Kısa Sorular A+ | Normal | A-

Peygamber'den İstemek!



Peygamber'den İstemek!

S.A. hocam.
"Muhakkak ki mescidler Allah içindir. Öyleyse (oralarda) Allah ile beraber (peygamber de olsa) hiç kimseye dua edip-yalvarmayın. (72-Cin 18)"  ayetinde parantez içinde peygamber de olsa ifadesiyle kastetmek istediğiniz teşehhüdde veya herhangi bir duada anmak ve hayır duada bulunmak mıdır yoksa ondan bazı şeyler talep etmek midir?
Selam ve dua ile...
                                       <<< Abdullah >>>

Ve aleykümselam Abdullah kardeşim
Bu ayette sakınmamız emredilen husus aynı ayetin devamında da işaret edildiği gibi Efendimiz (s.a.v.)'i duanın isteme merkezine koyarak ondan bazı taleplerde bulunmamız, isteklerimizi gerçekleştirmesi için ona dua etmemizdir. Resulullah (s.a.v.)'i anmak, ona selam ve hayır duada bulunmak ise zaten müslüman olma hasebiyle yapmamız gereken güzel amellerdendir.
                                                       <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [19]

Mehmed Alagaş
27.04.2014 20:17
Ve aleykümselam Fuat kardeşim
Şefaat meselesi ve Resulullah (s.a.v.)'den şefaat talebinde bulunmak konusu Müteşabih Müslümanlar kitabında yeterince açıklanmaktadır. Konuyla ilgili yazılanları okuduktan sonra anlayamadığın bir husus olursa bize bildirirsin.
Cennet duasıyla..
Fuat Fidan
26.04.2014 04:35
peygamberden şefaat talep etmek
selam mehmet hocam ben sizi bana hayır getirmesi dileğiyle aldığım ama bana şer getiren tablet sayesinde tanıdım her şerde bir hayır vardır derler ya tablette sizin tapusuz süleyman eserinizi okudum ve aradığım tevhidi inanışın yansımasını sizde gördüm ve diğer kitaplarınızıda okumaya başladım.hocam size merak ettiğim bir sual hakkında fikirlerinize baş vurmak istedim hacam peygamberden şafaat talep etmek tevhidi inanışa göre doğrumudur.hacam sizinle tanışmayı çok isterim ALLAH nasip eder inşaallah bana dua edin hocam ALLAH a emanet olun hocam.
Mehmed Alagaş
16.04.2014 21:56
Aleykümselam Berk kardeşim
Müslümanlar için büyük bir imtihan olan dünya hayatı, Rabbimiz ile alış-veriş yaptığımız bir hayattır. Rabbimizin bizlere lutfuyla verdiği fani imkanları O'na vererek ve O'nun yolunda kullanarak ebedi hayatta baki karşılıklara ulaşabilmekteyiz. Ebedi hayattaki büyük mükafatlar ve yüksek mertebeler, bu mükafatlara ve yüksek mertebelere ulaşan müslümanların genel olarak dünya hayatındaki iman ve salih amelleriyle ilgilidir. Bu gerçeklikten hareket edildiği zaman dualarında bilinçli bir şekilde bazı mertebeleri talep eden müslümanlar, asıl itibariyle kendilerini bu mertebelere ulaştırabilecek olan amel ve musibetleri de talep eden müslümanlardır.

İşte aşağıdaki yorumumda böylesi taleplerde bulunmanın ciddiyetine değinerek, faturasına güç yetiremeyeceğimiz dualarda bulunmaktan sakınmamız gerektiğine işaret ediyorum. Bildiğiniz gibi Allah bizlere güç yetiremeyeceğimiz şeyleri yüklemez fakat bizler kendimizi yeterince tanımadığımız için cahil cesaretiyle yüklenmeye kalkarız.

