Kısa Sorular A+ | Normal | A-

Son Sözlerimiz Ne Olurdu?



Son Sözlerimiz Ne Olurdu?

Selamaleyküm kıymetli hocam,
Çok yorulduğunuzu ve yaşlanmış olduğunuzu farklı vesileler ile dile getirdiniz. Pek kimseyle görüşmediğinizi, bazı müşkil meseleleri anlamayanlara veya anlamak istemeyenlere de artık anlatmakta ısrar etmediğinizi de biliyoruz. Rabbim sizlere uzun ve hayırlı ömürler versin lakin muradımı anlayacağınızı bildiğimden bir soru yöneltmek istiyorum; yarın ölecek olsanız, ömrünüz boyunca konuştuklarınıza ve yazdıklarınıza ilaveten bu gün bizlere genel durumumuzla ilgili son sözleriniz ne olurdu? Selam ve dua ile..       <<< İnşirah Melal >>>

Euzübillahimineşşeytaniracim

Bismillahirrahmanirrahim

Son sözlerini söyleyip Rabbisine kavuşmak isteyen bir müslüman için ne güzel bir sorudur bu!. Gerçi şimdiye kadar yazdıklarımız ve konuştuklarımız da, yarın değil bugün ölecekmişiz duygusuyla ve telaşıyla idi. Mehmed abinizin yaşlandığı ve çok yorulduğu doğrudur. Resulullah (s.a.v.)'in "Beni Hud suresi kocattı-ihtiyarlattı" dediği rivayet edilir. Hud suresini Resulullah (s.a.v.) kadar anlamayan bizleri de ne yazık ki günümüzdeki müslümanlar ve müslümanım diyenler kocatmıştır. Tabi ki İlahi takdiri dikkate alarak onlara kızmıyor ve dua etmeye devam ediyoruz. Son sözlerimiz elbetteki bu ülkenin ve ümmetin samimi dindarlarına yönelik olacaktır. Ömrümüzün bu son günlerinde sizlere böyle bir dünya bıraktığımız için kendi neslimiz adına sizlerden öncelikle helallık diliyoruz.

Kendi adımıza söyleyeceklerimiz ise bizler otuz -kırk yıldır gücümüz nisbetince haykırmamıza rağmen sesimizi gayri müslimler bir yana müslümanım diyenlere dahi yeterince ulaştıramadık. Kur'an-ı Kerim'den anladığımız ve hep anlatmaya çalıştığımız en güzel gerçek, her zaman tevhid gerçeği olmuştur. Bir müslüman için yüzünü bir muvahhid olarak Allah'a döndürmekten ve tevhid üzere yaşamaktan daha güzel, daha anlamlı ve daha değerli başka hiçbir şey görmedik ve görmeyeceğiz.

Seksenli yıllarda Türkiye'deki müslümanlar arasında ciddi bir şekilde dikkate alınmaya başlayan bu tevhid gerçeği daha sonraki yıllarda ikinci plana bırakılmış ve kitablara döktüğümüz bütün feryatlara rağmen tevhidi yolun aksine laik ve demokratik yollara hızlı bir teveccüh olmuştur. Bu yanlış yönelişte hak ile realite karşı karşıya gelmiş ve haktaki değil realitedeki çıkış yolunu daha kolay ve daha akıllıca bulan realist müslümanlar (!) hızla demokrat ve liberal olmaya başlamışlardır. Bu yaşımıza kadar tekrar ettiğimiz "Hüküm hak, akibet hayır" sözü ne kadar doğru bir söz ise ne yazık ki "Hüküm batıl, akibet zulüm" sözü de o kadar doğru bir sözdür.

İyi ama ne yapabilirdik ki? İlahi takdirde bazı gerçeklerin nasihatle değil musibetle anlaşılması uygun görülmüşse, bizler kendi kulluğumuza sahip çıkmaktan başka ne yapabilirdik? Sizler de bütün kitablarımızda ısrarla belirttiğimiz gibi böyle bir çağda öncelikle kendi kulluğunuzu sahiplenmeli, bir muvahhid olarak kendi kulluğunuzu önemseyerek yaşamalısınız. Son nefesimize kadar rızkımıza kefil olan Rabbimiz, ahiretimize kefil değildir. Uhrevi akibetimiz bu kısa dünya hayatında yaptıklarımıza ve yapmadıklarımıza göre şekillenecektir. Toplumları kurtarmak için kendi kulluklarından taviz verenler, toplumları değil kendilerini bile kurtaramayacaklardır.

Teknoloji geliştiği için sahte şeyhlerin, mehdilerin ve mesihlerin birçok sanal keramet (!) ve mucizeleriyle (!) karşılaşabilirsiniz. Bu gibi olaylar karşısında böylesi kişilerin gösterdiklerine değil Allah karşısındaki duruşlarına, kulluk yaşayışlarına ve sizi neye davet ettiklerine bakınız. Alemlerin Yaratıcısı olan Allah'tan gayrısına yapılan bütün davetlerden uzak durmanız gerektiği gibi böylesi kimselerden de uzak durunuz. Sizleri sırat-ı mustakimden başka yollara çağıran, Allah karşısında yaptıkları ve yapmadıkları ile kendisini kurtaramayan bir insana, sakın ola ki bir Kurtarıcı gözüyle yaklaşmayınız.

Bildiğiniz ve iman ettiğiniz tevhidi gerçekler ile ailenizi, çocuklarınızı ve yakınlarınızı kurtarmaya çalışınız. Allah'ı dikkate alan müslüman kızlarımızın-kadınlarımızın, feminist söylemleri değil İslam'ın kadına verdiği yeri ve izzetli kişiliği sahiplenmeleri gerekir. Hayvanlar alemi yürüyüş yapacakları zaman tilkilere "Sloganımız ne olsun?" diye sorduklarında "Tavuklara özgürlük.. Kümeslere hayır.." cevabını vermişlerdir. İnsanlık aleminde de "Kadınlara özgürlük.. Evlere hayır" diyen tilkilerin, evinin sultanı olan kadınları ne hale getirdiklerini görmeli, anne babaları olmasına rağmen kreşlere terkedilen milyonlarca çocuğun yetimliğine ağlamalısınız!.

Feminizmin her tarafı kuşattığı ve devletlerce yasallaştırıldığı böyle bir dünyada beşeri yasaları bu hale sizler getirmediğinize ve sizler değiştiremeyeceğinize göre temeli sadece Allah'ın hukukuna dayalı aile yapılarının fazlalaşmasına gayret ediniz. Beşeri yasaların aile içinde çok başlılığa ve geçimsizliğe sebeb olduğunu görerek "Bizler bir zorunluluk olmayan bu yasalardan uzak durarak ve ailelerimizin rızasını alarak sadece Allah'ın hukukuna göre nikahlanıp, Allah'ın hukukuna göre yaşayacağız" diyen müslüman gençlere gıptayla bakarak hayır dualarda bulununuz. Sadece Allah'a güvenip, Allah korkusuyla yuva kurmak isteyen bu müslüman gençlerin nikahı, alemlerin Rabbi olan Allah için yeterli bir nikah iken "Sadece bu nikah yetmez" diyebilme cüretinde bulunmayınız.

Allah'ın vazettiği aile hukukunu yaşarken çocuklarınızı sakın ola ki "Onlara kızmayın, azarlamayın, dövmeyin, istediğini verin" diyen batı kaynaklı bilimselliğe göre yetiştirmeyiniz. Çocuklarınki de dahil olmak üzere kötülüğe ve azmaya meyyal olan insan nefsi, sevgiden ziyade korku ile disipline edilebileceği için Rabbimizin korkutmaya yönelik ayetleri, sevgi ve müjdeye yönelik ayetlerinden çok daha fazladır. Çocuklarınızı samimi bir sevgi ve itidalli bir korku alanında İslami nasihatlerle gerçek hayata yetiştirirken, onları internetteki küfürden uzak tutmalı ve gerçek hayata hazırlarken Sünnetullah'ı da dikkate almalısınız. Onların bazı meşru taleplerini hemen, bazı meşru taleplerini belli bir süre geçtikten sonra verirken, bazı meşru taleplerini de gücünüz olmasına rağmen hiç vermeyiniz. Çünkü gerçek hayatta Sünnetullah gereği her isteklerinin gerçekleşmeyeceğini, yokluğa sabretmeleri ve çalışmaları gerektiğini küçük yaşlarda anlamaları gerekir.

Çocuklarınız suyun kıymetini bilmiyor ve su içerken mutlu olamıyorlarsa, onları hiç susuz bırakmadığınız hatta bolluk havuzlarından hiç çıkarmadığınız içindir. Oysa Sünnetullah'ın yürürlükte olduğu gerçek hayatta sizin onlara sunduğunuz oyuncak havuzlarla değil, gerçek çöllerle karşılaşacaklar ve böyle yetiştirdiğiniz takdirde mukavemet gösteremeyeceklerdir. Mahrumiyetten mahrum bırakılan çocuklar elbetteki varlığın kıymetini bilmeyecekler ve küçük şeylerle değil büyük şeylerle bile mutlu olamayacaklardır.

İçinde yaşadığınız dünyaya gelince,
ne yazık ki zulmün, küfrün, şirkin ve ahlaksızlığın her tarafı sardığı bir dünyada yaşıyorsunuz. Şeytan ve dostları tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar güçlenmiş ve etki sahasını tüm yeryüzünü kapsayacak şekilde genişletmiştir. Araştırmacıların ve politikacıların üst akıl dedikleri şeytani zihniyet, devlet yönetimleri de dahil bütün köşe başlarını tutmuş bir vaziyettedir. Bunların kimler olduğunu bilmeniz, insanlık tarihi boyunca gelişen ve gelişecek olaylara nasıl müdahil olduklarını görmeniz sizler için hayati önemdedir.

Günümüzde Kur'ani gerçeklerden yeterince haberdar olmamalarına rağmen tarihi ve güncel olayları yakından takip edip inceleyen araştırmacılar olduğu gibi Kur'an'daki birçok gerçekten haberdar olmalarına rağmen yaşadığımız dünyadaki gelişmeleri yeterince takip edemeyen müslümanlar da vardır. Oysa şeytani üst akılı tanımlayabilmemiz, neyi niçin yaptıklarını bilmemiz için hem Kur'ani gerçeklere vakıf olmamız, hem de geçmişten günümüze gelişen olayları bu Kur'ani anlayışla inceleyerek farkındalık kazanmamız gerekmektedir. Kur'an'ı yeterince dikkate almadan şeytani zihniyetin yapılanması konusunda yapılan en derin araştırmalar bile bizleri bu şeytani zihniyetten kurtaramayacaktır.

Mesela öldüğünü değil öldürüldüğünü düşündüğümüz Aytunç Altındal'ın gizli örgütlere yönelik tarihi araştırmaları saygı duyulacak bir derinliğe sahip olmasına rağmen Kur'an araştırmaları yaparak şeytanı ve şeytani zihniyeti siz kardeşlerimiz kadar tanıyabildiğini hiç görmüyoruz. Nitekim Kur'an'dan ziyade diğer beşeri kaynaklara öylesine dalmıştır ki kendisi seküler olduğu gibi İsa (a.s.)'ın seküler bir din getirdiğini söyleyip, İslam'ın da seküler bir anlayışla yaşanabileceğini söylemiştir. Hak gerçeklikten uzak kalan bu anlayış, batılı kesinlikle yenemeyecek bir anlayıştır.

Aytunç Altındal'ın açtığı yoldan ilerleyen Abdullah Çiftçi gibi diğer değerli araştırmacılar da, gelişen ve gelişmekte olan olayları ne kadar doğru analiz ederlerse etsinler, durum tesbitinden başka bir şey yapamayacaklar ve şeytani zihniyetin engellenebilmesi konusunda gerçek bir çözüm ortaya koyamayacaklardır. Bu araştırmacılar olaylar geliştikçe sadece "İşte bütün söylediklerimiz gerçekleşiyor" diyerek öngörülerinin doğruluğu ile tatmin olmaya çalışacaklardır.

