Eski Masaüstü Görünüm


"... Peki Rabbimizin bir lutfu olarak diğer ümmetlerin de yararlandırılacağı şey Nuh'un gemisi midir, yoksa geminin denizde yüzmesini sağlayan bu büyük nimet midir? Elbetteki tahtadan yapılan ve çürüyüp-gidecek olan Nuh'un gemisi değil, bu geminin yüzmesini sağlayan büyük nimettir. ..." Yazının tamamı...


"Yazmak veya yazar olmak, kendi başına bir değer değildir. Çünkü doğruları yazmak değil yaşamak yiğitliktir. Rablerinin huzuruna okur-yazar olarak değil okur-yaşar olarak çıkmaya çalışan müslümanlar, ebedi kurtuluşu umabilecek müslümanlardır." 
... 


"Din nasihattir.
İlahi ölçüye göre doğru ve insanlar için faydalı gördüğünüz mesajları, internet üzerinden veya çıktı alarak bilgisayarı olmayan kardeşlerinizle paylaşın ki siz küçük adımlarla rahmete giderken, rahmet de büyük adımlarla size geliyor olsun."

Kuran’da Resûl-Nebi Ayrımı ve Resûle İtaat



Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim,

Şanı yüce Rabbimizin seçkin kulları olan peygamberler, Kur’an-ı Kerim’de “resûl” ve “nebi” olmak üzere iki farklı isimle anılmışlardır.

Peygamberler için neden iki farklı isim kullanılmıştır?
Bu isimler ne ifade etmektedir?
Kuran’da “resûle itaat” emredilirken “nebiye itaat” emredilmemiş midir?

Konuyu Kuran bütünlüğü çerçevesinde kısaca açıklamaya çalışacağız İnşallah..

“Peygamber” kelimesi dilimize Farsça’dan geçmiştir ve “haberci, elçi" anlamına gelmektedir. Resûl ve nebi kelimeleri yerine peygamber kelimesinin kullanılması makul ve pratik olmakla birlikte, bu kullanımın, Kuran’da resûl ve nebi şeklinde iki ayrı isim ile işaret edilen anlam ve incelikleri ifade etmek noktasında yetersiz olduğu da açıktır.

Dil ile ilgili bu durumdan faydalanmaya çalışan ve amelsiz din peşinde koşan kimi aklıevveller, Kuran’daki resûl-nebi ayrımını suistimal ederek meseleyi “resûle itaat” bağlamına taşımışlar ve

“Peygamber sadece vahyi aktarırken resûldür, yaşarken nebidir, resûle itaat vahye yani Kuran’a itaattir, nebiye itaat gerekmez.”

şeklinde özetlenebilecek, dinin yaşanmasını engellemeye yönelik vahim ve sapkın görüşler öne sürmüşlerdir. Ne yazık ki bu görüşlerin temel hareket noktası, geçmişten günümüze gelen klasik resûl-nebi tariflerinin yetersizliği ve açıkları olmuştur ki bu tarifleri yapan gelmiş-geçmiş değerli alimleri, iyi niyetli olmayan böyle kimselerden tenzih ederiz.

Resûl ve nebi kelimeleri yaygın “İslâmi” kaynaklarda genellikle aşağıdaki ifadelerle tanımlanıyor :

  • “Kur’an-ı Kerim’de zikredilen peygamberlerden bahsedilirken bazen “nebi”, bazen de “resûl” ifadeleri kullanılmıştır. Bu iki kavram kelam ve tefsir kaynaklarında genel anlamda resûl ve nebi ayrı ayrı kişilermiş gibi ele alınmıştır. Bu ayrım “her resûl nebidir fakat her nebi resûl değildir” şeklinde formüle edilerek tekrarlanagelmiştir. Resûl olmanın şartı yeni bir kitap ve şeriat getirme, nebi olmanın şartı ise önceki resûlün/elçinin getirdiği şeriatı ve kitabı insanlara bildirme olarak belirlenmiştir.”

