Kısa Sorular A+ | Normal | A-

Kitaplarımızdaki Anlatım Üslubu



Kitaplarımızdaki Anlatım Üslubu

Selamunaleyküm. Sitede ve günlük yaşantıda rastladığım kadarıyla kitaplarınız vesilesiyle İslam'a yaklaşan, hidayete eren insanlar da var ve size müteşekkir. Ancak bu durum, eserlerinizin gerçek ve hakiki amacına ters olacak şekilde, sadece yeni başlayanlara ve gençlere/çocuklara tavsiye edilecek gibi bir algıyı doğurmamalı. Çünkü kitaplarınızı tanıyan bazı kimseler şöyle bir ifade kullanıyor: "Aaa evet, Alagaş'ın harika kitapları var. Tam da çocuklara, gençlere ve yeni başlayanlara tavsiye edilecek kitaplar!" Bana rahatsızlık veren bu durum günümüz müslümanının İslami yazarlara/yazılara bakış açısının nasıl yamulduğunu; anlamadığı pek çok şeyle nasıl da doğrulamadığını gösteriyor. Bu algıyla farklı yerlerde ve zamanlarda karşılaşmış olmam, bu insanların sizin kitaplarınızı anlamadıklarını düşünmeme neden olurken; ayetleri düşünmeye sevk etmenizi de hiç dikkate almadıklarını görmeme vesile oldu. Zira özellikle son kitaplarınız -ve bilmediğimiz taslaklarınız- müslümanları ağırlıklı olarak düşünmeye yöneltiyor.                                  <<< Fatma CEREN >>>

Ve aleykümselam Fatma kardeşim
Yüzüme karşı hiç söylenmemesine rağmen uzun yıllardır duyduğum bazı konuşmaların önemle altını çizmişsin. Allah'ın takdirine inanan ve bu takdire teslim olan bir müslüman olarak bu söylentileri kendi adıma önemsemesem de, kitab çalışmalarımızdan yeterince faydalanması gereken kardeşlerimiz açısından bu gibi söylentilerin önemli bir olumsuzluğa veya senin de belirttiğin gibi ayetler karşısında açık bir düşünce tembelliğine neden olabileceğini görüyorum.

Yazıya yönelik çalışmalarıma başladığım dönemlerde hadisleri incelemiş ve Efendimiz (s.a.v.)'in özellikle genele yönelik hitaplarında, herkesin anlayabileceği sade bir uslup ve düşünenlerin düşündükçe farkına varabilecekleri bir anlam derinliği olduğunu farketmiştim. Resulullah (s.a.v.)'in hikmet dolu bu ifade tarzı, benim için de anlatımda bir örnek oluşturdu. Allah'a hamdolsun ki gücüm nisbetince yapabildiğim kadarıyla bunun çok güzel sonuçlarıyla da karşılaştım.

Ancak anlatımdaki bu açık uslubu farkedip, anlam derinliğini düşünme zahmetine katılmayanlar, senin de belirttiğin gibi bu kitab çalışmalarını sadece gençler için İslam'a giriş kapısı olarak görüyorlar. "Bu kadarına da şükür" diyebilirdim ama onların durumuna, kişilik zafiyetlerine ve bu kitab çalışmalarından faydalanamadıkları önemli gerçeklere baktığım zaman susuyor ve onlar adına üzüldüğümü hissediyorum. Tabi ki onların hatırı için müfessir ve müsteşriklerden uzun alıntılarla dolu ağır bir akademik anlatım uslubuna geçmeyecek, onlar için dua etmeye devam edeceğim. Çünkü herkes tarafından anlaşılmasını istediğimiz gerçekler, herkesin anlayabileceği bir açık ve sade bir uslupla anlatılması gereken gerçeklerdir.

