniyor. Allah bir çok ayette kitabin bize yetecegini ondan başka kaynak aramamamız gerektiğini söylerken bizlerin bir çok konuda hadislere başvurması Kur'an yetersizmiş gibi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelmez mi? Kur'an'ın yanına başka bir kitap koyulması haşa Kitab'ın eksik olduğu sonucunu çıkarmıyor mu? Bu konu beni çıkmaza sokuyor. "Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı tutunuyorlar? Hayır! «Sadece, biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz» derler. Senden önce de hangi memlekete uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklıları: Babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız, derlerdi."(Zuhruf/21...23)
                                                                  <<< Wolwerin >>>

Sayın Wolwerin!
Bizlere iletmiş olduğunuz bu mühim soruya 1994 yılında yayınlanan "TARTIŞILAN SORULAR" kitabında yer verilmiş ve bu konudaki düşüncelerimiz kısmen kardeşlerimizle paylaşılmıştı. Kitapta "Allah'u Teala'nın Korumadığı Sünnet-i Seniyye İle Amel Etmek?" başlığıyla paylaşılanları sizin vesilenizle tekrar gündeme alıyor ve o günlerde ele alınan soru ile birlikte tüm kardeşlerimizin istifadesine sunuyoruz;

            -----------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Yayınladığınız kitaplarda sık sık Kur'an ve Sünnet ifadelerine raslıyoruz. Sahih sünnete karşı çıktığımız anlaşılmasın. Lakin sormak istediğimiz şu. İslam'ı yaşayabilmek için Kur'an-ı Kerim kıyamete kadar gerekli olduğundan Allahu Teala bu kaynağı her türlü tahrifattan koruyacağını va'detmiş ve korumuştur. Oysa sünnetin korunmadığını ve peygamber (s.a.v.)'e batıl isnatlarda bulunduğunu görüyoruz. Şayet Sünnet i seniyye de mutlak gerekli bir kaynak olsaydı, Allahu Teala'nın bu kaynağı da koruması gerekmez miydi?"

Makul gözüken bu istifhama kısaca şu şekilde cevap verebiliriz. Bilindiği gibi Efendimiz (s.a.v.) Kur'an-ı Kerim'e göre yaşayan, ilahi hükümlerin nerede, ne zaman ve ne şekilde yaşanacağını bizzat yaşantısıyla beyan eden örnek bir şahsiyettir. Böyle bir örneğe muhtaç olduğumuz açık bir gerçek olduğu gibi, bunu dikkate almamız ve bu en güzel örneklerden faydalanmamız gerektiği de Kur'an-ı Kerim'de zikredilen bir emirdir.,

"Andolsun ki Allah'ın Resulünde sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü (onlara kavuşmayı) isteyip-umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır."(33-Ahzâb 21)

Kur'an-ı Kerim'in bu emrini değerlendirirken şu soruyu sormamız gerekir.,
"Resulullah (s.a.v.)'in yaşantısıyla ortaya koyduğu güzel örneklerden faydalanma emri sadece asr-ı saadet dönemi müslümanlarını mı, yoksa kıyamete kadar İslam'a talip olan bütün müslümanları mı kuşatmaktadır?"

Peygamberlerin niçin gönderildiğini ve Resulullah (s.a.v.)'in kıyamete kadar bütün insanlara gönderilen son peygamber olduğunu beyan eden Kur'an-ı Kerim, bu beyanatları ile aynı zamanda sorumuza da cevap vermektedir. Efendimiz (s.a.v.) kıyamete kadar İslam'ı yaşamaya ve yansıtmaya talip olan müslümanlar için bir peygamber ve bir rehber olarak en güzel örnektir. Bazı kardeşlerimiz bu gerçeği kabul etmekle beraber, bu örneğin zaten Kur'an-ı Kerim'de bulunduğunu ileri sürmektedirler.

