Kitaplardan Alıntılar A+ | Normal | A-

Kıyametin Eşiğinde!



Kıyametin Eşiğinde!

Elbetteki Allah,
elbetteki Bismillah ile başlıyoruz sözlerimize. Çünkü Allah ile, Bismillah ile varolan bu alem, aynı zikir ile bugünlere gelmiş ve aynı zikir ile vadedilen sona yaklaşmaktadır. Binlerce yıldır dünyaya gelen ve insanlara gönderilen her peygamber, çağdaşı olan insanlara kıyameti bildirmiş ve saatin yaklaştığını haber vermiştir. Nitekim ondört asır önce insanlığı muhatap alan son İlahi kelamın, son habercisi olan Resulullah (s.a.v.) Efendimiz de, müslümanlara hutbe verirken söz kıyamete geldiğinde (bu olayı imanla gören) gözleri kızarır, korkuyla titreyen sesi yükselir ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak "Ben size, Kıyamet şu iki parmak kadar yakınlaşmış olduğu bir zamanda gönderildim" derdi.

Efendimiz (s.a.v.)'in bu sözlerini duyan,
onun iman dolu gözlerini ve birbirine yaklaşmış parmaklarını gören asr-ı saadet müslümanları, Sur'a heran üfürüleceği ve kıyametin heran kopacağı duygusuna kapılırlardı. Sahih bir haber ve salih bir imandan kaynaklanan kıyamet duygusuyla gözleri nurtaşı gibi açılan bu mü'minler, artık kıyametle ilgili her ayeti, her haberi kendilerine çok daha yakın görüyor ve böyle bir görüş ile çok daha iyi anlıyorlardı. Kıyameti bildiren ayetler, bu mü'minler için uzak yarınlardan bahseden ve başkalarının yaşayacağı olayları anlatan ayetler olmadığı için, okudukları her ayet kalplerinde yer ediyor ve bu kalplerin korku dolu bir haşyetle titremesine neden oluyordu.

İşte bu güzel mü'minler,
kıyamet kopmadan, kıyameti yaşayan mü'minlerdi. Çünkü haşyet dolu bir kıyamet duygusunu yaşayan bu mü'min gönüllerdeki Sur'a üfürülürmüş, imanla güzelleşen bu gönüllerde kıyamet kopmuş ve İlahi huzurda yeniden dirilişi yaşayan bu mü'min gönüller, artık (biz şaşkınlar gibi dünyadan ahirete değil) ahiretten dünyaya bakmaya başlamışlardı. Elbetteki dünyanın ve dünya hayatının tüm gerçekliği ile görülebileceği muhteşem bir ufuk, perdesiz bir gözlem makamıydı burası. Dünyanın içinden dünyaya bakanlar, dünyayı büyük ve kalıcı, kendilerini küçük ve geçici zannederlerken; ebediliğin bu muazzam eşiğinden fani dünyaya bakanlar elbetteki bambaşka bir görüş ve bambaşka bir anlayış içindeydiler.

Artık bu makamdan ve bu ufuktan gördükleri dünya, döne döne helaka yaklaşan ve o dönülmez anda helak olan fani bir dünyadır. Artık bu bakışla dünya ve dünya hayatı doğru tanınmalı, bu bakışla uzun emele kapılmamalı, bu bakışla hayırlarda ve insanlar için yegane kurtuluş vesilesi olan hak tebliğde acele edilmeliydi. Çünkü alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.v.) şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak "Ben size, Kıyamet şu iki parmak kadar yakınlaşmış olduğu bir zamanda gönderildim" buyurduğu gibi; alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) de "Muhakkak ki kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, bunda hiçbir kuşku yoktur. Ancak insanların çoğu inanmazlar." (40-Mü'min 59) buyurmaktaydı. Allah'a ve Resulüne iman eden bu mü'minler için, elbetteki çok açık ve çok yeterli haberlerdi bunlar.

İyi ama sizler,
sizler nasıl karşılıyorsunuz bu haberleri? Allah'a, Resulüne ve Kitab'a iman ettiğinizi söylemenize rağmen Kur'an-ı Kerim'deki kıyamet ayetleriyle karşılaştığınız zaman ne hissediyor, neler hissediyorsunuz? Az da olsa bir korkuya, az da olsa bir endişeye kapılıyor musunuz? Yeni aldığınız bir evin veya bir arabanın, henüz borcunu ödeyemeden helak olabileceğini, bir toz bulutu gibi göğe savrulabileceğini hiç düşünüyor musunuz? Yeni doğan bebenizin, bu dünyada çok kısa bir ömür sürebileceği hiç aklınıza geliyor mu?