Cennet duasıyla..
Berk Erkay
14.04.2014 03:48

Hocam,

''Çünkü her duanın ödenmesi gereken küçük veya büyük bir faturası vardır''sözünüzü biraz açabilirmisiniz. Teşekkür ederim
Orhan Akdeniz
24.01.2014 23:58

Anladım Mehmed abi. Duayla ilgili açıklamalarınızada bir örnek olmuş. Ama ben sizden ziyade kendimizi düşünerek yine şifa dilemeden vazgeçmeyecek ve endişenize binaen diğer kardeşlerim gibi hayırlı şifalar dileyeceğim.
Mehmed Alagaş
24.01.2014 21:35

Aleykümselam Orhan kardeşim
Önemli bir rahatsızlık olmadığını sanıyorum. Ancak gençlere nazaran yaşlı ve yorgun bedenleri daha fazla etkilediği de bir gerçek. Senin de bildiğin gibi küçük veya büyük bütün hastalıklar, bu hastalıkları teslimiyetle karşılayan ve sabırla yaşayan bütün kardeşlerimiz için başlı başına bir hayırdır. Bunu dikkate aldığım için "daha hayırlıysa" kaydını düştüm. Şafi olan Allah'ın her şifası mahiyeti itibariyle hayır olmasına rağmen bu şifaya kavuşan insanlar için sonuç itibariyle hayır olmayabilir. Şifaya kavuştuktan sonraki yaşantıda öyle yanlışlar yapılır ki, bu yanlışlıkları yapan kimseler ahiret hayatındaki sonucu gördükleri zaman "Keşke o hastalıkla ölseydim, keşke hiç iyileşmeseydim" diyebilirler.
Rabbim hepimizi lutfuyla muhafaza etsin.
Orhan Akdeniz
24.01.2014 20:29

Selamunaleyküm
Açıklamalarınız için size ve diğer arkadaşlara teşekkür ediyorum. Geçmiş olsun Mehmed abi, İnşaallah önemli bir rahatsızlık değildir. Cevabınızın sonunda bize afiyet dilerken "Ya Rabbi, Mehmed abi için daha hayırlıysa şifa ver" dememizi istiyorsun. Şifa zaten hayır değil mi?
Bu cümleniz kafamı karıştırsada ben sizin için şifa diliyorum.
Abdullah-2
24.01.2014 17:58
Hocam,
Şafi olan Allah sizden razı olsun,
Razı olacağı dualarınızı ve dualarımızı kabul buyursun inşaallah.
Ömer Muhtar
24.01.2014 02:11
selamaleyküm
geçmiş olsun kardeşim. rabbim senin için ve rahatsızlıkları bulunan tüm kardeşlerim için hayırlı şifalar versin inşaallah.
Fatma Ceren
24.01.2014 01:52
Teşekkür
İçinde bulunduğunuz zorluğa rağmen açıklamalarınız için teşekkür ederiz.

Rabbimiz size şifayı hayırlı kılsın ve muhtaç olduğunuz hayrı size versin.Amin.

Selamlar.
Mehmed Alagaş
24.01.2014 00:21
Ve aleykümselam
Bütün kardeşlerimin meseleye düzeyli yaklaşımları için teşekkür ediyorum. Resulullah (s.a.v.)'in mü'minlere yönelik istiğfar olayını gündeme getirmem, Efendimiz (s.a.v.)'i duada aracı kılan zihniyetlerin mesnet olarak ileri sürdükleri delillerden olduğu içindir. Bizler herhangi bir meseledeki hakkı Kur'an'a göre ortaya koyarken, ayetlere dayandırılan bazı yanlış görüşler varsa bunu da dikkate almamız ve yanlış görüşlere payanda yapılan ayetleri konu bütünlüğü içinde gerçek anlamına kavuşturmamız gerekir.

Resulullah (s.a.v.)'in bizler için dua ve istiğfarda bulunması, elbetteki her müslümanın önemsemesi ve talip olması gereken bir şeydir. Nitekim bizler de bu duygularla "Ya Rabbi bizlerin Resulullah (s.a.v.)'in dua ve istiğfarda bulunduğu müslümanlardan olmamızı nasib et" diyerek bunun gereğini yapmaya çalışırız. Ancak sizlerin de belirttiği gibi Efendimiz (s.a.v.)'in müslümanlar için yaptığı duanın içine dahil olmayı talep etmek ile kendi yaptığımız dualara Resulullah (s.a.v.)'i aracı kılmak birbirinden çok farklı şeylerdir. Çünkü Efendimiz (s.a.v.)'in müslümanlar için yaptığı dualar bizler için başlı başına hayırken, bizlerin kendimiz için yaptığımız duaların netice itibariyle hayır veya şer olduğunu bilemeyiz.