Fakat bir arabanın belli bir mesafe sonrasında yoldan çıkıp parçalanabileceğini öngörmenin, araba ve arabanın içindekilere bir faydası yoktur. Burada önemli olan öngörülen kazayı dayanaksız umud ile değil hak ile engelleyebilmek, muhtemel kazazedeleri kurtarabilmektir. Bu da ancak Allah'ın buyruklarına yüzümüzü çevirmemiz ve İlahi yardımı yanımıza alabilmemizle mümkün olacaktır. Çünkü tüm dünyayı bir ahtapot gibi saran, her köşe başını tutan bu şeytani iktidar, hak gelmeden zail olmayacaktır. Nitekim bu samimi araştırmacılara "Araştırma konunuz ne olursa olsun önce Kur'an" dememizin nedeni de budur.

Dünya insanları asırlardır çok tehlikeli bir şeytani tasallut altındadır. Kur'an'ı yeterince dikkate alamayan araştırmacılar veya politikacılar bu şeytani zihniyetin yaptıklarını ne kadar araştırırlarsa araştırsınlar, bu zihniyet karşısında herhangi bir çözüm ortaya koyamayacaklardır. Çünkü bu şeytani zihniyetin helal haram tanımayan gelişim ve hakimiyet yöntemi, beşeri müdahalelerle kesinlikle engellenemeyecek bir yöntemdir.

Mesela beşeri bir davanız ve misyonunuz var. Bu inancınızı ve misyonunuzu her şeyi meşru görerek tüm dünyada hakim kılmak için izlemeniz gereken en akli beşeri yöntem ne olmalıdır ki bu hedefinize varmanız kesinlikle engellenemesin? İşte böyle bir zalimane yöntemin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız, şeytani üst aklın yöntemini öğrenmeniz gerekmektedir. Yaratılmışlara ait başarıya yönelik beşeri yöntemlerin zirvesi olan bu şeytani yöntem, beşeri imkanlarla engellenmesi kesinlikle mümkün olmayan bir yöntemdir. Bazı şeyleri bizlerden çok daha iyi bilen şeytan aleyhillanenin bütün becerilerini gösterdiği ve kendi dostlarına vazettiği bu yöntemi bilmemiz, özellikle biz müslümanlar için çok önemlidir.

İçlerinde birkaç milyonluk dindarı barındıran (ki tabandaki insanların hakkı görmeleri için hala dua ediyoruz) yarım asırlık bir Fetö yapılanması, coğrafi ve kısmi bir yapılanma olmasına rağmen bu ülke için ne kadar tehlikeli olduğu görüldüğüne göre; içlerinde her dinden milyarlarca dindarları ve dinsizleri barındırarak binlerce yıllık geçmişi olan ve tüm dünyayı kapsayan bu şeytan örgütünün yani "Şeytö" yapılanmasının doğurduğu ve doğuracağı tehlikelerin ne boyutlarda olabileceğini hiç tasavvur ettiniz mi?

Fetö'nün Türkiye'deki her yapıya, her kuruma sızmak istediğini ve sızdığını gördünüz. Şeytö mensupları ise geçmiş tarihte bu sızmayı çok yapmış olsalar da günümüzdeki yapılanmasında böyle bir sızma kaygısı yoktur. Çünkü dünya genelindeki devletler de dahil olmak üzere bütün önemli yapıları, bütün önemli kurumları zaten kendisi kurdurmakta, kendi kurmadığı küçük kurumları da önemsediği takdirde deşifre olmamış kendi küçük adamlarını sızdırarak onları satın almak veya lağvetmek istemektedir. Bu söylediklerimiz bütün ciddi araştırmacıların veya vatansever politikacıların şimdiye kadar gördükleri fakat çözüm üretemedikleri gerçeklerdir. Halkında müslüman olan ülkelerdeki bazı liderler de sadece Allah ile ittifak kurarak gerçek bir çözüm üretmek bir yana dünyayı abluka altına alan bu şeytani zihniyete karşı devletler arası ittifaklarda çözüm aramaktadırlar. Oysa ittifak arayışında oldukları devletler de, bu şeytani zihniyetin kontrolündedir! Bunu bilmedikleri veya bilmezden geldikleri için Fetö mensuplarını büyük büyük babaları olan Şeytö'den istemeye devam etmektedirler!.

Şeytö dediğimiz bu şeytani örgütlenmenin, Fetö gibi elli yıllık değil en az beş bin yıllık bir tarihi bulunmaktadır. "Asırlardır dünyayı kim yönetiyor, gelişmelere kimler yön veriyor?" sorularına parça parça verilen birçok cevap vardır. Önemli olan Kur'an anlayışı ile bu cevapların bütünleştirilmesi ve herkesin anlayabileceği ortak bir cevabın ortaya konulmasıdır. Resulullah (s.a.v.)'in ahir zamanda açıkça ortaya çıkacağını bildirdiği tek gözlü Deccalin, binlerce yıllık bir kuluçka döneminden sonra hangi şeytani örgütün altından çıkacağı artık belli olmuştur. Ahirete bakan gözü şeytan tarafından oyulmuş ve kalan tek gözüyle sadece dünyaya bakan, dünyayı gözleyen bu tek gözlü deccali anlayışın sahipleri kimlerdir sorusu, artık Amerikan dolarında bile cevabını bulan bir sorudur.

Dünya insanlarının şeytani bir üst aklın saldırısı altında olduğu aşikardır. Şeytan dediğimiz zaman sakın ola ki aklınıza insani ayağı olmayan metafizik bir düşman gelmesin. Bu şeytan aleyhillanenin binlerce yıldır takipçiliğini yapan ve bu lanetli yaratığın dostları olan insanlar vardır. Bilindiği gibi insanlık tarihi, hak batıl savaşının tarihidir. Bu tarihin her döneminde az veya çok hakkı savunan insanlar olduğu gibi yine tarihin her döneminde şeytandan yana olan ve batılı savunan insanlar da olmuştur. Şeytana dost olan bu insanların hakka saldırıda en azgını, en süreklisi, en örgütlüsü kimlerdir diyerek Kur'an'ı ve insanlık tarihini incelediğimiz zaman ne yazık ki karşımıza İsrailoğulları çıkmaktadır.

Rabbimizin de Kur'an'da bildirdiği gibi içlerinde salih bir kesim olmasına rağmen hakka düşmanlıkta sınır tanımayan bu azgın ve lanetli kesim o kadar etkilidir ki, haksızlığa karşı şiddetli olan Musa (a.s.) döneminde dahi İsrailoğulları kendi içlerindeki bu azgın kesimin şerrinden kurtulamamıştır. Kendilerine onca mucize gösteren, kendilerini Allah'ın yardımıyla Firavun'un zulmünden kurtaran Musa (a.s.)'a bile hainlik eden bu azgın zihniyet, dünya menfaatini önceleyen söylemlerle savaştan menettikleri İsrailoğullarını çöllere sürükleyerek o seçkin peygamberi kardeşiyle baş başa bırakmışlardır.

Dünya ve dünyalık için şeytana dost olan ve şeytana tapmaktan çekinmeyen bu azgın kesim, şeytan aleyhillane gibi semavi dinlerin hepsiyle yakından ilgilenmişler ve bu dinleri tahrif etmek için gizli veya açık her hileye başvurmuşlardır. Zaten insanlık tarihine baktığınız zaman bunların kendilerini kadim din bilgisine sahip bilgeler (!) olarak gösterdiğini, kendilerine danışılmasını istediklerini ve her semavi dine sızarak pis burunlarını soktuklarını görürüz.

Bütün semavi dinlerle yakından ilgilenerek bu dinleri tahrif etmek isteyen bu şeytani damar "Acaba kendi dinlerini ne hale getirmiştir" sorusu, acıyla cevaplanacak bir sorudur. Allah'ı kendi arzularına göre yeniden tanımlayarak kavimlerine anlatan bu küfür damarı o kadar azgın bir damardır ki, musevi olarak Allah'ın emirlerine göre kendilerini değiştireceklerine, kendi hevalarına göre Allah anlayışlarını değiştirmişlerdir!. İnandıkları tanrıyı zihinlerde o hale getirmişlerdir ki bu tanrı günde üç defa bunların yani rabbilerin yazdığı Torah'ı okuyarak ne olduğunu ve ne yapması gerektiğini öğrenmektedir!.

Bizler İslam anlayışımız ile Allah'ın kitabını okuyarak ne olduğumuzu ve ne yapacağımızı öğrenirken, bu sapık damarın tahrif ettiği din anlayışında ise Tanrı bunların yazdığı kitabı okuyarak ne olduğunu ve ne yapması gerektiğini öğrenmektedir!. Bilin bakalım bu din anlayışının hüküm koyma makamında KİM vardır? Böyle bir tanrı anlayışına sahip olan bu sapık damar, kendilerine gönderilen hak peygamberlere iman mı eder yoksa onları öldürmek mi ister? Elbetteki öldürmek ister ve Kur'an'da da bir çok peygamberi (zalimliklerinin ve azgınlıklarının aşikar olması için kendilerine verilen İlahi müsaade ile) zaten öldürdükleri bildirilmektedir.

İsrailoğulları içinde Rabbimizin de Kur'an'da istisna kıldığı gibi samimi dindarlar ve hakla karşılaştıkları zaman teslimiyet gösteren müslimler olmasına rağmen tarih boyunca hakka düşmanlık eden ve peygamberlerini öldüren bu azgın damar her zaman diliminde varlığını sürdürmüştür. Hıristiyanlığın tahrif edilmesinde ve yüzlerce parçaya bölünmesinde de aynı şeytani zihniyet ve aynı damar vardır. Şunu çok iyi bilin ki hıristiyanlığı, samimi hıristiyanlar değil hıristiyan gözüken bu azgın yahudi damarı tahrif etmiştir. Bunlar tarih boyunca hıristiyanlığı öyle hale getirmişler, faizin haram oluşu da dahil birçok hükmü öyle değiştirmişlerdir ki, İlahi gerçeklerle ayakta durmaya mecali kalmayan bu hıristiyanlık anlayışını parça parça etmişler ve her parçanın kontrolünü büyük ölçüde kendi ellerine almışlardır. Nitekim Papa'nın, bu zihniyeti temsil eden yahudi aile ferdlerinin elini ayrı ayrı öpmesi hiç şaşırtıcı değildir. Dolayısıyle tarih boyunca samimi hıristiyanlarda gördüğünüz İslam karşıtlığını ve müslüman düşmanlığını dindar hıristiyanlardan değil bu hıristiyanları müslümanlar aleyhine devamlı kışkırtan bu şeytani zihniyetten bilmelisiniz. Nitekim Rabbimiz samimi hıristiyanlar hakkında şöyle buyurmaktadır.,

"Andolsun ki insanlardan iman edenlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve Allah'a şirk koşanları bulursun. Onlardan iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların da "Biz Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu (durumun sebebi), onların içinde keşişler ve rahibler olması ve onların büyüklük taslamamaları nedeniyledir."  (5-Maide 82)

Her semavi dine burnunu sokmak ve tahrif etmek isteyen bu şeytani zihniyetin duvara tosladığı tek semavi din ise İslam'dır. Tabi ki bu durum biz müslümanların çok şuurlu dindarlar olmamızdan değil Rabbimizin lutfuyla son İlahi Kitab olan Kur'an-ı Kerim'i korumasından kaynaklanmaktadır. Kur'an-ı Kerim korunmasaydı hiç kuşkunuz olmasın ki ortalıkta şeytani tahrifatlarla değişik versiyonları olan onlarca Kur'an'la karşı karşıya kalır ve din adına yüzlerce parçaya bölünürdük. Sakın ola ki "Böyle olmazdı" demeyin. Elimizde korunmuş Kur'an olduğu halde kaça bölündüğümüz ortadadır!.

