Eski Masaüstü Görünüm

Kuran’da Resûl-Nebi Ayrımı ve Resûle İtaat


Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim,

Şanı yüce Rabbimizin seçkin kulları olan peygamberler, Kur’an-ı Kerim’de “resûl” ve “nebi” olmak üzere iki farklı isimle anılmışlardır.

Peygamberler için neden iki farklı isim kullanılmıştır?
Bu isimler ne ifade etmektedir?
Kuran’da “resûle itaat” emredilirken “nebiye itaat” emredilmemiş midir?

Konuyu Kuran bütünlüğü çerçevesinde kısaca açıklamaya çalışacağız İnşallah..

“Peygamber” kelimesi dilimize Farsça’dan geçmiştir ve “haberci, elçi" anlamına gelmektedir. Resûl ve nebi kelimeleri yerine peygamber kelimesinin kullanılması makul ve pratik olmakla birlikte, bu kullanımın, Kuran’da resûl ve nebi şeklinde iki ayrı isim ile işaret edilen anlam ve incelikleri ifade etmek noktasında yetersiz olduğu da açıktır.

Dil ile ilgili bu durumdan faydalanmaya çalışan ve amelsiz din peşinde koşan kimi aklıevveller, Kuran’daki resûl-nebi ayrımını suistimal ederek meseleyi “resûle itaat” bağlamına taşımışlar ve

“Peygamber sadece vahyi aktarırken resûldür, yaşarken nebidir, resûle itaat vahye yani Kuran’a itaattir, nebiye itaat gerekmez.”

şeklinde özetlenebilecek, dinin yaşanmasını engellemeye yönelik vahim ve sapkın görüşler öne sürmüşlerdir. Ne yazık ki bu görüşlerin temel hareket noktası, geçmişten günümüze gelen klasik resûl-nebi tariflerinin yetersizliği ve açıkları olmuştur ki bu tarifleri yapan gelmiş-geçmiş değerli alimleri, iyi niyetli olmayan böyle kimselerden tenzih ederiz.

Resûl ve nebi kelimeleri yaygın “İslâmi” kaynaklarda genellikle aşağıdaki ifadelerle tanımlanıyor :

  • “Kur’an-ı Kerim’de zikredilen peygamberlerden bahsedilirken bazen “nebi”, bazen de “resûl” ifadeleri kullanılmıştır. Bu iki kavram kelam ve tefsir kaynaklarında genel anlamda resûl ve nebi ayrı ayrı kişilermiş gibi ele alınmıştır. Bu ayrım “her resûl nebidir fakat her nebi resûl değildir” şeklinde formüle edilerek tekrarlanagelmiştir. Resûl olmanın şartı yeni bir kitap ve şeriat getirme, nebi olmanın şartı ise önceki resûlün/elçinin getirdiği şeriatı ve kitabı insanlara bildirme olarak belirlenmiştir.”

  • “Dinimizde peygamberler ikiye ayrılır. Kendisine kitap indirilmemiş olan peygamberlere nebi denir. Kendisine kitap indirilmiş olan peygamberler ise resûl olarak adlandırılır.”

  • “Resûl kitap gönderilen peygamberlere verilen isimdir. Nebi ise kendisinden önce gelen resûlün dinini tebliğ eden peygamberlere denmektedir. Yani yeni din getirmeyen, bir önceki dini savunup o dine davet edenlere nebi denmektedir.”

  • “Kendisine müstakil bir din ve kitab verilen peygamberlere resûl, müstakil bir din ve kitab sâhibi olmayıp kendinden önceki bir peygamberin kitabına uygun hareket etmekle vazifeli peygamberlere de nebi adı verilir.”

Bu tanımları incelemeden önce; “müstakil din”, “yeni din”, “önceki din” gibi Kuran’a uygun olmayan ifadelerin, “İslâmi olmak” iddiasındaki böyle kaynaklarda nasıl yer bulabildiğini dikkatinize sunuyor ve bu tarifleri kaleme alan kardeşlerimizi Allah’ın Kitabı’na bağlı ve saygılı olmaya davet ediyoruz çünkü Allah indinde tek bir din vardır; o da İslam’dır :

Allah katında din, hiç şüphesiz ki İslam'dır. ... (3-Âl-i İmrân 19)

Kim İslam'dan başka bir din ararsa, kendisinden asla kabul edilmez ve o kimse ahirette hüsrana (ebedi ziyana) uğrayanlardan olur. (3-Âl-i İmrân 85)

Resûl ve nebi kavramlarının kendisine kitap indirilmekle, indirilmemekle ya da yeni bir şeriat getirip getirmemekle ilgili olmadığı, Kuran bütünlüğü içerisinde açık bir konudur. Örneğin Bakara Suresi’nin 213. ayetinde nebilere de kitap verildiğini görüyoruz ki bu ayet aynı zamanda “nebi nedir?” sorusunun da cevabını vermektedir :

İnsanlar (sapıklıkta ve şaşkınlıkta) tek bir ümmetti. Allah müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olarak peygamberler (nebiler) gönderdi ve insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm vermek üzere beraberlerinde hak Kitab'lar indirdi. … (2-Bakara 213)

Şuarâ ve Sâffât Sureleri’nde ise yeni bir kitap-sayfa veya şeriat getirmeyen; Sâlih A.S., Lût A.S. ve İlyas A.S. “resûl” olarak anılıyor :

Hani kardeşleri Salih onlara demişti ki “Korkup-sakınmaz mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir resulüm.” (26-Şuarâ 142-143)

Hani kardeşleri Lut onlara demişti ki “Korkup-sakınmaz mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir resulüm.” (26-Şuarâ 161-162)

Gerçekten İlyas da (peygamber olarak) gönderilmişlerdendi (murselîne). (37-Sâffât 123)

Resûllere de nebilere de Kitap ve şeriat veriliyor ya da verilmiyorsa, o zaman bu ayrımın sebebi nedir?

Nebi “haber alan/haber getiren” ve “mertebesi yüksek/değeri yükseltilmiş” anlamlarına gelen bir kelime. Nebinin makamına “nübüvvet” diyoruz. Resûl ise “belirli bir işle görevlendirilip gönderilmiş kişi” ya da “elçi” anlamlarına geliyor ve resûlün yaptığı işe de “risalet” diyoruz. Kuran’da “nebi” olarak zikredilen tüm nebilerin beşer yani insan olduklarını ve tamamının risalet görevi yürüttüklerini dikkate aldığımızda, her nebinin aynı zamanda resûl olduğu açıktır.

Peki her resûl nebi midir?

Değildir.

Resûller; meleklerden, insanlardan ve cinlerden seçilmektedir :

Allah meleklerden elçiler (resûller) seçer, insanlardan da. Hiç kuşkusuz Allah Semi'dir (herşeyi işitendir), Basir'dir (hakkıyle görendir). (22-Hac 75)

Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi anlatan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler (resûller) gelmedi mi? (denildiğinde) onlar "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz (ki geldi)" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefisleri aleyhine şahitlik ettiler. (6-En'âm 130)

Kuran’ın hiçbir ayetinde melekler ve cinler için “nebi” sıfatı kullanılmamıştır.

Bu durumda, resûllerin; meleklerden, cinlerden ve insanlardan seçildiğini, insanlardan seçilen resûllere ise “nebi” denildiğini söyleyebiliriz.

Melek ve cin resûlleri konu dışında tutarsak, bir beşer/insan olarak nebinin de resûlün de aynı kişi olduğu açıktır. Allah’ın bu seçkin kullarının yaptıkları iş; müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak kendilerine gelen ve bildirmeleri emredilen vahyi muhataplarına iletmek, vahye uygun şekilde yaşayıp amel ederek uygulamaları göstermek ve böylece toplumlara örnek olmaktır.

Peygamberler bu görevlerini yaparken “nebi” ve “resûl” sıfatlarını aynı anda üzerlerinde taşırlar. Kimilerinin iddia ettiği üzere -haşâ- gömlek değiştirir gibi bazen nebi bazen resûl olmazlar. Dolayısıyla nebilik ve resûllük birbirinden ayrılması mümkün olmayan vasıflardır.

İşte bu yüzden, resûle itaat aynı zamanda nebiye itaat demektir.

Rabbimizin “peygambere itaat” emrini verirken “resûl” ismini kullanması “nebiye itaat gerekmez” şeklinde yorumlanamaz. Peygamberlerin de birer beşer/insan olmaları hasebiyle ortaya koymuş oldukları ve yalnızca kendilerini bağlayan şahsi davranışları-sözleri elbette vardır. Peygamberin hangi emrine-ameline itaat gerektiği ve hangisine itaat gerekmediği, ilgili sözün ve amelin bağlamıyla, uygulama şekliyle ilgili bir konudur ve her söz-amel kendi içerisinde ve Kuran bütünlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Resûlullah S.A.V.’in tüm emir ve uygulamalarını “itaat gerekmez” toptancılığıyla etiketlemeye çalışmak ve bu amaçla sözde resûl-nebi ayrımı uydurmak samimi müminlere yakışacak bir davranış değildir.