Tabi ki bu gibi sözler, düşünülmeden söylenen sözler değildir. Elbetteki Efendimiz (s.a.v.)'in bazı fiilleri Kur'an-ı Kerim'de zikredilmektedir. Ancak muhtaç olduğumuz ve örnek almamız gereken sünnet-i seniyye sadace bunlardan ibaret değildir. Kur'an-ı Kerim'de bizatihi zikredilmemesine rağmen sünnet-i seniyyede bulunan ve faydalanmamız gereken birçok davranışlar vardır. Bu davranışların Kur'an-ı Kerim'de zikredilmemesi ise Rabbimize nisbet edeceğimiz bir davranış olup, birçok hikmete binaendir. Bu hikmetlerden bir tanesi, birçok İlahi hükmün sünnet-i seniyyede bulunan tatbikatlar ile sınırlı tutulmamasıdır.

Bilindiği gibi bazı hükümlerin hikmetiyle karşılaşabilmek için bu hükmü yaşayacak olan kimselerin hikmeti gözetmesi, içinde bulunduğu şartları dikkate alarak "İçinde bulunduğum bu şartlarda, bu hükmü nasıl yaşamalı ve nasıl tatbik etmeliyim ki, bu hükmün hikmetiyle karşılaşabileyim?" sorusunu cevaplandırması ve söz konusu hükmü bu cevap istikametinde tatbik etmesi gerekmektedir. Nitekim Resulullah (s.a.v.) birçok hükmü, bu hükmün hikmetini gözeterek ve mevcut şartları dikkate alarak yaşamış ve tatbik etmiştir.

Tabi ki bu tatbikatlar, aynı İlahi hükümden kaynaklanmasına rağmen mevcut şartlara göre değişebilecek tatbikatlardır. Şayet bu tatbikatlar Kur'an-ı Kerim'de zikredilseydi, birçok kimse tarafından bu tatbikatlara neden olan İlahi hükümlerin ancak ve ancak o şekilde yaşanabileceği anlaşılacak ve İlahi hükümler bu tatbikatlar ile sınırlandırılmış olacaktı.

Halbuki İlahi hükümler öz itibarıyle evrensel olmasına rağmen, mevcut şartlara göre değişebilecek tatbikatlarda bu evrensellik yoktur. Daha açık bir ifadeyle Efendimiz (s.a.v.)'in sünnetinde bulunan bazı tatbikatlar, bu tatbikatlara neden olan İlahi hükümler itibariyle evrensel olmasına rağmen, şekilsel olarak everensel değildir. Ancak, evrensel olmayan ve Kur'an-ı Kerim'de zikredilmeyen bu tatbikatlar dahi, bütün müslümanların ve dolayısıyle bizlerin örnek alması gereken tatbikatlardır.

Örnek almayı sadece mukallitlik olarak algılayanlar, tabi ki bu sözlerimizi anlayamayacaklardır.
Oysa örnek almak, kuru taklitçilik değildir. Efendimiz (s.a.v.)'i örnek almakla yükümlü olan dünya müslümanları; Efendimiz (s.a.v.)'in zaman, mekan ve şartlara bağımlı olmayan evrensel davranışlarını aynı şekilde tatbik etmekle yükümlü oldukları gibi, evrensel olmayan davranışlarındaki İlahi hükme yaklaşım ve yaşama metodunu da örnek almakla yükümlüdürler. Evrensel olmayan bu davranışlarda örnek almak, şekilde değil metodda veya usulde örnek almaktır.

Ve açık yüreklilikle itiraf etmeliyiz ki,
bu örneğe de şiddetle muhtacız. Bu itirafa dudak büken veya bu itirafı anlamsız bulan kimseler, İlahi vahyin müslümanlara yüklediği sorumluluğu ve bu sorumluluğun dehşetli ağırlılığını henüz idrak edemeyen kimselerdir.