Kur'an korunmamış olsaydı, şeytani üst aklın yönlendirdiği yahudi bel'amlar müslüman görünümüyle bu tahrifatı bizzat yaparlar ve hepimizin koltuğunun altına Kur'an'ın tahrif edilmiş bir versiyonunu sıkıştırırlardı. Din adına savunduğumuz ve savunacağımız meseleleri yukarı düzlemde onlar belirleyeceği için, Allah adına onların kulu durumuna düşebilirdik. Nitekim günümüz hıristiyanlarının durumu da budur? Onlar İncil'in izinde değil bu şeytani zihniyetin onların koltuk altına sıkıştırdığı değişik İncil versiyonlarının peşinde gitmektedirler.

Korunmuş Kur'an-ı Kerim'i tahrif edemeyen bu şeytani zihniyet, dinin ikinci önemli kaynağı olan hadis rivayetlerine yönelmiş ve kadim din bilginleri (!) olarak birçok mevzu yani asılsız ve batıl rivayetler uydurmuşlardır. Bu rivayetleri Kur'an'la eş değer tutmak için de sanki Resulullah (s.a.v.)'in sözlerine çok değer veriyorlarmış gibi "Her hadis vahiydir" görüşünü müslüman çoğunluğa kabul ettirmişlerdir. Bu görüşü o kadar pekiştirmişlerdir ki korunmamış olan rivayet, korunmuş olan ayeti nesh edebileceği bile kabul edilmiştir!. Aynı şeytani zihniyet son yüzyılda ise hadis rivayetlerine bizzat kendilerinin soktukları bu yalanları, yine kendilerinden olan müsteşrikler kanalıyla gündeme getirerek İslam'ın genel itibarını zedelemeye ve bu itibarı kurtarmak isteyen müslümanları da hadisleri tümden reddetmeye davet etmektedirler.

Muhammed ümmeti olarak bu şeytani müdahaleden kaynaklanan dalgalanmaları yaşamaktayız. Tahrif edilmemiş yegane semavi Kitab'a sahip olan bu nadide ümmet Kur'an kaynaklı vahdeti yaşayacaklarına, hadis de denilse rivayetler kaynaklı ayrılıkları ve tartışmaları yaşamaktadırlar. Ümmetin ayrılığına neden olan bu tartışmalarda "Her hadis vahiydir" diyerek yalanlar da dahil her rivayeti savunanlar ne kadar suç ortağı ise, "Kur'an bize yeter" diyerek bütün rivayetleri reddedenler de o kadar suç ortağıdır. Kur'an ve sahih hadisi birbirinden ayıranlar, ayrılmaya mahkum olanlardır.

Her davanın ve dava sahibinin elbetteki düşman kabul ettiği odaklar vardır. Da'rul İslam'da bidat ve hurafe merkezlerini hedef almak doğru bir yaklaşım olsa da, da'rul cahiliyedeki düşmanlık merkezinde şirk ve küfür vardır. Günümüzde hoca veya alim olmalarına rağmen bu düşmanlık merkezine yanlışa veya yanılgıya düşen müslümanları koyanlar, onların doğrularını takdir etmeden yanlışlarıyla yüzlerine vuranlar; birbirlerini anlayıp-birbirini sevmesi gereken bu müslümanların vahdetine değil ayrılığına sebeb olmaktadırlar. Oysa önemli yanlışları ve yanılgıları olsa da bu müslümanlar, merhametle yaklaşarak kazanmamız gereken ve yarınlarda beraber olmayı umud ettiğimiz müslümanlardır. O halde düşmanlık odağına bu müslümanları ve bu cemaatleri değil, şeytani üst akılı koymamız gerekmez mi? Bir düşmana karşı bir araya gelmemiz gerekiyorsa, dünyaya zulmeden şeytani üst akıl bizler için ortak, bizler için yeterli bir düşman değil mi?

Evet, bütün semavi dinleri tahrif etmek isteyen bu şeytani zihniyet tarihi süreçte birçok dini tarikat, kurum, kuruluş, vakıf, bilim merkezi... gibi farklı versiyonlarla karşımıza çıksa da, bütün bunların ana damarı birdir. Şeytan Aleyhillane bu misyonu tek bir damardan günümüze kadar getirmiştir. Nitekim Kabala, Masonluk, İllumünati ve Tavistoct gibi kuruluşlar aynı zihniyetin değişik kademeleri veya versiyonlarıdır. Bunları birbirinden ayrı ele almak ve farklı kuruluşlar olduğunu zannetmek büyük bir yanılgıdır. Bu şeytani kuruluşlar strateji gereği bazı söylemlerle birbirine karşı gibi gözükseler de, bunların muhalefeti de iktidarı da aynı üst zihniyete bağlıdır.

İnsanların büyük çoğunlukla dünyevi başarıya, paraya, makama, iktidara düşkün olduğunu bilen bu şeytani zihniyet, dünyanın her ülkesindeki başarılı ve yetenekli insanları öncelikle kendilerine ait olan masonluk, lions, rotary, vakıf, medya, bilim kuruluşları, siyasi partiler, sivil dernekler.. vs. gibi çatılar altında bir araya getirerek onları geniş bir havuzda toplamakta ve sağladıkları dünyevi imkanlar ile onları kendilerine bağlamaktadırlar. Dünyayı isteyen bütün insanların rağbet edecekleri bu büyük havuz onlar için oldukça geniş, seçkin ve çok kullanışlı bir insan kaynağıdır. Artık her hangi bir toplumda bir akım meydana getirilecek ve bazı değişiklikler yapılacaksa, elbetteki bu seçkin ve seçilmiş insanlar tarafından yapılabilecektir!.

Şeytani zihniyetin havuzunda toplanan bu insanlar, büyük bir ağacın yaprakları gibidir. Bir yaprak nasıl ki sadece tutunduğu ince dalı görmesine rağmen büyük dallardan, ikili üçlü gövdelerden ve en önemlisi yer altında bulunan merkezi köklerden habersiz ise bunların durumu da aynıdır, nasıl bir yapıya bağlı olduklarını ve kime hizmet ettiklerini bilmezler. Dünyalığı önemseyen bu insanlar süslü kavram ve sloganlarla bağlı oldukları kurum, dernek veya örgütlerin legal olduğunu görerek şeytani üst akılla bağlantısının hiç farkına varmazlar.

Kısmi bir farkındalık kazanan inançlı ve vatansever kimseler bir süre sonra bu yapılardan uzaklaşsalar da, dünyevi menfaatlerini önceleyen büyük çoğunluk bu yapılarda kalmaya devam etmekte ve üst tarafta neler yapıldığını bilmeden veya fazla ilgilenmeden kendilerinden istenen siyasi, ekonomik, bilimsel (!) tavrı desteklemektedirler. Çünkü içinde bulundukları yapılar ve kurumlar, kendilerine mal, makam, şöhret, imkan ve güç veren kurumlardır. Allah'ı ve ahireti dikkate almayan insanlar, bu geçici cennet hayatından başka ne isterler ki?

Gördüğünüz gibi bu şeytani zihniyet insanlara dünya hayatında böyle bir cennet (!) göstermekte ve her ülkede kuyruk oluşturan talipler arasından istedikleri kadar gönüllü seçmektedirler. Müslümanlar arasında Rabbimizin emri gereği nasıl ki "Hayırlarda yarışmak ve öne geçmek" gayreti varsa, şeytani zihniyetin oluşturduğu bu geniş ve elit havuzda da şeytanın emri gereği "Şerlerde yarışmak ve öne geçmek" gayreti vardır. Nitekim bu yapıların üst derecelerine aile bağlarının yanı sıra şerlerde yarışarak öne geçenler ulaşabilmekte ve uluslar arası ödüller alabilmektedir. Bazı kişiler kırk yılda bir üst dereceye geçemezken, Albert Pike gibi şeytanilikte yetenekli kişiler kısa zamanda en üst derecelere yani geminin güvertesine çıkabilmektedirler.

Bu şeytani geminin alt katmanındaki milyonlarca insan güverteyi hiç görmeden ve geminin rotasını hiç bilmeden yüksek maaş için canla başla kürek çeken prangalı mahkumlar gibidir. Hangi gemiyi nereye doğru yüzdürdüklerini bilmeyen bu zavallılar maaşlı köleler gibi çalışırken, şeytanilikte yetenek gösterdikleri için daha yüksek maaşlarla güverteye çıkarılanlar, kaptan köşkünde Lusifer'in olduğunu görenler ve olup bitenin farkına varanlar ise bu şeytaniliğe zaten gönüllü oldukları için hiçbir şeye itiraz etmeden aynı rotayı takip etmektedirler. Mesela kendilerine ezberletileni tekrarlayan sıradan bilim adamları değil, güverteye çıkıp Nasa'da neler olup-bittiğini çok iyi bilen üst düzey birçok bilim adamı asıl gerçekliği görmelerine ve bilmelerine rağmen bunlara bağlı ve bağımlı oldukları için güneşi esas alan pagan inancına uygun olarak küre (!) olan dünyanın güneşin etrafında döndüğünü utanmazlıktan uzak bir rahatlıkla söyleyebilmektedirler!.

İsrailoğulları arasındaki bu azgın damarın en hayran oldukları hükümdar Süleyman (a.s.) olmuştur. Allah'ın yardımına mazhar bir peygamber olarak değil bir kral olarak gördükleri Süleyman (a.s.)'ın sahip olduğu dünya mülküne hayranlıkla bakan ve uzun mesafelere kısa zamanda gitmesi veya hayvanlarla konuşabilmesi gibi birçok sıradışı işlere heves eden bu azgın zihniyet, bütün bunları Allah'tan ve Allah'ın bu seçkin peygambere verdiği ilimden değil şeytanların telkini ile Harut ve Maruttan öğrenilen sihirden bilmişlerdir.,

"Onlar, Süleyman'ın mülkü hakkında şeytanların uydurduklarına uydular. Süleyman ise küfretmedi ancak şeytanlar küfretti. İnsanlara sihiri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi "Biz, yalnızca bir fitneyiz (imtihan için gönderilen kimseyiz) sakın küfretme" demedikçe, hiç kimseye (birşey) öğretmezlerdi. Onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça, onunla (o öğrendikleri şey ile) hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar (asıl itibariyle), kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar biliyorlardı ki, bunu satın alanın ahiretten hiçbir payı (nasibi) yoktur. Karşılığında kendi nefislerini sattıkları şey ne kadar kötüdür, bir bilselerdi."  (2-Bakara 102)

İşte bu sihiri elde etmek için küfür üstüne küfretmeyi tercih eden bu zihniyet, alt aşamada yahudi, hıristiyan veya müslüman gözükse de en üst aşamada şeytana tapmayı tercih eden ve asırlardır şeytana tapan bir zihniyettir. Zaten bunların bütün kuruluşlarındaki derecelendirme sistemi de, şeytanilikteki beceri ve samimiyeti esas alan bir sistemdir. Bunların bütün yapılarında, bütün kuruluşlarında şeytanın öngördüğü böyle bir yol haritası olmakta ve dünyevi menfaatlerle yularladıkları için sadece dünyaya bakan tek gözlü insanların bu yolda yarışmaları istenmektedir.

Amerika bu şeytani üst aklın kurduğu ilk pilot ve piyon devlettir. Çünkü çok uluslu olmasına önem verdikleri Amerika'ya uygulattıkları dünya politikasını, milli çıkarını önceleyen hiçbir tek uluslu devlete uygulatamazlar ve milliyetçi asabiyeti dikkate aldıkları için hiçbir ulus devletini de bu kadar kuvvetlendirmek istemezlerdi. Nitekim dünyayı şekillendirmek için sağ el olarak kullandıkları Amerika'nın karşısında sol el olarak kullandıkları Rusya'yı ikinci planda tutup, fazla güçlendirmemelerinin nedeni de Rus milliyetçiliğidir. Amerika yakın zamana kadar bu şeytani zihniyetin merkez üssü olmuş ve çok uluslu tek dünya devletinin ilk pilot bölge uygulaması olarak bu misyonu başarıyla yerine getirmiştir.

