Eski Masaüstü Görünüm

Ayet altı "Oku" ikonu bazı kullanıcılarda çalışmamaktadır. Sorun ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir.
Fâtiha Suresi1Bakara Suresi2Âl-i İmrân Suresi3Nisâ Suresi4Mâide Suresi5En'âm Suresi6A'râf Suresi7Enfâl Suresi8Tevbe Suresi9Yunus Suresi10Hûd Suresi11Yusuf Suresi12Ra'd Suresi13İbrahim Suresi14Hicr Suresi15Nahl Suresi16İsrâ Suresi17Kehf Suresi18Meryem Suresi19Tâ-Hâ Suresi20Enbiyâ Suresi21Hac Suresi22Mü'minûn Suresi23Nûr Suresi24Furkan Suresi25Şuarâ Suresi26Neml Suresi27Kasas Suresi28Ankebût Suresi29Rûm Suresi30Lokman Suresi31Secde Suresi32Ahzâb Suresi33Sebe Suresi34Fâtır Suresi35Yâsin Suresi36Sâffât Suresi37Sâd Suresi38Zümer Suresi39Mü'min Suresi40Fussilet Suresi41Şûrâ Suresi42Zuhruf Suresi43Duhân Suresi44Câsiye Suresi45Ahkaf Suresi46Muhammed Suresi47Fetih Suresi48Hucurât Suresi49Kaf Suresi50Zâriyât Suresi51Tûr Suresi52Necm Suresi53Kamer Suresi54Rahmân Suresi55Vâkıa Suresi56Hadid Suresi57Mücâdele Suresi58Haşr Suresi59Mümtehine Suresi60Saf Suresi61Cum'a Suresi62Münâfikûn Suresi63Teğabün Suresi64Talâk Suresi65Tahrim Suresi66Mülk Suresi67Kalem Suresi68Hâkka Suresi69Meâric Suresi70Nuh Suresi71Cin Suresi72Müzzemmil Suresi73Müddessir Suresi74Kıyamet Suresi75İnsan Suresi76Mürselât Suresi77Nebe Suresi78Nâziât Suresi79Abese Suresi80Tekvir Suresi81İnfitâr Suresi82Mutaffifin Suresi83İnşikak Suresi84Bürûc Suresi85Târık Suresi86A'lâ Suresi87Ğâşiye Suresi88Fecr Suresi89Beled Suresi90Şems Suresi91Leyl Suresi92Duhâ Suresi93İnşirâh Suresi94Tin Suresi95Alak Suresi96Kadir Suresi97Beyyine Suresi98Zilzâl Suresi99Âdiyât Suresi100Kâria Suresi101Tekâsür Suresi102Asr Suresi103Hümeze Suresi104Fil Suresi105Kureyş Suresi106Mâ'ûn Suresi107Kevser Suresi108Kâfirûn Suresi109Nasr Suresi110Tebbet Suresi111İhlâs Suresi112Felâk Suresi113Nâs Suresi114
A'lâ Suresi87A'râf Suresi7Abese Suresi80Âdiyât Suresi100Ahkaf Suresi46Ahzâb Suresi33Âl-i İmrân Suresi3Alak Suresi96Ankebût Suresi29Asr Suresi103Bakara Suresi2Beled Suresi90Beyyine Suresi98Bürûc Suresi85Câsiye Suresi45Cin Suresi72Cum'a Suresi62Duhâ Suresi93Duhân Suresi44En'âm Suresi6Enbiyâ Suresi21Enfâl Suresi8Fâtiha Suresi1Fâtır Suresi35Fecr Suresi89Felâk Suresi113Fetih Suresi48Fil Suresi105Furkan Suresi25Fussilet Suresi41Ğâşiye Suresi88Hac Suresi22Hadid Suresi57Hâkka Suresi69Haşr Suresi59Hicr Suresi15Hucurât Suresi49Hûd Suresi11Hümeze Suresi104İbrahim Suresi14İhlâs Suresi112İnfitâr Suresi82İnsan Suresi76İnşikak Suresi84İnşirâh Suresi94İsrâ Suresi17Kadir Suresi97Kaf Suresi50Kâfirûn Suresi109Kalem Suresi68Kamer Suresi54Kâria Suresi101Kasas