Mesela mevcut şartlara göre yaşanması gereken bir İlahi hükümle karşılaşıyorsunuz. Kendi nefsiniz ve çevrenizdeki kardeşleriniz için soracağınız ilk soru bellidir. "Bu İlahi hükmü nasıl yaşamalıyız?" Çok az düşünen kimselerin bile bu soruya verebilecekleri birçok cevaplar vardır. Ancak siz her aklına geleni söyleyen ve meseleyi gördüğü boyuttan ibaret zanneden çoğunluktan değilsiniz. Bu nedenle onların iddialarına katılmıyor ve bu nedenle onları bazı konularda ikaz ediyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki bir hükümde birçok hikmetler ve birçok maslahatlar gözükebilir. Nitekim yaşamanız ve tatbik etmeniz gereken İlahi hükme değişik buyutlardan yaklaştığınız zaman, bu maslahatları görebiliyorsunuz. Tabi ki gerçekleşmez hayellere kapılmayan temiz akıl sahibi bir kimse olduğunuz için, mahluklara özgü birkaç boyutlu bir tatbikatla, İlahi hükümde müşahade ettiğiniz bütün maslahatları gözetemeyeceğinizi de biliyorsunuz. Bazı maslahatları ön plana çıkarırken, bazı maslahatların ikinci veya üçüncü plana bırakılması gerektiğini anlıyorsunuz. İşte meselenin bu noktasında birçok müslümanın ve bunun da ötesinde kendilerine alim denilen bazı kimselerin gündemine girmeyen bir soru, sizin gündeminize giriyor.,

"Bu İlahi hükmü mevcut şartlara göre yaşarken gözeteceğim hikmet ve öncelikle tercih edeceğim maslahatlar ne olmalıdır?"

İslam'ın bütününü, tevhidi mücadelenin bugününü ve yarınını dikkate alarak cevaplandırılması gereken bu soruyu nasıl ve neye göre cevaplandıracaksınız? Söz konusu İlahi hükmü yaşarken gözetmeniz ve gözardı etmeniz gereken maslahatları nasıl tesbit edeceksiniz? Meselesinin ciddiyetini idrak ederek kendinize göre cevaplar vermekten sakınıyor ve hesap vermek üzere döneceğiniz alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'dan gereği gibi korkuyorsanız, alemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah (s.a.v.)'i örnek almanız ve dolayısıyle onun kanatlarına sığınmanız gerekmektedir. Çünkü Resulullah (s.a.v.) evrensel veya evrensel olmayan bütün tatbikatlarıyla bizlere örnek olmakta ve evrensel olmayan tatbikatlarındaki İlahi hükme yaklaşım ve yaşama metoduyla yukarıdaki sorularımızı cevaplandırarak bizlere rehberlik etmektedir.

Meselenin bu yönüyle ilgili birçok örnek vererek, meselenin bu boyutunu uzatmak istemiyoruz. Ayrıca buna gerek de yoktur. Çünkü Sünnet-i seniyyedeki Nebevi usul üzerinde çalışabilecek olan kardeşlerimiz, konuyla ilgili örnek istememesi gereken, birçok örneği kendileri görebilen kardeşlerimizdir. Sünnet-i seniyyeye muhtaç olduğumuz, kabul edilmesi gereken açık bir gerçektir. Efendimiz (s.a.v.)'e nisbet edilen her habere şabloncu bir zihniyetle yaklaşan ve yollarını, durumlarını bazı mevzu hadislerle meşrulaştıran kimselere haklı bir tepki gösterirken, bu tepkide aşırıya kaçan ve dolayısıyle muhtaç oldukları sünnet-i seniyyeye karşı muğlak bir tavır gösteren kardeşlerimizin, bu konuya çok daha ciddi yaklaşmaları ve kısaca belirttiğimiz hususları dikkate almaları gerekmektedir.

Sünnet-i seniyyeye muhtaç olduğumuzu bir kez daha vurguladıktan ve bu gerçeği gurur duyarak bir kez daha kabul ettikten sonra, sorunuzun ikinci boyutundaki istifhama geçebiliriz. Şöyle diyorsunuz.,

"..Oysa sünnetin korunmadığını ve Peygamber (s.a.v.)'e batıl isnatlarda bulunulduğunu görüyoruz. Şayet sünnet i seniyye de mutlak gerekli bir kaynak olsaydı, Allahu Teala'nın bu kaynağı da koruması gerekmez miydi?"