Kur'an-ı Kerim'deki "İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de (kötülüğe de) dua etmektedir. İnsan pek acelecidir. (17-İsra 11)" genellemesi, hepimizi içine alan bir genellemedir. Bu ayet-i kerimeyi tefekkür ettiğimiz zaman böylesi dualarda bulunan kimseler elbetteki açıkça şerri isteyen, şerre dua eden kimseler değildir. Bu kimselerin dualarında zikrettikleri talepler din veya dünya boyutundan makul ve meşru gözükmesine rağmen sonuç itibariyle o kişilerin şerrine neden olmaktadır. Dünya boyutunda mal, mülk, evlilik, çocuk, ticaret gibi konularda yapılan dualar buna dahil olacağı gibi din ve ahiret boyutunda fazlaca düşünülmeden yapılan dualar da buna dahildir.

Mesela günümüzdeki birçok müslüman samimi duygularla "Ya Rabbi beni ahirette peygamberlere komşu kıl veya benim sıddıklarla olmamı nasip et" duasında bulunmaktadır. Şahsım adına böyle bir duaya kendimi dahil etmekten ve bu duaya kendim için Amin demekten Rabbime sığınırım. Çünkü her duanın ödenmesi gereken küçük veya büyük bir faturası vardır. Bu faturayı dikkate aldığım içindir ki faturası büyük olan dualarda bulunmaktan Rabbime sığınıyorum. Bu faturanın bilincinde olan Hz. İbrahim (a.s.) bile ahirette salihlerle beraber olmayı diliyorsa, benim bu konudaki dileğim ahirette müslümanlarla bir arada olmanın ötesine geçemez.

Duanın mahiyetine ilişkin bu kısa açıklamayı getirmemiz, kendi adımıza yaptığımız duaların sonuç itibariyle kendimiz için hayır olup-olmadığını bilemeyeceğimizin altını çizmek içindir. Zaten bu nedenledir ki Efendimiz (s.a.v.) bile dualarına bir istisna koyarak "Ya Rabbi rızana uyan dualarımı görmeni diliyorum" demektedir. Dolayısıyle bizlerin de Efendimiz (s.a.v.)'i örnek almamız ve sonuç itibariyle bizim için hayır olup-olmayacağını bilemediğimiz dualarımız konusunda "Ya Rabbi bu duamı resulün hürmeti için kabul et" demek cüretinde bulunmak bir yana "Ya Rabbi bu duam rızana uygun ve benim için hayırlıysa kabul et" dememiz gerekir.

Halk arasında söylenilegelen "Resulün hürmeti" ifadesiyle de ne kastedildiğini anlayabilmiş değilim. Gerçi bu ifadeye onlar tarafından hangi olumlu mana verilmeye çalışılırsa çalışılsın, onların da kabul edeceği gibi meselenin sonucu Rabbimizin dilemesine bağlanmakta ve şanı yüce Rabbimiz insanların zararına veya hayrına yönelik dilemelerini değiştirecek bir merci olmadığını beyan etmektedir.,

"Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O'ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O'nun fazlını (lutuf ve ihsanını) geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir). (10-Yunus 107)"

Ben sizlere afiyet dilerken, sizler de son günlerde rahatsız olan bu kardeşiniz için "Ya Rabbi, Mehmed abi için daha hayırlıysa şifa ver" deyiniz.
Fatma Ceren
23.01.2014 00:05
S.a.
Konuyu ve soruyu doğru anlamamız önemli. Bir müminin bir mümine (ya da resulün müminlere) dua etmesiyle, bir müminin duasında bir başka müminin (ya da resulün duasını), icabetin ön şartı (bir nevi torpili) olarak görmesi, elbette ki aynı şey değildir.

Yani,
Rabbimizin bizim duamıza ya da istiğfarımıza icabetini, doğrudan resulden umduğumuz dua ve istiğfara bağlamak, dolayısıyle resulün aracılığını şart koşmak; o duayı ve istiğfarı daha baştan harcayan, harcatan bir tutumdur. Hz.Peygamberin(s.a.s.) müminler için yaptığı dua ve istiğfar, ancak onların tüm içtenliğiyle ettiği dua ve istiğfarın kabulü umudunu güçlendiren manevi bir destek, kalplere bir sekinet vesilesidir. Bizler şu an Resulümüzden dua ve istiğfar isteyemeyiz ama O'nun istiğfar ve dua ettiği müminlerden olmaya gayret edebiliriz. İkisi aynı şey değil midir?