Peki aynı peygamber Kuran’da neden bazen resûl, bazen de nebi olarak anılıyor?

Konuyu Kuran bütünlüğü çerçevesinde incelediğimizde, -genellikle- peygamberlerin risaletle ya da itaatle ilgili yönleri anılırken “resûl”, insani ya da nebevi yönleriyle ilgili anılırken de “nebi” ifadelerinin kullanıldığını görüyoruz. Peygamber, Allah’tan haber alması-getirmesi ve mertebesi yükseltilmiş bir beşer/insan olması yönüyle nebi, Allah tarafından gönderilmiş olması ve vahyi iletmesi yönüyle resûldür.

Bilindiği üzere, dillerde, aynı soyut ya da somut varlık ve fiil için birbirinden farklı fakat aynı varlığı-fiili işaret eden isimler kullanılabilmektedir. Bu isimler aynı varlığı ya da fiili farklı yönleriyle işaret etmek amacıyla kullanılır ve sayıları ne kadar fazla ise dil de o kadar zengindir.

Dil ile ilgili bu inceliğe, aynı kişinin medeni hali yönüyle “karı-koca”, çocukları yönüyle “anne-baba” olarak anılması örneğini verebiliriz. Babalar çocuklarına “hanımımın sözünü dinle” değil de “annenin sözünü dinle” derler bildiğimiz kadarıyla. Hanım da anne de aynı kişidir ancak bu kişiyi hangi isimle ifade edeceği babanın vermek istediği mesajla ilgilidir. Çocuğa düşen sorumluluk, mesajı olduğu gibi almak ve uygulamaktır. Çocuk babasının bu cümlesini “annemin sözünü dinlemeliyim ama babamın hanımının sözünü dinlemek zorunda değilim” şeklinde yorumlayabilir mi? Ya da annesi kendisinden bir istekte bulunduğunda, isteğin ne olduğuna/mahiyetine hiç bakmadan “bunu annem olarak mı, babamın hanımı olarak mı istiyorsun?” sorusunu sorabilir mi? Böyle bir anlayış tam da amel kaçkınlarına yakışan bir davranış olurdu.. Eğer bu kimseler Resûlullah S.A.V. zamanında yaşamış ve çevresinde bulunmuş olsalardı, O’na da hiç çekinmeden “bize bu emri nebi olarak mı resûl olarak mı veriyorsun?” diye sorarlardı herhalde..

Konuyu bir soru ile sonladıralım :

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir (erkek varisi yoktur). O, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin (nebilerin) hatemidir-sonuncusudur. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (33-Ahzâb 40)

Rabbimiz, peygamberimiz yani nebimiz ve resûlümüz Muhammed S.A.V. için neden “resûllerin sonuncusu” değil de “nebilerin sonuncusu” buyurmuştur?

Selametle..

12 Eylül 2022
Köksal ŞAHİN


Yorum Yap


Yorumlar yeniden eskiye doğru sıralanmıştır.
Sıralamayı çevirmek için tıklayınız.

Yasemin Erpelit
07-12-2022 10:20
#5515
Nebilerin sonuncusu

Yaygın olarak bilinen bir cümlenin hatalı olduğunu belirtmek için yazıyorum.

Kafa karışıklığı olmasın. Cümlenin doğru şekli şöyledir;

HER NEBİ RESULDÜR, HER RESUL NEBİ DEĞİLDİR.

Sizin bu konuda anlattıklarınız da Mehmet Alagaş’ın sözleri de cümlenin bu şekilde olmasıyla tutarlıdır. En önemlisi de Kuran’daki resul ve nebi ifadeleri geçen ayetleri dikkatle incelediğimizde zaten bu cümle çıkar. Nasıl olmuşsa değişmiş ve ters yazılmaktadır ama doğrusunun bu olduğunu dikkatlerinize sunmak istedim.
Selamlar..

Köksal Şahin
18-11-2022 06:33
#5501
Maya Uzun Sayım Takvimi

Aleykümselam,

Zeyd kardeşim, hayır duaların için teşekkür ederim, bilmukabele.. Ufuk açıcı görüşlerini ve yorumlarını özlemiştik, İnşallah bundan sonra daha sık bulunursun sınıfta. Alagaş hocamızdan yapmış olduğun alıntı çok güzel ve yerinde olmuş, eline sağlık.

Mustafa Kayhan kardeşim, Aleykümselam, Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Kıyametin ansızın gelecek olması, ona şahitlik edecek insanların hiç beklemedikleri bir anda vuku bulacak olmasına işaret eder. Zaten kıyamet de "gafil" olan bu insanların başına kopmayacak mı? Kıyametten önce ortaya çıkmasını beklediğimiz ayet ve beyyinelerin hangi zaman dilimlerinde ve hangi aralıklara ortaya çıkacağını tabi ki bilmiyoruz ancak şanı yüce Rabbimiz, bunları dilediği zaman aralığına sığdırabilecek kudrete sahiptir, bundan eminiz. Kıyametten önce ortaya çıkmasını beklediğimiz ayet ve beyyineler arasında zikrettiğiniz "Nuh A.S.'ın gemisinin bulunması", gerçekleşmesi mümkün olmayacak bir hadisedir. Burada beklediğimiz/aranan "ayet" gemi değil, gemilerin suda yüzebilmesini sağlayan büyük nimettir. Detaylı bir açıklama için, Mehmed Alagaş hocamızdan alıntı yaparak sitemize eklediğimiz Nuh'un Gemisi Nerede? başlıklı yazıyı inceleyebilirsiniz.

Eğer Rabbimiz, Sebe isimli kavmin yaşadığı yerde bir ayet/işaret olduğunu buyuruyorsa, bu elbette hiçbir zaman ortaya çıkmayacak bir ayet olmayacaktır yani bu ayet de kıyametten önce gerçekleşmesi ya da ortaya çıkması beklenen ve sizin de bir bölümünü ifade ettiğiniz ayet ve beyyineler kapsamındadır. Sebe kavminin yaşadığı bölgenin detaylı şekilde tarif edildiği ayetleri incelediğimizde, bu kavmin Mayalar olarak bildiğimiz kavme karşılık geldiğini görüyoruz. Mayalar söz konusu olduğunda ise sıra dışı bir takvim olan Maya Takvimi ile karşılaşıyoruz. Bundan sonrasını Alagaş hocamızın linkteki yorumundan okuyabilirsiniz.

Sebe'ye bırakılan ayetin Maya Takvimi olduğu konusunda şahsen bir şüphem yok. Ancak 2012'de sona eren döngülerin, Mayalar'a atfedilen diğer iki takvimin (Haab ve Tzolk'in) dayandığı 52'şer yıllık döngüler mi yoksa Mehmed abinin bahsettiği ve 2012'de sona eren Maya Uzun Sayım Takvimi'nin dayandığı 394'er yıllık döngüler mi olduğu konusunda bazı soru işaretlerim var. Uzun Sayım Takvimi, döngülerin sonunu gösterdiği gibi başlangıcını da gösteren ilginç bir takvim. Bu takvimin başlangıcı ile bitişi arasında 5125 yıl bulunuyor. Bu bilgiyi öğrendikten sonra, Süleyman A.S.'ın geçmişe yaptığı yolculuğu ve daha önce Mehmed abiye sorduğum "Yaşadığımız alemin toplam ömrü altı bin yıl mıdır?" sorusunu hatırladım. "Keşke Mehmed abi olsaydı da konuşabilseydik" dediğim onlarca konudan biri işte..

Selametle..

Zeyd Can
17-11-2022 04:15
#5500
Selamaleykum

Değerli Köksal abim, gündemimize sunduğun bu başlık için teşekkür ve dua ediyorum. Konuya geç dahil olduğumdan, yorumları okurken katılmadığım veya katkıda bulunmak istediğim bölümler olduğunu düşünsem de geriye dönmemek adına değinmiyorum. (Kaldı ki doğru anladığımdan emin olmak için tekrar okumam da gerekecektir.)

Fakat kendisini yorumlarından tanıdığım ve muhabbet beslediğim Mustafa KAYHAN abimiz/kardeşimizin son yorumundan konuya dahil olup ALAGAŞ hocamızın bu hususta söylediklerini hatırlatmak istedim;

"..... Bu soruyu soran arkadaşlar Süleyman (a.s.)’ın Mayalılara son döngüyü vermemiş olmasını, kıyamet saatini bildirmek olarak anlamaktadırlar. Aslında Kur’an’da da bildirildiği gibi bir Resulün bunu bilmesi ayrı şey, bildirmesi ayrı şeydir. Süleyman (a.s.) bunu kimseye bildirmemiş, önüne ve arkasına konunulan gözetleyici-korucular nedeniyle de Şeytan aleyhillane de dahil hiçbir cin onun kalbine veya beynine nüfuz ederek bu bilgiyi alamamıştır.