Dışarıda aradığınız cevap sorunuzun içeriğinde, diğer bir değişle kendi heybenizde bulunmaktadır. Sorunuzda "Peygamber (s.a.v.)'e batıl isnatlarda bulunulduğunu görüyoruz." diyorsunuz.

Peki, bunu nasıl görüyorsunuz? 

Veya bunu size gösteren ne?

Bu sorulara vereceğiniz cevaptan anlaşılacağı üzere meselenin bu boyutunu fazla genişletmemize gerek yoktur. Bilindiği gibi Resulullah (s.a.v.) Kur'an-ı Kerim'e göre yaşayan örnek bir şahsiyettir. Dolayısıyle sahih sünnet, İlahi ölçülere göre yaşanan ve İlahi ölçüler çerçevesinde meydana gelen sünnettir. İlahi ölçü korunmasaydı, söz konusu istifhama hak verebilir ve "Muhtaç olduğumuz sahih sünneti, mevzu haberlerden nasıl ayırabileceğiz." sorusu karşısında şaşkınlığa düşebilirdik. Oysa ki İlahi ölçü korunmuş ve bu ölçü ile muhtaç olduğumuz sahih sünnetin, mevzu haberlerden ayrılabilmesi mümkün kılınmıştır.

Kur'an-ı Kerim arkasındakileri, yanındakileri ve önündekileri doğrulayıcı, tasdik ve te'yid edici bir Kitab'dır. Yanındakini tasdik ve te'yid edici vasfı ise her zaman diliminde geçerli olan zamanlar üstü bir vasıf olup, asr-ı saadet döneminde sünnet-i seniyyeyi de kuşatıyordu. Çünkü asr-ı saadet döneminde, Kur'an-ı Kerim'in yanında sünnet-i seniyye de vardı. Yanındakini tasdik ve te'yid edici vasfına sahip olan Kur'an-ı Kerim, elbetteki sünnet-i seniyyeyi de tasdik ve te'yid etmektedir. Sünnet-i seniyyeye nisbet edilen haberleri İlahi vayhin bu müdahil vasfından münezzeh görmek ve daha da ileri gidip İlahi vahyin bu vasfını sünnet-i seniyyeye vererek "Hadis ayeti neshedebilir" demek, gündemimize almak istemediğimiz bir yanılgıdır.

Çünkü bizler,
bizleri dehşete düşüren "Siz bu Kitap'tan sorumlusunuz ve bundan sorulacaksınız" İlahi hükmünü idrak ve bu hükme iman ederek, sorumlu olduğumuz Kur'an-ı Kerim'in tasdik ettiğini tasdik eder ve tekzip ettiğini de tekzip ederiz. Sahih sünneti anlayabilmemiz ve muhtaç olduğumuz sahih sünneti mevzu haberlerden ayırabilmemiz için, tasdik ve te'yid edici vasfına sahip olan Kur'an-ı Kerim'in korunmasını yeterli görür ve bu yüce nimeti için Rabbimize hamdederiz.

Mesele bu noktaya geldiği zaman şimdi gündemimize almasak bile daha sonra karşılaşabileceğimiz bir soru vardır. Bu meseleleri önemine binaen araştıran ve düşünen kardeşlerimiz diyeceklerdir ki.,

"Muteber kabul edilen raviler tarafından Resulullah (s.a.v.)'e nisbet edilmesine rağmen Kur'an-ı Kerim'in tasdik, te'yid veya tekzip etmediği haberlere karşı tavrımız ne olacaktır?"