Dua ile..
                                                   <<< Mehmed ALAGAŞ >>> 




Yorum yap yorum

Yorumlar [12]

Mehmed Alagaş
05.10.2015 17:46
Ve aleykümselam
Kur’an-ı Kerime göre fehmetmek yani bir şeyi gereği gibi anlamak, anlayabilmek aklın veya beynin değil kalbin bir fiilidir. Sağlıklı düşünen insanlarda akıl veya beyin, bunları gereği gibi kullanan kalbin hizmetindedir. Dolayısıyle İslam’la ilgili anlatımlarımızda “Gönülden çıkan gönüle girer” sözünü “Allah mü’minlerin kalblerini birleştirir” hükmü ışığında anlayıp, karşımızdaki insanların öncelikle aklını veya beynini değil kalblerini muhatab alarak kalbi seslenişlerde, kalbi ve ilmi anlatımlarda bulunmamız gerekir. Mühürlenmeyen kalbler bu sade, açık ve samimi seslenişlerle elbetteki titreyecek, bu anlatımlardan anlamaları gereken gerçekleri o an ki kapasiteleri nisbetince fehmedeceklerdir.

Bu yaklaşıma sahip çıkarak kitap çalışmalarımıza ciddi bir şekilde yönelen ve Allah’ın lutfuyla bizlerle kalbi bir kardeşliğe ve İslami anlayışta ortak bir istikamete ulaşıp aşağıdaki yorumları gönderen güzel kardeşlerime ayrı ayrı teşekkür ediyor, hakka açık olan kalplerinin faydalı ilimlere de açık olması için dua ediyorum.
Çağkan Ersan
05.10.2015 17:21
Selamunaleyküm
Mehmed Hocam ın kullandığı dilin yorumlarda bahsedilen çok önemli sebeplerinin yanında müslümanların sürekli gündeminde olması gereken sünnetullah gerçeğiyle de ilgili olduğunu düşünüyorum.
"Nasıl inanmalı?" sorusunun cevabı verildikten sonra "Nasıl olmalı?" sorusu atlanarak "Ne yapmalı?" sorusuna yönelen bazı kardeşlerimiz bu boşluk neticesinde günümüz realitesinin gündem anlayışından etkilendi ve hala etkilenmekte...İşte bu etkileniş şeytan aleyhillanenin müdahaleleri ile şu an konuştuğumuz dil mevzusuna da malesef yansımaktadır.
Dua ile.
Canan
05.10.2015 01:29
Selamunaleyküm
Ben işitme engelim dolayısıyla ilkokul üçüncü sınıfta okuldan ayrılmak zorunda kalmış birisiyim. Öğrenemediğim ve anlayamadığım için ayrıldığım okuldan sonra önce ailemin ve sonrada zaman içerisinde tanıyıp evlendiğim eşimin fedakarlıklarıyla bir şeyleri öğrenip anlamaya başladım.

Aradan yıllar geçti ve ben şimdi torunları olan bir kadınım. Bu süre zarfında Allah'ı ve mesajlarını, cennet umudunu ve cehennem korkusunu, hayatın ne kadar geçici ve bu hayatta yaptığımız işlerin ne kadar önemli olduğunu önce eşimden sonra da Mehmed abinin kitaplarından öğrendim.

Benim gibi birisinin bile kolaylıkla anlayabileceği bir şekilde kitaplar yazan Mehmed abiye çok çok dua ediyorum. Bazen okurken o kadar anlıyorum ki, yaşıyor ve ağlıyorum.

Başkalarını boşver Mehmed abi, benim ve benim gibilerin duaları sana yeter inşaallah. Allah senden razı olsun.
...
Not: Annem'in konuyu ve yorumları okuduktan sonra "ben de bir şeyler söylemek istiyorum" diyerek bana yazdırdığı bir yorumdur. Güzel duygular O'nun, güzel cümleler ise oğlunundur...
Fahri Suna
04.10.2015 23:18
Selamın aleyküm
Zorlastirmayin kolaylastirin diyen bir dini teblig ederken elbetteki yalin sade ve anlasilir bir uslub secilmeliydi.. Herkesin zorlanmadan anlamaya çalişacağı ve anlayacagi bir uslub.. Tipki kurani kerim gibi..

O'nunla yogrulmus ondan ornek alinip uslubuyla usluplandirilmis yazilardır Mehmet amcaninkiler..

Bu uslupla yazilan kitaplar, her gun yeniden uyanip imtihanlarimiz icin bize yeni firsatlar verildiginin bilincinde olarak, hem idrak edip hayatimiza gecirmede kolaylik sagliyor hem de bir sonraki adimimizda, yani teblig etmeye gecince nerden baslayip nasil bir yol izleyecegimizi bizlere gosteriyor.

selam ve dua ile
Kemal
04.10.2015 23:16
Selamünaleyküm
Bizim Hayattaki gayemizin Kur'ân'ı anlamak , onu yaşamak ve Hikmet li bir şekilde Ku'ran'a yönlendirmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü bütün eksikliklerden münezzeh olan Allah'ın kelamı en güzelidir ve en etkili olanıdır. Zaman zaman lokal konular konuşulsa da ana hatta Muhatabı Ku'ran'a yönlendirmektir asıl yapılması gereken.