Mayalılara bu ileri takvim bilgisini 52 yıllık döngülerle Süleyman (a.s.) vermiş ise (ki ayetlerin işaret ettiği gerçek budur) 2012 yılında sona eren döngüden sonrasını ALLAH’IN İZNİYLE (2020, 2030’a kadar bile) hiç vermemesi, kıyamet saatini bildiren bir haber değil kıyamet saatiyle ilgili bir ayet bırakması anlamına gelir. Zaten Rabbimiz de “Andolsun ki Sebe'nin oturduğu yerlerde bir ayet vardır… (34-Sebe 15)” buyurarak, buraya KENDİ İZNİYLE bir ayet bırakıldığına işaret etmektedir.

Bizim ısrarla “Maya takvimiyle ilgili haberler doğruysa, bu bir kehanet değil ayettir” dememizin nedeni de budur. Kur’an’da zikredilen kıyamet alametleri nasıl ki kıyamet saatini bildiren değil yaklaştığını haber veren ayetler ise Sebe’nin yaşadığı yere bırakılan bu ayet de oldukça yaklaşan kıyamet için bir alamettir. Diyeceksiniz ki “Maya takvimiyle ilgili haberler doğruysa ve bu Allah’ın bıraktığı bir ayet ise dünya olarak son 44 yıldayız.”

Bu Allah’ın bıraktığı bir ayet ise elbetteki en fazla 44, en azın bilgisi ise hala Rabbimizin katında...." Mehmed ALAGAŞ


Ben kendi adıma ALAGAŞ'ın bu açıklamasında "Maya Takvimi" ile ilgili bir "KESİNLİK" değil "MUTMAİN"lik görüyorum.. Selam ve dua ile..

Mustafa Kayhan
13-11-2022 18:16
#5497
Maya takvimi

Selamun Aleyküm,

Hz. Süleyman A.S.'ın Sebe ülkesinde bıraktığı, böylece Sebe Suresi'nde ifade edilen "onların yerinde bir ayet vardır" ifadesinden Maya takvimini bıraktığı neticesi ne kadar doğrudur? Ya da doğru mudur? Zira kıyametin kopma anının çok ani olacağı, Kuran'da ifade edilmektedir. Bu durumda ondan evvel gerçekleşeceğinden Kuranın haber verdiği ön belirtiler, Yecüc ve Mecüc, dabbe, Nuh'un gemisi, iki denizin kavuştuğu ve karışmadığı yer ve Firavun'un bedeni henüz ortaya bile çıkmamıştır. Bu sebeple Maya takvimiyle ilgili açıklama ve onun Sebe'de bırakılan ayet olduğu kesin olmaktan uzaktır.

Sınıftayım, katılımcıları "essealmu aleyküm" diyerek selamlıyorum.

Talha
14-10-2022 10:42
#5485
Selamünaleyküm

Allah senden razı olsun abi... Ne güzel maddelemiş ve birbirine bağlamışsın meseleyi... Allah, ilminden faydalanan ve ilmiyle faydalanılanlardan kılsın...

Bebeler Dede Olabilecek Mi? başlıklı konu ile birlikte Son Sözlerimiz Ne Olurdu? başlıklı konuyu da okumanızı tavsiye ederim bir kardeşiniz olarak...

O zaman müslümanlara da sirayet etmiş olan bunca hırs ve tamahın ne kadar boş olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz...
En doğrusunu bilen Rabbimiz bizi doğruya ulaştırsın ve onunla amel edenlerden kılsın...

Köksal Şahin
14-10-2022 03:59
#5484
Kıyametten Önce Gelecek Resûl : Süleyman A.S. (Zülkarneyn)

Selamünaleyküm,
Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun..

40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir (erkek varisi yoktur). O, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin (nebilerin) hatemidir-sonuncusudur. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (33-Ahzâb 40)

Kuran'daki resûl-nebi ayrımından ve Ahzab Suresi'nin 40. ayetinden hareketle sorduğumuz soru şöyleydi :
"Rabbimiz, peygamberimiz yani nebimiz ve resûlümüz Muhammed S.A.V. için neden 'resûllerin sonuncusu' değil de 'nebilerin sonuncusu' buyurmuştur?"

********

Buraya kadar olan bölümde şu sonuçlara ulaşmıştık :
- Nebi, vahiyle risalet görevi yüklenmiş ve insanlardan seçilmiş elçidir (resûl).
- Her nebi aynı zamanda resûldür.
- Her resûl nebi değildir çünkü resûller, meleklerden ve cinlerden de seçilebilmektedir ancak her beşer (insan) resûl, aynı zamanda nebidir.
- Muhammed S.A.V. nebi olarak seçilmiş son insandır (nebilerin sonuncusu).
- Bundan sonra "yeni" bir insan nebi olarak seçilmeyecek ve dolayısıyla "yeni” bir resûl de gelmeyecektir, nübüvvet tamamlanmıştır.

Nübüvvet tamamlandığına göre risalet de tamamlandı mı?
Muhammed S.A.V.'den sonra insanlara hiçbir resûl gönderilmeyecek mi?

Bu sorulara “evet, risalet de tamamlandı, kıyamete kadar artık hiçbir resûl gelmeyecek” cevabını veremiyoruz çünkü Rabbimiz bu konuda bir sınırlama getirmemiştir. Bilakis, Ahzâb Suresi'nin 40. ayetinde "son nebi" ifadesini kullanıp “son resûl” ifadesini kullanmamasının bir nedeni vardır. Mehmed Alagaş hocamızın sık sık hatırlattığı üzere; Rabbimiz Kuran’da eksik ya da fazla değil, gerektiği kadar söz söylemiş, her bir lafzı belirli bir maksatla kullanmıştır. İşte bu bakış açısından hareketle, meseleyi anlamak üzere tekrar Kuran’a başvurduğumuzda, Talha kardeşimizin ipuçlarını verdiği hakikatle karşılaşıyor ve bu hakikati tespit edip Kuran bütünlüğü çerçevesinde tane tane açıklayan Mehmed Alagaş hocamızı, bir kez daha, rahmetle, Cennet duası ile, özlemle anıyoruz..

********

Evet..
İnsanlığın kıyamete kadar geçecek zaman içerisinde karşılaşacağı bir resûl daha vardır ancak bu resûl bizim için “yeni” değildir.

Bu resûl, Kuran’da Zülkarneyn olarak da anılan Süleyman A.S.’dır..

- Süleyman A.S., Cin Suresi’nin 25 ve 28. ayetleri arasında buyurulduğu üzere; kıyamet saatinin zahir edildiği (gösterildiği), Rabbimizin beğenip-seçtiği resûldür.

- Kendisine yapmak istediği “herşey” için bir sebep (imkân/yol) verilmiştir.

- İçerisine hapsedildiğimiz iki boyut; zaman ve mekân içerisinde, dilediği şekilde seyahat edebilme imkânına sahiptir.

- Mekânda seyahat edilebildiği gibi zamanda seyahat de mümkündür.

- Süleyman A.S., emrine verilen rüzgârla dilediği yere kolaylıkla gidebilmektedir.

- Sahip olduğu ilimle, yaşanmış (geçmiş) ve bize göre henüz yaşanmamış (gelecek) zamanlar arasında, dilediği şekilde yolculuk yapabilmektedir.

- İnşa edeceği set ile insanlığı Yecüc-Mecüc istilasından kurtaracağı Kuran’da haber verilmiştir.

- Yecüc-Mecüc istilası geçmişte yaşanmış bir hadise değildir, gelecekte yaşanacak bir hadisedir.

- Sebe Suresi’nin 15. ayetinde; “Andolsun ki Sebe'nin oturduğu yerlerde bir ayet vardır.” buyruğuyla işaret edilen ayet, Sebe’ye Süleyman A.S. tarafından verilmiştir.

- Sebe kavmi bugün Mayalar olarak bildiğimiz kavimdir.

- Sebe’deki ayet, Maya takvimidir.

- Maya takvimi 52 yıllık döngülerle ilerleyip 2012 yılında son bulmaktadır ve dünyanın 2012 + 52 = 2064 yılını göremeyeceğini ‘dolaylı olarak’ ifade etmektedir.