Yazının tamamı...

"En karamsar vakitlerinizde bile yaşama isteğinizi ve Allah'a kulluk heyecanınızı kaybetmeyiniz. Çünkü her güzel şeyin, en güzel bir şekilde bulunduğu cennette dahi Allah'ı hoşnut edebileceğimiz böylesi vakitler yoktur. Allah'ı hoşnut etmek isteyen müslümanlar için yaşadığımız dünya vakitleri, cennet vakitlerinden çok daha değerlidir."


"Hiç kimseye ve hiçbir gruba "Size geleceğiz" demiyoruz. Hiçbir kimseye ve hiçbir gruba "Bize gelin" de demiyoruz. Ne dediğimiz açıktır. Gelin hep birlikte Allah ve Resulünün tartışmasız daveti olan Kur'an-ı Kerim'e icabet edelim."


"Yüce Kitabımızdaki "Gerçek şu ki dinlerini parça parça edip kendileri de grup grup olanlar (var ya), senin onlarla hiçbir ilişkin (alakan) yoktur. Onların işi Allah'a aittir. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. (6-En'am 159)" buyruğuna iman ve teslimiyet gösteren müslümanlar olarak, İslam ümmetinin bütünlüğünü değil kendi mezhep, meşrep ve fırkalarını önceleyerek dinlerini parçalayanlarla bizim de bir ilişiğimiz ve onlarla tartışacağımız bir husus yoktur. Elbetteki onlara da dua ediyor, "Allah hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin" diyoruz."


"Burası öncelikle halka değil hakka açık özel ve küçük bir sitedir. Ayet-i kerimelere muhalif yollarda karşılaşılan sorunları tartışma ve çözme gayesi olmadığı gibi vahiyden kaynaklanmayan popüler gündemlere de dahil olma niyeti yoktur. Bu sitedeki yegane hedefimiz hakkı anlayan ve yaşamaya çalışan az sayıdaki kardeşlerimizle rivayetlere değil ayetlere dayalı hakkı konuşmak ve paylaşmaktır. Bundan başka bir gayesi olanlar bu özelimize saygı göstererek lütfen bizden ve bu siteden uzak dursunlar."
...


Bir Ayet

Kur’an Dinle

Kur’an İçerisinde Ara

Kur’an Mealini İndir
Kuran’da Resûl-Nebi Ayrımı ve Resûle İtaat



Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim,

Şanı yüce Rabbimizin seçkin kulları olan peygamberler, Kur’an-ı Kerim’de “resûl” ve “nebi” olmak üzere iki farklı isimle anılmışlardır.

Peygamberler için neden iki farklı isim kullanılmıştır?
Bu isimler ne ifade etmektedir?
Kuran’da “resûle itaat” emredilirken “nebiye itaat” emredilmemiş midir?

Konuyu Kuran bütünlüğü çerçevesinde kısaca açıklamaya çalışacağız İnşallah..

“Peygamber” kelimesi dilimize Farsça’dan geçmiştir ve “haberci, elçi" anlamına gelmektedir. Resûl ve nebi kelimeleri yerine peygamber kelimesinin kullanılması makul ve pratik olmakla birlikte, bu kullanımın, Kuran’da resûl ve nebi şeklinde iki ayrı isim ile işaret edilen anlam ve incelikleri ifade etmek noktasında yetersiz olduğu da açıktır.

Dil ile ilgili bu durumdan faydalanmaya çalışan ve amelsiz din peşinde koşan kimi aklıevveller, Kuran’daki resûl-nebi ayrımını suistimal ederek meseleyi “resûle itaat” bağlamına taşımışlar ve

“Peygamber sadece vahyi aktarırken resûldür, yaşarken nebidir, resûle itaat vahye yani Kuran’a itaattir, nebiye itaat gerekmez.”