Yazılan yazılar ve söylemler herhangi bir kesim Ya da Sınıfa hitap ediyorsa ayrı değerlendirilebilir, ama genele hitap ediyorsa herkesin anlayabileceği bir dil seçimler Arasında en güzelidir. Toplumda sıradışı ,az kullanılan kelimeler kullanıldığı zaman ayrı bir etkisi olduğu düşünülse ve böyle bir beklenti olsa da doğru olan bence sade ve açık bir dil kullanılmasıdır. Nitekim bir adı da Mübin olan o kutlu kitap(hitap) ta devamlı anlaşılmasının Önemi vurgulanmaktadır.

Ben Mehmet amcanın Kitaplarındaki bu açık ve sade üslubun eleştirilmesi ya da belli bir sınıfa hitap ettiğinin söylenmesini garip buluyorum. Toplumdaki akademik dil beklentisinin nedenini hala anlamış değilim. Önemli olan Süslü kelimeler kullanmak mı? Yoksa tefekkür'e sevk edilip edilmediği mi ?
Recep Enes
04.10.2015 22:55
Öncelikle aleyküm selam ve selamunaleyküm;
Konu ile alakalı yaptığımız veya yapabileceğimiz yanlışları hatırlatan kardeşlerimizden, abilerimizden, ablalarımızdan Rabbim inşallah razı olsun;

Benim ise bu konuda aklıma ilk gelen zaman zaman düştüğüm hatalardan kaynaklı olsa gerek Rabbimizin de sıksık belirttiği gibi insanoğlunun ne kadar az düşündüğüdür. Verilen akıl nimeti, mükemmel ve eşsiz bir nimet olmasına rağmen bizler bu nimetin şükrünü yeterince yerine getirebiliyor muyuz?. Maalesefki bence gelmiş geçmiş çağların ve günümüz çağının en büyük sıkıntısı budur. İnsanoğlu olarak dünyevi çıkarlarımız için ince bir tefekkür ve akıl alışverişine girerken diğer konularda aklımızı kullanmamak daha çok işimize geliyor. Oysaki gerçekten akıl nimetini kullanan bir insan bir işaret veya olay karşında neden ve sonuç tefekkürüyle her defasında Rabbine ulaşacak finale doğru gidebilmektedir.

Konuya dönecek olursam, bu sebeplerden dolayı bu sıkıntı Mehmed amcanın kitaplarında değil insanoğlunun yine aklını kullanmayışından kaynaklanmaktadır. İnsanoğlu olarak bir yazarın veya olayın ardından Rabbine sığınırak hakkıyla tefekkür etmesini başarabilirsek sokaktaki çocukların dilinden çıkacak basit cümlelerde bile Rahmanın mesajlarına kulak verip ona göre şekillenecek bir hayat yaşayabiliriz diye düşünüyorum.

Ki okuduğumuz bir yazı bize Rabbimizin ayetlerinden bahsediyorsa bu konudaki basit cümlelere değil içindeki manaya dalmalıyız. Rabbim hepimizden razı olsun. Bizleri cennetinde buluştursun İnşallah.
Talha
04.10.2015 20:06
Selamun aleykum.
Ben Mehmed amcamın kitapları ile yakın sayılabilecek bir geçmişte tanıştım elhamdülillah... Özellikle "Sona Son Kala" kitabı benim Kur'an'a bakışımı ve ufkumu iyice genişletti kendisinden Allah razı olsun... Yaratılış ve İnsanlık Tarihi çalışması ise insanlara hakkı anlatmada en çok faydalandığım eserlerden biri... Yaşanan reel gündemde İslam adına atıldığı sanılan birçok adımın arka planını anlayabilmemde de yazdığı romanların çok büyük bir etkisi oldu... Gençlik dönemine yakın çocuklarla hep birlikte okuduğumuz bazı kitapları aileleri tarafından rahatsızlıkla karşılanıp şikayet konusu oldu ki böyle olmasındaki hikmet benim açımdan bambaşkaydı. Çünkü Kur'an'i hakikatlere de aynı tepkiyi verenlerdi rahatsız olanlar. Köyde yaşayan kimine göre cahil olarak adlandırılan gençlerin bile anlayabileceği bir dil kullandığı ve insanlara hakkı anlatmada bizlere çok yardımcı olduğu için Mehmed amcama dua ediyorum... Rabbim ilmini arttırsın ve bu ilmi bizlerle paylaşmaya devam etmesini nasip etsin... :)
Harun Can
04.10.2015 20:03
SELAMUNALEYKUM
Mehmed amcanın kitaplarının çoğunu, özellikle romanlarını okudum. Hatta bazı romanlarını iki üç sefer okumuşumdur. ALLAH kendisinden razı olsun, gerçekten o kadar sade ve anlaşılır ki, kendisinin de dediği gibi resullerin anlatım tarzıyla aynı sadelikte...