Bu bağlamda,
Peygamberin yaptığı istiğfarda öncelememiz gereken husus, O'nun konumu ve durumu değil istiğfar edilenin durumudur. Zira Sn. II.Abdullah'ın verdiği 9/80 örneğindeki gibi, Resulullah(s.a.s.)'ın, kendileri için yetmiş kere bağışlanma dilese dahi asla bağışlanmayacak olanlar ya da 48/11 deki gibi "Bizim için mağfiret dile!" diyerek kalplerinde olmayanı söyleyen bedeviler de vardır.

Dolayısıyle,
Resulullah'ın(s.a.s.) müminler için yaptığı dua ve istiğfar, o müminlerden olup olmadığımızı bize sorgulatmalı, ancak kendi dua ve istiğfarımızın şartı haline gelmemelidir. Zira resulden dua ve istiğfar isteyen müminler, kendi dualarını ve istiğfarlarını pekiştirmek ve sanki desteklemek niyeti ile böylesi bir talep ve beklenti içine girmişlerdir. Ancak bu talep ve beklenti, kendi dua ve istiğfar sorumluluğunu üzerlerinden kaldıran bir torpil değil; bilakis o duaya ve istiğfara daha da layık olabilmenin derdine düşecekleri bir vesile gibi görülebilir. Düşünün, peygamber sizin için Allah'tan istiğfar diliyor ve size dua ediyor... Üstelik bunu talep eden de sizsiniz? O duanın ya da istiğfarın ardından gelmesi beklenen doğrulma bilinci resulün aracı edilmesiyle değil, o resule ve Allah'a itaat bilinciyle inşa olunmuştur değil mi! Tabi işin sonunda "Bizim için Rabbine dua et, bizi affetsin!" diyen ama bir türlü doğrulmayan İsrailoğulları olmak da var. Allah esirgesin.

Peygamberimizin istiğfarının icabet bakımından önemini, O'nun imanı/yaşantısı ile bizlerin iman/yaşantısı arasındaki mukayese çerçevesinde düşünmemiz gerekir. İstiğfarın dua konumuzla dolaylı ilgisi vardır. Şöyle ki, dua bağışlanmayı/istekleri/dilekleri kapsayan geniş bir mefhumken, istiğfar günahın ardından tevbe ile bağışlanma talebidir. Böyle düşününce, günahtan beri olduğu halde günde yetmiş kere(çokça) istiğfar ettiğini, gününü ve gecesini dua hamd ve şükürle donattığını bilmemiz; Resulullah'ın, müminler için ettiği duanın ve istiğfarın önemini anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu anlayış, kendisinden istemediğimiz halde müminler için istiğfar/dua eden meleklerin ettiği dua ve istiğfarı anlamamıza da bir kapı aralayacaktır.

Kısa sorunun uzun cevabı bende böyledir. Şüphesiz en doğrusunu el-Habir olan Allah(c.c.) bilir.
Abdullah3
22.01.2014 15:44
Fatma hanıma
Abdullaha yorumunuza alagaş yazssaydınız ben bi fark göremezdim.Hocamızdan ve sizin gibilerinizen Allah razı olsun.Mehmet hocama cevabınız ne olucak ilgiyle bekliyorum.İnsandergisi sitesini ilgiyle takip ediyorum.Ömer kardeşime harfiyen katılıyorum ve sitede emeği geçenlere başta Mehmet hocama dua ediyorum.
Ömer Muhtar
22.01.2014 07:21
selam üzerinize olsun
"Rabbim ben aciz günahkar bir kulum, ben merhamete bile layık değilim ama falancanın hatırına bana merhamet et ya da bana şunu ver" tarzında dua etmenin bugün gelip dayandığı nokta vahim bir şekilde ortadadır. eğer rabbimizin bizim dualarımızda ne demek isteyip-istemediğimizi herkesten (aracılardan) daha net bir şekilde(Kaf-16) anladığını biliyorsak bu yeterli değil mi? neden başka şeylere ihtiyaç duyuyoruz?
Abdullah-2
22.01.2014 00:12
Fatma hanım
Cevabınız için teşekkür ederim de Alagaş hocamın sorusuyla kafam yine karıştı.

Sanırım Al-i imran 159 ve benzeri ayetlerden hareketle diyebiliyoruz ki peygamber müminler için mağfiret dileyebilir.
Tabi bunu da Tevbe 80'i unutmadan ve hesaba katarak söylüyoruz.