********

Burada önemle üzerinde durmak istediğimiz konu, Cin Suresi'nin 25 ve 28. ayetleri arasında, kıyamet saati bahsinin ve bu saati bilen resûlün, risalet görevi ile birlikte anılmasıdır :

25- De ki "Ben bilmiyorum, size vaadedilen (kıyamet) yakın mı yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?" (72-Cin 25)

26- O, gaybı bilendir. (Kıyamet saatiyle ilgili) gaybını kimseye zahir etmez-açmaz. (72-Cin 26)

27- Ancak beğenip-seçtiği (açmayı dilediği) bir Resul bunun dışındadır. (Ona açıp-zahir ettiği için) onun önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar. (72-Cin 27)

28- Ki Rablerinden gelen risaletin gereğince tebliğ edildiğini bilsin. (Allah) onların nezdinde olanları (hubren, evvel ve ahir ilmiyle) sarıp-kuşatmış ve her şeyi sayı olarak da sayıp-tesbit etmiştir. (72-Cin 28)

Bu ayetleri “Kıyamet saatini neredeyse gizliyorum” ve “Kıyamet saatini Allah’tan başkası açıklayamaz” ayetleriyle birlikte tefekkür ettiğimizde, Rabbimizin kıyamet saatini üstü kapalı/dolaylı yollardan açıklamak üzere, beğenip-seçtiği bir resûlü (Süleyman A.S.) görevlendirdiğini ve bu görevin bir risalet görevi olduğunu anlıyoruz :

15- "Hiç şüphesiz o saat (kıyamet vakti) yaklaşarak-gelmektedir. Herkes yaptığının karşılığını görsün diye onu neredeyse (bir resul hariç herkesten) gizliyorum." (20-Tâ-Hâ 15)

187- Sana saatin (kıyamet vaktinin) ne zaman geleceğini-vuku bulacağını soruyorlar. De ki "Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağırlaşmış-ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir." Sanki sen onu (gaybden gizlice) biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki "Onun ilmi ancak Allah katındadır ama insanların çoğu bilmezler." (7-A'râf 187)

********

Kuran bütünlüğü çerçevesinde anlaşılması gereken bu çok yönlü konuyu, böyle bir yorumda tüm yönleriyle ele alma imkânımız yoktur. Bu nedenle şimdilik sadece yukarıda zikrettiğimiz ana başlıkları vermekle yetiniyor ve siz değerli kardeşlerimizi, Mehmed Alagaş hocamızın aşağıdaki çalışmalarını sabırla ve dikkatle (yorumlarıyla birlikte) okumaya davet ediyoruz :

Bebeler Dede Olabilecek Mi?

Kıyamet Saatini Bilen Resul

Birlikte Değerlendirelim 8 : Süleyman A.S.’ın Rüzgârla Seyahati?

Birlikte Değerlendirelim 10 : Antartika’nın Ötesi - Ye’cuc ve Me’cuc

Selametle..

Köksal Şahin
09-10-2022 17:47
#5481
Evet, Kıyametten Önce Bir Resûl Gelecek

Aleykümselam Mustafa Kayhan kardeşimiz,

Kıyametten önce vuku bulacak/ortaya çıkacak ayet ve beyyineler konusunda, Alagaş abimizin/hocamızın çalışmaları ortadadır. Bu ayet ve beyyineler, bizim de öncelik verdiğimiz, gündeme getirmeye çalıştığımız ve İnşallah tekrar tekrar gündeme getirmeye çalışacağımız konulardır. Halihazırda yorumladığımız mesele de bu konuyla ilgilidir.

Kıyametin başlamasından hemen önce, ondan biraz daha önce ve yaşadığımız dönemle kıyamet vakti arasındaki zaman dilimlerinden birinde yani üç farklı zamanda bir resûlün geleceği ve insanlığın bu resûl ile “tekrar” tanışacağı Kuran’da bildirilmiştir. Kuran’da Muhammed S.A.V. için “son nebi” ifadesinin kullanılması ancak “son resûl” ifadesinin kullanılmaması bu hakikati teyit etmektedir. Nebilik nübüvvet temelli bir ünvandır, elçilik ise risalet temelli bir görevdir. Verilecek tüm “nebi” ünvanları verilmiştir, “son nebi” lafzı bu hakikati ifade etmektedir ancak bu nebilerden birinin risalet görevi henüz tamamlanmamıştır, devam etmektedir..

Alagaş hocamız hiçbir çalışmasında “yeni” bir resûlün geleceğini ifade etmedi ancak “bir resûlün” geleceğini birçok çalışmasında anlattı. “Yeni” bir resûl “yeni” bir nebi demektir ki Ahzâb Suresi’nin 40. ayeti gereği bu mümkün değildir, artık “yeni” bir nebi gelmeyecektir. Anlaşılması zor ve zaman alan bir konu olduğu için Rabbimizden anlayışımızı artırmasını diliyoruz.. Bizler de tam olarak anlaşılmayan meseleler konusunda gerekli tekrarları/hatırlatmaları yapmak ve makul soruları -elimizden geldiğince- cevaplamak üzere buradayız zaten. İnşallah ilerleyen yorumlarımızda konuyu biraz daha detaylandırdığımızda sorularınız cevaplarını bulacaktır..

Selametle..

Mustafa Kayhan
09-10-2022 11:55
#5480
Esselamu Aleyküm (Kıyametten Evvel Bir Rasul Mü Gelecek)

Esselamu aleyküm diyerek sınıfa giriyorum.

1. Kıyametten evvel bir rasul geleceği meselesi, zannediyorum Alagaş abimizin Cin suresindeki illâ menir teza min rasulin ifadesiyle ilgili yorumuna dayandırılmıştır. Ancak Alagaş abimiz, bir rasulün gelmesinden daha ziyade kıyamet saatinin bildirildiği elçinin, yaşadığı sebe ülkesinde bıraktığı bir işaretten söz etmiştir. Bazı şeyleri yanlış hatırlıyor da olabilirim, ama okuduklarımdan anladıklarım bunlardı. Alagaş abimiz, yeni bir rasulün geleceğini net olarak bahsetti mi? ben bilmiyorum.

2. Gaflette kalan dünya insanlarının helak edilmeyeceği, son kertede zülkarneyn ile uyarılacakları, onunla ilgili yorumlarından anlaşılmıştır. Ama zülkarneyn as mı süleyman as olarak belirledik mi geçmişte yaşayan bir elçinin kıyametin sonunda yeniden dirilmesinden ya da ashabulkehf gibi uyutulup uyandırılmasından söz etmek sanki gerekmektedir. Yaşamasının da öldükten sonra diriltilmesinin de açıklanması oldukça sorunludur.

3. Kıyametten evvel bir elçi beklemek yerine Muhammed suresi 18'deki fekat cae eşratuha ayetinden de hareketle kıyamet öncesi son işaretlerden söz etmek gerekmez mi? Mesela Nuhun gemisinden geriye bırakılan ayet/mucizeden, Hz. Musa as ile suya gömülen iki mucizeden iki denizin buluştuğu halde karışmaması ve Yunus 92'deki firavun aleyhillanenin bedeninin bulunması, Hz. Zülkarneynin örttüğü yecüc ve mecücün çıkması, dabbetül arzın çıkması (salih aleyhisselamın devesi gibi bir mucize olarak), Hz. Muhammedin seçilmesi ve Kuranın ona verilmesi, Kıyametle ilgili bütün bilgilerin Kuranda bildirilmesi, ayın ikiye yarılması, zülkarneynin güneşin battığı yere gitmesi, duhan suresi 10-11deki göğün apaçık bir duman getirmesi gibi unsurlardan söz etmeli değilmiyiz?

Sınıfta kalarak izlemeye devam ediyorum inşallah

Köksal Şahin
09-10-2022 02:15
#5479
Kur’an-ı Kerim’de ’’Sen’’ Hitabı

Aleykümselam Yasemin kardeşimiz,

107- (Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. (21-Enbiyâ 107)

Kur'an-ı Kerim Muhammed S.A.V.'e indirilmiştir. Bu nedenle, Kuran'da "Sen" hitabını gördüğümüzde, eğer ayetin metninde, öncesinde veya sonrasında hitabın işaret ettiği farklı biri yoksa, bunun Muhammed S.A.V.'e yönelik olduğunu anlarız. Mealimizdeki "Ey Muhammed" parantezinin nedeni budur.

Yorumunuzu, bundan sonra gelecek resûlün kim olduğu ve neler yapacağı konularını da ele aldığımız bu başlıkta yayınlamayı uygun bulduk. Yorumlarıyla birlikte okuyup takip ederseniz, İnşallah faydalı olacağını düşünüyoruz.

Selametle..

Yasemin Erpelit
07-10-2022 19:02
#5478
Sure: 21-Enbiyâ Suresi Ayet: 107

Enbiya 107. ayette "Ey Muhammed" yok! Lütfen mealden "Ey Muhammed" kelimelerini kaldırınız. Al-i İmran 81 ve Ahzab 7'yi beraber okuduğunuzda ve Cin Suresi 26-27'yi okuduğunuzda Kıyamet'e yakın gelecek resulden bahsediyor. Bu ayet o resule de hitap ettiği için orada yazmadığı halde "Muhammed" yazmaya hakkınız yoktur. Ben yanlış da olabilirim. Ama ya doğru söylüyorsam bu riski üzerinize almak çok çok ağır olur. Kaldırmakla da bir şey kaybetmez yalnızca en doğru olanı yaparsınız. Selamlar.

