Kısa Sorular A+ | Normal | A-

Koşanlar Kuşlar Mı?



Koşanlar Kuşlar Mı?

Selamaleykum.
Kur'an-ı Kerim'de tek bir harf dahi tesadüfi değil. Öncelikle bize bildirilen ayetleri zahirine göre anlamaya başlamamız gerek diye öğrendim kitaplarınızdan. Buna göre düşünmeye başladığımda Bakara 260. ayette geçen;
"..Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) herbir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler.." cümlelerinde tutması gereken varlık; kuş, ama biliyoruz ki kuşlar uçar. Ayette ise koşmak ya da yürümek anlamında sa'y kelimesi kullanılmış. Bunun bir hikmeti, sebebi var mı diye düşünüyorum. Tefekkürüme yardımcı olursanız müteşekkir olurum Mehmed Alagaş kardeşim.

                                                                     <<< Ömer Muhtar >>>

Ve aleykümselam kardeşim
"Beklenen Müslümanlara Yaratılış Ve İnsanlık Tarihi" kitabına gönderdiğiniz güzel yorumu okuduktan sonra "Ömer kardeşim bu soruyu niye sordu ki?" dedim kendi kendime. Çünkü o kitabda bu meseleye değindiğimi hatırlıyordum. Sonra bakınca anladım ki dört ayrı kitab halindeki ilk çalışmamızda değil, genişleterek tek bir kitab haline getirdiğimiz son basımda bu hususa değinmişim. İnce bir dikkatten kaynaklanan bu önemli soruyla ilgili olarak, aşağıda alıntı yapacağım açıklamalarımıza şu an için ilave edebileceğim bir şey yok. Umarım tefekkürünüze yardımcı olur;
                                                                    <<< Mehmed ALAGAŞ >>>


.......Ayakları üzerinde dimdik duran İbrahim Aleyhisselam,

kısa bir süre uzaktaki dağlara tekrar baktı. İman ile tebessüm eden gözlerinde en ufak bir kuşku, en ufak bir tereddüt yoktu. Sonra dudaklarını hafifçe açtı ve içinde hiçbir kuşku olmadan ve iman dolu sesini yükseltmeye bile gerek duymadan kuşları çağırdı. Kuşkudan uzak büyük bir imanın ifadesi olan böyle bir çağrı ile dirilen kuşlar, Rabbimizin "Sana koşarak gelirler" hükmü gereğince İbrahim Aleyhisselam'a koşarak geldiler. Ayet-i kerimede dirilen kuşlarla ilgili olarak uçarak değil "Koşarak gelirler" denilmesinin nedenini ve hikmetini ise henüz yeterince anlayabilmiş değiliz. Ancak anladığımız kadarını sizlerle paylaşacak olursak, İbrahim Aleyhisselam'ın çağrısı üzerine kuşların değil, kuşlara ait parçaların İbrahim Aleyhisselam'a doğru hızla geldiklerini söyleyebiliriz. Nitekim ayetteki 'Koşarak gelmek' ifadesi hızla hareket edip, çabukça gelmek anlamındadır.

Bu kanaate ulaşmamızdaki önemli neden, İbrahim Aleyhisselam'ın çağrısına muhatap olan kuşlar için iki ayrı olasılığın söz konusu olmasıdır. Bunlardan birincisi bu çağrıyla karşılaştıktan sonra ayrı ayrı dağlarda olan kuşlara ait her parçanın önce birbirine gitmesi, birbiriyle kavuşarak bir bütün olması ve bu bütünlüğü sağladıktan sonra İbrahim Aleyhisselam'a doğru hareket etmeleridir. Bu ilk olasılıkta davete hemen icabet etmeme ve davet istikametinden farklı yerlere yönelme sorunu olduğu gibi, "Madem kuşların parçaları bütünleşti, neden uçmasınlar?" sorusu da cevapsız kalmaktadır. İkinci olasılık ise İbrahim Aleyhisselam'ın çağrısına kuşlara ait her parçanın hemen icabet etmesi ve ayrı ayrı dağlardan İbrahim Aleyhisselam'a doğru hızla gelen parçaların, davet edildikleri bu yolun sonunda biraraya gelmeleridir.

İşte bu ikinci olasılık,

Kur'an ve İslam anlayışımıza daha uygun gelmektedir. Mesela günlük hayattan bir örnek vermek gerekirse sizler de bilmektesiniz ki ezan gibi bir çağrıyla karşılaşan ve camilerde cemaatle bütünleşerek namaz kılmak isteyen müslümanlar, ezanı duydukları zaman önce başka bir yerde toplanıp, sonra camiye gitmiyorlar. Ezan okunduktan sonra hemen çağrı merkezine yönelen bu müslümanlar, aynı istikamette bir araya gelmeye başlayıp, çağrı merkezinde cemaat oluyorlar. Dolayısıyle Rabbani bir çağrıyla karşılaşan kuşların ve bu kuşlara ait parçaların da, hiç duraksamadan bu çağrıya icabet ederek çağrı merkezine doğru hızlıca gittiklerini ve bu Rabbani istikamette bütünleştiklerini düşünüyoruz. Tabi ki son söz olarak yine "Allahu alem" yani olayın hak vechesini "Allah bilir" diyerek konumuza devam ediyoruz.........




Yorum yap yorum

Yorumlar [10]

Fatma Ceren
20.09.2016 23:53
Selam
Asıl biz size teşekkür ederiz Mehmed abi. Allah(c.c.) razı olsun. Bu vesileyle, Kur'an'a yönelttiğim soru ve aldığım cevaplarla ilgili yanlışlarımı bir kez daha gözden geçirme fırsatı buldum. Her fırsatta bunun önemini hatırlatıyorsunuz halbuki.

Size de selam Sn.Özcan.
Selami Özcan
20.09.2016 22:21
Selam
Soru ve cevap,
"Kur’an-ı Kerim’de birçok durumda soru ve cevap açık iken bazı durumlarda cevap açık soru gizli olabilir."

Allah sizlerden razı olsun,
Sizlerin bu soru ve cevap tarzında yazışmanız,kendi adıma ufkumu açıp,kıymetli birşey kazandırdınız..

Tekrar,tekrar sizlere dua ediyorum.
Mehmed Alagaş
20.09.2016 22:04
Ve aleykümselam
İşte herbir parçanın bir dağa bırakılmasının hikmetinden hareketle ulaşılan doğru ve güzel bir sonuç.
Teşekkür ederim..
Fatma Ceren
20.09.2016 20:32
Selam
Bu sorunuza verebileceğim cevap, Yaratılış ve İnsanlık Tarihi kitabınızın "İbrahim Aleyhisselam ve kuşlar" bölümünün ilk sayfasındaki(sf.189) açıklamanızın benzeri olabilir ancak.

Ölümün her türlüsünü bilen İbrahim(a.s.),
mezarlarında bir bütün olarak yatanların yanı sıra; yanarak külleri savrulan, denizlerin dibinde balıklara yem olan, vahşi hayvanlarca parçalanarak ölen, belki her bir parçası başka yerlerde kaybolanların nasıl diriltilebileceği hususunda kalbi bir boşluk yaşamış ve -ölüm şeklinde bir istisna yapmadan- ÖLÜLERİ genel ifadesini kullanarak "Ya Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti.

Mehmed Alagaş
20.09.2016 15:13
Ve aleykümselam
Birçok çalışmamızda belirttiğimiz gibi Kur’an-ı Kerim’den doğru cevaplar alabilmemiz, bu yüce Kitab’a doğru sorular yöneltmemizle mümkündür.Bu konuyu araştıran kardeşlerimizin bileceği gibi Kur’an-ı Kerim’de birçok durumda soru ve cevap açık iken bazı durumlarda cevap açık soru gizli olabilir.

Cevabın açık sorunun gizli olduğu durumlarda doğru soruların bulunabilmesi ancak ve ancak cevaplardan hareket etmemizle mümkün olabilecektir. Çünkü Rabbimizin teorik veya pratik olarak cevapladığı her soru, bizim o konuda sormamız gereken önemli bir sorudur.

İbrahim (a.s.)’ın yeniden dirilişte kalbi bir mutmainlik istediği durum veya sorduğu soru neydi meselesi de, Rabbimizin pratik olarak verdiği cevapta gizlidir. Tabi ki öncelikle pratikte verilen bu cevapları anlamamız, daha sonra bu cevaplardan hareketle İbrahim (a.s.)’ın kalkış noktasındaki sorularına, istifhamlarına ulaşmamız gerekir.

Mesela pratikte verilen cevapta, parçalanan kuşların neden herbir parçasının bir dağa bırakılması isteniyor? Bu kuş parçalarını önüne koyup çağırsa olmaz mıydı? Ayrıca herbir parçası bir dağa bırakılan bu kuş parçalarının yırtıcı hayvanlar veya böcekler tarafından yenilme riski yok muydu?

Fatma kardeşim bizim genel olarak verdiğimiz bu konuda derinleşmek istiyorsan, bu istikamette düşünüp, bu soruları cevaplayabilirsin..
Fatma Ceren
20.09.2016 00:38
Selamun Aleyküm
Afaki yaklaşımım,
İbrahim(a.s.) gibi güzel bir insana önce alıştırılıp, sevilip, beslenip sonra da parçalara ayrılarak uzak diyarlara terk edilen kuşların cephesinden bir sitemdi sanırım. Mehmed abinin, "İbrahim(a.s.) yerine kuşlara mı empati yaptın?" dediğini ise duyar gibiyim. Bazen böyle olabiliyor.

Zeyd kardeşim,
sorunuzu anlamak için önce İbrahim(a.s.)'ı iyi tanımak lazım diye düşünüyorum. Şöyle ki, İbrahim(a.s.), düşünen ve düşündüren bir peygamber. Allah'ı arayışında, babası ve kavmiyle konuşmalarında, putları kırıp baltayı büyük puta verişinde ve Nemrud'la diyaloglarında hep bunu görüyoruz.

İlk günden beri gözüyle gördüğünü kalbine sindiren, imanını gözlem ve deneyimleriyle pekiştiren bir yöntemi kullanıyor. Yani, kalbi aklediyor. Ve aklıyla kalbi arasında -işleyiş bakımından- mükemmel bir uyum var.

Fakat
"Beni yediren, içiren, şifa veren, öldürecek ve diriltecek olan O'dur" sözlerinde yedirmenin, içirmenin, şifa bulmanın ve hatta ölümün haricinde henüz tecrübe etmediği, gözlemlemediği tek bir durum vardı o da "dirilmek" ... "Ben de öldürür ve diriltirim" diyen Nemrud'a, "öldüren de dirilten de Allah(c.c.)'tır" diyen İbrahim(a.s.), dirilmenin nasıl olacağı konusunda en ufak bir fikri olmadığı gibi, bu hususta tabiri caiz ise aklı ile kalbi arasında geçici bir irtibatsızlık yaşamış olabilir. Ki mutmainsizliğini dile getiriyor.

İmanlarını gözlem ve akılla pekiştiren insanların, bir süre sonra doğruluğundan emin oldukları şeyleri görmeye duymaya, şahit olmaya ihtiyaçları vardır.(Zira bu dünyada şahit olamayacaklarımıza ahirette yakinen şahit olacağımız bir vaaddir ve mümin kul için bir ihtiyaçtır. Kul buna muhtaçtır.)

Böyle bir insanın kalbinin onayladığını aklı -henüz- onaylamıyorsa, işte o zaman mutmainsizlik hasıl olur. Söz konusu kişi herhangi biri değil de "selim bir kalp" sahibi İbrahim(a.s.) olunca, dirilmenin nasıl olacağı konusunda mutmain olmak İbrahim(a.s.) için zaruri bir haldir, durumdur.

Tabi bütün bunları düşünürken, şeytanın hep bu akıl/kalp irtibatı üzerinden İbrahim(a.s.)'a vesvese vermeye çalıştığını da unutmadan..

Yani,
muazzam bir olayın ardından, ateşe rağmen "Nasıl ölünmediğini" iliklerine, tüm hücrelerine kadar bilen İbrahim(a.s.) için "Nasıl dirileceğini" bilmemesi; İbrahim (a.s.) için şeytanın da çok iyi değerlendirdiği bir boşluktu...
Zeyd Der Ki
19.09.2016 22:05
Ve aleykümselam
“İbrahim (a.s.) diriltilip-diriltilmeyeceğini değil NASIL diriltileceğini merak ediyordu” yaklaşımından hareketle makul bir yorum Fatma kardeşim.

Ancak dirildikten sonra kendisine alıştıkları İbrahim (a.s.)’ın yanından uçup gitmeleri biraz afaki olmuş. Ayete dönecek olursak yeniden dirilişe kesinlikle iman eden İbrahim (a.s.)’ın kalbi bir mutmainlikten bahsettiğini görüyoruz.

Peki İbrahim (a.s.)’ın iman dolu kalbinin tatmin olmadığı veya cevaplayamadığı durum neydi ve hangi durumda kalbinin mutmain olmasını istiyordu?
Fatma Ceren
19.09.2016 00:23
Selamun Aleyküm
Konuya katkı babında;
kuşların parçalarının koşarak gelmesi ve birleştirilip diriltilmesi görüşünün -yani ikinci olasılığın- daha makul olması bence İbrahim(a.s.)'ın talebinden kaynaklı.

Zira İbrahim(a.s.) ölülerin NASIL diriltileceğini merak ediyordu. Ölülerin dirilip dirilmeyeceğini değil. Dolayısıyla kalbini daha bir mutmain edecek olan muazzam olay, sesini bile nasıl duyuracağını bilemediği uzak dağlarda değil İbrahim(a.s.)'ın gözleri önünde gerçekleşmeliydi ve bunun için her bir parça koşarak İbrahim(a.s.)'ın yanına geldi. Dirildikten sonra da her biri o uzak dağlara doğru uçup gitti...

Allahualem.
Ömer Muhtar
12.12.2013 09:31
Beklenen Müslümanlara Yaratılış Ve İnsanlık Tarihi
alagaş kardeşim öncelikle yardımınız için teşekkür ediyorum. bende ayrı ayrı kitaplar halinde kitaplarınız var. bütün haline gelmiş olanı almadım, zaten ben ayrı ayrı kitapları daha çok seviyorum. çünkü kendim okuyup faydalandığım gibi başka insanlarında bundan faydalanması için kitabı bütün halinde verdiğim zaman ne yazık ki insanların çoğunda okuma merakı yok bundan dolayı bütün halinde kitap gözlerine büyüyor okumak istemiyorlar bu kitaplarınız hem ayrı ayrı hemde bütün halinde olursa daha faydalı olur kanaatindeyim. sorunun sebebi ise aslında arkadaşlarla tefekkür ederken bazı tefsirlerde koşarak gelmelerinin nedeni hakkında; tutulan hayvanların sadece kuş değil horoz, tavuk v.s. hayvanlarında olduğu gibi yorumlar duydum. sizinde bilginize başvurmak istedim. bana da makul gelen 2. olasılık. ama yinede her zamanki gibi "Allahualem"
İnsandergisi.com
11.12.2013 21:50

SORULAR İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLENDİRME!

insandergisi.com:


"Bazı kardeşlerimizden önemli sorular gelmesine ve tarafımızca ciddiye alınmasına rağmen yoğunluk ve çalışmalar nedeniyle hemen cevap verilmese de, bu gibi ciddi soruların "Cevaplanacak sorular" dosyasına konulduğunu ve en kısa zamanda ziyaretçi seviyesinin dikkate alındığı önem ve öncelik sırasına göre cevaplanacağını bildirmek isteriz…"
Yorum yap yorum