Yani peygamber bizim için mağfiret dileyebiliyor ama yanında olmadığımız için biz O'na "bizim için dua et mağfiret dile" diyemiyor, cin-18 ve sizin verdiğiniz ayetlerden hareketle O'nu dahi aracı kılamıyoruz.

Yani bir müminin bir başka mümin için mağfiret dilemesi ve ona hayır dua etmesi başka bir şey,
bir müminin diğer bir mümini hatta peygamberi araya koyarak "Rabbim ben aciz günahkar bir kulum, ben merhamete bile layık değilim ama falancanın hatırına bana merhamet et ya da bana şunu ver" tarzında dua etmek başka bir şey.

Birincisi mümkün ve doğru iken.
İkincisi mümkün de doğru da değil...
Kafam çok mu karışmış acaba? ne dersiniz?
Mehmed Alagaş
21.01.2014 19:18
Fatma kardeşim
Müslümanlar olarak bizlerin kendimiz için Allah'tan istiğfar dilememiz ile Resulullah (s.a.v.)'in bizler için istiğfar dilemesi Kur'an-ı Kerim'de farklı ele alınmakta ve Efendimiz (s.a.v.)'in bizler için yaptığı istiğfar önemine binaen daha ön plana çıkmaktadır. İstiğfarla ilgili bu durumun dua konumuzla bir ilgisi var mıdır?
Fatma Ceren
21.01.2014 01:43
Sn. II.Abdullah;
Allah(c.c.) resullerini,
batıldan sakındırıp hakka yöneltsinler ve dosdoğru mesajı iletsinler diye insanlığa göndermiştir. Çünkü insanın bu mesajı alabilmesi, örnekliğini göz önünde görebilmesi için, yine kendisi gibi bir insana, dolayısıyle bir resule ihtiyacı vardır.

Buna karşın,
Allah'ın "insan"dan gelecek duayı/dileği/isteği duyması/bilmesi/icabet etmesi için, (haşa) kendi yarattığı insana da, görevlendirdiği bir resule de ihtiyacı yoktur.

Zira Allah(c.c.) Bakara 186 'da kullarına çok yakın olduğunu, dua edenin duasından haberdar olduğunu ve dilediğine karşılık verdiğini bize bildirir.

Ve Furkan 77'ye göre de Allah(c.c.),
beraberimizde götürdüğümüz vezirin ne adının, ne yüzünün, ne de yüzünün suyunun hatırına değil, ancak duamızın hatırına bize değer verir.

"De ki! Sizin duanız olmasaydı, Rabbim size değer verir miydi?"

Mehmed Alagaş
21.01.2014 01:05
Ve aleykümselam
Müslümanlarla programlı dersler yaptığımız dönemlerde herhangi bir soruyu veya konuya değerlendireceğimiz zaman öncelikle kardeşlerimize söz hakkı vererek onların meseleyi nasıl ele aldıklarını görür ve farklı yaklaşımlardan oldukça faydalanırdık. Bu sitede de bundan böyle herhangi bir sorunun hemen cevaplanmadığını görürseniz, biliniz ki Mehmed abiniz ilk söz hakkını size vermektedir. Kur'an-ı Kerim'i dikkate alarak vereceğiniz her cevap, hiç kuşkunuz olmasın ki kardeşlerinizin faydalanacağı ve sizlere dua edeceği cevaplar olacaktır.
Abdullah-2
21.01.2014 00:17
Aracı kılınamaz mı?
Hocam öncelikle şunu belirteyim ki, soruyu soran Abdullah ben olmadığım için Abdullah-2 dedim kendime...

Peki Peygamberlerin ya da başka öncü şahsiyetlerin yüzü suyu hürmetine, hatırına yani onları aracı kılarak Allah'dan istenildiğinde yanlış bir yola tevessül edilmiş mi olunuyor?

Çünkü ayette "Allah ile beraber" başkasından istemenin doğru olmadığı söyleniyor...
Ben ise Allah ile beraber peygamberden istemeyi değil, peygamber ile beraber Allah'dan istemeyi soruyorum?

Yani hep verilen klasik örnek üzerinden gidersek, sıradan bir vatandaşın padişahın huzuruna kendi başına çıkması mı? Yoksa veziri de yanına alıp çıkması mı daha efdaldir?

Buna da açıklık getirirseniz sevinirim hocam... Dua ile...
Yorum yap yorum