İnsanlık tarihindeki para ve silahlı güç dengesine baktığımız zaman son ikiyüz yıla kadar paranın değil silahlı gücün ilk sırada olduğunu görüyoruz. Mesela Firavun döneminde bir yahudi olan Karun çok çok zengin olmasına rağmen yönetim silahlı güce sahip olan Firavun'un elindeydi. Ne zaman ki Osmanlı da dahil olmak üzere devletler ve insanlar nezdinde para ön plana çıkmıştır, kapitale sahip olan bu şeytani zihniyetin yaptırım gücü hızla artmış ve yıkılamaz duruma gelmiştir. Bu şeytani zihniyetin para ile ele geçirdikleri ilk Avrupa devleti ise İngiltere olmuş ve arkasını diğer devletler takip etmiştir. Bundan sonraki tarih, son hızla güçlenen kapitalizmin yazdığı kapkara bir tarih olmuştur.

İnsanlara ve toplumlara zulmeden bu kapitalist sömürünün iki yüz yıldır yıkılamaması tabi ki şaşırtıcı bir durum değildir!. Toplumsal bir öğretiyle kapitale değer veren insanlar, değer vererek güçlendirdikleri kapital sahibini ve kapitalizmi hiç yıkabilirler mi? Nitekim idealist sosyalistlerin veya koministlerin kapitalizm karşısında çözülmelerinin en önemli nedeni de, kapitalizm karşısında güçlenebilmek için yine kapitale (!) değer vermeleridir. Dolayısıyle bu iğrenç kapitalizmi ancak ve ancak ahirete değer vererek kapitale yani dünyaya değer vermeyen gerçek müslümanlar yıkabilecektir. Gerçek müslümanlar diyoruz çünkü elleriyle önce dünyayı ve dünyalık malı sımsıkı tutmaya çalışırken ayaklarıyla ahirete gitmek isteyen müslümanların da yıkabilecekleri bir kapitalizm ve kazanabilecekleri bir zafer yoktur.

Şeytani üst aklın kontrolündeki faiz sisteminden çıkmadan yaşadıkları ülkelerde ekonomik çıkarı önceleyen, halklarına ekonomik rahatlığı vadeden bütün devletler, dünya kapitaline sahip olan bu şeytani zihniyetin kendileri için hazırladığı kum havuzunda oynamaya ve oyalanmaya mahkum devletlerdir. Bunlar muhtar olabilmek için mahalle halkına ucuzluk vadeden mahalle bakkalları gibidir. Oysa malların fiyatını bu mahalle bakkalları değil, bunlara mal veren büyük şirketler belirlemektedir. Bunların halklarına verecekleri ekonomik rahatlık, şeytani zihniyetin müsaade ettiği ölçüde ve müsaade ettiği sürede olabilecektir. Çünkü temeli faize dayanan bu zulüm sistemi içinde alın teriyle ulaşılabilecek bir ekonomik refah yoktur. Alın teriyle çalışanlar bir kazanıyorken, masa başında para sayanlar faizle üç kazanıyorsa, bu kahrolası dengesizlik hiç ama hiç değişmeyecektir.

Faiz sistemiyle son asırlarda dünya kapitaline sahip olan, yönettikleri devletler vasıtasıyle silah gücünü yanına alan, dünyanın her tarafındaki başarılı insanları çatısı altına alan, onları ekonomik veya politik imkanlarla kendine bağlayan, şeytani misyonunu gerçekleştirmek için onlara bir yol haritası gösteren, besleyip ön plana çıkardıkları bilim adamları sayesinde bilime küfür teorilerini sokan, bu yol haritasına uyup başarılı olanlardan seçtiklerini gizlilik şartıyla bir üst dereceye çıkaran ve bunlar arasındaki en şeytani olanları en üst derecelere getiren bu şeytani yapının ne kadar dehşetli ve etkili olduğunu anlayabildiniz mi?

Yasaklanan sigara ve içki reklamından çok daha zararlı olan fakat bu iğrenç sistemde yasaklanması mümkün olmayan banka reklamlarıyla kredi kartı kullanan cahil ve zavallı insanlar, faiz bataklığına girerek nasıl ki bügünlerini kaybetmiş ve yarınlardaki gelirlerini borçlanmışlarsa, aynı sisteme bağlı olan devletler de böyle bir ipotek altındadırlar. Bütün bu borçların yegane alacaklısı olan şeytani zihniyetin artık maddi bir hedefi ve maddi bir hesabı yoktur. Çünkü dünyanın gelecek on yılları da dahil olmak üzere zaten bunu elde etmişlerdir. Bunların adım adım yaklaşmak istedikleri nihai hedef, dünya genelinde Lusiferi yani şeytanı hakim kılmaktır.

Bunu gerçekleştirebilmeleri elbetteki yeni bir insan tipiyle mümkün olacaktır. Dijital birer köle olacak bu yeni insan tipinin dini, ahlaki, ailevi ve evrensel insani değerleri olmaması şarttır. Nitekim son yüz yılda eşcinselliği çığ gibi arttırmışlar, film ve diziler ile ahlaki değerleri yerle bir etmişler, parlak nesiller yetiştirmesi gereken anaları çalışmaya mahkum etmişler ve bilimsellik adına ilere sürdürdükleri küfür teorileriyle insanları hak ve hakikatten uzaklaştırmışlardır. Halkında müslüman olan ülkelerde bile eşcinselliğin hoş görülmesi, bu eşcinsellerin oyuna talip olan politikacıların gençleri bu sapıklıktan korumak bir yana cinsiyet teorisi gibi iki erkeğin evliliğini onaylayan LGBT merkezli önerileri Milli Eğitime sokması, kadın hakları ölçüsüz bir şekilde arttırılarak aile birliğinin ve yapısının çökertilmesi, yeni nesil gençlerde dine, aileye ve büyüklere karşı saygısızlığın hızla arttırılması... bizlere ne duruma gelindiğini göstermektedir.

Bu durumu gören fakat halkı umudsuzluğa sürüklemek istemeyen araştırmacılar ise dünyayı kapsayan bu şeytani zihniyet karşısında Türkiye'de halen çoğunluk olan dindar halkın ferasetine, imani ve ahlaki değerlerine güvenmektedirler. Bu değerlere şimdilik güvenin, güvenin ama bunun uzun sürebileceği zannına da kapılmayın. Osmanlı bilindiği gibi 200 yılda yıkılabilmişti ancak günümüzdeki iletişim ve internet çağında ise nesillerin zehirlenmesi çok hızlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Artık milyonlarca müslüman ailenin çocuğunu anne babaları değil ne yazık ki internetteki insan kılıklı şeytanlar yetiştirmektedir.

Arttırılmış gerçeklik ile gençlere klavye tuşlarıyla istediklerini yapabildikleri sanal bir cennet gösteren bu şeytani zihniyet, yeni nesilleri hızla ele geçiren bir zihniyettir. Günümüzde Lusifer güzellemesiyle şarkılar çıkarıldığını, Lusiferin şeytan anlamına geldiğini bilen veya bilmeyen genç kitlelerin "Lusifer gel bizi kurtar" diye haykırdıklarını görmüyor musunuz? Zaten bu şeytani zihniyetin birçok ülkede seçmen yaşını aşağı çektirmelerinin nedeni de, hızla kendi kontrollerine aldıkları yeni nesillere güvendikleri içindir.

Bütün bu gelişmeler bizlere Albert Pike'nin 3. dünya savaşına giderken uygun zemini hazırlama çalışmaları olduğunu göstermektedir. Asırlar boyu semavi dinleri tahrif etmek isteyen bu şeytani zihniyet, artık Armageddon dedikleri bir savaş ile semavi din mensuplarını birbirine kırdırmak ve bu savaş sonrasında semavi dinlerden umudunu kesen insanlık içinde Lusiferin yani şeytanın tek dünya hakimiyetini kurmak istemektedirler. Bu şeytani zihniyetin asırlardır hazırlığını yaptığı Armageddon savaşı, kesinlikle ve kesinlikle bir hak-batıl savaşı olmayacaktır. Çünkü bu savaşın hak-batıl savaşı olabilmesi için öncelikle hak ve batılın ortaya çıkması ve safların birbirinden ayrılması gerekmektedir.

İşte şeytan aleyhillane bu hak batıl ayırımının olmasını hiç istememektedir. Nedeni ise hak ve batıl birbirinden ayrıldığı zaman Allah'ın yardımı hakkın yanında olacak ve batılın hiçbir şansı kalmayacaktır. Bunu bildiği için böyle bir durumun ortaya çıkmaması adına her şeyi yapmakta, hak ile batılı birbirine karıştırmaktadır. Bunu nasıl yapıyor sorusunun cevabı ise ortadadır. Görüleceği gibi hakka talip müslümanlar Rabbimizin bildirdiği hak bir yola değil, bu şeytani zihniyetin öngördüğü kapitalist sistemleri esas alarak demokratik yollara ve demokratik cephelere davet edilmektedir. 1950 lerde ezanın aslına çevrilmesi lutfuyla (!) demokrasinin ne olduğunu bilmeyen milyonlarca dindar nasıl demokrat yapılmışsa, son on yılda Türkiye'nin önderliğinde aynı operasyon arap ülkelerinde yapılmış ve milyonlarca insan demokrasi uğruna telef edilerek olay Suriye'ye yani Armageddon savaşının yapılacağı arenaya kadar getirilmiştir.

Museviler de dahil olmak üzere semavi din mensuplarının birbirlerini kırmaya başlayacakları ve kendilerine göre meşru nedenlerle nükleer silah kullanabilecekleri bu büyük savaşın gerçekleşebilmesi elbetteki tarafların değişik düşmanlıklar etrafında toplanması ve son derece tahrik edilmeleriyle mümkündür. Şeytani aklın sahipliğinde olan dünya medyası tarafından dinler arası bu savaşın ortak düşmanlık merkezine tabi ki şeytani zihniyetin tahrif edemediği müslümanlık konulacak, bu müslümanlar bir lider etrafında demokratik söylemlerle yönlendirilecek ve müslüman aleminde bu liderin bir mehdi gibi algılanması desteklenirken aynı medya tarafından yahudi ve hıristiyan alemine deccal olarak lanse edilecektir. Zaten araştırmacıların gözlemi de gelişmelerin bu istikamette olduğu, batı dünyasında bu lidere deccal denilerek müslüman aleyhtarı sağ radikalizmin hızla yükseltildiği ve insanların bu lanet savaşa hazırlatıldığı noktasındadır.

Dünyadaki güç dengesini sağlamak için Amerika'yı ve Rusya'yı kukla gibi oynatan ve Birleşmiş Milletlerin kontrolünü elinde tutan bu şeytani zihniyet karşısında, devletlerin de boş söylemden başka yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Venezuela'nın milli menfaatini önceleyerek emparyalizme karşı çıkan Maduro'nun ve vatansever Venezuela halkının yalnızlığı ortadadır. Dünya arenasında vahşi aslanlara atılan bu ülkenin kaderi diğer ülkeler tarafından sadece tribünden seyredilmekte ve saldırgana hiçbir tavır konulmadan "Maduro'nun yanındayız" gibi boş söylemlerle bu ülkeye destek verildiği ve şeytani üst akıla karşı çıkıldığı zannedilmektedir!.

Tabi ki hiç şaşırmıyoruz. Çünkü Rusya da dahil bütün devletlerin üst düzey yönetimlerinde Şeytö mensupları ve lobileri etkin durumdadır. Bazı ülkelerden yükselen haklı söylemler ise halkı motive etmekte kullanılsa da, dünya medyasını elinde tutan bu şeytani zihniyetin hiç umurunda değildir. Onlar çoğu izinleri dahilinde yapılan bu gibi söylemlerden ve siyasi yorumcuların ekonomiyi esas alarak yaptıkları uzun uzadıya konuşmalardan hiç rahatsız değildirler. Hem niye rahatsız olsunlar ki? Zaten onların da istediği bütün gelişmelerin ekonomiye yani kapitale göre değerlendirilmesidir. Çünkü bu değerlendirmeler ile onların sahip oldukları kapital değer kaybetmeden değer kazanacak ve kendilerini daha güçlü kılacaktır.