Ama bu, Fatma CEREN ablanın dediği gibi, dilin sadeliği konuyu basitleştirmek bir yana dursun daha da derinleştiriyor aslında. Tabi bu genel bir durum değil, bireysel bir ilgi ve düşünme yetisini kullanabilme olayı. Ben de kitaplarını, özellikle romanlarını hep tavsiye etmişimdir. Çünkü o 60,70 sayfalık, bir çocuğun bile sıkılmadan okuyup anlayabileceği kitaplar, bana göre süslü ve akademik cümlelerle koca bir cilt doldurulabilecekken okunduğunda sade düşünüldüğünde derin anlamlar barındıran küçük kitaplardır.

Ne Alemlerin RABBİ kitabında ağır bir dil kullanmış, ne de peygamberler tebliğ ve anlatımlarında ağır bir dil kullanmış, her muhatabın anlayabileceği bir sadelik kullanılmıştır. Aynı zamanda, kullanılan bu basit dil öyle ağır manalar barındırıyor ki, işte bunu da okuduğunda derinleşenler ve düşünenler anlayabiliyor. Zira iman edenin imanını, küfredenin de küfrünü arttırması da bu yüzdendir. Peygamber efendimiz zamanında şiddetle küfredip mücadele eden müşrikler, bu basit dilin derin anlamını kavramış, düzenleri bozulmasın diye küfürlerinde cahil cesaretleriyle sadık kalmışlardı. Tıpkı imanında sadık kalanlar gibi. Nerede o eski iman edenler ve küfredenler :). Günümüz teknoloji çağı, adeta insan aklına ve düşünme yetisine kasteder bir şekilde gelişmeye devam etmektedir. RABBİM ayaklarımızı iman üzere sabit kılsın.

Mehmed amca da cevabında söylemiş; "bu dili onların hatırına değiştirmeyeceğini". Bence de bu dilden vazgeçilmemeli, ne Mehmed amca kitaplarında, ne de biz günlük yaşantımızdaki tebliğmizde bu dili ağırlaştırmamalıyız. Şunu unutmamalıyız ki bizler hidayet acenteliği değiliz kimseye hidayet edici değiliz. Bizler sadece başta kendimiz HAKKI anlamaya çalışmalı ve anladığımız ölçüde yaşamalıyız. Bu adımdan sonra tebliğ geliyor, tebliğin de en geçerlisi hal ile olanıdır, bizim başlıca sıkıntılarımızdan bir tanesi halimizi ve ahvalimizi görmeden koca koca laflar edişimizdir.

İkincisi ise muhatabımıza adeta virüs gibi yapışıp, iman ettiğini görene kadar salmıyoruz... Bizim haddimizi bilip en sade haliyle, eğip bükmeden anlatıp kenarı çekilip dua etmemiz gerekir, artık düşünmek araştırmak ve nasipse hidayete erişmek muhataba ve RABBİMİN lütfuna kalmalıdır. Mehmed amcanın kitaplarında da ben bunu görüyorum, muhatabına sade bir dil ile anlatıyor ve onu MERKEZ e RABBE ve KURAN'A yönlendiriyor, eminim ki baskıya gönderdiği her kitabının ardından da dua ediyordur. ALLAH ecrini versin, kendisinden razı olsun.