Suresi28Kehf Suresi18Kevser Suresi108Kıyamet Suresi75Kureyş Suresi106Leyl Suresi92Lokman Suresi31Mâ'ûn Suresi107Mâide Suresi5Meâric Suresi70Meryem Suresi19Mü'min Suresi40Mü'minûn Suresi23Mücâdele Suresi58Müddessir Suresi74Muhammed Suresi47Mülk Suresi67Mümtehine Suresi60Münâfikûn Suresi63Mürselât Suresi77Mutaffifin Suresi83Müzzemmil Suresi73Nahl Suresi16Nâs Suresi114Nasr Suresi110Nâziât Suresi79Nebe Suresi78Necm Suresi53Neml Suresi27Nisâ Suresi4Nuh Suresi71Nûr Suresi24Ra'd Suresi13Rahmân Suresi55Rûm Suresi30Sâd Suresi38Saf Suresi61Sâffât Suresi37Sebe Suresi34Secde Suresi32Şems Suresi91Şuarâ Suresi26Şûrâ Suresi42Tâ-Hâ Suresi20Tahrim Suresi66Talâk Suresi65Târık Suresi86Tebbet Suresi111Teğabün Suresi64Tekâsür Suresi102Tekvir Suresi81Tevbe Suresi9Tin Suresi95Tûr Suresi52Vâkıa Suresi56Yâsin Suresi36Yunus Suresi10Yusuf Suresi12Zâriyât Suresi51Zilzâl Suresi99Zuhruf Suresi43Zümer Suresi39
Alak Suresi96Kalem Suresi68Müzzemmil Suresi73Müddessir Suresi74Fâtiha Suresi1Tebbet Suresi111Tekvir Suresi81A'lâ Suresi87Leyl Suresi92Fecr Suresi89Duhâ Suresi93İnşirâh Suresi94Asr Suresi103Âdiyât Suresi100Kevser Suresi108Tekâsür Suresi102Mâ'ûn Suresi107Kâfirûn Suresi109Fil Suresi105Felâk Suresi113Nâs Suresi114İhlâs Suresi112Necm Suresi53Abese Suresi80Kadir Suresi97Şems Suresi91Bürûc Suresi85Tin Suresi95Kureyş Suresi106Kâria Suresi101Kıyamet Suresi75Hümeze Suresi104Mürselât Suresi77Kaf Suresi50Beled Suresi90Târık Suresi86Kamer Suresi54Sâd Suresi38A'râf Suresi7Cin Suresi72Yâsin Suresi36Furkan Suresi25Fâtır Suresi35Meryem Suresi19Tâ-Hâ Suresi20Vâkıa Suresi56Şuarâ Suresi26Neml Suresi27Kasas Suresi28İsrâ Suresi17Yunus Suresi10Hûd Suresi11Yusuf Suresi12Hicr Suresi15En'âm Suresi6Sâffât Suresi37Lokman Suresi31Sebe Suresi34Zümer Suresi39Mü'min Suresi40Fussilet Suresi41Şûrâ Suresi42Zuhruf Suresi43Duhân Suresi44Câsiye Suresi45Ahkaf Suresi46Zâriyât Suresi51Ğâşiye Suresi88Kehf Suresi18Nahl Suresi16Nuh Suresi71İbrahim Suresi14Enbiyâ Suresi21Mü'minûn Suresi23Secde Suresi32Tûr Suresi52Mülk Suresi67Hâkka Suresi69Meâric Suresi70Nebe Suresi78Nâziât Suresi79İnfitâr Suresi82İnşikak Suresi84Rûm Suresi30Ankebût Suresi29Mutaffifin Suresi83Bakara Suresi2Enfâl Suresi8Âl-i İmrân Suresi3Ahzâb Suresi33Mümtehine Suresi60Nisâ Suresi4Zilzâl Suresi99Hadid Suresi57Muhammed Suresi47Ra'd Suresi13Rahmân Suresi55İnsan Suresi76Talâk Suresi65Beyyine Suresi98Haşr Suresi59Nûr Suresi24Hac Suresi22Münâfikûn Suresi63Mücâdele Suresi58Hucurât Suresi49Tahrim Suresi66Teğabün Suresi64Saf Suresi61Cum'a Suresi62Fetih Suresi48Mâide Suresi5Tevbe Suresi9Nasr Suresi110