Son on yılda şeytani üst aklın iki ayrı kolu olan küresel sermaye ile evanjelistler arasında bir çatlak, bir mücadele olduğu söylenmektedir. Küreselcilerle evanjelist tavanda değil tabanda bir çatlak olduğu doğru olmasına rağmen bunların birbirleriyle ciddi ve denk bir mücadeleleri söz konusu değildir. Asıl itibariyle musevi, hıristiyan veya evanjelist değil katıksız bir şekilde pagan olan ve şeytana tapan küresel sermaye bir yol ayırımına gelmiş, asırlardır taşıyıp-beslediği siyonistler de dahil olmak üzere ehl-i kitab safrasından artık kurtulmaya karar vermiştir.

Şeytani üst akılın Amerika'yı artık gözden çıkardığını yıllar önce yazmıştık. Evanjelist ve siyonist halk kesimlerinin küreselciler hakkında "Bunlar bizim dini ve ailevi değerlerimizi yok etmek istiyorlar" demeleri doğru bir söz olsa da, bu kesimleri kontrol altında tutan ve harekete geçiren lider kimseler yine aynı şeytani zihniyette bağlı pagan kimselerdir. Nitekim evanjelist ve siyonistleri bu küreselcilere karşı değil de kendileri gibi semavi dine sahip olan müslümanlara karşı savaşa kışkırtmaları, en üst kademede bir ayrılık olmadığını ve Armageddon savaşıyla bunlardan da kurtulmak istediklerini göstermektedir.

Aynı üst akıl Türkiye'yi de kendisinin destekleyip-kullandığı terör kuşağı tehlikesi ve kışkırtmalarıyla Suriye'ye yani Armegeddon sahasına çekmeye çalışmaktadır. Reel olmasına rağmen öncül olmayan bu terör tehlikesine şimdilik soğukkanlı yaklaşılması ve fazla ileri gidilmeden sadece gereğinin yapılması gerekmektedir. Çünkü asıl büyük tehlike şeytani bir plan içinde ve asılsız rivayetlerle asırlardır hazırlığı yapılan bu Armageddon savaşıdır ki, bu savaşta bütün semavi din mensuplarının ve etnik milliyetçilerin kullanılan kurbanlar olduğunun anlaşılması hiç güç değildir.

İslama fobi denilen şey bilindiği gibi dünya medyasına sahip şeytani üst aklın projesi istikametinde gerçekleşmektedir. Tarihi süreçte şeytani üst aklın yeterince tahrif edemediği yegane hak din olan İslam'ın hedefe konulması ve dindar toplulukların karşılıklı terör olaylarıyla devamlı provake edilmesi, kendisini göstermeyen bu şeytani üst aklın yönlendirmesiyle gerçekleşmektedir. Zaten son ikibin yıldır yapılan dinler arası savaşların arkasında bu şeytani zihniyetin fitne ve kışkırtmaları olmasına rağmen bunlar savaş meydanında hiç gözükmemişler, savaş meydanına hiç çıkmamışlardır. Çünkü kendilerini Firavun'un zulmünden kurtaran Musa (a.s.)'a bile "..Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada oturacağız."  (5-Maide 24) diyerek savaşmak istemeyen bu iğrenç zihniyet, günümüzde de savaşarak değil savaştırarak hedefe ulaşmak istemektedir.

Dünyada şu an ki fikri, ekonomik ve siyasi çatışmaların her iki yönetici tarafı da aynı şeytani zihniyetin kontrolündedir. Küreselcilerle evanjelistleri karşı karşıya görmemiz de, şeytani üst aklın kendi senaryosudur. Aynı şeytani zihniyete ekonomik açıdan bağlı olan Rusya'yı Amerika'ya veya bu üst akıla karşı zannetmek, dünya insanları için asırlık bir yanılgıyı sürdürmek olacaktır. Şimdilerde yeni dünya projesinin pilot bölgesi olarak Çin dizayn edilmekte ve kobay olarak kullanılan çin halkında milliyetçi bir risk olmaması için bu insanlar dijital birer köle durumuna getirilmektedir.

Şeytani üst aklın yönlendirmesiyle meydana gelen dünyadaki son gelişmeler, dini ve etnik asabiyetlerin hızla yükseltildiği ve dinler arası savaş zemininin hazırlandığı gelişmelerdir. Semavi dinlere mensup liderlerin hak-batıl ortaya konulmadan kendi mensuplarını böyle bir savaşa hazırlamak için teşvik etmeleri, olayın vehametini görmediklerini göstermektedir. Oysa büyük resmi görmeleri, bu şeytani planı bozmak için bütün semavi din mensuplarını uyarmaları ve böyle bir oyunu bozmaya çalışmaları gerekmektedir. Artık dudak ucuyla ikide bir üst akıl denilmesi yeterli değildir. Bu üst aklın kimler olduğu hiç çekinilmeden ortaya konulmalı ve bunlara karşı dünya genelinde insani bir cephe oluşturulmalıdır.

"Halkında müslüman olan ülkelerde şeytani zihniyete karşı böyle bir şuur, böyle bir uyanış var mıdır?" derseniz, ne yazık ki var olduğunu söyleyemeyiz. İslam devleti olma iddiasını sürdürmesine rağmen ümmete mezhebi asabiyetle yaklaşarak düşmanlıkları körükleyen İran'ın da, bu şeytani zihniyeti yeterince tanıdığını ne yazık ki hiç düşünmüyoruz. Tabi ki bu sözlerimiz hüsnü zanna dayalı bir düşüncemizdir. Bu şeytani zihniyeti bilmelerine rağmen halkında müslüman olan ülkelere yönelik böyle bir dış politikayı sürdürüyorlarsa, o zaman düşüncelerimiz hüsnü zandan uzaklaşarak daha vahim boyutlara ulaşır.

Türkiye'de ise tehlike hep doğduktan sonra görülmekte ve ortaya çıktıktan sonra anlaşılmaktadır. Mesela Fetö ortaya çıktıktan sonra gerçek yüzü görülmüş ve halk desteği ile askeriye ve yönetim kademelerinden temizlenmeye çalışılmıştır. Ortaya çıktıktan sonra Fetöcülere karşı gösterdiğiniz bu hassasiyeti takdir ediyoruz ama bu Fetö'cülerin büyük büyük büyük babası olan Şeytöcülere karşı da aynı hassasiyetiniz var mı? Uzun yıllardır kendilerine siyasetçi, iş adamı, yönetici, bilim adamı, doktor, profesör, sanatçı, basın mensubu.. vs. denilen ve şeytani üst akıl tarafından yolları açılarak üst düzey makamlara getirilen Şeytö bağlantılı bu geniş kesimi ne yapacak ve yönetim kademelerini bunların elinden nasıl kurtaracaksınız? Kaldı ki daha Fetö Şeytö ayırımını yapamıyor, vatan hainliği yapan birçok Şeytöcüyü Fetöcü olarak sıfatlandırıyorsunuz? Oysa bunlar Fetöcü falan değildir. Bir zamanlar Fetöye karşı çıkmalarının veya destek vermelerinin nedeni ise Fetöye değil (kendileri bilmese de) en üst düzeyde Şeytöye bağlı ve bağımlı oldukları içindir.

Gözleriniz hafif hafif açılıp da demokratik yoldaşlarınız gözüken ve fetöcülerden çok daha etkin olan şeytöcüleri farketmeye başlayınca umudsuzluğa mı kapılıyorsunuz? İyi ama demokratik yollarla kurtulabileceğiniz umudunu size Allah vermemişti ki!. Bu sistemi kuranlar ve halklara böyle bir umud vadedenler zaten şeytani üst akılın ta kendisiydi!. Şimdi sizler şeytani üst aklın liberal sistemiyle, demokratik yöntemiyle ve onun hileye açık kurallarıyla, onu yenebileceğinizi mi zannettiniz? Bildiğiniz gibi İslam'a ve Kur'an'a göre hakkı değil çoğunluğu esas alan demokrasiyi hiçbir zaman kabul etmedik ve Rabbimizin lutfuyla hiç kabul etmeyeceğiz. Ayetleri göz ardı edip realiteyi esas alarak demokrasiyi bir çıkış yolu görenleri uyarmak için de, realiteden hareketle şunları söylemiştik.,

"Liberal demokrasi dedikleri şey yine bu şeytani üst aklın kurduğu ve kurallarını kendine göre belirlediği bir faizli sistemdir. Siyasi ve ekonomik yaptırımlarla dış müdahaleye her an açık olan bu sisteme göre, ülke şartları şeytani üst akıl tarafından zorlaştırıldığı zaman bunlara çözüm getirebilecek olan yüzde onluk bir azınlık bile darbeye gerek kalmadan (dünyayı ve dünyalığı önceleyen halk tarafından) iktidara gelebilecektir. O ülkedeki şartları zorlaştıracak ve dünyalık çözüm anahtarını istediği azınlığa verecek olan şeytani üst akıl, acaba bu çözüm anahtarını hangi zihniyete ve hangi şartlarla verecektir?"

Çok açık bir şekilde ifade edebiliriz ki demokratik ufuklarda müslümanların kazanabilecekleri bir zafer yoktur. Batı için demokrasinin bir yalan olduğu anlaşıldığı gibi bizim coğrafyalarımızda da bir çözüm olmadığı anlaşılacaktır. Yıllar önce söylediğimiz gibi demokratik yollarda konjonktürel şartlara göre on yılda elde edilen kazanımlar müslümanlar için kalıcı kazanımlar olmayıp, konjonktürel şartların değişimiyle bir gecede kaybedilebilecek kazanımlardır. Bunları bilen bazı kardeşlerimiz ise "Onların bir planları varsa, Allah'ın da bir planı vardır" ayetinin rahatlığı içinde dünya yaşantılarına devam etmektedir. Ayete amenna ve sadakna. Fakat Rabbimizin bu planı karşısında, bizler yardıma layık müslümanlar durumunda mıyız? Rabbimiz "... Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub ederler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, bunlar da kafirlerden binini yener... "  (8-Enfal 65) buyurarak bizleri Rahmani azınlığın batıl çoğunluğa galebe çalacağı bir Hak yola davet ederken; müslümanım diyen insanlar şeytani azınlığın dindar çoğunluğa galebe çalacağı böylesine batıl bir yolu tercih etmişlerse, bu şaşkınların bir zafere mi yoksa müstahak oldukları bir belaya mı yaklaştıklarına sizler karar veriniz.

Şeytani üst aklın yaptıkları ve yapacakları karşısında müslümanların gafletine baktığımız zaman içimizi insanlık için engellenemez bir kötülüğün dehşeti sararken, bir mü'min olarak Rabbimize baktığımızda ve İlahi yardımı yanımıza alabildiğimizi düşündüğümüzde ise en karanlık duygularımızın dahi aydınlandığını hissediyoruz. Tehlikenin dehşet veren büyüklüğünü ve yöntem olarak da beşeri imkanlarla kesinlikle engellenemeyeceğini anlamışsanız, Rabbe iman eden müslümanlar olarak yapmanız gereken tek bir şey vardır. Şeytani üst akıl karşısında beşeri sistemlerle bir kurtuluş yolu aramaktan vazgeçerek Allah'ın emrettiği yola girmeniz ve her şeye Kadir olan Allah'ın yardımını yanınıza almanızdır. Yolunuzu değiştirdiğiniz zaman yoldaşlarınızın da değiştiğini göreceksiniz. Demokratik yollarda yanınızda olan gizli fetöcülerin, şeytöcülerin bir bir döküldüklerini ve gerçek yüzlerini gösterdiklerini farkedecek ve bu temizliğin kendiliğinden gerçekleştiğine şahid olacaksınız. Allah şahiddir ki başka kurtuluşunuz yoktur.