Tebliğ konusunda çok hoşuma giden ve uyguladığını da gördüğüm kendi örneğiyle son vermek isterim. ''Tebliğ yaptığınız muhatabınızı bir kaç dakika sonra hareket edecek olan bir tren vagonunda düşünün, öyle bir dil seçin, öyle bir anlatım yapın ki; birazdan istasyondan ayrılacak olan muhatabınıza HAK'dan bir mesaj vermiş olun"...

Selam ve Dua ile...
İnşirah Melal
04.10.2015 18:38
Selamaleykum
Alagaş hocam'ın yazdıklarını benim için değerli kılan şey, Kur'an hakikatlerini yine Kur'an'i bir üslub ile anlatmasıdır. Bu üslub öyle bir üslub'dur ki;

Öğrenmeye ve anlamaya niyeti olan her seviyedeki insana bir şeyler verebileceği gibi, önyargı ve önkabul'ler ile yaklaşana yargısı veya kabulü ölçüsünde bir şeyler verir. Gerçi önyargı ve önkabul ile yaklaşılan her şeyde netice aynı olur ama bazen öğrenmek ve anlamak niyetiyle de yaklaşılsa muhatabın dili anlaşılmaya set oluverir.

Ayrıca kullanılan dilin ötesinde otuz yıl öncesinde yazılmasına rağmen yazıların güncelliğini koruması da yine Kur'an'i bir üslub'un göstergesidir. Zira "Fail"ler üzerinde durulmamış hep "Fiil"lerin altı çizilerek ciddi anlamda "FAİL-FİİL" ayrımı yapılmıştır.

Yani özetle Kur'an ve Kur'an ile şekillenen Rasullerin üslubunu referans alarak hakkı anlatma gayretinde olan Alagaş hocam'ın yazdıkları birileri için ne kadar değerli ise "birileri" için de o kadar tehlikeli ve uzak durulması gereken yazılardır.

Üzüntü verici olan ise iyi niyetli olduğunu hüsnüzan ettiğimiz bazı kardeşlerimizin söz konusu "birileri"nin ekmeğine yağ sürmeleridir.

Herneyse,
Ben kendi adıma zaten kendisi yeterince ağır olan meseleleri sade bir üslub ile bizlere anlatan ve bir de üslubun ağırlığını taşımak zorunda bırakmayan Alagaş hocam'a dua ederken,

Fatma ablamın duasına da, "İnşaallah"ı bir de duanın başına ekleyerek amin diyorum.
Salih Can
04.10.2015 17:19
Selamunaleyküm
Az biraz kitap okuyan biri olarak bu konu ile ilgili düşüncelerimi aktarmak isterim;

Ben Kur'an dışında okuduğum hiçbir kitabın yazarına bakmıyorum, en azından isme takılmıyorum. Bir kitap insana her okumada farklı şeyler anlatır, ilk okuduğunuzda alabileceğiniz bilginin en alt sınırını alırsınız bir dahaki okumaların size katacağı bilgi tamamı ile sizin tefekkürünüze kalmıştır.

Ben akademik bir dilden ziyade Alagaş'ın kullandığı sade dili seviyorum bu bir tercih meselesi, ama Fatma hanımın belirttiği gibi bu sade dil insanlarda İslam giriş derecesi olarak algılanıyorsa bu sorun kitapları okuyan insanların kendini hangi kategoriye koyduğuyla alakalıdır.

Zira öğrenmesini bilen bir çocuktan bile ders alabilecekken, buna niyeti olmayana filozof olsan "hava civa" kalır..
Bekir Ziya
01.10.2015 23:26
selamun aleykum.
Kimseyi kucumsemeden ve incitmeden kisaca belirtetim; hatiri sayilir sayida cesitli alimlerin yine cesitli kitaplarini okudum. İlginctir ki hic bir kitapta goremedigim Kur'ani gercekleri, kitaplari cocuklara ve genclere tavsiye edilen sayin Alagas'in eserlerinde gordum. Dolambacli yollara sapmadan en cetrefilli konulari kisaca izah etmesi belki boyle bir yaklasima neden olmustur.
Fatma Ceren
01.10.2015 17:48

Cevabınızla,
her cümlesinde bir incelik ve hassasiyet olan yazılarınıza hüzün dolu bir yenisini eklediniz. Buna teşekkür mü etmeli yoksa üzülmeli mi karar veremezken, şimdiye kadar yüzünüze söylenmeyen bir söylentiyi gündeme getirmem umarım sizi ve okurlarınızı incitmemiştir.