Köksal Şahin
04-10-2022 04:02
#5477
Muhammed S.A.V. İnsanlığa Gönderilen Son Resûl Mü?

Aleykümselam,

Mehmed Can abi,
Hayır duaların için teşekkür ederiz. Mehmed Alagaş hocamıza yıllarca yol arkadaşlığı yapan ve onun mirasını titizlikle korumaya çalışan siz değerli büyüklerimizden ve kardeşlerimizden Rabbimiz razı olsun İnşallah..

Mustafa Kayhan kardeşimiz,
Değerli yorumunuz, hayır duanız ve hatırlatmanız için teşekkür ederiz. Bu çalışmada “resûl” ve “nebi” kelimelerini, farklı ve ortak yönleriyle ve tüm nebi ve resûlleri kapsayacak şekilde ele aldığımız için “kavram” olarak ifade ettik. Bildiğimiz kadarıyla, aynı kelimenin bazen kavram, bazen de terim olarak kullanılması mümkündür. Mesela “otobüs bir toplu taşıma aracıdır” dediğimizde, “otobüs” kelimesini kavram olarak kullanıyor ve bütün renk ve modellerdeki otobüslerin tamamını kapsayan genel bir ifadede bulunmuş oluyoruz ancak “otobüs geç kaldı” dediğimizde, aynı kelimeyi, belirli bir otobüsü ifade eden bir terim olarak kullanmış bulunuyoruz.

Zeki Bayraktar ismini andığınız için internetten araştırdım ve “Kur'an ve Sünnet Ama Hangi Sünnet” kitabına ulaştım. Kitabın tanıtım yazısı şu şekilde :

“Bu kitap, Nebi ile Resul arasındaki bu farkı göstermek ve dolayısıyla da sünnetin Nebi Muhammed ile değil Resul Muhammed ile ilişkili olduğunu izah etmek için yazılmıştır. Bir başka ifade ile söylersek, sünnetin tümü ile Kur’an’a dayandığını ve hatta sünnetin Kur’an’dan başka bir şey olmadığını ispatlamak için yazılmıştır.”

Maalesef kitap tam da bu çalışmada eleştirdiğimiz bakış açısıyla yazılmış ve nebi-resûl kavramlarını “resûle itaat” bağlamında ele almış gibi görünüyor. Tabi ki bu gibi Kuran bütünlüğüne uygun olmayan görüşlere katılabilmemiz mümkün değildir.

Üçüncü maddede düşünmemizi istediğiniz konuyu hep birlikte düşünelim İnşallah :
Ahzâb 40’taki “O, Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur” ifadesini “O, Allah'ın Resûlü ve nebisi ve aynı zamanda nebilerin ve resûllerin sonuncusudur” şeklinde anlayabilir miyiz?
Öncelikle lafızların zahirine bağlı kalmamız gerektiğinden hareketle, ayeti bu şekilde anlamamızın önünde engeller bulunduğunu görüyoruz. Örneğin Rabbimiz, Meryem Suresi’nin 51 ve 54. ayetlerinde Musa A.S. ve İsmail A.S. için “resûlen nebiyyen” yani “nebi-resûl” şeklinde bir ifade kullanıyor ki bu ifade “nebi olan resûl” şeklinde de tercüme edilebilir :

51- Kitab'ta Musa'yı da zikredip-an. Çünkü o ihlasa erdirilmişdi, bir resul (gönderilmiş elçi) ve bir nebi (peygamber) idi. (19-Meryem 51)

54- Kitab'da İsmail'i de zikredip-an. Çünkü o vaadine sadıkdı, bir resul (gönderilmiş elçi) ve bir nebi (peygamber) idi. (19-Meryem 54)

Dolayısıyla, Rabbimiz, nebileri/resûlleri için, dilediğinde "nebi", dilediğinde "resûl" ve dilediğinde "nebi-resûl" ifadelerini kullandığında göre, bu kullanım tercihlerinin mutlaka bir anlamı/hikmeti olmalı diye düşünüyoruz çünkü Rabbimiz eksik ya da fazla söz söylemekten münezzehtir. Eğer ilgili ayette “resûllerin sonuncusu” buyurulmuş olsaydı, ayetteki hitabın insanlara yönelik oluşundan ve her nebinin aynı zamanda resûl olmasından hareketle bunu “resûllerin ve nebilerin sonuncusu” şeklinde anlayıp konuyu kapatabilirdik. Ancak “nebilerin sonuncusu” buyurulduğunda, bu ifadeyi “resûllerin ve nebilerin sonuncusu” ya da “resûllerin sonuncusu” şeklinde anlamamız Kuran bütünlüğü çerçevesinde mümkün görünmüyor çünkü :

Bundan sonra gelecek bir resûl daha var..

Talha kardeşim,
Bir hakkımız varsa helâl olsun ama kelimelerle ifade yeteneğin bence gayet iyi, kendine haksızlık etme. Cevabımıza neresinden, nasıl başlasak diye düşünürken, güzel bir noktaya getirdin bizi. İnşallah ilerleyen yorumlarda bu konuyu açıklamaya çalışacağız.

Selametle..

Mustafa Kayhan
30-09-2022 19:28
#5474
Esselamu Aleyküm (Nebi ve Rasul Ayrımı)

1. Nebi ve rasul terimleri, Kuran boyunca kullanılmıştır. Aralarında bir anlam farklılığı olduğu, hem bu platformdaki yorumlardan hem de son zamanlarda rahmetli Mehmed Alagaş abimiz ve Zeki Bayraktar gibi bilginlerin yazılarından herkes tarafından hemen hemen anlaşılmış gibidir. Eski tanımlar, artık geçerliliğini koruyamaz hale gelmiştir. Yani kitap ve şeriat verilen rasul, verilmeyen nebi tarifi artık tarihin tozlu raflarındaki yerini almıştır.

2. İkinci olarak şunu belirtmekte yarar görüyorum, sınıftakilerin de affına sığınıyorum. Kavram ile terim arasında da bir fark görülmektedir. Yani bu ki sözcüğü de uluorta kullanmanın pek doğru olmadığını acizane düşünüyorum. Zira kavram, zihinde olana, tasavvur halinde bulunana denilir. Ancak terim, zihinde olanın sözcüklerle veya kelimelerle ifade edilmiş olanına denilir. Dostlarımızdan ve sınıftaki benim gibi talebelerden bunun da farkına varmamız gerekiyor artık.

3. Hz. Nebinin hem bir rasul hem de bir nebi olduğu bilinmektedir. Bu sebeple Ahzab 40'ta Hz. Muhammed'in s.a.v Allah'ın rasulu ve nebilerin sonuncusu olduğu söylenmesine karşın, Allahın nebisi ve rasullerin sonuncusu denilmemesini de düşünmek gerekir. Yani bunu, dildeki edebi sanatlar üzerinden anlamak da mümkündür. Buna, yanlış hatırlamıyorsam, ihtibak sanatı denilir. Burada geçerli midir değil midir karar verebilecek durumda değilim. Ama ayeti Hz. Muhammed, Allahın rasulu ve nebisi ve aynı zamanda nebi ve rasullerin sonuncusudur şeklinde anlamamıza bir engel olabilir mi diye düşünülsün isterim. Böylelikle sonda bir rasulun gelebileceği ve neden rasullerin sonuncusudur denilmemesiyle ilgili tartışmaının da bitebileceği anlaşılabilir.

4. Son olarak rahmetli Mehmed Abimizin şu muhteşem vurgusuna bayıldığımı ifade etmem gerekiyor. “Her nebiye vahiy gelir, ancak kendisine vahiy gelen herkes, nebi değildir.” Hz. Musa'nın annesine, Hz. İbrahim'in annesine ve Hz. Meryem'e gelen vahiy bilgileri, bu ışıkta çok yerine oturmaktadır. Sınıftaki kardeşlerimi, Allah'ın selamıyla bir kez daha selamlıyorum. Seviyeli bilgi paylaşımı için de maşallah, Rabbim bereketlendirsin diyorum.

Mehmed Can
27-09-2022 12:48
#5471
Selamünaleyküm..

İnsandergisi ailesinin bir ferdi olarak yorum yazan veya benim gibi sınıfta sessizce oturup dikkatle yazılanları takip eden tüm kardeşlerimizi, cennet kardeşliği duâsı ile selâmlıyor ve duâ ediyorum.

Köksal Şahin
26-09-2022 23:22
#5470
Nebi, Vahiyle Elçilik (Risalet) Görevi Verilmiş İnsandır.