Evet, müslümanlar ve ehl-i kitab dünyası şeytani üst aklın projesi olan Armageddon savaşına hızla yaklaştırılmaktadır. Merkezi Suriye ve doğu Akdeniz olarak belirlenen bu savaşta museviler ve siyonistler de dahil olmak üzere semavi din mensupları birbirine kırdırılacak ve Albert Pike'in mektubunda belirttiği gibi Lusiferin yani şeytanın hakimiyetinde tek dünya devleti kurulmak istenecektir.

Peki biz Türkiye olarak bu şeytani planı bozacak bir duruş içinde miyiz?

Türkiye'deki milli ve muhafazakar kesimin bu şeytani plana karşı duruşu, bu kesimin Reis kabul ettikleri kişinin duruşuna bağlı bir duruma gelmiştir. Reis elbetteki bu kesimler tarafından çok sevilmekte ve onun yönlendirmesiyle hareket edilmektedir. "Reis neden bu kadar çok sevilmiştir?" sorusunun cevabını bulmak hiç zor değildir. Son yüz yılda dindarlar üzerine o kadar çok baskı yapılmış ve üst yönetim kademelerinde öyle din düşmanlığı görülmüştür ki, bunlara kısmen karşı çıkarak "Allah" diyen her siyasetçiye muhafazakar halk şükranla yaklaşmıştır. Meseleye bu açıdan baktığımız zaman geleneksel bir müslümanlığı kısmen sergileyen bir liderin kendisini bu muhafazakar halka sevdirebilmesi hiç zor gözükmemektedir.

Nitekim Reis'in yaptıklarına baktığımızda dini asabiyete dayanan bazı samimi konuşmaları, baş örtüsüne getirdiği serbestlik, dünya mazlumlarına sahip çıkmanın yanısıra dünya müstekbirlerine karşı da dinini bilen bir müslümanın söyleyebileceği sözlerin yarısını bile söyleyebilmesi yeterli olmuştur. Çünkü bunları her hangi bir müslümanın değil bir başkanın ve bir başbakanın söylemiş olması bu halk için çok önemlidir. Nitekim bunun hasreti içinde olan muhafazakar halk kesimleri bunu görünür bir samimiyetle söyleyen Reis'lerini çok sevmiş ve sevmeye devam etmektedirler.

Bu sevenler arasında tevhidin ne olduğunu ve neleri gerektirdiğini Reis'ten çok daha iyi bilen geniş bir hoca alim takımı da vardır. Tabi ki bu da şaşırtıcı değildir. Ezanı aslına döndürmesine rağmen cuma namazında bile gözükmeyen A. Menderes'i, beş vakit namaz kılan ve gece namazlarına kalkan müslümanlar bile çok sevmişler ve demokratlığın ne olduğunu bilmemelerine rağmen onun yolunu benimseyerek demokrat olmamışlar mıydı? Şimdi de muvahhid olduklarını söyleyenler aynı demokrasi yolunda koşturmaya başlamışlardır!. Mesela yıllarca ders yaptığımız, tevhidi gerçeklikle birlikte heyecanlandığımız bazı kardeşlerimiz bile bildikleri tevhidi gerçekleri nasıl tevil etmişlerse bu rüzgara kapılmışlar ve bu yolda olanları uyaracaklarına bu yoldakilere uymuşlardır!.

Bir de Allah'tan korkmayan hocalardan (!) fetva aldıktan sonra demokrasiyi ve laikliği reddettiklerini söyleyip "Biz sivil kişiliğimizle müslüman olmamıza rağmen sadece tüzel kişiliğimizle laik ve demokratız" diyenler vardır!. Sadece sivil kişiliğinizle yaşasaydınız cennete girmeyi hak edebilirdiniz ama küfür kanunları çıkaran tüzel kişiliğinizle nereye gireceğinizi düşünüyorsunuz? Allah'ın hükümlerine rağmen bu dini hoca denilen şarlatanların fetvalarına göre yaşamaya kalktığınızda faiz de dahil her haramın helal kılındığını görebilir ve bu hocalarınızla birlikte Rabbimizin sizlere gerçekten helal kıldığı cehenneme girebilirsiniz.

Reis'e dönecek olursak o bugün ki konuma geldi mi yoksa getirildi mi bilmiyoruz. Sebeb veya gaye ne olursa olsun halkın uyanışına vesile olan yaptığı bütün doğru işleri takdir ediyor, ciddi yanlışlarını ise bilmezliğe veya sisteme karşı çaresizliğe nisbet ederek samimi olduğuna ilişkin hüsnü zannımızı devam ettirmek istiyoruz. Çünkü Allah'ın takdiriyle ve onun vesilesiyle gerçekleşen bu gelişmeler, artı ve eksisiyle ele alındığı zaman elbetteki kaybedilmemesi gereken değerli gelişmelerdir. Nitekim halkın tarihi şuuru arttırılmış, milli ve manevi duyguları kuvvetlendirilmiş, batıya ve batı değerlerine karşı dirençli muhalefeti arttırılmıştır.

Burada önemli olan görünürde müsbet olan bu gelişmeler bizleri şeytani bir senaryo olan Armegeddona mı yoksa Allah'ın yardımını yanımıza alarak şeytani üst akılla hesaplaşacağımız hak batıl savaşına mı götürecektir? Tarihi birikimine değer verdiğimiz ve samimi mücadelesine saygı duyduğumuz Kadir Mısıroğlu, İlahi takdiri dikkate alarak bu gidişatın önlenemez bir çıkış olduğunu söylemektedir. Bizlerin de umudu ve duası budur. Ancak bu toplumsal çıkışın akamete uğramadan devam etmesi için artık ne yapmamız gerektiğini anlamamız şarttır. Cumhuriyet dönemindeki yoğun baskılara rağmen dininden vazgeçmeyen, batı onaylı liderlerle batıl yollara sürüklenen bu insanları artık aydınlık ve hak bir yola çıkarmamız, umudlarını bu halkın dik duruşuna bağlayan dünya mazlumlarını hayal kırıklığına uğratmamamız gerekmektedir.

Bir yol ayırımına gelinmiştir.
Ülkemizi tehdit eden bu şeytani zihniyeti yıkmak için "Ekonomik açıdan güçlü ve zengin olmalıyız" diyerek onların yegane gücü olan kapitale değer vermek ve ekonomiyi öncelemek, idealist sosyalistlerin tarihi hatasını tekrarlamak olacaktır. Şu bilinmelidir ki onların belirledikleri sahada ve onların belirledikleri silahlarla kazanabileceğimiz bir zafer yoktur. Alemlerin Rabbi olan Allah'ı dikkate almayıp, yaşanan realiteyi dikkate alanlar elbetteki "Ama başka bir çıkış yolu yok ki!" diyeceklerdir. Müslümanız demelerine rağmen hakkı değil realiteyi dikkate alan kişiler için tabi ki doğru bir sözdür bu. Onların bu şeytani üst akıl karşısında yapabilecekleri, gerçekten yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Onlar şeytani üst akıl kendilerine hangi çıkış kapısını göstermişse, o kapıyı açmak için çalışmaya devam edeceklerdir.

Tabi ki bizler, biz mü'minler uzun yıllardır bu halk ile aynı hücreyi paylaşmamıza rağmen bizler için bu hücreyi yapan şeytani üst akılın koyduğu reel kapılara hiç yönelmemiş, elimizdeki çay kaşığı ile Rabbimizin işaret ettiği duvarı kazmaya devam etmiştik. Ve şimdi görüyoruz ki Rabbimizin lutfuyla bu duvar incelmiş ve arkasındaki nur kendisini belli etmeye başlamıştır. Bizlere yıllardır "Başka bir çıkış yolu yok ki!" diyenlere 35 yıl önce verdiğimiz ve kitab haline getirdiğimiz cevabı yine tekrarlamak istiyoruz.,

"Vardır ve bu Sünnetullah gerçeğidir"

Kur'an araştırması yaptığımız birçok konuda uzman olduğumuzu söylemesek de, yaşadığımız toplumdaki alimlere ve hocalara nazaran Sünnetullah konusunda Rabbimizin yardımıyla uzman olduğumuzu söyleyebiliriz. Uzun araştırmalardan sonra Kur'an'daki toplumların akibetiyle ilgili Sünnetullah gerçeğiyle karşılaştığımız zaman dünyanın bütün müstekbirlerini yerle yeksan edecek büyük bir güce sahip olmanın heyacanını yaşamış ve bizleri böyle bir güçle dimdik kılan Rabbimize hamd üstüne hamd etmiştik. Bu heyecanımızı ne yaparsak yapalım, nasıl anlatırsak anlatalım müslümanlarla yeterince paylaşamamış olsak da, hiç eksiltmeden yaşamaya devam ettik. Çünkü o yıllarda ilmi ve imani bir mutmainlikle yazdığımız gibi bu Sünnetullah gerçeği illa ki dünya gündemine girecek ve kıyamet bu Sünnetullah'ın bir tecellisi olarak kopacaktır.

1985 de kaleme aldığımız "Rabbani yol ve Sünnetullah" kitabında açıkladığımız gibi tarihin her hangi bir döneminde müslümanlar askeri, ekonomik, bilim veya teknoloji açısından müstekbirlerden daha geri ve daha güçsüz bir durumdalarsa, hiçbir nefse ve hiçbir topluma güç yetiremeyeceği şeyleri yüklemeyen Rabbimiz bu müslümanlara "Müstekbirlerin yaptığı zulümlere uzun bir süre sabrederek bu süre zarfında kendi imkanlarınızla onlar gibi güçlenmeye çalışınız" dememiş ve demeyecektir. Çünkü Allah ve Allah'ın yardımı söz konusu olduğu zaman müstekbirlerin sahip oldukları gücün hiçbir önemi yoktur. Müslümanlar yaşadıkları zaman diliminde İlahi takdir gereği müstekbirlere nazaran güçsüz bir durumdalarsa Rahman olan Rabbimiz olaya müdahale etmekte ve bu müslümanlara "Onları hakka davet ettikten sonra inkar edenleri kendinizle değil Benimle tehdit edin ve Benim Sünnetimle karşı karşıya getirin"  buyurmaktadır.

İşte Kur'an'ı esas, peygamberleri örnek alan müslümanların yapması gereken de budur. Nitekim bütün peygamberler hak daveti gündeme getirdikten sonra güç ve iktidar sahibi müstekbirleri kendileriyle değil bu Sünnetullah ile tehdit etmişler ve "Allah'ın emirlerine baş eğmezseniz, baş eğmeyen geçmiş kavimler gibi sizler de helak edileceksiniz" demişlerdir. Çünkü bu İlahi tehdit toplumların akibetiyle ilgili olarak Allah'ın değişmeyen ve değiştirilemeyen sünnetidir. Mekke'li müşrikleri ve kafirleri bu Sünnetullah ile tehdit eden Resulullah (s.a.v.), Allah'ın takdiriyle Medine İslam devletini kurup-güçlenmeseydi, birçok peygamber kıssasında görüldüğü gibi Mekke'li müşrikler ve kafirler müslümanların eliyle olmasa da yine bu Sünnetullah'ın tecellisi ile kesinlikle helak edileceklerdi. Ancak müslümanlar biraz güçlü bir duruma geldiği için Allah bu görevi "Onlarla savaşın ki Allah onları sizin ellerinizle azablandırsın.."  (9-Tevbe 14) buyurarak müslümanlara yüklemiş ve düşmanına karşı o an zayıf olan müslümanları meleklerle takviye ederek onları müslümanların eliyle helak etmiştir.