Tabi ki bu soru sorulurken, Kur'an-ı Kerim'in söz konusu haberi gerçekten tasdik, te'yid veya tekzip etmediği değil, soruyu soran kardeşlerimizin Kur'an-ı Kerim anlayışları ile bu tasdiğin veya tekzibin olmadığı ifade edilmektedir. Önce bunun kabul edilmesi, bize ulaşan haberin kısmi ayet-i kerimelere göre değil Kur'an-ı Kerim'in bütünlüğünde değerlendirilmesi veya bu konuyu bilenlerle istişare edilmesi gerekmektedir.

Ancak, meseleye karşı bu duyarlılık gösterilmesine rağmen yine de bir sonuca ulaşılmayabilinir. Bu durumda söz konusu haber, amel içerikli olmayan itikadi bir haber ise, bu habere karşı tasdik veya tekzip boyutunda mutlaka bir tavır gösterilmesi gerekmez. Bu haberi tasdik ederek, bu habere iman eden müslümanların durumu, bu müslümanlar açısından yadırganacak bir durum olmamasına rağmen; bu habere mesnetsiz karşı çıkarak tekzip edenlerin durumu, makul karşılamadığımız tehlikeli bir durumdur. Çünkü tasdik etmedikleri bir haberi, mutlaka tekzip etmeleri gerekmez.

Fakat ne yazık ki,
bu tehlikeli duruma düşen kardeşlerimiz vardır. "İtikadın, zanni yaklaşımla oluşmaması gerekir" diyen bu kardeşlerimiz, İlahi vahye dayanmayan bu gibi haberleri zanni olarak tasdik eden kimseleri yadırgayarak, söz konusu haberleri tekzip etmektedirler.

"İtikadın, zanni yaklaşımla oluşmaması gerekir" prensibine elbetteki katılıyorum. Ancak dikkat çekmek isterim ki, müslümanın itikadı sadece tasdiklerden değil, tekziplerden de oluşur. İlahi vahye dayanmayan haberlerin zanni yaklaşımla tasdik edilmesini usul olarak yanlış görüyorsak, aynı usule sadık kalarak böylesi haberleri zanni yaklaşımla tekzip etmememiz de gerekir. Dolayısıyle bu gibi haberler karşısında "Doğrusunu Allah bilir" veya "Bu sözü gerçekten Resulullah (s.a.v.) söylemişse, mutlaka ve mutlaka doğru söylemiştir" dememiz, en sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

Şayet,
muteber kabul edilen raviler tarafından Resulullah (s.a.v.)'e nisbet edilmesine rağmen Kur'an-ı Kerim'in tasdik, te'yid veya tekzip etmediği bu haber, amel içerikli bir haber ise; bu haberi tekzip edici kesin bir kanıtla karşılaşmadıkça, bu haberin gereğini ister ihtiyaden, ister zorunlu olarak dikkate almakla ve yerine getirmeye çalışmakla mükellefiz. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in tekzip etmediği bu sahih haberin gereğini yapmamız, asıl itibariyle bizleri Resulullah (s.a.v.)'e itaate çağıran Kur'an-ı Kerim'in gereğini yapmamızdır.
                                                                 <<< insandergisi.com >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [4]

Mehmed Alagaş
19.03.2015 19:25

Sağolasın, cennette varolasın Mustafa kardeşim
Bu önemli meseleyi bizlere anlaşılır kılan Rabbimize hamdolsun.
Mustafa Barış
18.03.2015 14:25

hocam;hadislerle ilgili bu kadar net ve anlaşılır bir yazı okumamıştım.rabbim hakkımızda hayırlısını kolay eylesin.
Mehmed Alagaş
11.10.2014 20:26
Ve aleykümselam
Boynumu bükerek ve Allah'a hamdederek Amin" diyorum güzel kardeşim
Murtaza Sayın
08.10.2014 14:36
selamün aleyküm hocam
ALLAH sizden ve sizin gibi gerçek niyetleri sadece ALLAH'IN kitabını ve Resulullahın sünnetini tüm insanlığa anlatmaya çalışanlardan razı olsun.
Yorum yap yorum