Nahl Suresi


Nahl Suresi 128 ayettir. Nüzulü Mekke'de olup 70. sure olarak inmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de 268 sayfa numarasında yer almaktadır.

Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.

. ayet ile . ayet arasını

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ



Gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, şirk koştukları şeylerden münezzehtir-yücedir.
-3

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ



İnsanı bir nutfeden-damladan yarattı. Fakat o yine de apaçık bir düşmandır.
-4

وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ



Hayvanları da yarattı. Sizin için onlarda ısınma ve (değişik) yararlar vardır. Ve onlardan yemektesiniz.
-5

وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَۖ



Akşamları getirirken ve sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik (bir zevk) vardır.
-6

وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ



Bu hayvanlar ancak ağır sıkıntıya katlanarak varabileceğiniz beldelere sizin ağırlıklarınızı (yüklerinizi) taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz Rauf'tur (şefkat edendir), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir).
-7

وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ



Onlara binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye atları, katırları ve merkepleri (yarattı). Ve daha bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?
-8

وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟



Yolu doğrultmak (doğru yolu göstermek) Allah'a aittir. Kimi (yollar) ise eğridir. O dileseydi, hepinizi hidayete (doğru yola) erdirirdi.
-9

هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ



Sizin için gökten su indiren O'dur. Size ondan içecek vardır. Yine ondan ağaçlar (ve bitkiler) ki hayvanlarınızı da onda otlatırsınız.
-10

وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ



Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize (işinize-hizmetinize) verdi. Yıldızlar da O'nun buyruğu ile müsahhar (emre hazır-yararınıza uygun) kılınmıştır. Bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.
-12

وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ



Yeryüzünde sizin için yarattığı çeşitli renklerdeki şeyleri de (hizmetinize verdi). Bunda hatırlayıp-öğüt alan bir topluluk için ayet vardır.
-13

وَهُوَ الَّذ۪ي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ



Denizi de sizin emrinize (hizmetinize) veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyimde kullanacağınız süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (denizde, suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından (lutuf ve ihsanından) aramanız ve şükretmeniz içindir.
-14

وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَاَنْهَاراً وَسُبُلاً لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ



(Sarsılıp) sizi sarsmasın diye yere sabit (köklü) dağlar koydu. Yolunuzu bulmanız için ırmaklar ve yollar da (yarattı).
-15

وَعَلَامَاتٍۜ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ



Daha nice alametler (işaretler yarattı). Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.
-16

اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ



Yaratan, yaratmayan gibi midir? Hiç öğüt alıp-düşünmez misiniz?
-17

وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ



Eğer Allah'ın nimetini sayacak olsanız, sayıp-bitiremezsiniz. Muhakkak ki Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir).
-18

وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ



Allah gizleyip-saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir.
-19

وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ



Allah'tan başka tapıp-yalvardıkları ise hiçbir şeyi yaratamazlar. Onların kendileri yaratılmışlardır.
-20

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟



Onlar ölüdürler, diri değil. Ne zaman dirileceklerinin de şuurunda (farkında) değillerdir.
-21

لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ



Hiç şüphesiz ki Allah onların gizleyip-saklı tuttuklarını da ve açığa vurduklarını da bilir. O, müstekbirleri sevmez.
-23

لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟



(Böyle diyerek) kıyamet gününde kendi günahlarının hepsini ve bilgisizlikleri yüzünden saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yükleneceklerdir. Bak, ne kötü bir yük yükleniyorlar.
-25

قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ



Onlardan öncekiler de tuzak (hileli düzen) kurmuşlardı da, Allah (hükmüyle) onların kurdukları yapıların temellerine (temeldeki batıl amaçlarına) geldi ve (hak gözükse de batıl temele oturan) üstlerindeki tavan tepelerine çöktü. Azab onlara şuurunda olmadıkları (hiç ummadıkları) bir yerden (temelden değil tavandan) gelmişti.
-26

ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ



Sonra (Allah) kıyamet günü onları rezil edecek ve diyecek ki "Kendileri hakkında (mü'minlerle) tartışıp-düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilenler "Bugün rezillik, zillet ve kötü akibet kafirlerin üstünedir" dediler.
-27

اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ



Ki melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" (diyerek) teslim olurlar. Hayır, Allah sizin (ne maksatla) neler yaptığınızı hakkıyle bilendir.
-28

فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ



Öyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) konaklama yeri ne kötüdür.
-29

وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْراًۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ



Muttakilere (korkup-sakınanlara) "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde, "Hayır (indirdi)" dediler. Bu dünyada ihsan edenlere iyilik (güzel mükafat) vardır, ahiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Muttakilerin (takva sahiblerinin) yurdu ne güzeldir.
-30

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ ف۪يهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَۜ كَذٰلِكَ يَجْزِي اللّٰهُ الْمُتَّق۪ينَۙ



(O güzel yurd) Adn cennetleridir ki, oraya girerler. Altından ırmaklar akar ve içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah muttakileri (takva sahiblerini) böyle mükafatlandırır.
-31

فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟



İşledikleri kötülüklerin akibeti kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey kendilerini sarıp-kuşatıverdi.
-34

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ



Şirk koşmakta olanlar "Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" dediler. Onlardan öncekiler de (bilgisizce Allah'ı suçlayarak) böyle yapmışlardı. Resullere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?
-35

وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ



Andolsun ki Biz her ümmete "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" diye (tebliğ etmesi için) bir Resul gönderdik. Allah onlardan kimine hidayet verdi, onlardan kimi de (hidayeti değil) sapıklığı hak etti. Artık yeryüzünde gezip-dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.
-36

اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ



Sen onların hidayet bulmalarını (ısrarla) ne kadar çok istesen de, Allah saptırdığına (sapıklığa müstehak gördüğüne) hidayet vermez. Onların yardımcıları da yoktur.
-37

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُۜ بَلٰى وَعْداً عَلَيْهِ حَقاًّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۙ



Onlar "Allah ölen bir kimseyi diriltmez" diye olanca güçleriyle yemin ettiler. Hayır, bu (diriltme) O'nun üzerinde hak (ve gerçek) olan bir vaaddir ancak insanların çoğu bilmezler.
-38

لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذ۪ي يَخْتَلِفُونَ ف۪يهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِب۪ينَ



Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve küfredenlerin de kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir).
-39

اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟



Biz bir şeyi dilediğimiz zaman ona sözümüz sadece "Ol" demekten ibarettir, o da hemen oluverir.
-40

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ



(Onları) apaçık deliller ve Kitab'larla (gönderdik). Sana da insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye zikri (Kur'an'ı) indirdik.
-44

اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ



Sinsice kötü tuzaklar (hileli düzenler) kuranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
-45

اَوْ يَأْخُذَهُمْ ف۪ي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِز۪ينَۙ



Ya da dönüp-dolaşırlarken onları yakalamayacağından (mı emindirler?) Ki onlar (Bizi) aciz bırakacak değildirler.
-46

اَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلٰى تَخَوُّفٍۜ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ



Veya (ilerde ölme) korkusundayken onları (aniden) yakalamayacağından (emin midirler?) Kuşkusuz Rabbin Rauf'tur (şefkat edendir), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir).
-47

يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟



Üstlerindeki (yegane Hakim) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.
-50

وَلَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَهُ الدّ۪ينُ وَاصِباًۜ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَتَّقُونَ



Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. (Hak) din de sürekli olarak O'nundur. (Böyleyken) Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?
-52

وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَۚ



Size ulaşan her nimet Allah'tandır. (Nimetten) sonra size bir zarar-sıkıntı dokunduğunda da ancak O'na yalvarırsınız.
-53

ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ



Sonra sizden o zararı-sıkıntıyı kaldırdığında, içinizden bir grup (hemen) Rablerine şirk koşarlar.
-54

لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۜ فَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ



Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etmek için (böyle yaparlar). Şimdi yararlanın, ilerde (bu yaptığınızın akibetini) bileceksiniz.
-55

وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يباً مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ



Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, (rızık vermekten yana) hiçbir şey bilmeyenlere (şükür mahiyetinde) pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
-56

وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُۙ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ



Onlar Allah'a kızlar isnad ediyorlar. Haşa. O sübhandır (münezzehtir-yücedir). İsteyip-hoşlandıkları (erkek çocuklar da) kendilerinindir.
-57

وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَداًّ وَهُوَ كَظ۪يمٌۚ



Onlardan birine dişi (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolup-taşarak yüzü kapkara kesilir.
-58

يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ



Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir. (Acaba) onu aşağılanmaya katlanarak (ve kendisi de utanarak yanında) tutacak mı yoksa toprağa mı gömecek? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar.
-59

لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِۚ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰىۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟



Ahirete inanmayanların kötü sıfatları-örnekleri vardır, en yüce sıfatlar-örnekler ise Allah'a aittir. O Aziz'dir (üstün ve güçlü olandır), Hakim'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
-60

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ



Eğer Allah insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı. Ancak onları takdir edilen (belirlenen) bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.
-61

وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ اَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ اَنَّ لَهُمُ الْحُسْنٰىۜ لَا جَرَمَ اَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَاَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ



Onlar hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a isnad ediyorlar. Dilleri de yalan olarak, en güzel akibetin kendilerinin olduğunu söylemektedir. Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve onlar (cehenneme) önde gidenlerdir.
-62

تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْـنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ



Allah'a andolsun ki senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik fakat şeytan onlara (kötü) amellerini süslü göstermiştir. Bugün de onların velisi odur ve onlar için acıklı bir azab vardır.
-63

وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَناً خَالِصاً سَٓائِغاً لِلشَّارِب۪ينَ



Sizin için hayvanlarda da ibretler vardır. Size onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir süt içirmekteyiz.
-66

وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخ۪يلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَراً وَرِزْقاً حَسَناًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ



Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden de hem içki, hem de güzel bir rızık edinmektesiniz. Aklını kullanabilen bir topluluk için bunda bir ayet vardır.
-67

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟



Sizi Allah yarattı sonra da öldürecektir. Sizden kimi de önceden bildiği gibi bilmesin diye ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) ulaştırılır. Allah Alim'dir (herşeyi hakkıyle bilendir), Kadir'dir (her şeye güç yetirendir).
-70

وَاللّٰهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِۚ فَمَا الَّذ۪ينَ فُضِّلُوا بِرَٓادّ۪ي رِزْقِهِمْ عَلٰى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌۜ اَفَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ



Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara (Allah'ın kendileri vesilesiyle rızıklandırdıklarına) onda (rızıkta, adil) eşit olacak şekilde vermezler. Allah'ın nimetini (rızk ve nimetin Allah'tan olduğunu) inkar mı ediyorlar?
-71

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقاً مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ شَيْـٔاً وَلَا يَسْتَط۪يعُونَۚ



Allah'ı bırakıp da kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka sahip olmayan ve buna (sahip olup vermeye) güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar?
-73

فَلَا تَضْرِبُوا لِلّٰهِ الْاَمْثَالَۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ



(Rezzak olan) Allah'a (rızka vesile) benzerler arayıp-yakıştırmaya kalkışmayın. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
-74

ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً عَبْداً مَمْلُوكاً لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقاً حَسَناً فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِراًّ وَجَهْراًۜ هَلْ يَسْتَوُ۫نَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ



Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan (bir köle) ile tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz böylelikle ondan gizli ve açık infak eden (hür) kimseyi misal verdi, bunlar hiç benzer-eşit olur mu? Hamd (şükür dolu övgü) Allah'ındır fakat onların çoğu bilmezler.
-75

وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ



Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Saatin (kıyamet vaktinin) emri de yalnızca bir göz çarpması gibidir veya o daha yakındır. Şüphe yok ki Allah her şeye kadirdir (güç yetirendir).
-77

وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـٔاًۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ



Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı. (Bilgi toplamanız için genelde aynı) işitme, görme (duyusu) ve (fehmedip-anlamanız için özelde ayrı) gönüller verdi ki şükredesiniz.
-78

اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ ف۪ي جَوِّ السَّمَٓاءِۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّٰهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ



Göğün boşluğunda müsahhar (boyun eğdirilmiş-emre amade) kılınmış kuşları görmüyorlar mı? Onları Allah'tan başkası tutmuyor. İman eden bir topluluk için bunda nice ayetler vardır.
-79

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَناً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتاً تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْۙ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَٓا اَثَاثاً وَمَتَاعاً اِلٰى ح۪ينٍ



Allah evlerinizi sizin için huzur ve sükun yeri kıldı ve size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem de yerleşme gününde kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler, yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir zamana kadar (kullanacağınız) giyimlikler-döşemelikler ve (ticaret için) bir meta kıldı.
-80

يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّٰهِ ثُمَّ يُنْكِرُونَهَا وَاَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ۟



Onlar Allah'ın nimetini bilirler sonra da (onu) inkar ederler. Onların çoğu küfredenlerdir.
-83

وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ



Her ümmetten bir şahid göndereceğimiz gün, küfredenlere (konuşmaları için) ne izin verilecek, ne de 'özür dileyip-hoşnut etmeleri' istenecek.
-84

وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ



O zulmedenler azabı gördüklerinde artık (ne yapsalar) onlardan azab hafifletilmez ve onlara mühlet de verilmez.
-85

وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا شُرَكَٓاءَهُمْ قَالُوا رَبَّـنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُرَكَٓاؤُ۬نَا الَّذ۪ينَ كُنَّا نَدْعُوا مِنْ دُونِكَۚ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَۚ



(Allah'a) şirk koşanlar, şirk koştuklarını gördüklerinde "Rabbimiz, Sen'i bırakıp da tapmakta olduğumuz ortaklarımız işte bunlardır" diyecekler. (Ortakları da) "Siz gerçekten yalan söyleyenlersiniz" diye sözü (çevirip onlara geri) atacaklar.
-86

وَاَلْقَوْا اِلَى اللّٰهِ يَوْمَئِذٍۨ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ



O gün (hiç itirazsız) Allah'a teslim olmuşlardır ve uydurdukları (yalancı ilahlar) onlardan çekilip-uzaklaşmıştır.
-87

اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ زِدْنَاهُمْ عَذَاباً فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ



İnkar edip de (insanları ve cinleri) Allah yolundan alıkoyanlara, işledikleri fesada (bozgunculuğa) karşılık azablarını kat kat arttırdık.
-88

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ



Allah (size) adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder. Fahşayı (çirkin utanmazlıkları), münkeri (kötülükleri) ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp-öğüt alasınız diye size öğüt vermektedir.
-90

وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثاًۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ



Bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca veya malca) daha gelişkindir diye yeminlerinizi kendi aranızda bir fesad (bozgunculuk) unsuru yaparak, ipini sağlamca eğirdikten sonra (beğenmeyip) bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah sizi bununla (yeminlerinizle) imtihan etmektedir. Hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi, kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.
-92

وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ



Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. (Fakat O) dilediğini saptırır (sapıklıkta bırakır), dilediğini hidayete (doğru yola) erdirir. Yapmakta olduklarınızdan muhakkak sorulacak-sorumlu tutulacaksınız.
-93

وَلَا تَتَّخِذُٓوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّٓوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ



Yeminlerinizi kendi aranızda bir fesad (bozgunculuk ve aldatma) unsuru edinmeyin yoksa (doğru yola) sapasağlam basan ayak kayar ve (yemininize güvenerek aldananı) Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için (dünyada) azabı tadarsınız. (Ahirette de) size pek büyük bir azab olur.
-94

وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَناً قَل۪يلاًۜ اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ



Allah'ın ahdini (karşılığında dünya da olsa, böyle) az bir bedele satıp-değişmeyin. Eğer bilirseniz, (ahde sadakatın) Allah katında olan (karşılığı) sizin için çok daha hayırlıdır.
-95

مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذ۪ينَ صَبَرُٓوا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ



Sizin yanınızda olan (dünyevi herşey fanidir) tükenir, Allah'ın katında olan ise bakidir (kalıcı ve devamlıdır). Sabredenlerin mükafatını, yaptıklarının daha güzeliyle Biz vereceğiz.
-96

مَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ



Erkek olsun kadın olsun, mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa hiç şüphesiz Biz onu hoş-güzel bir hayatla yaşatırız ve onların mükafatlarını yaptıklarının daha güzeliyle veririz.
-97

اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ



Gerçek şu ki iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir sultanı-nüfuzu (yaptırım gücü) yoktur.
-99

اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِه۪ مُشْرِكُونَ۟



Onun sultanı-nüfuzu (yaptırım gücü) ancak onu veli (dost) edinenler ile onunla Allah'a ortak koşanlar üzerindedir.
-100

وَاِذَا بَدَّلْـنَٓا اٰيَةً مَكَانَ اٰيَةٍۙ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُٓوا اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُفْتَرٍۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ



Biz (indirdiğimiz) bir ayetle, (önceden inen) bir ayetin (güncel pratikteki) yerini değiştirdiğimiz zaman -Allah neyi indirdiğini hakkıyle bilirken- (onlar sana) "Sen ancak (Allah'a) iftira edicisin" dediler. Hayır (asıl iftiracı olanların bu sözüne üzülme), onların çoğu bilmezler.
-101