Muhammed ümmeti olarak şeytani ve batıl bir din anlayışından kaynaklanan saldırılarla karşı karşıya isek bu batıla karşı yegane silahımız haktır. Mühim olan bizlerin de Resulullah (s.a.v.) gibi bu tevhidi çizgide gitmemiz, İlahi daveti gündeme getirmemiz, şeytani üst akılı Sünnetullah ile tehdit etmemiz ve gücümüz nisbetince hak adına yaptığımız cehdi Allah'ın emri gelinceye kadar sürdürmemizdir. Bunu yaptığımız yani şeytani üst akılı Sünnetullah ile karşı karşıya getirdiğimiz zaman emin olunuz ki şeytan ve dostlarının hiç ama hiçbir şansı yoktur. Bu son cümlemizi de şeytan üzerine ciddi Kur'an araştırması yapan ve "Dünden bugüne şeytan ve dostları" kitabını yazan bir kardeşiniz olarak ilmi ve imani bir mutmainlikle söylüyoruz.

Armegeddon savaşını organize eden şeytani üst akıl, görüldüğü gibi düşmanlık merkezine müslümanları koyarak musevi veya hıristiyan olan diğer ehl-i kitab grupları bir şer cephesinde toplamakta ve müslümanlar aleyhine kışkırtmaktadır. Bu şer cephesinde Allah'a inanan fakat şeytani üst aklın planını bilmeyerek batıl propagandalara aldanan milyonlarca samimi dindar vardır. Yapılması gereken ilk iş bu şer ittifakının bozulması, ehl-i kitab cephesindeki hak batıl ayırımının gerçekleştirilmesidir. Çünkü rivayetlerde de "Melhame-i Kübra" olarak zikredilen bu savaş kaçınılmaz olsa da, bu savaşın bir hak batıl savaşı durumuna getirilmesi gerekmektedir. Peki bu nasıl yapılacak, hak ve batıl nasıl ortaya konulacak, ehl-i kitab içindeki Allah'a inanan samimi dindarlar bu şer ittifakından nasıl ayrılacaktır? İşte bu çok önemli sorunun cevabını bizlere Rabbimiz vermektedir.,

"Kitab ehlinden ve müşriklerden küfre sapanlar, kendilerine beyyine (beyan-apaçık delil-belge) gelinceye kadar (bulundukları durumdan ve birbirlerinden) ayrılacak değillerdi. (Oysa) Allah tarafından gönderilmiş-bir resul (kendilerine) tertemiz sahifeleri okumaktadır. Onların içinde (isteyip-beklemekte oldukları) kayyum (tek başına yeterli dosdoğru) yazılı deliller-ayetler vardır. Kitab ehlinden olanlar ancak kendilerine beyyineler (apaçık deliller-belgeler) geldikten sonra ayrılığa düştüler."  (98-Beyyine 1...4)

Asırlardır şeytani üst aklın koltuklarının altına sıkıştırdığı tahrif edilmiş kitablarda hakkı arayan ehl-i kitab dünyası, tahrif edilememiş bir İlahi mesaja hasret durumundadırlar. Tahrif edilememiş yegane İlahi kitab Kur'an olmasına rağmen şeytani propaganda ile bu kitle Kur'an-ı Kerim'e ön yargılı yaklaştırılmıştır. Bu yüce Kitab ile aralarında asırlar boyunca din adamları olmuş ve onların yanlış telkinleri ile Kur'an'dan uzak tutulmuşlardır. Fakat bu iletişim çağında batıl hızla yaygınlaştırıldığı gibi hak gerçekler de üstü örtülemeden ortaya konulabilecek ve Allah'ın dilediği kadarıyla dilediği insanlara iletilebilecektir.

Rabbimizin yukarki ayetlerde bizlere verdiği müjde ise bu İlahi Kitab'ta asırlar önce ayetlerle bildirilen bazı hakikatlerin-bazı olayların ahir zamandaki tecellilerle beyyine kazanacağı ve bu beyyinelerle Kitab'ın hak bir Kitab olduğu diğer semavi dinlere mensup dindarlar tarafından da görülüp-anlaşılacağıdır. İşte bunu gerçekleştirmemiz ve samimi olan ehl-i kitab dindarları bu şer ittifakından ayırmamız gerekmektedir. Bunu yaptığımız zaman hak batıl ayrılmış olacak ve şeytani üst akıl sadece kendi taraftarlarıyla baş başa kalacaktır.

Bu beyyineler bir taraftan ümmetin vahdetini sağlarken diğer taraftan ehl-i kitabı birbirinden ayıracak ve samimi olanları hakka yöneltecektir. Peki Kuranın müjdelediği bu beyyineler nelerdir sorusu, uzun yıllardır cevabını Kur'an'da araştırdığımız bir sorudur. Nitekim Rabbimizin lutfuyla birçok cevapla karşılaşmış ve anlayabildiğimiz kadarını kitablarımızda anlatmaya çalışmıştık. Zülkarneyn (a.s.)'dan ye'cuc me'cuca varıncaya kadar bunları anlatmış ve ilk tecelli edecek önemli beyyinenin ise iki deniz arası olduğunu söylemiştik. Fakat meselenin önemi hiç algılanamadı!. Mesela "2012 ve İki deniz arası" kitabını yayınladığımız zaman da bazı kesimler bunun gereksiz bir kitab olduğunu düşünmüşlerdi. Oysa gereksiz denilen bu kitab, şimdi acilen gündeme getirilmesi gereken bir kitabtır. Çünkü ümmet için vehameti an be an artan bugünlerde Kur'an'da önemle zikredilen ve birbirine karışmayan iki deniz arası ayetlerinin beyyinesi artık ortaya çıkarılmalı, hak ve batıl birbirinden ayrılmaya başlamalıdır.

Uzun yıllar sürdürdüğümüz Kur'an araştırmalarının bir neticesi olan kitab çalışmamızda da mutmainlikle bildirdiğimiz gibi bu iki deniz arası, Musa (a.s.)'ın yardığı ve Rabbimizin birbirine salarak araya berzah koyduğu iki deniz arasıdır. Günümüz bilimselliği Cebelitarık yalanına çok rahat bir açıklama getirmesine rağmen Kızıldeniz'de ortaya çıkacak olan bu ayet karşısında aciz kalacak ve dünya insanlarından saklanamayacak bu mucizevi olay Allah'tan başkasına kesinlikle nisbet edilemeyecektir.

Bir ikinci beyyine olarak Rabbimiz tarafından ilk günkü tazeliği ile korunmakta olan Firavun'un bedeni de bu iki denizin birbirine kavuştuğu yerde ortaya çıkacak, bedensel özelliği ve bulunduğu yer itibariyle de cesedin Firavun'a ait olduğu hiç tartışılmadan kabul edilecektir. Bizler bu gerçeklerle yıllar önce Kur'an'da karşılaşmış olmamıza rağmen ümmetin genel durumuna bakarak bu yeri tesbit etme çalışmalarına girmemiş ve ayetlerin tecelli zamanını Rabbimizin hikmet dolu takdirine bırakmıştık. Rivayetlere göre Firavun'un hangi şehirde yaşadığına bakıp Google Earth üzerinde yaptığımız çalışmalarda ise denize doğru yapılan yürüyüşün yükseklere çıkmadan vadilerden yapıldığını esas alarak Kızıldenize ulaştığı yeri tahminen belirlemiştik. Google Earth üzerinde "Ain Sokhna" adıyla arama yaptığınız zaman bizim tesbit ettiğimiz bu sahil gözükmekte ve aynı sahilde her nedense askeriye tarafından yaklaşılması yasaklanan insan yapımı bir koy bulunmaktadır!.

Tesbit ettiğimiz bu yer doğru mudur ve şeytani üst akıl tarafından bu yer daha önce tesbit edilmiş midir bilmiyoruz!. Bildiğimiz gerçek Allah'ın tüm insanlara ayet olarak bıraktığı bu mucizenin örtülemeyeceği ve illa ki tecelli edeceğidir. Deniz yoluyla Süveyş kanalından aşağıya doğru inerken 3-5 km. de bir yapılacak tuzluluk testi ile deniz suyundaki tuzluluk oranının sıra dışı arttığı bölge zaten kolaylıkla bulunacak, bu bölge içindeki kesin ayrımın gerçekleştiği berzah hattı rahatlıkla tesbit edilebilecek ve bütün dünya insanları bu mucizeye şahit olabilecektir.

İşte Armegeddon savaşından önce bu beyyinelerin açıklık kazanması ve karşımızda şer ittifakının bozulması gerekmektedir. Şeytani üst akıl hologramla Mesih'in inişini gösterip, insanları sanal ayetlerle uyutma hazırlığı yaparken, bizler Kur'an'ın bildirdiği hak mucizelerle dünya insanlarını neden uyandırmayalım ki? Hiç şüpheniz olmasın ki bu beyyineler ile Kur'an-ı Kerim Allah'a inanan bütün insanların dünya gündemine girecek, yegane İlahi Kitab olarak bütün inananları aynı ortak kelimeye davet edecek ve Sünnetullah ile tehdidin ne anlama geldiği açıklık kazanacaktır. Çünkü dünyevi nedenlerle Şeytani üst akılı takip edenler Firavun'un cesedine baktıkları zaman Sünnetullah hafızaları tazelenecek ve Allah'ın davetini inkar ettiklerinde aynı akibete kendilerinin de uğrayacağını göreceklerdir.

Kalbler Allah'ın elinde olduğu için neyi ne kadar anlatabildiğimizi bilmiyor, "Anlayanlar anlamayanlara lütfen anlata" diyoruz. Tabi ki Sünnetullah ve beyyinelerle ilgili bu açık Kurani gerçekleri herkes anlayamamış olabilir. Zaten insanlar anlayabildikleri dini gerçekleri yaşamakla mükellef oldukları için bizler bu ülkenin dindar insanlarına her zaman Kurani bir merhametle yaklaşmış ve bazı önemli gerçekleri bilmemelerine rağmen gelebildikleri noktadan görebildikleri İslam'a teslim olan insanların Rabbimiz nezdinde müslüman olduğunu ifade etmiştik. Ancak bir kişi ülke müslümanlarına ve Muhammed ümmetine seslenme durumunda ise onun gelebildiği noktayı dikkate alarak bilemediği konuları hoş göremeyiz. Çünkü ümmetin kaderini ilgilendiren bu hayati gerçekleri ya bilmesi, ya öğrenmesi, ya da susması gerekmektedir.

Reis "Herkes gibi bizde hata yaparız, önemli olan hasbi niyetle yanlışlarımızı düzeltmemizdir" sözlerindeki samimiyetini bu ümmete göstermek zorundadır. Bunu anlayacağımız yol ayırımı ise gelişmelerin bundan sonrasındaki takınacağı tavır ve duruşla belli olacaktır. Bilindiği gibi bu ümmet şeytani bir senaryo olan Armegeddon savaşına doğru sürüklenmektedir. Samimi ve vatansever dört yüz bin müslümanın şehid edilerek topluca kıyıma uğratıldığı Çanakkale savaşına neden zafer denildiğini anlayamadığımız gibi yeni Çanakkale zaferleri (!) de istemiyoruz. İstediğimiz şey hak ve batılın ortaya konulması, safların ayrılması ve can verilecekse bu canların demokrasi için değil bizlere can veren Allah için ve Allah'ın emrettiği yolda verilmesidir.

Bu yazdıklarımızla hiç kimseden hesap sorduğumuz veya zorla bir yola davet ettiğimiz anlaşılmasın. Bilindiği gibi dinde zorlama yoktur ve herkes kendi tercihini yaşayacak, her toplum veya her ümmet layık olduğu İlahi takdir ile karşılaşacaktır. Reis de, bizler de hesap gününe birkaç nefes uzaklığındayız. Bizler dünya politikasını siyasiler kadar bilmesek de bildiğimiz ve iman ederek yaşadığımız Kurani gerçekler ile bütün müslümanlara hesap gününde karşılaşacağı soruları hatırlatmak istiyor ve çok cılız sesimizle bu uyarılarda bulunuyoruz. Ümmetin ve bu coğrafyanın geleceğini düşünen her müslümanın, bu gerçekleri ciddiyetle dikkate almalarını ve şeytani üst aklın tarih boyunca yapageldiklerini anlayabilmeleri için de Aytunç Altındal, Abdullah Çiftçi gibi araştırmacıların konuyla ilgili videolarını izlemelerini öneriyoruz.

Olan ve olacakları bu şekilde özetledikten sonra tevhidi düşünen bütün kardeşlerimizin hiçbir umudsuzluğa ve karamsarlığa kapılmamalarını isteriz. Hak adına yapılması gereken bir hak batıl savaşı olursa, elbetteki çoluğumuzla çocuğumuzla kanımızın son damlasına kadar mücadele edeceğiz. Ancak şeytani zihniyetin hazırladığı Armageddon savaşına yaklaşırken Efendimiz (s.a.v.)'in şu nasihatini devamlı hatırlar ve aklımızda tutarız.,

Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "İnsanlar öyle günler görecek ki katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemiyecek."" Bu nasıl olur?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Herçtir (karışıklık ve fitnedir)! Öldüren de ölen de ateştedir."

Bu rivayetteki "Katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek" sözlerinin manası, onları karşı karşıya getirecek olanların esas amacını, esas gayesini bilemeyeceklerdir anlamındadır. Yoksa bunlar durup dururken karşı karşıya gelen ve birbirlerini öldürmek isteyen insanlar değildir. Herbirine şeytani zihniyet tarafından bir gaye ve düşmanlık gösterilerek karşı karşıya getirilmişlerdir. Bunları bildiğimiz için hak yolda ve Hak adına olmayan fitne savaşlarından uzak durur ve gerekirse yine Resulullah (s.a.v.)'in nasihatini dikkate alarak bir ağaç kavuğunda ağaç kabuğu yiyerek yaşamayı tercih ederiz.

Çünkü öncelikli hedefimiz İslam'ı dünyada değil nefsimizde hakim kılmaktır. Bu yüce dinin dünyada hakim olup-olmaması, bu dinin Sahibi olan Allah'ın takdirindedir. İçinde yaşadığınız sistem ne olursa olsun, bu dünyada müslümanın Allah'a kulluğunu engelleyebilecek hiç bir güç yoktur. Bir hücrenin duvarına zincirlensek bile gözümüzle namazımızı kılar ve Rabbimize yüz akıyla kavuşuruz. Karşılaşabileceğimiz ekonomik zorluklar ne olursa olsun bizler cenneti arzulayan müslümanlar olarak dünyevi endişeleri ve dünyevi kaygıları bu dünyayı isteyenlere bırakır, gerekirse ailelerimizi bir haneye toplayarak aynı tencereden, aynı ekmeği bölüşerek yiyebilir ve Rabbimize hamdederiz. Son sözlerimizi söylediğimize göre ahir zaman müslümanları olarak vahdet hasretiyle yıllardır gönlümüzden ve dilimizden düşürmediğimiz son duamızı da yapabilir, Rahman olan Rabbimizden cehennemlik olmamalarına rağmen henüz saflarımıza katılmayan tüm insanların hidayetini dilenebiliriz.,

"Ya Gafur-ur Rahman ve Hadi olan Rabbimiz. Şu an imtihan hayatında bulunan insanlardan ve cinlerden cehennemlik olanların dışında kalanlara acı, merhamet et, onları ıslah et, onlara hidayet et. Aynı istisna ile Muhammed ümmetine de acı, merhamet et, onları ıslah et, onların günahlarını affet, onları şer ve kötülüklerden koru, onlara yardım et, onlara hidayet et, onların bir ve beraber olmalarını nasib et. Ya Rabbi gelmiş ve gelecek bütün mü'minlerin, bütün müslimlerin günahlarını affet, onları bağışla, onlara mağfiret et. Bizlerin de onlardan olmamızı nasib et. Amin ya Rabbel alemin.."

Evet,
yarın ölecek olsak kısaca bunları yazar ve "Hakkınızı helal edin" derdik..
Umarız helal ederdiniz..
                                                                 <<< Mehmed ALAGAŞ >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [12]

Önceki Yorumlar:
Metin Karakaş
12.05.2019 18:19
Helal olsun Mehmed abim(iz)
Yine zahmed edip,biz kardeşlerini ve insanları düşünüp genel bir durum değerlendirmesi yapmışsın sevgili abim..Allah senden razı olsun ve senin ve bizlerin ayaklarını sabit kılsın..Seni sevmemize rağmen beraber çok vakit geçiremesek de fikren ve kalben beraber olduğumuz için şanı yüce rabbimize layık olduğu şekilde hamd ediyoruz.İnşaAllah tevhid dininden sapmadığımız ve rabbimiz bize imkan verdiği sürece senin hak sözlerini/çalışmalarını insanlara ulaştırmak için elimden geleni yapacağım.Allaha emanet ol abim,kal sağlıcakla.
İnşirah Melal
11.05.2019 01:29
Selamaleykum
Allah ecrinizi versin hocam, soruyu yöneltirken genel bir nasihat bekliyor olmama rağmen bu kadar özlü ve kapsamlı bir yanıt beklemiyordum. Öz nefislerimizden dünya genelindeki gelişmelere kadar nasıl bir tavır takınmamız gerektiği ile ilgili cilt cilt kitaplar halinde sunulacak değerlendirmeleri ne de güzel özetleyivermişsiniz. Gerek kitaplarınızı gerekse sitede paylaştıklarınızı ilgiyle takip edip araştırmalara iştirak etmeye gayret eden bir kardeşiniz olarak bu paylaşımınızı yaymayı bir borç biliyor, ramazan boyunca gittiğim davetlerde duyuracağımı bilmenizi istiyorum.

Ne kadar umursanır, ne kadar dikkate alınır bilemem. Sizin de yazınızda belirttiğiniz gibi her kişi ve her toplum kendi tercihlerinin neticesi olan İlahi takdir ile karşılaşacaktır. Bu bilinçle Rahman'a yöneliyor ve "Ya Rabbi hak ettiğimiz için değil lutfundan umud kesmediğimiz için Sana yalvarıyor, bizleri hak ve hakikatte birleştirmeni diliyoruz" duasında bulunuyorum.
Murat Türkmen
10.05.2019 17:50
EYVALLAH
Selamunaleykum Mehmed Hocam,
Öncelikle sizin için Allah'tan hayırlı ömür diliyorum. Yazdıklarınız ise eğriyi ve doğruyu dengeli bir şekilde ayırabilmek adına örnek teşkil edecek bir kaynak olmuş. Allah bizlere bununla faydalanıp, fayda sağlayabilmeyi nasip etsin. Rabbim hepimize davasında razı olacağı tavrı ortaya koyup rızası doğrultusunda canını teslim edenlerden olmayı nasip etsin. Size ve tüm kardeşlerimize selam eder, ellerinizden öperim.
İzzet Öztürk
10.05.2019 04:38
Rabbim Razı Olsun İnşallah
Selamun Aleyküm Mehmed Abim; Yazınızı okudum, Allah razı olsun. Yıllardır istifade ettiğim gibi şimdi de çok etkilendim. Bu yazılar inşallah son olmasın. Rabbim çalışmalarınızı daim eylesin. İnşallah mükafatı büyük olur. Temennim; müslüman kardeşlerimiz de hakkı ile okusun ve gereğini yapsınlar. Rabbim yardımcımız olsun inşallah. Selam ve dua ile.
Gülsüm Alagaş
10.05.2019 02:17
Selamunaleyküm
Çok hacimli bir kitapta anlatılacak meseleleri bu kadar kısa bir yazıda, bu kadar özlü ifadelerle özetlenebilmesini hayranlıkla karşılıyorum. Okumaya ve düşünmeye meraklı bir insan olarak, çok şey okuyup az şey öğrendiğim bir çok kitabla karşılaşmıştım. Fakat defalarca okunmasını önerdiğim bu kısa yazı az şey okuyup, çok şey anlamanın açık bir örneği gibi. Sayın Alagaş’a Allah’tan uzun ve hayırlı ömürler diliyor, her zaman söylediğim gibi Rabbim kendisinden ebeden razı olsun diyorum.
Kemal Songür
09.05.2019 03:28
selam ve dua ile
Rabbimiz senden razı olsun kıymetli dostumuz, Mehmet ağabeyimiz. Üzerimizde emeğin çoktur, Kur'an ile hemhal olmamıza vesile olanların başında gelmektesin, güzel nasihatlerinden çokça istifade ettik, Allah seni en güzeliyle mükafatlandırsın. Allah hepimizin hayrını versin ve akıbetini güzel eylesin. Hakkını kardeşine helal edesin.
Talha
07.05.2019 20:13
SELAMÜN ALEYKÜM
Bizler senin evlatların, kardeşlerin olarak şahidiz neleri niçin ve nasıl yaptığına dertli güzel amcam... Rabbimiz de şahittir... Belki her anlattığını anlayamamış olabilirim... Lakin dediğin gibi sünnetullahı çok iyi kavradığımı düşünüyorum elhamdülillah... Kur'an bütünlüğünün ne olduğunu, ayetlere nasıl yaklaşmamız gerektiğini, derin düşünmenin gerekliliğini... Allah senden razı olsun... Seni cennette çok sevdiğin Rasulleriyle birlikte kılsın...
Mehmed Alagaş
07.05.2019 01:18
Ve aleykümselam
Güzel dualarınıza amin diyor ve bu dualara Rabbimize kavuşan Kadir Mısıroğlu’nu da katmanızı istiyoruz. Rabbimiz mü’minlere rahmet etsin ve vadettikleriyle sevindirsin İnşaallah.

Ailemizden bildiğimiz vefakar kardeşimiz Çanakkale’li Rüstem’e ve helallik isteyen bütün kardeşlerimize elbetteki hakkımızı helal ediyoruz. Rabbimiz hoşnut olacağı amelleri sizlere lutfuyla versin ve rahmetiyle kolaylaştırsın İnşaallah..
Bekir Ziya
07.05.2019 00:13
Esselamü Aleyküm
Allah(cc) senden razı olsun Değerli Hocam. Bir çırpıda okuduğum, hatta bitmesin dediğim bir vasiyet yazmışsın. Neredeyse Kur'an'dan ve yaşadığımız zamandan bir özet vermiş ve müslümanlara güzel bir yol haritası çizmişsin. Rabb'im bizi bu vasiyetin gereğini yapan kullarından eylesin.
Mehmed Can
06.05.2019 13:09
Selâm ve dua ile abim..
Yıllarca okuduğum kitaplarının özetini yazmışsın kıymetli abim..
Rabbimizin Sünnetullahın'da bir değişiklik ASLA bulamazsın gerçeğine hep dikkat çektin.Bizler seni anlamaya çalışsak da gereği gibi anlayamadık umarız hakkını bizlere helâl edersin.
Bizler senden razıyız Rabbimiz de senden razı olsun inşaallah dua ile...
Rüstem Topal
06.05.2019 12:21
SON SÖZLERE DAİR...
Selam ve rahmet üzerinize olsun. 80'li yıllardan bu yana,yalpalamadan hak davetinize devam edip çırpındınız. Rabbim razı olsun.Bizler hakkımızı helal ediyoruz.Lakin ya siz,sınıfta olduğumuzu hissetiremeyen, sadece okuyup,dinleyen,yeni yazıları bekleye duran bize,hakkınızı helal edermisiniz?
Mustafa Kayhan
05.05.2019 22:47
oruç ve hayır
Bereketli oruç iklimindeyiz. Rabbim, en güzeliyle istifade etmeyi nasip eylesin.
Allah'dan başta Mehmed Alagaş hocamız olmak üzere tüm kardeşlerimize hayırlı ve bereketli bir ömür dilerim.
Önceki Yorumlar:
Yorum yap yorum