Aleykümselam Bekir Kardeşim,

Bu önemli konuyu gündeme getirdiğin için teşekkür ederiz, yazdıklarına katılıyoruz değerli kardeşim. Aklı başında ve samimi müminler, "Muhammed nebilerin sonuncusudur." mealindeki ayeti okuyup anladıklarında, bundan sonra herhangi bir insanın çıkıp "ben Allah'ın elçisiyim, nebiyim, resûlüm, peygamberim, vahiy alıyorum, ... vb" diyemeyeceğini, böyle söyleyen ya da kitaplarında bu anlama gelecek sözler kullananların da akıl sağlığı yerinde olmayan, kandırılmış ya da yalancı kişiler olduklarını bilirler. Bizlere bu anlayışa sahip olmayı lûtfeden Kerim Rabbimize, emrettiği şekilde hamdolsun..

"Nebilerin sonuncusu", kıyamete kadar yaşayacak insanlar arasından seçilmiş son nebi demektir yani Muhammed S.A.V.'den sonra "yeni" bir nebi/resûl/peygamber gelmeyecektir. Muhammed S.A.V.'den sonra hiçbir insana nübüvvet makamı verilmeyecek, hiçbir insana "vahiyle" risalet görevi yüklenmeyecektir.

Elbette Rabbimiz dilediği zaman, dilediği kullarına vahyedebilir, O buna kadirdir ve kimlere-ne zaman vahyedeceğiyle ilgili bir sınırlama getirmemiştir. Ancak Şûra Suresi'nin 51. ayeti ile vahyin yollarına, Ahzâb Suresi'nin 40. ayeti ile de vahyin içeriğine sınır getirmiştir :

51- Bir beşer için Allah'ın kendisiyle (dolaysız) konuşması olacak (şey) değildir ancak vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğini vahyetmesi başka. Gerçekten O Aliyy'dir (çok yücedir), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). (42-Şûrâ 51)

40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir (erkek varisi yoktur). O, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin (nebilerin) hatemidir-sonuncusudur. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (33-Ahzâb 40)

Ahzâb Suresi'nin 40. ayeti, Muhammed S.A.V.'den sonra hiç kimseye risalet göreviyle vahiyde bulunulmayacağını ifade eder, "nebilerin sonuncusu" bu anlama gelir. Risalet görevi yüklemeyen, emir ya da haber/bilgi içeren vahiyler özeldir, risalete konu olmayacakları için vahiyle şereflenmiş kişiye nebilik vasfı vermezler ve eğer bu şekilde özel vahye mazhar olmuş insanlar varsa ki geçmişte var olduklarını biliyoruz, bu insanlar da zaten; nebilik, resûllük, peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkmazlar, çıkmamışlardır. Örneğin, Rabbimiz Musa A.S.'ın annesine vahyetmiş ancak bu vahiyle Musa A.S.'ın annesi nebilerden olmamıştır çünkü kendisine risalet görevi yüklenmemiş ve zaten kendisi de böyle bir iddiayla ortaya çıkmamıştır.

7- Musa'nın annesine "Onu emzir şayet onun için korkacak olursan bu durumda onu denize (Nil'in sularına) bırak, korkma ve hüzne kapılma. Biz onu sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen resullerden kılacağız" diye vahyettik. (28-Kasas 7)

Selametle..

Bekir Ziya
26-09-2022 16:28
#5469
Selamün Aleyküm

Bu ayetin mutlaka birden fazla hikmetleri vardır. Benim açımdan bir hikmeti, Hz. Peygamberden sonra kim 'Bana Allah'tan ilham geliyor, O'ndan vahy alıyorum' derse o kişi yalan söylüyor demektir. Maalesef tarihimizde bu iddialarla ortaya çıkan birileri olmuş, nebi ve Resul kavramlarına yaptıkları tanımlamalarla kendilerine bir paye vermeye çalışmışlardır. Kimi, zırvalarını direkt (haşa) Allah'tan aldığını, kimi ilhamla yazdırıldığını, kimi de yazdığı kitabın önünden ve arkasından batılın yaklaşamayacağını iddia etmiş ve maalesef ümmetin bir kesiminden de iltifat görmüşlerdir. Üstelik Kur'an, son kez bir beşere (İnsanlara ulaştırılması gereken bir mesaj olarak) vahyedildiğini beyan etmişken.

Talha
26-09-2022 13:10
#5468
Selamünaleyküm

25- De ki "Ben bilmiyorum, size vaadedilen (kıyamet) yakın mı yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?" (72-Cin 25)
26- O, gaybı bilendir. (Kıyamet saatiyle ilgili) gaybını kimseye zahir etmez-açmaz. (72-Cin 26)
27- Ancak beğenip-seçtiği (açmayı dilediği) bir Resul bunun dışındadır. (Ona açıp-zahir ettiği için) onun önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar. (72-Cin 27)
28- Ki Rablerinden gelen risaletin gereğince tebliğ edildiğini bilsin. (Allah) onların nezdinde olanları (hubren, evvel ve ahir ilmiyle) sarıp-kuşatmış ve her şeyi sayı olarak da sayıp-tesbit etmiştir. (72-Cin 28)

Evvel ve ahir ilmiyle herşeyi kuşatan Rabbimiz seçtiği bir Rasulün önüne ve arkasına gözetleyiciler koymak suretiyle onun dışında kalan herkes için gaybi bir bilgiye sahip olduğunu bildirmiş ve bunu söylerken geniş zaman kipiyle söylemiştir. Kuran bütünlüğünde bir değerlendirme yapılınca bu Resulün zamanlar arası seyahat edebilen Zülkarneyn lakaplı Hz. Süleyman olduğunu görüyoruz... Tabi ki en doğrusunu Rabbimiz bilir...

Köksal abi kelimelerle ifade yeteneğim pek olmadığı için hakkınızı helal edin... Takipteyim inşaallah...

Köksal Şahin
25-09-2022 03:48
#5467
Aleykümselam

Şafak ve Bekir kardeşlerimize cevapları için, Gülsüm yengemize hayır duaları için teşekkür ediyoruz. Bekir kardeşimizin; nebi-resûl kavramlarının kullanımlarıyla ilgili inceliği, müslüman-mümin kavramlarının kullanımlarındaki inceliğe benzetmesi çok güzel ve açıklayıcı oldu.

Ahzâb Suresi’nin 40. ayetinden hareketle aşağıdaki soruyu sormuştuk :
“Rabbimiz, peygamberimiz yani nebimiz ve resûlümüz Muhammed S.A.V. için neden “resûllerin sonuncusu” değil de “nebilerin sonuncusu” buyurmuştur?”

40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir (erkek varisi yoktur). O, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin (nebilerin) hatemidir-sonuncusudur. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir. (33-Ahzâb 40)

**********

Muhtemel yanlış anlamaları ve kavram karmaşasını engellemek için öncelikle aşağıdaki hatırlatmayı yapmamız gerekiyor :
Nebi ve resûl derken, aksini belirtmediğimiz sürece bu kelimeleri sözlük anlamlarıyla değil, “ıstılahi” yani Rabbimizin bu kelimelere yüklediği özel anlamlarıyla kullanıyoruz.

Nebi (sözlük anlamı) : Haber alan, haber getiren, mertebesi yüksek, değeri yükseltilmiş kişi.
Nebi (ıstılahi anlamı) : Allah’tan vahiy alan, risalet görevi yüklenmiş ve mertebesi yükseltilmiş beşer/insan.
Resûl (sözlük anlamı) : Belirli bir işle görevlendirilip gönderilmiş kişi, elçi.
Resûl (ıstılahi anlamı) : Allah’tan aldığı vahyi emredildiği şekilde muhataplarına ulaştırmak ve davette bulunmakla görevli elçi.

Yine aynı şekilde, iki konunun daha altını çizmemiz gerekiyor :
1- “Her nebiye vahiy gelir ancak kendisine vahiy gelen herkes nebi değildir.” Mehmed ALAGAŞ
Kerim Rabbimizin eşsiz kelâmı olan Kuran’dan öğrendiğimiz “nebi” tarifine göre, kendisine vahiy gelen kişinin nebi olabilmesi için bu kişiye aynı zamanda risalet görevi de yüklenmiş olmalıdır.
2- Meryem annemize ya da İbrahim A.S.’ın hanımına haber getiren melekler, Kuran’da “resûl/elçi” ismiyle ifade edilmişlerdir. Bu gibi ayetlerde resûl kelimesinin sözlük anlamıyla “elçi” olarak kullanıldığını biliyoruz çünkü meleklerin nebiler gibi risalet görevleri yoktur :

94- Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan alıkoyan şey (onların) "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demeleridir. (17-İsrâ 94)

95- De ki "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş (yere bağlı kılınmış) yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik." (17-İsrâ 95

**********

Bekir kardeşim,
“Çok önemli ama ümmetin yeterince anlamadığı mesaj” konusunu biraz açabilir misin.

Şafak kardeşim,
Cevabın doğrudur. Muhammed S.A.V. nebilerin yani beşer/insan olan resûllerin sonuncusudur. Ancak Rabbimiz bu ayette Resûlullah S.A.V. için “nebilerin sonuncusu” değil de “resûllerin sonuncusu” buyurmuş olsaydı yine aynı sonuca ulaşmayacak mıydık? Sorumuza konu olan Ahzâb Suresi’nin 40. ayetindeki hitabın insanlara yönelik olduğunu dikkate alırsak, “resûllerin sonuncusu” ifadesini beşer/insan olan resûllerin yani nebilerin sonuncusu şeklinde anlamaz mıydık yine? Eğer bugüne kadar insanlara cinlerden ve meleklerden resûller gönderilmiş olsaydı belki ayeti bu şekilde anlamamız mümkün olmazdı ancak biliyoruz ki insanlara ne cinlerden ne de meleklerden resûller gönderilmedi ve gönderilmeyecek :

43- Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. (16-Nahl 43)

7- Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir (kitab) ehline sorun. (21-Enbiyâ 7)

**********

Bu durumda sorumuz halâ cevabını bulabilmiş değil. Rabbimiz neden “resullerin sonuncusu” değil de “nebilerin sonuncusu” buyurdu? Talha kardeşim aşağıdaki cümlelerini açarsa İnşallah mesele aydınlanmaya başlayacak :

“Son soruya gelince, Nebilik vasfıyla gönderilmiş son Nebi Efendimiz a.s olmasına rağmen, bir Resulün kıyamete yakın bir dilimde sahneye çıkacağını haber vermesi olacağını düşünüyorum...”

Selametle..

Gülsüm Alagaş
24-09-2022 08:39
#5465
Beşer İnsan Mıdır?

Selamın Aleyküm,

Katılıp konuya, konulara katkıda bulunan tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun.
"Beşer insan mıdır?" sorusuna Köksal abim oldukça geniş kapsamlı, son derece açık ve açıklayıcı bir cevap vermişsin. Bu samimi çaban ve yürek terin için Rabbim senden razı olsun diliyorum.

Ayrıca şunu belirtmek isterim ki :
Kelimeler üzerine bu denli hassasiyet gösteren Ufuk kardeşim, aynı hassasiyeti Allah'ın selamına gösterip kısaltmadan "selamın aleyküm" demeniz size çok yakışırdı.
Hepiniz Allah'a emanet olun.

Köksal Şahin
21-09-2022 05:17
#5464
Beşer, İnsanın Diğer Adıdır

Aleykümselam Ufuk kardeşim.

Metinler cümlelerden, cümleler kelimelerden oluşur. Kelimeleri anlamak ve metni anlamak iki farklı konudur. Metin içerisinde kullanılan kelimelerin tek tek anlamlarının biliniyor olması, metnin tamamını anlamak için tek başına yeterli değildir. Bir metni okurken aşağıdaki süreçleri yaşıyoruz :
1- Tek tek her bir kelimeyi kendi anlamlarıyla algılamak.
2- Anlamlarını bildiğimiz kelimeler bütününden oluşan cümleleri anlamak.
3- Cümleleri metin bütünlüğü içerisinde birbirleriyle ilişkilendirerek metnin tamamını anlamak.
Bunları şunun için anlatıyorum, Kuran gibi muhteşem derinliğe sahip bir kitabı anlamak için çıktığımız yolun daha en başında boğulursak (kelimelerin bilinen anlamlarını tartışmaya açmak), bu Kitab'ın ayetlerini ve ayetlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin işaret ettiği hakikatleri nasıl anlayabiliriz ki?

Bir metni okurken, metinde kullanılan kelimelerin öncelikle zahiri (bilinen, insanlar tarafından kullanılan) anlamlarını dikkate alır ve cümleleri/metni o şekilde anlarız, genel kaide budur. Bu yaklaşımımız metnin bütünlüğü içerisinde çelişkili sonuçlara neden oluyorsa, o zaman çelişkiye neden olan kelimenin/kelimelerin mecazi ve diğer anlamlarına bakar, çelişkisiz sonuca ulaştıracak doğru anlamları ararız ki bu da istisnaları oluşturur. Örneğin şu satırları okurken, her bir kelimeyi zahiri anlamlarına göre anlayıp, cümleleri ve metnin tamamını da bu manalar istikametinde idrak etmiş bulunuyoruz değil mi? Doğal olan bu değil midir?

Kuran, insanların "anlamaları" için indirilmiştir. Dolayısıyla Kuran'da kullanılan kelimelerin de öncelikle zahiri anlamlarını dikkate alırız. Böylece, Rabbimizin kullandığı kelimelerin anlamları gözümüzün önünde duruyorsa ki genellikle böyledir, öncelikle onları anlamış oluruz yani alfabeyi saymaya "A" harfiden başlarız ve çelişki görmediğimiz sürece bu şekilde ilerleriz. Kuran'da "güneş" deniliyorsa bunu öncelikle bildiğimiz güneş olarak anlarız mesela. Kitap denildiğinde kitap, insan denildiğinde insan olarak anlarız, her bir kelimenin kökündeki tüm anlam varyasyonlarını dikkate alarak deneme-yanılma yöntemiyle anlayışlar üretip, bunları her defasında Kuran bütünlüğüne arz edemeyiz, buna ömrümüz yetmez, binlerce insan bir araya gelse onların da ömrü yetmez. Böyle bir yöntemle değil Kuran gibi hacimli ve derinlikli bir kitabı, otuz sayfalık basit bir metni bile anlayabilmek mümkün değildir. Kuran'ın binlerce farklı kelimeden oluştuğunu dikkate alırsak, bu yöntemle kaç farklı anlam elde edilebileceğini düşündüğümüzde, konuyu kombinasyon hesabı bilen matematikçilere havale etmekten başka şansımız kalmaz herhalde.. Madem Kuran'daki belirli kelimelerin anlamları tartışmaya açılıyor, o zaman diğer tüm kökler ve bu köklerden oluşan tüm kelimeler de tartışmaya açılmalı değil mi?!

"Beşer" kelimesinin anlamı lugatlerde "insan/insanlar" olarak geçer. Eski metinlerde de günümüz metinlerinde de beşer kelimesi genellikle ve bildiğimiz kadarıyla hep bu anlamlarda kullanılmıştır yani kelimenin zahiri anlamı insanı ve insanları ifade etmektedir. Bu durumda öncelikle şu sorunun cevaplanması gerekmez mi; beşer kelimesini insan/insanlar olarak anladığımızda, Kuran bütünlüğü içerisinde hangi çelişkili sonuçlar ortaya çıkıyor ki bu kelimenin mecazi ya da ikincil, üçüncül manalarını araştırıp dikkate alalım? Kaldı ki beşer kelimesinin kökü olan BŞR lafzı sadece "müjde" anlamına gelmiyor. Bu lafız, insan derisinin dış yüzeyini (cilt ya da ten) ifade etmek için de kullanılan bir kelime aynı zamanda. Yakınlaşma, yakınlaştırma anlamında, iki derinin birbirine temas etmesi "mübâşeret" kelimesi ile ifade ediliyor BŞR kökü kullanılarak. Yine, insana beşer denmesinin nedeni, hayvanların genelinden farklı olarak insan derisinin yünlerle, kıllarla ya da tüylerle tamamen kaplı olmaması ve cildinin doğrudan görünmesi şeklinde anlatılıyor lugatlerde.

Beşer kelimesinin insan için kullanıldığını aşağıdaki ayetler bütünlüğünden de anlayabiliriz :

158- De ki "Ey insanlar. Ben Allah'ın hepinize (bütün insanlara) gönderdiği bir resulüyüm-elçisiyim. ... (7-A'râf 158)

Resûlullah S.A.V. tüm insanlara gönderilmiş bir resûldür, dolayısıyla Kuran da tüm insanlara gönderilmiş bir kitaptır. Bu nedenle, Kuran'da "Siz" hitabını gördüğümüzde, eğer ayetin öncesinde/sonrasında hitabın işaret ettiği özel bir kişi ya da topluluk yoksa, Rabbimizin "Siz" hitabını üzerimize almak mecburiyetindeyiz :

20- Sizi topraktan yaratmış olması, O'nun ayetlerindendir. Sonra siz (yeryüzüne) yayılmakta olan bir beşer oldunuz. (30-Rûm 20)

21- Kendileriyle 'sükun bulup-huzurla durulmanız' için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da O'nun ayetlerindendir. Bunda elbetteki düşünen bir kavim için ayetler vardır. (30-Rûm 21)

22- Göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin ayrı (farklı ve değişik) oluşu da O'nun ayetlerindendir. Bunda elbetteki alimler-bilenler için ayetler vardır. (30-Rûm 22)

Rûm Suresi'nin 20. ayetini 21 ve 22. ayetlerle birlikte okuduğumuzda "Siz" hitabının tüm insanlara yönelik olduğu açıktır. 20. ayetteki "Sonra siz yayılmakta olan bir beşer oldunuz" hitabı, "beşer = insan mıdır?" sorunuza doğrudan Kuran'ın verdiği cevaptır. Dolayısıyla beşer kelimesinin peygamberlere has özel bir soyun ismi olduğu iddiası (beşer soyu) Kuran bütünlüğüne açıkça aykırıdır. Dilediğinde, bir aile için "İmran ailesi" ya da bir kavim için "İsrailoğulları" ifadelerini kullanan Rabbimizin, Kuran'ın hiçbir ayetinde "beşer soyu" şeklinde bir ifade kullanmaması da dikkat çekicidir.

Son olarak, resûl-nebi bahsinde kısaca anlattığımız konuyu tekrar edelim. Tüm dillerde olduğu gibi Kuran'ın indirildiği dilde de aynı varlığı farklı yönleriyle ifade eden kelimeler bol miktarda mevcuttur. Dilimizde de “insan” kelimesini farklı yönleriyle ifade eden birçok kelime vardır; insanoğlu, birey, fert, kişi, şahıs, beşer, ademoğlu, ölümlü, zat, dünyalı, kadın, erkek gibi kelimelerin her biri, insanı farklı bir yönüyle ifade eden kelimelerdir. Beşer, ins, insan, nas, unas, ben-i Adem, nisa, rical, gibi kelimeleri bir de bu yönden incelerseniz, zahiri anlamlardan kopmamanın ne kadar önemli olduğunu İnşallah anlayabilirsiniz. Allah nasip ederse, ilerleyen dönemlerde bu konuyu müstakil bir çalışma halinde ele alıp biraz daha detaylandırmak isteriz. 

Selametle..

Bekir Ziya
20-09-2022 11:15
#5463
Selamün Aleyküm

Nebi ve Resul kavramlarını müslüman ve mü'min kavramlarına benzetmişimdir her zaman. Nerdeyse aynı anlama gelen bu kavramların tabii ki inceden ayrıldıkları noktalar var. Nebi, vahy- haber alan insan. Nebilerin sonuncusu ise Allah'tan(cc) vahy alan son insan demek. Çok önemli ama ümmetin yeterince anlamadığı bir mesaj var burada.

Şafak Gür
18-09-2022 00:17
#5461
Nebilerin Sonuncusu

Esselamu Aleyküm.Nebilerin sonuncusudur çünkü nebi sadece insanlardan seçilir. Resullerin sonuncusu değildir çünkü cinlerden ve meleklerden de resuller olduğu ayette belirtilmiştir. Bu arada insan resullerinin sonuncusu oldugunu da eklemek gerekiyor..

Ufuk Aygün
15-09-2022 16:07
#5457
Beşer=İnsan mıdır?

S.A.

"Gerçek şu ki Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti." / "Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah Semi'dir (herşeyi işitendir), Alim'dir (hakkıyle bilendir)." - (3-Âl-i İmrân 33-34)

83- İşte bu (hak sözler) kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz hüccetimizdir (ispatlı-delillerimizdir). Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir), Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir). (6-En'âm 83)

84- Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete (doğru yola) eriştirdik. Bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. İşte Biz muhsinleri (iyilik yapıp-güzel davrananları) böyle mükafatlandırırız. (6-En'âm 84)

85- Zekeriyya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik). Onların hepsi salihlerdendir. (6-En'âm 85)

86- İsmail'i, Elyesa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. (6-En'âm 86)

87- Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden de (bazılarını bunlara kattık), onları seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (6-En'âm 87)

"Andolsun ki Biz Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik, peygamberliği ve Kitab'ı da onların zürriyetleri-soyları içinde kıldık. İçlerinde hidayette (doğru yolda) olanlar vardır ama onlardan çoğu fasık (yoldan çıkmış) olanlardır." (57-Hadid 26)

"İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerdendir. Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in (Yakub'un) soyundan hidayete (doğru yola) erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın (çok merhametli olan Allah'ın) ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı." (19-Meryem 58)

"Yoksa onlar, Allah'ın kendi fazlından (lutuf ve ihsanından) insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Şüphesiz biz İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve hükümranlık ihsan ettik." (4-Nisâ 54)

Yukarıdaki ayetleri dikkatli şekilde okuduğumuzda resullerin/nebilerin ortak bir soydan geldiğini anlıyoruz. Kuran'da bu soya "Beşer" deniyor olabilir mi? Siz Beşer=İnsan formülünü hangi delillere göre aynı anlamda kullanıyorsunuz? Kökleri farklı, "Beşer" BŞR kökünden gelir ve müjde demektir, "Beşir" ve "Mübeşşir" gibi kelimeler de aynı köktendir, Kuran'da resullerin sıfatları ve görevleri olarak geçer. İnsan ise tamamen farklı bir kökten türemiştir ve BŞR köküyle uzak veya yakın bir ilgisi yoktur.

Beşer, İns, İnsan, insiyyen, Nas, Unas, Ben-i Adem, Rical-Zeker-Nisa-Ünsa kavramlarının hepsi bugünkü kadınlı erkekli BİZİ yani insanı mı ifade ediyor?
Ediyorsa aralarındaki farklar nelerdir?

Cevap verirseniz sevinirim.
Allah'a emanet olun.

Köksal Şahin
15-09-2022 03:07
#5456
Aleykümselam Talha Kardeşim

Konunun her iki yönünü de ele alan bu güzel yorumun için teşekkür ederiz.

1- Resûl'e İtaat Konusu :
Nebimiz Resûlullah S.A.V.'in söz ve amellerini (hadis-sünnet) Kuran'ın tasdikine-tekzibine götürmeyip, sorgusuz-sualsiz tamamını tasdik edenlerin, sorgusuz-sualsiz tamamını tekzip edenlerin ve sadece tasdik ya da sadece tekzip arayanların yanılgılarını, merhum Mehmed Alagaş hocamız çok güzel anlatmıştı aşağıdaki çalışmalarında (Rabbimiz kendisinden razı olsun) :

Hadislere Ameli Yönden Yaklaşım

Hadis İmamlarına Yaklaşımımız

Meseleyi samimi bir şekilde anlamaya çalışan kardeşlerimize, Rabbimizin birçok ayette buyurduğu "resûle itaat" emri çerçevesinde, her iki yazıyı da dikkatle okumalarını tavsiye ediyoruz.

54- De ki "Allah'a itaat edin, Resule de itaat edin." ... (24-Nûr 54)

80- Kim Resule itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. ... (4-Nisâ 80)

2- Son Nebi Konusu :
Sorumuza verdiğin cevabı değerlendirmek için diğer kardeşlerimizden gelecek cevapları da görmek adına biraz daha bekleyelim istersen. Beklerken şu konuyu düşünebiliriz; her nebi aynı zamanda resûl olduğuna göre, nebilerin sonuncusu "beşer olan" resûllerin de sonuncusu anlamına gelmez mi?

Selametle..

Talha
13-09-2022 10:09
#5455
Selamünaleyküm

Allah razı olsun... Nebi ve Resul ayrımı Kuran bütünlüğünde çok net anlatılmış...

Allah'tan gayrı tüm ilahları reddettiğini söyleyen, amelsiz ya da az amelli bir din istemiyle Nebiyi devreden çıkarıp, söylediği sözleri Kuran'a aykırı olup olmadığına göre değil de Kuran'da olup olmadığına göre hadsizce değerlendirip, birilerini ya da kendi düşünce sistemini ilahlaştıran bazı gruplara dikkat çekme ve uyarı niteliğinde olmuş... İnşaallah hep birlikte düşünüp öğüt alanlardan oluruz...

Son soruya gelince, Nebilik vasfıyla gönderilmiş son Nebi Efendimiz a.s olmasına rağmen, bir Resulün kıyamete yakın bir dilimde sahneye çıkacağını haber vermesi olacağını düşünüyorum...
En doğrusunu Allah bilir...



Güvenlik Kodu (*)
İşlemin sonucunu aşağıya yazınız : 10 çarpı 2 = ?


(*) Zorunlu

LÜTFEN DİKKAT:
IP numaranız kaydedilmektedir. Yorumlarınız sebebiyle ilgili kişi ve kurumların yasal işlemler başlatabileceğini unutmayınız. Aşağıdaki sebeplerle yorumlarınız onaylanmayacaktır.
  • Küfür, hakaret, tehdit, rencide edici ifadeler
  • İnançlara saldırı
  • Büyük harflerle yazılmış cümleler