Peki buna neden ihtiyaç duydum?

Kitaplarınızla büyümüş değilim. Yeni bir başlangıç için elime tutuşturulmuş da değiller. Ancak okuduğum kadarıyla, sade ve öz anlatımınız; hemen her düzeydeki okura kabı kadarını doldurma imkânı sunuyor. İstisna yapmadan diyebilirim ki, düşünce mahsulü olan romanlarınızda ve son kitaplarınızda fikirsel bir derinlik var. Fakat ilginçtir ki -niye ilginçse- gizemli bir havaya, yabancı kelimelere, süslü püslü ifadelere, entelektüel alıntılara ve özellikle havas edasına rastlamıyoruz.

"Niye ilginçse?" dedim ya az önce! İşte kastettiğim tam da bu.

Günümüz yazar, okur ve yazıları öyle bir hale geldi ki; ne kadar anlaşılmaz olurlarsa sanki o kadar ilmi ve edebi oluyor, derinleşiyor! Maalesef böyle bir değer algısı var ve bu giderek artıyor. Entelektüel ağızlardan çıkan anlamadığımız kavram ve tabirlerin altında eziliyor, ezildikçe yazının kıyısına çekiliyor ve öylece kenarda eğreti duruyoruz. Ha düştük düşeceğiz! Halbuki başta temel kitabımız Kur'an üslubunu, içindeki misalleri ve resullerin açık ve sade davetlerini düşündüğümüzde; anlatılan konuya dahil olabilmemiz gerekmez mi? Her uyarı ve davetin beynimize değil de aklımıza, gönlümüze ve ruhumuza hitap etmesi gerekmez mi?

Bugün iyi bir yazardan, bu yamuk algıyla umulan yüksek beklentiyi, dönem halkların elçilerden umduğu üstün meziyetlere benzetmem bile mümkün.

Bu algıyla yoğrulan ve yorulan müslüman,
elbette sade ve öz anlatımları; yürüdüğü yolun ta en başına yerleştirecek, kendisi epey bi yol katettiğinden yeni yolcuları bu kitaplarla buluşturmak isteyecektir. Çünkü kendisi, her ne hikmetse, bir türlü doyamayacağı daha zengin ama karmaşık bir sofraya oturmuştur. Hamsi tavayı çocuğuna bırakmış, kendisi ise neden kanlı canlı yendiğini bir türlü anlayamadığı suşisine garip bir iştahla bakıyordur...Halbuki o çocuğun elinden tutsa da yürüse ya sahil boyunca. Hem balığı gösterir, hem balığı tutmasını. Belki balığın tuttuğu yolu… Hatta birlikte anlarlar olayların hikmetini, sebebini, yorumunu... Ve belki hubren ilminin ne olduğunu!

Elbette her şeyin bir başlangıcı, o başlangıcın da bir başlangıcı var. Ancak ilimde derinleşmek anlaşılmaz olmak demek değildir. Bilakis anlamak, anladığını anlaşılır şekilde anlatmak ilmin kazandırdığı bir meziyettir. El Âlim olan Rabbimizin hangi anlaşılmaz karmaşık cümlesine rastladık Yüce Kur'an'da? Ordinaryüs profesörden daha üstün olan resulümüzün hangi akademik ifadesini okuduk hadislerde? Muhakkak henüz anlayamadığımız ayetler de var kıssalar da. Ama zaten Mehmed Alagaş'ın kitapları bu ayetleri ve kıssaları düşünmeye sevk etmiyor mu diye soralım şimdi mesela?

Öz olarak,
sitenin sağladığı imkanla da Alagaş kitapları, insanı İslam'ın kapısında bırakmıyor, bilakis her bir koridorunda yürümeye teşvik ediyor. İsteyene…

Umarım Musa (a.s.) gibi,
"İki denizin birleştiği yere kadar devamlı gideceğim ve sahilden hiç ayrılmayacağım, ya da yakın zamanda ulaşamasam bile bu yolda uzun yıllar yürüyeceğim"

deyip koyuluruz yola.

İnşaallah!
Yorum yap yorum