







Asadan Sınıfa Bir Gönül Yolculuğu
Sınıfta ilk ders zili çaldığında, minik kalplerin koşturarak yanımıza gelmesini, her an bir şeyler anlatma çabasını düşünün. Çocuklar o kadar sürekli bölerler ki... "Öğretmenim ben de şöyle bir şey yaşadım, öğretmenim biliyor musunuz..." diye, hayatlarından en küçük detayları bile coşkuyla taşırlar önümüze. İtiraf edeyim, yoğunluk içinde insan bazen bu durumu yorucu bulabiliyor; "Bir dakika, dinleyin, sırayla anlatın." deme ihtiyacı hissedebiliyor. Çünkü çocukların o ardı arkası kesilmeyen, her an bir örnekle araya giren halleri ilk bakışta coşkulu bir taşkınlık gibi gelebiliyor.
Fakat biraz durup düşündüğümde, insan ruhunun derinliklerine indikçe anlıyorum ki mesele asla anlatılan o basit detaylar değil. Dün akşam da çok sevdiğim iki dostumla otururken fark ettim bunu. Kendimizi huzurlu ve güvende hissettiğimiz o sıcak ortamda, biz yetişkinler bile içimizdekileri tutamayarak coşkuyla konuşuyor, birbirimizin sözünü kesiyor, en sade anılarımızı büyük bir iştiyakla paylaşıyoruz. Çünkü insan; sevildiğinden, değer gördüğünden ve dinlendiğinden emin olduğu yerde sınırsızca açılmak, içindekileri dökmek ister. Sınıftaki minik öğrencilerimin o coşkusu da aslında tam olarak budur. Onlar sadece bir şey anlatmıyor, "Öğretmenim, ben buradayım, seni seviyorum ve senin yanında güvendeyim." diyerek, o güvenin ve değer görmenin mutluluğunu paylaşıyorlar.
İşte çocukların bu saf paylaşma arzusu ile insan ruhunun bu fıtri ihtiyacı, zihnimi tarihin en büyük ve en mukaddes buluşmasına, Tûr Dağı'na götürdü. Merhum Mehmed Alagaş hocamızın eserlerinde de tefekkür ettiğimiz o hakikatin izini sürdüğümüzde, karşımıza çıkan manzara bu bağın ne kadar köklü olduğunu gösteriyor. Hz. Musa, Tûr Dağı'nda önce ürperiyor, korkuyor fakat âlemlerin Rabbi ile konuştuğunu idrak edince o korku ...











Asadan Sınıfa Bir Gönül Yolculuğu
Sınıfta ilk ders zili çaldığında, minik kalplerin koşturarak yanımıza gelmesini, her an bir şeyler anlatma çabasını düşünün. Çocuklar o kadar sürekli bölerler ki... "Öğretmenim ben de şöyle bir şey yaşadım, öğretmenim biliyor musunuz..." diye, hayatlarından en küçük detayları bile coşkuyla taşırlar önümüze. İtiraf edeyim, yoğunluk içinde insan bazen bu durumu yorucu bulabiliyor; "Bir dakika, dinleyin, sırayla anlatın." deme ihtiyacı hissedebiliyor. Çünkü çocukların o ardı arkası kesilmeyen, her an bir örnekle araya giren halleri ilk bakışta coşkulu bir taşkınlık gibi gelebiliyor.
Fakat biraz durup düşündüğümde, insan ruhunun derinliklerine indikçe anlıyorum ki mesele asla anlatılan o basit detaylar değil. Dün akşam da çok sevdiğim iki dostumla otururken fark ettim bunu. Kendimizi huzurlu ve güvende hissettiğimiz o sıcak ortamda, biz yetişkinler bile içimizdekileri tutamayarak coşkuyla konuşuyor, birbirimizin sözünü kesiyor, en sade anılarımızı büyük bir iştiyakla paylaşıyoruz. Çünkü insan; sevildiğinden, değer gördüğünden ve dinlendiğinden emin olduğu yerde sınırsızca açılmak, içindekileri dökmek ister. Sınıftaki minik öğrencilerimin o coşkusu da aslında tam olarak budur. Onlar sadece bir şey anlatmıyor, "Öğretmenim, ben buradayım, seni seviyorum ve senin yanında güvendeyim." diyerek, o güvenin ve değer görmenin mutluluğunu paylaşıyorlar.
İşte çocukların bu saf paylaşma arzusu ile insan ruhunun bu fıtri ihtiyacı, zihnimi tarihin en büyük ve en mukaddes buluşmasına, Tûr Dağı'na götürdü. Merhum Mehmed Alagaş hocamızın eserlerinde de tefekkür ettiğimiz o hakikatin izini sürdüğümüzde, karşımıza çıkan manzara bu bağın ne kadar köklü olduğunu gösteriyor. Hz. Musa, Tûr Dağı'nda önce ürperiyor, korkuyor fakat âlemlerin Rabbi ile konuştuğunu idrak edince o korku ...

Hatırlamaya çalıştı, galiba ilkokula başladığı seneydi. Babası -kabrine rahmet yağmurları yağsın- elinden tutup onu bayram yerine götürmüştü. ...
Yazının tamamı...