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ



(Onlara) de ki "Onu (Kur'an'ı) Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) iman edenlere sebat vermek, müslümanlara hidayet ve müjde olmak üzere Rabbin katından hak olarak indirmiştir."
-102

وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّهُمْ يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌۜ لِسَانُ الَّذ۪ي يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِيٌّ وَهٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُب۪ينٌ



Andolsun ki Biz onların "Bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir" dediklerini biliyoruz. Oysa (haktan) sapıp-eğilim gösterdikleri (nisbette bulundukları) kimsenin dili a'cemidir. Bu (Kur'an) ise fasih (apaçık ve düzgün) bir arapçadır.
-103

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۙ لَا يَهْد۪يهِمُ اللّٰهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ



Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete (doğru yola) ulaştırmaz ve onlar için acıklı bir azab vardır.
-104

اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ



(Allah'a karşı) yalanı-iftirayı ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte (en kötü, en zalim) yalancılar onlardır.
-105

مَنْ كَفَرَ بِاللّٰهِ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِه۪ٓ اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْا۪يمَانِ وَلٰكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْراً فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللّٰهِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ



Kalbi imanla mutmain (tatmin bulmuş) olduğu halde baskı altında (görünür küfre) zorlananların dışında her kim imanından sonra Allah'a (karşı) küfre-sapıp da, küfre göğüs açarsa işte onların üstüne Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır.
-106

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ



Bu (azab) onların (imandan sonra) dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın da küfre sapan bir topluluğu hidayete ulaştırmaması nedeniyledir.
-107

لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ



Hiç kuşkusuz onlar ahirette de hüsrana (ebedi ziyana) uğrayanlar olacaklardır.
-109

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟



Sonra senin Rabbin işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından da cihad edip sabredenlerin (yardımcısıdır). Bundan sonra Rabbin elbette Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir).
-110

يَوْمَ تَأْت۪ي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ



O gün herkes gelip kendi nefsi adına uğraşır ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir. Onlar asla zulme (haksızlığa) uğratılmazlar.
-111

وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ



Andolsun ki onlara kendi içlerinden bir resul gelmişti fakat onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azab onları yakalayıverdi.
-113

فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالاً طَيِّباًۖ وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ



Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olarak yeyin. Eğer O'na kulluk etmekteyseniz, Allah'ın nimetine şükredin.
-114

اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ



O size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olanı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı gitmeden (yiyebilir). Allah Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir).
-115

مَتَاعٌ قَل۪يلٌۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ



(Onlar için) dünyada pek az bir meta (geçim ve yararlanma), ahirette ise çok acıklı bir azab vardır
-117

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ عَمِلُوا السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟



Sonra senin Rabbin, cahillikle (bilmeyerek) kötülük işleyen sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanları (bağışlayacaktır). Senin Rabbin bundan sonra elbette Gafur'dur (çok bağışlayandır), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir).
-119

اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاًۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ



Gerçek şu ki İbrahim (tek başına) bir ümmetti. Allah'a gönülden yönelip-itaat eden bir muvahhiddi ve o (hiçbir zaman) müşriklerden değildi.
-120

شَاكِراً لِاَنْعُمِهِۜ اِجْتَبٰيهُ وَهَدٰيهُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ



O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) onu beğenip-seçmiş ve doğru yola iletmişti.
-121

اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ



Cumartesi (yasağı) ancak onda ihtilafa düşenlere (farz) kılındı. Şüphesiz ki Rabbin, onların ihtilaf edegeldikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
-124

وَاِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِه۪ۜ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِر۪ينَ



Eğer ceza verecekseniz, size verilenin misliyle (aynı kadarıyla) ceza verin ve eğer (ceza vermeyip) sabrederseniz, elbette ki bu sabredenler için daha hayırlıdır.
-126

وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ ف۪ي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ



Sabret. Senin sabrın ancak Allah (için ve Allah'ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları tuzaklardan (hileli-düzenlerden) dolayı da kaygıya-sıkıntıya düşme.
-127

اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَالَّذ۪ينَ هُمْ مُحْسِنُونَ



Şüphe yok ki Allah muttakilerle (korkup-sakınanlarla) ve ihsan (iyilik) edenlerle beraberdir.
-128