Allah için,
kalplerde olanı ve kalplerden geçeni hakkıyle bilen Allah için cevap verin!. Kendinizi aldatmadan ve Aldatılmazı aldatmaya çalışmadan lütfen açıkça cevap verin. Gönlünüzün bir yerinde, çok tenha bir yerinde, sizler yaşarken kıyametin kopacağına dair küçücük bir iman değil, ciddiye aldığınız ufacık bir zannınız veya endişeniz var mı? Bu ufacık zan ve endişeyle bin değil, bir gece uykunuz kaçıp, dünyaya ve dünya hayatına bir başka açıdan bakıyor musunuz? Binlerce yıl önce İlahi takdir gereği fitili ateşlenmiş bir dinamitin üstünde gezip-dolaştığınızı görerek, insanlık açısından altı günlük uzunluğu olan bu fitilin artık bittiğini, bitimi yaşadığını hissediyor musunuz?

Yoksa sizlerden gözlerinizi alıp,
sizlere gözlük veren günümüz biliminin anlattığı masallara inanıp, milyonlarca yıl önce oluşan dünyanın, en azından yüzlerce veya binlerce yıl daha devam edebileceğini mi düşünüyorsunuz? Yoksa Kehf suresinde zikredilen bahçe sahibi gibi "Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülüp-götürülecek olursam şüphesiz bundan daha hayırlı bir akibet (sonuç) bulacağım." (18-Kehf 36) diyerek kendini avutan veya uyutanlardan mısınız?

Peki Rabbiniz,
Rabbiniz hakkındaki zannınız nedir?
Allah'a kulluğa davet edilmelerine ve Sünnetullah ile tehdit edilmelerine rağmen inkar ve küfürlerinden vazgeçmeyen Nuh kavmini, Ad kavmini, Semud kavmini, Lut kavmini, Medyen ve Eyke halkını, Firavun ve ordusunu helak eden Allah (c.c.), sizin Rabbiniz değil mi? Allah'tan gayri ilahlar edinmeleri, insanlara zulmetmeleri, fuhşiyata ve cinsel sapıklıklara yönelmelerin nedeniyle bu kavimleri helak eden Rabbiniz, günümüz dünyasını görmüyor mu?

"Görüyor, elbetteki görüyor!." diyen sizler,
bütün bunları hakkıyle gören Rabbiniz hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir cürümden dolayı bir kavmi helak eden Rabbiniz, bütün bu cürümlerin topluca işlendiği günümüz dünyasını hoş mu görüyor? "Geçmişte haddi aşan kavimleri helak ettim, ettim ama, her konuda haddi aşan bu ahir zaman kafirlerini, facirlerini, fasıklarını hoşgörmek ve başıboş bırakmak istiyorum!." mu diyor? Geçmiş kavimlerin helaklarıyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde "(Bu,) daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın." (33-Ahzâb 62) buyuran Rabbiniz, iman edilmesi gereken bir başka Kitab'ta(!) "Artık sünnetimi değiştirdim, artık insanları başıboş bıraktım ve artık helak yok!." buyurarak, Sünnetullah'ın değiştiğini mi bildiriyor?

Hiç kuşku duymadan "Hayır, elbetteki hayır" diyorsanız,
lütfen açın, açın artık gözlerinizi!. Ondört asır öncesinden şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak size uzatan ve "Ben size, Kıyamet şu iki parmak kadar yakınlaşmış olduğu bir zamanda gönderildim" buyuran Resulullah (s.a.v.)'e bakın. Ondört asır önce birbirine yaklaştırılan bu mübarek parmakların, ondört asır gibi uzun bir aradan sonra artık bitiştiğini, birbirine yapıştığını görün!. Dünyanın ve dünya insanlığının içinde bulunduğu duruma bakan, alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'ı ve O'nun sünnetini çok iyi bilen İsrafil Aleyhisselam'ın, "Artık her an emir gelebilir" düşüncesiyle Sur'a yaklaştığını ve üflemeye hazır bir şekilde beklediğini hissedin!.

Sonra bu his ile,
imanınızdan kaynaklanan ve yüreğinizi haşyetle dolduran bu kıyamet hissiyle kendinize, kendi halinize ve nelerle uğraştığınıza, nelere sevinip-nelere üzüldüğünüze bir bakın!. Yüreğinizdeki kıyamet hissinin verdiği aydınlıkla gördüğünüz bu şeyler nefsinizin hoşuna gitmese de, sizler kendinize bakmaya ve kendinizi görmeye devam ediniz. Çünkü baktığınız ve gördüğünüz kişi sizsiniz, bu gerçekten sizsiniz ve siz gerçeksiniz!. Bu nedenle kendi gerçekliğinizi görmekten değil, yaptıklarınızdan ve yapmakta olduklarınızdan korkunuz!. Uzun vadeli hesaplarınızı, uzun vadeli projelerinizi, uzun vadeli emel ve düşüncelerinizi gördükten sonra, sizlere bu uzun vadeyi telkin eden şeytan aleyhillanenin, bu vaadinde durup-duramayacağını düşünün!.
                                          <<< SONA SON KALA/Mehmed ALAGAŞ >>>




Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum