Kısa Sorular A+ | Normal | A-

Mezhep Meselesi!



Mezhep Meselesi!

Selamunaleykum.
Dört mezhep ile ilgili bir sorum olacak. Hanefi, Şeafi, Hanbeli, Maliki gibi mezheplerden birine uymamız gerekiyor mu? Ehli sünnet vel cemaat diye bir şey var mı? Bunlar varsa neden var?
                                 <<< Kamil Şengül >>>

Sayın Kamil ŞENGÜL!
Kısa sorular bölümü aracılığı ile iletmiş olduğunuz mezheplerle ilgili sorunuza genel bir cevap niteliği taşıdığı için "DİN GERÇEĞİ ve İSLAM" adlı kitabın "İslam ve Mezhep" bölümünü sizin vesilenizle tüm kardeşlerimizin istifadesine sunuyoruz;

                         ----------------------------------------------------------------------------

Mezhep meselesi,
kendi bünyesinde oldukça genişleyen bir meseledir. Din vakıasını eksen kabul ettiğimiz bu kitap çalışmasında, hayli geniş olan mezhep meselesine kendi genişliğinde yer vermeyecek; şimdilik bu meselesinin, din olgusu karşısındaki yerini belirtmekle yetineceğiz.

Mezhep kelimesi, gidilen, takip edilen yol manasına gelir. Dini pratikteki manası ise dinde gidilen yol veya diğer bir deyişle dinde anlayış ve ibadet yolu demektir. Mezhep vakıası bilindiği gibi İslam'ın ilk dönemlerinde karşılaştığımız bir vakıa değildir. İslam'ın ilk dönemlerinde birçok müctehit bulunmasına ve bunlar birçok konuda aynı veya farklı ictihatlarda bulunmalarına rağmen, bu durum müslümanları genel olarak mezhep diyeceğimiz bir gruplaşmaya yöneltmemiştir. Böylesi mezhebi gruplaşmaları daha sonraki asırlarda görüyoruz. Ümmetin meselelerini dert edinen, bu meseleleri İslami çerçevede çözümlemeye gayret edinen birçok müctehidin görüş ve ictihadları, müteakip yıllarda tertib ve tasnif edilerek birer mezhep vakıası olarak karşımıza çıkmaktadır. Ümmetin problemlerine ilişkin ictihadlarda bulunmak, tartışılmaz bir gereklilik olmasına karşın; bu ictihadların bir ekol, bir mezhep olarak kurumlaşması ise tartışılabilecek bir konudur.

Ancak tartışılmaması gereken gerçek ise,
mezheplerin kuruluşundan günümüze doğru gelişen ve birçok olumsuzluklara neden olan mezhep bağnazlığıdır. Birçok mezhep müntesibi arasında oldukça yaygınlaşan bu mezhep bağnazlığı, ne yazık ki müslümanların birbirlerinden ayrılmasına, birbirlerine karşı bölücü ve yıkıcı yaklaşmalarda bulunmalarına neden olmuştur.

Söz konusu mezhepler içinde kendilerine fakih denilen kimseler ise halktaki bu mezhep bağnazlığını gidermek bir yana, bu bağnazlığı daha da körükleyici yaklaşımlarda bulunmuşlardır. Kendilerine fıkıh despotu diyebileceğimiz bu kimselere göre asırlar önce ileri sürülen bütün mezhebi görüşlerin, bütün ictihadların, aynı şekilde günümüzde de yaşanması gerekmektedir. Bu mezhebi ictihadlara müdahale etmek veya bunları değiştirmeye çalışmak, dini değiştirmeye çalışmak gibi bağışlanmaz bir suçtur bu kimselere göre!. Çünkü bu kimseler mezhebi din kabul etmişler veya diğer bir deyişle yüce İslam dinini mezhebi sınırlara hapsetmişlerdir. Halbuki İslam dini mezheplerin içinde değil, mezhepler İslam dininin içinde olabilir. Ayrıca evrensellik vasfı, İslam'la ilgili bir vasıftır. İslam'ın evrensellik vasfını mezheplere vermek, mezhepleri ve bütün mezhebi görüşleri evrensel kabul etmek; mezhepleri putlaştırmak olup, günümüzdeki problemlerin bellibaşlı nedenlerindendir.

Oysa değil bu müctehidlerin ictihadlarına,
Efendimiz (s.a.v.)'in zaman, mekan ve muhatabı dikkate alarak yaptığı bazı tatbikatleri dahi evrensel kabul ederek, bu tatbikatlere şabloncu bir zihniyetle yaklaşamayız. Kur'an ve Sünnet arasındaki ahenkli ilişkiyi bilen müslümanlar için, belirttiğimiz bu yaklaşım hiç de gizli değildir.

İslam'ın en temel kaynağı olan Kur'an-ı Kerim, bazı hükümlerin nasıl ve ne şekilde pratiğe geçirileceğini müşahhas bir şekilde bildirmesine rağmen, bazı hükümlerin tatbikatında müslüman önderlere belli sınırlar dahilinde bir muhayyerlik vermiştir. Bu muhayyerliğin verilmesindeki hikmet, sözkonusu hükümlerin pratiğe geçirilmesinde zaman, mekan ve muhatap gibi unsurların dikkate alınması gereğidir. Nitekim Resulullah (s.a.v.) bu hükümleri pratiğe geçirirken sözkonusu unsurları dikkate almış ve bu hükümlerin en güzel pratiğini ortaya koymuştur.

İşte Sünnet i Nebevinin bir bölümünü oluşturan bu pratiklerde dünya müslümanlarının ve özellikle müslüman önderlerin örnek alması gereken husus; salt pratiğin kendisi değil, İlahi hükmün pratiğe geçirilmesinde Resulullah (s.a.v.)'in gösterdiği Nebevi usuldür.

Netice olarak bu gibi İlahi hükümlerin nasıl ve ne şekilde pratize edileceği meselesiyle karşılaşan müslüman önderlerin de, Efendimiz (s.a.v.)'in dikkate aldığı unsurları dikkate almaları ve yine Efendimiz (s.a.v.)'in usulüne bağlı kalarak yeni çözümlemeler getirmeleri gerekir. Çünkü bu gibi meselelerde sünnete bağlılık, pratik sünnete şablonik bir zihniyetle yaklaşmak değil, Efendimiz (s.a.v.)'in bu pratiklerdeki usulüne bağlılıktır.

Sünnete bağlılıkla ilgili olarak kısaca belirttiğimiz bu yaklaşım, hiç şüphesiz ki zaman, mekan ve muhataplara göre yapılan mezhebi ictihatlar için de geçerlidir. Sebeb ve illetlere göre değişebilecek mezhebi ictihatları evrensel kabul etmek, ne yazık ki bu ictihatları tabulaştırmak olacaktır.

Nitekim İslam'ın evrensel olmadığını ileri sürenler,
genel olarak İslam ile mezhep vakıasını birbirine karıştıranlardır. Gerçi onlara bu izlenim, yukarıda da belirttiğimiz gibi mezhebi bağnazlıkları olan fıkıh despotları tarafından verilmektedir.

Oysa evrensel olan İslam'dır,
evrensel olan İlahi vahiydir.. İlahi vahyin yaşanan çağa ve çağın ihtiyaçlarına göre yapılan tefsir ve yorumu dahi evrensel değildir. Dolayısıyle mezhep vakıasına bu bilinçle yaklaşılması, din gerçeği ile mezhep vakıasının birbirine karıştırılmaması gerekmektedir. Kaldı ki dünya müslümanlarının umud edilen vahdetinin gerçekleşmesi, evrensel veya bütünleyici olmayan mezhebi bir düzlemde değil, İslam dininin kendisine özgü evrensel düzleminde mümkün olabilecektir.
                                                    <<< insandergisi.com >>>




Yorum yap yorum

Yorumlar [1]

Bekir Ziya
18.07.2015 15:33
Selamun aleykum
Ehli kitabin, kendlerine ilim geldikten aralarindaki ihtirastan dolayi parcalanmalari gibi bir durumla mi karsi karsiyayiz acaba? Efendimizin, onlari adim adim takip edeceksiniz dedigi gibi ehli kitabin yolunu takip ederek bolunup parcalandik cunku. Mezhep imamlamizin iyi niyetli cabalari zaman icinde hirslarina yenik dusenlerin elinde heba olup gitmistir! Geldigimiz noktada daha somut delillerle bu parcalanmaya son verecek bir care var mi acaba? Ya da mezhebini din edinenlere karsi nasil yaklasmaliyiz? Saygilar ve selamlar...
Yorum yap yorum