şeklinde özetlenebilecek, dinin yaşanmasını engellemeye yönelik vahim ve sapkın görüşler öne sürmüşlerdir. Ne yazık ki bu görüşlerin temel hareket noktası, geçmişten günümüze gelen klasik resûl-nebi tariflerinin yetersizliği ve açıkları olmuştur ki bu tarifleri yapan gelmiş-geçmiş değerli alimleri, iyi niyetli olmayan böyle kimselerden tenzih ederiz.

Resûl ve nebi kelimeleri yaygın “İslâmi” kaynaklarda genellikle aşağıdaki ifadelerle tanımlanıyor :


Yazının tamamı...

"... Peki Rabbimizin bir lutfu olarak diğer ümmetlerin de yararlandırılacağı şey Nuh'un gemisi midir, yoksa geminin denizde yüzmesini sağlayan bu büyük nimet midir? Elbetteki tahtadan yapılan ve çürüyüp-gidecek olan Nuh'un gemisi değil, bu geminin yüzmesini sağlayan büyük nimettir. ..."

Yazının tamamı...

"Yazmak veya yazar olmak, kendi başına bir değer değildir. Çünkü doğruları yazmak değil yaşamak yiğitliktir. Rablerinin huzuruna okur-yazar olarak değil okur-yaşar olarak çıkmaya çalışan müslümanlar, ebedi kurtuluşu umabilecek müslümanlardır." ... 

"Din nasihattir. İlahi ölçüye göre doğru ve insanlar için faydalı gördüğünüz mesajları, internet üzerinden veya çıktı alarak bilgisayarı olmayan kardeşlerinizle paylaşın ki siz küçük adımlarla rahmete giderken, rahmet de büyük adımlarla size geliyor olsun."

"En karamsar vakitlerinizde bile yaşama isteğinizi ve Allah'a kulluk heyecanınızı kaybetmeyiniz. Çünkü her güzel şeyin, en güzel bir şekilde bulunduğu cennette dahi Allah'ı hoşnut edebileceğimiz böylesi vakitler yoktur. Allah'ı hoşnut etmek isteyen müslümanlar için yaşadığımız dünya vakitleri, cennet vakitlerinden çok daha değerlidir."

"Hiç kimseye ve hiçbir gruba "Size geleceğiz" demiyoruz. Hiçbir kimseye ve hiçbir gruba "Bize gelin" de demiyoruz. Ne dediğimiz açıktır. Gelin hep birlikte Allah ve Resulünün tartışmasız daveti olan Kur'an-ı Kerim'e icabet edelim."

"Yüce Kitabımızdaki "Gerçek şu ki dinlerini parça parça edip kendileri de grup grup olanlar (var ya), senin onlarla hiçbir ilişkin (alakan) yoktur. Onların işi Allah'a aittir. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. (6-En'am 159)" buyruğuna iman ve teslimiyet gösteren müslümanlar olarak, İslam ümmetinin bütünlüğünü değil kendi mezhep, meşrep ve fırkalarını önceleyerek dinlerini parçalayanlarla bizim de bir ilişiğimiz ve onlarla tartışacağımız bir husus yoktur. Elbetteki onlara da dua ediyor, "Allah hepimizi hak ve hakikatte birleştirsin" diyoruz."

"Burası öncelikle halka değil hakka açık özel ve küçük bir sitedir. Ayet-i kerimelere muhalif yollarda karşılaşılan sorunları tartışma ve çözme gayesi olmadığı gibi vahiyden kaynaklanmayan popüler gündemlere de dahil olma niyeti yoktur. Bu sitedeki yegane hedefimiz hakkı anlayan ve yaşamaya çalışan az sayıdaki kardeşlerimizle rivayetlere değil ayetlere dayalı hakkı konuşmak ve paylaşmaktır. Bundan başka bir gayesi olanlar bu özelimize saygı göstererek lütfen bizden ve bu siteden uzak dursunlar."...